Edward Snowden Nasıl Kullanıldı?
Dijital Çağın Vicdan Muhasebesi: Edward Snowden’ın İhanetten Hakikate Uzanan Yolculuğu
Edward Joseph Snowden’ın hikâyesi, sadece bir
istihbarat sızıntısı değil, aynı zamanda modern insanın teknolojiyle
imtihanının ve devletin "panoptikon" /her şeyi gören göz/ benzeri bir
yapıya dönüşmesinin trajik bir anlatısıdır. Snowden’ın dönüşümü, tesadüfi bir
olay değil, yedi yıllık bir istihbarat kariyerinin her aşamasında biriken
ahlaki sorgulamaların ve sistemdeki kırılmaları bizzat onaran bir teknisyen
olmanın getirdiği derin farkındalığın sonucudur.
Kuruluş ve İdealizm: Korumak İçin Kuşanılan Zırh
Snowden, 1983 yılında Kuzey Carolina'da, her
yetişkin üyesi devlete hizmet eden muhafazakâr bir ailenin çocuğu olarak
dünyaya geldi. Babası Lonnie Snowden, Birleşik Devletler Sahil Güvenlik
Teşkilatı'nda üst düzey bir subay; annesi Wendy ise federal mahkemelerde
memurdu. Snowden’ın çocukluğu, Fort Meade /Ulusal Güvenlik Ajansı ana
karargâhı/ gölgesinde, devlet hizmetine duyulan sarsılmaz bir inançla
şekillendi.
Snowden’ın
kişiliği, insan psikolojisi açısından "kendine yetme" ve "mantık
odaklılık" üzerine kuruluydu. Erken yaşta anne ve babasının boşanması, onu
kendi içine dönmeye ve dijital dünyayı bir sığınak olarak görmeye itti. Onun
için bilgisayarlar, öğretmenlerin veya ebeveynlerin aksine tutarlı ve adildi;
doğru komuta her zaman doğru cevabı veriyorlardı.
11 Eylül
saldırıları gerçekleştiğinde Snowden, her vatansever Amerikalı gibi derin bir
öfke ve intikam arzusu duydu. O dönemdeki düşünceleri, dünyayı "Biz ve
Onlar" olarak ayıran basit bir video oyunu mantığındaydı. Teknolojik
yeteneklerini cephede kullanmak amacıyla orduya yazıldı ve Özel Kuvvetler (18
X-Ray) eğitimine katıldı. Ancak bir eğitim kazasında her iki bacağının da
kırılması, onun fiziksel hizmet hayallerini bitirirken, zihinsel bir uyanışın
kapısını araladı.
İlk Kırılma: Cenevre ve Casusluğun Kirli Yüzü
Ordudan ayrıldıktan sonra, üstün bilgisayar
yetenekleri sayesinde üniversite diploması olmamasına rağmen Merkezi İstihbarat
Teşkilatı /Central Intelligence Agency (CIA)/ bünyesinde sistem mühendisi
olarak işe alındı. 2007 yılında Cenevre’ye atandı. Burada yaşadığı bir olay,
devletin yöntemlerine duyduğu ilk ciddi güvensizliği tetikledi. Bir CIA saha
operasyonunda, Suudi bir
bankacıyı devşirmek için adamın kasıtlı olarak sarhoş edilip araba kullanmaya
teşvik edildiğini ve ardından polis tarafından tutuklatılarak CIA’nın
"kurtarıcı" rolünde adama şantaj yaptığını gördü. Snowden,
devletinin iyilikten çok kötülük yaptığını ilk kez burada hissetti.
"Atomik An": Japonya ve Gizli Raporun
Keşfi
Snowden’ın düşünce dünyasındaki asıl dönüşüm
Japonya’da (2009-2012) Ulusal Güvenlik Ajansı /National Security Agency (NSA)/
için çalışırken gerçekleşti. Burada
"EPICSHELTER" adını verdiği küresel bir yedekleme sistemi
tasarlarken, sistemin tüm dünyanın dijital belleğini sonsuza dek saklayabilecek
bir kapasiteye ulaştığını fark etti.
Ancak asıl şok edici an, bir sistem yöneticisi
olarak yanlışlıkla önüne düşen 2009 tarihli gizli bir "Müfettiş Genel
Raporu"nu okumasıydı. Rapor, Bush döneminde başlatılan ve Obama döneminde
de gizlice genişletilen STELLARWIND adlı devasa bir gözetleme programının tüm
hukuksuzluğunu ve anayasaya aykırılığını detaylandırıyordu. Devletin, kendi vatandaşlarının
verilerini "elde etmek" (acquire) terimini yeniden tanımlayarak
anayasayı nasıl "hacklediğini" gördü. Snowden bu keşfi "atomik
anı" /her şeyin değiştiği kırılma noktası/ olarak tanımlar.
Hawaii ve Son Karar: XKEYSCORE’un Gözetleme
Şehveti
2012'de Hawaii’ye taşındığında, Snowden artık bir
"bilgi paylaşım memuru" kılıfıyla sistemin en derin dehlizlerine
inmişti. Burada Heartbeat
/Kalp Atışı/ adını verdiği bir yazılımla tüm istihbarat ağlarından veri
toplamaya başladı. XKEYSCORE
adlı arayüzü kullandığında, sıradan bir analistin sadece bir e-posta adresiyle
bir insanın tüm hayatını, geçmişini, fotoğraflarını ve hatta o anki ekran
görüntüsünü nasıl izleyebildiğine şahit oldu.
İnsan fıtratının en karanlık yönlerinden biri
olan "röntgencilik", istihbarat dünyasında "LOVEINT" /aşk
istihbaratı/ adıyla normalleşmişti; analistler birbirlerine hedeflerin çıplak
fotoğraflarını birer ofis şakası gibi gösteriyorlardı. Snowden, Endonezyalı bir
mühendisin kucağındaki bebeğiyle görüntüsünü izlerken, bu devasa makinenin
masumları nasıl öğüttüğünü iliklerine kadar hissetti.
Dönüşümün Temel Nedeni: Kurumsal İhanet ve
Anayasal Sadakat
Snowden’ın bir ajandan sızdırıcıya dönüşmesinin
temelindeki düşünce şudur: O, devletin halka karşı bir komplo kurduğuna ve
gizliliği, hukuksuzluğu örtbas etmek için bir kalkan olarak kullandığına ikna
oldu. Ona göre, halkın rızası olmadan yapılan bir yönetim, demokrasi değil,
otoriter bir popülizmdir.
Dönüşümünü
tetikleyen son olay, Ulusal İstihbarat Direktörü James Clapper’ın Mart 2013'te
Kongre önünde "NSA Amerikalıların verilerini topluyor mu?" sorusuna
göz göre göre "Hayır" cevabını vermesiydi. Bu yalan, Snowden için
artık sistem içinden reform yapma umudunun bittiği noktaydı.
Tarihsel Eleştiri ve Kişilik Analizi
Snowden, tarihsel bir perspektifle
yaklaşıldığında, Birleşik Devletler’in kurucu ilkelerine (özellikle 4. Madde:
haksız arama ve el koyma yasağı) teşkilatın kendisinden daha sadık kalmıştır. Eleştirel bir bakışla, onun bu
eylemi bazıları tarafından "narsisistik bir kahramanlık arayışı"
olarak görülse de, elindeki belgeleri doğrudan internete yüklemek yerine
gazetecilerin filtresinden geçirmesi, onun aşırılıklardan kaçınan, rasyonel bir
teknisyen olduğunu kanıtlar.
Kişilik ve Yaşayış: Snowden,
gösterişten uzak, lüksü sevmeyen, zamanının çoğunu ekran başında geçiren bir
"geek"tir /teknoloji meraklısı/. En büyük sevinci, internetin ilk
yıllarındaki o özgür ve anonim ruhtu; en büyük üzüntüsü ise bu özgürlüğün
"gözetleme kapitalizmi" tarafından yok edilmesidir.
Siyasi Görüşleri: Hiçbir zaman
solcu veya Marksist olmamıştır; aksine, bireysel özgürlükleri savunan, devletin
küçülmesini isteyen Ron Paul gibi özgürlükçü (libertarian) figürleri
desteklemiştir.
Devlet Büyüklerine Tenkitleri: George W.
