Print Friendly and PDF

Woody Allen’ın Sanatsal Ontolojisi: Yetişme Koşulları, Varoluşsal Perspektif ve Sinematografik Tercihler

Bunlarada Bakarsınız

 

Varoluşsal felsefe (varoluşçuluk), insanın dünyaya gelişini ve bu dünyadaki varoluşunu temel alan, bireyin özgürlüğünü, seçimlerini, sorumluluğunu ve anlam arayışını merkeze koyan bir felsefi akımdır; bu felsefeye göre "varoluş özden önce gelir" ve insan, önceden belirlenmiş bir özü olmadan dünyaya gelir, seçimleriyle kendi özünü ve kimliğini yaratır. Kaygı, hiçlik, özgürlük, otantiklik ve bireysellik gibi temaları işler ve insanı somut deneyimleri, duyguları ve eylemleriyle inceler. 

Temel İlkeler:

  • Varoluş Özden Önce Gelir: İnsan "tasarımında boş" olarak dünyaya gelir ve kendi varoluşunu şekillendirir; evrensel bir insan doğası yoktur.
  • Özgürlük ve Sorumluluk: İnsan mutlak bir özgürlüğe sahiptir ve bu özgürlüğün getirdiği sorumluluklarla yüzleşmek zorundadır.
  • Bireysellik ve Öznellik: Her birey tektir ve evrensel tanımlardan ziyade kendi somut deneyimleri ve iç dünyasıyla anlam bulur.
  • Kaygı (Angoisse): Özgürlüğün getirdiği sorumluluk ve belirsizlik karşısında hissedilen temel bir insan duygusudur.
  • Otantiklik: Bireyin kendi seçimlerini yaparak, kendi değerlerini oluşturarak ve başkalarının beklentilerinden bağımsız olarak yaşama biçimidir.
  • Dünyada Var Olma (Dasein): İnsan, sürekli olarak diğer insanlarla ve nesnelerle ilişkiler içinde olan, belirli bir tarihsel ve somut durum içinde var olan bir varlıktır. 

Önemli Düşünürler:

  • Kierkegaard, Nietzsche: Varoluşçuluğun öncüleridir, bireyin deneyimi ve kaygısı üzerine odaklanırlar.
  • Martin Heidegger: İnsanın "dünyada var olma" (Dasein) durumunu derinlemesine analiz eder.
  • Jean-Paul Sartre: "Varoluş özden önce gelir" ilkesini savunur, özgürlük ve sorumluluk üzerine yoğunlaşır.
  • Albert CamusAbsürdizm akımının önemli figürüdür, yaşamın anlamsızlığı karşısında insanın isyanını işler.
  • Simone de Beauvoir: Özgürlük etiğini savunur, kadınların varoluşunu ve özgürleşme mücadelesini ele alır. 

İlgili Kavramlar:

  • Absürdizm: Yaşamın anlamsızlığı ile insanın anlam arayışı arasındaki çatışma.
  • Fenomenoloji: Bilincin nesnelerle kurduğu ilişkiyi inceleyen, varoluşçuluğu etkileyen akım. 

Varoluşçuluk, insanın koşullarını, seçimlerini ve bu seçimlerin yükünü anlamaya çalışan, bireyi ve öznel deneyimi merkeze alan etkili bir felsefedir. 

 

"Woody Allen'ın bir sanatçı olarak yetişme süreci, hayata bakış açısını şekillendiren felsefi temeller ve aile ilişkilerini ele alış biçimi hangi dinamikler üzerine kuruludur?" şeklinde konuya giriş yapacak olursak, Allen'ın dehasının temelinde Brooklyn'deki çocukluk yıllarından itibaren gelişen çok katmanlı bir kimlik yapısının yattığı görülür. 1935 yılında Allan Stewart Konigsberg olarak dünyaya gelen sanatçı, ismini daha sonra klarnetçi Woody Herman'dan esinlenerek değil, tamamen keyfi ve hafif bir tınısı olduğu gerekçesiyle değiştirmiştir. New York Üniversitesi ve City College'dan düşük notlar ve devamsızlık nedeniyle atılmasına rağmen, formal eğitimden ziyade kendi kendini yetiştirmiş bir entelektüel figürüdür.

I. Yetişme Süreci ve Erken Dönem Entelektüel Gelişimi

Allen, Brooklyn'de orta-alt sınıfa mensup Yahudi bir ailede, mücevher oymacısı Martin ve muhasebeci Nettie Konigsberg'in oğlu olarak yetişmiştir. Henüz 15 yaşındayken yerel gazetelere espri satmaya başlamış, 19 yaşında ise televizyon yazarlığı yaparak ebeveynlerinin toplam kazancından çok daha fazlasını kazanır hale gelmiştir. Bu erken dönem başarısı, onun "autodidact" / kendi kendini eğiten tarzda dünya edebiyatına, Rus yazarlarına (Tolstoy ve Dostoyevski gibi) ve Avrupa sinemasına (Bergman ve Fellini) yönelmesini sağlamıştır.

II. Hayata Bakış Açısı ve Varoluşsal Paradigması

"Allen'ın eserlerinde hayatın anlamı ve metafizik kaygı nasıl konumlandırılır?" sorusu çerçevesinde, sanatçının "existential dilemma" / varoluşsal ikilem üzerine kurulu bir dünya görüşüne sahip olduğu saptanabilir.  Allen, Tanrı'nın yokluğunu entelektüel olarak kabul ederken, ruhsal bir kurtuluş arayışını da sürdüren bir ateisttir. Onun evren tasarımı, "anhedonia" / zevk almada yetersizlik ve ölümün kaçınılmazlığı / mortality ile çevrelenmiştir. Hayatı bir "chamber of horrors" / dehşet odası olarak nitelendiren Allen, bu anlamsızlıktan kaçışın tek yolunun "distraction" / dikkat dağıtma (sanat, aşk, spor veya sihir) olduğunu savunur.

Sihir ve illüzyon teması, Allen'ın hayatı katlanılabilir kılma stratejisidir. Bu konuyu bir hikaye ile açıklamak gerekirse: "Kugelmass Bölümü" isimli eserinde, mutsuz bir profesör bir sihirbaz aracılığıyla sevdiği romanların (örneğin Madam Bovary) içine girer.

  • Ana Fikir: Gerçeklik dayanılmaz olduğunda, insan zihni fanteziye sığınır.
  • Dersler: Sihir veya fantezi bir süreliğine teselli verse de, insan eninde sonunda kendi kusurlu gerçekliğiyle yüzleşmek zorundadır.
  • Günümüze Bakan Yönü: Modern insanın dijital dünyalar veya tüketim kültürü üzerinden yarattığı "escapism" / kaçış mekanizmaları, Kugelmass'ın o sihirli kabinine benzer şekilde geçici bir "aura" / ışıltı yaratır ancak kalıcı bir huzur sağlamaz.

III. Aile İlişkilerini Konu Alan Eserlerin Cazibesi

Allen'ın aile ilişkilerini konu alan filmlerinin bu denli dikkat çekici olmasının başlıca nedeni, otobiyografik unsurları kurgusal evrenle ustalıkla harmanlamasıdır. Sanatçı, karakterlerini genellikle "insider-outsider" / içerideki yabancı konumunda kurgular.

  1. Hannah ve Her Sisters (Hannah ve Kız Kardeşleri): Geniş aile yapısını en sıcak ve olumlu şekilde sunduğu filmidir; burada aile, bireyleri ahlaki sorumluluklarını hatırlatan bir güç olarak konumlandırılır.
  2. Interiors (İç Dünyalar): Tam aksine, hiçbir mizah unsuruna yer vermediği bu eserinde, duygusal açıdan felç olmuş bir Wasp ailesinin yıkımını Bergman tarzında işler.
  3. Oedipus Wrecks (Oedipus Çöküyor): New York semalarında uçan baskıcı bir Yahudi anne figürü üzerinden, geleneksel bağların ve kültürel mirasın bir bireyin hayatını nasıl domine ettiğini fantezi unsurlarıyla ele alır.

Eserlerinin "attention-grabbing" / dikkat çekici olmasının temelinde, seyircinin "Woody, c'est moi" (Woody benim) diyerek karakterle kurduğu yoğun özdeşleşme yatar.

IV. Komedyen Tarzı Rol Seçiciliği ve Tercih Nedenleri

Allen'ın filmlerinde neden sürekli benzer bir karakteri canlandırdığına dair analiz yapacak olursak, bunun hem sanatsal hem de teknik nedenleri olduğu görülür. Sanatçı, "schlemiel" / beceriksiz ama zeki Yahudi tiplemesini bir "mask" / maske olarak kullanır.

