Print Friendly and PDF

Yahudilik İnancında Tanrı’nın İsimlerine Yönelik Gösterilen Muazzam Hürmet İle Kazanımları


Giriş

Günümüzde Müslüman topluluklar arasında, edepsizlik meselesi veya ilahiyatçıların yaptığı konuşmalar, geçmişte gösterilen saygının önemsizleştirilmesine ve Müslümanların inançlarında zayıflık göstermelerine yol açmıştır.

Osmanlı döneminde, insanlar eğitimsiz olsalar bile, Kur'an'a, din alimlerine ve manevi değerlere duydukları saygı sayesinde manevi bir güç hissederlerdi. Ancak son zamanlarda bu durum bozulmuştur… İlahiyatçılar şöyle söylüyorlar:

“Kur'an duvarlara asılmak için gelmedi; değer verdiğiniz insanlar o kadar önemli değil; onlar da sizin gibiler; tüm bu edepleriniz şirk/ boşuna.” Bu şekilde, her alanda saygısızlığa ve edepsizliğe kapı açmışlardır.

Zamanla Müslümanlar arasında bir zayıflık ortaya çıkmıştır. Ancak bugün, Yahudilerin Tevrat'a ve Tanrı'nın isimlerine duydukları saygı sınırsızdır ve bu sınırsızlık karşısında Müslümanlara karşı daha baskın bir konum elde etmişlerdir. Örneğin, Allah'ın adı "YHWH" yazıldığında, onu silmezler veya parçalamazlar. Okunamaz hale geldiğini gördüklerinde, onu uygun bir yere gömerler. Geçmişte, bizde de böyle bir adet vardı; yıpranmış bir Kur'an okunamaz hale geldiğinde, insanlar onu bir mezarlığa götürür ve saygıyla, hürmetle gömerlerdi.

Anlaşılan Müslüman dünyasının şu anda çektiği acılar, bu saygısızlık ve ahlaksızlık yüzünden kaynaklanmaktadır.

Bu konuyu, en azından bu meseleyi ve bazı eylemlerin nasıl alternatif kötülüklere yol açabileceğini hatırlatmak ve aklımızı başımıza toplamak için gündeme getirdim.

 

Yahudilik inancında Tanrı’nın isimlerine yönelik gösterilen muazzam hürmetin dayanakları nelerdir ve bu isimlerin yazımı, telaffuzu veya muhafazası konusundaki yasaklar ne kadar kapsamlıdır?

Yahudi geleneğinde, özellikle "Tetragrammaton" /dört harfli isim/ olarak bilinen ve "Yod-He-Vav-He" harflerinden oluşan kutsal ismin yeri, diğer tüm isimlerden ayrı ve yüce tutulmuştur.

Bu isim, Tanrı'nın tamamen kişisel ve en üstün yaratıcı ismi olarak kabul edilir; evrenin tüm sırlarını barındırdığına inanıldığı için günlük dilde telaffuz edilmesi veya ulu orta yazılması kesin bir tabu /yasak/ ile sınırlandırılmıştır.

Yahudi teolojisinde /tanrıbiliminde/ Tanrı’nın ismini telaffuz etmekten kaçınmak, korkudan ziyade bir dindarlık ve hürmet göstergesidir. "YHVH" ismiyle karşılaşıldığında, inançlı bir Yahudi bu adı olduğu gibi okumaz; bunun yerine "Adonai" /Efendi/ veya "HaShem" /İsim/ kelimelerini kullanır. İsmin gerçek telaffuzunun kaybolduğu veya sadece çok özel durumlarda Başrahip tarafından tapınakta telaffuz edildiği bilinmektedir. Bu ismin yanlış veya kötü niyetle zikredilmesinin evrensel bir yıkıma yol açabileceği inancı, ona gösterilen ihtimamın /özenin/ derecesini açıklar.

On Emir’in /Tanrı’nın buyrukları/ temel maddelerinden biri, "Tanrı'nın adını boş yere ağzına almayacaksın" (Çıkış 20:7) ilkesidir.

Bu yasak, ilahî özün kutsallığını korumayı hedefler; zira ilahî bir ismi zikretmek, o varlığı sınırlamak veya ona hükmetmeye çalışmakla eşdeğer görülür. Belirttiğimiz gibi, bu hürmet sadece dilde değil, yazıda da kendini gösterir. Yahudi hukukuna göre, Tanrı'nın kutsal isimleri bir kâğıda veya nesneye yazıldığında, o nesne artık sıradan bir eşya olmaktan çıkar ve "silinemez" bir statü kazanır.

