Print Friendly and PDF

Öldükten Sonra Tasarruf Var mı?

 

Bismillahirrahmanirrahim.

Elhamdülillahi rabbil alemin.

Vessalatü vesselamü ala resulina ve seyyidina Muhammedin ve alâ alihi ve ashabihi ecmain.

Bundan bir süre önce Cübbeli Ahmet'in Mahmut Efendi Hazretleri bizi kabrinden yönetiyor tarzındaki ifadesi üzerine çevrim içi bir dersimde bu meseleye kısaca bir değinmiştim.

bunun doğru olmadığını, ehl sünnet itikat metinleri içerisinde bunun yerinin bulunmadığını kastederek bu doğru değil demiştim.

Bu bir iman, bir itikat ilkesi olamaz.

Öyle olsaydı orada da verdiğim örnekte olduğu gibi aleyhissalatu vesselam efendimiz kabri şerifinden ashab-ı kiram'ı yönetirdi.

Cübbel Ahmet bu meseleyi delillendirirken kendince Naziat suresinin 5.

ayetini delil getirir.

Estafillah fel müdebbirati emra bu ayeti delil getiriyor.

Bu ayet üzerinde İmam Fahr Razi'nin ve Beydavi'nin tefsirlerini ileri sürüyor.

Buradan ruhlar ölmez.

Evliya öldükten sonra kabri şerifinden dünyadaki ahvale tasarruf eder.

Yönetir dervişlerini, müritlerini geride bıraktığını ihvanı yönetir." diyor.

Ben de buna bunun doğru olmadığını ifade etmek bağlamında efendimiz aleyhissalatu vesselam'ı örnek vermiştim.

Böyle bir şey söz konusu olsaydı efendimiz asbhabını yönetirdi.

Efendimizin vefatından sonra sahabe-i kiram çok ihtilaflara düştüler.

Hatta birbirleriyle savaştılar, kan döktüler.

Bundan daha büyük bir hadise olur mu? Ama efendimiz kabrinden bu meselelere müdahale etmedi.

Şu haklıdır, bu haksızdır demedi.

Şimdi Cübbeli Ahmet bahsi geçen ayet-i kerimenin tefsirlerinden bir tefsir sadedinde İmam Fahrur Razi'nin ve Beydavi'nin tefsirlerini zikrettiklerini ileri sürüyor.

Bir de şehitlerin kabirlerinde ölü olmadığını, onlara ölü dememek gerektiğini, bilakis onların diri olduğunu ifade eden ayeti kerimeleri dile getiriyor.

Oradan bir kıyas yapıyor.

Şehit mi üstündür, veli mi üstündür diyor.

Veliler sıddıktır diyor.

Kur'an-ı Kerim'de ve nebiyyine ve sıddikine ve şühedai ve salihin diye geçiyor.

Dolayısıyla peygamberlerden sonra sıddıklar sonra şehitler gelir diyor.

Şehitler kabirlerinde diri olduğuna göre sıddıklar evleviyetle diridir.

Dolayısıyla kabirlerinden dünyadaki hayat hakkında tasarrufta bulunabilirler diyor.

kıyası.

Ben de aynı kıyası neden peygamberler hakkında yürütmediğini soruyorum.

Şimdi ona böyle bir kıyas yapmak doğruysa evleviyetle peygamberler hakkında bu geçerli olmalıdır.

Şehitlerin diri olması, onlara ölü demenin yasaklanmış olması bir hakikat.

Ama onların diri olması, onların dünyadaki hayatı yönetmeleri anlamına gelmiyor.

Herhangi bir şehidin kabrinden dünyadaki bir meseleye müdahale ettiğini, bir kısım kitleleri yönettiğini, çektiğini, çevirdiğini söylemek doğru değil, mümkün değil.

Doğru olsa, mümkün olsa cübbeli bunu söylerdi.

Ama böyle bir şey söz konusu değil.

İmkandan hareketle bunu vukuya dönüştürmek doğru bir şey değil.

Yani şehit bedene bürünür.

Bir savaşa müdahale eder.

Bir düşmanı tek başına karşı gelir.

Onları hezmete uğratır.

Bu mümkün müdür? Mümkündür.

İmkan ayrı şey, vuku ayrı şey.

Böyle bir şeyin vuku bulduğuna dair cübbelinin elinde bir inkarı mümkün olmayacak katiyette delil var mıdır? Yoktur.

Dolayısıyla şehitler hakkındaki ayeti kıyasa giderek veliler hakkında da yürütmek.

Orada durmayıp bir adım daha ileri gidip velilerin kabirlerinden dünyada ihvanlarını, halifelerini, vekillerini her neyse yönettiğini, çekip çevirdiğini söylemek Kur'an'a iftiradır.

Böyle bir şey söz konusu olamaz.

Velinin tasarrufu ayrı şeydir.

Cüzidir.

Birazdan değineceğim inşallah.

Velinin kabrinden külli anlamda yönetmesinin iddia edilmesi ayrı bir şey.

Tasarruf yönetmek midir? Beli öyle diyor.

