İran’ın Gizli Dehlizlerinde Bir Kan Denizi: 1988 Cezaevi Katliamı ve Ölüm Fetvası
1988 yılının Temmuz ayı sonlarında, İran İslam
Cumhuriyeti'nde binlerce siyasi mahkûmun sistematik bir şekilde sorgulanması,
işkence görmesi ve infaz edilmesiyle sonuçlanan, tarihin en karanlık
sayfalarından biri açılmıştır. Bu katliam, sadece birkaç ay içinde ülke
genelindeki hapishanelerde gerçekleştirilmiş ve Ayetullah Humeyni rejimine
muhalif olan neredeyse tüm siyasi unsurların tasfiyesi / liquidation
hedeflenmiştir.
Ölümcül Kararın Mimarı: Ölüm Fetvası / Deadly Fatwa
Metni
Katliam süreci, o dönemde terminal safhada hasta
olan Ayetullah Humeyni tarafından yayınlanan ve kamuoyundan gizlenen bir fetva
ile resmiyet kazanmıştır. Fetvanın tam metni ve içeriği şu şekildedir:
“Esirgeyen ve
Bağışlayan Allah’ın adıyla. Hain münafıklar İslam’a inanmadıkları ve her
söyledikleri aldatmaca ve ikiyüzlülükten / hypocrisy kaynaklandığı için;
liderlerinin iddialarına göre İslam’dan döndükleri / apostates (mürted)
oldukları için; Allah’a karşı savaş açtıkları / muharib (waging war on God)
oldukları ve ülkenin batı, kuzey ve güney bölgelerinde Irak Baas Partisi ile iş
birliği yaparak klasik bir savaş yürüttükleri için... Ülke genelindeki
hapishanelerde nifak / nifaq (hypocrisy) pozisyonunda sarsılmaz bir şekilde
duranların Allah’a karşı savaş açan / muharib oldukları ve idam / execution
cezasına çarptırıldıkları hükmüne varılmıştır.”.
Humeyni, bu süreci yürütmek üzere Tahran’da bir
dinî hâkim, Tahran savcısı ve İstihbarat Bakanlığı temsilcisinden oluşan bir
"Ölüm Komisyonu" / Death Commission görevlendirmiştir. Komisyona,
"İslam’ın düşmanlarına karşı devrimci öfke ve kinlerini kusmalarını"
ve "hiçbir şüphe veya endişeye kapılmamalarını" emretmiştir.
İran’ın Savunma Refleksi ve Tarih Eleştirisi
Açısından Hatalı Yaklaşımlar
İran hükümeti, bu gizli infazların varlığını uzun
süre reddetmiş veya çarpıtmıştır. Rejimin temel savunma hattı, bu mahkûmların
hapishane içerisinden Halkın Mücahitleri Örgütü’nün (MEK) "Ebedi
Işık" / Eternal Light operasyonuna destek verdikleri iddiası üzerine
kuruludur. Ancak bu savunma, tarihsel ve hukuki açıdan şu temel hataları
barındırmaktadır:
- Hukuksuzluk ve Çifte Yargılama: İdam edilenlerin büyük bir
kısmı zaten yargılanmış ve hapis cezalarını çekmekte olan kişilerdi;
birçoğunun cezası bitmek üzereydi veya çoktan bitmişti. Uluslararası
hukukta bir kişinin aynı suçtan iki kez yargılanması / double jeopardy
yasaktır.
- Sivil Mahkûm Statüsü: İdam
edilenlerin MEK’in askeri operasyonlarıyla somut bir bağı
kanıtlanmamıştır. Yıllardır tecrit altında olan mahkûmların sınır ötesi
bir operasyona nasıl bir askeri destek sağlayabileceği açıklanamamıştır.
- İdeolojik Tasfiye: Sorular siyasi suçlardan
ziyade inanç ve ideolojiye odaklanmıştır. "Namaz kılıyor musun?"
veya "İslam Cumhuriyeti’ne inanıyor musun?" gibi sorulara
verilen olumsuz yanıtlar, mahkûmları doğrudan "mürted" / murtad
(apostate) sınıfına sokmuş ve infazlarına neden olmuştur.
