Print Friendly and PDF

Rabb’e Yaklaşmanın Nurani Yolu: Peygamber Vesilesi ve İstigasenin Hakikati

 

“Kulluk makamının acziyeti içinde kıvranan insan fıtratı / yaratılış özelliği, her daim kendisine bir dayanak ve ilahî huzura açılan bir kapı aramıştır.” Tevessül (aracı kılmak / vesile edinmek) ve istigase (yardım dilemek / medet ummak), İslam düşünce tarihinde kalplerin süruru / sevinci olmuş, ancak aynı zamanda çetin kelamî tartışmaların da merkezine yerleşmiştir. Bu iki kavram, müminin Allah’a olan yakarışında, O’nun en sevdiği kulu olan Hz. Muhammed’i aracı kılarak rahmet deryasından nasiplenme arzusunu ifade eder.

Kur’an-ı Kerim’deki Sarsılmaz Temeller

Kur’an-ı Kerim, müminlere Allah’a yaklaşmak için vesile (aracı / mecra) aramayı emrederken, bu kapıyı bizzat Kendisi açmıştır.

  • Vesile Emri: Maide Suresi 35. ayette geçen, "Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve O'na vesile arayın" ifadesi, tevessülün en temel dayanağıdır. Müfessirlerin / tefsir alimlerinin büyük çoğunluğu buradaki vesileyi, Allah’ın rızasını kazandıracak salih ameller ve O’na yakınlaştıracak her türlü meşru yol olarak tefsir etmiştir.
  • İstighfar ve Peygamber’in Aracılığı: Nisa Suresi 64. ayette, insanların nefislerine zulmettiklerinde Peygamber’e gelmeleri ve Peygamber’in onlar için mağfiret / bağışlanma dilemesi durumunda Allah’ı çok affedici bulacakları müjdelenir. Bu ayet, Peygamber’in bizzat kendisinin ve duasının Allah katında ne denli büyük bir şefaat ve tevessül merci olduğunu sarahaten / açıkça ortaya koymaktadır.
  • İbrahimî Gelenek ve Salihlerin Hakkı: Kur’an’da Hz. Musa ve Hızır kıssasında geçen, babaları salih olduğu için yetim çocukların hazinesinin korunması (Kehf, 82), bir şahsın salih ameli veya zatının bereketiyle başkalarına ikramda bulunulabileceğine dair işari bir delil olarak kabul edilmiştir.

Hadis Kaynaklarındaki En Kuvvetli Deliller

Resulullah’ın (s.a.v.) bizzat öğrettiği ve ashabının tatbik ettiği uygulamalar, tevessülün meşruiyetini perçinleyen / sağlamlaştıran en kuvvetli belgelerdir.

  1. A’ma (Gözleri Görmeyen Adam) Hadisi: Bu rivayet, "Zat ile Tevessül"ün (kişinin Allah katındaki kıymetiyle aracı kılınması) en meşhur delilidir. Gözlerinin açılması için dua isteyen bir sahabeye Efendimiz, iki rekat namaz sonrası şu duayı etmesini öğretmiştir: "Allahım! Rahmet Peygamberin Muhammed vasıtasıyla sana yöneliyor ve senden istiyorum...". Bu duada Peygamber’in zatının ve "Rahmet Peygamberi" sıfatının bizzat vesile kılınması, konunun nirengi noktasını oluşturur.
  2. Hz. Ömer’in Hz. Abbas ile Tevessülü: Kıtlık yıllarında Hz. Ömer’in, Peygamber’in amcası Hz. Abbas’ın elini tutarak; "Allahım! Biz sana Peygamberimiz ile tevessül ederdik, bize yağmur verirdin; şimdi Peygamberimizin amcası ile sana tevessül ediyoruz..." diye dua etmesi, hayatta olan salihlerin mertebesiyle tevessülün en açık örneğidir. Bazı alimler burada "dua"nın vesile kılındığını söylese de, "Peygamber’in amcası" vurgusu, bir şerefe ve yakınlığa (zatın kıymetine) işaret etmektedir.
  3. İstigase ve Peygamber’in Manevi Tasarrufu: Peygamberimiz hayatta iken ashabı ondan doğrudan yardım (istigase) istemiş; o da mucizeleriyle bu taleplere cevap vermiştir (parmaklarından su akması, yemeğin bereketlenmesi gibi). Vefatından sonra ise bu durum, onun ruhaniyetinden ve Allah katındaki "Makam-ı Mahmud"undan (övülmüş makam) şefaat istemek şeklinde devam etmiştir.