 "Sefirot" /ilahî aşamalar/ ile ilişkilendirilen on temel isim silinemez kabul edilir; çünkü bunlar Tanrı ile insan arasındaki kalıcı ve değişmez bağlantıları temsil eden kalıplar gibidir.

Kutsal metinlerin yazımı konusundaki titizlik, tek bir harfin bile tahrif edilmesine /bozulmasına/ izin vermez. Tevrat /Torah/ metninde tek bir harf fazla veya eksik olsa, o nüsha ritueller /dinî törenler/ için geçersiz sayılır. Bu durum, her harfin ve hatta harflerin üzerindeki "Tagin" /küçük taçlar/ denilen işaretlerin bile derin mistik sırlar taşıdığı inancıyla bağlantılıdır.

 Kabalistler /Yahudi mistikleri/, Tanrı'nın adlarını yazarken her ayrıntının doğruluğunun hayati önem taşıdığını savunurlar; yanlış bir işaretleme tüm manevî /ruhani/ etkinin boşa gitmesine neden olur.

İlginç bir konu olarak, kutsal isimlerin korunmasına yönelik bu hassasiyet, sayısal değerlerin kullanımında da görülür. Örneğin 15 ve 16 sayılarının yazımında, "YHVH" isminin kısaltılmış hallerini anımsatmaması için standart kurallar dışına çıkılır. Harflerin sayısal değerlerini inceleyen "Gematria" /sayısal hesaplama/ yöntemi, Tanrı’nın isimlerinin enerjisini anlamak için temel bir anahtar olarak kullanılır. Yahudi mistisizmine göre bir şeyin gerçek adını bilmek, o varlık üzerinde bir güç sağlar; bu yüzden kutsal varlıkların ve hatta kişinin kendi isminin bile kötü niyetli kimselerden gizlenmesi bir korunma yöntemidir.

Hürmet sınırları kapsamında, üzerinde Allah ismi veya kutsal metin yazılı olan kağıtların yere düşürülmemesi ve ayaklar altında kalmaması için büyük çaba sarf edilir. Eğer bu tür yazılar bir şekilde zarar görürse veya artık kullanılamayacak hale gelirse, bunlar çöpe atılmaz; "Genizah" /saklama yeri/ adı verilen gizli bölmelerde muhafaza edilir. Bu uygulamalar, ilahî olanla kurulan her türlü fiziksel temasın, Tanrı'nın mutlak yüceliğine yaraşır bir saygı /hürmet/ çerçevesinde kalmasını garanti altına almayı amaçlar.

Tanrı’nın Yedi Kutsal İsmi Neden "Silinemez"

 Yahudi teolojisinde /tanrıbiliminde/ Tanrı’nın yedi kutsal ismi neden "silinemez" kabul edilir ve bu isimlerin korunmasına yönelik yasakların sınırları ne kadar geniştir? Yahudi mistisizmine göre Tanrı’nın isimleri, sadece birer hitap veya etiket değil, evrenin temel yapı taşlarını ve ilahî aşamaları temsil eden kutsal formüllerdir.

Yahudi hukukunda özellikle yedi (bazı kaynaklara göre on) temel isim en üst düzey kutsallığa sahip kabul edilir; bunlar Tetragrammaton /dört harfli isim/ (YHVH), Adonai /Efendi/ (ADNI), Eheieh /Ben Olanım/ (AHIH), El /Güçlü/ (AL), Elohim /İlahî Güçler/ (ALHIM), Shaddai /Her Şeye Gücü Yeten/ (ShDI) ve Sabaoth /Orduların Rabbi/ (TzBAVTh) isimleridir.

Bu isimlerin yazıldıkları yerden silinmemesi gerekliliği, isimlerin ilahî özün kalıcı birer yansıması olduğu inancına dayanır. Bir kâğıda veya nesneye bu kutsal adlardan biri yazıldığında, o nesne sıradan bir eşya olmaktan çıkarak manevî /ruhani/ bir statü kazanır. İsimler, Yaradan ile insan arasındaki sabit ve değişmez bağlantıları kuran ilahî kalıplar olarak görüldüğü için onlara yönelik herhangi bir tahrifat /bozma/ veya silme girişimi, kutsallığa yapılmış bir saldırı olarak nitelendirilir. Önceden değindiğimiz gibi, bu hassasiyet On Emir’in /Tanrı’nın buyrukları/ temel bir maddesi olan "Tanrı’nın adını boş yere ağzına almayacaksın" ilkesinin yazılı alandaki yansımasıdır.

