Print Friendly and PDF

M. Sami Kirazoğlu Hatıralar-3 (Aşık Mustafa Dede - Mutlu Evliliğin Sırları)

Bunlarada Bakarsınız


 Aşık Mustafa dedi. "Şöyle enteresan. Mescidi Kubayı yaparken Remzi diye çalışan minarde bir çocuk vardı. Bu bir gün geldi yarıma dedi ki hocam bir şey konuşacağım. Ne var dedim? Haydi inşallah. Ya benim dedi büyük bir dedem var. Bunun kimsesi yok şu anda hayatta tek yaşıyor. Fakat Medine aşıkı aşağı yukarı işte 90 küsur yaşında yakın. Yani Medine aşığı bu tutturdu illa gideceğim diye. Bunu buraya nasıl alırız? Oğlum dedim bir kere normal vize mümkün değil bana. Yani işçi vizesi olmaz. O yaşta zaten çıkartılmaz. Allah'ın izni bir şekilde hallederiz dedim. Onu bir özel bir vize çıkarttırmaya çalışalım. Ben dedim ona göre yetkililerle bir konuşayım edeyim. İnşallah bir Rabbim bir şey lütfeyler. Bir özel izin çıkartırız. Yani Medine aşığı. Ben Medine'ye gideceğim diyor. Efendimize aşığım diyor. Bize aktarılan bu kadarı. Peki dedik o zaman sen haber gönder. Bizden de bahset. Allah'ın izni ben ona özel bir vize çıkartırım dedim. Vize de o zaman Arabistan'da problemli yani kolay değil. Ama bir müddet sonra sen tut bir umreci grubuna katıl ve gel. İşte dede gel dedi. Gitti gördük ettik. Hakikaten bir nurun ala nur yani bir bembeyaz sakal şey bakmalara kıyamazsın derler ya. Öyle biz yüz bambaşka bir şey. Anneciğim derdi ki rahmetli Vedi annem mana gören göz derdi. Farklı bakar derin bakar derdi yani. Yani mana gören göz olduğu belli bambaşka bir bakışı var. Yani etkiliyor insanı yani. Halbuki o yaşta şey başka bir tarz yani böyle etkiliye çok dikkatli bakıyor. Dedeciğim hoş geldin safa geldin. Ne on sonra işte haram şerif başka şeyi yok. Gittik ziyaretler ettirdik şeyler yaptık. Bütün ziyaretleri beraber yaptırdık. Dertbaş efendimizden bahset ziyaret. Başka işi gücü yok. Haz Hamza Efendimize gittik orada ziyaret ettik. Orada hatta ben ona demiştim. Haz Hamza Efendimize gidip de dedim tekrar ziyaret etmek isteyen mutlaka Medine'ye Murevi geliyor yani. Haberin olsun. Sen burada ona göre ziyaret ettim Hazreti Hamza efendimize. Onun nazı çok büyük yani. Orada dua et Rabbimize. Orada öyle dua etti. Niyaz etti. Şey yaptı. Geldik ettik işte Umreye gideceğiz. Umreye bile zor gidesi var. Dedim babacığım bir de gidip Umrede bir hiç olmazsa bir tekrar bir yıkanmamız lazım. Yani orada ben seni zemzemle yıkayacağım. Şimdi gelsen benden hakikaten aşk böyle olur. Bunun tarifi olmaz ki abi. Yaşanır derler ya bazı şey. Tarifli olmaz. Yaşanır. Adama aşık. Hiç yapacak bir şey yok yani. Niye aşık da denmez? Senelerdir gelmemiş. onun açı yanıp tüttüşü ziyaretleri gittik oradan ayrılmak çok zor. Neyse destur aldık niyaz ettik ayrıldık. Mekke'ye gittik bizim arabayla gittik. O rahattı. Büyük cip vardı bende. Üç sıralı yani. Açlık arkasını falan rahat yapsın. Tövbe arkasına dayanmıyor. Bunu bir de annem yapmıştı bana. Annemle oraya giderken biz annem tövbe arkasına daymaz. Hep koltukta böyle otur. Anneciğim arkana dayan. Böyle araba kullanılır mı? Ben zor kullanıyorum diyorum. Arka koltukta oturuyor. Böyle duruyor. Efendimiz diyor devenin üstünde arkasına mı dayandı