Yönetmekten kasıt tasarruftur.

Ben böyle kastettim diyor.

Peki tasarruf nedir? Yönetmek daha külli bir şey olduğu için sonradan bu söylediklerinden çark etti.

Yönetim derken ben tasarrufu kastettim dedi.

O zaman ben de soruyorum onu.

Tasarruf nedir? Tasarruftan kastım nedir? Eğer bir velinin vefat ettikten sonra müritlerini, ihvanını, vekillerini, halifelerini yönetmesidir diyorsa, onları çekip çevirmesi, idare etmesidir diyorsa ona delil isterim ben.

İnkarı mümkün olmayacak bir delil istedim.

Getirebildiği delil Naziat suresinin 5.

ayeti.

Evet.

Bahrül Razi Beydavi bu ayeti tefsir ederken öncelikle meleklerin kastedildiğini söylemişim.

kendilerinden önceki müfessirlerin icma uyarak, bu önemli bir mesele, Fahr Razi'den önce bu meselede müfessirler icma olduğunu söylüyor.

Naziat suresinin bu 5 ayetinde zikredilen şeylerden kasıt meleklerdir.

Bu konuda icma vardır diyorlar.

İmam Fakrül Razi bu icma diyelim ki muhalefet etmiş.

Bir tefsir vecihi olan bur evliyaullah'ın ruhlarının kastedilmiş olabileceğini ileri sürmüş.

İmam Beyzavi de ona ittiba etmiş, tabi olmuş.

O da aynı şeyi tefsirinde dile getirmiş.

Beydavi muhaşileri de hemen hemen bu meseleyi o zeminde, o istikamette işlemişler.

Şimdi İmam Fahrur Razi'nin ve Beydavi'nin söylediklerinden böyle külli bir tasarruf, külli bir yönetim anlamı çıkar mı? Çıkmaz.

Çünkü orada verdikleri örneklere bakıyoruz.

Örnekler çok cüzi iyi şeyler.

genellikle rüyalara gelmek, rüyalara girmek suretiyle bir tasarruf söz konusu.

Hatta hatta bu meselenin evliyaya mahsus olmadığını, hatta müminlere mahsus olmadığını, gayrimüslimlerin ruhlarının dahi bu anlamda tasarrufta bulunabileceğini söylüyorlar.

Her ikisi de.

İmam Fahrütdtin Razi Firdevsi'den bahsediyor.

Firdevsi'nin Şehname diye meşhur bir eseri var.

Talip'te zikrediyor bunu.

Firdevsi şehnamesini dönemin sultanına ithafen yazmış.

Fakat sultan buna iltifat etmemiş.

Firdevsi de buna çok mahsun olmuş, üzülmüş.

Bir gece rüyasına Rüstem gelmiş.

Rüstem kim? Mecusilerin meşhur komutanı, meşhur kahramanı Rüstem.

Rüyasına gelmiş Firdevsi'nin ve demiş ki, "Madem ki sen bu eserinde beni methü sena ettin, ben de sana bunun karşısında bir güzellik yapayım.

Olan yerde bir define var.

Git orayı kaz.

O defineyi çıkar.

Rahat et.

Firdevsi diyor ki, "Benim bu eserim diri olan sultanın faydasını celbedemedi ama ölü olan Rüstem'den bana fayda getirdi." Hatta İmam Fakr Razi Galenden'den bahsediyor.

Meşhur antik Yunan hekimi Galenden'den bahsediyor.

Onu örnek veriyor.

Diyor ki: "Galen meşhur bir hekim ama bir hastalığa yakalandı.

bir zaman tedavisini, ilacını bulamadı.

Sonra bir gece rüyasına birisi geldi.

Ona senin hastalığının tedavisi, reçetesi şudur dedi.

Ona bir reçete tarif etti.

O da uyandığında o reçeteyi tatbik etti ve o hastalıktan iyileşti.

Şimdi ne diyelim? Ne İmam Fahr Razi, ne Kadı Beydavi böyle külli bir yönetimden bahsetmiyorlar.

Cüzi rüyalara girmek şeklindeki tasarruflardan bahsediyorlar.

Hatta İmam Gazzali'den örnek veriyorlar.

Ölmüş birisinin ruhu bu dünyada yaşamakta olan birisine beden ve ruh benzerliği olduğunda, aşinalığı olduğunda o ruhla irtibata geçer ve ona bazı şeyleri ilham eder demiş İmam Gazali.

Onu da naklediyorum.

Ben hiçbir eserde Cübbeli'nin bahsettikleri de dahil olmak üzere öyle külli bir tasarruf görmedim.

Ehli sünnet itikat metinlerinde bu mesele zaten geçmez.

Cübbeliye burada ben bir talepte bulunayım.

Eğer herhangi bir ehl sünnet itikat metninde bu mesele geçiyorsa, bir usulüd, bir kelam, bir akide metninde geçiyorsa onu bana bulsun, göstersin.

