Kayıtlar
İsteyerek veya İstemeyerek İtaat Edeceğiz
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Allah, dünyayı ilk yarattığında orayı cinlerin doğasına uygun bir hale getirmeyi murat etti; yani yeryüzünü ateşler, lavlar, gazlar ve patlamalar içinde bıraktı. Ancak cinler kendilerine bahşedilen bu hayatın düzenini bozunca, Allah onlara doğru yolu bulmaları için meleklerden elçiler gönderdi. Ne var ki melekler cinlerle aynı cinsten olmadığı için onları bir türlü yola getiremedi. İlahi hikmet gereği, onları düzeltmek adına bu kez içlerinden, cinsiyeti olmayan bir cinni, yani İblis’i görevlendirdi. İblis, yaratılış olarak meleklerden daha güzeldi; aşkın en üst mertebesinde Allah’a öylesine itaatkar ve bağlıydı ki bu vasfıyla ilahi kata yakınlaştı, bizzat huzura kabul edildi ve bin yıl sürecek bir hükümranlığın başına geçti… Zaman bu şekilde akıp gitti. Derken ilahi irade, insanı var etmeyi murat etti. O zamana kadar her şey düz bir mantıkla ilerlediği için ortada bir sorun yoktu. Fakat Allah kaderi "bulanık mantık" (çok boyutlu ve gizemli bir akış) üzerine kurunca, her...
Kara Tren Yolunda
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Bacasından nur gibi dumanlar saçarak, çılgın düdüklerini haykıra haykıra istasyona doğru yol alan, gelen ve giden bir “Kara Tren” vardı… O kara tren, bizim diyarımıza hep gece vakti uğrar, zifiri karanlıkta biraz eğlenirdi. Adeta bir ihtiyaç varmış gibi durur, sonra yine yoluna devam ederdi. Ben ise gecenin köreldiği o ıssız saatlerde tepede onu bekler, doyumsuz gözlerle bakar dururdum. İçimden, “Ne olurdu,” derdim, “Bu tren bir gün gündüze kalsa da makinistini bir kez olsun görebilsem…” Bunu düşünerek ağladığım zamanlar da olurdu. Koca trenin her gün saatini hiç şaşırmadan gelişi ve gidişi, beni adeta tüketme noktasına getirmişti. Ancak dualarım kabul olmuştu. Olmuştu ki, tren bu cuma gecesi durdu ve gitmedi. Ne güzel, tren durmuştu! Sonunda o çok merak ettiğim insanı görecektim; o kara lokomotifte tren katarlarını peşinden sürükleyen, o makinisti… Onu hayal ediyordum: Onca vagonu peşine takan o devasa lokomotife can verdiğine göre, çok kuvvetli biri olmalıydı. Gün ağardı....
Bu Yolda Kırılmak Varmış
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Cevizin yeşil kabını yemekle tad bulunmaz, Zâhir ile ey fakih Kur’anı arzularsın. Niyazi-i Mısri (k.s.) Bugün açlığımı biraz yatıştırmak için kuruyemiş yiyordum; tabağın içinde çam fıstıkları vardı. Hepinizin başına gelmiştir; yeterince işleme tabi tutulmamış olanların kabuklarında çatlaklar oluşmadığından, onları dişimizle kırmak hem zor hem de oldukça rahatsız edicidir. Ben de ilerleyen yaşımdan dolayı böyle sert olanları kırmaktan vazgeçip atık bölümüne ayırıyordum. Tam o sırada kalbime şöyle bir ilham doğdu: "Heyhat! Bunca eziyet çek, güneşe ve yağmura katlan, tam yenecek kıvama gel... Fakat tam istifade edileceği safhada, küçücük bir işlem noksanlığından dolayı çöp ol..." Bu, insana acı veren bir durumdu. Her şeyiyle olgunlaşmış, ancak insan eliyle bir nevi engelli hale getirilmiş bu nesne, faydasızlar sınıfına dahil oluyordu. Toprağa dönüp gübre olmak elbette farklı bir durumdu; ancak bu fıstık, kendi tekamül seyrini tamamlayamadan yarı yolda kalmıştı. B...