Tarih Eleştirisi ve İnsan Psikolojisi Açısından Yaklaşım

Tevessül ve istigase konularına tarih eleştirisi açısından bakıldığında, özellikle İbn Teymiyye ve sonrasındaki Vehhabi ekolün, bu uygulamaları "şirk" (Allah'a ortak koşma) tehlikesiyle tamamen reddetmeye çalıştığı görülür. Ancak bu yaklaşım, ekstern / aşırı tarafları barındırmakta ve Peygamber’i sadece bir "postacı" derecesine indirme (indirgemeci yaklaşım) hatasına düşmektedir. Oysa İslam’ın orta yolu, Peygamber’i ne ilahlaştırır (yüceltmeci aşırılık) ne de sıradanlaştırır; onu Allah’a giden yolda bir "Vesile-i Uzma" (en büyük vesile) olarak kabul eder.

İnsan psikolojisi, doğrudan Allah’ın azameti / büyüklüğü karşısında kendini günahkar ve ezilmiş hissettiğinde, bir teselli ve aracı bulma ihtiyacı duyar. Bu, kulun Allah'tan umudunu kesmesi değil, aksine O'nun sevdiği kullara verdiği değeri takdir ederek O'na yaklaşma çabasıdır.

Çarpıcı Bir Dua Örneği: "Allahım! Peygamberinin ve benden önceki peygamberlerin senin katındaki yüksek hakları ve mübarek mertebeleri hürmetine; kalbimi nurunla aydınlat, dualarımı kabul eyle ve beni senin en sevdiklerinin zümresine / topluluğuna dahil eyle!".

Bazı rivayetlerde Hz. Adem'in tövbesinin kabulü için arşta yazılı olan ismi hürmetine Peygamberimize tevessül ettiği belirtilir ki, bu da "zat ile tevessül"ün insanlık tarihi kadar eski olduğunu hissettirir. Ancak her halükarda asıl veren Allah’tır; vesile ise sadece rahmetin nüzulüne / inmesine bir perdedir.

Göklerin ve Yerin Nurani Bağı: Tevessülün Psikolojik ve Kelamî Derinliği

"Gökte ne varsa yerde de o vardır" ya da "Yukarıda ne varsa aşağıda da o vardır" (As above, so below) prensibi, gnostik / irfânî geleneklerde evrenin bir bütün olduğunu ve ilahî düzenin fiziksel âlemde bir yansıması bulunduğunu savunur. İslam düşüncesinde, özellikle de tasavvufî neşve içinde bu durum, Makrokozmos / Büyük Evren ile Mikrokozmos / Küçük Evren (insan) arasındaki sarsılmaz bağ ile açıklanır. Bu bağlamda Peygamberimize olan tevessül (vesile kılma / aracı edinme) ve istigase (yardım dileme), sadece kelamî bir tartışma değil, aynı zamanda insan fıtratının / yaratılış özelliğinin bir gereği ve motivasyon kaynağıdır.

Makrokozmos ve Mikrokozmos Arasında Bir Köprü: Hakikat-i Muhammediye

Gnostik diyalektikteki "yukarıdakinin aşağıdakine yansıması" fikri, İslamî literatürde "Hakikat-i Muhammediye" kavramıyla benzerlikler arz eder. Bu anlayışa göre Hz. Peygamber, ruhaniyet itibarıyla yaratılışın ilk halkası, fiziksel varlığıyla ise sonuncusudur. Kadı Iyâz’ın Şifâ-i Şerîf adlı eserinde belirttiği üzere, Peygamberimiz ruhî ve bâtınî / içsel yönden meleklere, fiziksel ve zahirî / dışsal yönden ise insanlara benzer.

