Print Friendly and PDF

Peygamberimize Edebi İlahiyeye Uygun Medh-u Sena Eylemek

 

Kaside-i Muhammediye okunurken Efendimizin adının nakarat olarak söylenmesi Edebi ilahiye uygun gelmediğini düşünüyorum.
bu nedenle okuyuş için önce salavat okunmalı ve Muhammed ismi geçen yerlerde   
هُوَ سَيِّدُنا   ile okuma yapılması uygun olacaktır.

Evliyaullahın tertip eyledikleri salavatlarda "Muhammed" ismi yerine umumiyetle "hu"  /"O" şeklinde hitap edilir.


HAS İSİM

Varlığın Tâcına dair, Zonguldak'ta yazdığım yazı şöyle başlıyor:

     Yâ (M...... !)

Noktalı yerde O'nun ismi, hâs ismi... Mukaddes hâs isim... Yâni mukaddes isme, nida siygasıyla hitap ediyordum.

«— Onu çıkar oradan, buyurdular; Allah’ın Resûlüne, hâs ismiyle ve nida siygasıyla hitap olunmaz.

     Niçin efendim?

«— Hayâ meselesi!.. Allah bile Kur'ânında, Sevgi­lisine, hâs ismiyle nida ederek hitap etmedi.»

Büyük sır karşısında yandım, kül oldum. Bizzat Allah'ın haya gösterdiği sır...

      Kur'ânın hiç bir yerinde böyle bir hitap yok mu?

Kısa ve sert:

«— Hiç bir yerinde!..»

Gerçekten «de ki» mânasına «gûl» kelimesiyle başlayan birçok âyette, bu hitaptan sonra isim gelmediği, gözümün önünden geçiverdi. Buna karşılık, birçok tefsircinin «de ki yâ M....................... !» diye kullandıkları klişelerdeki kabalık içimi burkuttu.”

"O" ve "Ben" Kavramları: "O" ise hayatını değiştiren ve ona maneviyatın kapılarını açan mürşidi Abdülhakîm Arvasî'yi ifade eder. Necip Fazıl KISAKÜREK- “O ve BEN” İSİMLİ ESERİNDEN”

]  Sefine-i Evliyada 

:/117/ Karasarıklı İbrâhîm Efendi

Kuşadalı hazretlerine yetişmiş bir şeyh-i âlî-kadrdir. İzzet Efendi merhûmla da hem-bezm omlarak bi'l-âhare Eyüp’te Bahariye civârında Taşlıburun Dergâhı şeyhi Süleymân Efendi’den Tarîk-ı Sa’diyye’den müstahlef olmuştur. Müddet-i medîde Mâliye Nezâreti’nde kitâbette bulunmuştur. Bi'l-âhare ihtiyâr-ı takâüd eyledi.

Beyâz sakallı, beyâz yüzlü, uzunca boylu olup, siyâh cübbe giyer, beyâz arâkıye üzerine siyâh sarık sarardı. Her gören meclûb ve meczûb-ı hüsnü olurdu. Sevdiği meşâyıhın dergâhlarına giderdi. Herhangi bir meclis-i zikirde bulunsa orada derhâl neş'e-i zevk, rûhâniyyet zuhûra gelirdi. Esnâ-i zikirde kendilerine hâl galebe eylediğinden şiddetli sayhalar vurarak kendini yerlere atardı. Bu hâl herkeste haşyet vücûda getirirdi. Husûsuyla Hz. Sünbül Hânkâhı’nda semâ'-hânede tahtanın üzerinde kendini oradan oraya kaldırır atardı. "Meded Yâ Nebiyya'llâh!" diye sayha ederdi. Bu sebeble "Sayha-zen İbrâhîm Efendi" diye şöhreti vardır.

Kendileriyle çok zamân müşerref oldum. Fakîre Tarîk-ı Şa’bânî’den Vird-i Yahyâ kırâatına me'zûniyyet vermişti. Salavât-ı şerîfeyi huzûr ile okumayı tavsiye ederdi. Bir gün hasbihâl sırasında buyurdular ki:

Hânkâh-ı Hz. Sünbül’de bir cem'iyyette dûçâr-ı cezbe oldum. "Aman! Yâ Muhammed!" diye kendimi yere attım. Gaşy oldum. Bu esnâda sırr-ı rûhâniyyetime dediler ki:

“Muhammed senin ağzının kaşığı mı ikide bir o ism-i mübâreki yâd ile hareket ediyorsun. Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’de ta'zîmen, "Yâ Eyyühe’n-Nebî! Yâ Eyyühe’r-Resûl!" buyuruyor. İsm-i Nebî’yi erbâb-ı kemâl ü edeb doğrudan doğruya zikr etmezler. Senin "Yâ Muhammed!" diye sayha edişin küstâhlıktır; edebini takın.

Bu tevbîh ve irşâd-ı Ma'nevî fakîrde öyle bir te’sîr-i azîm husûle getirdi ki, bir daha o yolda sayha etmemeğe azm ettim. Bu sebeble "Aman Yâ Nebiyya'llâh!" benim virdim oldu. Evlâdım siz de bu hâlimden ibret-bîn olunuz.”