Kirkor ve Derviş
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Derviş Nasıl Kurtuldu Yalnız yürüdüğü o çetin yolda kalbini dinleyerek gözyaşı döken bir derviş... Kapıları yüzüne kapanmış tekkesinden, ulu bir duman gibi kendini sokağa, kimsesizliğe bırakmıştı. Soluksuz kaldığı bu yorgunluğun içinde, eriyen bir mumun sızıp tükenmemesi ne mümkündü? Şeyhi onu tekkeden kovmuştu. Kovarken de yüzüne karşı, "Epey zamandır emek verdiğimiz birisin; fakat hâlâ bir adım bile atamadın, bırak iki adım atmayı. Senin elinden henüz tek bir insan, hatta kendin bile kurtulamadı!" demişti. Derviş, aslında çok gayretli bir kapı kuluydu. Ancak ne ettiyse, bir Allah kuluna gözle görülür bir fayda sağlayamamıştı. Yerleri öpmekse öpmüştü; kenef temizlemekse her gün yüksünmeden yapmıştı. Mutfakta soğan soymaktan tutun da bulaşık yıkamaya kadar her işe el atmıştı. Ne çare ki, şeyhinin ifade ettiği gibi manevi olarak bir adım bile ileri gidememişti. Nefsine basmıştı basmasına ama neye yarardı ki? Tüm bu çabaların semeresi sadece kendine kalmış, ötekilere bir...
Sen, Seni Sevdiğinle Bil. O, Seninledir
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Dervişin âdetiydi; hep sızlanarak Rabbine münacat ederdi. Bir gün eline bir kitap almıştı. İçinde, "Bazı dualar göklere yükselmez, bir yerlerde kalır," yazıyordu. Canı sıkıldı. "Melekler neden duayı yukarı çıkarmaz ki?" dedi. Sonra sitemle ekledi: "Allah'ım, zatın için noksanlık yoktur. Garip kullarına gazap ettiğini de düşünemiyorum. Aramıza bu melekleri niye sokuyorsun? Ben küçüksem, zatın çok büyük; bu aralığa bunca melek neden girsin ki? İstemiyorum aradaki perdeleri ve daha da ötesini! Eğer büyüklüğünü karşıma koyup benden bir şeyler bekliyorsan; bu acizin, Sana layık kulluğu yapacak gücü nasıl olsun? Hangi yüzle amellerini Sana sunabilir? Meleklerin varmış, günahı sevabı yazarlarmış. Bunlara onlar mı karar veriyor? Sonra diyorsun ki: 'Melekler kalbin içindekini bilmezler.' Beni onların eline bırakmana çok üzülüyorum. Aldatmak istedin mi, Senin hilenden kim aldanmaz? Aldanıyorum. Bizi çamurdan yaptın; seçilmiş çamurunla başımıza ne işle...
Ferraş Dede
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Geceleri dondurucu soğuğu, gündüzleri ise kavurucu kuraklığıyla bilinen o eski memlekette, kendi halinde, meczup bir dede yaşardı. Bütün işi gücü, sokaklardaki çöpleri toplamaktı. Hayatta tek bildiği, annesinin küçükken elinden tutup götürdüğü, o şeyhiydi. Onu canından çok severdi. Oğlunun bu süpürme işiyle ömür tüketmesi annesini her ne kadar üzse de, dede, elinden süpürgesini hiç düşürmez, her yeri köşe bucak temizlerdi. Annesi sürekli arkasından söylenirdi: "Oğlum, bu koca sokaklar, bu devasa meydanlar süpürmeyle temizlenir mi? Bırak artık şu işi." Ama kalbine düşen o aşk, bu sevdadan vazgeçer miydi hiç? Elinde süpürgesiyle her gün sokakları adımlar dururdu. Akşam karanlığı çökünce de kuytuda kalmış, cemaati az küçük bir mescide gider, orayı pırıl pırıl yapana kadar süpürür ve silerdi. Sonra da görevini hakkıyla bitirmiş bir memur edasıyla evinin yolunu tutardı. Mahallenin çocukları, onun geçeceği saatleri bildikleri için inadına çöpleri sokaklara saçarlardı....
Çok Eski Yazılarımızdan
Arşivden yazılar getiriliyor...