Bush’u hukuksuz bir savaş ve gözetleme rejimi kurmakla; Barack Obama’yı ise
değişim vaadiyle gelip bu rejimi daha da kökleştirmek ve şeffaflık yerine
cezalandırma yolunu seçmekle suçlamıştır.
Snowden, 20 Mayıs 2013’te Lindsay Mills’e
"İş için çağrıldım, seni seviyorum" notunu bırakıp Hong Kong’a giden
uçağa bindiğinde, sadece kariyerini değil, tüm geçmişini ve geleceğini feda
etmişti. Bugün Moskova’da sürgünde yaşayan Snowden, devletin "daimi
kaydına" karşı, bireyin "unutulma hakkını" ve mahremiyetini
savunan bir sembol olarak kalmaya devam etmektedir.
Dijital Tutsaklık ve Kaçınılmaz Durak: Snowden’ın
Rusya Paradoksu ve Küresel Yazılım Hapishanesi
Edward Joseph Snowden’ın /Edvırd Cozıf Sınovdın/
hikâyesi, modern dünyada bireyin teknolojik kuşatılmışlığına karşı attığı en
büyük çığlıktır. Ancak bu çığlığın yankılandığı yerin Moskova olması, tarihin
en büyük ironilerinden birini barındırır. Snowden’ın Çin hakkındaki derin
endişeleri ile Rusya’ya sığınmak zorunda kalışı arasındaki tezatlık, aslında
bir tercihin değil, jeopolitik bir satranç oyununda sıkışmışlığın sonucudur.
Zoraki Sığınma: Bir "Daimi Kayıt"
/Permanent Record/ Trajedisi
"Neden Rusya?" sorusunun cevabı,
Snowden’ın kendi ifadelerinde ve olayların kronolojik akışında gizlidir.
Snowden, 20 Mayıs 2013'te Hong Kong’a gittiğinde amacı Rusya’ya yerleşmek
değildi. Asıl hedefi, siyasi sığınma hakkını savunacağına inandığı Ekvador’du.
Hong Kong’dan Moskova aktarmalı olarak Havana ve oradan Karakas /Karakas/
üzerinden Quito /Kito/ şehrine gitmeyi planlıyordu çünkü bu rota Amerika
Birleşik Devletleri hava sahasından geçmeyen tek güvenli yoldu.
Ancak Snowden havada, Şeremetyevo /Sheremetyevo/
Havaalanı’na doğru ilerlerken, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin talimatıyla
pasaportu iptal edildi. Uçaktan indiğinde artık vatansız ve belgesiz bir
kaçaktı. Rus yetkililer onu transit bölgede durdurdu ve Amerikan hükümetinin bu
hamlesi, Snowden’ı ironik bir şekilde en çok eleştirdiği yöntemleri kullanan
bir diğer gücün, Rusya’nın kucağına itti. Snowden bu durumu "uçsuz bucaksız bir aktarma"
/endless layover/ olarak tanımlar. 40 gün boyunca havaalanında hapis kalan
Snowden, 27 ülkeye sığınma talebinde bulunmasına rağmen hiçbirinden olumlu
yanıt alamayınca, Rusya’nın geçici sığınma teklifini kabul etmek zorunda kaldı.
Çin Aynası ve Amerika’nın Gizli Sureti
Snowden’ın Çin
hakkındaki öngörüleri, onun Japonya’daki (2009) görevi sırasında
şekillenmiştir. Çin’in siber casusluk yeteneklerini analiz ederken, bu ülkenin
kendi vatandaşları üzerindeki "drakonyen" /draconian/ gözetleme
sistemini dehşetle incelemiştir. Ancak Snowden’ı asıl sarsan şey, Çin’in yaptıklarını bir ayna olarak
görmesidir: Çin’in kendi halkına açıkça uyguladığı baskıcı gözetleme
yöntemlerini, Amerika Birleşik Devletleri’nin gizlice tüm dünyaya uyguladığını
fark etmiştir.
Snowden, insan fıtratının mahremiyete olan
ihtiyacını savunurken, devletlerin bu ihtiyacı "ulusal güvenlik"
bahanesiyle nasıl öğüttüğünü görmüştür. Ona göre Çin ve Rusya gibi otoriter
rejimlerin gözetleme iştahı zaten bilinen bir gerçektir; ancak asıl tehlike,
özgürlük vaat eden demokrasilerin (ABD ve İngiltere gibi) aynı teknolojik
hapishaneyi gizlice inşa etmesidir.
Yazılım Hapishanesi: "Her Şeyi Topla, Her
Şeyi Bil"
Dünyanın içine düştüğü "yazılım
hapishanesi", Snowden’ın sızdırdığı belgelerle isimlendirilen bir dijital
panoptikon /panopticon/ yapısıdır. Bu sistemin temel taşları şunlardır:
- Toptan Toplama /Bulk Collection/:
Devletler artık sadece şüphelileri değil, "her ihtimale karşı
herkesi" izlemektedir. PRISM /Prizm/ ve UPSTREAM /Apstrim/ gibi
programlar, internetin ana damarlarına (fiber optik kablolara) ve
teknoloji devlerinin (Google, Facebook, Microsoft) sunucularına doğrudan
erişim sağlar.
- Daimi Kayıt /Permanent Record/: Verinin
depolanma maliyetinin düşmesiyle birlikte, devletler topladıkları her şeyi
sonsuza dek saklama kapasitesine erişmiştir. Bu, "zaman
yolculuğu" gibi bir casusluk imkânı doğurur: Bugün şüpheli ilan
edilen birinin on yıl önceki e-postaları veya konum verileri saniyeler
içinde analiz edilebilir.
- Meta Veri /Metadata/ Aldatmacası: Devlet
yetkilileri "içeriği okumuyoruz, sadece meta verileri
topluyoruz" diyerek halkı sakinleştirmeye çalışır. Oysa Snowden, meta
verinin (kiminle, ne zaman, nerede, ne kadar süre konuşulduğu) içerikten
çok daha açıklayıcı ve tehlikeli olduğunu belirtir. Meta veri, bir insanın
yaşamının kusursuz bir haritasıdır.
- XKEYSCORE /İks-key-skor/: Snowden
bu programı "özel hayatlar için Google" olarak tanımlar. Sıradan
bir analist, sadece bir e-posta adresiyle bir kişinin tüm dijital
geçmişine, özel yazışmalarına ve hatta o anki ekran görüntüsüne
ulaşabilir.
Karakter Analizi ve Tarihsel Eleştiri
Snowden, kişilik olarak teknolojiye tutkulu bir
"geek" /bilgisayar kurdu/ ve rasyonel bir teknisyendir. Onu bu eyleme
iten şey, devletin halkına yalan söyleyerek anayasayı "hacklemesi"
karşısında hissettiği ahlaki dürüstlük dürtüsüdür. Kendisini en çok üzen şey
internetin ilk yıllarındaki özgür ruhun ölmesi, en çok sevindiren ise
mahremiyet bilincinin küresel bir uyanışa dönüşmesidir.
Devlet Büyüklerine Tenkitleri: Snowden,
George W. Bush’u hukuksuzluğun temelini atmakla, Barack Obama’yı ise
"değişim" vaadiyle gelip bu hukuksuzluğu daha da derinleştirmek ve
kalıcı hale getirmekle suçlar. Ulusal İstihbarat Direktörü James Clapper’ın
Kongre önünde yalan söylemesini ise demokrasinin pervertasyonu /bozulması/
olarak niteler.
Tezat Üzerine Düşünceler: Bazı
eleştirmenler (Edward Lucas gibi), Snowden’ı Rusya’nın elinde bir
"kullanışlı aptal" /useful idiot/ olarak görürler. Kaynaklarda
Snowden’ın Rus istihbaratı FSB’nin "sıcak tekliflerini" reddettiği
belirtilse de, Rusya gibi bir ülkede sığınmacı olarak yaşarken tamamen bağımsız
kalabilmesi insan psikolojisi ve istihbarat gerçekleri açısından aşırı bir
iyimserlik olabilir. Snowden’ın Rusya’da kalması, Rusların demokratik olduğu
anlamına gelmez; aksine Amerikan diplomasisinin onu orada hapsederek rakibine büyük
bir propaganda zaferi hediye etmesi anlamına gelir.
Snowden, 2013'ten beri Moskova’daki iki odalı bir
apartman dairesinde, bir zamanlar kontrol ettiği teknolojilerin şimdi hedefi
olarak yaşamaktadır. Onun hikâyesi, "hiçbir şeyim yok ki neden
korkayım" diyen kitlelerin, aslında farkında olmadan girdikleri gönüllü
kölelik hücrelerinin kapılarını aralamıştır.
