Müslümanlar başkalarıyla yaşayabiliyor ama başkaları Müslümanlarla yaşayamıyor...
Bu kaynak, Endülüs medeniyetinin ihtişamlı
yükselişinden trajik çöküşüne uzanan tarihsel süreci ve Müslümanların bölgedeki
kalıcı kültürel mirasını ele almaktadır. Metinde, İslam hakimiyeti altındaki
İber Yarımadası’nın bilim, sanat ve birlikte yaşam kültürü konularında
Avrupa’ya nasıl öncülük ettiği derinlemesine aktarılmaktadır. Siyasi bölünmeler
ve iç çekişmelerin ardından gelen Hristiyan hakimiyetiyle birlikte
Müslümanların maruz kaldığı engizisyon zulmü, zorunlu din değiştirme ve sürgün
politikaları detaylandırılmaktadır. Özellikle dilin korunması, eğitim ve dini
kimliğin aktarımı gibi unsurların bir toplumun varlığını sürdürebilmesi için ne
denli hayati olduğu Moriskoların yaşadığı acı tecrübeler üzerinden
vurgulanmaktadır. Sonuç olarak anlatı, Endülüs'ü sadece nostaljik bir kayıp
olarak değil, günümüz toplumsal yapısı ve kültürel muhafaza için dersler
barındıran canlı bir ibret aynası olarak sunmaktadır.
destanlar efsaneler ve hikayeler hiç
olmayan dünyaları tahayyül etmemizi yaşanmamış hayatlardan dersler çıkarmamızı
sağlar fakat gerçekler bizi harekete geçirir gözümüzü açar duygularımıza
dokunur işte gerçek dünyanın en zengin ülkelerinden birindeyiz rüya gibi bir
kent eşsiz bir konum benzersiz bir medeniyet burası yalnızca İslam tarihinin
değil dünya tarihinin en yüksek toplumlarından birisi endülüs'te İslam
hakimiyeti ta 8 yüzyıldan günümüze hem siyasi hem de toplumsal birçok ders
taşıyor peki bu eşsiz medeniyet nasıl kuruldu içeride her ferdi kucaklarken
nasıl oldu da tüm Hristiyan alemini ürküttü avrupa'nın en kıymetli
rüzgarlarının estiği bu kentler hikayelerinin sonuna vardığında nasıl zulümlere
şahit oldu endülüs'ün gerçek hikayesi yarım kalmış buruk bir rüya gibi
hatırlanmayı bekliyor yıl 712 emevi İslam Ordusu Afrika'nın en batısına
varmışlardı buraya nereden geldiler hz peygamber sallallahu aleyhi ve sellem
döneminden sonra Müslümanlar politik olarak Hz ebubekir dönemiyle başlayan daha
sonra Emeviler döneminde Velid bin Abdülmelik dönemine kadar çıkan Enzirve
dönemine kadar giden bir fetih hareketinin sonucu Endülüs'ün fethi endülüs
Magrip yani Batı cephesiydi diğer taraftan Meşrik cephesi ta Çin'e kadar
Çin'den vergiyi alıncaya kadar Müslümanlar doğuda ilerlediler batıda Fas'ı
fethettikten sonra buraya da Magrib el Aksa deniyordu en eee batıdaki en son
batı ya aşağı ineceklerdi Sahraya çöle ya da kuzeye çıkacaklardı karşılarında
da bir bölge vardı bu bölgeyi Vandalusya olarak biliyorlardı çünkü orada
vandallar daha öncesinde yaşamıştı vizigot kralı Rodrigo düştükten sonra İslam
ordularının komutanları Tarık bin Ziyad ve Musa bin Nusayır yarımadada Müslüman
hakimiyetini başlattılar müslümanlar 714'te adayı tamamen fethettiler çok kısa
süre içerisinde 1012 sene süre içerisinde komple İber yarımadası diye bilinen
yani Pirene dağlarına paralel uzanan İber nehrinin batı tarafında yer alan
bütün bölgeleri fethettiler fakat kadim topraklarda bir şeyler oluyordu emevi
devleti yıkılmış Müslümanların başkenti Şam'dan Bağdat'a taşınmış Abbasi
hanedanı hilafet sancağını Emevilerden almıştı emevi hanedanın üyeleri dağılmış
bunlardan birinin Abdurrahman bin Muaviye'nin kaderi de bu yeni kıtada