  • Nur-i Muhammedî: Bazı kaynaklarda Hz. Peygamber’in nurunun Hz. Adem’den önce yaratıldığı ve bu nurun bir lamba gibi tüm âlemi aydınlattığı ifade edilir.
  • Ayna Misali: İnsan, evrenin küçük bir yansıması (Mikrokozmos) ise, kâmil insan / olgun insan olan Peygamber, ilahî isim ve sıfatların (Esmâ-i Hüsnâ) en parlak aynasıdır. Bu ayna aracılığıyla kul, doğrudan idrak edemediği uluhiyet / ilahlık âlemiyle bağ kurar.

Teşbih ve Tenzih Dengesi: Şirk Endişesi mi, Rahmet Ümidi mi?

Sorduğunuz "insanları motive etmenin şirk kapsamına sokmaktan daha önemli olup olmadığı" hususu, İslam tarihindeki en büyük kırılma noktalarından biridir. Tarih eleştirisi açısından bakıldığında, İbn Teymiyye gibi âlimler, gnostik / ezoterik unsurların İslam’a girmesinin "şirk" (Allah’a ortak koşma) tehlikesi taşıdığını savunarak tevessülü sert bir şekilde eleştirmişlerdir.

  1. Şirk Kaygısı (Ekstern / Aşırı Taraflar): Eleştirenler, ruhlardan medet ummanın putperestliğe benzeyebileceğini ve Allah ile kul arasına gereksiz "postacılar" koyduğunu iddia ederler. Onlara göre asıl olan doğrudan Allah'a yönelmektir.
  2. Motivasyon ve Rahmet Ümidi: Buna mukabil, Takiyyüddin es-Sübkî ve Kadı Iyâz gibi âlimler, tevessülün kulu motive ettiğini, Allah'ın sevgisine giden yolda bir "Vesile-i Uzma" (en büyük vesile) olduğunu savunurlar. Buradaki motivasyon, kulun kendi acziyetini görüp, Allah katında değerli olan birinin hatırına O'na iltica etmesidir.

İnsan Psikolojisinin Vesile Arayışı: Motivasyonun Önemi

İnsan psikolojisi, soyut ve mutlak olan Allah’ın azameti / büyüklüğü karşısında kendini çoğu zaman "ezilmiş ve günahkâr" hisseder. Bu durumda bir dayanak aramak, "bir sevgilinin şefaatine / aracılığına sığınmak" kulun manevî direncini artırır ve onu ümitsizlikten (yeis) kurtarır.

  • Kutupsallık / İkilik: Gnostik gelenekteki "bölünmüşlük", İslamî tevessül anlayışında kulun acziyeti ile Allah'ın kudreti arasındaki uçurumun Peygamber sevgisiyle kapatılması şeklinde tecelli eder.
  • Dua ve Şifa: Kasîde-i Bürde gibi eserlerin asırlardır şifa ve motivasyon amacıyla okunması, insanların bu metodun ruhî faydasını bizzat müşahede / gözlemlemiş olmalarından kaynaklanır.

Kaynaklarda şu da olabilir: Bazı irfânî yorumlarda, "yukarıda ne varsa aşağıda da o vardır" ilkesi, Levh-i Mahfuz'daki (İlahî kader levhası) bilgilerin, Hz. Peygamber’in kalbine indirilmesi (vahy) ve oradan dünyaya yayılması olarak tevil edilir.

Sonuç olarak: Tevessülü bir şirk unsuru olarak görüp insanları dinden soğutmak yerine, onları Allah sevgisine ve Peygamber ahlâkına yönlendirecek bir "motivasyon / teşvik" unsuru olarak itidalle / orta yolla kullanmak, İslam’ın ana damarındaki (cumhur-u ulema) hâkim görüştür.

