Print Friendly and PDF

Gayret Sözle Olmuyor...Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver


 

Bazı insanlar tenkit eder. Bazıları ise gayret eder. İşte tarihi bir örnek şahsiyet.

Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver, kültürel değerlerin kaybolmasından duyduğu endişeyle hayatı boyunca gördüğü, duyduğu ve öğrendiği her şeyi yazarak kaydetmeyi bir ilke edinmiştir. Babasının ve lisedeki edebiyat hocası Süleyman Şevket Tanlı'nın yönlendirmesiyle, "Şifahi olmayın, not alın" felsefesini benimsemiş, 1.500'e yakın kişisel defter ve zengin bir arşiv meydana getirmiştir.  

Süheyl Ünver'in Arşivcilik ve Not Alma Anlayışı

  • Arşivsiz İlim Olmaz İnanışı: Ünver, sadece birkaç kitap karıştırmakla gerçek bir ilim yapılamayacağını, kalıcı eserler ve vesikalar üzerine kurulu bir arşiv geleneği oluşturulmadan bilim üretilemeyeceğini savunmuştur.  
  • Görsel ve Yazılı Kayıt: Sadece kelimelerle yetinmemiş; kaybolmaya yüz tutmuş bir çeşmenin kitabesini, mimari detayı veya bitki örtüsünü karakalem ve suluboya resimlerle, fotoğraflarla destekleyerek adeta zamanı durdurma çabası sergilemiştir.  
  • Eserin Kalıcılığı: "Esersiz bir insan iki defa ölüyor... Ebedi bahtiyar adam toprağa gömülen değil, yazdıklarının içine girebilendir" diyerek notların ve üretilen her türlü bilginin gelecek nesillere aktarılmasının hayati önemini vurgulamıştır.  
  • Vasiyetindeki Görüşü: Hayatının en büyük eserini oluşturan binlerce defterini ve fişleme sistemini ölümünden sonra Süleymaniye Kütüphanesine, Türk Tarih Kurumu'na ve tıp tarihi merkezlerine vasiyet ederek bırakmış, "Beni sakın öldü sanmayın, bütün hayatımın yaşanmış seneleri... defterlerimin içindedir" sözleriyle arşivine atfettiği değeri özetlemiştir.

Ordinaryüs Profesör Doktor A. Süheyl Ünver, hayatını adadığı not alma ve arşivcilik faaliyetlerini "lüzumsuz" görüp kendisini eleştirenlere karşı son derece net, sarsıcı ve vakur cevaplar vermiştir.

Cumhuriyet dönemi Türkiyesi'nde geçmişe ait el yazmaları, ebru, tezhip, minyatür gibi geleneksel sanatları canlandırmaya çalışırken ve her gittiği yerdeki küçük detayları (gazete kupürleri, faturalar, çeşme kitabeleri, davetiyeler vb.) arşivlerken çevresinden sık sık "Hoca, işin gücün yok mu, bu devir kapandı, bunlarla neden vakit kaybediyorsun?" ya da "Bu çer çöpü neden topluyorsun?" şeklinde tenkitler almıştır.

Onun bu eleştirilere karşı verdiği felsefi, tarihi ve edebi nitelikteki meşhur cevapları şu şekildedir:

1. "Siz Çöp Diyorsunuz, Bunlar Yarının Tarih Vesikalarıdır"

Ünver, insanların önemsiz görerek çöpe attığı veya saklamaya değer bulmadığı her bir kâğıt parçasının aslında bir dönemin sosyal hafızası olduğunu savunurdu. Kendisine yöneltilen eleştirilere karşı:

"Sizin çer çöp dediğiniz bu kağıtlar, bu notlar, yarın tarih yazacak olanların muhtaç olacağı en büyük vesikalardır. Biz hafızasız bir milletiz, yazmıyoruz. Yazmadığımız için de tarihimizi başkalarından öğreniyoruz."

diyerek toplumsal bir yaraya parmak basmıştır.

2. "Esersiz İnsan İki Defa Ölür"

Ünver, kendisini lüzumsuz işlerle uğraşmakla suçlayanlara, asıl trajedinin geride hiçbir iz bırakmadan yaşayıp gitmek olduğunu şu meşhur sözüyle hatırlatırdı:

"Esersiz bir insan iki defa ölüyor. Biri herkeste olduğu gibi biyolojik ölüm, diğeri ise dünyada hiçbir iz bırakmamış olmanın getirdiği mutlak yok oluş. Ebedi bahtiyar adam toprağa gömülen değil, yazdıklarının ve bıraktığı eserlerin içine girebilendir."

3. "Gelecek Nesiller Beni Haklı Çıkaracak"

Hoca, çağdaşlarının vizyonsuzluğunu ve günübirlik eleştirilerini hiçbir zaman ciddiye almamış, gözünü hep geleceğe dikmiştir. Günlüklerinde ve sohbetlerinde bu durumu şöyle ifade etmiştir:

"Bugün benim bu gayretimi fuzuli görenler olabilir. Ben bugün için değil, elli yıl, yüz yıl sonrası için yazıyor ve saklıyorum. Bugün yüzüne bakılmayan bu defterler, gün gelecek bu ülkenin köklerini arayan gençlerine birer fener olacak."

