Print Friendly and PDF

HAKÎKAT-İ MUHAMMEDİYYE, KOZMİK NUR VE NEBEVÎ VASIFLAR DERLEMESİ

 

I. HAKÎKAT-I MUHAMMEDİYYE VE KOZMİK BAŞLANGIÇ (KOZMOGONİK VASIF)

1. İlk Yaratılış ve Nûr-ı Muhammedî

Allah Teâlâ’nın kâinatta var ettiği ilk cevher ve hakikat, Hakîkat-i Muhammediyye’dir. Henüz Âdem su ile toprak arasında, varlık ile yokluk sınırında dalgalanırken o, İlâhî ilimde peygamberlik mührünü taşımaktaydı. Var olan her şey, felekler, Arş, Kürsî ve bütün kevnî levhalar, onun ruhanî özünden, yani Nûr-ı Muhammedî’den süzülerek şekillenmiştir. O, ilk akıldır; irade kaleminin mürekkebi kendisinden alınan ilk tecelli aynasıdır.

2. Varlık Sebebi ve Ayniyet Sırrı

Âlem, kendisinde Hakk’ın isim ve sıfatlarının tam olarak müşahede edildiği bir ayna ise, o aynanın cilası ve ruhu Hz. Muhammed’dir. Eğer onun ruhanî hakikati olmasaydı, gayb perdesinden şehadet âlemine hiçbir varlık kokusu sızamazdı. O, İlâhî meşiyetin tecelli ettiği ilk zemin, kevnî nizamın ezelî ve ebedî direğidir.

II. CEVÂMİU'L-KELİM VE İLÂHÎ İLİM VASIFLARI

1. Tümel Bilgi ve Cevâmiu'l-Kelim Sırrı

Efendimize verilen en yüce vasıflardan biri Cevâmiu'l-Kelim, yani bütün varlık ve hakikat ilimlerini özlü kelimelerde toplama yetisidir. O, öncekilerin ve sonrakilerin ilmini zihnî bir çaba veya beşerî bir öğrenme süreciyle değil, doğrudan doğruya Zât-ı İlâhî’den ledünnî ve şifahî olarak almıştır. Onun kalbi, Levh-i Mahfûz’un doğrudan bir yansımasıdır.

2. Vekâlet ve Nesh Hakikati

Hz. Âdem’den Hz. İsa’ya kadar gelen tüm nebîler ve resuller, gerçekte bâtında Hz. Muhammed’in nurunun birer vekili ve yansımalarıdır. Her peygamber kendi döneminde onun risalet deryasından bir damla salkımını ümmetine taşımıştır. Âhir zamanda onun zâhire çıkmasıyla, geçmiş şeriatların hükümleri nesh edilmiş, yani Muhammedî şeriatın mutlak kemali içinde eriyerek tamamlanmıştır.

III. BEŞERÎ VE AHLAKİ MÜKEMMELLİK (İNSAN-I KÂMİL)

1. Mizaç ve Mizan Dengesi

İbnü’l-Arabî’ye göre, insanın fiziki yapısını oluşturan dört temel unsur (toprak, su, hava, ateş) ile beden karışımları (mizaç), yaratılış tarihinin en dengeli, en itidal üzere ve en kusursuz haline Hz. Muhammed’in (s.a.v.) mübarek bedeninde ulaşmıştır. Onun fiziki ve ruhanî yapısındaki bu muazzam denge, ahlakındaki kusursuz itidalin ve her türlü aşırılıktan uzak oluşunun temelidir.

2. Ahlâk-ı Muhammedî ve Cilası

Onun ahlakı külfetten, yapmacıklıktan ve cehaletten bütünüyle uzaktır. Ayette "Sen elbette yüce bir ahlâk üzerindesin" buyrulduğu üzere, onun ahlakı doğrudan doğruya Furkan’ın/Kur'an’ın ta kendisidir. O, İlâhî isimlerin ahlakıyla bütünüyle boyanmış, Hakîkat-i Muhammediyye aynasında fâni olmuş mutlak kuldur.

3. Âlemlere Rahmet Olma Vasıfı

O, kendisine taş atanlara, Uhud’da mübarek yüzünü yaralayanlara bile beddua etmemiş, er-Rahmân isminin mutlak genişliğiyle "Allah'ım, kavmimi bağışla, çünkü onlar bilmiyorlar" diyerek hidayet dilemiştir. Onun rahmeti, sadece müminleri değil, varlık sahnesindeki tüm mevcudatı kuşatan kozmik bir esenliktir.