 

Kaynak: SEFÎNE-İ EVLİYÂ- Osmânzâde Hüseyin VASSÂF, hzl: Prof. Dr. Mehmet AKKUŞ, Prof. Dr. Ali YILMAZ,  2005, İstanbul

 

 

الصُّبْحُ بَدَا مِنْ طَلْعَتِهِ

وَاللَّيْلُ دَجا مِنْ وَفْرَتِهِ

فَاقَ الرُّسُلاَ فَضْلاً وَعُلاَ

أَهْدَى السُّبُلاَ لِدَلاَلَتِهِ

كَنْزُ الْكَرِمِ مُوْلِي النِّعَمِ

هَادِي الأُمَمِ لِشَرِيعَتِهِ

أَذْكَى النَّسَبِ أَعْلَى الحَسَبِ

كُلُّ العَرَبِ في خِدْمَتِهِ

سَعَتِ الشَّجَرُ نَطَقَ الحَجَرُ

شُقَّ القَمَرُ بإشَارَتِهِ

جِبْرِيلُ أَتَى لَيْلَةَ أَسْرَى

وَالرَّبُّ دَعَاهُ لِحَضْرَتِهِ

نالَ الشَّرَفَا وَاللهُ عَفَا

عَمَّا سَلَفَا مِنْ أُمَّتِهِ

فَمُحَمَّدُنا هُوَ سَيِّدُنا

فالعِزُّ لَنا لإجَابَتِهِ

--------

هُوَ سَيِّدُنا

محمد بشر لا كالبشر

بل هو كالياقوت بين الحجر

 

القصيدة المحمدية هي للإمام البوصيري في مدح النبي محمد صلى الله عليه وسلم

 

هُوَ سَيِّدُنا أَشْرَفُ الأعْرَابِ والعَجَمِ

هُوَ سَيِّدُنا خَيْرٌ مَنْ يَمْشِي عَلَى قَدَمِ

هُوَ سَيِّدُنا باسِطُ المَعْرُوفِ جَامِعَةً

هُوَ سَيِّدُنا صاحِبُ الإِحْسانِ والكَرَمِ

هُوَ سَيِّدُنا تاجُ رُسْلٍ اللهِ قاطِبَةً

هُوَ سَيِّدُنا صادِقُ الأٌقْوَالِ والكَلِمِ

هُوَ سَيِّدُنا ثابِتُ المِيثاقِ حافِظُهُ

هُوَ سَيِّدُنا طيِّبُ الأخْلاقِ والشِّيَمِ

هُوَ سَيِّدُنا خُبِيَتْ بالنُّورِ طِينَتُهُ

هُوَ سَيِّدُنا لَمْ يَزَلْ نُوراً مِنَ القِدَمِ

هُوَ سَيِّدُنا حاكِمٌ بالعَدْلِ ذُو شَرَفٍ

هُوَ سَيِّدُنا مَعْدِنُ الإنْعامِ وَالحِكَمِ

هُوَ سَيِّدُنا خَيْرُ خَلْقِ اللهِ مِنْ مُضَرٍ

هُوَ سَيِّدُنا خَيْرُ رُسْلِ اللهِ كُلِّهِمِ

هُوَ سَيِّدُنا دِينُهُ حَقَّ النَّذِرُ بِهِ

هُوَ سَيِّدُنا مُجْمَلٌ حَقَاً عَلَى عَلَمِ

هُوَ سَيِّدُنا ذِكْرُهُ رُوحٌ لأَنْفُسِنَا

هُوَ سَيِّدُنا شُكْرُهُ فَرْضٌ عَلَى الأُمَمِ

هُوَ سَيِّدُنا زِينَةُ الدُّنْيَا ومُهْجَتُها

هُوَ سَيِّدُنا كاشِفُ الغُمَّاتِ وَالظُّلَمِ

هُوَ سَيِّدُنا سَيِّدٌ طابَتْ مناقِبُهُ

هُوَ سَيِّدُنا صاغَهُ الرَّحْمنُ بِالنِّعَمِ

هُوَ سَيِّدُنا صَفْوَةُ البارِي وخِيرَتُهُ

هُوَ سَيِّدُنا طاهِرٌ ساتِرُ التُّهَمِ

هُوَ سَيِّدُنا ضاحِكٌ لِلضَّيْفِ مَكْرُمَةً

هُوَ سَيِّدُنا جارُهُ واللهِ لَمْ يُضَمِ

هُوَ سَيِّدُنا طابَتِ الدُّنيا ببِعْثَتِهِ

هُوَ سَيِّدُنا جاءَ بالآياتِ والْحِكَمِ

هُوَ سَيِّدُنا يَوْمَ بَعْثِ النَّاسِ شَافِعُنَا

هُوَ سَيِّدُنا نُورُهُ الهادِي مِنَ الظُّلَمِ

هُوَ سَيِّدُنا خَاتِمَ لِلرُّسْلِ كُلِّهِمِ

Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Benzer Yazılar

Yorumlar