HAKİKATİN AYNASINDA YANKILANAN SIRLAR: TASAVVUF KAYNAKLARINDA SÜREKLİ TEKRAR EDİLEN HİKMETLİ KISSALAR
"Tasavvuf düşüncesinde hakikatlerin
kitlelere ulaştırılmasında kıssa ve mesel / story and parable anlatımı, soyut
kavramları müşahhas / concrete (somut) hale getiren ve müridlerin gönül
aynalarını cilalayan en tesirli irşad / guidance (doğru yolu gösterme)
metodudur." Sisteme yüklenen temel kaynaklar incelendiğinde, belirli
velîlerin hayatlarındaki kırılma noktalarının ve ruhanî tecrübelerinin /
spiritual experiences, ders verici mahiyette tekrar tekrar anlatıldığı müşahede
edilir. Bu kıssalar, insan psikolojisinin derinliklerine inerek kibri kırmayı,
merhameti yeşertmeyi ve mutlak tevhid / monotheism şuuruna ermeyi gaye edinir.
Dört Ölümün Sırrı ve Nefis Tezkiyesi
Sûfîlerin seyr-ü sülûk / spiritual journey
yolculuğunda nefis terbiyesinin / self-discipline temelini oluşturan en meşhur
ve en çok tekrarlanan anlatılardan biri "Dört Ölüm" / "The Four
Deaths" kıssasıdır. Bu öğretiye göre gerçek bir dervişin; açlık ve az
yemekle "Beyaz Ölüm"ü (Mevt-i Ebyaz), insanların ezâ ve cefâsına
tahammül etmekle "Siyah Ölüm"ü (Mevt-i Esved), nefsinin heva ve
heveslerine / desires (arzularına) muhalefet etmekle "Kızıl Ölüm"ü
(Mevt-i Ahmer) ve yamalı, mütevazı elbiseler (hırka) giyerek halkın nazarından
düşmekle "Yeşil Ölüm"ü (Mevt-i Ahdar) tatması şarttır. Kaynaklarda bu
mertebeler, sâlikin ruhanî olgunluğa erişmesi için geçmesi gereken mecburi
duraklar olarak nitelenir. Nefis, ancak kendi arzularının mezarı üzerinde
gerçek hayata kavuşabilir. (Attâr, s. 233; Câmî, s. 105).
İbrahim b. Edhem ve Belh Tahtının Terki
Dünya sevgisinden vazgeçişin (zühd) en çarpıcı
sembolü olarak bütün tabakât / biographical dictionaries eserlerinde yer alan
kıssa, Belh hükümdarı İbrahim b. Edhem’in (k.s.) ruhanî uyanışıdır. Geceleri
sarayının damında tıkırtı duyan İbrahim'in, "Kaybolan devemi
arıyorum" diyen gizemli / mysterious bir kişiye "Sarayın damında deve
mi aranır?" demesi üzerine aldığı; "Peki sen ipek yataklarda ve
hükümdarlık tahtında Allah’ı mı arıyorsun?" cevabı, onun hayatını kökten
değiştirmiştir. Bu hadise, psikolojik bir travma değil, aksine bir "ruhsal
sıçrama" olarak analiz edilir; zira İbrahim b. Edhem bu sesten sonra her
şeyi bırakıp çöle yönelmiştir. Dünyevî iktidar, mânevî hürriyetin önündeki
en ağır prangadır. Gönül sultanlığı, ancak dünya tacını ayaklar
altına almakla başlar. (Attâr, s. 218; Ahmed b. Hanbel, s. 768).
Hatem-i Esam ve "Sağırlık" Taklidinin
Edibi
Hatem-i Esam Hazretleri’nin (k.s.)
"Esam" / "The Deaf" (sağır) lakabıyla tanınmasına sebep
olan kıssa, tasavvufî edebin / Sufi etiquette zirvesini temsil eder. Yanına
soru sormaya gelen bir kadının kazaen bir ses (yel) çıkarması üzerine kadının
mahcubiyetini / embarrassment gidermek için "Kulağım ağır işitiyor, yüksek
sesle söyle!" diyerek otuz yıl boyunca sağırlık taklidi yapması, insan
psikolojisindeki "kusur örtme" (setr-i uyûb) hasletinin en kâmil
örneğidir. Bu davranışıyla o, bir insanın onurunu korumayı kendi duyma
yetisinden feragat etmeye tercih etmiştir. Arif olan, başkasının ayıbını
kendi kulağının sağırlaşmasıyla örten kimsedir. (Câmî, s. 105; Attâr, s.
263).
Bâyezid-i Bistâmî ve Köpeğin İkazı
Bâyezid-i Bistâmî Hazretleri’nin (k.s.) bir köpek
üzerinden aldığı ders, kaynaklarda "nefs-i emmâre"nin /
evil-commanding soul kibrini / pride kırmak için defaatle zikredilir. Yolda
giderken yanından geçen ıslanmış bir köpekten, "Necis / impure
olurum" endişesiyle eteğini toplayarak kaçan Bâyezid’e köpeğin hal diliyle
/ silent language; "Eteğin bana değseydi bir miktar suyla temizlenirdi;
ancak sen kendini benden üstün görüp kibirlenerek nefsini kirlettin, yedi
deryada yıkansan bu iç kirliliğinden kurtulamazsın" demesi, velinin dahi
her an nefis tuzağına karşı teyakkuzda / alert olması gerektiğini ihtar eder. Kendi
varlığını (nefsini) gören, mahlûkatın hakikatini ve Allah'ın tecellilerini asla
müşahede edemez. (Kuşeyrî, s. 1; Attâr, s. 260).
Râbiatü'l-Adeviyye ve Sırrın Korunması
Râbiatü'l-Adeviyye Hazretleri’nin hayatı, kadın
sûfîlerin maneviyat yolundaki üstünlüğünü ve "aşk" makamındaki
sarsılmaz duruşlarını anlatır. Bir hırsızın onun evine girip bir şeyler çalmak
istemesi, ancak Rabia namazdayken her çıkış kapısının kapandığını görmesi
üzerine "Dost uyumuşsa da, diğer Dost (Allah) uyanıktır!" nidasını
işitmesi, velilerin ilahî bir koruma / ismet (günah işlememe/korunma) altında
olduğunu vurgular. Gerçek sevgi, her an Sevgili'nin (Hak) uyanık
olduğunun bilincinde olmaktır. (Attâr, s. 213; Sülemî, s. 10).
Dipnotlar (APA):
- Attâr, F. (2022). Tezkiretü’l-Evliyâ (S. Uludağ, Çev.).
İstanbul: Kabalcı Yayınları. (s. 206-208, 213, 218, 233, 260, 263).
- Câmî, A. (1998). Nefahâtü’l-Üns (Lâmiî Çelebi Tercümesi, S.
Uludağ & M. Kara, Haz.). İstanbul: Marifet Yayınları. (s. 105).
- Hanbel, A. (t.y.). Kitabü’z-Zühd. (s. 768).
- Kuşeyrî, A. (2004). Tasavvufun İlkeleri - Risale-i Kuşeyrî.
İstanbul: Tercüman 1001 Temel Eser. (Cilt 2, s. 1).
- Sülemî, E. A. (t.y.). Kendilerini İbadete Adayan Sûfî Kadınlar.
(s. 10).
Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Yorumlar
Yorum Gönder