  • Sınırlı Oyunculuk Aralığı: Allen, kendisini çok yönlü bir oyuncu olarak görmez; Shakespeare oynayamayacağını, ancak entelektüel, nevrotik veya küçük çaplı dolandırıcı rollerinde inandırıcı olabildiğini belirtir.
  • Savunma Mekanizması Olarak Mizah: "Self-deprecation" / kendini küçümseme sanatı, Allen için dünyadaki saldırganlığa karşı bir kalkandır.
  • Auteur (Yaratıcı Yönetmen) Kontrolü: Başka yönetmenlerin setlerindeki kaostan nefret ettiği için, kendi filmlerinde mutlak kontrol sahibi olmayı ve canlandırdığı karakteri bizzat kendi dünya görüşüyle (daha önce bahsettiğimiz üzere) beslemeyi tercih eder.

Sonuç olarak Woody Allen, hayatın rasyonel bir temeli olmadığını savunurken bile ahlaki değerlere ve bireysel sorumluluğa vurgu yapan, trajik olanı komik olandan ayırmanın imkansızlığına inanan "post-modern" / modern sonrası bir sanatçıdır.


Kaynakça (APA):

  • Hischak, T. S. (2018). The Woody Allen Encyclopedia. Rowman & Littlefield.
  • Lee, S. H. (2014). Eighteen Woody Allen Films Analyzed: Anguish, God and Existentialism. McFarland.
  • Girgus, S. B. (2002). The Films of Woody Allen. Cambridge University Press.
  • Lax, E. (1991). Woody Allen: A Biography. Knopf.
  • Jacobs, D. (1982). But We Need the Eggs: The Magic of Woody Allen. St. Martin's Press.

Nevrotik 'Schlemiel' Maskesinin Oyuncu Seçimi ve Sinematografik Tercihler Üzerindeki Belirleyiciliği

"Woody Allen’ın sinematografik evreninde nevrotik 'schlemiel' / beceriksiz budala maskesi, sadece bir karakter tercihi değil, aynı zamanda tüm oyuncu seçimi / casting sürecini dikte eden ontolojik bir temeldir" şeklinde konuya giriş yapacak olursak; Allen'ın sahne ve ekran kimliğinin, kendi yarattığı bir kurgu olduğu ve bu kurgunun zamanla bir "maske"ye dönüştüğü görülür,. Bu maske, Allen Stewart Konigsberg’in gerçek kişiliğini gizlerken, seyirciyle kurulan bağın da merkezini oluşturur,,.

I. Sınırlı Dramatik Menzil ve Oyuncu Olarak Öz-Algı

Allen, bir aktör olarak dramatik menzilinin / range son derece sınırlı olduğunun bilincindedir,. (Daha önce bahsettiğimiz üzere) kendisini Shakespeare oynayamayacak, ancak entelektüel, nevrotik ve "schnook" / zavallı karakterleri canlandırabilecek bir sanatçı olarak tanımlar,. Bu öz-algı, Allen'ın kendisini başrole koyduğu filmlerdeki karakterlerin sınırlarını çizer. Sanatçı, seyircinin kendisini komik olmayan bir rolde kabul etmeyeceğine inandığı için, Hannah ve Kız Kardeşleri (Hannah and Her Sisters) gibi ciddi filmlerde bile genellikle mizahi rahatlama sağlayan hafif rolleri tercih etmiştir.

II. Auteur Kontrolü ve Karakterin Otobiyografik İnşası

Allen’ın nevrotik kimliği, bir "auteur" / yaratıcı yönetmen olarak film üzerindeki mutlak kontrolünü pekiştirir,. Kendi filmlerinde oynamasının temel nedenlerinden biri, yazılan senaryonun ruhunu ve zamanlamasını en iyi kendisinin bildiğine inanmasıdır; bir başka aktöre "şurada biraz kaygılı ol" demek yerine, o duyguyu bizzat yansıtmayı daha pratik ve etkili bulur. Nevrotik schlemiel maskesi, Allen'ın zayıflıklarını (düşük özgüven, ölüm korkusu, cinsel kaygılar) birer sanat enstrümanına dönüştürerek, bu "kusurları" karakterinin biricik dehası olarak pazarlamasını sağlar.

III. 'Woody-Klon' Fenomeni ve Surrogate / Vekil Oyuncu Tercihleri

Allen yaşlandıkça veya kendine uygun görmediği rolleri kurguladıkça, nevrotik maskesini diğer aktörlere projekte / yansıtma etmeye başlamıştır,. Kenneth Branagh (Celebrity), Owen Wilson (Midnight in Paris) ve Colin Firth (Magic in the Moonlight) gibi aktörler, Allen'ın nevrotik, kekeleyen ve entelektüel üslubunu taklit ederek birer "Woody-klonu" haline gelmişlerdir,. Bu tercih, Allen’ın fiziksel olarak perdede olmadığı anlarda bile nevrotik otoritesini / aura sürdürme arzusundan kaynaklanır.

IV. Sihir ve Gerçeklik İkilemi: Bir Karakter Stratejisi

Allen'ın nevrotik schlemiel'i, hayatın anlamsızlığına ve ölümün mutlaklığına karşı genellikle fanteziye / fantasy sığınır,. Bu konuyu bir hikaye ile somutlaştırmak gerekirse; "Kugelmass Bölümü" adlı eserinde, mutsuz bir profesör olan Kugelmass, büyücü Persky aracılığıyla Madam Bovary romanının içine girerek bir kaçış / escapism arar,.

  • Ana Fikir: Gerçeklik dayanılmaz hale geldiğinde, insan zihni sanata veya illüzyona sığınır,.
  • Çıkarılacak Dersler: Fantezi dünyaları geçici bir tatmin sağlasa da, insan eninde sonunda kendi ontolojik boşluğuyla / void yüzleşmek zorundadır; sihir dolabı her zaman çalışmayabilir,.
  • Günümüze Bakan Yüzü: Modern insanın dijital kurgular veya sosyal medya kimlikleri üzerinden yarattığı "alternatif gerçeklikler", Kugelmass'ın dolabı gibi bir sığınak işlevi görür ancak bireyin temel yalnızlığını ve mortalite / ölümlülük kaygısını ortadan kaldırmaz,.

V. Kadın Oyuncu Seçiminde Nevrotik Çekim ve Pygmalion Motifi

'Schlemiel' maskesi, Allen'ın kadın oyuncu seçimlerini de doğrudan etkiler. Karakteri genellikle "loser" / kaybeden olsa da, zekası ve nevrotik hassasiyeti sayesinde Diane Keaton, Mia Farrow veya Scarlett Johansson gibi güçlü kadın figürlerini etkilemeyi başarır,,. Allen, bu ilişkileri genellikle bir "Pygmalion-Galatea" tarzı mentor-çırak ilişkisi üzerine kurgular; burada nevrotik erkek, kadını entelektüel olarak şekillendirmeye çalışırken kendi güvensizliklerini bastırır,,. (Daha önce bahsettiğimiz üzere) bu casting tercihleri, Allen'ın hem profesyonel hem de kişisel hayatındaki sadık çalışma arkadaşları üzerinden bir "repertuar kumpanyası" oluşturmasına yol açmıştır,.

Sonuç olarak, Woody Allen'ın nevrotik schlemiel maskesi, onun sinematografik başarısının en büyük sermayesi ve aynı zamanda sanatsal hapsidir,. Bu kimlik, hem Allen'ın hem de vekil oyuncularının uyması gereken katı bir estetik ve davranışsal prototip / prototype haline gelmiştir.


Kaynakça (APA):

  • Hischak, T. S. (2018). The Woody Allen Encyclopedia. Rowman & Littlefield.
  • Lee, S. H. (2014). Eighteen Woody Allen Films Analyzed: Anguish, God and Existentialism. McFarland.
  • Girgus, S. B. (2002). The Films of Woody Allen. Cambridge University Press.
  • Jacobs, D. (1982). But We Need the Eggs: The Magic of Woody Allen. St. Martin's Press.
  • Allen, W. (2020). Apropos of Nothing. Arcade Publishing.

Woody Allen’ın Sinematografik Evreninde Yahudi Kimliği ve Ateist Teoloji Arasındaki Paradoksal İlişki

"Woody Allen'ın eserlerinde Yahudi karakterleri merkezi bir öğe olarak kullanmasına rağmen şahsi hayatında katı bir ateist / tanrıtanımaz duruş sergilemesi ve bu minvalde Tanrı kavramına yönelik geliştirdiği felsefi argümanlar hangi temeller üzerine kuruludur?" şeklinde konuya giriş yapacak olursak; Allen'ın sanatı, kültürel bir miras olarak Yahudilik ile entelektüel bir tercih olan ateizm arasındaki gerilimden beslenir. Sanatçı, kendisini "sadık muhalefet" / loyal opposition olarak tanımlarken, Yahudiliği teolojik bir inanç sisteminden ziyade, mizahının ve karakter inşasının ham maddesi olan bir "kültürel doku" olarak kullanır.

