Print Friendly and PDF

Şefik Arvasi Said Nursi'yi Anlatıyor




 Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun. Muhterem tevhit ehli takipçilerimiz, bazı insanlar bu üzerinde titizlikle durduğumuz konuların ehemmiyetini, önemini kavramıyor. Diyorlar ki İslam'a karşı bu kadar hücümler var iken siz bizim cemaatlerle niye uğraşıyorsunuz? Şimdi bir harici tehlike var. Bir dahili tehlike var. Dahili tehlike her zaman harici tehlikeden daha büyüktür. harici tehlikeyi yani harici kafirleri, harici batılcileri e herkes biliyor. E dahili olanları bilmiyor.


Dahili olan batılları hak biliyor. İşte en büyük tehlike budur. Onun için, bizim için öncelikli budur. Bu konudur. Yani İslam dünyası içeriden yıkılıyor. E alimlerin vazifesi nedir? Alimlerin vazifesi bu. İlk önce bu dahili tehlikeleri, batılları anlatmaktır. El ulemaetül enbiya hadisi vardır. Alimler peygamberlerin varisleridir. E bu ne demektir? Peygamberlerin tebliğ ettiği, getirdiği tevhit dinini anlatmakla mükelleftir alimler. Bunu anlatmayan alimler peygamberin varisleri, peygamberlerin varisleri değil. Onlar tahutların


varisleridir. Tevhit imanını anlatmayan. E tevhit imanı içeride e tahribata uğramıştır, çökmuştur. İslam dünyası şirkin istilası altındadır. E bu şirk nedir? Bu sapkın cemaatlerin fikirleridir. E biz bu öncelikle bunun üzerinde duruyoruz. Yani yani İslam nedir? Siz kendinizi Müslüman olarak kabul ediyorsunuz ama siz Kur'an'a bakın. Kur'an'a göre Müslüman mı değil misiniz? Yani ölçüt budur. Yani bunu anlatmak boynumuzun borcudur, farzdır. E şimdi bize hücum edenler oluyor, bizi eleştirenler oluyor.


E haddini bilmiyor. Bu ülkenin çok büyük bir hastalığı da cahillerin alimlere imkan vermemesidir. Cahiller alimlerin önüne geçiyor ve şirretlikleriyle alimleri susturmaya çalışıyor. Peygamber efendimiz bir hadislerinde buyururlar ki rahimallahu abden aradrahu ve vakafe haddi. E bunun Hazreti Ali'nin sözü olduğunu söyleyenler de vardır. Fakat öyle de olsa, öyle de olsa bu hadistir. Yani Hazreti Ali'nin sözleri de sıradan sözler kelam değildir. Diğer sahabilerin sözlerinden farklıdır Hazreti Ali'nin sözleri. E neden? Çünkü


Hazreti Ali vahyin başkatibidir. Vahyin başkatibidir ve Kur'an'ın tefsiri ile ilgili diğer sahabilerin vakıf olmadığı gerçeklere vakıftır. Yani onun için çok önemlidir Hazreti Ali'nin sözü ve benim kıraatime göre hadistir bu söz. E şimdi halk dilinde bir söz vardır. İslam'ın şartı 5 6 da haddini bilmektir. Bu da bundan mülhemdir. Yani kişi haddini bilmelidir. Hatta Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem insanları dört kısma ayırmıştır. Ve bu üç kısma karşı yapılan, yapılması


gerekenleri anlatmıştır. Sonuncusu ise haddini bilmeyenlerdir buyurmuştur. Bu haddini bilmeyenlerle kendinizi fazla meşgul etmeyin. Bilmiyor, bilmediğini de kabul etmiyor. Bilmek iddiasında. Yahu sen bilmiyorsun, cahilsin. Bari haddini bil. Sen Ali Akını nasıl eleştirebilirsin? E Risale-i Nurleeştirebilim. E Risale-i Nur baştan basa, sapkınlıktır, batıldır. Onu kabul ettin mi zaten işin bitmiştir. Ha şimdi onun için bu cemaatlerin batıl fikirleri üzerinde durmak çok önemlidir. E bu sapkın cemaatlerin başında da


nurcüler geliyor. Yani diğer sapkın cemaatlerin bütün batıl fikirleri nurculukta var. Fakat ilave olarak onların diğer bazı şeyler daha vardır. Yani ilave batıllar vardır. Onun için onlar batıl cemaatlerin başında geliyor. Şimdi bu konuyla ilgili bir hatıramı da anlatmak isterim. Sait Nürsi'nin en yakın arkadaşı kim idi? Onlar talebesi diyorlar. Fakat bana göre talebesi değil arkadaşıydı. Şefik arvası yani Sait Nursi Ankara'ya gittiğinde yani 1900 efendim 22'nin Kasım ay başında Ankara'ya gittiğinde