yazılmıştı 1 abdurrahman'ın gelişiyle İber Yarımadası'a Endülüs Emevileri
dönemi başladı burada bir önce eee Endülüs Emevi Valileri dönemi başladı 750'ye
kadar burasıkiye valisine bağlı yani Mısır'dan yönetiliyor mısır valiliğine
bağlı daha sonraki dönemlerde yani 750'den sonra da burada Endülüs Emevi
Devleti kuruldu burası müstakil bir devlet oldu abbasilerin hükümeti eee
iktidarı sırasında 1030'lara kadar bu şekilde devam etti 1031'den sonra bizim
mülukut tavaf dediğimiz bir dönem başladı bu dönemde küçük küçük şehir
devletleri tıpkı İtalya'daki Napoli Venedik Genova gibi böyle küçük küçük
emirlikler vasıtasıyla Müslümanlar parçalanmış oldu yaklaşık olarak 42
civarında irli ufaklı hepsini saydığımızda küçük emirlikler söz konusu oldu
fakat burada yalnızca Müslümanlar yaşamıyor geldiklerinde var olan halkı da
yaşatıyorlardı komşuları Hristiyan ve Yahudiler de refah içinde hayatlarına
devam ettiler öyle ki bu refah onların da İslamlaşmasının yolunu açtı eee
Endülüs'te İslamlaşma görece hızlı oldu bunun sebepleri üzerinde düşündüğümüzde
birinci sebep evlilikler oldu daha birinci e dönemden itibaren mesela Musa bin
Nusayr'ın oğlu Abdurrahman bir Got'la evlenmişti böylece oradaki Müslüman
Fatihler yerel insanlarla e yaptıkları evlilikler bunun dışında davetçiler eee
çünkü o bölgeye tabiinden çok fazla insan gitmişti onların yaptıkları davetler
neticesinde bir yaklaşık 2030 yıl içerisinde e çok ciddi bir İslamlaşma söz
konusu oldu bir asır geçtikten sonra da orada yerel halkın üçte Müslüman
olmuştu bunlara Müladi denir müvelledun da denir Arapça ispanyollar ona Müladis
deniyor müladiler eee oğullar demek yani ikinci nesil Müslümanlar demek ancak
Müslüman olmadığı halde Hristiyanlar da Müslümanlardan farklı değildi görünüş
olarak hatta 10 yüzyıldaki metinlere baktığımızda rahipler birbirlerine
mektuplar yazıyorlar diyorlar ki biz gençleri kaybettik sarık sarıyorlar sarık
sakal bırakıyorlar latince öğrenmiyorlar pazar günleri kiliseye gelmiyorlar ama
birbirlerine şiir yazacak kadar Arapça öğreniyorlar müslüman mahallelerden
çıkmıyor diye dert yanıyorlar dolayısıyla böyle de bir kitle ortaya çıktı
bunlara da Los Mozarabes eee diyor İspanyollar mustap'ten İslamlaşmış Araplara
benzemeye çalışan bir kitle ortaya çıkmış dolayısıyla İspanya'da eee
Müslümanların oranı arttığı gibi Müslüman olmayanların üzerinde de ciddi bir
İslam kültürünün İslam kılı kıyafetinin İslam yaşam tarzında etkilerini uzun
süre hatta Müslümanlar orayı terk ettikten sonra bile hatta 20 yüzyıla kadar
biz izlerini sürmekteyiz yalnızca İslam değil Müslümanların yaşam tarzları
konuşma biçimleri kıyafetleri ve modaları da yayılıyordu bilim merkezleri ve
kütüphaneler Endülüs'e taşınıyor medeniyeti yalnız sosyal değil bilimsel olarak
da inşa ediyordu tıp fizik ve botanik gibi tüm dünyanın peşinde koştuğu
bilgiler Endülüsteydi müslümanlar oraya çok şey taşıdılar örnek veriyorum Abbasileri
döneminde tıp geleneğine baktığımız zaman tıbbı onlar Cundi Şapur'dan aldılar
cünapur Pers İmparatorluğu'un bir tıp merkeziydi onlar da Roma'ya Antakya'ya
girdiklerinde oradan kaçırdıkları doktorlar vasıtasıyla dünyanın doğusundaki ve
batısındaki tıp geleneğini CCÜ Şapur'da kurdukları eee okullarda tıp
okullarında tesis etmişlerdi abbasiler bunu Bağdat'a taşıdılar müslümanlar
