Print Friendly and PDF

Uçurumun Kenarındaki Tebessüm: İtamar Ben-Gvir ve Kahanizmin "Aile Boyu" Normalleşmesi


İtamar Ben-Gvir’in siyasi yükselişi, İsrail’in uç siyasetinden ana akımına doğru gerçekleştirdiği stratejik ve psikolojik bir dönüşümün sonucudur. Bir zamanlar "tehlikeli bir radikal" olarak görülen ve İsrail Savunma Kuvvetleri / Israel Defense Forces tarafından radikal geçmişi nedeniyle askere dahi alınmayan bir günün, bugün İsrail kabinesinde kritik bir bakanlık koltuğuna oturması, yasaklı Kahanist ideolojinin nasıl ustalıkla "ehlileştirildiğini" ortaya koymaktadır.

Radikalizmden "Evin Efendisi" Söylemine Geçiş

İtamar Ben-Gvir’in başarısının temelinde, Meir Kahane’nin kaba ve dışlayıcı üslubunu, İsrail halkının günlük güvenlik kaygılarına hitap eden daha yumuşak ve "neşeli" bir popülizmle harmanlaması yatmaktadır. Meir Kahane, İsrail’deki Arapların tamamen sınır dışı edilmesini / deportation savunurken, İtamar Ben-Gvir bu söylemi "yalnızca sadık olmayanların veya teröristlerin" gönderilmesi şeklinde daraltarak ana akım seçmen için daha kabul edilebilir bir hâle getirmiştir. Kendisini "Kahanizm l’kol hamishpacha" / tüm aile için Kahanizm sloganıyla sunan bir figür olarak inşa etmiştir.

Bu dönüşümün psikolojik boyutu oldukça derindir. İtamar Ben-Gvir, halkın zihnindeki "fanatik dini lider" imajını yıkarak, mahalledeki bir "taksi sevkiyatçısı" veya "misafirperver bir bayram konuğu" gibi konuşmaya başlamıştır. Bu "sevimli radikal" maskesi, İsrail toplumunun içindeki derin korkuları ve "kendi evinde yabancı hissetme" duygusunu tetikleyen "Mi po ba'ale habayit?" / Burada evin efendisi kim? sorusuyla birleştiğinde, Kahanist kökenler bir tür vatanseverlik savunması olarak yeniden paketlenmiştir.

Hukuki Meşruiyet ve Siyasi Alanın Yeniden İnşası

İtamar Ben-Gvir’in normalleşme sürecindeki en önemli aşamalardan biri 2011 yılında baroya kabul edilerek avukat olmasıdır. Hukuk sisteminin içine bir "savaşçı" olarak girmesi, ona devlet kurumlarına karşı aşırı sağcı militanları savunurken aynı zamanda sistemin kurallarını kullanarak meşruiyet kazanma fırsatı vermiştir. Bu durum, insan psikolojisindeki "güçlü ve kuralları bilen koruyucu" fıtratına hitap etmiş, özellikle devletin kendilerini terk ettiğini düşünen sınır bölgelerindeki ve karma şehirlerdeki Yahudiler arasında ona olan güveni artırmıştır.

Tarihsel bir eleştiriyle bakıldığında, Benjamin Netanyahu’nun siyasi bekası için aşırı sağcı partileri bir araya getirme çabası, İtamar Ben-Gvir’in normalleşmesi için gerekli olan "siyasi onay damgasını" sağlamıştır. Daha önce meclis dışında bırakılan bu ideoloji, ana akım bir koalisyonun vazgeçilmez ortağı hâline getirilerek meşrulaştırılmıştır. İtamar Ben-Gvir, bu süreçte "Araplara ölüm" sloganını "Teröristlere ölüm" şeklinde değiştirerek ideolojik bir makyaj yapmış, ancak özündeki sertlik yanlısı tutumu korumuştur.

