HAKİKATİN MİZANI: MENKIBELERDEKİ SIRRI AYIKLAMA VE ŞER'Î SÜZGEÇ
"Tasavvuf düşüncesinde menkıbeler, tarihî
bir kronolojiden / chronology (zaman dizini) ziyade, 'Allah’ın askerlerinden
birer asker' / soldiers of Allah's army olarak görülmüş; sâliklerin / seekers
(yolcuların) kalplerine sebât / stability (kararlılık) vermek ve mânevî yakîni
/ certainty artırmak gayesiyle birer irşad / guidance (uyarı) aracı
kılınmıştır." Ancak bu ruhanî / spiritual mirasta uydurma ve asılsız
rivayetlerin / fabricated narrations yaygınlaşması, hem dinî hem de psikolojik
bir aşınmaya yol açmıştır. Menkıbelerin
sıhhati / authenticity (doğruluğu) için takip edilmesi gereken temel yol,
sarsılmaz bir 'şer'î mizan' / legal scale (ölçü) ve 'mesaj odaklı' bir okuma
biçimidir [Cüneyd-i Bağdâdî, 106, 428, 437, 92].
1. Kitap ve Sünnet Terazisi: İlk ve Mutlak Ölçü
Tasavvufun anayasası kabul edilen kaynaklarda,
bir menkıbenin veya velî sözünün doğruluğunu ölçen en keskin kılıç Kur’an ve
Sünnet’tir. Cüneyd-i Bağdâdî’nin ifadesiyle, "Bizim ilmimiz kitap ve
sünnete bağlıdır; bu iki esasa dayanmayan her türlü keşif ve rivayet
merduddur" / rejected (reddedilmiştir) [Kuşeyrî, 1]. Eğer anlatılan bir olay,
şeriatın / Islamic law zâhirî / outward hükümlerine aykırıysa, o menkıbe
evliyaullahın değil, nefsin bir desisesi / trick veya "şeytanın bir
vesvesesi" / devil's whisper olarak kabul edilmelidir. Gerçek arifler,
gönüllerine doğan nükteleri bile ancak "iki adil şahit" olan Kur’an
ve Sünnet’in onayından geçtikten sonra kabul ederler [Kâşifî, 170;
Coşan, 824-825].
Bir menkıbe, şeriatın sınırlarını zorlayan bir
aşırılık içeriyorsa, o rivayetin kaynağında manevî bir sarhoşluk (sekr) veya
ravinin bir hatası aranmalıdır.
2. "Denildi" Sığası ve Temriz Metodu
Klasik tasavvuf metinlerinde müellifler,
kesinliğinden emin olmadıkları menkıbeleri naklederken "denildi /
kìle", "rivayet edildi" veya "hikâye edildi" gibi
'temriz sığalarını' / passive forms (belirsizlik kipi) kullanmışlardır
[Kuşeyrî, 438, 442]. Bu ifadeler, okuyucuya "bu bilgi mutlak bir dinî
kâide değildir, sadece bir ibret levhasıdır" uyarısını verir. Sıhhat /
authenticity arayan bir talip, bu ifadelerle başlayan menkıbelere ihtiyatla
yaklaşmalı, anlatılanın tarihî gerçeğinden ziyade taşıdığı mânevî mesaja
odaklanmalıdır [Attâr, 310; Uludağ, 438].
Kaynaklarda sürekli tekrarlanan düşünce, bir
bilginin yazılı bir senede ve şer'î bir asla dayanmadığı sürece ruhanî yolda
'karartı' / darkness yaratacağıdır.
3. Tarihî Şahsiyet ve Menkıbevî Kimlik Ayırımı
Menkıbelerin sıhhati konusundaki en büyük
karmaşa, velîlerin "tarihî ve hakikî şahsiyetleri" ile
"menkıbevî ve destânî şahsiyetleri" / legendary persona arasındaki
farkın gözetilmemesinden doğar [Câmî, 89-90]. Birçok menkıbe aslında "kurgu"
/ fiction niteliğindedir; yani fiilen yaşanmamış olsa da, olması arzu edilen
"en üstün ahlâkî modeli" sembolize etmek / symbolize için
üretilmiştir. Meselâ, İbrâhim Edhem’in Horasan’dan Kâbe’ye yuvarlanarak
gitmesi, coğrafî bir gerçeği değil, "zühd ve takvâ ile kat edilen
mesafenin ağırlığını" anlatan bir meseldir / parable [Uludağ, 301-302,
436].