- Uluslararası Hukuk İhlalleri: İran,
taraf olduğu Uluslararası Sivil ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin (ICCPR)
yaşama hakkı (Madde 6), işkence yasağı (Madde 7) ve adil yargılanma hakkı
(Madde 14) gibi bağlayıcı maddelerini açıkça çiğnemiştir.
Katliamın Kronolojisi ve Sayısal Veriler
Katliam süreci, 1988 yazında başlayıp sonbahara
kadar devam eden aşamalı bir imha operasyonu şeklinde gelişmiştir:
- Temmuz 1988 Sonu: MEK sempatizanlarına
yönelik ilk dalga infazlar başlamıştır. Tahran’daki Evin ve Gohar Dasht
hapishaneleri tamamen dış dünyaya kapatılmış, ziyaretler yasaklanmış ve
televizyonlar toplatılmıştır.
- Ağustos 1988 Başı: İnfazlar
tüm hızıyla devam ederken, Ayetullah Ardebili gibi rejim yetkilileri cuma
hutbelerinde "halkın bu hainlerin idam edilmesini talep
ettiğini" söyleyerek zemini hazırlamıştır.
- Ağustos Sonu (27 Ağustos itibarıyla): İkinci
dalga olarak solcu / leftist mahkûmların sorguları ve infazları
başlamıştır.
- Kasım 1988: Ailelere
telefonla çocuklarının idam edildiği bilgisi verilmeye başlanmış, eşyaları
plastik torbalar içinde teslim edilmiştir.
Sayısal veriler konusunda farklı tahminler
bulunmaktadır. Dönemin Cumhurbaşkanı Rafsancani infaz edilenlerin sayısının
1.000’den az olduğunu iddia etse de, diğer kaynaklar çok daha korkunç rakamlar
vermektedir:
- Amnesty International: En az
2.000 ile 5.000 arası.
- Ayetullah Montazeri (Eski veliaht): Yaklaşık
2.800 ile 3.800 arası MEK destekçisi ve 500 kadar din dışı solcu.
- Muhalif Gruplar: 30.000
rakamına kadar çıkan tahminler mevcuttur.
Mahkûmların Profili: İsimler, Meslekler ve Suçlar
Kurbanların profili, sadece militanları değil,
rejim için entelektüel bir tehdit oluşturan geniş bir kesimi kapsamaktadır.
Önemli örnekler şunlardır:
- Dr. Faribourz Baghai: Tudeh
Partisi liderlerinden bir tıp doktoru / physician. Sorgusunda namaz kılıp
kılmadığı sorulmuş, tıbbi bilgilerini kullanarak gardiyanlara yardım
ettiği için hayatı bir süre bağışlanmıştır.
- Nima Parvaresh: 1983
yılında henüz 15 yaşındayken tutuklanmış bir genç. Solcu Paykar örgütü
sempatizanı olduğu için yıllarca hapis yatmış ve katliam sürecinde işkence
görmüştür.
- Keyvan Mahshid:
Hapishanede dindar bir yaşam sürmesine rağmen, dışarıda bir lider / leader
olma potansiyeli görüldüğü için infaz edilmiştir.
- Jalil Shahbazi: Solcu
bir mahkûm. Kamçılanarak namaz kılmaya zorlanmaya dayanamayarak hücresinde
intihar etmiştir.
- Roya: Gohar
Dasht hapishanesinde kalan ve tövbe etmeyi reddeden bir MEK destekçisi
kadın mahkûm. Ağustos başında götürülmüş ve bir daha kendisinden haber
alınamamıştır.
İnsan Psikolojisi ve Fıtratı Üzerine Gözlemler
Hapishane ortamındaki bu vahşet, hem mahkûmlar
hem de infazcılar üzerinde ağır psikolojik etkiler bırakmıştır. Bazı gardiyanların (örneğin Hacı
Amjad) katliamdan sonra içine kapandığı ve sessizleştiği gözlemlenmiştir;
bu durum insan fıtratının bu derece büyük bir zulmü taşımakta zorlandığının bir
göstergesidir. Mahkûmlar ise ölüme giderken ailelerine son bir iz bırakabilmek
için iç çamaşırlarına isimlerini yazmış veya gizli notlar bırakmaya
çalışmışlardır. Bu, insanın yok edilme karşısındaki var olma çabasının / effort
to exist en yalın halidir.