ona diyorlar ki şeriye ve avukat vekili olarak nazırı olarak kimi tavsiye edersin? Şefik Arvasi'yi tavsiye ederim diyor. Şeriye ve Avkaf vekili bakanı olarak onu tavsiye ederim. Yani o deli Said Nursi'ye yakındır. Onlar diyor ki Said Nursi'nin talebesi. Peki talebesi ise hocası yazı yazmasını bilmiyor ama Şefik Arvası çok güzel yazı yazıyor. Güzel haddi vardı. Said Nürsietül icazzi ve diğer Arapça metinleri kime yazdırmıştır? Şefik Arvasi'ye yazdırmıştır. E Şafi Arvasi eğer onun talebesiyse hoca yazmasını


bilmiyor. Talaba yazmasını biliyor. O zaman talebe kimden öğrenmiştir o yazıyı? Ha burada da böyle bir acayip bir tutarsızlık var yani. Çünkü mantık yok. Şimdi Şefik Arvasi Said Nursi ile beraber tabii Denizli'de 9 ayda hapis yatmıştır. E Sultan Ahmet uzun zaman Sultan Ahmet Camisi'nin imamlığını yapmış İstanbul'da. Ben İstanbul'a geldiğimde ben yani Şefik arvasıyla görüşemedim. Benden önce vefat etmiş. Yani ben eee 1973'te İstanbul'a yakın bir kente geldim. 75'te de İstanbul'a taşındım.


E Şefik Arvasi 1970'te vefat etmişti. Ben onu görmedim. Fakat benim eee tercüme işlerinde yardımcı olduğum bir yayınevi sahabi vardı. Bu zat aynı zamanda mütercimdi. İl müftülüğü de yapmıştı ve İstanbul'un da merkez vaazıydı. Yayınevi vardı. Eee, tercüme yapıyordu ve tercüme işlerinde bazı kitapların tercümesinde benden de yardım gördü. benden de istifade ediyordu. Çünkü benim gramerim hepsinden kuvvetliydi. İstanbul'da benim gramer ilmime vakıf sahip ikinci bir insan yoktu. Bu herkes bunu söylüyordu.


Yani şimdi bu zat Şefik Arvasi'nin çok yakın dostu imiş. Ben buna sordum. Dedim ki sen Şefik Arvasi'ye Sait Nürsi'yi sordun mu? Evet sordum." dedi. Peki ne dedi? dedi Sait Nürsi hakkında en yakın arkadaşı o. Talabesi ise arkadaşıysa her neyse. Dedi ki Şefik Arvasi bana dedi ki ben sordum ona. Bediüzzaman hakkında fikrin nedir? Bana söyler misin? O da dedi bana dedi ki bırakayım dersen bırakamıyorsun. birlikte gideyim dersen birlikte de gidemiyorsun. Öyle bir durum dedi. E niye?


E bu zatta dedi kibre hafi vardır. Kibre hafi vardı. Gizli bir kibir vardı. Nasıl yani üstünlük kuruntusu vardı. çocukluğundan beri bir üstünlük kuruntusu vardı. Yani üstünlük hezeyani ve günümüzün ifadesiyle megalomani bir kafa vardı. Yani hep kendini üstün görüyor. Fakat bunu yapmacık olarak da değil, kibre hafi, gizli kibir yani gerçekten kendisi buna inanmış. Yani ben farklı bir insanım. Küçüklüğümden beri farklıyım. E niye farklıyım? E çünkü küçüklüğümde de her konuda efendim ben şey Abdülkadir


Geylani'yi imdadıma çağırıyordum ve o da hemen benim imdadıma yetişiyordu. Ben küçüklüğümde ceviz oynarken cevizimi kaybettiğim zaman yaş Abdülkadir Geylani diyordum. Hemen geliyordu. Benim cevizimi bulup bana veriyordu. Bu ne inanıyor? Yani böyle bir kibri hafi. Ve başkası efendim medrese eğitimini 8 senede gördüğü efendim okuduğu kitapları ben diyor bir senede bunları hallettim. İzara kadar. E yahu sen bu bu asılsız bir iddiadır. Bir senede okuyamazsın bunları. E niye? E izhara şimdi nurcu, cahil nurcular


izharayor. Onlar bilmiyor. Ders kitapları hangi kitaplar di hemen inanıyor. E bilenlere sorun. Mümkün değildir. Asılsız bir iddiadır. E niye? E çünkü o medresede ders kitapları şöyleydi. Izzinin tasrifi, emsile ikinci kitap. Cürcani Avamili 3. Zuruf 4. Terkip 5. Avaminin şerhi 6 Şerhül Muni 7. Saadettin Taftazani'nin izzi şerhi e 8. Hallül muakit 9. E büyük Sadullah yani en müzecin Zemakşerinin metnini şerhi etti. 9 e 10 da netaiç. E sonra burada bir şeysi var ki e şimdi buraya kadar medrese eğitimi 8


seneliktir. Sen nasıl bir senede okudum diyorsun. Sonra orada bir gariplik daha var. İzhara kadar okudum. Orada o medresede izharaun denmez ki. Ne taca kadar okudum. Çünkü o medresede, medreselerde, doğudaki medreselerde yalnız metinler değil şerhleriyle birlikte okunuyordu. Metinler de ezberleniyordu. İzhara kadar okudum. E Süleymancıların kursları değil ki yalnız izhar okunsun. Doğudaki medreseler net okunuyor, isharda ezberleniyor. Ha. E ben bu 8 senelik dönemi efendim bir senede okudum. E niye? E çünkü ben farklı bir insanım.