Çarpıcı Bir Dua Örneği: "Allâhumme innî es'eluke ve eteveccehu ileyke bi-nebiyyike Muhammedin nebiyyi'r-rahmeh. Yâ Muhammedu innî eteveccehu bike ilâ Rabbî fî hâcetî hâzihî li-tukdâ lî. Allâhumme fe-şeffi'hu fiyye." (Allah'ım! Rahmet peygamberin olan Muhammed vasıtasıyla sana yöneliyor ve senden istiyorum. Ey Muhammed! Bu ihtiyacımın giderilmesi için seninle Rabbime yöneliyorum. Allah'ım! O'nu hakkımda şefaatçi kıl!).

Rahmet Elçisi’nin Huzurunda Medih ve Tevessül: Taltif ve Mükafatın Nebevi Örnekleri

“Beşeriyetin en şereflisi ve peygamberlik silsilesinin mührü olan Allah Resulü (salla'llâhu aleyhi ve sellem), kendisine yönelen samimi muhabbeti, şiirsel methiyeleri ve zatını meşru bir vesile kılan yakarışları daima büyük bir nezafet ve lütuf ile karşılamıştır.”

 Bu durum, sadece bir teşekkür değil, aynı zamanda müminlerin kalplerindeki peygamber sevgisini pekiştiren bir onurlandırma ve mükafatlandırma süreci olarak tecelli etmiştir. Resulullah, kendisine yöneltilen bu taltifleri şirk / Allah’a ortak koşma endişesiyle reddetmek yerine, İslam’ın ruhuna uygun olanları bizzat teşvik etmiş ve sahiplerini maddi-manevi hediyelerle sevindirmiştir.

Ka’b b. Züheyr ve Ebedi Şeref Hırkası: Bürde Kasidesi

Peygamberimizin huzurunda bizzat mükafatlandırılan en çarpıcı örnek, şair Ka'b b. Züheyr’in yaşadığı hadisedir. Ka'b, müslüman olmadan önce Hz. Peygamber’i hicveden / yeren şiirler söylemiş ve bu sebeple hakkında ölüm fermanı verilmiş biridir. Ancak daha sonra pişmanlık duyarak Medine’ye gelmiş, Resulullah’ın huzurunda tövbe etmiş ve meşhur "Bânet Su'âd" kasidesini okumaya başlamıştır.

Bu kasidenin en nirengi noktası / can alıcı yeri, Ka'b’ın şu beyti okuduğu andır: "İnne'r-Resûle le-nûrun yustedâu bihî, Muhennedun min suyûfıllâhi meslûlü."

(Muhakkak ki Peygamber, kendisiyle aydınlanılan, Allah’ın çekilmiş yalın kılıçlarından bir kılıçtır).

Bu övgü dolu sözler üzerine Resulullah (salla'llâhu aleyhi ve sellem), büyük bir memnuniyet duymuş ve o anda sırtındaki Yemen hırkasını (Bürde) çıkararak Ka'b b. Züheyr’in omuzlarına bırakmıştır. Bu maddi mükafat, şairin İslam tarihindeki yerini ölümsüzleştirmiş; hırka ise bugün İstanbul Topkapı Sarayı’nda mukaddes bir emanet olarak korunmaya devam etmektedir.

A’ma Hadisi: Tevessüle Verilen Şifa Mükafatı

İnsan psikolojisi, çaresiz kaldığında ilahi merhamete ulaşmak için bir şefaatçi arar. Bu ihtiyacın en somut örneği, gözleri görmeyen bir sahabi (A’ma) ile yaşanmıştır. Bu sahabi, Resulullah’a gelerek gözlerinin açılması için dua istemiştir. Allah Resulü, ona olumsuz bir tepki vermemiş, aksine ona bizzat kendisini vesile ederek nasıl dua edeceğini öğretmiştir:

"Allâhumme innî es’eluke ve eteveccehu ileyke bi-nebiyyike Muhammedin nebiyyi’r-rahmeh. Yâ Muhammedu innî eteveccehu bike ilâ Rabbî fî hâcetî hâzihî li-tukdâ lî. Allâhumme fe-şeffi’hu fiyye."