Panoptikonun Küresel İstilası: Çin ve Amerika'nın
Sayısal İkizleri
Edward Joseph Snowden’ın /Edvırd Cozıf Sınovdın/
2009 yılında Japonya’daki görevi sırasında Çin’in siber casusluk kapasitesini
analiz ederken yaşadığı o sarsıcı an, modern istihbarat tarihinin en büyük
ironilerinden biridir. Snowden, Çin’in kendi vatandaşları üzerindeki
"drakonyen" /baskıcı/ gözetleme sisteminin teknik detaylarını
incelerken, aslında bir aynaya baktığını ve orada Amerika Birleşik
Devletleri’nin yansımasını gördüğünü fark etmiştir. Bu iki devasa güç,
yüzeydeki ideolojik çatışmalarına rağmen, bireyin mahremiyetini yok etme
konusunda ürkütücü derecede benzer yöntemler ve felsefeler kullanmaktadır.
Veriyi "İstifleme" Şehveti ve Toptan
Toplama Stratejisi
Çin ve Amerika gözetleme sistemlerinin en temel
ortak paydası, "toptan toplama" /bulk collection/ felsefesidir. Her
iki sistem de artık sadece şüphelileri değil, "her ihtimale karşı
herkesi" izlemeyi amaçlar. Amerika Ulusal Güvenlik Ajansı /National
Security Agency (NSA)/, bu stratejiyi "Hepsini Kokla, Hepsini Bil, Hepsini
Topla, Hepsini İşle" /Sniff It All, Know It All, Collect It All, Process
It All/ şeklinde formüle etmiştir.
Çin
hükümetinin milyarlarca telefon görüşmesini ve internet iletişimini sürekli
olarak toplama, saklama ve analiz etme kapasitesi, NSA’in "PRISM"
/Prizm/ ve "UPSTREAM" /Memba/ programlarıyla birebir örtüşmektedir. PRISM
programı, devletin doğrudan teknoloji devlerinin (Google, Facebook, Apple,
Microsoft) sunucularına erişmesini sağlarken; UPSTREAM ise internetin ana
damarları olan fiber optik kablolardan veriyi doğrudan çekip almaktadır. Bu,
Çin'in kendi topraklarındaki veri akışını kontrol etme biçimiyle teknik olarak
eşdeğerdir; tek fark Amerika'nın bunu tüm dünyaya "invisible"
/görünmez/ ve gizli politikalarla uygulamasıdır.
"Daimi Kayıt" ve Zaman Yolculuğu
Kapasitesi
Her iki sistemin de nihai rüyası
"permanency" /kalıcılık/, yani dünyadaki tüm dijital izleri sonsuza
dek saklayabilmektir. Snowden'ın Japonya'da tasarladığı "EPICSHELTER"
/Epik Sığınak/ adlı sistem, verinin "tekilleştirilmesi"
/deduplication/ yöntemiyle depolama maliyetini düşürerek, devletin elindeki
veriyi on yıllarca, hatta sonsuza dek saklamasına olanak tanımıştır.
Bu "daimi kayıt" /permanent record/
kapasitesi, her iki devlete de bir "zaman makinesi" gücü verir. Bugün
suçsuz görünen bir kişi, on yıl sonra devletin hedefine girdiğinde, sistem
geçmişe dönerek o kişinin her adımını, her mesajını ve her konum verisini
saniyeler içinde analiz edebilir. Bu durum, Sovyetler Birliği veya Nazi
Almanya'sındaki nüfus sayımı yöntemlerinin dijital çağa uyarlanmış, çok daha
tehlikeli ve kaçılamaz bir versiyonudur.
Üstveri /Metadata/ Aldatmacası ve İçeriğin Ötesi
Hem Çin hem de ABD yetkilileri, halkı
sakinleştirmek için "sadece üstverileri topluyoruz, içeriği
okumuyoruz" savunmasına sığınır. Oysa Snowden’ın da belirttiği gibi,
üstveri (kiminle, ne zaman, nerede, ne kadar süre konuşulduğu), içerikten çok
daha açıklayıcı ve tehlikelidir. Üstveri, bir insanın yaşamının kusursuz bir
haritasıdır ve devletlerin algoritmaları bu harita üzerinden bireyin
davranışlarını tahmin edebilir. Çin bu veriyi sosyal kontrol ve
"vatandaşlık puanı" için kullanırken, Amerika bunu "ulusal
güvenlik" kılıfı altında, ancak benzer bir toplumsal mühendislik
potansiyeliyle istiflemektedir.
İnsan Fıtratı ve Gözetleme Psikolojisi: LOVEINT
İnsan fıtratının en karanlık yönlerinden biri
olan "röntgencilik" ve "güç sarhoşluğu", her iki sistemin
de operasyonel seviyesinde kendisini gösterir. NSA içinde normalleşen
"LOVEINT" /aşk istihbaratı/ pratiği, analistlerin sistemin sunduğu
sınırsız gücü kendi kişisel merakları veya eski sevgililerini takip etmek için
kullanmalarıdır. Analistler, hedeflerin mahrem fotoğraflarını bir ofis şakası
veya para birimi gibi birbirlerine göstererek insan onurunu hiçe saymaktadır.
Bu durum, gözetleme sistemlerinin sadece "teröristleri" değil, insan
fıtratının zaaflarını da besleyen bir canavara dönüştüğünü kanıtlar.
Tarihsel Eleştiri ve Snowden'ın Öngörüleri
Snowden, tarihsel bir perspektifle
yaklaşıldığında, Amerika'nın kendi kurucu anayasasını "hacklediğini"
savunur. 9/11 sonrası yaşanan "guilt" /suçluluk/ duygusu, istihbarat
liderlerini her şeyi gören bir makine inşa etmeye itmiştir. Ancak bu makine,
özgürlük vaat eden demokrasileri "otoriter popülizme" /authoritarian
populism/ sürüklemektedir.
Snowden’ın Kişiliği ve Eleştirileri: Snowden,
kendisini vatansever bir teknisyen olarak görürken, devlet büyüklerini ağır bir
dille eleştirir. James Clapper’ın Kongre önünde yalan söylemesini
"demokrasinin pervertasyonu" /bozulması/ olarak niteler. Obama’yı ise
"değişim" vaadiyle gelip George W. Bush döneminin hukuksuzluklarını
daha da kökleştirmek ve şeffaflık yerine cezalandırma yolunu seçmekle
suçlamıştır. Kendisini en çok sevindiren şey mahremiyet bilincinin küresel bir
uyanışa dönüşmesi, en çok üzen ise dijital dünyanın bir "yazılım hapishanesine"
dönüşmesidir.
Sonuç olarak, Çin ve Amerika arasındaki
benzerlik, teknolojinin doğasından kaynaklanmaktadır: Eğer bir şey teknik
olarak mümkünse, devletler onu mutlaka yapacaktır. Snowden’ın sızdırdığı
belgeler, dünyanın sadece bir "istikrar ve güvenlik" arayışında
olmadığını, aslında her şeyi bilen ve asla unutmayan bir sayısal tiranlığın
eşiğinde olduğunu göstermektedir.
Gölge Ortaklık: Edward Snowden ve İsrail İstihbarat
Ağı Arasındaki Görünmez Bağlar
"Edward Snowden’ın kariyer yolculuğunda
İsrail ile olan bağlantısı, bireysel bir operasyonel ilişkiden ziyade, Amerikan
istihbarat sisteminin ayrılmaz bir parçası olan stratejik bir iş birliği ve bu
iş birliğine dair beslediği başlangıçtaki korumacı tutumu ile
şekillenmiştir." Snowden’ın istihbarat dünyasındaki gelişimi, Amerikan
Ulusal Güvenlik Ajansı /National Security Agency (NSA)/ ve Merkezi İstihbarat
Teşkilatı /Central Intelligence Agency (CIA)/ içindeki konumu gereği, İsrail
ile yürütülen çok derin ve gizli operasyonel ortaklıklara tanıklık etmesini
sağlamıştır. Bu bağlamda İsrail, Snowden’ın sızdırdığı belgelerde sıklıkla
Amerikan istihbaratının en yakın ve en karmaşık "üçüncü taraf"
ortaklarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır.