E okumamışsın. Okumamışsın ki gramerin de zaiftır. Biliyoruz işte bir sürü hatalar vardır senin kullandığın ifadelerde. Yani ay şimdi bu kibri hafi böyle. Ben her vesileyle diyor e Şeyh Abdülkadir'den yardım alıyorum. Ve bakınız bu Şeyh Abdülkadir'le ilgili bir de şunu anlatıyor. Bu benim anlattığım ve anlatacağım hepsi Risale-i Nur'de mevcuttur. Mevcuttur. Ama itiraz edenler o cahiller ahlakını iftira ediyor, yalan söylüyor. Yalan iftira sizin işinizdir. Benim işim değil ki. Benim işim ilimdir. İlme


sadakattir. Efendim diyor ki a o 8 senelik o dönemi göye bir sene daha okudum. Diyor. E ondan sonra kalan 7 senelik de o 7 seneliği de Mulla Celali adındaki bir hocaya gittim. Orada da 3 ayda bütün o kitapları okudum diyor. 7 senelik kitapları da 3 ayda okudum. E o da asılsızdır. Boş iddiadır. Nasıl 3 ayda olur? Ondan sonraki dönem ne Taiç Suyuti yani elfiyein şerhi Mulla Cami. Mulla Cami'nin haşiyesi Abdülgafur e ondan sonra mantık ilmi. Beş kitap da mantıktır. Beş kitap mantık. Ondan sonra istiare


ilminde bir kitap, münazara ilminde bir kitap, voda ilminde bir kitap, beyan, bedi, mani ilimleri ve ondan sonra da cemül cevam. Ondan evvel şerhul akait, akait ilmi, sonra da cemül cevami usulül fıkıh. E sen bunların hepsini de 3 ayda okudum diyor. E bu da yalan. asılsız iddiadır. Cahil Nurcular buna inanıyor ama Bencileğin medrese eğitimini baştan başa dört dörtlü görmüş olan ders kitaplarını bilen ve ne kadar zamanda bu kitapların okutulduğunu bilenler bu yalanı, bu boş iddiayı kabul etmez. Siz istediğiniz


kadar kabul edin. Bu boş bir iddiadır. E ondan sonra ben diyor bir de diyor Hızır Aleyhisselam Hazreti Hızır'la görüştüm. Nasıl Hazreti Hızırla görüştün? İşte de diyor medresedeyken diyor bir dilenci diyor üstü başı perişan diyor medresede geldi diyor bir dilenci. Kimse onunla yemek yemeni vermedi ona. Ben çorbamı onunla paylaştım diyor. O diyor Hızırdı diyor. Hazreti Hızırdı diyor. Ondan işte diyor ve bir ilmi daha aldım diyor. E senin iddian o başta Hazreti Hazreti Hızr'ın varlığı hayati o


tartışma konusudur. Ona girmeyeyim. Sen o dilenciyi Hazreti Hızır olarak takdim ediyorsun ve Nurcular da hepsi de bunu kabul ediyor. Hazreti Hızırla görüşmüş diyorsunuz. E ondan sonra ben diyor bu medrese eğitiminden sonra Siirt'te diyor Tillo diyor kasabesinde inzivaya bir türbede inzivaya kapandım diyor. İnziva sırasında diyor Piroz Abadi'nin diyor kamusunu sözlük lügat kitabını isim babına kadar ezberledim diyor. Gerçekten de o o kendini o ezbere alıştırdığı için ezberi kuvvetli olmuş.