Bağdat'ta toplanan bu tıp düşüncesini tıp pratiğini Horasan'a ve Endülüs'e de
taşıyabildiler mesela örnek veriyorum Endülüs'te tıp merkezi Kurtubay'dı ve
Kurtuba çok büyük bir şehirdi 10-11 yüzyılda nüfus yaklaşık olarak 300.000'di
ve aynı dönemlerde Londra'nın nüfusu 30.000 civarındaydı paris'in nüfusu
20-2.000 civarındaydı burası Kurtuba Avrupa'nın en büyük şehriydi ve hatta biz
kayıtlarda şunları görüyoruz işte İngiltere'de e işte oğlu hastalanan bir
kraliçe çocuğunu tedavi ettirmek için Kurtubaya gönderiyordu ya da işte
gezginler Avrupa'da bir yer görmek istiyorlarsa Endülüs'e gelmek
durumundaydılar ya da bir ders almak istiyorlarsa Endüls'e gelmek zorundalardı
kitap alınması gerekiyorsa bunu Fuat Sezgin de anlatıyor üç kanaldan
Avrupalılar İslam geleneğinin işte bilim tarihinin kitaplarını kendilerine
transfer ettiler bir Sicilya sicilya'da Müslümanlar 3 asır kaldı endülüs kadar
bilinmiyor orası ama Endülüs'te çok uzun süre kaldılar ikincisi Endülüs
üçüncüsü de Haçlı Seferleri vasıtasıyla burada insanlar bir bilim geleneğini
batıya taşımış oldular bunun dışında işte kılık kıyafet e ayrıca Müslümanlar
çeşitli mühendislik örnek veriyorum pompa olmadığı halde suyun yukarıya
taşınması botanik bahçeler e bitkilerle ilgili yazdıkları kitaplar ve
pratikleri bugün hala Elhamra Saray'ın bahçesinde insanların eee görebileceği
şekilde e tasarımlar bugün peyzaj mimarlığı dediğimiz kısımlar sulama kanalları
işte toprağın ıslah edilmesi çeşitli üretim teknikleri silah üretimi madencilik
gibi pek çok tekniği pek çok üretim modellerini eee İspanya'da icra etti ancak
tarih çarkı daima dönüp durur müslümanların kendi içlerinde vilayetlere ayrılması
yarımadadaki hakimiyetin sonunu getiren etkenlerden en önde geleniydi bunu İbn
Haldun'dan dinlesek mesela Müslümanların oradaki yükselişi ve düşüşünü aslında
İbn Haldun'dan daha net bir şekilde dinleyebiliriz ibn Haldun'un o döngüsel
tarih anlayışında bedavet hadarat ve fesat dediği bir döngü var kendisi de
Endülüslüdür yani ailesi Endülüsten göç etmiştir Tunus taraflarına e o e şöyle
düşünür bedeviler burada da kötü manada değil yani savaşan topluluklar
hareketli topluluklar kaybetme lüks olmayan topluluklar e bir yere
girdiklerinde kahramanca mücadele edip edip mücadele ediyorlar oraya
yerleşiyorlar yerleştikten sonra şehirleşiyorlar hadarat başlıyor sanat
başlıyor ve rehavet başlıyor daha sonra fesat dönemi geliyor ve saldırıya açık
hale geliyorlar müslümanlar ilk dönemlerde bedavet dönemini yaşamışlardı
endülüs'ü tamamen fethetmişlerdi ama daha sonraki dönemlerde bir hadarat
yaşadılar sanat yaşadılar çok güzel evlerde oturuyorlar hamamları var çok güzel
botanik bahçeleri var ve savaşma özelliklerini yavaş yavaş yitirmeye başladılar
ataları Perene dağlarını açıp Franklar üzerine giderken daha sonraki nesiller
Endülüs'te kalmayı tercih ettiler çünkü çok güzel bir iklimi vardı akdeniz
iklimi portakal bahçeleri ılman çok soğuk değil çok sıcak değil e hatta öyle ki
Kuzey Afrika'dan gelen murabıtlar ve muvahitler de ilk başlarda o bedevi
özellikleriyle Hristiyanları yendikten hemen sonra ik 3 nesilde yine rahavete
kapılıp şehirleşmişlerdi dolayısıyla o fesat dönemi başladığında Müslümanlar
öylesine bir gaflette eee yaşıyorlar ki Hristiyan krallıklar onlara
saldırdıklarında bir diğer emirliğin yıkılması için Hristiyan krallıklarla