"TheTrueHOOHA" Dönemi ve Devlet
Sırlarını Koruma Şehveti
Snowden’ın İsrail konusundaki düşünceleri zaman
içinde büyük bir evrim geçirmiştir. 2009 yılında "TheTrueHOOHA" takma
adıyla internet forumlarında aktif olduğu dönemde, Snowden’ın devlet sırlarına
duyduğu sadakat, onu bugün savunduğu değerlerin tam zıttı bir noktaya
konumlandırmıştı. O
dönemde New York Times gazetesi, İsrail’in İran’ın nükleer programını
sabote etmek için Bush yönetiminden yardım istediğine ve ABD'nin bu konuda
İsrail ile istihbarat paylaşımını artırdığına dair bir haber yayınlamıştı.
Snowden, bu gizli planın medyaya sızdırılmasına karşı büyük bir öfke duymuş, bu
sızıntıyı gerçekleştirenlerin "hayalarından vurulması gerektiğini"
söyleyecek kadar sert bir devlet savunucusu portresi çizmiştir. O günlerde
Snowden için İsrail ile yürütülen gizli operasyonların ifşa edilmesi, ulusal
güvenliğe ihanet ve potansiyel bir savaşın tetikleyicisi olarak görülüyordu.
Cenevre’deki Tartışmalar ve Pragmatik Yaklaşım
Snowden’ın 2007-2009 yılları arasında
Cenevre’deki /Cenevre/ görevi sırasında, dış dünyaya bakış açısı daha geniş bir
perspektif kazanmaya başlamıştır. Burada Estoniyalı /Estonian/ bir aktivist olan Meelis Kaldalu ile
yaptığı uzun sohbetlerde, İsrail-Filistin meselesine dair görüşlerini
paylaşmıştır. Kaldalu, İsrail’in Filistin’deki varlığını ahlaki olarak
sorgularken; Snowden, Amerika’nın İsrail’e verdiği desteği o dönemdeki dünya
düzeni içerisinde "en az korkunç seçenek" /the least terrible option/
olarak tanımlamıştır. Bu yaklaşım, Snowden’ın o yıllarda Amerikan dış
politikasını ve müttefiklik ilişkilerini pragmatik bir "dünya polisi"
mantığıyla kabullendiğini göstermektedir. İnsan psikolojisi açısından bu
durum, Snowden’ın o dönemdeki aidiyet hissinin ve devletin kurumsal kimliğiyle
özdeşleşme arzusunun bir yansımasıdır.
Teknolojik Sabotaj ve "Öldürme
Anahtarı" /Kill Switch/
Snowden’ın
sızdırdığı belgeler, İsrail’in dahil olduğu çok daha karanlık teknolojik
kabiliyetlere ışık tutmuştur. 2007 yılında İsrail jetlerinin Suriye’deki bir
nükleer tesisi bombalaması sırasında, Suriye radarlarının gizemli bir şekilde
devre dışı kalması istihbarat dünyasında büyük yankı uyandırmıştı. Bu olayın ardından, çiplerin içine
yerleştirilen ve dışarıdan bir tetikleyici ile cihazı işlevsiz hale getiren
"öldürme anahtarı" /kill switch/ kavramı tartışılmaya başlanmıştır.
Snowden’ın belgeleri, NSA’in ve müttefiklerinin (İsrail dahil), teknoloji
devlerinin /Silicon Valley/ ürünlerine sızarak bu tür arka kapılar /backdoors/
yerleştirme konusundaki iştahını ortaya koymuştur. Bu noktada İsrail,
hem bu teknolojilerin geliştirilmesinde hem de sahadaki uygulamalarında ABD ile
simbiyotik /symbiotic/ bir ilişki içindedir.
Snowden’ın Kişiliği, Eleştirileri ve Siyasi
Görüşleri
Snowden’ın İsrail ile bağlantılı konulara
yaklaşımı, onun genel siyasi ve ahlaki dönüşümünün bir parçasıdır:
- Siyasi Görüşleri: Snowden,
her zaman özgürlükçü /libertarian/ bir çizgiye yakın durmuş ve bireysel
özgürlükleri devlet otoritesinin önünde tutan Ron Paul gibi figürleri
desteklemiştir.
- Devlet Büyüklerine Tenkitleri: Snowden,
özellikle James Clapper’ın Amerikan halkına ve Kongre'ye yalan söylemesini
"demokrasinin pervertasyonu" /bozulması/ olarak niteler.
Obama'yı ise değişim vaadiyle gelip kitle gözetim sistemini daha da
kökleştirdiği için sertçe eleştirmiştir.
- İnsani Yönü ve Ailevi Yaşamı:
Ailesindeki kuşaklar boyu süren devlet hizmeti geleneği, onun iç
dünyasında "vatana sadakat" ile "anayasal haklara
sadakat" arasında derin bir çatışma yaratmıştır. Kendisini en çok
sevindiren şey, sızıntıların ardından küresel bir mahremiyet bilincinin
uyanması; en çok üzen şey ise sevdiği kadın olan Lindsay Mills’i ve
ailesini geride bırakmak zorunda kalmasıdır.
Sonuç olarak, Snowden’ın İsrail bağlantısı,
istihbaratın teknik ve operasyonel dehlizlerinde şekillenmiş bir bilgi
ortaklığıdır. Başlangıçta bu ortaklığın gizliliğini canı pahasına savunan bir
teknisyen iken, sistemin tüm dünyaya karşı bir "yazılım hapishanesi"
inşa ettiğini fark ettiğinde, bu müttefiklik ağının tüm kirli çamaşırlarını
ortaya dökmeyi bir vicdan borcu bilmiştir.
Gözetleme Labirentindeki "Sistem Hatası":
Snowden’ın Görünmezlik Yanılsaması ve İsrail Denklemi
Edward Joseph Snowden’ın /Edvırd Cozıf Sınovdın/
2013 yılında başlattığı sızıntı süreci, sadece teknolojik bir veri dökümü
değil, aynı zamanda devletin her şeyi bilen "omniscient" /her şeyi
bilen/ yapısına karşı bireysel bir dehanın meydan okumasıdır. Bu süreçte
Snowden’ın nasıl gözetlenmediğini düşündüğü, sistemin neden tepki veremediği ve
arka plandaki olası "kripto" /gizli/ bağlantılar, modern istihbarat
tarihinin en tartışmalı konuları arasındadır.
Gözetim Altında Görünmezlik: Sysadmin /Sistem
Yöneticisi/ Ayrıcalığı
"Snowden,
her şeyin gözetim altında olduğunu bilirken kendisinin de gözetilmediğini nasıl
düşünmüştür?" Bu sorunun cevabı, sistemin teknik mimarisindeki
hiyerarşide gizlidir. Snowden, sıradan bir analist değil, bir "Systems
Administrator" /Sistem Yöneticisi/ idi. İstihbarat dünyasında
sysadmin’ler, sistemin "anahtar ustaları"dır; yani gözetleme
araçlarını kuran, bakımını yapan ve açıklarını bilen kişilerdir.
Snowden, kendisinin gözetlendiğinin farkındaydı
ancak sistemin "kör noktalarını" /blind spots/ kullanma konusunda
teknik üstünlüğe sahipti. Örneğin:
- Hava Boşluğu /Air-Gap/: Hiçbir zaman internete
girmemiş ve girmeyecek olan bilgisayarlar kullanarak verileri
kopyalamıştır.
- Sysadmin Gizliliği:
"Ghost user" /hayalet kullanıcı/ olarak tanımlanan bu
pozisyonda, bir dosyayı açtığında arkasında elektronik iz bırakmama
yetkisine sahipti.
- Zamanlama: NSA
personeli uyurken, farklı zaman dilimlerinden yararlanarak Fort Meade /NSA
karargâhı/ sunucularına uzaktan erişim sağlamıştır.
- Psikolojik Kamuflaj: Her
zaman elinde bir "Rubik’s Cube" /Zekâ Küpü/ ile dolaşarak, bu
cihazı bir dikkat dağıtıcı ve anksiyete giderici olarak kullanmış,
"teknoloji meraklısı zararsız bir çocuk" imajı çizmiştir.