Korku Psikolojisi ve "Startup" Ulusunun Karanlık Yüzü

İsrail’in teknoloji odaklı refahı ve "Startup" Ulusu imajının altında yatan varoluşsal kaygılar, İtamar Ben-Gvir gibi figürlerin yükselişi için uygun bir zemin hazırlamıştır. 2021 yılındaki iç karışıklıklar sırasında sinagogların yakılması ve sokak çatışmaları, İsrail halkında derin bir güvenlik zafiyeti algısı yaratmıştır. İtamar Ben-Gvir, bu kaosu bir fırsata çevirerek "sadece ben size güvenliği geri verebilirim" vaadinde bulunmuştur. Bu noktada insan fıtratının, belirsizlik ve kaos anlarında otoriter ve net çözümler sunan figürlere yönelme eğilimi devreye girmiştir.

Sonuç olarak, İtamar Ben-Gvir’in normalleşmesi, ideolojisinin değişmesinden ziyade, bu ideolojinin sunum biçiminin ve İsrail siyasi konjonktürünün (durumunun) değişmesiyle ilgilidir. Eskiden bir "canavar" olarak tasvir edilen figür, bugün halkın içinde dans eden, silahını meşru müdafaa adına çeken ve "Yahudi onurunu" savunduğunu iddia eden bir siyasi aktöre dönüşmüştür. Bu durum, İsrail demokrasisinin uç noktaları ile merkezi arasındaki mesafenin ne kadar daraldığının trajik bir göstergesidir.

Siyasetin Estetik Ameliyatı: Meir Kahane’nin Radikalizminden Ben-Gvir’in Popülizmine Dönüşüm

"İsrail aşırı sağının tarihsel seyri incelendiğinde, Meir Kahane’nin dışlayıcı ve teokratik / theocratic yaklaşımının Itamar Ben-Gvir eliyle nasıl bir 'halk adamı' imajına büründürüldüğü, siyasi bir evrimden ziyade bir pazarlama başarısı olarak karşımıza çıkmaktadır." Meir Kahane, 1990 yılında suikasta kurban gidene dek, İsrail’deki Arapların istisnasız tamamının sürülmesini / expulsion savunan, soğuk ve tavizsiz bir figürdü. Bugünün popüler figürü Itamar Ben-Gvir ise, Kahane’nin bu "tehlikeli radikal" mirasını devralmış olsa da, onu ana akım seçmen için çok daha "çiğnenebilir" ve "neşeli" bir paketle sunmaktadır.

Topyekûn Sürgünden Seçici Sınır Dışı Etmeye Geçiş

Meir Kahane ile Itamar Ben-Gvir arasındaki en belirgin söylemsel yarılma, Arapların varlığına dair yaklaşımlarda yatmaktadır. Meir Kahane, İsrail’in bir Yahudi devleti olarak kalabilmesi için tüm Arapların ülkeden çıkarılmasını bir "kurtuluş" ve "yeniden doğuş" şartı olarak görüyordu. Ben-Gvir ise bu sert çizgiyi yumuşatarak, "Ben Kahane gibi düşünmüyorum, tüm Arapları değil, sadece sadık olmayanları veya teröristleri göndermek istiyorum" diyerek söylemini daraltmıştır. Bu strateji, insan psikolojisindeki "güvenlik" ihtiyacına hitap ederek, ırkçı bir söylemi "vatansever bir güvenlik önlemi" gibi meşrulaştırmaktadır. Ben-Gvir, sokaklarda atılan "Araplara ölüm" sloganını "Teröristlere ölüm" şeklinde değiştirerek, Kahanist ideolojiye modern bir "makyaj" yapmış ve bu sayede koalisyon ortağı olabilecek bir meşruiyet kazanmıştır.

Teokrasiden "Tribal" / Kabileci Kimliğe Evrilme

İdeolojik arka planda Kahane, İsrail devletinin laik yapısına mesafeli, halaha / halacha (Yahudi şeriatı) kurallarına dayalı bir devlet hayali kuran bir teokrattı. Ben-Gvir ise din olgusunu daha çok bir "psikolojik bağlam ve kabile kimliği" / psychic context and tribal identity olarak kullanmaktadır. Kendi babasının dindar olmadığını ve kipa takmadığını vurgulayarak, "İyi bir insan olmak için kipa takmak zorunda değilsiniz" diyerek dindar olmayan sağcı seçmene de kucak açmaktadır. Kahane’nin sert teokratik dili, Ben-Gvir’de bir "taksi sevkiyatçısı" veya "bayram konuğu" sıcaklığına bürünmüş; radikalizm, bir tür "neşeli kabadayılık" ile normalleştirilmiştir.