işbirliği yapmaktan çekinmiyorlar öylesine rekabete giriyorlar ki kendi
aralarında yeter ki o diğer Müslüman emirlik rakip emirlik yok olsun sonrasına
bakarız hesabı yapıyorlar bu şekilde tek tek tükeniyorlar tek tek tükendikten
sonra özellikle 1492'den sonra Müslümanlar hiç beklemediği bir şeyle
karşılaşıyor o da şu yüzyıllarca Müslümanca yaşadıkları bölgelerde yeni
hakimler daha önce Müslümanların Hristiyanlara davrandığı gibi davranmıyorlar
müslümanlar Hristiyanlara nasıl davranıyordu onların kiliselerine dokunmuyordu
onların e beraberce onlarla birlikte yaşamalarına müsaade ediyorlardı hatta
buna kombibensya derler İspanyolcada coexistence eee bugün çokça batıda
konuşulan ama normalde İslam'da bu konuşulmadığı halde pratiği ve hukuku olan
bir şeydir beraber yaşama kültürü islam şehirlerine gittiğiniz zaman hepsinde
Yahudiler yaşar Hristiyanlaşar ve yüzyıllardır yaşıyorlardır sorunsuz ama orada
onlar hakim olduktan sonra bunu sürdüremediler tam da beklendiği gibi
Müslümanlar asırlarca hoşgörü ile iç içe yaşadıkları Avrupalılar tarafından hiç
de kendi geleneklerine benzemeyen bir muamele ile karşı karşıya kaldılar ve
Hristiyan hakimiyeti altında yaşayan Müslümanlara müdeccen dediler müdeccenler
Müslüman kimliğini koruyan ama böyle ikinci 3ünc sınıf vatandaş olan ezilmek
durumunda olan bir kitleye dönüştüler önce daha sonra buna bile izin vermediler
onları Hristiyanlaştırmak için 1492'den sonra 1012 sene içerisinde fermanlar
yayınlamaya başladılar ve dediler ki Hristiyan olacaksınız ya da gideceksiniz
gitmelerine de tam olarak müsaade etmediler çünkü gitmek isteyenler mesela
Zaragoza Valencia buralara giden insanlar buralardan işte gemilere binen ve
Kuzey Afrika'ya doğru taşınan insanlar yolda öldürüldüler yani özellikle
Cenovalı denizciler bu ihaleyi alanlar yani oradaki insan taşıma işini alan
insanlar daha hızlı para kazanmak için limanlardan aldıkları doldurdukları
çoluk çocuk kadınları Akdeniz'e doğru açıldıktan sonra denize atıyorlardı ve
geriye dönüp diğerlerini alıyorlardı bu duyulduktan sonra insanlar artık
dediler ki ayrılmak da bir çözüm değil ayrılmak ölüm dolayısıyla tek bir
seçenek kaldı geride kalmak ve Hristiyan olmak ancak bu Hristiyanlıkta
görünüşteki bir Hristiyanlıktı bu döneme de biz morkolar dönemi diyoruz
moriskolar morisko kelimesi moro romalılar döneminde Kuzey Afrikalılara verilen
isim esmer demek müslümanlar da Kuzey Afrika'dan geldiği için o dönemlerde
Müslümanlara Moros diyorlardı ama Moriscos Moriscos biraz aşağılayıcı bir tabir
küçük aşağılık Müslümanlar anlamında ismi taskir aşağılık Müslümanlar anlamında
sadece Moriscos demiyorlar başka tabirler de var mesela Moros Perros işte köpek
Müslümanlar ya da Christianos Noevos işte yeni Hristiyanlar şüpheli
Hristiyanlar şeklinde kripto Hristiyanlar gibi bu tür isimlerle Müslümanları
anıyorlar ve bunları şüpheli bir kategoriye sokuyorlar onlardan ciddi anlamda
samimi bir şekilde Hristiyan olmalarını bekliyorlar nasıl pazar günleri
kilisede bulunmalarını istiyorlar ispanya'da domuz kültürü çok yüksektir mesela
Avrupa'nın diğer bölgelerine göre abartılı bir şekilde işte domuz yemelerini
istiyorlar abdest almalarına namaz kılmalarına müsaade etmiyorlar bu şekilde
davrananları e kovuşturuyorlar engisyon mahkemelerinde e hatta Müslümanlar o
