Print Friendly and PDF

AKIL VE VECDİN MİZANI: GAZÂLÎ’NİN ŞER’Î KALESİNDEN İBN-İ ARABÎ’NİN TEVHİD UMMANINA BİR BAKIŞ


"İslâm düşünce dünyasında İmâm Gazâlî’nin (ö. 505/1111) 'sahv' / sobriety (ayıklık) üzerine kurulu nizamı ile Muhyiddîn İbn-i Arabî’nin (ö. 638/1240) 'sekir' / intoxication (manevî sarhoşluk) neşvesini taşıyan tefekkür sistemi, aradaki yaklaşık 150 yıllık zaman farkına rağmen birbirini hem dengeleyen hem de en ince detaylarıyla tenkit eden iki muazzam kutup olarak analiz edilmektedir."

Her ne kadar Gazâlî kronolojik / chronological olarak İbn-i Arabî’den önce yaşamış olsa da, kurduğu "şeriat-tarikat bütünlüğü" sistemi, Şeyh-i Ekber’in ontolojik / ontological (varlıksal) açılımlarını hem bir mizan / scale gibi tartar hem de belirli noktalarda "tehlikeli aşırılıklar" olarak mahkûm eder [Vassâf, 262-263; Câmî, 516].

Şer'î Hudutlar ve Muammalı Dilin Tenkidi

Gazâlî’nin sistemi, hakikatin ancak şeriat kabuğuyla korunabileceği esasına dayanır. Eğer Gazâlî, İbn-i Arabî’nin Fütûhât-ı Mekkiyye’deki "muammâlı" / mysterious ve sembolik dilini görseydi, bunu muhtemelen "avamın / common people akîdesini bozan bir fitne" / trial olarak nitelendirirdi. Zira Gazâlî, İhyâ eserinde sırların ehil olmayanlara açılmasını şiddetle yasaklamış; zâhir uleması / outward scholars ile mutasavvıflar arasındaki kavgayı dindirmek için tasavvufu şeriatın hizmetine sunmuştur [Gazâlî, 31; Kuşeyrî, 27].

Hakikat, şeriatın yağında gizli olan bir sırdır ve bu yağı koruyan kabuk zedelenirse hakikat de bozulup kokuşur. (Semerâtü’l-Fuâd, 78).

İbn-i Arabî’nin "Vahdet-i Vücûd" nazariyesi / theory, Gazâlî meşrebindeki muhakkikler / realizers tarafından genellikle 'hulûl' / incarnation (Tanrı'nın mahluka girmesi) veya 'ittihad' / union (birleşme) tehlikesi barındırdığı gerekçesiyle tenkit edilmiştir. Gazâlî’ye göre kul, ne kadar yükselirse yükselsin "abd" / servant (kul) olmaktan çıkamaz; oysa İbn-i Arabî’nin sistemindeki "Cemâl" / Beauty sıfatının "Celâl" / Majesty üzerine galip gelmesi, müridi şer’î sorumluluklardan / obligations uzaklaştırma (ibâha) riski taşır [Vassâf, 263; Kuşeyrî, 6].

Şeriat dairesinden tecavüz eden / exceeding her türlü ruhanî keşif, nefsin bir desisesi / trick veya şeytanın bir vesvesesidir. [Şârânî, 1014; Kuşeyrî, 1].

Firavun’un İmanı ve Ontolojik Ayrışma

Gazâlî ve İbn-i Arabî sistemleri arasındaki en sarsıcı çatışma noktalarından biri "Firavun’un imanı" meselesidir. İbn-i Arabî, Firavun’un boğulurken ettiği imanın "tâhir" / pure (temiz) olduğunu savunurken, Gazâlî’nin temsil ettiği Ehl-i Sünnet omurgası, Kur’an’ın zâhirî hükümlerine dayanarak Firavun’u küfrün sembolü olarak görür [Vassâf, 263, 659]. Gazâlî, insanın ruhanî yolculuğunda "sekr" (sarhoşluk) halini bir "geçiş istasyonu" olarak kabul ederken, nihâî hedefi "sahv-ı sânî" / second sobriety (ikinci ayıklık) makamı, yani şeriatın hükümlerine tam bir uyanıklıkla dönmek olarak belirlemiştir. İbn-i Arabî’nin sisteminde ise "sekr" hali ontolojik bir zemin bulur ki bu, Gazâlî takipçisi İmam-ı Rabbânî gibi zevat tarafından "Mekke ayetlerinden sapma" olarak analiz edilmiştir [Vassâf, 310; Câmî, 147].

İnsan psikolojisi, Allah'ın azameti karşısında kendi acziyetini itiraf etmek yerine, 'O benim, ben O'yum' gibi iddialarla nefsini kutsallaştırma (narsisizm) tuzağına düşmeye her zaman meyillidir. (Sırr-ı Mektum’a İşaretle; Vassâf, 298).

Psikolojik Analiz ve Manevî Travmalar

İbn-i Arabî’nin fikirleri, insan psikolojisindeki "sınırsızlık" arzusuna hitap ederken; Gazâlî, insanın bu "psikolojik travmalarını" / trauma 'terbiye' ve 'disiplin' ile tedavi etmeyi gaye edinir. Gazâlî’ye göre mürşid, müridindeki "edepsizliği" (şeriat dışı fikirleri) gördüğü an feyz perdesini kapatmalıdır [Şârânî, 1014]. İbn-i Arabî’nin sistemi ise müridi doğrudan bir ummana / ocean atar ki, burada pusulası (şeriatı) zayıf olanların boğulması işten bile değildir.

Kaynakların sürekli tekrarladığı fikir, arif için bir makam olan sırrın, ehil olmayan bir avam / common people için 'dalâlet' / heresy (sapıklık) kuyusu olduğudur. [Gazâlî, 308; Vassâf, 267].

Sonuç olarak Gazâlî, İbn-i Arabî’nin fikirlerini; şeriatın zâhirini muhafaza ettiği sürece "teyid" eder, ancak şer'î nizamı / order zorlayan ve akl-ı selîmi / common sense sarsan noktalarda "zındıklık" / heresy veya "sekir halinin bir yanılsaması" olarak sertçe "tenkit" ederdi.

Dipnotlar (APA):

  • Câmî, M. (1998). Nefahâtü’l-Üns (Lâmiî Çelebi Tercümesi, S. Uludağ & M. Kara, Haz.). İstanbul: Marifet Yayınları. (s. 128, 147, 516).
  • Gazâlî, İ. (2012). Muhtasar İhyâ-ü Ulûmiddin (A. Arslan, Çev.). İstanbul: Şura Yayınları. (s. 31, 308, 358-360).
  • Kuşeyrî, A. (2004). Tasavvufun İlkeleri - Risale-i Kuşeyrî (Cilt 1-2). İstanbul: Tercüman 1001 Temel Eser. (Cilt 1, s. 1, 6, 27).
  • Sarı Abdullah Efendi. (t.y.). Semerâtü’l-Fuâd. (s. 77-78, 128).
  • Şârânî, İ. (t.y.). Evliyalar Ansiklopedisi (Tabakâtü’l-Kübrâ). İstanbul: Bedir Yayınevi. (s. 1014, 1018).
  • Vassâf, H. (2005). Sefîne-i Evliyâ (Cilt 1-2). (M. Akkuş & A. Yılmaz, Haz.). İstanbul: Kitabevi Yayınları. (Cilt 1, s. 262-270, 310, 659).

Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Benzer Yazılar

Yorumlar

Çok Eski Yazılarımızdan

Arşivden yazılar getiriliyor...