Reaksiyon Analizleri ve Kurumsal Körlük
"Bu
kişinin vereceği tepki analizleri daha önceden yapılmıştır" düşüncesine
gelince; Snowden’ın işe alım sürecinde yapılan "Single Scope Background
Investigation" /Tek Kapsamlı Özgeçmiş İncelemesi/ ve yalan makinesi
testlerinden "başarıyla" geçtiği kaynaklarda sabittir. Ancak
istihbarat kurumları, "insan fıtratının" zamanla değişebileceğini ve
ideolojik kaymaların ("cognitive dissonance" /bilişsel çelişki/)
yalan makinesiyle ölçülemeyeceğini hesaba katmamıştır.
NSA, sızıntıdan önce Thomas Drake ve William
Binney gibi "whistleblower" /ihbarcı/ örneklerini cezalandırarak
sistemi içeriden kilitlediğini düşünmüştür. Kurumsal bir
"narsisistik" /özsever/ yapı içinde olan NSA, kendi yarattığı teknolojiye
o kadar güvenmiştir ki, bir gün bu teknolojinin kendi içindeki bir mühendis
tarafından silaha dönüştürülebileceği öngörüsünü yapamamıştır.
ABD'nin Gizli Ajandası ve "Zaman
Makinesi" Hipotezi
"Bu olay ABD’nin o sırada dünya için tehlike
oluşturacak bir düşüncesi olup da onu uygulamaya sokacağı düşünülmüş olma
ihtimali akla geliyor." Snowden’ın sızdırdığı STELLARWIND /Yıldız Rüzgârı/
gibi programlar aslında ABD’nin "surveillance time machine"
/gözetleme zaman makinesi/ inşa etme çabasını ortaya koymuştur. Bu sistem,
gelecekteki herhangi bir sivil muhalefeti anında bastırabilecek veya dünya
genelinde bir "otoriter popülizm" rejimi kurabilecek kapasitedeydi.
Snowden’ın bu noktada bir "pawn"
/piyon/ olarak kullanılıp kullanılmadığı sorusu, tarih eleştirisi açısından
önemlidir. Edward Lucas gibi bazı analistler, Snowden’ın sızıntılarının tam da
Rusya ve Çin’in jeopolitik çıkarlarına hizmet ettiğini (beş göz ittifakını
zayıflatmak, Avrupa-ABD ilişkilerini germek) savunarak onu bir "useful
idiot" /kullanışlı aptal/ olarak niteler.
İsrail, Mossad ve Obama Hükümeti Denklemi
"Snowden'ın
da Mossad tarafından kontrol edildiğini düşünüyorum." Bu iddiayı
kaynaklar ve siyasi konjonktür ışığında değerlendirebiliriz:
- TheTrueHOOHA Dönemi: Snowden, 2009'da internet
forumlarında aktifken, İsrail'in İran'ın nükleer programına yönelik gizli
operasyonlarını canla başla savunmuş ve bu operasyonları sızdıranların
"cezalandırılması" gerektiğini söylemiştir. Bu, onun başlangıçta İsrail
çıkarlarıyla ne kadar barışık olduğunu gösterir.
- İsrail İttifakı: NSA'in
İsrail ile çok derin bir istihbarat paylaşımı yaptığı (Netanyahu'nun bile
izlendiği ancak stratejik verilerin paylaşıldığı) belgelerde yer alır.
- Obama ve Yaptırım İhtimali: Obama hükümetinin o dönemde
İsrail'in yerleşim politikalarına veya tek taraflı İran saldırılarına
karşı bir "redden" /reddetme/ pozisyonunda olduğu bilinmektedir.
Kullanıcı yorumlarında ve bazı analizlerde, Snowden olayının patlak
vermesiyle ABD'nin enerjisinin iç krize ve müttefiklerin (Merkel gibi)
öfkesini dindirmeye harcanmasının, İsrail üzerindeki baskıyı azalttığı
savunulmaktadır.
- Pegasus ve NSO: Snowden
daha sonra İsrail kökenli "Pegasus" yazılımının Cemal Kaşıkçı
cinayeti gibi olaylarda kullanıldığını ifşa ederek bu kez İsrail
teknolojisini hedef almıştır.
Kişilik ve Yaşayış: Bir Vicdanın Portresi
Snowden’ın yaşayışına bakıldığında, kendini en
çok mutlu eden şeyin internetin ilk yıllarındaki o "özgür ve anonim"
ruh olduğu görülür. Onu en çok üzen şey ise, sevdiği kadın Lindsay Mills’i
/Lindsey Mils/ ve ailesini bir not bırakarak geride bırakmak zorunda
kalmasıdır. Siyasi görüşleri açısından o bir "libertarian"
/özgürlükçü/’dür ve Ron Paul gibi figürleri desteklemiştir. Devlet büyüklerini,
özellikle James Clapper’ı "yalan söyleyerek anayasayı hacklemekle"
suçlamıştır.
Snowden'ın Rusya'da geçirdiği yıllar boyunca FSB
/Rus İç İstihbarat Servisi/ ile hiçbir temas kurmadığı iddiası, istihbaratın
doğası gereği şüphelidir. Kendi anlatısında bağımsız olduğunu söylese de,
Moskova’daki yaşamının "güvenli evler" ve FSB denetimindeki alanlarda
geçtiği düşünülmektedir.
Sonuç olarak Snowden, "panoptikon"
içindeki her şeyi gören gözün kendisini göremeyeceğini bildiği teknik bir
pencere açmış, ancak bu pencere onu ironik bir şekilde Rusya-ABD-İsrail
arasındaki devasa jeopolitik satrancın en önemli taşı haline getirmiştir.
Dijital Panoptikonun Görünmez Anahtarı: Üstverinin
/Metadata/ Gizli Tehlikeleri
Edward Joseph Snowden’ın /Edvırd Cozıf Sınovdın/
ifşa ettiği belgeler, modern istihbaratın en büyük yanılsamalarından birini
yerle bir etmiştir: "Sadece üstverileri topluyoruz, içeriği
okumuyoruz" savunması. İlk bakışta zararsız gibi görünen bu teknik terim,
aslında bir insanın tüm yaşamını, alışkanlıklarını ve gelecekteki olası
eylemlerini deşifre edebilecek en güçlü silahtır. Üstverinin içerikten daha
tehlikeli olmasının temel nedenleri, hem teknolojinin doğasında hem de
devletlerin bu veriyi kullanma biçiminde gizlidir.
Otomatik Üretim ve Kontrol Kaybı: Makinelerin
Yalan Söylemeyen Dili
İnsanlar, iletişim kurarken içerik üzerinde tam
kontrole sahiptirler; ne söyleyeceklerini, hangi kelimeleri seçeceklerini veya
neyi gizleyeceklerini bilirler. Ancak üstveri /metadata/ tamamen farklı bir
doğaya sahiptir. Üstveri,
bir veri hakkında veridir ya da daha doğru bir ifadeyle "aktivite
verisidir". Bir telefon araması yaptığınızda aramanın içeriği sizin
kontrolünüzdeyken; aramanın saati, süresi, konumu ve kime yapıldığı gibi
bilgiler makineler tarafından otomatik olarak üretilir.
İnsan fıtratı gereği dürüst olmayabilir, kodlu
konuşabilir veya ketum davranabilir; fakat cihazlar asla yalan söylemez.
Telefonunuz her an en yakın baz istasyonuna sinyal göndererek /ping/ sizin tam
olarak nerede olduğunuzun ve kiminle fiziksel yakınlık kurduğunuzun kaydını
tutar. Snowden’ın belirttiği gibi, içerik zihninizden geçenleri yansıtırken,
üstveri sizin gerçekte ne yaptığınızın kusursuz bir haritasıdır.
Bağlamsal Haritalama ve Öngörücü Güç: Zihin
Okumanın Dijital Hali
İçerik, büyük veri yığınları arasında analiz
edilmesi zor ve zaman alıcı bir unsurdur. Milyarlarca telefon görüşmesini
dinlemek imkansızdır, ancak üstveri bu devasa "samanlıkta iğne
aramayı" mümkün kılar. Üstverinin en tehlikeli yönü, "yaşam
örüntülerini" /pattern of life/ ortaya çıkarma kabiliyetidir. Bir
istihbarat analisti sadece üstverilere bakarak şunları görebilir:
- Gece saat kaçta yattınız ve sabah kaçta kalktınız.
- Hangi dini veya siyasi toplantılara katıldınız.
- Bir suça karışmış birinin yanında mıydınız.
- Bir kürtaj kliniğini mi aradınız yoksa bir intihar yardım hattını mı?