kadar büyük baskı altında kalıyorlar ki Kuzey Afrika'da mesela Cezayir Oran
müftüsüne mektup yazıyorlar fetva soruyorlar diyorlar ki biz domuz eti
yiyebilir miyiz biz pazar günleri kiliseye gidiyoruz nasıl yapacağız nasıl
namaz kılacağız böyle detaylı bir şekilde cevaplar veriyor diyor ki domuz eti
yiyebilirsiniz ama kafanızdan bunun haram olduğunu ve zorla yediğinizi
çıkartmayın pazar günleri kiliseye gidin ama Müslüman olduğunuzu asla unutmayın
müslümanlar için Endülüs'te zulüm başlamıştı ibn Haldun'un resmettiği çark
dönüyor barbar ve vahşi Avrupa muamelesi hayatın her anını etkiliyordu gömülü
kitaplar gizli kılınan namazlar değil sadece yedikleri yemek içtikleri su hatta
konuştukları dil dahi özgür değildi müslümanlar o dönemde bir yöntem olarak
Arap harfleriyle İspanyolca konuşmaya zorlandıkları için ve Latin harflerini
henüz öğrenemedikleri için elhami denilen bir türle yazı yazmaya başladı arap
harfleriyle İspanyolca yazıyorlardı yani bizim Osmanlı Türkçesine benzer
şekilde bunlarla ilgili de ciddi bir literatür var yani tefsirler var şiir
kitapları var fatiha suresinin tefsirini yazmış İspanyolca bir şekilde ama Arap
harfleriyle yazmış ama buna dair bir süre sonra izin vermemeye başlayacaklar ve
bir şey keşfedecek Hristiyanlar bir sonraki nesle İslam'ı aktaran kadınlar ve
eee çocuklar üzerinden bu konu ilerliyor kadınlar üzerine baskıyı arttıracaklar
kılı kıyafet zorlaması yapacaklar artı çocukları ellerinden alacaklar zorla
işte manastırlarda ve kiliselerde eğitime tabi tutacaklar uzun yıllar çocuklar
manastırlarda eğitim alacaklar ve daha sonra onlar itirafçı olarak kullanılacak
çok küçük yaştaki çocuklar 56-6 yaşlarındaki çocuklara muhbirlik yaptıracaklar
diyecekler ki işte babanız anneniz şöyle şöyle hareketler yapıyor muydu yere
kapanıyorlar mı ellerini bu şekilde açıyorlar mı ya da şu şu dualar yapıyorlar
mı diye eğer çocuk itiraf ederse ya da küçük yaşta olanlar doğrudan
anlatırlarsa gördüklerini bir süre sonra anneleri babaları tutuklanıyor ve
işkenceye tabi tutuluyordu haydeger'in bir sözü var dil varlığın evidir diye
hatta Almanlar için şey derler yani bir Alman Alman olabilmesi için üç şey
gerekir bir erde bir toprak gerekir şıprakı dil gerekir bir de bulut kanı Alman
akması gerekir çünkü Almanlar dillerini kaybettiklerinde varlıklarını da
kaybediyorlar yani Amerika'daki en çok en kalabalık unsur Almanlar aslında hani
İspanyollar ya da Çinliler Uzakdolular değil Meksikalılar falan değil almanlar
ama dillerini kaybettikleri için varlıklarını kaybediyorlar şimdi dilin bu
önemi varlık varlıkla ilgili önemi eee bizim açımızdan tarihi tecrübe olarak
Endülüs'te daha net gözükebilir yani orada insanlar dillerini kaybettiklerinde
Kur'an'la irtibatlarını kaybettiler bir önceki nesille irtibatlarını
kaybettiler arapça konuşuyorlardı yerel aksanları olmakla birlikte bir amici
olmakla birlikte Fuss'yı herkes anlıyordu eğitimli olanlar anlıyordu ve bunlar
o zorlamadan sonra yani İspanyolca zorlamasından sonra yeni nesiller Arapçayı
unuttular o eski nesillerde kaldı zaten buradaki amaç dildeki dile taarruzdaki
amaç o bir önceki nesille bağı koparmaktı bu her yeni fikir yeni anlayış ortaya
koymaya çalışan toplumu dönüştürmeye çalışanların müracaat ettiği bir yöntemdir