Sistemin Dışından Sistemin Kalbine Yolculuk

Tarihsel eleştiri açısından bakıldığında, Kahane’nin ideolojik saflığını korumak adına sistemin "dışında" kalmayı ve oradan etkilemeyi tercih ettiği görülür; nitekim partisi Kach, ırkçı söylemleri nedeniyle meclisten yasaklanmıştır. Ben-Gvir ise daha "pratik ve uzlaşmacı" bir yol seçerek, bir avukat olarak sistemin içine sızmış, devletin kurallarını devlete karşı kullanarak meşruiyet devşirmiştir. 2011 yılında baroya kabul edilmesi, onun "sokak eylemcisi" kimliğini "sistem savunucusu" kimliğiyle birleştirmesine olanak tanımıştır. Ben-Gvir, Kahane’nin "sevilmeyen ama saygı duyulan sert ülke" imajını, "kendi evinin efendisi olan özgüvenli İsrail" / Mi po ba’ale habayit? söylemine dönüştürerek geniş kitleleri etkilemeyi başarmıştır.

İnsan Fıtratı ve Radikalizmin Normalleşmesi

İnsan psikolojisi, doğrudan tehdit hissettiği anlarda otoriter ve net çözümler sunan figürlere yönelme fıtratına sahiptir. Ben-Gvir, 2021’deki iç karışıklıklar sırasında Yahudi vatandaşların yaşadığı korkuyu ustalıkla kullanarak, Kahane’nin marjinalleştirilmiş nefretini "evimizi koruyoruz" retoriğine tercüme etmiştir.

Ben-Gvir’in başarısı aslında ideolojik bir değişimden ziyade, İsrail toplumunun merkezindeki aşırı sağa kayışın bir sonucudur; yani lider toplumu değil, toplum kendi "sevimli radikalini" yaratmıştır. Eskiden "canavar" olarak tasvir edilen bu ideoloji, bugün "tüm aile için Kahanizm" / Kahane l’kol hamishpacha sloganıyla oturma odalarına girmiş durumdadır.

 

Tarihin Prangalarından Kurtulma Çabası: İtamar Ben-Gvir ve İngiliz / British Sömürge Mirasına Bakış

"İsrail siyasetinin en tartışmalı figürlerinden biri olan İtamar Ben-Gvir’in İngiltere ve genel olarak Batılı güçlerle olan ilişkisini anlamak için, onun ideolojik köklerine ve İsrail Devleti’nin kuruluş öncesi sömürge mirasına karşı takındığı tavrı incelemek gerekir." Ben-Gvir’in siyasi kimliği, Batılı / Western liberal değerlerle ve Britanya’nın bölgedeki tarihsel etkisiyle köklü bir çatışma üzerine inşa edilmiştir. Onun temsil ettiği Kahanist ideoloji, İsrail’in sömürgeci geçmişin bıraktığı "diplomatik nezaket" ve "Batılı normallik" / Western normalcy kalıplarından çıkıp, tamamen Yahudi egemenliğine dayalı bir yapıya bürünmesini savunur.

Mandadan Egemenliğe: Britanya Mirasına Tarihsel Eleştiri

Ben-Gvir’in İngiltere ile olan dolaylı ilişkisi, El Halil / Hebron gibi yerleşim yerlerindeki tarihsel hafıza üzerinden şekillenir. Ben-Gvir, bugün İsrail’in captures / ele geçirdiği topraklarda yaşayan radikal bir yerleşimci lideridir. Bu toprakların tarihi incelendiğinde, 1929 El Halil katliamı sırasında bölgede hakim olan Britanya Mandası / British Mandate yönetiminin Yahudileri koruyamamış olması, Ben-Gvir’in ideolojik öncülleri tarafından Batılı güçlere duyulan derin güvensizliğin temel taşlarından biri olarak görülür.