Yani bu anlattıkları Risale-i Nur'u hep böyle efendim ezberden efendim tuttuklarını anlatıyor. Yani orada diyor ben inzivadeyken şey Abdülkadir benim rüyama girdi diyor ve dedi ki sen dedi Miran aşiret reisine gideceksin. Onu hidayete davet edeceksin. O zulüm zulm ediyor ve birden namaz kılmıyor. Git ona de ki, git ona zulmünden vazgeçsin ve namaz kılmaya başlasın. Eğer seni dinlemezse onu öldür. Şey Abdülkadir Geylani rüyada böyle söylemiş ona. Ve diyorlar ki Nurcular onun rüyası diyor sıradan bir rüya değil


gerçektir. Yani gerçek şeyden farkı yok diyorlar. Ben diyor şey Abdülkadir'den bu emri alınca diyor gittim diyor Miran Aşiret Reisi Mustafa Paşa'ya gittim. O Cizred'deki Mustafa Paşa. Onlara Sultan Abdülhamit Kürt beylerine bir de paşalık unvanı vermişti. Sultan Abdülhamit. O Mustafa Paşa onun için Mustafa Paşa olarak biliniyor. Gittim diyor ona diyor şey Abdülkadir'in bana söylediklerini tebliğ ettim. Dedim ki zulmünden vazgeçeceksin ve namaz kılmaya başlayacaksın. A sen bunları yapmazsan ben seni


öldüreceğim. Şey Abdülkadir bana böyle emir verdi. Ya Allah aşkına şimdi bu cahil nurcular bunu kabul eder. Fakat ilimden İslam'dan haberi olan bir insan nasıl bunu kabul eder? Şimdi öldürme olayı da nedir? Bir insan namaz kılmadığı için öldürülür mü? Kendisi Şafii ya Şafii mezhebine göre öldürülür. Namaz kılmayan öldürülür. işkenceyle öldürülür. İşkence uygulanır. Ya namaz kılacaksın veyahut da o işkence altında öleceksin. Şafii mezhebinin bütün müçtehitleri de bunu kabul ediyor mu? etmiyor. Örneğin


İmam Şafii'nin baş talabesi olan ve muhtasar üm onun kitabı olan elmün muhtasarını yazan İsmail Müzeni e muhaliftir bu konuda. Hayır öldürülmez diyor. E ne olur? Ne uygulanır? Namaz kılmayanlara tazir cezası uygulanır. Tazir cezası uygulanır. İlgili makamlar bunu sert uyarıda bulunur. Gerekirse başka hapis gibi cezalar da verebilir diyorlar yani. A ben buna da katılmıyorum. Buna da anti parantez olarak bu içtihadi yani öldürmeyi zaten kabul etmediğim gibi herhangi bir cezanın verilmesine de


ben o o taraftar değilim ve onu kabul etmiyorum. Çünkü ayetin nasına antiparantez olarak söyleyeyim. Bakara suresi ayet 256'da la ikra fiddin dinde zorlama yoktur. Bu sariyettir. Bu dinde zorlama yoktur. Onun için dini bir vecibeyi yapmadığı için icbar edemezsiniz. Öldürme olmadığı gibi başka türlü icbar da uygulanamaz yani. A bunu böyle şey yapalım. E ama Said Nurs'nin anlayışına bak. Namaz kılmadığı için seni öldüreceğim Mustafa Paşa'ya. Yahşte eğer sen bu Şafii'nin içtihadını


kabul etsen de kabul ediyorsun. Fakat bu herkesin işi değil ki. Bu ulül emrin işidir. İlgili makamlar bunu uygular. Yoksa herkes kim kimi yakalarsa olan namaz kıl yoksa öldüreceğim seni. Böyle bir şey olur mu? Böyle saçmalık olur mu? Said Nursi gidip efendim sen namaz kılmazsan ben seni öldüreceğim. Şeyh Abdülkadir böyle bir emir verebilir mi? Şeyh Abdülkadir değil. Onun rüyasına giren Şeyh Abdülkadir da olsa batıl bir fikirdir. Bu olabilir mi? Y ilgili makamlar bununla ilgilenir. Ulül emir bununla ilgilenir.


Yani eğer kabul etsen dahi bu senin işin değil ki. ilgili makamların işidir. Mahkemenin işidir. E sen efendim e bir de efendim Mustafa Paşa diyorsun. E Abdülhamit madem ki paşalık unvanını vermiş bu adama, Abdülhamit onu şeye çeksin, sorguya çeksin. Niye namaz kılmıyorsun? Bu senin işin değil. Abdülhamid'in işidir. Efendi Abdülhamit yapmıyor. Vazifesini yapmıyor. E sen bu efendim burada bunu söylüyorsun. Fakat ondan sonra da tabii o zaman sen Abdülhamid'e karşıydın. Fakat sonra da Abdülhamid'in


meddahi oluyorsun. Abdülhamid'i övüyorsun ve ne diyorsun? Hüç suresi ayet 73. İnnehu hamid mecid. Şüphesiz ki Allah hamittir, mecittir. Yani Hüc suresinin eee bu ayetini nasıl tercüme ediyor? Tefsir ediyor. İnnehu hamid mecid. Şüphesiz ki Allah hamittir, mecittir. O diyor ki, "Şüphesiz ki Allah Sultan Abdülhamit'tir. Sultan Abdülmecidir." Allah Allah. Yani diyor fiili hilafet Abdülhamit'le Sultan Abdülhamit'le sona ermiştir. Şekli hilafet de Sultan Abdülmecid de sona ermiştir.