Kaynaklarda Oluşabilecek Düşünceler: Hükümetin
hala Khavaran gibi toplu mezar / mass grave alanlarını buldozerlerle düzlemeye
çalışması, suçun kanıtlarını yok etme ve toplumsal hafızayı silme çabası olarak
değerlendirilebilir. Arşivlerin açılmaması, gerçek sayının ve kimliklerin asla
tam olarak bilinemeyeceği riskini taşımaktadır.
İnfaz Sehpalarından Devletin Zirvesine: Ölüm Komisyonu
Üyelerinin Karanlık İktidar Yolculuğu
1988 yılındaki sistematik infazların ardından, bu
süreci yöneten isimlerin yargılanmak yerine İran devlet hiyerarşisinde en
kritik ve yüksek mertebelere getirilmesi, rejimin sadakati liyakatin önüne
koyan fıtratını / human nature gözler önüne sermektedir. "Ölüm Komisyonu
üyelerinin bugün hangi görevlerde bulunduğu" konusuna giriş yaparken, bu
şahısların neredeyse tamamının adalet mekanizmasının en üst kademelerinde
ödüllendirildiğini belirtmek gerekir.
Tahran Ölüm
Komisyonu’nun Karar Verici Çekirdek Kadrosu ve Güncel Mevkileri
Komisyonun en yetkili isimleri, 1988'den sonra
İran yargı sisteminin omurgasını oluşturmuştur:
- Hüseyin Ali (Cafer) Neyyeri: 1988
yılında Tahran Devrim Mahkemeleri Başkanı / Head of Tehran’s Revolutionary
Courts olarak görev yapan ve komisyona başkanlık eden Neyyeri, kaynaklara
göre şu an İran Yargıtay Başkan Vekili / Deputy Chief Justice of the
Supreme Court pozisyonundadır. Binlerce insanın kaderini dakikalar içinde
tayin eden bir ismin, bugün ülkenin en yüksek temyiz merciinde bulunması,
hukuk tarihçileri açısından aşırılıkların / extremities kurumsallaşması
olarak eleştirilmektedir.
- Murteza İşraki: Dönemin
Tahran Savcısı / Tehran’s Prosecutor olan İşraki, Humeyni’nin fetvasıyla
doğrudan komisyon üyesi atanmıştır. Şu anki görevi Yargıtay Üyeliği /
Justice on the Supreme Court olarak belirtilmektedir.
- Mustafa Pur-Muhammedi:
İstihbarat Bakanlığı temsilcisi / Intelligence Ministry representative
olarak komisyonda yer alan Pur-Muhammedi, siyasi kariyerinde büyük bir
sıçrama yaşamıştır. Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın kabinesinde İçişleri
Bakanlığı / Minister of Interior görevini yürütmüş, ayrıca Dini Lider’e
ulusal güvenlik danışmanlığı / national security advisor yapmıştır.
Yargı ve Cezaevi Hiyerarşisinde Yükselen Yardımcı
Üyeler
Komisyonun asli üyeleri dışında, sorgulama ve
infaz süreçlerinde aktif rol alan diğer isimler de benzer şekilde yükselmiştir:
- İbrahim Reisi: 1988'de
Tahran Savcı Vekili / Tehran’s Deputy Prosecutor olan Reisi, sık sık
İşraki’nin yerine komisyonda görev almıştır. Kaynaklara göre kendisi
Devlet Teftiş Kurumu Başkanı / Head of the State Inspectorate Office
olarak görev yapmaktadır. Reisi’nin kariyeri, rejimin ideolojik saflığını
koruyan isimleri en hassas denetim mekanizmalarının başına getirme
eğilimini yansıtmaktadır.
- Ali Mübeşşiri: Evin
Cezaevi'nde dini hakim / religious judge olarak görev yapan Mübeşşiri,
Tahran Devrim Mahkemeleri Başkanı / President of Revolutionary Courts in
Tehran makamına yükselmiştir.
- İsmail Şüşteri: 1988'de
Devlet Cezaevleri Kurumu Başkanı / Head of the State Prisons Organization
olan Şüşteri, daha sonraki yıllarda hem Rafsancani hem de Hatemi
dönemlerinde Adalet Bakanı / Minister of Justice olarak hizmet vermiştir.