diyor. O kadar sıcakta güneşin altında cayır cayır 70 derece 75 derece güneş sırta mı dayanıyor. Ben utanmadan buz gibi arabada bir de sırta mı dayanacağım diyor. Aynı şeyi Mustafa Dededen de duyduk. Ben utanmadan dayanamam dedi. Efendimiz atı üstünde deve üstüne gitmiş. Ben böyle duracağım. Remziye diyorum ki sen yanında dur bari deık elinden tutmaya çalış. Bir şey yap yani. Neyse el vardık Mekke'ye şey yaptık ettik. Oradaki görevlileri söyledik. Bu dedim böyle böyle bir zat. Hac'i öptürdük. Çocakları ettik. Çok enteresan. Şeyin altına geldik. Yağmur yağmaya başladı. Altın orada. Oradan ıslandı bu. Onan elimize, yüzümüze sürdük. Altın olduktan sonra akan suların oradaki namazlar kıldırdık. O şeyde makam-ı İbrahim'in orada makam-ı İsmail'de de o halka gibi yer var ya tavaf yapılamayan yer. Orada da işte namaz kıldık, ettik, şey yaptık, ettik. Tekrar Medine'ye dönüyoruz artık. Döndük yolda şöedir gittik. Orada o mübarek Yeradağı onları falan onları çıkarttık. Arbayla mümkün olduğu kadar yapabildiğimiz yere kadar yani bütün ziyaretleri yaptırdık. Medine'den Mekke'ye gelen eski yol vardır. Musturah diye bir yer vardır. Oradan içeri girersen bir 30 35 km gidiyorsun. Ebva diye Abva yazar W ile bir köy vardı. Orası Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem'in valide-i şeriflerinin olduğu yani Amine anneciğimizin kaldığı köydür. O Ebva köyü kabrin olduğu yer. O orada kalmışlar yani. Onlara ne hikmet varsa oraya gittim. Hep böyle out boşanır benden de. Çünkü yani dünyanın en kıymetli annesi dağın başında tek başına dağın en tepesine zirve. Çıkmak da çok zor. Araba gitmiyor oraya zaten diye yayan çıkacaksın yani. Yani belli bir yere kadar arabayla gidiyorsun. Benim araba 4 çekerli bilmem ne 400 motor var. E gidiyorsun. Gidebildiğim kadar da gittim bundan. Çünkü bu neticede koluna girerek biz çıkartacağız. Nasıl çıkacak oraya? İlla tutturdu. Ben amin anneciğimle çıkacağım yukarı. Ya Rabbi sen bilirsin. Ondan sonra ise ikimiz iki taraftan böyle bir kucaklayarak Remzi ile beraber ben çıkarttık. Neyse orada ağladı, etti, ziyaret etti, şey yaptı. Neyse oradan da işte Medine'ye kavuşacağız diye artık deliriyor sevinçten. Ondan sonra Medine'ye geldik kavuştuk. Çok şükür da efendim geldim ben seni bırakmadım sen beni bırakma. Yalvarıyor artık öyle. Tekrar Uhud'a götürdük işte gitme günü geldi. Biz bunu nasıl otobüse bindireceğiz? Babacığım dedim şimdi bak senin için ben özel vize çıkaracağım. Senin için Samsun'a kalkıp geleceğim. Ne olur dedim şey yapma yani itiraz etme. Çünkü bu otobüsler çıkarken burada kaç kişi var? Bir otobüslük hali var. Bunların hepsi perişan olur. Yani polis orada tutacak bunları eziyet edecek. Çıkıp bırakmayacak. Bu pasaportun sahibi nerede diyecek. Yani bu mesele. Çünkü girerken çıkışı yazılı. Şu kadar kişi var. Çıkarken de bu yazılmış olacak yani. Oğlum ben gitmek istemiyorum diyor. Onu diyor. Başka şey yok. Arabadakiler de şey yaptı falan oraya kadar geldi. Bu çantasını mantasını götürdük. Tabii tabii arabaya benesi yok. Neyse zorlaan bindirdik. Bu tam gidecek biz de Medine'nin dışına kadar yolcu ettik. Bir benzinlik var. Oraya tekrar