Böylece ben de Cübbeli'nin bu ayet hakkında zikredilen bu tefsirlerden hareketle söylediği şeyi inkar ettiğim için ehl sünnetten çıktığımı kabul edeyim ve onun bana teklif ettiği tövbeye canı gönülden iştirak edeyim.

Cenabı Hak'a tövbe edeyim, istiğfar edeyim.

Cenabı Hak'a bu meselede bana doğruyu gösterdiği için cübbeliye de mükafat vermesi duasında bulunayım.

Ama böyle bir metin yok.

Böyle bir ehl sünnet itikat metni yok.

Beni sadece bu naziat 5 ayetinde Bahr Razi ve Beydavi'nin yer verdiği bir tefsir vecihi noktasında onun külli tasarruf anlamına gelmediğini söyleyerek itiraz ettiğim için beni ehli sünnetten çıkardı Cübbeli Efendi ve bana tebe teklif etti.

Bu ayetin tefsirindeki bu vecih katiidir ki cübbeliye göre beni ehli sünnet olmaktan çıkardı ve benim tövbe etmem gerekiyor.

Demek ki bu vecih katiidir.

Bu ayetin tefsirinde katiidir.

O zaman İmam Fakr öncesi müfessirler bu katiyete aykırı bir şey söyledikleri için ehl sünnet olmaktan çıkmış olmalılar.

Anlaşılır gibi değil.

Akıl alır gibi değil.

Esasen onun ehl sünnet itikadı anlayışında bir problem var.

Meselenin esasen kaynağı burası.

Bu nasıl bir ehl sünnet akidesidir ben bilmiyorum.

Cübbeli Efendi, Mahmud Efendi Hazretlerinin ölmediğini, bedeni şerifiyle tasarrufta bulunduğunu, insanlara göründüğünü, onlara bazı şeyler ihdar ettiğini iddia ediyor ve kabri şerifinden bizi yönetiyor diyor.

Hem kendisini tekil olarak yönettiğini iddia ediyor efendi hazretlerinin.

Hem de bizi yönetiyor diyor.

Videoları internette mevcuttur.

isteyen izleyebilir.

Orada bunu teyit edebilir.

Bu meselede bana reddiye yaparken diyor ki, "Ey Ebubekir Sifim, bu lafı zerre kadar ilmi olan bir insan, ehl sünnet olan bir insan söyler mi? Sanki ben ehli sünnetin kati bir itikat umdesini reddetmişim, inkar etmişim.

Zerre kadar ilmi olan bir kimse böyle bir şey söyler mi diyor.

Ben de ona aynı ifadesiyle sorayım.

zerre kadar ilmi olan hatta aklı başında olan ehl sünnet bir insan böyle bir meseleden dolayı bir insanın ehl sünnetten çıktığını söyler mi? Naziat suresinin 5. ayetinde iki müfessir tarafından zikredilen bir tefsir vehi dolayısıyla o tefsir vehinin cübbelinin iddiasına delil olamayacağını söylediği için ehl sünnetten çıkmış oluyor mu? Bu bir cinnet durumudur.

Böyle bir ehl sünnet itikadı ben bilmiyorum.

İtikat umdesi olarak ölmüş bir velinin ruhunun geride bıraktıkları üzerinde yönetim ve tasarruf sahibi olduğunu, bedenine büründüğünü, insanlara göründüğünü ve talimatlar verdiğini ve onları yönettiğini söyleyen bir ehl sünnet itikat metni bilmiyorum.

Cübbeli Efendi biliyorsa bunu göstersin.

Hepimiz öğrenelim.

diyor ki bunu inkar edersen kabirden yönetimi inkar edersen fel müddebbirati emra ayetine çatarsın.

Şehitlere ölü demeyin asıl diriler onlardır ayetine çatarsın.

Şimdi ne alakası var? Ben şehitlerin öldüğünü mü söyledim? Herhangi bir yerde şehitler ölüdür mü dedim.

ayetinin herhangi bir delaletini inkar mı ettim? Bu ayete niye çatıyorum ben? Nasıl çatmış oluyorum? Bilen varsa biri gelsin.

Birçok ayet ve hadise çatarsın, çarparsın.

Bu çarpışma da son nefeste adamda iman bırakmama tehlikesine sokar.

Hadi buyurun.

Ben şimdi itikadın hangi kesin kati umdesini inkar ettim ki son nefeste iman bırakmama tehlikesine maruz kalabileyim.

Akl başında olan birisi bunu bana bir izah etsin.

İtikadın hangi katli umdesini inkar ettim ben? Söylediğim şudur tekrar ediyorum.

Naziat suresinin 5.ayetinin tefsirinde bir tefsir vecihi olarak Fahrur Razi'nin ve Beydavi'nin gündeme getirdiği evliyanın kabirlerinden cüzi anlamda verdikleri örneklerden o anlaşılıyor.

Cüzi tasarrufları da bulunabilirler demişler.

Ben bunu inkar etmedim.

Hiçbir konuşmamda, hiçbir yazımda ben böyle bir inkarda bulunmadım.

bulunduğumu iddia ediyorsa Cübbeli Efendi bunu ispat etsin.