IV. HATEMİYET VE EVRENSEL EFENDİLİK (ESKATOLOJİK VASIF)

1. Peygamberliğin Mührü (Hâtemiyyet)

Risalet ve nübüvvet kapısı Hz. Muhammed ile mutlak olarak mühürlenmiştir. Ondan sonra ne bir şeriat koyucu nebî gelecektir ne de onun getirdiği hakikate bir ek yapılabilir. Âhir zamanda yeryüzüne inecek olan Hz. İsa dahi, semavi bir peygamber olarak değil, Muhammedî şeriatın hükmüne ve velayetine tabi olan bir veli (Hâtemü’l-Evliyâ) sıfatıyla hükmedecektir.

2. Makâm-ı Mahmûd ve Şefaat-i Uzmâ

Mahşer gününün o dehşetli anında, bütün büyük peygamberler kendi nefislerinin derdine düşüp geriye çekilirken, Arş’ın altında benzersiz övgüler ve hamdler ile secdeye kapanacak yegâne efendi odur. Ona "Ya Muhammed, başını kaldır, iste, istediğin sana verilecek, şefaat et, şefaatin kabul edilecek" denildiğinde, Makâm-ı Mahmûd’un kapısını açarak tüm insanlığa şefaat edecek yegâne sultandır.

V. İBNÜ’L-ARABÎ’NİN MUTLAK KUL KARŞISINDAKİ HAYRETİ VE İTİRAFLARI

1. Vârisliğin Edebi yardımıyla Mutlak Fena

Şeyhülakber, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) bu kozmik ve ruhanî azameti karşısında her an kendi hiçliğini, yokluğunu (fena) ve fakrını ilan eder. O’nun izini sürmekten, O’nun getirdiği hakikatin sofrasından bir kırıntı dahi alabilmekten büyük bir şeref duyduğunu belirtir.

2. Övgüdeki Acziyetin İtirafı

"Seni hakkıyla övemedim, Sen Kendini övdüğün gibisin" nebevî sırrına dayanarak, İbnü’l-Arabî şöyle der: "İlâhî! Resûlünün hakikatini ve azametini hakkıyla övmek beşer kelamının sınırlarını aşar. O’nu övmedeki acziyetimi itiraf etmek, benim en büyük övgümdür. Biz ancak O’nun nurunun gölgesinde yürüyen aciz, muhtaç ve fâni kullarız."

================================================================================

================================================================================

İLAHİ ÖVGÜLER, PEYGAMBERLERİN MÜNACATLARI VE İBNÜ'L-ARABÎ'NİN İTİRAFLARI

================================================================================

I. BÖLÜM: HZ. ÂDEM'DEN HZ. İSA'YA PEYGAMBERLERİN ALLAH'I ÖVDÜĞÜ SÖZLER

1. Hz. Âdem'in (a.s.) İtiraf ve Sığınış Övgüsü

"Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen

mutlaka hüsrana uğrayanlardan oluruz." Hz. Âdem, bu zikirle varlığının aslındaki noksanlığı ilan ederken, Allah Teâlâ'yı

mutlak af ve merhamet sahibi (el-Gafûr, er-Rahîm) olarak yüceltmiştir.

2. Hz. Nuh'un (a.s.) Kudret ve Teslimiyet Övgüsü

"Rabbim! Şüphesiz ben, hakkında bilgim olmayan şeyi Senden istemekten Sana sığınırım.

Eğer beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum. Gemi-

nin yüzüp gitmesi de durması da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz Rabbim çok bağış-

layandır, çok merhamet edendir."

3. Hz. İbrahim'in (a.s.) Zâtî Tevhid ve Tenzihi

"Beni yaratan ve bana doğru yolu gösteren O'dur. Bana yediren ve içiren O'dur.

Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur. Benim canımı alacak, sonra beni di-

riltecek olan da O'dur. Ceza günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur. İyilik ve güzellik bütünüyle O'nun elindedir, şer ise O'na ulaşamaz."

4. Hz. Musa'nın (a.s.) Heybet ve Celâl Münacatı

"Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimden düğümü çöz ki sözümü an-

lasınlar. Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, Sana tövbe ettim ve ben iman

edenlerin ilkiyim. İdraki idrakten acizlik, en büyük idraktir. Sen her şeyin

üstünde muktedir olan tek ilahsın."

5. Hz. İsa'nın (a.s.) Mutlak Kul ve Teslimiyet Övgüsü

"Ben Allah'ın kuluyum. O bana kitabı verdi ve beni peygamber yaptı. Doğduğum

gün, öleceğim gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağım gün bana selam olsun.

