Ebu Said el Hayr’in Münacatı
Yâ İlâhî… Yâ İlâhe’l-Âlemîn… Sana gizli kalmayan perişan halimi, bu kara yüzümü ve kırık kalbimi hangi dille, hangi feryatla şikâyet edeyim? Huzuruna çıkacak ne bir salih amelim var, ne de mizanına sunacak temiz bir sermayem. Bu aciz kulun ruhundan süzülen o ezeli çığlıkla kapına geldim: "Ey aşk, ey feryat! Senin elinden feryadım! Bu halimin akıbeti ne olacak, başka bir sevdiğim yok ki." Feryadım, bu nefsin elinden, kalbimi bağlayan fani bağlardan. Diyorsun ki, "Aşk dervişe benden armağandır ve ıstıraptır." Mademki bu aşk senin bir lütfundur ve katıksız bir ıstıraptır; beni bu ıstırabın deryasında dirilt, senin yolunda ölürken, hayat bulan sevdiklerinin safına kat. Cömertçe gençliğini özgürce feda eden bu yiğitler için dünya saltanatı bir hiçtir. Eğer bu insanoğlu, senin settâr isminle örtüp gizlediğin gerçek halimi, içimdeki hamlığı ve gizli hataları bilseydi; beni kapı kapı kovulan bir yabancı gibi bu diyardan sürerlerdi. Ama Sen, ey zeng...