 (Allah’ım! Rahmet peygamberin Muhammed vasıtasıyla sana yöneliyor ve senden istiyorum. Ey Muhammed! Bu ihtiyacımın giderilmesi için seninle Rabbime yöneliyorum. Allah’ım! O’nu hakkımda şefaatçi kıl!).

Peygamberimiz, zatını vesile eden bu duayı öğreterek sahabiyi mükafatlandırmış ve neticede o zatın gözleri ilahi bir mucizeyle açılmıştır. Burada verilen mükafat, bizzat "şifa" olmuştur.

Yağmur Dualarında Zat ile Tevessül ve Nebevi Onay

Tarih eleştirisi / vakaların kritiği açısından bakıldığında, Resulullah’ın kendi varlığının bir rahmet vesilesi olarak görülmesinden hoşnut olduğu müşahede edilir. Kıtlık zamanlarında kendisine gelip "yüzün suyu hürmetine" yağmur isteyenleri geri çevirmemiş, aksine bu tür ifadeler içeren şiirlerin okunmasını talep etmiştir.

Ebû Tâlib’in, Peygamberimiz henüz çocukken onun bereketiyle yağmur yağdığına dair söylediği şu beyitler hatırlatıldığında Resulullah tebessümle mukabele etmiştir:

"Ve ebyadu yusteska’l-ğamâmu bi-vechihi, Ğıyâsu’l-yetâmâ ısmetun li’l-erâmili."

(O, bulutların hürmetine yağmur bıraktığı ak yüzlü bir zattır; o yetimlerin sığınağı, dulların koruyucusudur).

Resulullah, bu övgüyü duyduğunda "Aşkolsun Ebû Tâlib’e! Eğer yaşasaydı bu durumu görüp sevinirdi" diyerek bu tür tevessül içerikli övgülerin doğruluğunu tasdik / onay etmiştir. Kaynaklarda şu da olabilir; bazı rivayetlere göre bu şiiri okuyan sahabiye dua ederek onu da taltif etmiştir.

Psikolojik Boyut ve Fıtrat: Neden Mükafat Verirdi?

İnsan fıtratı / yaratılış özelliği, sevdiği ve değer verdiği varlığı yüceltmekten lezzet alır. Hz. Peygamber, kendisine yapılan bu övgülerin kulu Allah’a yaklaştıran bir "muhabbet köprüsü" olduğunu bildiği için mükafatlandırma yolunu seçmiştir. O, sadece bir "postacı" derecesinde görülmeyi (indirgemeci yaklaşım) reddetmiş; Allah katındaki "Makam-ı Mahmud"un / Övülmüş Makamın sahibi olarak, ümmetinin bu sevgisini ödüllendirerek onları imanda derinleşmeye teşvik etmiştir.

Peygamberimize olan tevessül ve istigase (medet umma), onun bizzat öğrettiği ve taltif ettiği bir yol olup, Ka'b b. Züheyr’e verilen "Bürde"den, A’ma’ya verilen "şifa"ya kadar pek çok maddi ve manevi mükafatla perçinlenmiştir.

Rahmet Kapısının Anahtarı: Nebevi Tevessül ve İstigase Esrarı

“Kâinatın varlık sebebi ve ilahî sırların mahzeni / hazinesi olan Hz. Peygamber (salla'llâhu aleyhi ve sellem), müminlerin daraldığı anlarda Allah’a açılan en emin kapı ve en kuvvetli vesile olmuştur.” Müferricü'l-Kurûb ve Kasîde-i Bürde gibi eserler, sadece birer edebî metin değil, aynı zamanda ruhun darlıklardan kurtulması için tertip edilmiş manevî reçetelerdir. Bu eserlerde geçen tevessül (aracı kılmak) ve istigase (yardım istemek) ifadeleri, kulun acziyetini itiraf ederek, Allah katında en sevgili olanın hürmetine / hatırına ilahî rahmeti celbetme / çekme çabasıdır.