Yoksa müfteri olur.

Ben böyle bir inkarda bulunmadım.

Dolayısıyla orada verilen örneklerden hareketle velilerin öldükten sonra da dünyada, dünya hayatında cüzi tasarruflarda bulunabilecekleri söyleniyor.

İmam Fahrur Razi ve Kadı Beydavi böyle söylüyor.

Ben de bunu inkar etmiyorum.

Elhak böyledir diyorum.

Benim söylediğim bunun Efendi Hazretlerinin kabrinden müritlerini, ihvanını, vekillerini yönettiği iddiasına delil olamayacağıdır.

Benim söylediğim budur.

Enteresan bir şey.

Ben İmam Fahrur Razi'den önce bu ayeti Cübbeli'nin anladığı gibi anlayan bir müfessir görmedim.

Hatta züht ehli, tasavvuf ehli müfessirler arasında da böyle söyleyeni görmedim.

Enteresan değil mi? Bu mesele Allahu alem ilk defa İmam Fakrı Razi döneminde ve muhtemelen onun tarafından gündeme getirilmiş.

Tespit edebildiğim bir nokta daha var.

Onu da söyleyeyim.

Hicri 606. miladi 1209'da vefat etmiş olan Ruzbihan Elbakli Araisül Beyan isimli tefsirinde şöyle diyor.

Belki bu yaklaşık bir anlam olarak görülebilir.

Fel müdebbirati emra hiye elul kudsiye.

Burada kastedilenler, emirleri tedbir edenler, işleri çekip çevirenler, yönetenler kutsi akıllardır.

mukaddes akıllardır.Biru umur ubudiyeti şera ilhamil hakikat.

Bunlar ubudiyet işlerini hakikat ilhamı şartlarıyla tedbir ederler, yönetirler.

Şimdi bu İmam Fakrı Razi'nin söylediğine yakın bir ifade.

Tamamen birebir aynı değil.

Burada hakikatin ilhamından bahsediliyor.

Cübbelinin iddia ettiği netlikte, muhtevada ve şümulde bir ifade değil bu.

Hadi diyelim ki öyle.

Alet tenezzül.

Diyelim ki öyle.

Ama bu meselenin Ruzbihan Bakli'den önce dile getirilmiş olmaması enteresan değil mi? cübbeli tespit edebiliyorsa beni burada yanıltsın, çürütsün.

Desin ki bak ondan önce de şu ehli tasavvuf, şu abid, şu zahit şu tefsirinde bu ayeti böyle anlamış.

Benim anladığım gibi anlamış.

Yani ölmüş veliler kabirlerinden birileri yönetirler şeklinde anlamış.

Bunu ispat etsin.

Ben yüksünmem.

Bir yanlışım ortaya konduğu zaman özür de dilerim, helallik da dilerim.

Bundan yüksmem.

Bunu bir noksanlık olarak kabul etmem.

Yanlışımı ortaya koyana da teşekkür ederim.

Hatta dua ederim.

Cübbeliden beklentim budur.

Bu meselenin İmam Fahrur Razi'den ve onun söyledikleriyle örtüştüğünü kabul etsek bu şartla Ruzbihan Bakli'den önce bu meseleyi dile getiren bir müfessir göstersin.

Daha sonra yani İmam Fakrı Razi'den ve Ruzbihan Bakli'den sonra elimizde tefsirleri bulunan matbu tefsirleri bulunan abit, zahit, müasavvuf müfessirlerin tefsirlerinde bu mesele mesela İbn Acibe'de ayetten anlaşılması gereken hususlar az önce ifade ettiğim gibi melekler tarzında sıralandıktan sonra surenin sonunda işareten bir tefsir yapıyor.

Bu tefsirler işari tefsirlerdir.

Malum birinci derecede diğer tefsirlerin söylediklerine uygun onlara paralel şeyler söyledikten sonra sonunda bahsin sonunda işari olarak bunlar nasıl anlaşılabilir babından bu meseleye değiniyor.

Bu da İmam Fahrur Razi'nin yaptığına benzer bir şeydir.

O da diğer tefsir vecihlerini zikrettikten sonra evet bir mutasavvuf değildir İmam Fakrma onun yaptığı bu tefsiri de bir işari tefsir sayabiliriz.

Dolayısıyla aynı şeyi söylemiş.

Ruhul Beyan müellifi İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri çok enteresandır.

Zuhruf suresinin tefsirinde fel müddebbirati emra ayetini zikrediyor ve diyor ki ve fiil eydan bşti ve nahviha alşare ile teala müddebbirati emra.

İsmail Hakkı Burssevi Hazretleri şefaatten bahsediyor.

Yani şefaat şeklinde, şefaatte bulunma şeklinde bir fayda vermekten bahsediyor.

Zariyat suresinin tefsirinde gene bu ayeti zikrediyor.

Fel müdebbiratı emra.

Orada bunların melekler olduğunu tasrih ediyor.