gidecek. Bir daha indi. Başlığımız var. Tam gidecekti otobüsen geri indi. Oğlum sen bana bir dua ettirdin dedi. O ne olacak dedi. Hangi dua dedim. Çok dua ettik. Haz Hamza abi efendimize ettik ya dedi. Hani burada ziyaret eden Medine'ye bir daha geliyor. E geleceksin işte zaten dedim. Problem yok. O dua ne olacak şimdi diyor. Yani ben buradan gitmek istemiyorum diyor. Sen dua ettiğin için geri geleceğim dedim buraya. O kesin ya. Ben sana söz veriyorum Allah'ın izni. Bu can dedim bu tende olduktan sonra ben seni elimle gelip ben gelip götüreceğim. Yani bitti. İşimi gücümü bırakacağım. Ben geleceğim. Hiç dedim rahatsız olma. Hiç üzüntü yapma. Bunun da bir ecri var sana. Sen oraya gittiğin zaman arzu edeceksin, özleyeceksin, edeceksin. Onun da eciri yok mu? Boşa iş olmaz. E tabii ki. Peki o zaman dedim sen rahat ol. Seni mutlaka dedim gelip alacağım yani dedi. Oğlum nasıl yedim bilmem ne. Seni ağlayarak ederek otobüse bindirdik. Oradan el sallıyor. Ama el sallarken benim ağladığımı da görmesin diye çaktırmıyor. Böyle el sallıyoruz. Şöyle el sallıyorum ben de. Gözümü silip böyle el sallıyorum. Yani ondan bir mana çıkarabilir. Bu gelemezsem diye mi düşünüyor? Diyebilir gibi hani gibi. Neyse bunlar gitti. Remziye dedim ki oğlum sen de yine bir çantan mantan bir şeyin hazır olsun. Bu vize çıktığı an dedim fırlayıp eee sen benden önce gidersin. Ben de vizeleri ayarlayıp getiririm. Beraber alıp geri geleceğiz. Başka çıkar yok. Tamam dedim. Ondan sonra ertesi gün sabah alyin dediler ki polis emniyet müdürlüğünü seni arıyorlar. Beni alo selam. Mühendis Mahmut Sami Arapça konuşuyor. Evet dedim benim Arapça tabii soruyorum cevap dediler bir şeye gelir misin? Bir hastaneye bir durum var. Hayır inşallah dedim. Hayır hayır inşallah dedi. Kalktık gittik. Ne oldu? Dediler ki biz burada gönderirken Mustafa amca aşağı yukarı bir 170 180 km gidiyorlar Hayber'in oralara kadar. Orada otobüs bir mola veriyor. Mola verince bu iniyor aşağı. Aşağı iniyor dağlara doğru başlıyor yürümeye. Tuvaletini yapacaksan diyorlar. Bir şey diyorlar. Kimse bir şey bildiği yok. Girip saklanıp kayboluyor bir yere. Karınlıkta da yani bu sefer diyorlar ki dede nerede? Eyvah diyorlar. Bu kaçtı. Eline sağlık. Şimdi nasıl yapacağız? İşte otobüsen otobüsün ışığına farıyla böyle dağlarda şey tutuyorlar. Işık tutuyorlar. E göremiyorlar. Geri geliyor otobüs. Biraz geri kaçtı olabilir diyorlar. Medine'ye doğru yoluna gitmiştir. Medine yoluna otobüs gidiyor epeyce birkaç kilometre ama o tak kadar yürüyecek hali yok ama neyse gene bir yürüyorlar oralardan bakıyorlar. Ediyorlar bu şeye mi kaçtı? Yok. İncin top oynuyor. Hiçbir yerde yok. Ondan sonra çare yok diyorlar. Şoför gidelim artık diyor. Ne yapalım yani? Bu kafeye koydu. O bir yere saklandı. Otobüs yürüyor gidiyor. O şimdi otobüsün yürüdüğünü uzaktan görüyor. Neyde saklandıysa. Ondan sonra biraz daha bekliyor, bekliyor. Ondan sonra oradan çıkıyor. Yavaş yavaş yoldan başlıyor Medine'ye doğru yürümeye. Abi o 170 ketreyi neyle yürüyeceksin babacığım sen ya? Hangi güçten, hangi takattan? Neyle? Hatay'dan gelen otobüsler vardı. Bunlardan bir tanesi gelirken nasıl