Bunlar Cenab-ı Allah'ı temsil ediyor. Şüphesiz Cenabı Allah hamittir, mecittir. Sultan Abdülhamit'tir, Sultan Abdülmecidir. Yani hayati bütün çelişkiler ve tuttu tarsınızlıklarla doludur. A şimdi kibre hafi böyle. Bir de Şefik arvası bunda hep kibri hafi vardı. Hem hayalperest idi. Hayalini gerçek zannediyordu. Hayal ettiklerini yaşamış olarak kabul ediyordu. E örneğin örneğin mesela Şefek Arvasi diyor ki işaretül icaz. O tefsiri ikimiz beraber hazırladık diyor. E onun yazısı yok. Ben yazıyordum.


Bütün yazı işi bana aitti. E kendisi diyor ki ben Rus cephesinde savaş sırasında alt sırtında yazdım. Y alt sırtında kitap ne yazılır yani hiç bunlarda akıl mantık diye bir şey yok. Ne söylerse tamam doğrudur. Y at sırtında kitap yazılır mı ya? At sırtında yazdı ya. At sırtında yazmadı diyor Şafiik Alvasi. Savaştan sonra ikimiz hazırladık diyor. Beraber diyor işaretül icazi yani diyor böyle hayalperestlik. Ve bir de diyor ki ben yazdıklarım için Risale-i Nur için Hazreti Ali'ye sordum. Burada bir yanlışım var mı?


Yok dedi diyor. Sen de tasdik ediyor musun Risale-i Nur'u? Tasdik ediyorum ben de. Şeyh Abdülkadir Geylani'ye sordum. Risale-i Nur hakkında ne diyorsun? O da dedi, "Ben de tasdik ediyorum." Şah-i Nakşibent, ben de tasdik ediyorum. İmam Rabbani ben de tasdik ediyorum. Ya bu senin hayalindir, kuruntun ya. Nerede tasdik ettikleri senin iddiandır. Sonra diyor, "Ben bunların bütün hepsinin tasdikini" diyor aldıktan sonra bana dediler ki, "Tamam onlar tasdik ediyor da fakat


Kur'an seni tasdik ediyor mu? Onu söyle." E çünkü Kur'an diyor ki vabis fi kitab mim. Yaş kuru ne varsa hepsi Kur'an'da vardır. O halde Kur'an senin Risale-i Nur hakkında ne diyor? O zaman diyor Kur'an'a baktım. Kur'an'a baktım ki 33 ayet beni ve Risale-i Nur'u anlatıyor. Haydi bakalım. E bu küfür Kur'an seni anlatır mı? Risale-i Nur'u anlatır mı? Kur'an e ona göre anlatıyor diyor. E nasıl anlatıyor? Muhammed suresi ayet 2. Orada Muhammed adı geç. Muhammed


geçiyor. Ve amenu bima nüzzile ala Muhammed. O müminler ki Muhammed'e indirilmiş olan vahiye de iman ederler. Oradaki Muhammed benim diyor. Ebcet hasabileyile diyor o kaç rakamsa e benim adım de veya benim vasfım bazen kendi adını alıyor. Bazen Elk Kürdi vasfını alıyor. Bazen Sait alıyor. A o da diyor yaklaşık olarak tam tutmuyorsa da yaklaşık olarak aynı rakam çıkıyor. Onun için o Muhammed de benim diyor. E bu küfür, bu iddia küfürdür. Buna inanmak da küfürdür. E Feth suresi ayet 29. Oradaki Muhammed,


oradaki Muhammed de benim. E yani Muhammedur resulullah diyor o ayette. Muhammed Allah'ın resulüdür. Eğer Muhammed Said Nursi ise ne oluyor? Said Nursi Allah'ın resulüdür. O peygamberlik iddiası. Değil mi bu? Küfür değil mi? E Ali İmran suresi ayet 144. Orada da Muhammed geçiyor. Ve mahammedün illa resul. Muhammed ancak bir peygamberdir diyor. E onu da Said Nursi demekse Said Nursi ancak bir peygamberdir. E bu peygamberlik iddiası değil mi? Bu da küfür değil mi? E Ahzap suresi ayet 40. Muhammedün


Muhammed hiçbirinizin babası değil. O ancak son peygamberdir. Said Nürsi son peygamber mi? Yani bu nedenli batıl bir inanç, bir fikir olduğu söylenmemiş bugüne kadar. Yani bunların şirretliğinden, bunların korkusundan kimse bunları dile getirmemiş. Yoksa anlayan yok mu? E vallahi anlayan vardır. Dile getiren de olmuştur vaktiyle. 1960'lerde Ankara İlahiyat Fakültesi bu yönde bir çalışması olmuş ve o zaman onlar bunu ortaya koymuşlardı. E peki ya eyyüel müzemmilu peygamberimize hitap değil mi?