Bir cezaevi yöneticisinden adalet bakanına dönüşmesi, tarih eleştirisi
açısından devletin infazcılarını meşrulaştırma çabası olarak görülebilir.
Taşra Komisyonları ve Yerel Yetkililerin
Bürokratik Dönüşümü
Katliam sadece Tahran ile sınırlı kalmadığı için,
taşrada görev yapan komisyon üyeleri de ödüllendirilmiştir:
- Muhammed Mukişei (Naseriyan):
Gevherdüşt Cezaevi Valisi / Governor of Gohar Dasht prison olan ve
mahkûmlar tarafından gaddarlığıyla bilinen bu şahıs, şu an üst düzey bir
yargı yetkilisi / senior judiciary official konumundadır.
- Alireza Avayi:
Dezful’daki komisyonda yer alan ve işkenceci / torturer olarak tanımlanan
Avayi, daha sonra Kirmanşah Eyaleti Adalet Bakanlığı Başkanı / Head of the
Justice Ministry of Kermanshah Province olmuştur.
İnsan Psikolojisi ve Tarihsel Meşruiyet Açısından
Bir Değerlendirme
Bu şahısların kariyer basamaklarını hızla
tırmanması, insan fıtratının / human nature vicdan azabından ziyade ideolojik
bir "görev bilinciyle" hareket ettiğinde ne kadar uç noktalara
varabileceğini göstermektedir. İnsan psikolojisi açısından, bu derece büyük bir
kan gölüne imza atan bireylerin, daha sonra "adalet" ve "iç
güvenlik" gibi kavramları temsil etmesi, toplumun adalet algısında derin
yaralar açmaktadır. Tarih eleştirisi açısından, 1988 katliamı İran için bir
"temizleme" / liquidation operasyonu olarak görülmüş ve bu
operasyonda yer alanlar rejimin "güvenilir muhafızları" olarak
tescillenmiştir.
Kaynaklara Dair Düşünceler ve Gizemli Detaylar
Kaynaklarda şu da olabilir: Bu isimlerin
birçoğunun bugün hala görevde olması, 1988 olaylarına dair arşivlerin neden
hala sıkı bir şekilde korunduğunu ve Khavaran gibi toplu mezar / mass grave
alanlarının neden buldozerlerle düzlendiğini açıklamaktadır. Bu bir kripto /
crypto tarzı gizleme çabasıdır; çünkü bu kişilerin geçmişiyle yüzleşilmesi,
mevcut yargı sisteminin meşruiyetinin sorgulanmasına yol açacaktır.
İnfaz Sehpalarından Devletin Zirvesine: Ölüm Komisyonu
Üyelerinin Karanlık İktidar Yolculuğu
1988 yılındaki sistematik infazların ardından, bu
süreci yöneten isimlerin yargılanmak yerine İran devlet hiyerarşisinde en
kritik ve yüksek mertebelere getirilmesi, rejimin sadakati liyakatin önüne
koyan fıtratını / human nature gözler önüne sermektedir. "Ölüm Komisyonu
üyelerinin bugün hangi görevlerde bulunduğu" konusuna giriş yaparken, bu
şahısların neredeyse tamamının adalet mekanizmasının en üst kademelerinde
ödüllendirildiğini belirtmek gerekir.
Tahran Ölüm Komisyonu’nun Karar Verici Çekirdek
Kadrosu ve Güncel Mevkileri
Komisyonun en yetkili isimleri, 1988'den sonra
İran yargı sisteminin omurgasını oluşturmuştur:
- Hüseyin Ali (Cafer) Neyyeri: 1988
yılında Tahran Devrim Mahkemeleri Başkanı / Head of Tehran’s Revolutionary
Courts olarak görev yapan ve komisyona başkanlık eden Neyyeri, kaynaklara
göre şu an İran Yargıtay Başkan Vekili / Deputy Chief Justice of the
Supreme Court pozisyonundadır. Binlerce insanın kaderini dakikalar içinde
tayin eden bir ismin, bugün ülkenin en yüksek temyiz merciinde bulunması,
hukuk tarihçileri açısından aşırılıkların / extremities kurumsallaşması
olarak eleştirilmektedir.