Naziat suresinde ilgili ayetin tefsirinde ise ölmüş kimselerin dirilere fayda verebileceğini söylüyor.

Ama bunu rüyalar gibi cüzi şeylerle örneklendiriyor.

Yani Fakr, Beydavi, Ruzbihan Bakli, Alet tenezzül onların söylediklerine paralel şeyler söylüyor.

Bütün bunlar amenna ve saddakna.

Benim hiçbirine itirazım yok.

Benim itirazım, tekrar ediyorum yanlış anlaşılmasın, demagojiye mahal kalmasın diye.

Benim itirazım ölmüş velilerin dünyadakileri külli biçimde tasarrufta bulunarak yönetmeleri, çekip çevirmeleri.

Naziat suresinin 5.

ayetinin buna delalet ettiğinin söylenmesi.

Benim itirazım buna.

Cübbeli demagojiyi çok sever.

Çok da iyi yapar.

Ama burada demagoji yapmasın.

Tekrar ediyorum ki demagoji yapmasına mahal kalmasın.

Kendisinin ehli sünnet olduğunu her fırsatta vurguluyor.

Hatta mübarek öyle bir makama gelmiş ki deli dumrul gibi elinde bir sanki ehl sünnet listesi var.

Barometresi var.

Falan kişi ehli sünnet değil.

Çiz üstünü at.

Filan kişi çiz üstünü at.

Sana bu yetkiyi kim verdi ya? Ehli sünnet adına birilerini ehl sünnet dışına çıkarma yetkisini sana kim verdi? Ben öyle düşünmüyorum de.

Ben farklı düşünüyorum de.

Veya seninle bu konuda muhalif düşünüyoruz de.

Bunun bence hiçbir mahsuru yok.

Ama bunun beni ehli sünnetin dışına taşırdığını söylersen hatta hatta bunun benim son nefeste imansız gidebileceğime ihtimal veren bir mesele olduğunu söylersen işte ben orada sana halt etmişsin derim.

Azıcık haddini bil.

Tasavvuf edep mektebidir.

Tasavvuf nezahet ve nezaket mektebidir.

Bu tasavvuf nezih insandır.

Dili nezihtir, üslubu nezihtir.

Ağzı temizdir.

Şimdi ben bütün bunlara bakıyorum.

Senin YouTube'daki bazı videoların tesadüfen karşıma çıktığında başından bazı kısımlarını incelediğimde mahcubiyetten kızarıyorum.

Sen nasıl bir tasavvuf ehlisin? O dilinden sadır olan, dökülen o herzeler, o gayri ahlaki şeyler, o belaltı ifadeler.

Ben böyle bir tasavvuf ehli görmedim, duymadım, okumadım.

Fatih Altaylıyla Tek programına çıktığında Murat Bardakçıyla, Fatih Altaylıyla süt dökmüş kedi gibi oluyorsun.

Ama iş Ebubekir sifil bir başka ehli sünnete gelince elinde iki ucu da kesen bir kılıç var.

O yana sallayıp kelle uçuruyorsun.

Bu yana sallayıp kelle uçuruyorsun.

Ben böyle bir tasavvuf ehli görmedim.

İsmail Ağ camiası içerisinde olsun, başka tasavvuf tarikatlarında olsun senin bir tane daha örneğin yok.

Sen nevi şahsına münhasır bir adamsın.

ehli tasavvuf diye geçiniyorsun.

Efendinin bu dünyada itibar ve itimat ettiği tek kişi olarak kendini lanse ediyorsun.

Ona olan rabıtanın tam olduğunu söylüyorsun.

Onunla sürekli görüştüğünü söylüyorsun.

O Efendi Hazretlerinden böyle bir şey sadır olmasını akla bile getirmeyi doğru bulmam.

Seni Efendi Hazretlerinin yanına koymam.

Senin üslubun, dilin, tarzın, edep dışı ifadelerin haşa ve kella efendi hazretlerinin yanına bunları koymak reva mıdır? Enteresan bir adamsın.

Allah seni ıslah etsin.

Bu vesileyle birkaç meseleyi daha dile getirip mevzuyu sonlandırayım.

Efendi hazretlerinin kesinlikle diri olduğuna iman ettim diyorsun.

Kesinlikle iman ettim diyorsun.

Bu sana göre kati bir itikat umdesi olmuş.

Dolayısıyla bunu inkar edeni ehli sünnetten çıkmakla imansız ölme ihtimali bulunmakla tehdit ediyorsun.

Ben de sana buradan açık bir meydan okuyorum.

Böyle bir kati itikat umden varsa elinde bunu ispat et.

Efendi Hazretlerinin ölmediğini, bedeni şerifiyle diri olduğunu, insanlara göründüğünü, talimatlar verdiğini ispat et.

İspat edemezsen yalancısın.

Demek ki böyle bir kati meseleyi ispat etmekte sanıyorum zorlanmazsın.

Sana göre kati bir iman meselesi ise bu, bunu ispat etmekte sanıyorum çok zorluğa düşmezsin.

Bir başka mesele gene efendi hazretleri ile ilgili.