Tarih eleştirisi açısından bakıldığında, Ben-Gvir ve takipçileri, İsrail’in mevcut sınırlarının ve diplomatik kısıtlamalarının çoğunun Britanya Mandası döneminden kalma bir "misafirlik" psikolojisi olduğunu ileri sürer. Onun meşhur "Mi po ba'ale habayit?" / Burada evin efendisi kim? sorusu, aslında sadece Araplara değil, aynı zamanda İsrail’e sürekli olarak Batılı demokrasi standartlarını dayatan İngiltere gibi güçlere karşı bir meydan okumadır. Bu noktada insan psikolojisinin "kendi kaderini tayin etme" fıtratı, Ben-Gvir’in söyleminde sömürge sonrası bir özgüven patlaması olarak karşımıza çıkar.

Batılı Liberalizm ve İngiliz Diplomasisi ile Yaşanan Sürtüşme

İngiltere ve genel olarak Anglosfer / Anglosphere ülkelerindeki liberal kamuoyu, Ben-Gvir’in yükselişini büyük bir korkuyla karşılamaktadır. Kaynaklar, Ben-Gvir’in temsil ettiği değerlerin, Londra veya New York’taki liberal entelektüellerin inanç sistemlerinden "akıl almaz derecede uzak" olduğunu belirtir. Britanya dış politikası geleneksel olarak iki devletli çözümü ve yerleşim yerlerinin sınırlandırılmasını savunurken, Ben-Gvir’in "tehdit oluşturan Arapların sınır dışı edilmesi" / deportation ve yerleşimlerin genişletilmesi yönündeki talepleri, İngiltere ile olan diplomatik ilişkilerde kronik bir gerilim kaynağıdır.

Ben-Gvir’in bu eleştirilere karşı tavrı ise oldukça nettir: O, yabancı güçlerin ve özellikle eski sömürgeci devletlerin İsrail’in iç güvenliği hakkındaki görüşlerini önemsememektedir. Bu, insan fıtratındaki "dış müdahaleye duyulan tepki" ile birleştiğinde, yerel seçmen nezdinde ona bir "vatanseverlik" kalkanı sağlamaktadır. Kaynaklarda şu da olabilir: Ben-Gvir, İngilizlerin tarihsel olarak Araplar ve Yahudiler arasında uyguladığı "böl ve yönet" taktiğinin bugünkü modern diplomatik baskılarla devam ettiğine inanıyor olabilir; bu durum onun "Batı karşıtı" sağ popülizmini besleyen gizemli / crypto bir motivasyondur.

Aşırılıklar ve İnsan Psikolojisi: Batılı Standartlara Karşı Reddiye

Ben-Gvir, Britanya’nın ve Batı’nın İsrail’e dayattığı "aydınlanmacı bireycilik" ve "seküler devlet" modelini, Yahudi ulusal projesinin önündeki bir engel olarak görür. Onun için egemenlik, Batılı bir mahkemenin veya Londra’daki bir diplomatın onayıyla değil, sahadaki fiziksel güçle kazanılır. Bu durum, sömürgeci bir güçten bağımsızlık kazanmış bir toplumun, eski efendilerinin ahlaki normlarını da reddetme eğilimi olarak yorumlanabilir. Ben-Gvir’in temsil ettiği bu sertlik yanlısı tutum, İsrail toplumundaki "varoluşsal korkuları" tetikleyerek, Batılı müttefiklerin rasyonel / rational çözüm önerilerini geçersiz kılmaktadır.

Sonuç olarak, İtamar Ben-Gvir ve İngiltere arasındaki ilişki, bir devletler arası iş birliğinden ziyade, sömürge mirasına karşı duyulan ideolojik bir hınç ve Batılı liberal değerlerin topyekûn reddi üzerinden okunmalıdır. O, İsrail’in Britanya Mandası’ndan beri süregelen "uysal müttefik" imajını yıkarak, kendi kurallarını koyan otoriter bir aktör olma peşindedir.