4. "Hicab-ı Azam" (Kendini Saklama Sanatı)

Süheyl Ünver, tasavvuf terbiyesinden geçmiş bir bilgindi ve hocası Abdülaziz Mecdi Tolun'un kendisine öğrettiği "Sen âlemi bileceksin, âlem seni bilmeyecek" düsturunu benimsemişti. Bu nedenle, tıp profesörü unvanına sahip koskoca bir bilim insanıyken kenarda köşede sessizce çiçek boyamasını, defter tutmasını hafife alanlara karşı bilerek kendini büyük davaların adamı gibi göstermezdi. Eleştirilere sadece tebessüm eder, sanatının ve defterlerinin arkasına gizlenerek medeniyet nöbetini tutmaya devam ederdi.

Kaynaklar ve Detaylı Okuma

Süheyl Ünver'in maruz kaldığı bu tenkitleri, bunlara verdiği cevapları ve onun bu muazzam kültür direnişini daha derinlemesine incelemek için şu temel kaynaklara başvurabilirsiniz:

·        Ahmet Güner Sayar – A. Süheyl Ünver: Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri: Ünver'in en yakın talebelerinden olan Prof. Dr. Ahmed Güner Sayar, kitabında hocasının entelektüel çevreler tarafından nasıl yalnız bırakıldığını, "boş işlerle uğraşıyor" diyenlere karşı nasıl bir sabırla kütüphanelerde dirsek çürüttüğünü detaylarıyla anlatır.

·        Gülbün Mesara – Kızının Gözünden Ordinaryüs Prof. Dr. Süheyl Ünver: Kızı Gülbün Mesara, babasının evdeki çalışma disiplinini ve "şifahi (sözlü) kültürden yazılı kültüre geçme" konusundaki ısrarlı mücadelesini aktarırken, çevrenin duyarsızlığına karşı babasının geliştirdiği felsefi duruşu kaynaklarıyla gözler önüne serer.

Süheyl Ünver'in bu eleştirilere karşı duruşunu gösteren "Hevâ-yı Nesîmî" (Rüzgarın Esintisi) olarak adlandırdığı hayata bakış felsefesini veya arşivini toplarken kullandığı özel fişleme (kataloglama) sistemi şöyleydi.

 

1. "Hevâ-yı Nesîmî" (Rüzgârın Esintisi) Felsefesi

Süheyl Ünver, hayatını ve çalışmalarını planlarken kendini zorlamaz, hayata karşı sert dirençler göstermezdi. Kendisinin "Hevâ-yı Nesîmî" (Hafif ve latif rüzgârın esintisi) adını verdiği bu felsefe, onun eleştirilere aldırmadan, ruhunu yormadan nasıl bu kadar çok iş üretebildiğinin anahtarıdır.

·        Rüzgârın Akışına Bırakmak: O, zorlama planlar yapmak yerine hayatın önüne çıkardığı fırsatları, bir rüzgârın önündeki yaprak gibi incelikle takip ederdi. Bir gün tıp tarihi çalışırken, ertesi gün rüzgârın esintisiyle kendini bir cami avlusunda kitabe kopyalarken bulabilirdi.

·        Gönül Rahatlığı ve Tebessüm: Kendisini "boş işlerle uğraşmakla" suçlayanlara karşı bu felsefe sayesinde hiç öfkelenmemiştir. Bir rüzgâr gibi esip geçer, eleştirileri duymazdan gelir ve tebessüm ederek işine bakardı.

·        Baskısız Üretim: Çalışmalarını bir zorunluluk veya stres kaynağı olarak görmezdi. Not almayı, resim yapmayı ve arşivlemeyi hayatın doğal bir parçası, adeta aldığı bir nefes gibi kabul ederdi.

2. Özel Fişleme ve Kataloglama Sistemi

Süheyl Ünver’in arşivi sadece kâğıtların üst üste yığılmasıyla oluşmamıştır. O, topladığı yüz binlerce belgeyi bugün bile araştırmacıların kolayca bulabileceği muazzam bir "fişleme" ve "dosyalama" sistemiyle düzene sokmuştur.

·        Zarflama ve Dosyalama Yöntemi: Ünver, eline geçen her gazete kupürünü, kartpostalı, faturaları veya kendi aldığı notları konularına göre ayırırdı. Bunları özel olarak hazırladığı büyük zarfların ve karton dosyaların içine koyardı.

·        Konu Başlıklarına Göre Tasnif: Arşivini şahıslar, şehirler, semtler, yapılar, hat sanatı, tıp tarihi gibi binlerce alt başlığa ayırmıştı. Örneğin "Süleymaniye" veya "Edirne" zarfını açtığınızda, içinden o konuya dair elli yıl boyunca toplanmış her türlü küçük vesika çıkardı.

·        Defterlerin İndekslenmesi: Tutmuş olduğu 1.500'e yakın defterin sadece içini doldurmakla kalmamış; her defterin arkasına veya başına titizlikle bir içindekiler (indeks) bölümü eklemiştir. Böylece hangi defterin hangi sayfasında ne olduğunu kendisi de araştırmacılar da anında bulabilmektedir.

·        Görsel Kataloglama: Fişlerin üzerine sadece yazı yazmaz, o konuyu hatırlatacak küçük karakalem çizimler, minyatürler veya mühürler eklerdi. Bu sayede arşivi hem yazılı bir katalog hem de görsel bir kütüphane halini almıştır.

Allah rahmet eylesin…

Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Benzer Yazılar

Yorumlar

Çok Eski Yazılarımızdan

Arşivden yazılar getiriliyor...