- Murteza İşraki: Dönemin
Tahran Savcısı / Tehran’s Prosecutor olan İşraki, Humeyni’nin fetvasıyla
doğrudan komisyon üyesi atanmıştır. Şu anki görevi Yargıtay Üyeliği /
Justice on the Supreme Court olarak belirtilmektedir.
- Mustafa Pur-Muhammedi:
İstihbarat Bakanlığı temsilcisi / Intelligence Ministry representative
olarak komisyonda yer alan Pur-Muhammedi, siyasi kariyerinde büyük bir
sıçrama yaşamıştır. Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın kabinesinde İçişleri
Bakanlığı / Minister of Interior görevini yürütmüş, ayrıca Dini Lider’e
ulusal güvenlik danışmanlığı / national security advisor yapmıştır.
Yargı ve Cezaevi Hiyerarşisinde Yükselen Yardımcı
Üyeler
Komisyonun asli üyeleri dışında, sorgulama ve
infaz süreçlerinde aktif rol alan diğer isimler de benzer şekilde yükselmiştir:
- İbrahim Reisi: 1988'de
Tahran Savcı Vekili / Tehran’s Deputy Prosecutor olan Reisi, sık sık
İşraki’nin yerine komisyonda görev almıştır. Kaynaklara göre kendisi
Devlet Teftiş Kurumu Başkanı / Head of the State Inspectorate Office
olarak görev yapmaktadır. Reisi’nin kariyeri, rejimin ideolojik saflığını
koruyan isimleri en hassas denetim mekanizmalarının başına getirme
eğilimini yansıtmaktadır.
- Ali Mübeşşiri: Evin
Cezaevi'nde dini hakim / religious judge olarak görev yapan Mübeşşiri,
Tahran Devrim Mahkemeleri Başkanı / President of Revolutionary Courts in
Tehran makamına yükselmiştir.
- İsmail Şüşteri: 1988'de
Devlet Cezaevleri Kurumu Başkanı / Head of the State Prisons Organization
olan Şüşteri, daha sonraki yıllarda hem Rafsancani hem de Hatemi
dönemlerinde Adalet Bakanı / Minister of Justice olarak hizmet vermiştir.
Bir cezaevi yöneticisinden adalet bakanına dönüşmesi, tarih eleştirisi
açısından devletin infazcılarını meşrulaştırma çabası olarak görülebilir.
Taşra Komisyonları ve Yerel Yetkililerin
Bürokratik Dönüşümü
Katliam sadece Tahran ile sınırlı kalmadığı için,
taşrada görev yapan komisyon üyeleri de ödüllendirilmiştir:
- Muhammed Mukişei (Naseriyan):
Gevherdüşt Cezaevi Valisi / Governor of Gohar Dasht prison olan ve
mahkûmlar tarafından gaddarlığıyla bilinen bu şahıs, şu an üst düzey bir
yargı yetkilisi / senior judiciary official konumundadır.
- Alireza Avayi:
Dezful’daki komisyonda yer alan ve işkenceci / torturer olarak tanımlanan
Avayi, daha sonra Kirmanşah Eyaleti Adalet Bakanlığı Başkanı / Head of the
Justice Ministry of Kermanshah Province olmuştur.
İnsan Psikolojisi ve Tarihsel Meşruiyet Açısından
Bir Değerlendirme
Bu şahısların kariyer basamaklarını hızla
tırmanması, insan fıtratının / human nature vicdan azabından ziyade ideolojik
bir "görev bilinciyle" hareket ettiğinde ne kadar uç noktalara
varabileceğini göstermektedir. İnsan psikolojisi açısından, bu derece büyük bir
kan gölüne imza atan bireylerin, daha sonra "adalet" ve "iç
güvenlik" gibi kavramları temsil etmesi, toplumun adalet algısında derin
yaralar açmaktadır. Tarih eleştirisi açısından, 1988 katliamı İran için bir
"temizleme" / liquidation operasyonu olarak görülmüş ve bu
operasyonda yer alanlar rejimin "güvenilir muhafızları" olarak
tescillenmiştir.