Kutsal isimlerin muhafazası /korunması/ sadece silme yasağıyla sınırlı kalmayıp, telaffuz konusunda da çok katı kurallar içerir. Özellikle "YHVH" olarak harflendirilen Tetragrammaton’un gerçek telaffuzunun evrensel bir güce sahip olduğu, yanlış bir şekilde dile getirilmesinin ise kozmik bir felakete yol açabileceğine inanılır. Bu korku ve derin hürmet nedeniyle dindar Yahudiler, bu ismi gördüklerinde asla olduğu gibi okumazlar; bunun yerine "Adonai" veya "HaShem" /İsim/ kelimelerini kullanarak ilahî zatı yüceltirler. İsmin gerçek telaffuzunun binlerce yıl önce kaybolduğu veya sadece çok özel mabet rituellerinde /dinî törenlerinde/ kullanıldığı kabul edilir.

Kutsal metinlerin yazımı konusundaki titizlik, tek bir harfin dahi eksik veya fazla olmasına izin vermez; zira Tevrat /Torah/ metnindeki her bir harf ve hatta harflerin üzerindeki "Tagin" /küçük taçlar/ denilen süslemeler derin sırlar barındırır. Eğer bir yazma nüshada bu isimlerden biri hatalı yazılırsa, o parşömen ritueller için geçersiz /geçersiz/ sayılır ve sıradan bir çöp olarak atılmak yerine kutsallığına zarar gelmeyecek özel alanlarda saklanır.

İlginç bir konu olarak, kutsal isimlere duyulan bu hürmet sayısal değerlerin kullanımına dahi yansımıştır. Yahudi numerolojisinde /sayıbiliminde/ 15 ve 16 sayılarının standart yazımı, "YHVH" isminin kısaltılmış halleri olan "YH" ve "YW" harf gruplarına denk geldiği için bu sayılar dinsel metinlerde farklı bir kombinasyonla (9+6 ve 9+7 şeklinde) yazılır. Bu durum, Tanrı’nın ismini en dolaylı şekillerde bile olsa uygunsuz bir bağlamda kullanmaktan kaçınma gayretinin bir sonucudur. Yahudi mistiklerine göre, ilahî isimleri doğru şekilde zikretmek veya onlara bakmak bile kişinin ruhunu arındırabilir ve manevî /ruhani/ kapıları aralayabilir.

 

Kutsal Metinlere Ve İlahi İsimlere Gösterilen Hürmet

İslam ve Yahudi geleneklerinde kutsal metinlere ve İlahi isimlere gösterilen hürmetin manevi temelleri nelerdir ve bu hürmetin zayıflaması mistik /ruhani/ açıdan ne tür bir bozulmaya işaret eder?

 İslam inancında Kur’an-ı Kerim, Allah’ın kelamı olması hasebiyle en yüksek düzeyde saygıya layıktır ve ona ancak "taharet-i kamile" /mükemmel temizlik/ ile yaklaşılması esastır,. Kutsal kitabın gücüne, kudretine ve hikmetine ancak "elinden, dilinden ve belinden emin olan" pak kimselerin sahip olmaya çalışması gerektiği vurgulanmıştır. Abdestsiz bir şekilde Kur’an’a dokunulmaması ilkesi, onun sadece maddi bir kitap değil, aynı zamanda arş-ı azamdan /yüce arş/ ve ism-i azamın /Allah’ın en büyük ismi/ muhitinden /çevresinden/ gelen ilahi bir ferman olmasıyla ilişkilidir,.

Geleneksel İslam hukukuna ve mistik öğretilerine göre, cünüplük /yoğun kirlilik/ veya hayız /kadınların muayyen hali/ durumunda olan kimselerin Kur’an okuması veya ona dokunması haram kabul edilmiştir,. Bu yasak, ilahi kelamın kutsallığını muhafaza etme gayesinin bir sonucudur; zira yüce Allah’a ancak temiz vücutlar ve kalplerle ibadet edilebileceği savunulmuştur. Kadınların bu hallerindeyken Kur’an’ı ezberden veya bakarak dahi okumalarının uygun görülmemesi, onlara yönelik bir dışlama değil, ilahi huzurda gösterilmesi gereken mutlak edep ve vekar /ağırbaşlılık/ sınırlarının bir parçasıdır,. Belirttiğimiz üzere, edep ve murakabe /Allah’ın gözetimi altında olma hissi/ sahibi olan kimseler, kötülükleri sadece ahirette mahcup olmamak için değil, dünyada da Allah’ın huzurunda olduklarını hissettikleri için terk ederler,.