Ey örtüye bürünen Muhammed kum fezir. Kalk ve uyarıda bulun. İnsanları uyar. E bu da diyor el kürdi demektir diyor. Ey Said Kürdi kalk. E bu da küfür değil mi ya bu sene peygamber yerine koyuyorsun kendini. Esf suresi ayet 9'da. Cenabı Allah res bil h veil hak. Cenabı Allah odur ki Allah odur ki resulünü hidayet ve hak dinle göndermiştir. Onu bütün dinlerden üstün kılmak için. E sen bu ayeti de nasıl tefsir ediyorsun? O Allah ki diyor Said Nürsi'yi Risale-i Nur ile göndermiştir. E bu küfür değil


mi? E diyor ki Risale-i Nur diyor aynı zamanda peygamberin diyor sesi demektir. Onu da peygamberin hadisi olarak sesi olarak kabul edeceksiniz. E niye? Hucurat suresi ayet 2'de [Müzik] sesinizi peygamberin sesinin üstüne yükseltmeyin. Siz de diyor Risale-i Nur'a karşı sesinizi yükseltmeyin. Bu o demektir. Öyle tefsir ediyor. İnedinallah islam. Ali imran suresi ayet 19. Allah katında yegane hak din İslam'dır. Bunun tefsiri de şudur. Allah katında yegane hak din Risale-i Nurdür. Bütün bunlar


küfürdür. İslam itikadına göre küfürdür. Ve buna inanmak da küfürdür. Bunu söylemek de küfürdür. Buna inanmak da küfürdür. Efendim kitabının bir kitabının adı Asa-i Musa. Hazreti Musa'nın eee mucize-i asası vardı ya. Benim bu kitabım da onun gibidir diyor. Hzreti Musa'nın o mucizevi asası gibidir. Onun adını Hasa-i Musa koymuştur. Ve Taha Taha suresi 17 ve 23'te bu ayetler anlatılıyor. Bir kitabının adi de ayetül kubadır. Ne? Cenabı Allah'ın Hazreti Musa'ya verdiği en büyük ayetler, en büyük mucizeler. Ha


bu kitabım da odur diyor. İşte en yakın arkadaşı Şefik Arvasi onun hakkında böyle demiş bu zata ve o da bana anlattı. Şimdi bu zat bir de durmadan şeyi anlatıyorlar. Onların profesörleri de var. E niye? Fethullah hoca iktidar olduğu zaman çok kimseye profesörlük de verdi. E yani aban toplantılarına gidenlerin listesini bir çıkarsalar 34 tane aban toplantısı yapıldı. Her birine kaç tane profesör katıldı? Hangi profesörler? Fethullah hocaın iktidarı döneminde profesör olanlar. Nurcu ise otomatikman profesördür.


Efendim Fethullah Hoca Nurcu değildi. Fethullah hoca nasıl Nurcu değildi? Fethullah hoca Sait Nürsi'den sonra ikinci Bediüzzaman diyorlardı bir zata. Albay emeklisi Hulusi Yahya gel Alazıkta. Ona ikinci Bediüzzaman diyorlardı. E ondan sonra Fethullah hocadır. Yani bunları tanıyan bencileyin bunu bilir. Fethullah hoca Nurcu değildi. Siz benim külahımı anlatın. Fethullah hoca nasıl Nurcu değildi? Yani o Hulusi Yahya Gilde kerametlerini anlatıyorlar. Bir emekli savcı onun kerametini anlatıyor bana.


Yah sen ilim ehlisin diyor. Alimsin. E niye keramete inanmıyorsun? Nasıl keramet dedim. Ben şöyle kerametini gördüm diyor. Ben gençliğimde diyor fırına gidip ona ekmek alıyordum diyor. Ben fırına gittiğim zaman diyor ekmekler oynamaya başlıyordu. Ekmekler oynuyordu ve benimle konuşmaya başlıyordu. Beni al beni al beni al beni al diyordu ekmekler bana. Allah Allah ya. Senin aklından zorun var ya. Nasıl keramet böyle şey olur mu ya? Ekmek seninle konuşuyor. Benimle beni al, beni al. Beni Ulus Efendiye götür.


Ha bunlar böyle. E emekli savcı İstanbul'un ilçelerinde emekli savcılık yapmış. Kayseri'de de savcılık yapmış. Sonra savcılıktan emekli olmuş. Bana bunu söylüyor. Sen alim adamsın. Niye keramete inanmıyorsun? Ha işte keramet bu. A şimdi Fethullah Hoca yani anti parantez olarak bunu söyledim. E peki Fethullah Hoca yani bilmeyen bilmeyebilir ama ne diyordu ikide bir Fullah Hoca konuşmalarında? Piri muğan diyor ki, piri muhan diyor ki, piri muandan kimi kastediyor? Piri muandan Said Nürsi'ye kastediyor.


