Tuz ve Adalet
Güneşin tepede kavrulduğu, rüzgarın bile nefes almakta zorlandığı sıcak bir yaz günüydü. Doğu'nun adil hükümdarı Nuşirevan, vezirleri ve muhafızlarıyla birlikte gün doğarken ava çıkmıştı. Saatlerce at koşturmuşlar, tepeleri aşmışlar ve nihayetinde verimli bir av gerçekleştirmişlerdi. Gün öğleye döndüğünde, herkesin karnı iyice acıkmıştı. Ulu bir çınar ağacının gölgesine kondular. Askerler hemen çalı çırpı toplayıp büyük bir ateş yaktı. Avlanan etler şişlere dizildi, ateşin üzerine bırakıldı. Et kokusu etrafa yayılmaya başladığında, aşçıbaşı telaşla vezirin yanına koştu: "Sultanım, her şey hazır ancak çok büyük bir eksiğimiz var. Yanımıza tuz almayı unutmuşuz. Tuzsuz et hükümdarımıza layık değildir," dedi boynunu bükerek. Vezir, az ötede duran genç bir köleyi yanına çağırdı. Eliyle tepenin arkasını işaret etti: "Şu tepenin ardında küçük bir köylü köyü var. Hemen atına atla, oraya git ve et için bize biraz tuz getir," diye emretti. Köle tam atına bin...