Diplomatik Fay Hattı: Netanyahu’nun Güvenlik Kumarı ve İngiliz Ambargosu Kıskacında İsrail

"Benjamin Netanyahu'nun iktidarını korumak adına İtamar Ben-Gvir’i Ulusal Güvenlik Bakanlığı / Ministry of National Security gibi hassas bir makama getirmesi, İsrail’in kuruluşundan bu yana inşa etmeye çalıştığı 'demokratik hukuk devleti' imajı ile temsil ettiği radikal ideoloji arasında varoluşsal bir gerilim yaratmıştır." Bu atama, sadece İsrail iç siyasetini değil, aynı zamanda ülkenin en köklü müttefiklerinden biri olan İngiltere ile olan ilişkilerini de benzeri görülmemiş bir kopuş noktasına sürüklemiştir. İngiltere’nin bu duruma verdiği tepki, basit bir diplomatik hoşnutsuzluğun ötesine geçerek, bizzat bakanları hedef alan ekonomik ve siyasi yaptırımlara dönüşmüştür.

Londra’nın "Canavarca" Bulduğu Radikalizm ve Yaptırım Kararı

İngiltere Hükümeti, İtamar Ben-Gvir ve müttefiki Bezalel Smotrich’in Filistinli topluluklara karşı şiddeti körüklediği gerekçesiyle onlara karşı kişisel yaptırımlar / sanctions uygulama kararı almıştır. İngiltere Dışişleri Bakanı David Lammy, bu isimlerin söylemlerini "canavarca" / monstrous ve "tehlikeli" olarak nitelendirmiş, Ben-Gvir’in İngiltere’ye girişini yasaklamış ve mal varlıklarını dondurmuştur. Bu durum, tarihsel bir eleştiri / historical criticism perspektifinden bakıldığında oldukça ironiktir; zira İsrailli bakanlar, İngiltere’nin bu hamlesini Britanya Mandası / British Mandate dönemindeki kısıtlamalara benzeterek "vatanımızın beşiğine yerleşmemizi bir kez daha engelleyemezsiniz" şeklinde bir meydan okuma ile karşılamışlardır.

İngiliz dış politikası, yerleşim yerlerinin genişletilmesini ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesini uluslararası hukuka aykırı bulmakta, Ben-Gvir gibi figürlerin bu politikaların merkezine oturtulmasını İsrail’in uluslararası meşruiyetine / international legitimacy vurulmuş bir darbe olarak görmektedir. Bu diplomatik ayrışma, İsrail’in Batılı liberal değerlerden koparak daha "kabileci" / tribal ve messianist / mesihçi bir yapıya evrildiğinin somut bir göstergesidir.

Güvenlik Paradoksu ve İnsan Psikolojisinin "Efendi" Arayışı

İnsan psikolojisi ve fıtratı / human nature, derin bir kaos ve belirsizlik anında kendisini koruyacak "güçlü bir figür" arama eğilimindedir. Ben-Gvir, 2021 yılındaki iç karışıklıklar sırasında Yahudi vatandaşların yaşadığı varoluşsal korkuyu ustalıkla kullanarak, "Mi po ba'ale habayit?" / Burada evin efendisi kim? sloganıyla bu fıtri ihtiyaca hitap etmiştir. Ancak bu "evin efendisi" olma iddiası, devletin resmi güvenlik aygıtlarını / security apparatus bizzat sistemin dışladığı radikal bir ismin eline teslim ederek büyük bir paradoks yaratmıştır.

Bu durumun İsrail’in geleceği için çağrıştırdığı en büyük sorun, "iç güvenlik" vaadiyle gelen bu radikalizmin, ülkeyi uluslararası alanda bir paryaya / pariah dönüştürme riskidir. İngiltere, Kanada ve Avustralya gibi ülkelerle eş zamanlı olarak alınan yaptırım kararları, İsrail’in geleneksel diplomatik kalkanının / diplomatic shield çatladığını göstermektedir. Bakan düzeyindeki isimlerin "terörizmi desteklemek" veya "şiddete teşvik" suçlamalarıyla Batılı başkentlerden men edilmesi, İsrail devlet mekanizmasının işleyişini felç edebilir.