Yahudi geleneğinde ise Tanrı’nın isimlerine, özellikle "Tetragrammaton" /dört harfli isim/ olarak bilinen ve "Yod-He-Vav-He" (YHVH) harflerinden oluşan kutsal isme yönelik gösterilen ihtimam /özen/ en üst düzeydedir,. İnançlı bir Yahudi, bu ismi sebepsiz yere ağzına almayı büyük bir günah sayar ve ismin gerçek telaffuzunu bir sır olarak saklar; onun yerine "Adonai" /Efendi/ veya "HaShem" /İsim/ kelimelerini kullanır,. Yahudi mistisizmi olan Kabala’ya göre, Tevrat’ın her bir harfi ve noktası derin sırlar barındırır ve bu metnin tahrif edilmesi /bozulması/ ilahi düzenin sarsılması anlamına gelir,.

Günümüzde dinlerin manevi ve mistik /ruhani/ yönden kötü durumda olduğu yönündeki gözlemler, dinin özünden ziyade "dış kabuğuyla" /ekzoterik yönüyle/ ilgilenilmesinden kaynaklanmaktadır,.

Mistik bir bakış açısıyla, ibadetlerin ve hürmetin sadece şekilsel bir törene dönüşmesi, dinlerin dejenere /yozlaşmış/ olmasına yol açar. Bazı kimselerin namaz, oruç ve hac gibi ibadetleri görünüşte mükemmel yapmasına rağmen; iç âlemlerinin harap, kalplerinin virane /yıkık/ ve duygularının hırs ile tamah /açgözlülük/ içinde olması "vahim" bir durum olarak nitelendirilmiştir.

İlahiyat alanındaki bazı kolaylaştırıcı fetvaların, geleneksel edep ve saygı sınırlarını aşındırması, inananların "mana" /içsel öz/ ile olan bağlarını zayıflatabilmektedir,.

Bir dervişin veya müminin en büyük görevi, kutsal değerleri sadece dilde değil, kalpte de en derin saygıyla muhafaza etmek ve "arif için din yoktur" /gerçek bilgi sahibi için şekilsel sınırların ötesinde bir birlik vardır/ mertebesine ulaşırken dahi şeriatın edep ölçülerini terk etmemektir,.

Edepsizlik ve Saygısızlığın Manevî Bedellerine Ait Örnekler

 

Manevî /ruhani/ yolda ilerlemek isteyen bir kimse için edep ve hürmetin sınırları nerede başlar ve bu kuralların ihlali ne tür bir manevî yıkıma yol açar? İslam ve Yahudi mistik geleneklerinde, kutsal değerlere ve mürşidlere /yol göstericilere/ karşı gösterilen saygı, sadece bir terbiye meselesi değil, ilahî feyzin /manevî bereketin/ akışını sağlayan temel bir kanaldır. Önceki yazılarımızda belirttiğimiz üzere, manevî yolun esası "varlık" /ego/ davasından vazgeçmektir; zira kişinin kendi benliğini kutsalın önüne koyması, edepsizliğin ve manevî perdelerin asıl kaynağıdır.

İlginç bir konu olarak; manevî yolda edep sadece insanlara karşı değil, kullanılan nesnelere, harflere ve kelimelere karşı da gösterilmelidir. Yahudi mistisizminde Tanrı’nın yedi isminin yazılı olduğu bir kâğıdın silinmemesi yasağı veya İslam geleneğinde Kur’an harflerine abdestsiz dokunulmaması, her şeyin "ism-i azam" /en büyük isim/ nurundan bir parça taşıdığı inancıyla bağlantılıdır. Gerçek "insan" olma rütbesi, kişinin kendini "müflis" /her şeyini yitirmiş/ bir halde Allah’ın güvencesine sığındığını görmesi ve her nefeste bu edeple yaşamasıdır.

Dipnotlar (APA):

  • Candan, E. (2013). Gizli Sırlar Öğretisi. Sınır Ötesi Yayınları.
  • Gazali, M. (2017). Arayanların Bahçesi. (A. Serdaroğlu, Çev.). Merve Yayınları.
  • Hakkı, S. M. (t.y.). Hazinetül Esrar ve Celiletül Ezkar. (A. Songar, Haz.).
  • Hüseynî, S. S. (t.y.). Kenzü’l-Havâs ve Keşfü’l-Esrâr. (İ. Çelebi, Sadeleştiren).
  • İbnil Hac Tilmisani. (Hicri 737). Sumusul Envar ve Kunuzul Esrar. (İ. Çelebi, Çev.).
  • İloğlu, M. (1985). Gizli İlimler Hazinesi. Seda Yayınları.
  • Laitman, M. (2005). Açımlanmış Kabala. Laitman Kabala Araştırma ve Eğitim Enstitüsü.

 

Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Benzer Yazılar

Yorumlar