I. Kültürel Yahudilik ve Entelektüel Ateizm Ayrımı

Woody Allen, Brooklyn’de dindar bir çevrede yetişmiş ve sekiz yıl boyunca İbrani okuluna devam etmiştir. Ancak kendisi, Yahudiliği "işine geldiğinde kullandığı" bir arka plan olarak görür ve bu durumun bir saplantı / obsession olmadığını vurgular. (Daha önce bahsettiğimiz üzere) Allen’ın filmlerindeki karakterler, geleneksel Yahudi tiplemelerinden ziyade, inancı dışarıdan sorgulayan "kentli ve entelektüel Yahudi" prototipleridir. Onun için Yahudi kimliği, Tanrı ile olan manevi bir bağdan ziyade, "nevrotik / asabi kaygı" ve "yabancılaşma" / alienation hissini yansıtmanın en etkili yoludur.

II. Tanrı’nın Sessizliği ve Varoluşsal Kaygı

Allen’ın Tanrı hakkındaki düşünceleri, büyük oranda "varoluşsal ikilem" / existential dilemma üzerine kuruludur. Sanatçıya göre evren; rastlantısal, anlamsız ve "tahayyül edilemeyecek kadar şiddetli" / unimaginably violent bir yerdir. Tanrı kavramını eserlerinde sıkça bir mizah unsuru haline getiren Allen, "Tanrı sessizdir; keşke insanoğlu da çenesini kapasa" diyerek ilahi sessizliğin yarattığı ontolojik boşluğu vurgular.

Onun teolojisinde Tanrı, ya yoktur ya da insanlığın acılarına karşı "yetersiz" / underachiever kalmış bir figürdür. Bu bağlamda Allen, hayatı bir "dehşet odası" / chamber of horrors olarak görür ve bu anlamsızlıktan kurtulmanın tek yolunun "dikkat dağıtma" / distraction (sanat, spor veya aşk) olduğunu savunur.

III. Bir Hayatta Kalma Mekanizması Olarak İnanç

Allen, ateist olmasına rağmen inancın / faith psikolojik işlevselliğini reddetmez. Ona göre inanç, rasyonel bir süreçle ulaşılan bir sonuç değil, bireyin hayatını katlanılabilir kılmak için kullandığı bir "inkar mekanizması" / denial mechanism veya bir "armağandır". (Daha önce bahsettiğimiz üzere) Allen, "Eğer gerekirse, her zaman Tanrı'yı hakikate / truth tercih ederim" diyen karakterleri aracılığıyla, rasyonel gerçekliğin soğukluğu karşısında manevi bir illüzyonun sıcaklığını savunur.

Bu felsefi duruşu somutlaştırmak adına, Crimes and Misdemeanors (Suçlar ve Kabahatler) filmindeki "Seder Masası" sahnesini bir hikaye olarak ele alabiliriz: Filmde, ana karakter Judah’nın dindar babası Sol, rasyonel ve nihilist / hiççi akrabalarının tüm mantıklı argümanlarına karşı inancını savunur.

  • Ana Fikir: İnanç, kanıta dayanmaz; o, hayatın anlamsızlığını örtmek için yapılan iradi / voluntary bir seçimdir.
  • Çıkarılacak Dersler: Mantık ve bilim, insanın ruhsal ihtiyaçlarını doyuramaz; birey, etik bir yaşam sürdürebilmek için rasyonel olarak kanıtlayamadığı değerlere "leap of faith" / iman sıçraması yapmak zorundadır.
  • Günümüze Bakan Yüzü: Modern insanın bilimsel kesinlik ve materyalizm / maddecilik içinde kaybolduğu bir çağda, Allen’ın karakterleri gibi "anlam arayışı" içinde olması, inancın bir teoloji olmaktan çıkıp bir "psikolojik sığınak" haline geldiğini gösterir.

IV. Filmlerindeki Din ve Ahlak Analizi

Allen’ın eserlerinde Tanrı ve Yahudilik, genellikle ahlaki sorumluluk / moral responsibility kavramıyla ilişkilendirilir:

  1. Crimes and Misdemeanors: "Tanrı'nın gözleri" metaforu üzerinden, ilahi bir cezanın yokluğunda insanın kendi vicdanıyla nasıl baş başa kaldığını işler.
  2. Hannah and Her Sisters: Mickey karakteri, ölüm korkusunu yenmek için Katoliklikten Hare Krishna inancına kadar her yolu dener, ancak nihai kurtuluşu bir sinemada Marx Kardeşler'in filmini izlerken bulur. Bu, Allen'ın "kurtuluşun dinde değil, sanatta ve mizahta olduğu" yönündeki ateist inancının bir yansımasıdır.
  3. The Purple Rose of Cairo: Allen, bu filminde yönetmeni / yaratıcısı olmayan bir dünyayı kurgulayarak, Tanrı’nın yokluğunu sinematografik bir metafor olarak sunar.

Sonuç olarak Woody Allen, Yahudi bir "ethos" / kültürel kimlik içinde nefes alan ancak evreni "buz gibi bir boşluk" olarak gören post-modern / modern sonrası bir sanatçıdır (Lee, 2014; Hischak, 2018). Onun sanatı, Tanrı’nın yokluğunu kabullenmenin verdiği entelektüel dürüstlük ile bir yaratıcıya duyulan naif / saf özlem arasındaki ebedi / eternal çatışmanın kaydıdır.


Kaynakça (APA):

  • Hischak, T. S. (2018). The Woody Allen Encyclopedia. Rowman & Littlefield.
  • Lee, S. H. (2014). Eighteen Woody Allen Films Analyzed: Anguish, God and Existentialism. McFarland.
  • Girgus, S. B. (2002). The Films of Woody Allen. Cambridge University Press.
  • Jacobs, D. (1982). But We Need the Eggs: The Magic of Woody Allen. St. Martin's Press.
  • Allen, W. (2020). Apropos of Nothing. Arcade Publishing.

Woody Allen Sinematografisinde Evlilik ve Boşanma Paradigması: İlişkisel Takıntılar ve "Dürüstlük" Maskesi Altındaki Budalalıklar

"Woody Allen’ın yapıtlarında karı-koca ilişkilerine yönelik sergilediği takıntılı tutumun felsefi kökenleri nelerdir ve bu eserlerde dürüstlük adına çizilen 'budala' karakterler modern insanın hangi yaralarına parmak basmaktadır?" şeklinde konuya giriş yapacak olursak, Allen’ın sinemasal evreninin merkezinde heteroseksüel / karşı cinsler arası ilişkilerin dinamikleri, bu ilişkilerin kırılganlığı ve kaçınılmaz sonları yatar (Hischak, 2018). Sanatçı, aksiyon filmleri veya bilimkurgu gibi popüler türlerle ilgilenmek yerine, bütünüyle insan ilişkilerine, özellikle de evliliğin anatomisine odaklanır (Hischak, 2018).

I. İlişkisel Takıntılar ve Tekerrür Eden Temalar

Allen, kariyeri boyunca evlilik ve sadakat temalarını adeta bir laboratuvar titizliğiyle incelemiştir. (Daha önce bahsettiğimiz üzere) Allen için bir filmin başarısı, finansal performansından ziyade, bir fikrin ne kadar dürüstçe icra edildiğiyle ölçülür (Kapsis, 2016). Onun sinemasında aşk, rasyonel / akılcı bir temele dayanmaz; aksine, iki büyük karmaşıklığın şans eseri bir araya gelmesiyle oluşan, ancak "çalışılarak" düzeltilemeyeceğine inanılan bir "delusion" / yanılsama halidir (Lee, 2014).

Bu takıntının temelinde, Allen’ın kendi hayatındaki boşanmalar ve sarsıntılı ilişkiler (Harlene Rosen ve Louise Lasser ile olan evlilikleri gibi) yatmaktadır (Hischak, 2018). Kendi evliliklerini bir tür "başarısızlık işareti" olarak gören Allen, bu kişisel "mishegoss" / çılgınlıklarını perdeye aktarırken karakterlerini sürekli bir anlam arayışı içinde, ancak bu arayışta komik ve trajik bir şekilde kaybolmuş halde resmeder (Lee, 2014).