dile taarruz etmek kavramlara taarruz etmek yani bir önceki neslin konuştuğu
şeyleri ya da yazdığı şeyleri anlayamamak bu sadece harflerle ilgili bir şey
değil çünkü harfleri bir süre kullandılar arap harflerini kullandılar ama bu da
yetmedi çünkü Arapçayı unutmuşlardı arapçayı unuttukları için dille irtibatları
da kaybolmuş oldu ve yeni nesil İspanyolca konuşmaya devam etti dil ve eğitim
asırlarca Endülüs'teki Müslümanlar için özgürlüğün ve gelişmişliğin sembolüyken
artık zulmün ve ihanetin yuvası haline gelmişti ebeveynleri refah içinde yaşamış
bir nesil kendi çocukları tarafından ihbar ediliyor ve akıl almaz işkencelerle
ölüme mahkum ediliyordu yok oluşları hızlandırılıyor ellerindeki her şey
alınıyor ve ya ölüme ya da sürgüne mahkum ediliyorlardı festivaller senede bir
veya iki senede bir İspanya'nın çeşitli noktalarında insanların kutlama için
bir araya geldiği günlerde Müslümanları kısık ateşte yakıyorlardı yani böyle
bir ateş birikintisine insanlar atıp ölmesi şeklinde değil de belli bir
mesafede onlar asıyorlar ve yavaş yavaş diğer insanların eee şahitliğinde bir
eğlence eee olarak bir eğlence unsuru olarak Müslümanları yakıyorlardı buna
benzer çok fazla bizim elimizde rivayetler var müslümanların nasıl yok
edildiğine dair Müslümanların da bunlara karşı nasıl refleksler gösterdiğini
biliyoruz çeşitli ayaklanmalar olmuş mesela Elpuharas eee ayaklanması
1500'lerde hatta o dönemlerde Osmanlıların yardımı söz konusu hem mühimmat
gönderiyorlar silah gönderiyorlar hem asker gönderiyorlar bunun dışında eee
işte Elbeyyaz'in ayaklanması var işte Grnata'da bir mahallede Müslüman bir
kadına hakaret eden bir eee İspanyol askerine eee karşı bir Müslüman harekete
geçmesi onu öldürmesi daha sonra mahallenin eee abluk altına alınması ve
mahallin mahallenin isyan etmesi mesela bu tür Müslümanların isyanları var ve
her birinin kod ismi var yani mesela Elpukarras ayaklanmasının lideri Fernando
de Balor aslında Muhammed ibn Umeyye yani asıl ismi İbn Ümeyye hatta İbn Ümeyye
Ümeyye Emevilerden gelen o şeyi sürdüren birisi ama kayıtlarda geçen ismi
İspanyolların tescil ettiği isim Fernando gibi dolayısıyla her Müslümanın böyle
bir eee ismi var daha da başka hikayeler var ekonomik taraftan da eee mesela
Müslüman olduğunuz tespit edildiğinde eee bütün mülklerinize el konuluyor işte
eviniz varsa arsalarınız varsa bunların hepsine el koyuyorlar kovulanlar
sürülenlerin arazileri de çok hızlı bir şekilde çok ucuza diğer Hristiyanlara
satılıyor dolayısıyla burada halkı da işin içerisine katmak için böyle küçük
ekonomik teşvikler de ortaya koymuşlar ve İspanyollar bu konuda işte bir an
önce Müslümanlar gitsin onların büyük arazileri büyük tarlaları evleri bize
kalsın diye burada devleti de teşvik etmişler böyle bir süreç yaşamış 1609'a
kadar 1609 ve 1614'te büyük sürgün dediğimiz artık tek bir Müslümanın dahi
kalmayacağı bir büyük operasyonla bu bölgelerde ne kadar insan varsa bunların
hepsini dünyanın çeşitli yerlerine sürmüşler müslümanlar Endülüs'ten ayrılıp
dünyaya yayıldılar ancak yanlarında asırlık geleneklerini de götürdüler taşınan
Endülüs gelenekleri fark edilmeden dahi aktarılsa da Endülüs'te kalan Müslüman
gelenekleri tıpkı Moriskolar gibi aşağılayıcı bir muameleye maruz kaldı tahmini