olduysa dedeye yolun kenarında çarpıyor. Çarpıyor ve orada şehit ediyor suşın içinden. Herhalde yolun kenarı biraz daha düz diye yolun kenarına mı çok geldi? Nasıl geldiyse. Çünkü onun yolun kenarı da çakır çukur yerler. Ve onu alıp getiriyorlar Medine'ye. Yakın olduğu için vefat etmiş orada. Çıkışın içinde dedim ki gördü Mustafa dedi seni hayatta yani kimse götüremedi bu sefer hayattan göçtün ama şimdi geldin Medine'ye bu vaziyette demek ki senin gelecekmişin Hazreti Hamza efendimize verdiğin söz onunan aldın dedim bir izine izin sanki bir nevi tahakkuk etti sen Medine'ye geldin tekrar ondan sonra şimdi tutturduk burada bunu nasıl defnedeceğiz mutlaka aile efradından birilerinin yani torunun bilmem işte nesi bir şeyi uzaktan var aileler ama yine akraba olacak yani onların imzası gerekiyor Bu sefer onlar dediler, "İmzası olmaz. İlla bir soğuk yüzünü göreceğiz." Ya yapmayın bu zatın. Ölüsünü dedim götürmeye çalışmayın. Dirisini kimse götüremedi buna. Sonra mahşerde dedim yakanıza yapıştır bu yani. Yapmayın bunu yani böyle böyle oldu falan işte Remzi konuşuyor her gün. O zaman da kulübelerden telefonlar açılırdı. Eskiden cep telefonu bilmem ne yok. İlla Samsun'a istiyorlar. Gönderin diyorlar. şey dedim ki ben eee Remzi'ye "Oğlum bir" dedim şu yetkili kim varsa onların hepsi bir araya gelsin yarın dedim ben telefon açayım ben bir konuşayım yani ben onlara ayet hadis söyleyeceğim bunlar Müslüman insan değil mi dedim ya bir anlamaz mı laftan olur hocam dedin bugün git konuş de ki yarın toplansınlar hocam gelip sizinle konuşak de bu arada da polisten rica ediyoruz ki bak bu azam böyleydi. Bu bir aşığıydı medine aşığıydı yani bunu gitmesin diye uğraşıyoruz onun için biraz bize müsaade edin kalsın diyoruz hastane morgunda. E peki diyor onlar da bize saygıdan yani bizi sevdikleri için neticeyi kelam ertesi gün telefon açtık. Selamünaleyküm aleykümselam. Ben Sam kirin başınız sağ olsun önce Allah'ımız cennette beraberin böyle böyle. Fakat burada dedim bunu yani siz toplanmışsın şey yapmışsınız yani götürmek için çabalamayın çünkü kendisinin buna rızası yok. Bakın otobüsten kalkıp iniyor ve dağlarda taşlar gereken otobüs vurup şehit oluyor. E şimdi bu vaziyette kalkıp götürülmek istenmez ki dedim. Yani ehli bakıyada şimdi hadis-i şerifler var. Yani cennette bunlar ayrı bir makama erecek yani. E bundan mahrum etmeyin dedim ya. Orada biz Çamusunda herhangi bir kabre koyacaksınız siz bunu. E soğuk yüzümü bir görelim. Peki o zaman başka bir şey diyeyim dedim. 7 kişi dedim en yakınlarından toplayın. Hepsinin masrafı evden çıkıp da eve girene kadar bize ait olacak. 7i kişiye burada umre yaptılar mı? Hem cenazesini, namazını kılın hem de gelip o soğuk yüzünü, dediğiniz yüzünü görün. Böyle bir şey yapın dedim. Konuşun aranızda bana dedim cevap verin. Yarın dedim tekrar açacağım telefon. Telefon açtık yarın. Efendim de biz konuştuk ilginiz nezere çok teşekkür ediyoruz. Kabul etmiyoruz biz onu bekliyoruz. İlla çare kalmadı. Polise gittik böyle böyle edeli uzman yapacak bir şey yok. Gönder bunları sarmadılar. Sarıların bir işte alüminyum tabukları bir şeyler koydular. Gönderdik. Yanında