Ondan bahsederken Allah'a zaman geçmez, meşayı zaman geçmez ifadesi kullanıyorsun.

Allah'a zaman geçmez.

Amenna ve saddakna.

Zamanın ve mekanın yaratıcısı odur.

Zamana ve mekana hükmeder.

zamanın ve mekanın dışındadır, üstündedir.

Ama onun dışındaki her şey zamana ve mekana bağlıdır.

Bağımlıdır.

Bütün mahlukat Allah Teala'nın üzerinden zaman geçmez.

Amenna ve saddakna.

Nitekim Ehl Sünnet akide metinlerinde la yecri aleyhe zaman sen de okuyorsun bunu.

Bu bir hakikat.

Peki bu hakikatin herhangi bir mahluk hakkında da tıpkı Allah Teala hakkında cari olduğu gibi cari olduğunu ispat et.

Madem meşayikada zaman geçmez diyorsun.

Madem itikadın, inancın budur, bunu kati bir delille ispat etmek senin boynunun borcudur.

Edebilecek misin? Doğrusu merak ediyorum.

Hani ben yurt dışındayım dönünce cevap vereceğim demiştim de bir sürü gevezelik ettin.

Bilgisayar kullanmamı bahse konu ettin.

Birtım fuzuli kelamlar söyledin, sarf ettin.

Şimdi ben sana buradan açıkça meydan okuyorum.

Bunu meşayıha zaman geçmediğini, tıpkı Allah Teala'ya zaman geçmediği gibi.

Çünkü ikisini aynı cümle içinde, aynı bağlam içinde söylüyorsun.

Allah'a zaman geçmez, meşay zaman geçmez diyorsun.

Meşayha da tıpkı Allah Teala hakkında olduğu gibi meşay da zaman geçmediğini kati bir delille ispat et.

Bu senin boynunun borcudur.

Yoksa ne olur? Yoksa şu olur.

İmam Tahavi rahmetullahi aleyh akide metninde diyor ki laşbih enam.

Mahlukat ona benzemez.

Yaratılmış hiçbir varlık insan da dahil.

ona benzemez.

Peki bu benzememe ne bakımdandır? Her bakımdandır.

Ne zat itibarıyla, ne sıfat itibarıyla, ne fiil itibarıyla hiçbir varlık Allah Teala'ya benzemez.

Benzer derseniz ne olur? Allah Teala'ya mahsus bir sıfatı, bir özelliği yaratılmış bir varlığa atfederseniz ne olur? O noktada tevhidi parçalamış olursunuz.

Tevhidin dışına taşmış olursunuz.

Bunun ne anlama geldiğini sen bilecek kadar uyanık birisin.

Dolayısıyla ehl sünnet akide metni burada senin iddiana orada o iddianı inkarı tevili mümkün olmayacak bir katiyetle ispat etmek zorundasın.

Yoksa bu itikatla ölürsen benim hakkımda söylediğin şey senin hakkında cari olur.

Allah seni böyle bir akıbetten korusun.

Sonra Efendi Hazretleri bazı şeyler söylerken inşallah derdi.

Bazı şeyler söylerken inşallah demezdi.

İnşallah dediği zaman anlardık ki bu onun sözüdür.

İnşallah demediği zaman anlardık ki o Allah tarafından söyletilmiş bir sözdür.

Bu nasıl bir cinnettir? Eğer bu senin itikadın buysa diğer meseleler hakkında söylediğimi tekrar edeceğim.

Ehli sünnet herhangi bir itikat kitabından, metninden bu söylediğini teyit eden, ispat eden bir nakil yap.

De ki bazı insanlar peygamberler olsun, sıddıklar olsun, şehitler olsun, veliler olsun fark etmez.

Bazı insanlar konuştuklarında inşallah demezlerse o Allah'ın onlara söylettiği bir sözdür.

Daha doğrusu Allah kelamının onların ağzından zahir olan, sadır olan bir sudurudur de ve bunu ispat et.

Acaba aleyhissalatu vesselam efendimiz hakkında böyle bir şey sabit midir? Efendimiz aleyhissalatu vesselam inşallah demekle emrolunmuştu değil mi? Ayetle sabit.

Allah Teala ona buyurdu ki yarın şu işi yapacağım deme inşallah demedikçe.

Öyle dediğinde inşallah de.

Aleyhissalatu vesselam efendimiz insanlara ayet tebliğ ederken bu Allah'ın kelamıdır diyordu değil mi? Evet.

Sonra gayrimetluv vahiy olan hadisleri söylerken gene vahyin koruması kontrolü altında söylüyordu, konuşuyorduk.

Bir yanılgısı, bir sürçmesi olduğunda hemen ayet iniyor, vahiy iniyor ve onu düzeltiyordu.

Değil mi? Kur'an'da itap ayetleri diye bildiğimiz ayetler var.

Bu ayetler efendimiz aleyhissalatu vesselam'ın hilaf-ı evla olan davranışlarında doğruya isabet etmediğini ve vahiy tarafından düzeltildiğini bize açıkça anlatıyor.