Kaynaklara Dair Düşünceler ve Gizemli Detaylar
Kaynaklarda şu da olabilir: Bu isimlerin
birçoğunun bugün hala görevde olması, 1988 olaylarına dair arşivlerin neden
hala sıkı bir şekilde korunduğunu ve Khavaran gibi toplu mezar / mass grave
alanlarının neden buldozerlerle düzlendiğini açıklamaktadır. Bu bir kripto /
crypto tarzı gizleme çabasıdır; çünkü bu kişilerin geçmişiyle yüzleşilmesi,
mevcut yargı sisteminin meşruiyetinin sorgulanmasına yol açacaktır.
Kaynakça (APA Şeklinde):
İran İnsan Hakları Dokümantasyon Merkezi (IHRDC).
(2009). Deadly Fatwa: Iran’s 1988 Prison Massacre (Ölümcül Fetva: İran’ın
1988 Hapishane Katliamı). New Haven, CT.
Karanlığın İkinci Perdesi: 1988 Katliamında Solcu
Mahkûmların İnanç İmtihanı
1988 yılının kavurucu yazında, İran
hapishanelerinde ilk dalga olan Halkın Mücahitleri Örgütü sempatizanlarının
tasfiyesi / liquidation büyük ölçüde tamamlandıktan sonra, rejim namlusunu
ülkedeki solcu ve seküler / secular muhaliflere çevirmiştir. "Solcu mahkûmlara yönelik
ikinci dalga sorguların detayları nedir?" sorusuyla konuya giriş
yapıldığında, bu sürecin siyasi bir hesaplaşmadan ziyade dini bir engizisyona /
inquisition dönüştüğü görülmektedir.
İdeolojik Engizisyonun Başlangıcı: Siyasi Suçtan
İnanç Sorgusuna Geçiş
İkinci dalga sorgular, 27 Ağustos 1988 civarında
Gohar Dasht ve Evin hapishanelerinde eş zamanlı olarak başlamıştır. İlk
dalgadan farklı olarak bu aşamada mahkûmların siyasi faaliyetlerinden ziyade
kişisel inançları ve dini pratikleri mercek altına alınmıştır. Ölüm Komisyonu /
Death Commission üyeleri olan Nayyeri, Eshraghi ve Pour-Mohammadi, solcu
mahkûmları "Müslüman mısın?", "Allah’a inanıyor musun?",
"Ramazan’da oruç tutar mısın?" ve en önemlisi "Namaz kılıyor
musun?" gibi sorularla köşeye sıkıştırmıştır.
Tarih eleştirisi açısından bakıldığında, bu
sorgulamaların hiçbir hukuki dayanağı yoktu; çünkü mahkûmların çoğu zaten
yıllar önce yargılanmış ve cezalarını çekmekte olan "sivil"
kişilerdi. Rejimin bu aşırılığı / extremism, muhalefeti sadece fiziksel olarak
değil, ideolojik olarak da tamamen yok etme arzusundan kaynaklanıyordu.
Mürted Sınıflandırması ve Ölümcül Ayrım: Fitri mi
Milli mi?
Sorgulamalar sırasında rejim, mahkûmları Şii
fıkhına dayanan iki tehlikeli kategoriye ayırmıştır: "Mürted-i Fitri"
ve "Mürted-i Milli".
- Mürted-i Fitri / Doğuştan Müslüman: Müslüman
bir ailede doğup büyüyen ancak sonradan inancını terk eden erkekleri
kapsıyordu. Bu kategorideki mahkûmlar için verilen hükmün geri dönüşü
yoktu; doğrudan idam / execution cezasına çarptırılıyorlardı.
- Mürted-i Milli / Sonradan Müslüman: Müslüman
olmayan ailelerden gelen ancak İslam’ı kabul edip sonra vazgeçenleri
tanımlıyordu. Bu kişilere tövbe / tawbih etmeleri için üç gün süre
veriliyor, aksi halde dördüncü gün idam ediliyorlardı.
İlginç bir detay olarak, kadın mahkûmlar
genellikle doğrudan idam edilmemiş, inançlarını değiştirmeleri için ağır
işkencelere maruz bırakılmışlardır. Bu durumun temelinde, fıkhi olarak
kadınların tam sorumlu sayılmaması ve kırbaç / flogging yoluyla yola getirilebileceklerine
dair ataerkil bir inanç yatmaktaydı.