Müferricü'l-Kurûb’un Gönül Yakan Niyazları

Müferricü'l-Kurûb ve Müferrihü'l-Kulûb adlı eserde, kulun çaresiz kaldığı anlarda bizzat Peygamber Efendimizi aracı kılarak yaptığı şu dua, istigasenin en çarpıcı ve en meşhur örneklerinden biridir:

"اللهم اني اسالك وتوجه اليك بنبيك محمد صلى الله عليه و وسلم نبي الرحمه يا سيدنا يا محمد اني اتوجه بك الى ربي في حاجتي لتقضى اللهم شفع  في"

(Allâhumme innî es’elüke ve eteveccehü ileyke bi-nebiyyike Muhammedin nebiyyi’r-rahmeh. Yâ seyyidenâ yâ Muhammed, innî eteveccehü bike ilâ Rabbî fî hâcetî li-tukdâ. Allâhumme şeffı’hu)

Tercüme: "Allah’ım! Ben Senden diliyor ve rahmet peygamberin Muhammed (salla'llâhu aleyhi ve sellem.) ile Sana yöneliyorum. Ey Efendimiz ey Muhammed! İhtiyacımın karşılanması için seninle Rabbime yöneliyorum. Allah’ım! O’nu hakkımda şefaatçi kıl!".

Bu duanın psikolojik arka planında, kulun doğrudan Allah’ın azameti karşısında duyduğu "ezilmişlik ve günahkarlık" hissi yatar. Kul, kendi günahkar lisanıyla değil, Allah'ın sevdiği tertemiz bir lisanla kapıya varmayı murat eder. Eserde ayrıca Peygamberimizin "Câh"ı / Allah katındaki yüksek makamı ile yapılan şu dua da dikkat çekicidir:

"اللهم بجاه هذا النبي الكريم والرسول العظيم والحبيب الفخيم نسالك الهدايه الى سبيلك وطريقك المستقيم"

(Allâhumme bi-câhi hâze’n-nebiyyi’l-kerîm ve’r-rasûli’l-azîm ve’l-habîbi’l-fahîm, nes’elüke’l-hidâyete ilâ sebîlike ve tarîkıke’l-mustekîm)

Tercüme: "Allah’ım! Bu kerem sahibi Nebi, bu ulu Rasul ve bu şanlı Habib'in hürmeti / hatırı için Senden Senin yoluna ve doğru yoluna hidayet istiyoruz".

Kasîde-i Bürde: Derd-i Derun’dan Şifa Kapısına

İmam Bûsirî’nin felçli haliyle Peygamberimizden istimdad / yardım talep ederek kaleme aldığı Kasîde-i Bürde, asırlardır "Miftâhu's-Sa'âde" (Saadet Anahtarı) olarak anılmıştır. Kasidede Peygamberimizin şefaati ve yardımı doğrudan şu şekilde talep edilir:

"يا اكرم الخلق ما لى من الوذ به سواك عند حلول الحادث العمم"

(Yâ Ekreme’l-halkı mâ lî men elûzü bihî / Sivâke inde hulûli’l-hâdisi’l-amemi)

Tercüme: "Ey yaratılmışların en keremlisi! Genel ve büyük felaket / kıyamet vakti geldiğinde, senden başka sığınacak kimsem yoktur".

Tarih eleştirisi açısından bakıldığında, bazı ekoller (özellikle Vehhabi düşüncesi) bu tür "Sivâke" (Senden başka) gibi ifadeleri şirk / Allah'a ortak koşma kapsamında değerlendirseler de, İslâm alimlerinin çoğunluğu (Cumhur-u Ulema) buradaki yardım isteğinin, "Allah'ın Peygambere verdiği manevi tasarruf ve şefaat yetkisi" dâhilinde olduğunu savunur. Bu durum, Peygamberi sadece bir "postacı" derecesine indiren indirgemeci yaklaşıma karşı, O’nun "Vesile-i Uzmâ" / En Büyük Vesile olma hakikatini perçinler.

