Kayıtlar

Şeyh Öldü

Resim
  Bir zamanlar bir şeyh varmış. Celalliymiş derler. Celalli, melalli, gam yok. Talebelerinin yolunu çabuk açar, yetmiş yıllık işlerini yetmiş günde ikmal edermiş.     Kuş yuvasından bir an önce uçsun der gibi acele edermiş. Talebelerde vefalı olan, az olur derler,   yetiştirdikleri de şeyhlerini nedense sonra beğenmezlermiş. Şöylenin böylenin olmazsa olmazında kalırlarmış. Şeyh, iyi adamdı, canım adamdı, onlara tuzak kurmazdı. Fakat talebeleri ona erken tuzak kurdular. Şeyh talebe yetiştirmek için girmiş   bu yola, oldurmanın peşindeyken, talebeler uçmak kaçmak peşindelerdi. Böyleyken, şeyhin öğretmediği bir ince yolu vardı. Onu, yalnız o bilirdi. Öylede gerekliydi. Tabutunda saklı duranı kim bilirdi ki?         Bu nedenle, şeyh öldü… Talebeler kamil olduk gölgesinde, kendi başlarına kalmışlar. Şeyhten ayrı düşmüşlerdi. Aldatan ayrılık değildi, yolun çok geniş ve kolay oluşu idi. Bilmiyorlardı, geniş gibi görünen şeyin g...

Endülüs İşi Yok Etme

  Endülüs'ün yıkılış dönemindeki "Mülûkü't-Tavâif" (Beylikler Dönemi) olarak adlandırılan süreci acı bir bir şekilde özetlemektedir. Müslüman beyliklerin ve kabilelerin (aşiretlerin) birbirleriyle olan taht ve güç kavgaları yüzünden İspanyol krallıklarıyla ittifak kurmaları, kendi sonlarını hazırlamıştır. Tarihte bu duruma en net örnek, Endülüs'ün son kalesi olan Gırnata Emirliği (Nasriler) döneminde ve son hükümdar Ebu Abdullah (Boabdil) ile amcası El-Zagal arasındaki iç savaşta yaşanmıştır. Bu Sürecin Temel Özellikleri ·         İspanyollarla İttifak Kurmak: Bir Müslüman beylik, komşusu olan diğer Müslüman beyliği yenmek için Hristiyan Kastilya veya Aragon krallıklarından askeri yardım istemiş ve onlara vergi (baca) ödemiştir. ·         Birlikte Hareket Edememek: Hristiyan orduları bir Müslüman şehrini kuşattığında, diğer Müslüman beylikler "oh olsun" mantığıyla ya da kendi çıkarlarını düşüner...

İlahî Aşkın Sosyal Nizamla Dansı: Mistisizmin Ezelî Okyanusu ve İslam'ın Rehberliği Üzerine Bir Analiz

Resim
  "Sonsuz Okyanus ve Pusula" temasında ele alınan mistik tecrübenin evrenselliği, insan ruhunun tüm tarihsel ve kültürel bariyerleri aşarak ulaştığı o tekil ve değişmeyen hakikatin bir yansımasıdır. Mistisizm, tefekkürün derinliklerinde, zihnin tamamen içselleştiği bir anda elde edilen doğrudan ve vahyî bir bilgi olarak tanımlanır. Bu deneyim, bireysel farkındalığın aniden genişleyerek kendisini tüm varoluşun "nihai Zemini" ve "Tanrısallığı" (Godhead) olarak idrak etmesidir; bu durum farklı geleneklerde "fena", "nirvana" veya "samadhi" olarak isimlendirilse de özünde yatan gerçeklik bölünmez bir birliktir. Mistik idrak, kelimelerin ve dogmaların ötesinde, sessizliğin kalbinde atan bir ezelî hakikat nabzıdır. "Mistisizmin dinler üstü mahiyeti ve sosyal nizamla olan kaçınılmaz etkileşimi" konusuna giriş yapıldığında; mistiklerin ulaştığı bu birliğin, dilden ve kültürel formlardan bağımsız olduğu görülür. Vedalard...

Çok Eski Yazılarımızdan

Arşivden yazılar getiriliyor...