Gohar Dasht ve Evin’de Kırbaç Sesleri: Zorunlu
Namaz ve İşkence
Solcu mahkûmların sorgularında namaz kılmayı
reddedenler için sistematik bir işkence protokolü uygulanmıştır. Mahkûmlar, her
vakit namazı için beş kez olmak üzere, günde toplam 25 kırbaç darbesiyle
cezalandırılmışlardır.
- Amir Atiabi’nin Tanıklığı: Atiabi, komisyonun
karşısında "Eğer sizin İslam’ınız buysa, ben Müslüman değilim"
diyerek direnmiş, ayakları şişene ve uyuşana kadar dövülmüştür.
- Kadın Mahkûmların Dramı: Mahiar
ve Monireh Baradaran gibi kadın mahkûmlar, hücrelerinde her namaz vaktinde
gardiyanlar tarafından dövülmüşlerdir. Mahiar, 24 gün boyunca günde beş
kez kırbaçlandığını, bu süreçte uyku yoksunluğu / sleep deprivation
çektiğini ve gardiyanların inançlarını değiştirmeyen kadınlara
"pislik" muamelesi yaptığını anlatmaktadır.
İnsan Psikolojisi ve Direncin Sınırları:
İntiharlar ve Açlık Grevleri
İnsan psikolojisi ve fıtratı, bu derece yoğun ve
tekrarlayan bir fiziksel acı karşısında çoğu zaman kırılma noktasına gelmiştir.
Bazı mahkûmlar, her vakit namazında gelecek olan kırbacı beklemenin darbenin
kendisinden daha acı verici olduğunu belirtmişlerdir. Bu infernal / cehennemi
durum, mahkûmları intihara sürüklemiştir. Örneğin Jalil Shahbazi, daha fazla
işkenceye dayanamayarak hücresinde yaşamına son vermiştir. Diğer yandan,
mahkûmlar arasında açlık grevleri / hunger strikes yoluyla pasif bir direniş başlatılsa
da, rejim bu grevleri kırbaçlamaya devam ederek yanıtlamıştır.
İlgili Konular ve Hatırlatmalar
Bu ikinci dalga sırasında rejim, dış dünyayla tüm
iletişimi kesmiş; televizyonları toplamış ve ziyaretleri yasaklamıştır.
Mahkûmlar, Gohar Dasht’taki Husseiniyih Salonu’ndan gelen ceset kamyonlarının
seslerini ve dezenfektan kokularını duyarak ölüme ne kadar yakın olduklarını
fark etmişlerdir.
Bazı
mahkûmların sırf "seyyid" / prophet's descendant oldukları için
infazdan kurtarılmış olması, rejimin hukuku değil tamamen keyfi ve geleneksel
yorumları esas aldığını göstermektedir.
Dipnotlar: İran İnsan Hakları
Dokümantasyon Merkezi (IHRDC). (2009). Deadly Fatwa: Iran’s 1988 Prison
Massacre (Ölümcül Fetva: İran’ın 1988 Hapishane Katliamı). New Haven, CT:
IHRDC.
Betonun Altında Gizlenen Hakikat: Khavaran’ın
Sistematik Tasfiyesi
İran’ın başkenti Tahran’ın güneydoğusunda, ıssız
bir bölgede yer alan Khavaran, 1988 hapishane katliamının en acı verici
tanıklıklarını barındıran bir toplu mezar / mass grave alanıdır. Bu bölge,
rejim tarafından "Lanetliler Yeri" / La’nat Abad olarak adlandırılan
ve siyasi mahkûmlar ile "mülhit" / atheists (Bahailer dahil)
sayılanların defnedilmesi için ayrılan bölümlerden oluşmaktadır. Khavaran’ın
bugünkü durumu, devletin geçmişteki suçlarını örtbas etme ve toplumsal hafızayı
silme çabasının merkezinde yer almaktadır.
Delil Karartma Operasyonu: Ocak 2009 Yıkımı ve
Fiziksel Tahribat
"Khavaran’ın mevcut fiziksel durumuna dair
en kritik gelişme" Ocak 2009’da yaşanmıştır. Bu tarihte İran hükümeti,
1988 infazlarına dair kanıtları yok etmek amacıyla mezarlık alanını
buldozerlerle düzlemeye / bulldozing başlamıştır. Bu eylem, ailelerin ve insan
hakları gruplarının yoğun protestolarına rağmen gerçekleştirilen sistematik bir
delil karartma / destroying evidence girişimidir.