da işte Remzi ile beraber bir daha Samsunlu birisini daha verdik. Cenazeyle beraber bunlar hadi gittiler. İstanbul'da da bir soğuk şeyli araba ayarladık. Soğuk olacak işte kliması olan bir araba. İstanbul'dan bir iki arkadaş da ikinci arabayla refakat edecek. Orada dua edecek hocalar falan filan. Onları da ayarladık. Ondan sonra gönderdik. Oradan iki gün sonra telefon. Efendim dediler biz çok acayip bir şey oldu. Bizim Remiz konuşuyor. Hocam dedi çok garip bir şey oldu. Ne? Haydi inşallah. Bu tabut açtık der. Kara kuru bir amca çıktı içinden. Ne dedim? Bir dakika hemen şükür derecesini yapıştım yere toprağa. Ya Rabbi dedim çok şükür cenaze karışmış. Anında anladım ben. Yani cenaze karışmış. Biz Mustafa amcanın cenazesini cuma namazında Medine Müer'de kılmışım. Fakir de kılmış cenazeyi de taşımışım. Ben cumada bulunmuştum. Cenaze bilmediğimiz bir cenazeyi taşıyoruz. Hintli bir varmış. Hintli bu nasıl olduysa karışmış. Numara karış başka bir şey yok. Y bu numaraya düşmüş yere oraya koyarken onu ona kavş on kavş. O hintde enteresan bir Türk rubatına kalıyormuş. Beşir arası vardı medresesi. Orada kalan biriymiş. Türkler ona çok hizmet etmiş. Dermiş ki ya rabi ölmeden ölani Türkiye'yi bana bir göster. Ben Türkiye'yi nasip et diye dua edermiş. Bu da Hintli. Bu Hintli gariban da şey oluyor. Hintliyi ne yapacağız dedi. Dedim orada gömeceksiniz. Namazını kılın bitti. Yapacak bir şey yok. geri gelmez dedim. Mümkün değil zaten. Öyle bir şey varmış. Eee onun eee şeyi onu da öğrenmiş olduk yani arkadaşlarından. Onu orada gömdük. Öteki Mustafa biz defnetmişiz. Cenazeyi taşımışım ben. Haberim yok bir şeyden. Genellikle cenaze oldu mu orada koşarız biz yani adet. Yani çok kıymetli bir şeydir cenaze taşımak etmek Allah rızası için. Yani toprak atmak çok sevaptır. Cenazenin namazını kılmak sevaptır. Cenazede bir el atmak çok sevaptır. Yani kalklıp da burada maalesef bazı şeylerde işte yani zayıf inancı olanlar geliyorlar orada süs gibi duruyorlar. Yani bir yerden gelmiş çelenk gibi duruyorlar. Üstlerine de bir de yazı yazsalar bari falan çelengin sahibi bu diye. Ne namaz kılıyorlar ne bir şey yapıyorlar. Öyle kenarda öyle süs diye duruyorlar. Neye yarıyor affedersin yaptığı iş. Ya hiç olmazsa bir eline at ya. Bir taşı ya bir elle ya. Neyse işte bu Mustafa amcamızın hikayesi böyle abi. E yani hayatta en mutlu olduğum hadiselerden biridir Mustafa amcanın o namazını biz kıldıp da cenazesini taşıdığımız zaman bir o Mahmut Efendimizin o üstüne türbe-i saadetten o örtüyü örtüğümüz ve onun dirleştiği zaman. Yani bunlar hayatta enteresan bizim unutamadığımız şeyler. Aile arasında abi şunu bilmek lazım ki bir kere hanım erkeğin e kemiğinden yaratılmıştır. Bir münakaşa çıktığı zaman bazen derdim ki ben bizim talebeleri falan sen kendi e kemiğini bir yokla bakayım. Hata sende mi yani hanım kızımızda mı? Bu son derece önemli bir olay. O bir. İkincisi karşılıklı hak hukuk derler ki dört atanın hakkı birdir. Dört evladın da hakkı birdir. Hem anne babaya düşer o evlatlara eşit muamele yapmak. Yani gelinle kızın bir farkı olmamalı. Damatla oğlun da bir farkı olmamalı. Bu bilinçli