olarak 300-350.000 kadar eee insan sürdüler eee bu o dönem için çok büyük bir
rakam bunların nerelere gittiği noktasında hala araştırmalar devam ediyor ama o
günkü kayıtlara baktığımızda mesela kiliselerde çeşitli öneriler var mesela bir
tanesini hatırlıyorum ben kanada'da New Fundland'e gönderelim diyor birisi
çünkü diyor orada yaşamaları mümkün değil hatta belki orada da yaşamaya devam
ederler diye kısırlaştırarak gönderelim diyorlar ve orada da eee bir nesiller
oluşmasın ve buradaki amaç bir yere yerleştirmek değil yok etmek hani bizim
bugün genoside dediğimiz işte bu soykırım meselesini belki kökenler itibariyle
yani pek çok örneği var ama bir tanesi de buradadır komple bir milleti yok
etmek endülüs Müslümanları sürüldü coğrafya Hristiyanların eline geçti geçmiş
geçmişte kalacak fakat anlatısı ve dersleri öyle değil tarihten öğreneceğimiz
her küçük bilgi bugün toplumun en küçük biçimi olan aileden en yüksek ve en
karmaşık kanunlara kadar yansıyan birer ayna işlevi görüyor bu aynaya bakmak
ise başlı başına bir marifet müslümanlara karşı e bu mücadelede hem dil hem din
üzerinden bunu yürüttüler ve nesillerle bunu çözdüler bizim buradan
çıkaracağımız derslerden belki bir tanesi bu dilimizi muhafaza etmemiz
gerekiyor ikincisi şu: İslam kripto bir şekilde yaşanamaz gizli bir şekilde
yaşanamaz baskılanamaz bu şekilde olduğu takdirde insanlar Müslümanlıklarını
gizledikleri takdirde bir sonraki nesile aktaramadıkları gibi bir süre sonra
kendi İslam pratiklerini de yitirmeye başladılar 3 derste nesiller çok
önemlidir bir sonraki nesle e bir eğitimi aktarmak gerekir devletler güçlü
devletler kendi ideolojilerini aktarır ispanya'da biz gördüğümüz oydu o
çocuklar bir süre sonra kendi ana babalarını tanıyamaz onları düşman olarak
görmeye başladılar ve onları ihbar ettiler ve öleceklerini bildikleri halde
ihbar ettiler bu zihinsel dönüşüm eğitimle zorunlu eğitimle manastırlarda ve
kiliselerde yaptıkları zorunlu eğitimle mümkün olabilir dolayısıyla bu üç konu
yani eğitim dil ve dinin açık bir şekilde yaşanması meselesi bizim
moriskolardan çıkaracağımız derslerden diye düşünüyorum peki bugün bu insanlar
nerede endülüs'ün mirası hakkıyla taşınabildi mi pek söylenemez bu kıymetli
hikaye belirsizlikler arasında tek başına hayatta kalmaya çalışıyor bugün
Müslümanlar böyle muttasıl bir senetle kendilerini geçmişe bağlayacak bir
geleneğe sahip değiller ancak bazı ninnilerde ninnilerde mesela Fatiha suresinin
bozuk bir formunun ninni olarak bazı bölgelerde okutulduğunu biliyoruz ama
bunun ne olduğu hakkında bir fikirleri yok yani babaannelerinden eee
ninelerinden duydukları e ninileri kullanmaları bazı işte isimler ve soyisimler
üzerinden belki bir Endülüs mirasından bugün bahsedebiliriz ama İspanya'nın
buna karşı tepkisi aslında hala düşmancadır buna örnekle mesela Blas Infante
blas Infante eee Endülüs'ün Milli Marşın'ın yani Andalusya eyaletinin şu anki
milli marşının yazarıdır yani onların tabiri caizse Mehmet Akif Ersoyur o
bölgenin milliyetçiydi endülüs milliyetçisiydi ama daha sonra kökenlerini
araştırırken bir baktı Müslümanlarla karşılaştı araştırmasını derinleştirdikten
sonra Müslüman oldu ahmet ismini aldı ahmet Blas Infante daha sonra Franco
tarafından kurşuna dizildi yani bu tolere edilebilecek bir şey değildi ispanya