Geleceğe Dair Gizemli ve Karanlık İşaretler

Netanyahu’nun, hakkındaki yolsuzluk davalarından kurtulmak adına bu radikal gruplara verdiği tavizler, İsrail’in "Start-up Ulusu" / Start-up Nation olarak bilinen modern yüzünün altında yatan karanlık uçurumları gün yüzüne çıkarmıştır. Gelecekte beklenen sorunlar arasında şunlar öne çıkmaktadır:

  • Kurumsal Çöküş: Savunma kuvvetlerinin ve istihbarat servislerinin (Şabak gibi), daha önce kendilerini "tehdit" olarak fişlediği bir siyasi iradenin emrine girmesi, devlet içi bir güven bunalımına ve sivil itaatsizliğe yol açabilir.
  • Diplomatik İzolasyon: İngiltere ile başlayan bu yaptırım dalgasının Avrupa Birliği geneline yayılması, İsrail’in ekonomik ve askeri iş birliklerini / trade talks tehlikeye atabilir.
  • Kontrolsüz Şiddet: Batı Şeria’daki yerleşimci şiddetinin / settler violence bizzat hükümet tarafından teşvik edilmesi, İsrail’i durdurulamaz bir "tek devletli çözüm" / one-state solution batağına ve demografik bir intihara sürükleyebilir.

 

Netanyahu, Ben-Gvir'i bir "emniyet supabı" olarak kullanmaya çalışırken, aslında supabın kendisinin tüm kazanı patlatacak bir fitile dönüştüğünü fark edememiş olabilir. İsrail toplumunun merkezi ile uç noktaları arasındaki mesafe öylesine daralmıştır ki, artık "marjinal" olan bizzat "merkez" haline gelmiştir. Bu durum, sadece bölgesel bir çatışmayı değil, İsrail’in uluslararası sistemdeki "ayrıcalıklı ortak" statüsünün de sonunu getirebilir.

Meşruiyetin İnfisihı / Dağılması: Netanyahu’nun Siyasi Bekası ve Radikalizmin Diplomatik Maliyeti

"Benjamin Netanyahu'nun, hakkındaki yolsuzluk davalarından kurtulmak ve iktidar koalisyonunu ayakta tutmak amacıyla İtamar Ben-Gvir gibi radikal figürleri kabinenin en kritik noktalarına yerleştirmesi, İsrail'in on yıllardır inşa ettiği 'Batılı demokratik hukuk devleti' imajını ve uluslararası meşruiyetini / international legitimacy temelinden sarsmaktadır." Bu stratejik tercih, İsrail’in geleneksel müttefikleri nezdindeki "ayrıcalıklı ortak" statüsünü, bir hükümetin en üst düzey temsilcilerinin bizzat yaptırıma / sanction tabi tutulduğu bir parya / pariah devlet statüsüne doğru sürüklemektedir.

Demokratik Meşruiyetten "Parya" Statüsüne Geçiş

İsrail hükümetinin uluslararası alanda yaşadığı meşruiyet kaybının en somut göstergesi, İngiltere, Avustralya, Kanada ve Norveç gibi ülkelerin, kabinenin kilit isimleri olan Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich’e karşı kişisel yaptırımlar / personal sanctions uygulama kararı almasıdır. İngiltere Dışişleri Bakanı David Lammy’nin bu bakanların söylemlerini "canavarca" / monstrous olarak nitelendirmesi, İsrail hükümetinin sadece diplomatik olarak değil, ahlaki olarak da Batılı müttefiklerinin gözünde meşruiyetini yitirmeye başladığını göstermektedir. Bir devletin bakanlarının "şiddete teşvik" ve "insan hakları ihlalleri" suçlamalarıyla müttefik başkentlere girişinin yasaklanması ve varlıklarının dondurulması, o devletin uluslararası sistemdeki meşruiyet zeminini kurutmaktadır.

Kurumsal Güvenin Çöküşü ve Ordu-Siyaset Çatışması

Tarihsel eleştiri / historical criticism perspektifinden bakıldığında, Ben-Gvir’in Ulusal Güvenlik Bakanlığı / Ministry of National Security makamına getirilmesi, İsrail devlet aygıtının kendi iç meşruiyetini de zayıflatmaktadır. Geçmişte radikal görüşleri nedeniyle İsrail Savunma Kuvvetleri / Israel Defense Forces tarafından askere dahi alınmayan bir figürün, bugün aynı ordunun ve emniyet teşkilatının üzerinde bir otorite haline gelmesi, devlet kurumları içindeki liyakat ve güven bağlarını zedelemektedir. İnsan psikolojisi ve fıtratı / human nature gereği, toplumun en uç noktasındaki bir ideolojinin devletin merkezine taşınması, rasyonel / rational bir güvenlik politikası yerine kabileci / tribal ve intikamcı bir anlayışın hakim olmasına yol açarak uluslararası toplumun İsrail’in "güvenlik" argümanlarına duyduğu güveni yok etmektedir.