Algoritmalar bu "aktivite kayıtlarını"
kullanarak bireylerin geçmişine dair kronolojiler ve ilişkisel özetler
oluşturur. Bu durum, istihbarat servislerine bir "dijital kehanet"
yetisi kazandırır; artık ne yaptığınızdan ziyade, ne yapacağınız tahmin
edilebilir hale gelir. Snowden, bu süreci "tahmin değil,
manipülasyon" olarak nitelendirir.
Daimi Kayıt /Permanent Record/ ve Zaman Yolculuğu
Riski
İçerik genellikle geçicidir, ancak üstverinin
depolanma maliyeti o kadar düşüktür ki devletler bu veriyi sonsuza dek saklama
kapasitesine erişmiştir. Bu, "daimi kayıt" /permanent record/
kavramının çekirdeğidir. İstihbarat servisleri için üstveri toplamak, bir
"surveillance time machine" /gözetleme zaman makinesi/ inşa etmektir.
Bugün devlet için hiçbir tehdit oluşturmayan
sıradan bir vatandaş olabilirsiniz. Ancak on yıl sonra iktidara gelen otoriter
bir rejim veya değişen politik iklim sizi hedef seçtiğinde, devlet elindeki
üstveri deposuna girerek on yıl önceki tüm adımlarınızı, ilişkilerinizi ve
dijital izlerinizi saniyeler içinde analiz edebilir. Snowden bu tehlikeyi, her
vatandaş için hazırlanan ve bir gün aleyhine kullanılabilecek "Kıyamet
Günü Çizelgesi" /The End spreadsheet/ olarak tanımlar.
Hukuki İllüzyon ve Anayasanın
"Hacklenmesi"
Üstverinin bir diğer tehlikesi, hukuk
sistemindeki boşluklardan faydalanmasıdır. Amerika Birleşik Devletleri
Anayasası’nın 4. Maddesi /haksız arama ve el koyma yasağı/, içeriği korumak
için tasarlanmıştır ancak üstveri konusunda "üçüncü taraf doktrini"
/third-party doctrine/ devreye girer. Hükümet, bu verilerin zaten telefon
şirketleri veya internet servis sağlayıcılarıyla "paylaşıldığını",
dolayısıyla mahremiyet hakkının feragat edildiğini savunur.
Snowden, Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) bu
yasal boşluğu kullanarak anayasayı "hacklediğini" ifade eder. James
Clapper /Ceyms Klepır/ gibi devlet büyüklerinin Kongre önünde
"Amerikalıların verilerini toplamıyoruz" derken aslında kastettikleri,
veriyi topladıkları ama henüz "elde etmedikleri" /acquire/ yönündeki
kelime oyunlarıdır. Onlara göre veri, ancak bir analist tarafından
sorgulandığında hukuki anlamda "elde edilmiş" sayılır; o ana kadar
sadece "depolanmaktadır".
İnsan Fıtratı ve Gözetleme Şehveti: LOVEINT
Snowden’ın anlatılarında vurguladığı en çarpıcı
ve üzücü gerçeklerden biri de gözetleme teknolojisinin insan fıtratındaki en
karanlık yönleri beslemesidir. NSA personeli arasında yaygın olan
"LOVEINT" /aşk istihbaratı/ pratiği, analistlerin sistemin sunduğu
sınırsız gücü eski sevgililerini, hoşlandıkları kişileri veya tamamen yabancı
insanları röntgenlemek /voyeurism/ için kullanmalarıdır.
Sistem yöneticileri /sysadmin/, insanların en
mahrem anlarını, çıplak fotoğraflarını ve özel yazışmalarını bir "ofis
para birimi" gibi birbirlerine göstererek insan onurunu hiçe saymaktadır.
Snowden, bu durumu sistemin sadece teröristleri değil, masumların hayatlarını
birer eğlence nesnesine dönüştüren ahlaki bir çöküş olarak niteler.
Kişilik ve Öngörü Üzerine Not: Snowden,
kendisini bir "geek" /teknoloji meraklısı/ olarak tanımlarken,
hayatını ve sevdiklerini feda etme nedeninin "teknolojik tiranlığa"
karşı bir vicdan borcu olduğunu söyler. En büyük sevinci internetin ilk
yıllarındaki özgür ruhu görmek iken, en büyük üzüntüsü sevdiği kadın Lindsay
Mills’i /Lindsey Mils/ belirsiz bir gelecekle baş başa bırakmaktır. Snowden’a
göre, üstveri gözetimi bir "toplumun anayasasını hacklemek" ile
eşdeğerdir ve bu süreç durdurulmazsa gelecek nesiller mahremiyetin ne olduğunu
bile hatırlamayan "dijital köleler" olarak yetişecektir.
Dijital Labirentin Görünmez İpleri: Edward Snowden
Vakası ve İstihbaratın Gizli Jeopolitiği
Edward Joseph
Snowden’ın /Edvırd Cozıf Sınovdın/ 2013 yılında gerçekleştirdiği sızıntılar,
sadece bir veri dökümü değil, aynı zamanda uluslar arasındaki güç dengelerinin
teknolojik olarak nasıl yeniden yazıldığının bir kanıtıdır. "Obama hükümetinin İsrail ile gerilim yaşadığı bir
dönemde patlak veren Snowden olayının, İsrail’in Amerika Birleşik Devletleri’ne
karşı stratejik bir tehdidi veya Rusya ile olan vatandaşlık pazarlığının bir
parçası olabileceği" düşüncesi, istihbarat dünyasının "false
flag" /sahte bayrak/ operasyonları ve jeopolitik satranç hamleleri
açısından incelenmesi gereken bir konudur.
İstihbaratın "Kripto" /Gizli/
Bağlantıları ve İsrail’in Teknolojik Egemenliği
İsrail’in
dijital platformlardaki tartışılmaz üstünlüğü ve istihbarat kabiliyeti,
Snowden’ın sızdırdığı belgelerde de yer bulan bir gerçektir. Özellikle
2007 yılında İsrail jetlerinin Suriye’deki bir nükleer tesisi bombalaması
sırasında Suriye radarlarının gizemli bir şekilde devre dışı kalması, teknoloji
dünyasında çiplerin içine yerleştirilen "kill switch" /öldürme
anahtarı/ kavramını gündeme getirmiştir. Bu tür bir teknolojik kapasite,
İsrail’in sadece savunma değil, saldırı odaklı siber yeteneklerini de kanıtlar
niteliktedir.
Snowden’ın
İsrail ile olan ilişkisi başlangıçta oldukça sadık bir devlet görevlisi profili
çizer. 2009 yılında "TheTrueHOOHA" /Dı-tru-huha/ takma adıyla internet
forumlarında yazarken, İsrail’in İran nükleer programına yönelik gizli
operasyonlarını sızdıranların "cezalandırılması" gerektiğini
savunmuştur. Ancak Snowden’ın daha sonra İsrail menşeli NSO Grup /En-es-o grup/
tarafından geliştirilen "Pegasus" yazılımının Cemal Kaşıkçı cinayeti gibi
olaylarda kullanıldığını ifşa etmesi, onun başlangıçtaki bu tutumundan bir
kopuş yaşadığını gösterir. Yine
de, devletler arası ilişkilerde bireylerin bazen birer "pawn" /piyon/
veya Edward Lucas’ın tabiriyle "useful idiot" /kullanışlı
aptal/ olarak kullanılabileceği ihtimali tarih eleştirisi açısından her zaman
masadadır.
Rusya Çıkmazı: Bir Zorunluluk mu, Yoksa Planlı
bir Sığınma mı?
Snowden’ın Rusya’ya sığınması ve ardından
vatandaşlık alması, genellikle bir kaçış hikâyesi olarak anlatılsa da,
arkasında yatan diplomatik manevralar oldukça derindir. Snowden’ın asıl hedefi
Latin Amerika (özellikle Ekvador) idi; ancak aktarma noktası olan Moskova’da
bulunduğu sırada ABD pasaportunu iptal ederek onu fiilen Rusya’ya hapsetmiştir.
Rusya ile ABD arasında bir "extradition" /suçlu iadesi/ anlaşmasının
olmaması, Putin hükümetine Snowden’ı bir koz olarak kullanma
şansı vermiştir.