birliği açısından yok edici Avrupai Refleks geçmişte olduğu gibi bugün de
kendinden başka hiçbir şeyi kabul etmiyor kendinden olmayanı öteki olarak
adlandırıp varlığını bunun üzerine inşa ediyor dünyanın her yerinde Avrupa'nın
yürüttüğü zulümler anlaşılan atalarından aldığı ve aynen koruduğu kanlı bir
miras bizim Endülüs mirasından öğreneceğimiz değil de biz biliyoruz zaten
öğreteceğimiz şeylerden birisi başka toplumlara beraber yaşama kültürü öyle
sözde kalacak teoride sadece iddia edilecek bir şey değil bunun hukuku ve
pratiği gerekiyor hukuku İslam hukuku buna müsaade ediyor yani zımmilerin bir
hukuku var onlarla ilgili işte Müslümanların bir tecrübesi var biz bunu
İspanya'da uzun yıllar sürdürdük buhara'da Yahudiler var bugün hala işte
İstanbul'da Yahudiler var bunun dışında işte e işte İsfah'da hala Yahudiler
yaşıyor bugün hala Şam'da Rum mahallesi var çok büyük mahalleler işte Irak'ta
Mandeistler var yani neredeyse yeryüzünde kalmamış böyle çeşitli dinlerden
insanlar var müslümanlar bunlarla beraber yaşayabilmişler uzun süre endülüs
bunun bir tecrübesi orada Müslümanlar tutup Hristiyanları zorla eee
Müslümanlaştırmaya çalışmadılar buradan batılıların öğreneceği şeyler var yani
beraber yaşama kültürü hukuk ve tecrübe gerektiriyor bunu Müslümanlardan
öğrenebilirler çok zor bir şey değil çünkü kayıtlı yani hem hukuken kayıtlı hem
de tarih kitaplarında bu tecrübe olarak kayıtlı kültürel olarak da Müslümanlar
burada şunu belki görmeleri gerekir biz bir yere gittiğimiz zaman orada kalıcı
olabiliyoruz yani İslam fetihlerinde Müslümanlar yayıldığı yerlerde uzun süre
kalmıştır bu zor bir şeydir çünkü diğer türlü istilacı olduğunuz anlamına gelir
mesela İskender'in istilalarına baktığımız zaman öldükten sonra Hitler elde
hiçbir şey kalmayacak ya da Cengiz'in gelişine baktığımız zaman eee döndükten
sonra işte parçalanacak ve gittikleri yerlerde dönüşecekler işte Çin'e giren
Kubilay Çinli olacak mesela gibi işte Müslüman topraklarına gelenler Müslüman
olacak yani iddialarını baştaki iddialarını daha sonra kaybetmiş olacaklar
müslümanlar ise yaydıkları yerlerde hep kalıcı olmuşlar sadece iki istisinsası
var bunun birisi Sicilya yaklaşık olarak 3 asır kaldı Müslümanlar diğeri de
Endüs tecrübesi müslümanlar oradan gittikten sonra da Arapça uzun süre resmi
dil olarak kullanılmaya başladı normanlar tarafından yani Arapça yazıyorlardı
sarık sarıyorlardı ikinci Frederik Roger mesela Sultan Ruer diyordu kendisine
sultan Rer mesela Hafezallah Sultan Rucer diye e şeyleri yazdırıyordu allah
Sultan Rucer'i kurusun falan diye Arapça konuşuyordu o sebeple mesela aforoz
edildi Vatikan tarafından frederich özellikle Müslümanlarla ilişkilerindeki
mesafeyi ayarlayamadığı için eee buralardan eee yine devşireceğimiz şeyler var
ama bakış açımız şu olmaması gerekiyor nostaljik bir şekilde bir dönemde biz
neler neler yapmışız işte o günleri böyle yad etmek anlamında değil tekrar bu
tür fırsatlar ortaya çıktığında veya ya da tehlikelerle karşılaştığımızda
buradaki tecrübeleri hemen hatırlayıp ona göre tedbir almamız gerekiyor çünkü biz evet başkalarıyla
yaşayabiliyoruz ama başkaları bizle yaşayamıyor olabilir bizim varlığımıza
müsaade etmeyecek olabilirler orada çok fazla naif davranmamak gerekiyor
Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Yorumlar
Yorum Gönder