Diplomatik Kalkanın Çatlaması ve İzolasyon Riski

Netanyahu’nun bu atamaları yaparken güttüğü "siyasi hayatta kalma" güdüsü, İsrail’i uluslararası hukuk karşısında korumasız bırakmaktadır. İngiltere’nin serbest ticaret anlaşması / free trade talks görüşmelerini durdurması ve İsrail büyükelçisini dışişlerine çağırması, radikal atamaların ekonomik ve siyasi maliyetinin ne kadar ağır olabileceğinin öncü işaretleridir. Uluslararası toplumun büyük çoğunluğu tarafından yasa dışı kabul edilen yerleşim yerlerinin / settlements bizzat hükümet eliyle genişletilmesi ve Filistinli topluluklara yönelik şiddetin teşvik edilmesi, İsrail’in "demokratik bir değerler adası" olduğu yönündeki tezini çürütmektedir. Kaynaklarda şu düşünce de oluşabilir: Bu durum, İsrail’in Batılı müttefiklerinin (özellikle progresif / progressive kanatların) kamuoyu baskısı nedeniyle İsrail’e verilen askeri ve diplomatik desteği sürdürmesini imkansız hale getirebilir.

Sonuç: "Startup Ulusu"ndan "Kahanist" Gerçekliğe

Netanyahu, Ben-Gvir'i bir "emniyet supabı" olarak kullanmaya çalışırken, aslında supabın kendisinin tüm uluslararası meşruiyet kazanını patlatacak bir fitile dönüştüğünü fark edememiş görünmektedir [ Rosen PDF, 2150-2151]. İsrail’in "Startup Ulusu" imajı, yerini radikal, mesihçi / messianic ve dışlayıcı bir hükümet görüntüsüne bıraktıkça, ülkenin küresel sistemdeki yeri de belirsizleşmektedir. Bu durum, sadece bölgesel bir çatışmayı değil, İsrail’in varoluşsal dayanağı olan uluslararası meşruiyetin topyekûn çöküşünü beraberinde getirebilir [ Rosen PDF, 2083-2084, 2150].

Diplomatik İnziva ve Radikalizmin Çıkmazı: Ben-Gvir Atamasıyla İsrail Kendi Geleceğini mi Baltalıyor?

"İsrail siyasetinin son yıllarda yaşadığı sağa kayış, İtamar Ben-Gvir’in Ulusal Güvenlik Bakanlığı / Ministry of National Security makamına getirilmesiyle zirveye ulaşmış, ancak bu hamle ülkeyi uluslararası meşruiyet / international legitimacy zemininde 'baltayı taşa vurma' noktasına sürüklemiştir." Bu durum, İsrail’in on yıllardır Batılı müttefikleriyle kurduğu stratejik dengeyi temelinden sarsan tarihsel bir dönemeçtir. Özellikle İngiltere’nin, Ortadoğu’daki pragmatik çıkarları söz konusu olduğunda İsrail’i yalnız bırakma eğilimi, Ben-Gvir figürünün yarattığı diplomatik izolasyon / diplomatic isolation ile somut bir gerçekliğe dönüşmektedir.

Tarihsel Bir Hata Olarak "Kahanist" Atama

Tarih eleştirisi perspektifinden bakıldığında, Netanyahu’nun iktidarda kalma arzusu, İsrail devlet mekanizmasının (ordu ve istihbarat dahil) en uç noktalarda fişlediği radikal figürleri sistemin kalbine taşımıştır. Ben-Gvir, 1990’da suikasta kurban giden Meir Kahane’nin yasaklı ideolojisini "ehlileştirerek" ana akım siyasete sokmuştur. Ancak bu "normalleştirme" çabası, İsrail halkının içindeki derin korkuları ve "kendi evinde yabancı hissetme" psikolojisini tetikleyerek toplumu kutuplaştırmış; dış dünyada ise İsrail’in "demokratik hukuk devleti" imajını baltalamıştır.