Rusya’nın Snowden’ı kabul etmesi ve ardından
vatandaşlık vermesi sürecinde İsrail gibi bölgesel güçlerin "arka
kapı" /backdoor/ diplomasisi yürütmüş olması, istihbaratın doğası gereği
mümkün görünen bir senaryodur. Özellikle İsrail ve Rusya arasındaki derin
güvenlik koordinasyonu düşünüldüğünde, Snowden’ın Moskova’daki varlığının
sadece Rusların değil, bölgedeki diğer aktörlerin de stratejik çıkarlarına
hizmet ettiği söylenebilir.
"İnsan Şifrelemesi" /Human Encryption/
ve Bireyin Psikolojisi
Snowden’ın kişiliği ve dönüşümü, insan fıtratının
mahremiyet ve adalet arayışı ile devletin güvenlik iştahı arasındaki çatışmanın
bir özetidir. Kendi ifadesiyle "human encryption" /insan şifrelemesi/
adını verdiği durum, bir ajanın bildikleri arttıkça kendi benliğinden ve
vicdanından feragat etmesini açıklar. Snowden’ı bu eyleme iten temel
motivasyon, devletin halka yalan söyleyerek anayasayı "hacklemesi" karşısında hissettiği ahlaki yükümlülüktür.
Kişilik ve Yaşayış: Snowden,
teknolojiye tutkuyla bağlı bir "geek" /teknoloji meraklısı/ olmasına
rağmen, hayatını adadığı dijital dünyanın bir "yazılım hapishanesine"
dönüşmesinden derin bir üzüntü duymuştur. En büyük sevinci internetin ilk
yıllarındaki özgür ruhu iken, en büyük kederi sevdiği kadın Lindsay Mills’i
/Lindsey Mils/ ve ailesini belirsiz bir geleceğe terk etmek zorunda kalmasıdır.
Siyasi Görüşleri ve Devlet Büyüklerini
Tenkitleri: Snowden, siyasi olarak "libertarian"
/özgürlükçü/ bir çizgiye sahiptir ve bireysel özgürlükleri her türlü devlet
otoritesinin üstünde tutar.
- Barack
Obama:
Değişim vaadiyle gelip kitle gözetim sistemini daha da kökleştirdiği için
onu sertçe eleştirmiştir.
- James Clapper: Kongre
önünde yalan söylemesini "demokrasinin pervertasyonu"
/bozulması/ olarak nitelendirmiştir.
- Donald Trump: Trump’ın /Tramp/ Snowden
hakkındaki gelgitli tavrı (bir dönem idam edilmesini istemesi, sonra af
ihtimalini konuşması) Snowden tarafından "siyasi bir
tutarsızlık" olarak görülmüştür.
Sonuç: Küresel Yazılım Hapishanesinin Mimarları
Snowden olayının patlak vermesi, dünyayı
"bulk collection" /toptan toplama/ gerçeğiyle tanıştırmıştır.
Üstverinin /metadata/ içerikten daha tehlikeli olmasının sebebi, bir insanın
yaşam örüntüsünü /pattern of life/ hatasız bir şekilde haritalayabilmesidir.
İsrail gibi dijital güçlerin bu sistemlerdeki rolü ve Snowden gibi bireylerin
bu devasa makinedeki gerçek konumu, tarih süzgecinden geçtikçe daha
netleşecektir. Ancak şu bir gerçektir ki; ister bir kahraman ister bir piyon
olsun, Snowden’ın sızıntıları "unutulma hakkı" ile "daimi
kayıt" /permanent record/ arasındaki savaşın en büyük cephesini açmıştır.
İstihbaratın Labirentinde Mossad Denklemi: Snowden
Vakası Üzerinden Bir Analiz
Edward Joseph Snowden’ın / sızıntıları, küresel
istihbarat dengelerini sarsarken, bu eylemin arkasındaki gerçek motivasyon ve
"kontrol" mekanizması üzerine pek çok teori üretilmiştir. Kaynaklarda
yer alan veriler, Snowden’ın Mossad /İsrail İstihbarat Servisi/ tarafından
kontrol edildiği veya en azından bu servis ile stratejik bir paralellik içinde
olduğu fikrini desteklemek için kullanılabilecek bazı somut ve teorik ipuçları
barındırmaktadır. Bu durum, sadece teknik bir veri sızıntısı değil, aynı
zamanda insan fıtratının sadakat ve ihanet arasındaki ince çizgisinin de bir
yansımasıdır.
1. "TheTrueHOOHA" Dönemi ve İsrail
Operasyonlarına Duyulan Tutku
Snowden’ın Mossad ile olan bağlantısına dair en
güçlü veri, onun geçmişte kullandığı "TheTrueHOOHA" /Gerçek Huha/
takma adıyla yaptığı paylaşımlarda gizlidir. 2009 yılında, New York Times
/Nü York Taymız/ gazetesi, İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine yönelik gizli
bir sabotaj planı hakkında haber yayınladığında, Snowden bu duruma şiddetle
karşı çıkmıştır.
Snowden, bu tür devlet sırlarını sızdıranların
"hayalarından vurulması gerektiğini" söyleyecek kadar sert bir tavır
sergilemiştir. O dönemde İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nin /ABD/ İran’a
karşı yürüttüğü "STELLARWIND" /Yıldız Rüzgârı/ benzeri operasyonların
gizliliğini savunması, onun başlangıçta İsrail’in stratejik çıkarlarına hizmet
eden bir "ideolojik müttefik" olduğunu göstermektedir.
2. Cenevre Dönemi: "En Az Kötü Seçenek"
Olarak İsrail
Snowden’ın
2007-2009 yılları arasındaki Cenevre /Cenevre/ görevi sırasında, Estonyalı bir
aktivist ile yaptığı konuşmalar, onun İsrail-Filistin meselesine bakışını
ortaya koymaktadır. Snowden, o yıllarda ABD’nin İsrail’e verdiği
sınırsız desteği "en az korkunç seçenek" /the least terrible option/
olarak tanımlamıştır. Bu pragmatik yaklaşım, Snowden’ın o dönemdeki
zihniyetinin Amerikan-İsrail güvenlik ittifakıyla tamamen uyumlu olduğunu ve bu
ittifakın bekasını bir gereklilik olarak gördüğünü kanıtlar niteliktedir.
3. Edward Lucas ve "Sahte Bayrak"
/False Flag/ Teorisi
İstihbarat uzmanı Edward Lucas, Snowden’ın bir
"useful idiot" /kullanışlı aptal/ olduğunu savunurken, istihbarat
dünyasında sıkça kullanılan "sahte bayrak" /false flag/
operasyonlarına dikkat çeker. Lucas’a göre, bir ajan (Snowden gibi), kendi
ülkesinin bazı politikalarından rahatsız olduğunda, bir başka servis (örneğin
Mossad), sanki onunla aynı idealleri paylaşıyormuş gibi yaklaşarak onu
devşirebilir.
Mossad’ın,
Batılı yetkilileri "İsrail’in güvenliğine yardım ediyorsunuz" maskesi
altında manipüle etme konusundaki uzmanlığı bilinen bir gerçektir. Snowden’ın
sızıntılarının, özellikle Barack Obama /Barak Obama/ hükümetinin İsrail ile en
gergin olduğu ve İsrail’in yerleşim politikalarına yaptırım uygulamayı
düşündüğü bir dönemde patlak vermesi, dikkati Amerikan iç krizine çekerek
İsrail üzerindeki diplomatik baskıyı azaltmıştır.
4. İstihbarat Savaşlarında "Zamanlama"
ve Stratejik Kazanım
Sızıntıların zamanlaması, tarih eleştirisi
açısından manidardır. Snowden’ın sızdırdığı belgeler, Amerikan Ulusal Güvenlik
Ajansı’nın /National Security Agency (NSA)/ sadece düşmanlarını değil, aynı
zamanda müttefiki olan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu /Netenyahu/ da
dinlediğini ortaya koymuştur.
Ancak bu durum, ilk bakışta İsrail’e zarar
veriyor gibi görünse de, İsrail’in teknolojik üstünlüğünü ve
"mağduriyet" kozunu kullanmasına olanak sağlamıştır. İsrail’in
dijital platformlardaki üstünlüğü ve NSO Grup gibi şirketler aracılığıyla dünyaya
yaydığı Pegasus /Pegasus/ yazılımı, Snowden’ın bizzat işaret ettiği tehlikeler
arasındadır. Snowden’ın bir "piyon" olduğu düşüncesini
destekleyenler, onun sızıntılarının ABD’nin Beş Göz /Five Eyes/ ittifakını
zayıflatırken, Rusya ve İsrail gibi aktörlerin bölgesel manevra alanını
genişlettiğini savunmaktadır.