II. Dürüstlük Adına Çizilen Budalaca Karakterler ve Entelektüel Kibir

Allen'ın karakterleri, özellikle entelektüel çevrelerden seçilen, yüksek eğitimli ancak duygusal açıdan "stunted" / gelişimi durmuş bireylerdir. Bu karakterlerin en belirgin özelliği, ilişkilerinde sergiledikleri sözde dürüstlüktür. Bu dürüstlük, genellikle partnerine duyduğu ilgisizliği veya yaptığı sadakatsizliği itiraf etme "budalalığına" dönüşür. Jean-Paul Sartre'ın "bad faith" / kötü niyet kavramıyla ilişkilendirilen bu durum, karakterin kendi bencil arzularını dürüstlük maskesi altında meşrulaştırmasıdır (Lee, 2014).

Örneğin, Husbands and Wives (Kocalar ve Karılar) filmindeki karakterler, evliliklerini açıkça sorgularken aslında birbirlerini domine etme / tahakküm altına alma savaşı verirler (Lee, 2014). Karakterlerin bu "dürüst" çırpınışları, onları izleyici gözünde hem acınası hem de komik kılan birer "schlemiel" / beceriksiz budala haline getirir (Hischak, 2018). Bu karakterler, her şeyi entelektüelize ederek duygularını bastırırlar; oysa Isaac Davis'in Manhattan filminde belirttiği üzere, "değerli olan her şey zihin yerine başka bir kapıdan girmelidir" (Lee, 2014).

III. Boşanma ve İlişkisel Kaos Üzerine Bir Hikaye: "Yumurta" Metaforu

Allen'ın ilişkiler konusundaki bu karmaşık bakış açısını, Annie Hall filminin kapanışındaki meşhur hikaye üzerinden açıklamak mümkündür:

"Bir adam psikiyatra gider ve 'Doktor, kardeşim deli; kendisini tavuk sanıyor' der. Doktor, 'Öyleyse neden onu hastaneye yatırmıyorsun?' diye sorunca, adam 'Yatırırdım ama yumurtalara ihtiyacım var' cevabını verir." (Jacobs, 1982; Lee, 2014).

  • Ana Fikir: İnsan ilişkileri irrasyonel / akıl dışı, absürt ve çoğu zaman acı vericidir; ancak bireyler, yalnızlık korkusu veya geçici tatminler gibi duygusal ihtiyaçları ("yumurtalar") nedeniyle bu kaosun içinde kalmaya devam ederler.
  • Çıkarılacak Dersler: Dürüstlük, ilişkilerde her zaman kurtarıcı değildir; bazen dürüstlük adına yapılan eylemler, bireyin kendi bencil ihtiyaçlarını maskeleme biçimidir. Mutlak mutluluk bir fantezi / hayal olsa da, insan bu yanılsamaya muhtaçtır.
  • Günümüze Bakan Yüzü: Modern dünyada insanların sosyal medya ve dijital platformlar üzerinden aradığı "mükemmel ilişki" illüzyonu / yanılsaması, Allen'ın karakterlerinin dürüstlük adı altında sergilediği budalalıkların güncel bir yansımasıdır. İnsanlar hâlâ rasyonel olarak açıklayamadıkları bağlara, "yumurtalara olan ihtiyaçları" nedeniyle tutunmaktadırlar.

IV. Auteur (Yaratıcı Yönetmen) Olarak Kontrol ve Otobiyografik Unsurlar

Allen, sinematografik / film sanatı ile ilgili tercihlerinde dürüstlüğü bir estetik unsur olarak kullanır. (Daha önce bahsettiğimiz üzere) o, kendisini çok yönlü bir oyuncu olarak görmediği için, her filminde kendi kişisel endişelerini taşıyan "vekil oyuncular" kullanır (Lee, 2014). Kenneth Branagh veya Owen Wilson gibi aktörler, Allen'ın nevrotik ve kekeleyen tarzını taklit ederek, onun boşanma, evlilik ve ölüm hakkındaki takıntılarını dürüstlük adına sergilenen birer "perfomance" / gösteri haline getirirler (Hischak, 2018).

Sonuç olarak Woody Allen, evliliği "umudun ölümü" olarak tanımlasa da (Allen, 2020), filmlerinde bu ölümü defalarca otopsi masasına yatırarak izleyiciyi kendi ilişkisel budalalıklarıyla yüzleştirmeyi amaçlar. Onun sineması, dürüstlüğün bazen en büyük yalan olabileceğini ve aşkın tüm mantıklı argümanları / kanıtları alt eden bir ihtiyaç olduğunu savunur.


Kaynakça (APA):

  • Allen, W. (2020). Apropos of Nothing. Arcade Publishing.
  • Hischak, T. S. (2018). The Woody Allen Encyclopedia. Rowman & Littlefield.
  • Jacobs, D. (1982). But We Need the Eggs: The Magic of Woody Allen. St. Martin's Press.
  • Kapsis, R. E. (2016). Woody Allen: Interviews, Revised and Updated. University Press of Mississippi.
  • Lee, S. H. (2014). Eighteen Woody Allen Films Analyzed: Anguish, God and Existentialism. McFarland.

Woody Allen Sinematografisinde Ontolojik İdeal: Nevrotik Erkek ve Mükemmel Kadın Tiplemelerinin Analizi

"Woody Allen'ın yapıtlarında kurguladığı ideal erkek ve kadın arketiplerinin / asıl örneklerinin temel karakteristikleri nelerdir ve bu tiplemeler arasındaki ilişkisel dinamikler hangi felsefi zemin üzerine oturmaktadır?" şeklinde konuya giriş yapacak olursak; Allen'ın sineması, kendi yarattığı "persona" / kişilik ile bu kişiliğin arzuladığı, çoğu zaman ulaşılmaz veya çatışmalı olan kadın imgesi etrafında şekillenir. Bu tiplemeler, sadece birer karakter değil, aynı zamanda Allen'ın "existential dilemma" / varoluşsal ikilem olarak adlandırdığı yaşam sancılarının birer taşıyıcısıdır.

I. İdeal Erkek Tipi: Entelektüel Schlemiel / Beceriksiz Budala

Woody Allen'ın idealize ettiği erkek kahraman, klasik Hollywood jönlerinin tam zıttı bir profildir. Bu tip, genellikle "schlemiel" / şanssız ve beceriksiz kişi olarak tanımlanan, zayıf, gözlüklü, fiziksel açıdan savunmasız ama entelektüel açıdan son derece donanımlı bir figürdür.

  1. Nevrotik Hassasiyet: Allen’ın erkek tipi, ölüm, hastalık ve anlamsızlık gibi metafizik / fizikötesi kaygılarla sürekli boğuşan, bu kaygılarını "self-deprecation" / kendini küçümseme sanatı ve mizahla maskeleyen bir bireydir.
  2. Zihin-Beden Çatışması: (Daha önce bahsettiğimiz üzere) bu erkek tipi için zihin, bedenin fiziksel sınırlarını ve kusurlarını telafi eden yegâne araçtır. Alvy Singer (Annie Hall) veya Isaac Davis (Manhattan) karakterlerinde görüldüğü gibi, erkek tiplemesi rasyonel / akılcı bir ahlaka inanmak isterken, irrasyonel / akıl dışı arzularının kurbanı olur.
  3. İçerideki Yabancı: Bu erkek tiplemesi, toplumun genel geçer kurallarına uyum sağlamakta zorlanan, otoriteyle sorunları olan ve kendi özerkliğini / autonomy ilan etmek için espriyi bir sığınak olarak kullanan "insider-outsider" / içerideki yabancı konumundadır.

II. İdeal Kadın Tipi: Shiksa Fantezisi ve Nevrotik Muse / Esin Perisi

Allen'ın sinemasında ideal kadın, genellikle erkek kahramanın eksikliklerini tamamlayan veya ona entelektüel / duygusal bir ayna tutan bir figür olarak kurgulanır. Bu imge iki ana koldan gelişir:

  1. Wasp / Shiksa İdeali: Allen'ın erkek tipi genellikle "shiksa" / Yahudi olmayan kadın tiplemesine karşı derin bir hayranlık besler. Bu kadınlar genellikle uzun boylu, sarışın, aristokratik / soylu bir geçmişe sahip, havalı ve geleneksel Yahudi nevrozundan uzak görünürler. Diane Keaton ve Mariel Hemingway gibi oyuncuların canlandırdığı bu karakterler, erkek kahraman için hem bir arzu nesnesi hem de bir "American Dream" / Amerikan Rüyası temsilidir.
  2. Entelektüel ve Nevrotik Eşleşme: Allen için ideal kadın, sadece güzel değil, aynı zamanda "mentally stimulating" / zihinsel olarak uyarıcı olmalıdır. (Daha önce bahsettiğimiz üzere) bu kadın tiplemesi, erkek kahraman gibi nevrotik, güvensiz ve hayal gücü geniş bir yapıda olduğunda aralarındaki uyum doruğa ulaşır. Annie Hall karakterinde olduğu gibi, kadın tiplemesi erkek tarafından eğitilmeye ve şekillendirilmeye açık bir "protegee" / koruma altındaki kişi olarak başlar.
  3. Kamikaze Kadınlar: Allen ayrıca "kamikaze women" / kendini ve çevresini yıkan kadınlar olarak adlandırdığı, zekasıyla erkeği büyüleyen ancak duygusal dengesizliğiyle onu kaosa sürükleyen tiplemeleri de idealize eder.