Abese suresinin ilk ayetleri öyle.

Afallahu an kelime edintum ayeti öyle.

Tebuk seferi bağlamında daha birçok ayet var.

Dolayısıyla vahiy iniyor ve efendimizi düzeltiyor.

Senin ifadene göre efendi hazretlerine de vahiy iniyor.

O inşallah demeden söylediği her sözde vahyi tekrar ediyor.

Bu nasıl bir cesarettir? Efendi hazretleri senden davacı olacak ahirette.

Ben böyle bir şey demedim.

Ben böyle bir iddiada bulunmadım diyecek.

Acaba ne diyeceksin? Onun karşısında ne diyeceksin? Kendini nasıl savunacaksın? Gerçi Hazreti Peygamber Aleyhissalatu Vesselam'ın davacı olması ihtimali karşısındakılı bile kıpırdamayan cübbelinin Efendi Hazretlerinin davacılığı karşısında umursamaz bir tavır takınmasını anlayabiliyoruz.

terlemeden, mahcup olmadan, utanmadan uydurma hadisleri sahih hadistir diye nakleden bir adam.

Efendimizden utanmadığını bu şekilde ortaya koyan bir adam efendiden utanır mı? Şimdi diyecek ki ben efendimize iftira etmedim.

Peki efendi hazretlerinin inşallah demediği şeylerin Allah Teala'nın kelamı olduğunu söylerken delil getirdiğin o cümle febi yentik ve biasm nedir bu? Bu bir hadis midir? Bu bir hadis değil.

Hadis diyeceksek bu uydurma bir hadis.

Çünkü benim bulabildiğim, inceleyebildiğim en kadim kaynak, bu rivayetin zikredildiği en kadim kaynak El Hakim Tirmizi'nin nevadirül usulü ve orada da senedi yok.

Senetsiz.

Efendimiz senden davacı olacak mı? Olacak.

Böyle uydurma asılsız bir rivayeti efendi hazretlerinin inşallah demeden söylediği sözlerin vahiy olduğuna delil getiriyorsun.

Gülelim mi, ağlayalım mı? İddian da batıl, delilin de batıl.

Hele şu peygamberler kabirlerinde eşleriyle cima ederler fecaatine ne diyelim? Bir kısım kaynaklarda görüyoruz bunu.

Evet.

Sen bu metni zikrettikten sonra bu hadis-i şerif sahihtir diyorsun.

Şimdi ben sana açıkça meydan okuyorum.

Cübbeli.

Bu metnin peygamberler kabirlerinde diridirler.

Namaz kılarlar, hacca giderler her sene.

Hatta eşleriyle cima ederler diyorsun.

Ve bunun sahih bir hadis olduğunu söylüyorsun.

Bunun sahih bir hadis olduğunu senden önce söyleyen bir Allah kulu zikret bana.

De ki: "Ben burada falan kişiyi, falan alimi örnek aldım.

Onu delil aldım.

O alim bu rivayetin, bu sözün hadis olduğunu ve bu hadisin sahih olduğunu söyledi.

Ben de bu sebeple böyle söyledim de.

Bir kişi göster bana.

Özür dileyeceğim senden.

Helallık dileyeceğim ve çıkıp böyle bir video çekip diyeceğim ki ey ahali ben yanılmışım.

Cübbeli bu konuda haklıymış.

Kendisinden özür diliyorum, helallik diliyorum.

Ben yanlış yapmışım.

Vallahi bunu söylerim.

Yüksem ama bunu ispat edemeyeceksin.

Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam'a böyle utanmadan, sıkılmadan iftira atan birinin efendi hazretlerine iftira atması zor değil.

İşte bu video boyunca dile getirmeye çalıştığım şeyler bunların sadece bir cüzi kısmı.

Son söz Efendi Hazretlerinin kerametlerini, velayetini ben hiçbir yerde hiçbir şekilde konuşmalarımda, yazılarımda inkar etmedim.

Ondan bahsettiğim her yerde mutlaka ihtiram cümleleriyle bahsettim.

hala öyledir.

İnancım budur.

Bu meselenin Efendi Hazretlerine saygısızlıkla, hürmetsizlikle bir alakası yoktur.

Dolayısıyla söyleyeceklerini bu videomda söylediklerime vereceğin cevapları bu çerçevede söylemeni istiyorum.

Elbette ortaya koyduğun herhangi bir kati hakikat olduğunda tekrar ediyorum.

Video çekeceğim, özür dileyeceğim, helallik dileyeceğim ve yanlış yaptığımı, hata yaptığımı söyleyeceğim.

Ama tekrar ediyorum.

Demagoji yapma, hakaret etme, tahkir etme.

Bu bir müslümana yakışmaz.

Müslümanlar birbirlerine lakap takmazlar.

Ayet-i kerime bizi bundan men eder.

Efendimiz bizi bundan sakındırır.

Ha üslubum budur.

Vazgeçemiyorum dersen o da sana yakışan bir şey olur.

Ama senden beklentim şudur.