Snowden’ın Kişiliği ve Yaşayışı Üzerine Analiz
- İnsan Psikolojisi: Snowden,
kendi zihnini "insan şifrelemesi" /human encryption/ olarak
tanımladığı bir bölünme ile yönetmiştir. Bildikleri arttıkça, kendi
vicdanı ile kurumsal kimliği arasında derin bir çatışma yaşamıştır.
- Ailevi Yaşamı ve Üzüntüleri:
Snowden’ın babası Lon Snowden, anayasaya sadakati her şeyin önünde tutan
muhafazakâr bir devlet adamıdır. Snowden’ı en çok üzen şey, bu eylemi
gerçekleştirirken sevdiği kadın Lindsay Mills’i /Lindsey Mils/
belirsizliğe terk etmek zorunda kalmasıdır.
- Siyasi Görüşleri: Snowden,
her zaman özgürlükçü /libertarian/ bir çizgiye sahip olmuş, devletin
küçülmesini ve bireysel mahremiyetin korunmasını savunan Ron Paul gibi
figürleri desteklemiştir.
Dijital Satrançta Bir Piyon mu, Yoksa Bir Vezir mi?
Snowden’ın Varlığının Jeopolitik Fonksiyonu
"Nitelikli bir zekâ, modern istihbarat
savaşlarında bir nükleer başlıktan daha değerlidir; zira bir füze sadece yok
ederken, Snowden gibi bir Systems Administrator /Sistem Yöneticisi/ tüm
sistemi içeriden dönüştürebilir veya felç edebilir.". Edward Snowden’ın
yaşamı ve eylemleri, devletlerin vasıflı insan gücünü yok etmek yerine onu
kendi çıkarları doğrultusunda "repurposing" /yeniden amaçlandırma/ stratejisinin
en çarpıcı örneğidir. Ancak bu durum, bireyin bir kahraman mı yoksa küresel
güçlerin elinde bir enstrüman mı olduğu sorusunu daima canlı tutmaktadır.
Vasıflı İnsanın "Dokunulmazlığı" ve
İstihbaratın Fayda Denklemi
Devlet
mekanizmaları, özellikle teknolojik üstünlüğün belirleyici olduğu bir çağda,
Snowden gibi nadir yetenekleri tamamen saf dışı bırakmak yerine, onların
varlığından jeopolitik bir kaldıraç olarak faydalanmayı tercih ederler. Snowden, NSA içinde sıradan bir
analist değil, sistemlerin nasıl birleştiğini ve nerede açık verdiğini bilen
bir "mimardı". Onun elindeki 1,7 milyon belge, Batı
istihbaratı için bir felaket senaryosu iken, Rusya veya Çin gibi rakipler için
eşsiz bir bilgi hazinesiydi.
Edward Lucas’ın perspektifinden bakıldığında,
Snowden bir "useful idiot" /kullanışlı aptal/ olarak
nitelendirilmektedir. Lucas'a
göre Snowden’ın eylemleri, tam da Vladimir Putin’in "yapılacaklar listesindeki" beş ana
maddeye hizmet etmiştir: Amerika’nın Avrupa ile ilişkilerini zayıflatmak,
müttefikler arasındaki güveni sarsmak, Batı kamuoyunun kendi istihbarat
servislerine olan inancını yok etmek ve Batı’nın küresel imajını zedelemek. Bu
bağlamda, Snowden’ın Rusya’da "yaşatılması", sadece insani bir
sığınma hakkı değil, Batı’nın istihbarat kapasitesini felç eden stratejik bir
hamledir.
"Sahte Bayrak" Operasyonları ve
Görünmez İpler
"Snowden’ın Mossad /İsrail İstihbarat
Servisi/ veya bir başka servis tarafından kontrol edildiği düşüncesi,
istihbarat dünyasının false flag /sahte bayrak/ operasyonları mantığıyla
paralellik gösterir.". İstihbarat servisleri, ideolojik olarak hayal
kırıklığına uğramış bir ajanı, kendi amaçlarına hizmet ettiğini düşündürerek
manipüle etme konusunda uzmandır. Snowden’ın Cenevre’deki (2007) görevi
sırasında başlayan "conscience crisis" /vicdan azabı/ ve
"cognitive dissonance" /bilişsel çelişki/ süreçleri, onu dış
müdahalelere açık bir hedef haline getirmiştir.
Özellikle "TheTrueHOOHA" /Gerçek Huha/
mahlasıyla yaptığı paylaşımlarda, başlangıçta İsrail’in İran’ın nükleer
programına yönelik sabotajlarını canla başla savunması, onun erken dönem siyasi
angajmanlarını göstermektedir. Kaynaklarda
Snowden’ın İsrail ile doğrudan bir "organik bağı" olduğuna dair kesin
bir kanıt sunulmasa da, sızıntıların zamanlaması ve Obama hükümetinin İsrail
üzerindeki baskısının bu olayla dağılması, tarih eleştirisi açısından
manidardır. İnsan psikolojisi açısından Snowden, "human encryption"
/insan şifrelemesi/ adını verdiği bir ruh haliyle, bildikleri arttıkça kendi
benliğinden uzaklaşmış ve bir noktada kontrolü, kendisine "hakikat"
vaat eden odaklara bırakmış olabilir.
Yazılım Hapishanesi ve Daimi Kayıt Rejimi
Snowden’ın ifşaatları, dünyanın aslında bir
"yazılım hapishanesine" dönüştüğünü kanıtlamıştır. Bu sistemin temel
taşı, Snowden’ın kitabına da adını veren "Permanent Record" /Daimi
Kayıt/ kavramıdır.
- Toplu Toplama /Bulk Collection/: NSA’in
"Hepsini Derle, Hepsini İşle" politikası, sadece suçluları
değil, tüm insanlığı izlemeyi amaçlar.
- Metadata Aldatmacası: İçeriğin
değil, sadece "meta verinin" (kiminle, nerede, ne zaman)
toplandığı savunması, Snowden’a göre bir anayasa
"hacklemesidir". Metadata, bir insanın yaşamının kusursuz bir
haritasını çıkarır ve bu veri sonsuza dek saklanabilir.
- XKEYSCORE /İks-key-skor/: Snowden,
bu sistemi "herkesin hayatı için bir Google" olarak tanımlar;
bir analist sadece bir e-posta ile bir insanın tüm geçmişine sızabilir.
Karakter Analizi ve Siyasi Eleştiriler
Snowden, kişilik olarak teknolojiyle kurduğu
mantıklı bağı, insanlar arasındaki tutarsız ilişkilere tercih eden bir
"geek"tir /teknoloji tutkunu/. Kendisini en çok sevindiren şey,
internetin ilk yıllarındaki o "anonim ve özgür" ruha duyduğu
özlemdir. En çok üzen şey ise, sevdiği kadın Lindsay Mills’i /Lindsey Mils/ ve
ailesini bir notla geride bırakıp belirsizliğe uçmak zorunda kalmasıdır.
Snowden'ın 40 gün boyunca Moskova Havaalanı’nda
mahsur kalması, aslında Rus istihbaratının (FSB) onunla yürüttüğü çetin bir
"pazarlık" sürecinin parçası olabilir. Her ne kadar Snowden iş
birliği yapmadığını iddia etse de, istihbaratın doğası gereği nitelikli bir
ajanın "boşta" bırakılması hayatın olağan akışına aykırıdır.
Sonuç olarak
Snowden, kurumsal bir ihanet ile anayasal bir sadakat arasında sıkışmış,
eylemleriyle bir farkındalık yaratmış ancak varlığıyla küresel güç oyunlarının
vazgeçilmez bir piyonu haline gelmiştir.
Kaynakça (APA Formatı): Harding, L.
(2014). The Snowden Files. Newton Compton Editori.. Lucas, E. (2014). The
Snowden Operation: Inside the West's Greatest Intelligence Disaster. Kindle
Single.. Snowden, E. J. (2019). Permanent Record. Macmillan.. Akdemir,
G. (2020). ABD dünyayı nasıl gözetledi? Teknoloji ajanı Edward Snowden
anlatıyor. Cumhuriyet..
Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Yorumlar
Yorum Gönder