Piri muan yani şimdi İran edebiyatından bize geçmiş. Bizde e bazı şairler onu meyhane şefiği olarak da o anlamda da kullanan olmuştur. Bir muani neyzen tevfik gibi serseri neyzenin aşkınla kulak ver sözüne. Nefsinin gafleti baktırmadı kendi özüne. Yaşlanır sak gülçere bakılmaz yüzüne. Hak olur piri muan. Sohbeti hemdem de geçer diyor. Tövikin kastettiği meyana şefi. Bu tecelli hayat dert ile bu kütüb elimi çağlayan gözyaşı mı yoksa ki hicran seli mi? İnleyen sade kazanın acaba bam telimi çevrilir destek ederle buşunun fiili mi


ney susar? mey dökülür. Gulgulayem de geçer diyor. O tabii o meyhane için kullanıyor ama anti parantez olarak yalnız o değil. Fuzuli de şiirlerinde meyhaneyi ve efendim şarabı anlatırken o da maalesef Piri Mugani efendim o meyhane şefi olarak meyhane şefi anlamında kullanıyor. E fakat Fethullah Hoca Said Nursi için kullanıyor. Yani bu İran edebiyatından bize geçiyor. Aslında bunun ası piri muan ateşperestlerin piri demektir. O profesörün şeyine dönelim. Ne anlatıyor? Hutbe-i Şamiye'yi anlatıyor.


Sait Nürsi diyor, İslam dünyasının niçin geri kaldığını anlatıyor. Bunu beş hastalığa bağlıyor diyor hutbe-i Şamiye'de. Yani Sait Dürsi e 1911'de Şam'e gidiyor ve Emevi Camisinde bir hutbe okuyor. Hutbe-i Şamiye dedikleri bu. E peki bu Emevi Camisinin cemaati nasıl bir cemaat idi? Yani onu takdir eden o cemaat efendim çok münevver aydın bir cemaat miydi? Önce o cemaati anlatayım. Emevi camisinin cemaati her cuma günü el minaretül beyd minaren dibinde yani Emevi camisinin minaresinin dibinde


Hazreti İsa'yı bekliyorlardı. Vakit tamam. Hz. İsa ya bu cuma veyahut önümüzdeki cumalar gökten inecek ve bu el minaretül beyda beyaz minareye inecek. E beyaz minareye inecek. Onun için hazırlıklı olalım. Biz minarenin dibinde bir eşekle bekliyoruz. O iner inmez onu eşeğe bindireceğiz. Eşyanın sırtında onu Kudüs'e götüreceğiz. Yorulmasın yürüyerek. Allah Allah. İşte Emevi Camisinin cemaati de böyle. E peki y niye bir araba ne araba bunu bulundurmuyorsunuz? Arabayla Kudüs'e götüreceksiniz. Hazreti İsa'yı yok


olmaz. Y eşek değil de bir at bulundurun orada ata bindirin. O da olmaz. E niye? E çünkü Haz İsa hayatında Nasir'den Kudüs'e giderken eşeğinin sırtında gidiyordu. Eşeği vardı. Eşeğine binerek gidiyordu. Biz aynı o günler gibi yine Hazreti İsa'yı eşeğe bindirip öyle Kudüs'e gideceğiz. Emevi Camisinin cemaati de böyle bir cemaati idi yani. Ha gelenek bozulmaz. E yenilik kabul etmeyiz. Arabaya da bindirmeyiz Haz İsa'yı. E ata da bindirmeyiz. Ne? Aynı hayatında olduğu gibi eşeğe


bindireceğiz. Öyle götüreceğiz Kudüs'a. İşte Emevi Camisinin cemaati ve Sait Nürsi orada bir hutbe okuyor ve o cemaat mest oluyor. O hutbeyi iki kere basıyorlar, dağıtıyorlar. İslam dünyasının geri kalmasının sebebi nedir? Altı hastalıktır. Nedir altı hastalık? Yani dağ başındaki bir köy imamı dahi dünyadan o kadar habersiz olmaz. Yah efendim yes ümitsizlik. E bir de ademi sadakat doğruluk yok. Müslümanlar yalan söylüyor. E güzel de Müslümanlar yalan söylüyor. Sen doğru mu söylüyorsun? Senin bu bu şimdiye kadar anlattıklarım


hepsi doğru mu kabul edeceğiz? Onlar yalan değil mi? Senin söylediklerin doğru mu yani? E ondan sonra da işte husumet düşmanlık var. Yah senin kafanla olsa en büyük düşmanlık sen yaratmış olursun. Sen diyorsun ki namaz kılmayanı hem kim kimi yakalarsa öldürecek. E en büyük düşmanlık bu. Yah bu nasıl bir kafa? Ve ondan sonra da bir de istibdat diyorsun. İstibdat öyle mi? Ha sen o zaman tabii ittihatçilerle beraber idin. Abdülhamid'e karşı istibdat diyordun sen. İstibdat diyorsun. Ama sonra Abdülhamid'i övüyorsun.