Kasidenin diğer bir çarpıcı beytinde ise O’nun, hacet sahiplerinin yegâne sığınağı olduğu vurgulanır:

"محمد kendisinden yardım isteyenin efendisidir / Kıyamet gününde onun şefaatçisi olurda...".

Kadı Iyâz ve Şifâ: Tarihî ve Hakikî Temeller

Kadı Iyâz, Şifâ-i Şerîf adlı eserinde tevessülün köklerini Hz. Adem’e kadar götürür. Bazı rivayetlerde Hz. Adem’in tövbesinin kabulü için arşın direklerinde yazılı olan "Muhammed" ismi hürmetine tevessül ettiği belirtilir:

"يا رب اسالك بحق محمد لما غفرت لي"

(Yâ Rabbi! Es'elüke bi-hakkı Muhammedin lemâ ğaferte lî)

Tercüme: "Ya Rabbi! Muhammed'in hakkı / hatırı için beni bağışlamanı istiyorum".

Kaynaklarda şu da olabilir düşüncesiyle eklemeliyiz ki; Hz. Ömer’in kıtlık zamanında Hz. Abbas’ın elini tutup, "Ya Rabbi, biz sana Peygamberimizle tevessül ederdik, şimdi O'nun amcasıyla tevessül ediyoruz" demesi, zât ile tevessülün / o kişinin Allah katındaki kıymetiyle aracı kılınmasının sahabe dönemindeki en kuvvetli uygulamasıdır.

Sözlük ve Şerh:

  • İstigase / Yardım dileme: Çaresiz kalındığında "Medet ya Rasulallah" diyerek Peygamberin ruhaniyetinden veya Allah katındaki makamından destek istemektir.
  • Makam-ı Mahmud / Övülmüş makam: Peygamberimize mahsus olan ve tüm ümmete şefaat edeceği en yüksek mevkidir.

 Bir Dua: "Allah’ım! Peygamberinin ve O’ndan önceki peygamberlerin Senin katındaki yüksek hakları ve mübarek mertebeleri hürmetine; annem Fâtıma binti Esed’i affet, ona kabir rahatlığı ver! Çünkü Sen merhametlilerin en merhametlisisin!".


Kaynakça (APA):

  • Aksarâyî, S. H. R. (t.y.). Miftâhu’s-Sa‘âde (Şerh-i Kasîde-i Bürde). Milli Kütüphane Nüshası.
  • Bûsirî, İ. (t.y.). Kasîde-i Bürde.
  • Iyâz, K. (t.y.). Şifâ-i Şerîf. Rehber Yayıncılık.
  • Müferricü'l-Kurûb ve Müferrihü'l-Kulûb (Vâridât Kayıtları).
  • Yıldız, M. (2020). Tevessülün Mahiyeti ve Delilleri (Yüksek Lisans Tezi).

 

Arşın Nurundan Gönüllere Akan Rahmet: Nebevi Tevessül ve İstigase Münâcâtı

“İnsanoğlunun fıtratı / yaratılış özelliği, kendi noksanlığını ve günahlarının ağırlığını hissettiğinde, doğrudan İlâhî Azamet / yücelik karşısında bir dayanak ve şefaat kapısı arama meylindedir [s. 238].” Tevessül (vesile kılmak) ve istigase (yardım dilemek), bu psikolojik ihtiyacın kelamî bir tecellisidir. Kaynaklarda yer alan en dokunaklı münâcâtlar / yakarışlar, Peygamber Efendimizi (s.a.v.) "Vesile-i Uzmâ" / En Büyük Vesile kılarak Allah’a yönelmenin kalbe verdiği süruru / sevinci yansıtır.