III. İlişkisel Arketip: Pygmalion-Galatea Dinamiği

Allen’ın ideal erkek ve kadın tiplemelerinin bir araya geldiği en belirgin model "Pygmalion-Galatea" tarzı ilişkidir. Bu dinamiğe göre:

  • Erkek, bir "mentor" / yol gösterici rolündedir ve kadını edebiyat, sinema ve felsefe aracılığıyla "yontarak" onu idealindeki entelektüel seviyeye getirmeye çalışır.
  • Ana Fikir: Sanat ve eğitim aracılığıyla mükemmel bir partner yaratma arzusu, aslında bireyin kendi yalnızlığını ve ölüm korkusunu dindirme çabasıdır.
  • Çıkarılacak Dersler: Hannah ve Kız Kardeşleri veya Manhattan gibi eserlerde görüldüğü üzere, bu usta-çırak ilişkisi genellikle kadının kendi "authentic" / sahici sesini bulmasıyla ve erkeği terk etmesiyle sonuçlanır.

IV. Gerçeklik ve Sihir Arasındaki Tipoloji

Allen'ın tiplemeleri arasındaki gerilimi bir hikaye ile somutlaştırmak gerekirse; "Kugelmass Bölümü"nde mutsuz bir profesör, bir sihirbaz aracılığıyla bir romanın içine girerek Emma Bovary ile aşk yaşar.

  • Ana Fikir: Gerçek dünyadaki kadın-erkek ilişkileri rasyonel / akılcı bir zeminde yürümez; insanlar birbirlerine değil, birbirlerinin zihinlerindeki "idealize edilmiş" versiyonlarına âşık olurlar.
  • Geleceğe ve Günümüze Bakan Yüzü: Modern insanın dijital flört platformları veya sosyal medya üzerinden yarattığı "maskeler", Allen'ın tiplemelerinin dürüstlük adına sergilediği o meşhur "bad faith" / kötü niyet durumunun güncel bir yansımasıdır. İnsanlar hâlâ gerçekliğin kaba dokusundan kaçmak için sihirli dolaplara (dijital kurgulara) sığınmaktadırlar.

Sonuç olarak Woody Allen sineması, kusurlu ve kaygılı erkeğin, mükemmel ama nevrotik kadını arama veya yaratma çabasının trajikomik / hem acıklı hem güldürücü bir dökümüdür (Hirsch, 1981; Lax, 1991).


Kaynakça (APA):

  • Brode, D. (1987). The Films of Woody Allen. Citadel Press.
  • Girgus, S. B. (2002). The Films of Woody Allen (2nd ed.). Cambridge University Press.
  • Hischak, T. S. (2018). The Woody Allen Encyclopedia. Rowman & Littlefield.
  • Jacobs, D. (1982). But We Need the Eggs: The Magic of Woody Allen. St. Martin's Press.
  • Lax, E. (1991). Woody Allen: A Biography. Knopf.
  • Lee, S. H. (2014). Eighteen Woody Allen Films Analyzed: Anguish, God and Existentialism. McFarland.

Woody Allen Külliyatında Tematik Tekerrürler: Arketipsel Hikayeler ve Olay Örgüleri

"Woody Allen'ın sanatsal yaratılarında/eserlerinde kronikleşmiş bir şekilde karşımıza çıkan merkezi hikayeler, felsefi metaforlar ve olay örgüleri hangi ontolojik/varlıkbilimsel temeller üzerine inşa edilmiştir?" şeklinde konuya giriş yapacak olursak; Allen'ın sinematografisi ve edebi çalışmaları, hayat boyu süren bir "kendiyle tartışma" / internal debate halidir. (Daha önce bahsettiğimiz üzere) Allen, karakterlerini genellikle geleneksel etik değerlere tutunmaya çalışan ancak bu değerlerin varlıkbilimsel bir dayanağı olmadığını fark eden "varoluşsal ikilem" / existential dilemma içindeki bireyler olarak kurgular. Bu bağlamda, kurguladığı hikayeler basit birer komedi olmanın ötesinde, insanlık durumuna dair birer "mikroskop/ayrıntılı inceleme" işlevi görür.

I. Gerçeklik ve İllüzyon Çatışması: Kugelmass Episodu

Allen’ın en meşhur ve üzerinde en çok durulan hikayelerinden biri, fantezi ile gerçeklik arasındaki sarsıntılı sınırı inceleyen "Kugelmass Bölümü"dür,. Bu anlatı, Allen'ın tüm külliyatındaki "büyü" / magic arayışının bir özetidir.

  • Hikayenin Özeti: Şehir Koleji’nde beşeri bilimler profesörü olan ve ikinci evliliğinde mutsuzluk yaşayan Kugelmass, terapisti derdine derman olamayınca "Muhteşem Persky" adında bir sihirbaza gider,. Persky’nin sihirli dolabı sayesinde Kugelmass, Gustave Flaubert’in Madam Bovary romanının içine girer ve Emma Bovary ile aşk yaşamaya başlar,. Ancak sihirli dolap bozulduğunda ve Kugelmass bir İspanyolca gramer kitabının içine hapsolduğunda macera bir kabusa dönüşür,.
  • Ana Fikir: İnsanın içinde bulunduğu vasat gerçeklikten sanatsal fanteziler yoluyla kaçma arzusu, kaçınılmaz olarak daha büyük bir karmaşaya yol açar,.
  • Çıkarılacak Dersler: Hayal dünyasına sığınmak geçici bir ferahlık sağlasa da, illüzyonlar/yanılsamalar gerçekliğin yerini tutamaz ve her sihrin bir "yan etkisi" / side effect mevcuttur,.
  • Günümüze Bakan Yüzü: Modern insanın dijital dünyalarda veya sosyal medya kurgularında yarattığı "alternatif benlikler", Kugelmass’ın sihirli dolabına benzer; bu kurgular bireyi gerçek sorumluluklarından uzaklaştırır ancak varoluşsal boşluğunu/void doldurmaz,.

II. İlişkisel Absürtlük ve 'Yumurta' Metaforu

Allen sinemasında karı-koca ilişkileri, rasyonel/akılcı bir zeminde açıklanamayan, ancak vazgeçilmesi de mümkün olmayan birer "nevrotik zorunluluk" olarak sunulur,. (Daha önce bahsettiğimiz üzere) bu durumun en çarpıcı ifadesi, Annie Hall filminin finalinde anlatılan hikayedir,.

  • Hikayenin Özeti: Bir adam psikiyatra gider ve kardeşinin deli olduğunu, kendisini bir "tavuk" sandığını söyler,. Doktor, "Neden onu hastaneye yatırmıyorsun?" diye sorduğunda adam, "Yatırırdım ama yumurtalara ihtiyacım var," cevabını verir,.
  • Ana Fikir: İnsan ilişkileri saçma/absurd, mantıksız ve acı verici olsa da, bireyin duygusal gıdaya/yumurtaya olan ihtiyacı bu süreci devam ettirir,.
  • Çıkarılacak Dersler: Aşk, üzerinde "çalışılarak" / working on it düzeltilebilecek bir mekanizma değil, iki karmaşık yapının tesadüfi/luck kesişimidir. Dürüstlük adına bu irrasyonel bağı koparmak, bireyi mutlak bir yalnızlığa mahkum edebilir.
  • Günümüze Bakan Yüzü: Tüketim kültürünün "at-değiştir" mantığına rağmen, insanların toksik/zehirli ilişkilerde kalmaya devam etmelerinin ardındaki temel psikolojik açlık, bu hikayedeki "yumurta" ihtiyacıyla paraleldir,.

III. Ahlaki Sorumluluk ve İlahi Göz: 'Tanrı'nın Gözleri' Anlatısı

Allen'ın eserlerinde ateizm ile manevi kurtuluş arayışı arasındaki gerilim, sıklıkla bir "suç ve ceza" teması üzerinden işlenir,. Özellikle Crimes and Misdemeanors (Suçlar ve Kabahatler) filmindeki "Seder" sofrası hatırası bu konuda kilit rol oynar,.