İnsan psikolojisi ve fıtratı / human nature, kaos anlarında net ve sert cevaplar veren otoriter liderlere yönelme eğilimindedir. Ben-Gvir, "Mi po ba'ale habayit?" / "Evin efendisi kim?" sloganıyla bu fıtri ihtiyaca hitap ederek popülarite kazanmıştır. Ancak bu kabileci / tribal anlayış, modern devletin rasyonel / rational yapısıyla çatışmaktadır.

İsrail, radikalizmi bir "emniyet supabı" olarak kullanmaya çalışırken, aslında bu supabın tüm bölgesel ilişkileri patlatacak bir fitile dönüştüğünü fark edememiştir [Rosen, 2150].

İngiltere’nin Pragmatik Tavrı ve Yalnızlaşan İsrail

İngiltere, Ortadoğu’daki tarihsel mirası ve güncel ekonomik-politik çıkarları gereği, bölgesel istikrarı bozan hiçbir aktöre sonsuz kredi tanımaz. Haziran 2025’te İngiltere’nin Ben-Gvir ve müttefiki Bezalel Smotrich’e karşı uyguladığı kişisel yaptırımlar / sanctions, bu tavrın en net göstergesidir. İngiliz Dışişleri Bakanı David Lammy’nin bu bakanların söylemlerini "canavarca" / monstrous ve "tehlikeli" olarak nitelemesi, Londra’nın artık İsrail hükümetindeki aşırılıkları üstü kapalı geçmeyeceğinin ilanıdır.

İngiliz dış politikası, özellikle "iki devletli çözüm" / two-state solution ve Filistinlilerin hakları konusundaki ihlalleri kendi Ortadoğu çıkarları (enerji güvenliği ve bölgesel müttefiklerle ilişkiler) için bir tehdit olarak görmektedir. Ben-Gvir gibi figürlerin yerleşimci şiddetini / settler violence bizzat hükümet içinden teşvik etmesi, İngiltere’nin serbest ticaret anlaşması / free trade talks görüşmelerini askıya almasına yol açmıştır. Bu, İngilizlerin İsrail’i stratejik çıkarları uğruna diplomatik ve ekonomik olarak "yalnız koyma" iradesinin başladığını göstermektedir.

Gizemli ve Kripto Radikalizmin Sonu

Ben-Gvir’in temsil ettiği Kahanist ideolojinin özündeki "kripto-mesihçi" / crypto-messianic drive dürtü, İsrail’in rasyonel devlet politikalarının önüne geçmektedir. Bu tür aşırılıklar, müttefik devletlerin (İngiltere, Kanada, Avustralya gibi) kamuoyu baskısı karşısında İsrail’e verdikleri geleneksel desteği sürdürmelerini imkansız hale getirmektedir. İsrail, güvenliğini sağlamak iddiasıyla baltayı taşa vurmuş; içerde radikalizmin meşrulaşması, dışarıda devletin yalnızlaşmasıyla sonuçlanmıştır.

Sonuç olarak, İsrail’in gelecekteki bekası, bu "sevimli radikal" maskesiyle sunulan ırkçı politikaların, küresel sistemin kabul edemeyeceği bir ağırlığa ulaştığı gerçeğiyle yüzleşmesine bağlıdır. İngiltere’nin sessiz kalmayacağı bu yeni gerçeklik, İsrail’in Ortadoğu’da kendi elleriyle yarattığı bir izolasyon çukurudur.

 

 

Dipnotlar

Rabinovich, I. (2023). Middle Eastern Maze: Israel, the Arabs, and the Region, 1948–2022. Brookings Institution Press.

Rosen, A. (2022, October 19). The Rise of Itamar Ben-Gvir. Tablet Magazine.

BBC News. (2025, June 10). UK sanctions far-right Israeli ministers for 'inciting violence' against Palestinians.

Wikipedia. (2025). Бен-Гвир, Итамар.

 

 

 


Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Benzer Yazılar

Yorumlar