Demagoji yapma.

Kati delille karşıma çık.

Kati delillerle karşıma çık.

İnkarı mümkün olmayan delillerle karşıma çık.

efendinin ölmediğini, bedeniyle diri olduğunu, bir takım insanlara göründüğünü, onlara talimatlar verdiğini ve senin ve hitap ettiğin tabanın, kitlenin, ihvanın efendi tarafından yönetildiğini bana kati delillerle, inkarı mümkün olmayacak katiyette delillerle ispat et.

Eğer edemeyeceksen boşuna gevezelik etme.

İnsanların da gündemini meşgul etme.

Vaktini ziyan etme.

Allah seni ıslah etsin.

Ah elhamdülillahi rabbil alemin.

 -----------------------

Not: Cübbeli bu konuda haklı veya haksız olabilir. Bu bizim meselemiz değil. Ölüm şudur. Bir veli öldükten sonra 1000 yıl geçmiş olmasına rağmen adı anılıyorsa o yaşıyor demektir. Abdulkadir Geylani, Hz. Mevlana vb.

Ebubekir Sifil hoca dini literatür açıdan değerlendirmesi doğrudur. Ancak metafizik boyutta işler farklıdır.

Cübbeli Hoca cemaatteki fitneyi susturmak için başka çare bulamadığı için bu demagojiye muhtaç olmuş. Yapmasa iyi olurdu. 

Şeyhlik muhtar mührü değil ki, ben aldım birine veriyorum demek olsun. Şeyhten sonra birinin yeri tam kapması için 15 sene geçiyor. Osmanlı bu sorunu meşihat dairesi ile çözmüş. Cumhuriyet dönemi bu olgu sancılı oluyor.

Ebubekir Hoca, asıl Ali Haydar Efendinin ve Mahmud Efendinin şeyhlik makamı üzerine gelişini araştırsın. İsmetullah dergahı ile yaşadıkları sorunları soruştursun, görecek ki, işin arkasında çok daha fazla şeyler var.

Bence bu konuları halk arasında tartışmanın bir manası yok. Faydasızdır. Halk kendine öyle çabuk şeyh buluyor ki, yeter ki biri çıksın "benim" desin.

 12. yy. da yaşayan Ahmed Yesevi Hazretleri “Fakr-Name” adlı eserinde sahte şeyhler ve sahte peygamberlerden bahsederken şunları söyler:

“Bizden sonra ahir zaman yakın olduğunda öyle şeyhler çıkacak ki: İblîs aleyhillane onlardan ders alacak ve bütün halk onlara dost olacak ve fakat müritlerini idare edemeyecekler.

O şeyhler ki müritlerden açgözlülükle bir şeyler dilerler ve canlarını küfür ve dalâletten ayırmazlar ve bid’at ehlini iyi görürler ve ehl-i sünneti kötü görürler ve şeriat ilmi ile amel etmezler ve namahremlere bakarlar ve kötülüğü adet edip Allah-u Teala’nın rahmetinden ümitli olurlar ve şeyhlik işlerinin değersiz görürler. Onların müritleri de dinden çıkmış olur, kendileri de dinden çıkmış olur.

Ve yine değersiz bir şekilde ve inleyerek müritlerinin kapısında dolaşırlar, o halde müritlerinden yardım alırlar. Eğer müritleri bağış ve yardımda bulunmasa, döğüşürler ve ‘Benim küslüğüm Allah’ın küslüğüdür. ’ derler.

Şeyh odur ki, yardım alsa ihtiyacı olanlara verir. Eğer alıp kendisi yese murdar et yemiş gibi olur. Eğer elbise yapıp giyse o elbise eskiyinceye kadar Hakk Teâla onun namaz ve orucunu kabul etmez.

Ve eğer aldığı yardımdan ekmek yapıp yese, Hakk Teâla onu cehennemde türlü azaba uğratır.

Ve eğer öyle şeyhe bir kişi itikat etse kâfir olur. Öyle şeyhler melundurlar. Onların fitnesi Deccal’den beterdir. Şeraitte, tarikatte, hakikatte, marifette mürteddirler.

“Mir’atül-Kulüb” adlı eserinde ise şöyle anlatır:

“Ahir zamanda bizden sonra öyle şeyhlere zuhur edecek ki, Şeytan aleyhillane onlardan ders alacak ve onlar şeytanın işini yapacaklar. Halka dost olup halk ne isterse onu yapacaklar. Müritlerine yol gösterip onları maksada ulaştırmayacaklar. Dış görünüşlerini süsleyip müritten çok hırs sahibi olacaklar ve içleri(batınları) harap olacak, küfür ile imanı farklı görmeyecekler. Alimleri sevmeyecek ve onlara iltifat etmeyecekler. Ehl-i sünnet ve cemaatı düşman görüp ehl-i bid’at ve dalaleti sevecekler. Kötülüklerini öne çıkarıp Hakk Teâla’dan iyilik umacak ve şeyhlik iddiasında bulunacaklar. ” 

Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Benzer Yazılar

Yorumlar