  • Hikayenin Özeti: Göz doktoru Judah Rosenthal, çocukluğunda babası Sol'un ona söylediği bir sözü hatırlar: "Tanrı'nın gözleri her şeyi görür". Judah, bir cinayete azmettirdikten sonra, evrenin bu suç karşısında dilsiz kalışını ve ahlaki bir cezalandırmanın yokluğunu deneyimler,.
  • Ana Fikir: Tanrı’nın yokluğunda, mutlak bir ahlaki düzenin koruyucusu kalmamıştır ve insan kendi vicdanıyla baş başadır,.
  • Çıkarılacak Dersler: İlahi bir adaletin olmadığı bir dünyada, "her şey mübahtır" düşüncesi bireyi karanlığa sürükler. Gerçek görme yetisi/vision, fiziksel değil, ahlaki bir görüdür.
  • Günümüze Bakan Yüzü: Post-modern/modern sonrası dünyada etik değerlerin göreceli/relative hale gelmesi, bireyi "gözetlenmediği" alanlarda derin bir vicdani çürümeye itmektedir; bu da toplumsal barbarlaşmanın kapısını aralamaktadır,.

IV. Ailevi Mitolojiler: Göklerde Süzülen Anne (Oedipus Wrecks)

Allen, aile dinamiklerini sıklıkla mitolojik referanslarla harmanlayarak, bireyin özgürleşme çabasını bir farse/güldürüye dönüştürür,.

  • Hikayenin Özeti: New Yorklu bir avukat olan Sheldon, baskıcı Yahudi annesinden kurtulmak isterken, annesi bir sihirbazlık gösterisinde kaybolur ve ardından devasa bir siluet/aura olarak New York semalarında belirir,. Anne, gökyüzünden Sheldon'ın tüm özel hayatını şehre ifşa etmeye başlar.
  • Ana Fikir: Birey ne kadar uzağa giderse gitsin, kökenlerinden, kültürel mirasından ve ailevi suçluluk duygularından tamamen kopamaz,.
  • Çıkarılacak Dersler: Geleneksel değerleri reddetmek yerine onlarla barışmak, otantik/sahici bir yaşamın anahtarıdır.
  • Günümüze Bakan Yüzü: Dijital gözetleme çağında, mahremiyetin/privacy kaybı ve herkesin "her şeyi görmesi" durumu, Sheldon’ın göklerdeki annesinin yarattığı teşhirci baskıyla benzerlik göstermektedir.

V. Mentor-Çırak Dinamiği: Pygmalion ve Galatea

Allen’ın filmlerinde sıklıkla tekrarlanan bir diğer olay örgüsü, entellektüel bir erkeğin (mentor), daha genç ve tecrübesiz bir kadını (çırak) sanatsal ve felsefi olarak şekillendirmeye çalışmasıdır,.

  • Olayın Yapısı: Bu hikaye kalıbı genellikle erkeğin kadını bir "sanat eseri" gibi yontmasıyla başlar ancak kadının kendi "sesini" / authentic voice bulup mentoru terk etmesiyle trajik bir şekilde sonlanır,. Annie Hall ve Manhattan bu örüntünün en saf örnekleridir,.  Bu durum, mentoru duygusal bir nefessizliğe/suffocation sürüklerken çırağın özgürleşmesini sağlar.

Sonuç olarak Woody Allen, eserlerinde tekerrür eden bu hikayeler vasıtasıyla, hayatın "dehşet odası" / chamber of horrors olduğu gerçeğini mizahın koruyucu kalkanıyla dengelemeye çalışır,. Onun anlattığı her olay, aslında insan zihninin gerçeği büken ve onu katlanılabilir kılan o muazzam gücüne/magic bir övgü niteliğindedir.


Kaynakça (APA):

  • Allen, W. (2020). Apropos of Nothing. Arcade Publishing.
  • Bailey, P. J. (2001). The Reluctant Film Art of Woody Allen. University Press of Kentucky.
  • Girgus, S. B. (2002). The Films of Woody Allen (2nd ed.). Cambridge University Press.
  • Hischak, T. S. (2018). The Woody Allen Encyclopedia. Rowman & Littlefield.
  • Jacobs, D. (1982). But We Need the Eggs: The Magic of Woody Allen. St. Martin's Press.
  • Lax, E. (1991). Woody Allen: A Biography. Knopf.
  • Lee, S. H. (2014). Eighteen Woody Allen Films Analyzed: Anguish, God and Existentialism. McFarland.

Woody Allen Retoriğinde Aforizmaların Ontolojik İşlevi ve Mizahi Paradigmanın Analizi

"Woody Allen'ın sanatsal üretiminde özlü sözler ve aforizmalar, yalnızca birer güldürü unsuru mudur, yoksa sanatçının varoluşsal kaygılarını / existential anxiety ve felsefi sistemini inşa eden temel taşları mıdır?" şeklinde konuya giriş yapacak olursak; Allen'ın aforizmaları, Schopenhauer'ın pesimizmi ile Groucho Marx'ın absürt mizahının bir sentezi olarak nitelendirilebilir. Bu ifadeler, bireyin evrendeki anlamsızlık karşısındaki savunma mekanizmasını / defense mechanism temsil eder.

I. Teolojik Şüphe ve Tanrı Kavramı Üzerine Aforizmalar

(Daha önce bahsettiğimiz üzere) Allen, Tanrı'nın yokluğunu entelektüel olarak kabul ederken, bu yokluğun yarattığı ahlaki ve ontolojik boşlukla sürekli bir hesaplaşma içindedir. Onun bu konudaki aforizmaları, ilahi olanın gündelik olanla çarpıştırılması esasına dayanır:

  • "Sadece Tanrı yoktur demekle kalmıyor, bir de hafta sonu tesisatçı / plumber bulmayı deneyin diyorum". Bu ifade, metafizik yokluk ile modern hayatın pratik çaresizliğini aynı düzleme indirger.
  • "Tanrı sessizdir; şimdi bir de insanoğlu / mankind çenesini kapasa!". Burada, Tanrı'nın sessizliğine / silence of God duyulan öfke, insanın bitmek bilmeyen ve anlamsız dinsel dırdırına yöneltilen bir hicve dönüşür.
  • "Gerekirse, her zaman Tanrı'yı hakikate / truth tercih ederim". Allen, hakikatin soğuk nihilizmi yerine, insanın hayatta kalmasını sağlayan dinsel "illüzyonu" / yanılsamayı daha insancıl bulduğunu belirtir.

II. Mortalite / Ölümlülük ve Varoluşun Kırılganlığı

Allen külliyatının en baskın teması olan ölüm, onun retoriğinde korku ile alayın iç içe geçtiği bir alandır.

  • "Ölmekten korktuğumdan değil, sadece o sırada orada olmak istemiyorum". Bu aforizma, Allen'ın "schlemiel" / beceriksiz budala maskesinin en saf ifadesidir; kaçınılmaz olanı çocuksu bir saflıkla reddetme çabasıdır.
  • "Ebedi / eternal hiçlik, eğer ona uygun giyindiyseniz sorun değildir". Ölümün dehşetini bir kostüm partisine indirgeyen bu söz, Allen'ın ciddiyetle dalga geçme / self-deprecation sanatının zirvesidir.
  • "Ölümü masraflarınızın azalması olarak düşünün". Varoluşun trajedisini ekonomik bir pragmatizme indirgeyerek, durumun absürtlüğünü vurgular.

III. İlişkisel Pratikler: Aşk, Seks ve Evlilik Paradoksu

Allen, insan ilişkilerini "yumurta" metaforu üzerinden açıklar; yani rasyonel / akılcı olmayan ancak vazgeçilemeyen birer zorunluluk olarak görür.

  • "Seks, gülerken yapmadığım en eğlenceli / fun şeydir".
  • "Seks kirli / dirty midir? Sadece doğru yapıldığında". Allen bu sözüyle, toplumsal tabulardan arınmış, otantik / sahici bir cinselliğin doğasındaki "uygunsuzluğu" yüceltir.
  • "Evlilik, umudun ölümü / death of hope dur". Bu karamsar bakış açısı, onun filmlerindeki boşanma takıntısının (daha önce bahsettiğimiz üzere) temel motivasyonudur.

IV. Entelektüel Kimlik ve Başarı Üzerine Pragmatiği

Allen'ın başarı ve zekaya yönelik yaklaşımı, hem bir övgü hem de derin bir alay içerir.

  • "Başarının yüzde seksen'i sadece orada bulunmaktır / showing up". Bu söz, hayattaki şans / luck faktörünün disiplin ve planlamadan daha önemli olduğu yönündeki inancını yansıtır.
  • "Beynim, en sevdiğim ikinci organımdır". Entelektüel birikimine rağmen, fiziksel arzuların / desire zihinsel kontrolü her an yıkabileceği gerçeğini bu ironik dille anlatır.

Aforizmaların Bir Hikaye ile Açımlanması: "Death Knocks" / Ölüm Kapıyı Çalar oyununda, ölüm figürü pencereden tırmanarak içeri girer ve kurbanıyla poker oynamaya razı olur.