Gönül Dergâhından Yükselen Tevessül Mısraları

Aşağıdaki mısralar, Kasîde-i Bürde, Müferricü'l-Kurûb ve Niyâzî-i Mısrî’nin Tesbî-i Bürde’sindeki manevi özden ilhamla, tevessül ve istigase hakikatini detaylandırmak amacıyla tertip edilmiştir:

Muhammed, karanlık gecede doğan hidayet güneşidir, Onun nuruyla silinir kalplerdeki her türlü keder ve kaza / kaderin zorlukları

Muhammed, Hakk’ın en sevgili kulu, rahmet deryasının incisidir, Mümin, kendi günahkar diliyle değil, O'nun pak / tertemiz ismiyle kapıya varır

"İstigasenin mahiyeti nedir ve nasıl bir ruh halini yansıtır?"

"Kul, 'Yâ Ekreme’l-Halk!' (Ey yaratılmışların en keremlisi!) diye seslendiğinde, aslında Allah'ın o zata verdiği manevi tasarrufa / yetkiye sığınmaktadır

" İmam Bûsirî'nin felçli halinden kurtuluşuna vesile olan o meşhur mısralar, insan psikolojisinin çaresizlik anındaki sarsılmaz limanıdır:

"Yâ Ekreme’l-halkı mâ lî men elûzü bihî / Sivâke inde hulûli’l-hâdisi’l-amemi" (Ey yaratılmışların en keremlisi! Genel ve büyük felaket anında, Senden başka sığınacak kimim var!)

Muhammed, dertlerin devası, ruhun şifasıdır, Onun hürmetine açılır semanın kapıları, diner gözyaşı

Muhammed, "Makam-ı Mahmud"un / Övülmüş Makam'ın tek sahibi, Yarın mahşer yerinde ümmetin yegâne senedi ve penâhıdır / sığınağıdır

Bazı irfânî eserlerde, Hz. Peygamber’in ruhaniyetinin levh-i mahfuz / ilahî kader levhası ile irtibatlı olduğu ve bu sebeple istigase edenlerin kalplerine o nurdan bir parça yansıdığı belirtilir

Çarpıcı Bir İstigase Duası

Peygamber Efendimizin (salla'llâhu aleyhi ve sellem) bizzat a’ma / gözleri görmeyen bir sahabiye öğrettiği ve dertlerin fethinde anahtar kabul edilen o muazzam dua:

"Allâhumme innî es’elüke ve eteveccehü ileyke bi-nebiyyike Muhammedin nebiyyi’r-rahmeh. Yâ seyyidenâ yâ Muhammed, innî eteveccehü bike ilâ Rabbî fî hâcetî li-tukdâ. Allâhumme şeffı’hu fiyye."

(Allah'ım! Ben Senden diliyor ve rahmet peygamberin Muhammed (s.a.v.) ile Sana yöneliyorum. Ey Efendimiz ey Muhammed! İhtiyacımın karşılanması için seninle Rabbime yöneliyorum. Allah'ım! O'nu hakkımda şefaatçi kıl!)  

Bu münâcât, kulun acizliğini itiraf ederek Allah'ın sevgilisiyle kapıyı çalmasıdır. Zira fıtrat / yaratılış, sevilenin hatırına sevenin bağışlandığı gerçeği üzerine kuruludur.


Kaynakça (APA):

  • Aksarâyî, S. H. R. (1644). Miftâhu’s-Sa‘âde (Şerh-i Kasîde-i Bürde). Nüsha: Milli Kütüphane [s. 402].
  • Bûsirî, İ. (t.y.). el-Kevâkibu'd-Durriyye fi Mehdi Hayri'l-Beriyye. [s. 444].
  • Iyâz, K. (t.y.). eş-Şifâ bi-Ta’rîfi Hukûki’l-Mustafâ. Rehber Yayıncılık [s. 108].
  • Mısrî, N. (1664). Tesbî-i Kasîde-i Bürde. [s. 6].
  • Yıldız, M. (2020). Tevessülün Mahiyeti ve Delilleri [s. 1068].

 

 

Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Benzer Yazılar

Yorumlar