İnsan psikolojisi, soyut hakikatleri kavramakta
zorlandığı için, menkıbeler bu hakikatleri 'müşahhas' / concrete (somut)
kalıplara dökerek sunan pedagojik birer aynadır.
4. Ucub ve Riya Tuzağından Arındırma
Uydurma menkıbelerin birçoğu,
"kerametfuruşluk" / showing off miracles (keramet satma) gayesiyle
sahte sofular tarafından uydurulmuştur. Hucvîrî ve Kuşeyrî gibi büyük imamlar,
kerameti halka arz etmeyi "erlerin hayzı" / menstruation of men
olarak nitelemiş ve manevî bir rüsvaylık / disgrace saymışlardır [Şârânî, 380;
Kuşeyrî, 59]. Eğer bir menkıbe, velîyi ilâhî bir güç ortağı gibi gösteriyor
veya kulu "mekr" / divine trap (ilâhî oyun) tehlikesinden
uzaklaştırıp bir "emniyet" / false security duygusuna sokuyorsa, o
rivayetin sıhhatinden şüphe edilmelidir [Attâr, 342; Coşan, 621].
Mürid için makam sayılan bir keramet anlatısı,
kâmil bir arif için ancak aşılması gereken bir 'hicap' / veil (perde) olabilir.
Sonuç ve Takip Edilecek Yol
Menkıbelerdeki uydurmalardan korunmak için;
- Rivayetin Kur’an ve Sünnet’e uygunluğu denetlenmeli,
- Senedli ve kaynaklı eserler (Kuşeyrî, Hucvîrî, Sülemî) esas alınmalı,
- Anlatılanın zahirî kabuğuna değil, bâtınî özüne / core (içsel anlamı)
bakılmalı,
- "Keramet" vurgusu yapan değil, "İstikamet" /
righteousness (doğruluk) ve "Güzel Ahlâk" aşılayan kıssalara
itibar edilmelidir [Coşan, 649, 1028].
Dipnotlar (APA):
- Attâr, F. (2022). Tezkiretü’l-Evliyâ (S. Uludağ, Çev.).
İstanbul: Kabalcı Yayınları. (s. 7, 284, 301-302, 309-310, 342).
- Câmî, M. (1998). Nefahâtü’l-Üns (Lâmiî Çelebi Tercümesi, S.
Uludağ & M. Kara, Haz.). İstanbul: Marifet Yayınları. (s. 89-92, 116).
- Coşan, M. E. (2016). Tabakàtü’s-Sûfiyye Sohbetleri (Cilt 1-4).
Sincan: Server Yayınları. (Cilt 1, s. 441, 613, 617, 824-826).
- Hucvîrî, A. (2022). Keşfü’l-Mahcub - Hakikat Bilgisi (S.
Uludağ, Çev.). İstanbul: Dergâh Yayınları. (s. 25-26, 31, 44).
- Kâşifî, F. A. (t.y.). Resahât - Can Damlaları. (s. 161, 170).
- Kuşeyrî, A. (2004). Tasavvufun İlkeleri - Risale-i Kuşeyrî
(Cilt 1-2). İstanbul: Tercüman 1001 Temel Eser. (Cilt 1, s. 1; Cilt 2, s.
59, 437-438, 442).
- Şâ’rânî, İ. (t.y.). Evliyalar Ansiklopedisi (Tabaqat). (Cilt 1,
s. 380, 1225).
- Uludağ, S. (2007). Sırlar Menbaı ve Tarikat Sultanı Cüneyd-i
Bağdâdî. İstanbul: Mavi Yayıncılık. (s. 426-429, 435-437).
Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Yorumlar
Yorum Gönder