  • Ana Fikir: Metafizik mutlaklar, insan zihni tarafından ancak onun kendi sığ kapasitesi kadar kavranabilir.
  • Çıkarılacak Dersler: Ölüm gibi devasa bir gerçeklik bile, doğru kartlar ve biraz "blöf" ile geçici olarak ertelenebilir; ancak felsefe "sınıftan çıktığınız anda işlevini kaybeder".
  • Günümüze Bakan Yüzü: Modern insan, hayatın anlamsızlığını ciddi felsefi sistemlerle değil, "dikkat dağıtıcı" / distraction oyunlar ve teknolojik illüzyonlarla katlanılabilir kılmaya çalışır.

Sonuç olarak Woody Allen aforizmaları, bir "nihilist" / hiççi olduğu suçlamalarına karşı; değerlerin ontolojik temeli olmasa bile onlara sadık kalınması gerektiğini savunan "leap of faith" / iman sıçraması nın edebiyatıdır.


Kaynakça (APA):

  • Hischak, T. S. (2018). The Woody Allen Encyclopedia. Rowman & Littlefield.
  • Jacobs, D. (1982). But We Need the Eggs: The Magic of Woody Allen. St. Martin's Press.
  • Lee, S. H. (2014). Eighteen Woody Allen Films Analyzed: Anguish, God and Existentialism. McFarland.
  • Allen, W. (1975). Without Feathers. Random House.
  • Girgus, S. B. (2002). The Films of Woody Allen. Cambridge University Press.

Woody Allen’ın İlişkisel Ontolojisi: 'Yumurta' Metaforu ile Kişisel Tarihçesi Arasındaki Eksenel İlişki

"...İlişkilerdeki 'yumurta' metaforu, Woody Allen'ın kendi boşanma ve evlilik deneyimleriyle ne şekilde örtüşmektedir ve bu durum sanatçının 'existential / varoluşsal' dünyasında nasıl bir karşılık bulmaktadır?" şeklinde konuya giriş yapacak olursak; Allen'ın sanatı ile hayatı arasındaki sınır, çoğu zaman bir "persona / kişilik" maskesi altında flulaşmıştır. Sanatçı, karakterlerini bizzat kendi nevrozları, hayal kırıklıkları ve ilişkisel trajedileri üzerine inşa ederken, sinema tarihinin en ünlü metaforlarından biri olan "yumurta" imgesini, insan ilişkilerinin absürt ama vazgeçilmez doğasını açıklamak için kullanmıştır,.

I. 'Yumurta' Metaforu ve İlişkisel Absürtlük

Allen'ın 1977 yapımı başyapıtı Annie Hall filminin sonunda dile getirdiği o meşhur hikaye, onun tüm ilişkisel felsefesinin merkezinde yer alır. (Daha önce bahsettiğimiz üzere) bu hikaye, kardeşinin kendisini tavuk sandığına inanan bir adamın, onu tedavi ettirmek istememesini, çünkü "yumurtalara ihtiyacı olduğunu" söylemesini konu alır,. Allen için bu durum, ikili ilişkilerin temel paradigmasıdır: İlişkiler irrasyonel / akıl dışıdır, çılgıncadır ve çoğu zaman acı verir; ancak insanoğlu "yumurtalara" (sevgiye, refakatçiliğe, duygusal doyuma) duyduğu muhtaçlık nedeniyle bu kaosu sürdürmeye devam eder,.

II. Boşanma Deneyimleri ve 'Başarısızlık' Olarak Evlilik

Allen, şahsi hayatındaki boşanma deneyimlerini birer "failure / başarısızlık" işareti olarak nitelendirir. Harlene Rosen ile olan ilk evliliği (1956-1962) ve ardından aktris Louise Lasser ile olan ikinci evliliği (1966-1970) bizzat kendi ağzından başarısız denemeler olarak kayda geçmiştir,,.

  1. Dread Mrs. Allen / Korkunç Bayan Allen: İlk eşi Rosen, Allen'ın stand-up rutinlerinde sıkça yer alan ve boşanma sonrası hakaret davası açan bir figüre dönüşmüştür.
  2. Louise Lasser ve 'Play It Again, Sam': Allen'ın Louise Lasser'dan boşanma süreci, Play It Again, Sam oyunundaki Allan Felix karakterinin boşanma sonrası yaşadığı nevrotik çöküşle birebir örtüşür,.

Allen, evliliği "umudun ölümü / death of hope" olarak tanımlayan karakterler yaratarak, kendi başarısız evlilik deneyimlerini sinemada birer "therapeutical / tedavi edici" araca dönüştürmüştür.

III. Dürüstlük Maskesi ve 'Bad Faith / Kötü Niyet' Kavramı

Allen'ın özellikle Husbands and Wives (Kocalar ve Karılar) filmindeki karakterleri, dürüstlük adına ilişkilerini yıkan budalaca bir samimiyet sergilerler,. Bu durum, Jean-Paul Sartre'ın "bad faith / kötü niyet" kavramıyla ilişkilendirilir. (Daha önce bahsettiğimiz üzere) Allen, eğer insanlar birbirlerine karşı tamamen dürüst olsalardı, hiçbir evliliğin sürmeyeceğine dair Sarteryen bir pesimizm / kötümserlik taşır. Kendi hayatında Mia Farrow ile olan uzun süreli ilişkisi, resmî bir evliliğe dönüşmemiş, hatta Central Park'ın iki karşı yakasındaki dairelerde yaşamayı tercih ederek "ayrı bir statüko" kurmaya çalışmıştır,.

IV. Farrow Skandalı ve 'Şans' Faktörü

"Yumurta" metaforu, Allen'ın Mia Farrow'dan ayrılıp Soon-Yi Previn ile olan evliliğine giden süreçte de kendini gösterir,. Allen, gerçek bir romantik bağlılığın üzerinde "çalışılabilecek" bir şey olmadığını, bunun tamamen "pure luck / saf şans" ve iki devasa karmaşıklığın rastlantısal kesişimi olduğunu savunur,. Farrow ile yaşadığı "incestuous / ensest benzeri" iddialarla sarsılan skandal süreci, Allen tarafından hayatının en büyük dönüm noktası ve aslında bir nevi "şans" olarak görülmüştür,.

V. Bir Hikaye: Tavuk ve Yumurtalar

  • Hikaye: Bir adam psikiyatristine gider ve "Doktor, kardeşim deli; kendisini tavuk sanıyor" der. Doktor, "Öyleyse neden onu hastaneye yatırmıyorsun?" diye sorunca, adam "Yatırırdım ama yumurtalara ihtiyacım var" cevabını verir,.
  • Ana Fikir: İnsan ilişkileri mantıklı bir temele dayanmaz, ancak bireyin ontolojik yalnızlığını gidermek için bu illüzyon / yanılsamaya ihtiyacı vardır,.
  • Çıkarılacak Dersler: Aşkta mantık aramak beyhudedir; birey, kendi mutluluğu için karşısındakinin veya ilişkinin absürtlüklerine göz yummak zorundadır,.
  • Günümüze Bakan Yüzü: Modern insanın tüketim kültürü içerisinde ilişkileri hızla tüketip atmasına rağmen, hâlâ derin bir aidiyet ve duygusal sığınak arayışında olması, Kugelmass'ın o sihirli dolaba tekrar tekrar girmesi gibi, insanın "yumurta" ihtiyacının zamansızlığını kanıtlar,.

Sonuç olarak Woody Allen, kendi boşanmalarını birer yıkım olarak görse de, "yumurtalara olan ihtiyacı" nedeniyle Soon-Yi Previn ile olan yirmi yılı aşkın evliliğinde nihayet "şanslı" bir denge bulduğunu ifade etmektedir,. Onun sineması, dürüstlük maskesi altındaki budalalıklarımızın, aslında hayatta kalmamızı sağlayan o "yumurtalar" olduğunu hatırlatır.


Kaynakça (APA):

  • Allen, W. (2020). Apropos of Nothing. Arcade Publishing.
  • Hischak, T. S. (2018). The Woody Allen Encyclopedia. Rowman & Littlefield.
  • Jacobs, D. (1982). But We Need the Eggs: The Magic of Woody Allen. St. Martin's Press.,
  • Lee, S. H. (2014). Eighteen Woody Allen Films Analyzed: Anguish, God and Existentialism. McFarland.
  • Girgus, S. B. (2002). The Films of Woody Allen. Cambridge University Press.
  • Kapsis, R. E. (2016). Woody Allen: Interviews, Revised and Updated. University Press of Mississippi.