Tutarsızlığa bak. İnnehu hamid mecid diyorsun. Abdülhamid'e dokunmak, Abdülmecid'e dokunmak Allah'a karşı gelmektir diyorsun. İşte Şefik Arvasin'in Şefik Arvasi'nin anlattığı. Peki bu kitap ehli bunu niye bu kadar seviyor? Sait Nürsi'yi seviyor. Çok seviyorlardı. Ben Diyanete müşavirlik yaparken İstanbul'da bir toplantı yapıldı. Vatikan temsilcisi de katıldı o toplantıya. Vatikan temsilcisi dedi ki Sait Nürsi dedi müşterek değerimizdir dedi. Siz ona değer verdiğimiz gibi biz de ona


çok değer veriyoruz dedi. Ve tabii değer veriyorlar. O kadar değer veriyorlar ki Vatikan'ın müzesinde Said Dürsi'nin mumya heykeli vardır. Bu gerçektir. Büyük insan olarak takdim ediyorlar. Sahip Nürsi'yi, mumya heykeli vardır. Ve o Vatikan temsilcisi dedi ki, "O bizim müşterek değerimizdir." dedi. "Ben onun bazı kitaplarını yanında taşıyorum." E tabii ki yanında taşırsın. O öyle bir yol açıyor ki Kur'ani ölçü olmaktan çıkarıyor. Kur'an. Risale-i Nur da Kur'an'ın ta kendisidir


diyor. Efendim Kur'an'a saygı efendim Kur'an'ın mucize mucize olduğunu çeşitli delillerle anlatıyor diyorlar. Yah anlatıyor da o Kur'an'ı anlatmıyor ki. Kur'an'ı övmüyor ki. Risale-i Nur'u övüyor. Çünkü diyor Kur'an neyse Risale-i Nur da odur diyor. Ya Ali Bey o Peygamber Efendimizi çok övüyor. Ya peygamber efendimizi övmüyor. Kendini övüyor. Niye? Peygamber neyse ben de oyum diyor. Aslında kendini övüyor. Peygamber için geçerli olan her şey benim için de geçerlidir diyor. E bu


küfür değil mi ya? E bu yolu açıyorsun sen. E tabii ki o zaman kitap ehli Vatikan sene değer verir. Çünkü sen bu yolu açtıktan sonra herkes bu iddiada bulunur. O da diyecek ki başkası da bu ayet de bana işarettir. E niye Emchat hashabiyile benim adıma tevafuk ediyor? Sait Nürsi Bey iddiada bulunmadı mı? Bulundu. E ben de aynı iddiada bulunurum. E Kur'an da benim kitabım. Kur'an'ın tek kendisidir. E niye? E Said Nursi öyle demiyorum. A e ben de kitaplarım için öyle diyorum. Yani ehli kitap


Sait Nursi'ye niye değer veriyordu? Ve onun baş halifesi Fethullah Hoca'ya niye değer veriyordu? Bunun için bu yolu açtıktan sonra İslam'da bir şey kalır mı? Kalmaz. Onun için onlar Said Nürsi'ye de Fethullah Hoca'ya da çok kıymet veriyorlardı. Bütün davası batıldır. Bakınız Deccal hakkında ne diyor? Deccal diyor tekkeleri kapatan kişidir diyor. Yah tekkeler şirk yuvasıydı. Şirk yuvasını kapatmak deccalin vasfı olur mu? Şirk yuvasını, yuvalarını kapatmak İslam'a en büyük hizmettir.


E nasıl tekkeleri kapatmak efendim deccalin vasfıdır. Yani davası baştan başa batıldır. Ne hazindir ki Fethullah Hoca Diyanete ve bütün devlete hakim olunca Diyanet de efendim onun Risale-i Nur'u Kur'an tefsiri olarak kabul etti. Nasıl Kur'an tefsiri öyle mi? Öyleyse herkes başkası da geç çıksın desin ki Kur'an beni anlatıyor. O Kur'an'daki Muhammed de benim. Kur'an benim kitaplarımı anlatıyor. Kur'an böyle mi tefsir edilir? Kur'an'ın tefsiri olur mu? Küfrün ta kendisidir. Mahsen bu


ifadeler küfürdür. Fakat maalesef Diyanet hala bu hatasını tasih etmemiştir. Diyanet demelidir ki o Fethullah Hoca'nın iktidari dönemine aittir. Biz bunu kabul etmiyoruz. Said Nurs'nin risalesi, risale-i nuru Kur'an tefsiri olamaz. Mahzan küfürdür diye o Fethullah dönemindeki Fethullah Hoca dönemindeki o yanlışını tasiyh etmelidir. Tasiyh etmezse bunun vebalinden kurtulamaz. Kalın selametle. Yeah.


Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Benzer Yazılar

Yorumlar