- Yüzeydeki Kalıntılar: Katliam
döneminde kazılan iki büyük kanal, üzerleri toprakla örtülmesine rağmen
belirgin tümsekler halindeydi. Ancak defin işlemlerinin çok sığ yapılması
nedeniyle, toprağın altında kemik kalıntıları, kıyafet parçaları,
terlikler ve taraklar gibi kişisel eşyalar yüzeyden görülebiliyordu. Bazı
tanıklar, eşlerinin kalıntılarını bulmak için toprağı çıplak elleriyle
kazmak zorunda kalmıştır.
- Anıtların Yok Edilmesi: Yas
tutan aileler tarafından dikilen küçük anıtlar veya işaretler, güvenlik
güçleri tarafından düzenli olarak parçalanmış ve yok edilmiştir. Alanın
bugün büyük oranda düzleştirilmiş ve beton dökülerek veya ağaçlandırılarak
doğal dokusunun bozulmaya çalışıldığı bilinmektedir.
Güvenlik Kuşağı ve Yas Hakkının Gaspı
"Mezarlık alanının mevcut güvenlik
statüsü" tam bir tecrit altındadır. Khavaran, Pasdarlar / Pasdaran (Devrim
Muhafızları) tarafından sürekli devriye gezilen ve gözetim altında tutulan bir
bölgedir.
- Giriş Engelleri: Hükümet,
ailelerin mezar alanına erişimini sürekli olarak engellemektedir.
Özellikle infazların yıl dönümü kabul edilen Ağustos sonlarında, bölgedeki
kolluk kuvveti varlığı artırılmaktadır.
- Tutuklamalar ve Şiddet: Toplu
mezar alanını ziyaret eden veya burada anma töreni düzenlemeye çalışan
kişiler taciz edilmekte, saldırıya uğramakta ve tutuklanmaktadır. Örneğin
2008 yılında düzenlenen bir anma töreninde en az 17 kişi gözaltına
alınmıştır.
Tarih Eleştirisi ve İnsan Psikolojisi Açısından
Yaklaşım
Tarih eleştirisi açısından yaklaşıldığında,
Khavaran’ın buldozerlerle düzlenmesi, rejimin "resmi tarih kaydı" /
historical record oluşturulmasını engelleme niyetini taşır. Bir toplu mezarın
ortadan kaldırılması, sadece fiziksel delillerin yok edilmesi değil, aynı
zamanda kurbanların "zorla kaybedilme" / enforced disappearance
statüsünün kalıcı hale getirilmesidir.
İnsan fıtratı ve psikolojisi, yas sürecinin
tamamlanması için somut bir mekan / burial site ve tören ihtiyacı duyar.
Hükümetin ailelerin ağlamasını yasaklaması ve mezarları tahrip etmesi, kurban
yakınları üzerinde "zalimce, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele" /
cruel, inhuman or degrading treatment oluşturmaktadır. Bu durum, fıtraten var
olan yas tutma ve onurla gömülme hakkına karşı bir aşırılık / extremity olarak
nitelendirilebilir.
Kaynaklarda Şüphe Uyandıran Gizemli Noktalar
Khavaran’ın bu kadar ısrarla yok edilmeye çalışılması, sadece 1988
kurbanlarının sayısının bilinenden çok daha fazla olabileceği veya infaz
yöntemlerine dair hala keşfedilmemiş (kripto / crypto tarzı gizlenmiş)
kanıtların bulunduğu düşüncesini doğurmaktadır. Toplu mezarların üzerinin
betonla örtülmesi, hakikatin toplumsal hafızadan silinmesi için başvurulan son
ve en sert yöntemdir.
Kaynakça
Iran Human Rights Documentation Center (IHRDC).
(2009). Deadly Fatwa: Iran’s 1988 Prison Massacre (Ölümcül Fetva: İran’ın
1988 Hapishane Katliamı). New Haven, CT.
Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Yorumlar
Yorum Gönder