Filmleri

"Woody Allen'ın altmış yıla yayılan sinematografik kariyeri, elli adet uzun metrajlı filmden oluşan ve her biri sanatçının varoluşsal / existential kaygılarını yansıtan devasa bir külliyattır" şeklinde konuya giriş yapacak olursak; bu eserler genellikle erken dönem kaba komedi / slapstick, olgunluk dönemi felsefi komedileri ve ağır psikolojik dramlar olarak kategorize / sınıflandırma edilebilir,. Allen, kariyeri boyunca kendi yarattığı nevrotik / asabi ve beceriksiz / schlemiel karakter maskesini (daha önce bahsettiğimiz üzere) bir auteur / yaratıcı yönetmen olarak film üzerindeki mutlak kontrolünü pekiştirmek için kullanmıştır,.

I. Erken Dönem: Kaba Komedi ve Parodi / Gülünçleme Süreci (1966–1975)

Bu dönem filmleri, Allen’ın stand-up / tek kişilik gösteri geçmişinden gelen kısa espri dizilerine ve tür taklitlerine dayanır.

  • What’s Up, Tiger Lily? (1966): Japon yapımı bir casus filminin görüntüleri üzerine tamamen farklı ve komik bir İngilizce dublaj / seslendirme yapılarak, konunun "dünyanın en iyi yumurta salatası tarifini ele geçirmek" haline getirildiği bir denemedir,.
  • Take the Money and Run (Parayı Al ve Kaç) (1969): Allen'ın ilk gerçek yönetmenlik denemesi olan bu sahte belgesel / mockumentary, çocukluğundan beri suç işlemeye çalışan ancak sürekli başarısız olan beceriksiz hırsız Virgil Starkwell'in hayatını anlatır,.
  • Bananas (Zelig) (1971): Tüketici ürünleri testçisi Fielding Mellish'in, aşık olduğu bir aktivist kadını etkilemek için hayali bir Güney Amerika ülkesindeki devrime katılarak tesadüfen devlet başkanı olmasını konu alan siyasi bir hicivdir,.
  • Everything You Always Wanted to Know About Sex (Sex Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey) (1972): Dr. David Reuben’in popüler kitabının her bölümünü absürt / saçma birer parodiye dönüştüren yedi farklı skeçten oluşan bir filmdir,.
  • Sleeper (Aşk ve Ölüm) (1973): Sağlık mülkü sahibi Miles Monroe'nun bir ameliyat sırasında dondurulup 200 yıl sonra uyanmasını ve totaliter / baskıcı bir gelecekte isyancılara katılmasını anlatan bilimkurgu parodisidir,.
  • Love and Death (Aşk ve Ölüm) (1975): Napolyon savaşları sırasında Rusya'da geçen film, Rus edebiyatı ve felsefesiyle dalga geçerken ölüm ve Tanrı kavramlarını sorgulayan bir Boris Grushenko portresi çizer,.

II. Olgunluk Dönemi: Romantik Şehircilik ve Dramatik Derinlik (1977–1989)

Bu evrede Allen, New York'u ve insan ilişkilerini merkezine alarak daha ciddi felsefi temalara yönelmiştir,.

  • Annie Hall (1977): Komedyen Alvy Singer'ın Annie Hall ile yaşadığı ilişkinin neden bittiğini analiz ettiği, dördüncü duvarı yıkan ve modern aşkın imkansızlığını savunan başyapıtıdır,.
  • Interiors (İç Dünyalar) (1978): Allen'ın hiç mizah içermeyen ilk dramıdır; duygusal açıdan soğuk bir ailenin yıkımını Bergman tarzında işler,.
  • Manhattan (1979): Siyah-beyaz çekilen film, orta yaşlı bir yazarın (daha önce bahsettiğimiz üzere) NYC / New York Şehri güzelliği içinde genç bir kız ve entelektüel bir kadın arasındaki gelgitlerini anlatır,.
  • Stardust Memories (Yıldız Tozu Anıları) (1980): Bir film festivalinde hayranları ve eleştirmenleri tarafından kuşatılan bir yönetmenin sanatsal ve kişisel krizini ele alan Fellini tarzı bir eserdir,.
  • Zelig (1983): Topluma uyum sağlamak için fiziksel olarak yanındaki kişiye dönüşen Leonard Zelig'in hikayesini anlatan teknik bir harikadır,.
  • Broadway Danny Rose (1984): Başarısız sanatçıları temsil eden sadık bir menajerin, İtalyan bir şarkıcı ve mafya ile yaşadığı trajikomik / hem güldüren hem acıtan maceradır,.
  • The Purple Rose of Cairo (Kahire'nin Mor Gülü) (1985): Büyük Buhran döneminde sinemaya sığınan Cecilia’nın, izlediği filmdeki kahramanın perdeden çıkıp gerçek dünyaya gelmesiyle yaşadığı büyü ve hayal kırıklığını işler,.
  • Hannah and Her Sisters (Hannah ve Kız Kardeşleri) (1986): Üç kız kardeşin bir Şükran Günü'nden diğerine uzanan karmaşık evlilik ve sadakat bağlarını inceleyen geniş kadrolu bir dramdır,.
  • Radio Days (Radyo Günleri) (1987): Allen'ın Brooklyn'deki çocukluğuna ve radyonun altın çağına duyduğu özlemi anlatan otobiyografik / özyaşamöyküsel bir yapımdır,.
  • Crimes and Misdemeanors (Suçlar ve Kabahatler) (1989): Bir göz doktorunun mülkünü ve itibarını korumak için cinayet işletmesini ve bu suçun vicdani yüküyle baş başa kalmasını Tanrı'nın sessizliği temasıyla harmanlar,.

III. Modern Dönem ve Avrupa Sürgünü (1990–2023)

Allen, 2000'li yıllardan itibaren hikayelerini Avrupa başkentlerine taşımış ve türler arası denemeler yapmıştır,.

  • Husbands and Wives (Kocalar ve Karılar) (1992): Boşanmaya karar veren iki çift üzerinden ilişkilerin doğasındaki kaosu ve dürüstlük maskesi altındaki bencilliği (daha önce bahsettiğimiz üzere) belgeler / document niteliğinde sunar,.
  • Match Point (Maç Sayısı) (2005): Hırslı bir tenis eğitmeninin zengin bir aileye girmesi ve ardından işlediği cinayeti, şans / luck faktörü üzerinden anlatan bir gerilimdir,.
  • Midnight in Paris (Paris'te Gece Yarısı) (2011): Nostalji takıntılı bir yazarın her gece yarısı 1920'lerin Paris'ine giderek efsanevi sanatçılarla tanışmasını anlatan bir fantezi / magic realism eseridir.
  • Blue Jasmine (Mavi Yasemin) (2013): New Yorklu zengin bir kadının, kocasının yolsuzlukları sonucu her şeyini kaybederek kız kardeşinin yanına sığınması ve yaşadığı ruhsal çöküşü anlatır,.
  • Coup de Chance (Şans Eseri) (2023): Allen'ın 50. ve tamamen Fransızca çekilen son filmidir; tutku, ihanet ve rastlantı üzerine kurulu bir hikayedir.

Sanatsal Paradigma: İllüzyon ve Gerçeklik Üzerine Bir Hikaye

Allen'ın tüm eserlerinin temelini "Kugelmass Bölümü" hikayesiyle açıklamak mümkündür: Mutsuz profesör Kugelmass, sihirli bir dolap aracılığıyla sevdiği romanların içine girer ancak dolap bozulunca ebedi / eternal bir dilbilgisi kitabında hapsolur,.

  • Ana Fikir: İnsanoğlu hayatın katılığına karşı sanata ve fanteziye / fantasy sığınır ancak gerçeklikten tamamen kopuş felaketi getirir,.
  • Çıkarılacak Dersler: Kaçış mekanizmaları (sanat, aşk, sihir) hayatı katlanılabilir kılsa da, birey kendi ontolojik / varlıkbilimsel boşluğuyla yüzleşmek zorundadır,.
  • Günümüze Bakan Yüzü: Modern insanın dijital kurgular ve sahte kimlikler üzerinden yarattığı "alternatif gerçeklikler", Allen'ın o sihirli ama riskli dolabının güncel bir tezahürüdür / görünümüdür.

Kaynakça (APA):

  • Hischak, T. S. (2018). The Woody Allen Encyclopedia. Rowman & Littlefield.
  • Lee, S. H. (2014). Eighteen Woody Allen Films Analyzed: Anguish, God and Existentialism. McFarland.
  • Jacobs, D. (1982). But We Need the Eggs: The Magic of Woody Allen. St. Martin's Press.
  • Girgus, S. B. (2002). The Films of Woody Allen. Cambridge University Press.
  • Wikipedia (2025). Woody Allen. https://en.wikipedia.org/wiki/Woody_Allen.

 

Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Benzer Yazılar

Yorumlar