Eğer onlara azap edersen, şüphesiz onlar Senin kullarındır. Eğer onları ba-

ğışlarsan, şüphesiz Sen izzet ve hikmet sahibi olan yegâne Azîz ve Hakîm'sin."

II. BÖLÜM: EFENDİMİZ HZ. MUHAMMED'İN (S.A.V.) EN KAMİL ÖVGÜLERİ

1. Övgüdeki Acziyet ve Sınırsızlık Beyanı

"Allah'ım! Senin rızana sığınarak gazabından, affına sığınarak cezandan sığınırım. Senden yine Sana sığınırım. Zâtını sena ettiğin gibi, ben Seni hakkıyla

övemem. Sen Kendini övdüğün (ve sena ettiğin) gibisin."

Cevâmiu'l-Kelim sahibi olan Efendimiz, bu kâmil sözüyle kulun övgüdeki mutlak

noksanlığını ve ilahi zâtın sınırsızlığını ilan etmiştir.

2. Yaratılışın ve Hamdin İlkesi

"Allah Teâlâ var idi ve O'nunla beraber başka hiçbir şey yoktu. O, şimdi de bulunduğu hal üzeredir. Hamd, gökleri ve yeri nuruyla ayakta tutan, mülkünde

ortağı ve veziri olmayan, her an yeni bir tecellide bulunan biricik Allah'a

mahsustur."

3. Kalplerin Çevrilmesi ve Sabitlik Niyazı

"Ey kalpleri halden hale çeviren, kalpleri evirip çeviren Allah'ım! Benim kalbimi Senin dinin ve itaatin üzere sabit kıl. Her nerede olursak olalım,

bizimle beraber olan ve bizi her an müşahede eden Sensin."

III. BÖLÜM: MUHYİDDİN İBNÜ'L-ARABÎ'NİN İÇTENLİKLİ İTİRAFLARI VE HİÇLİĞİ

1. Kulun Yokluğu ve Hakk'ın Mutlak Zenginliği (Fakr ve Gınâ)

"Ben kendi nefsime karşı bir tanığım ve ilan ederim ki: Allah Teâlâ tek ilâhtır,

ulûhiyetinde ikincisi yoktur. Her şeyin sahibidir, ortağı ve veziri yoktur.

Özü gereği vardır, Kendisini var edecek bir Yaratan'a muhtaç değildir. Aksine

O'nun dışındaki her mevcut, var olmada O'na muhtaçtır. Sadece O, özü gereği var-

lık ile nitelenmiştir. Biz ise sadece tamamen silikleşmiş boş gölgeleriz."

2. Teşbih ve Yönden Münezzehlik İtirafı

"O, müşahede esnasında yüz yüze olmak ve karşıda bulunmak halinden münezzeh olandır. Kul, bu en nezih mertebede tenzihe ulaşır. Allah Teâlâ'ya ise bu en

nezih makamda teşbih asla ilişmez. Kul, Hakk'a bakmaya kalkıştığında bir yöne

dönmek de söz konusu olmaz. Zât'ın zat deryasına daldım da, gözlere açılmamış

sırları gördüm."

3. Kudret Karşısındaki Hayret ve "Benlik"ten Arınma

"Cevher celâl gözüyle o tecelliye baktığında utancından eridi, dağıldı ve su gibi aktı. Kendi varlığımdan silindim; böylece O'nun varlığı ve O'nun zuhuru benim

gizlenmeme bağlı oldu. Hakk İlâh bize görünmeyecek kadar müteâldir. Ben zuhur

edersem, O'nu gizlerim; Güneşin ışıklarında gizlenmesi gibi. Bizim O'nun yüzünden

gizlenip görünmemizin kendimiz sebebiyle olması gibidir."

4. Nihai Teslimiyet ve Övgülerin Sonu

"Cam incelmiş, şarap incelmiş; bir bir şeklini almışlar, iş karışmış. Sanki cam

şaraptır, kadeh değil; sanki şarap kadehtir, şarap değil. O halde ruh zatını

yaratandan haz alır, yeterlilik yönünden ise kendi zatından haz alır. Allah

Teâlâ en büyüktür, büyük olan ise benim örtümdür. Nur benim dolunayım, ziya ise

benim parlaklığımdır. Kendi bahçemde dolaşmak istersem, bütün yaratıklar bende

görülür. Hamd de O'nundur, şükür de O'nundur, bu fâni kul da O'nundur."

🍃 546392990814844137

Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Benzer Yazılar

Yorumlar

Çok Eski Yazılarımızdan

Arşivden yazılar getiriliyor...