olmalı anne baba ki onları düzgün muamele etmeli. Evlatlar da o bilinçli olmalı ki yani bu bizim kayın valide e öteki de kayın peder. Yani kayın deyince sanki ikinci planda kalmış gibi oluyor. Halbuki öyle dememek lazım. Yani ikisi de ha kendi babası ha kendi annesi gibi. Bu muameleyi yapmak lazım. Yaparken mecburiyet diye düşünme. Hizmet ediyorum diye yaparsan ecir alırsın bal gibi. Çünkü Rabbim öyle yaratmış. E onlardan doğmasaydı senin eşin olmayacaktı. E onların hiç mi hakkı yok? Affedersin. Kaldı ki bir anne baba hakkı da öyle sırtında kalkıp da hacca götürsen derler ödenmez. E o ödenmeyecek sırtına götürmek ne demek? Bir 1520 metre taşıyabilir misin? Bakayım taşı. 20 metre taşı da göreyim. Hacca gideceksin buradan. O 4.000 ketrellik yola. Nereye taşıyorsun? Nasıl hakkını ödeyeceksin? Dolayısıyla bu son derece önemli. Yani sonra birbirbirimize mutlaka yapacak bir şey var. değiştirmeye uğraşmayalım. Benim tanıdığım ikiz kardeşler var. Aralarında diyelim ki 23 dakika fark var. Doğum sayı. E ikiz her şeyler benziyor birbirini. Tanıdıklarım var. Benim yengemin kardeşleri vardı. Rahmetli oldu ikisi de. İkisi de erkek. Abi hiç bir huyu suyu birbirine benzemiyor ya. Devamlı münakaş ederler. Ama suratları şunlar bunların iyi boy boz kıyafeti iyi kötü benziyor. E ama şey huy suyu töbe benzemiyor. E o zaman iki apayrı aileden gelmiş insanın birbirine benzemesini o onun huyunda olmasını ister misin? Yani illa senin huyunda olacak diye bir şeye zorlama. Yani illa bir şey yumuşaman gerekiyorsa sen onun huyuna girmeye çalış. Yani gayrimeşru bir şey olmadıkça yani burada idarecilik önemli. Hatta derler ki yani ev idare eden kişiye devlet idaresi bal gibi verilebilir. Bu hanım için de geçerli, erkek için de geçerli. Öyle oyuncak değil o iş. Yani babacığımın bir rahmetli Ömer Kirazoğlu babamın önemli sözü vardı. çocukken öğretti bize. Kopunca bir teli bağlansa da düğümlü kalır derdi. Kopca bir teli bağlansa da düğümlü kalır. O teli kopartmamak lazım. Sonra da ben devreye girdim. Dedim ki babacığım o düğüm hem ele gelir hem göze gelir. Evet dedi. Doğru söyledin. Dolayısıyla ipi kopartmayacaksın abi. İp çekildiyse sen de devam edeceksin. Sen de devam et iple git beraber. Bir şey olmaz. Dediğim gibi gayrimeşru bir şey olmadıkça hiçbir şey olmaz. Bir şey kaybetmezsin. Fre vermezsin. Erkekliğin bozulmaz. Korkma. Erkekler böyle kabadaylık yapar. Halbuki esasında onu derim. Bazen talebeler de böyle araları bozulmuş bana gelip anlatıyorlar ediyorlar. Sırf seni dinlemekle olmaz. Kızımı da tek dinleyeceğim. Seni de tek dinleyeceğim. Ayrıca ikinizi de dinleyeceğim. Ayrıca şahitleri dinleyeceğim. Benden eğer bir görev bekliyorsanız çoluk çocuk varsa onları da dinleyeceğim. Yoksa kapıcıyı da dinleyeceğim. Evdeki yahut sizin akrabaları da dinleyeceğim. Ben bana bir görev düşüyorsa düşmüyorsa hiçbirinizi dinlememe gerek yok. Dua ederim inşallah eee birbirinizin kıymetini bilin. İyileşin şey yapın. Zaman zaman onu yüzden derim evlenenlere. Zaman zaman birbirinizin kıymetini anlamak için. Mesela diyelim ki birisi Denizli'de oturuyor. Kızın annesi babası. Kendileri de Trakya'da işte ne bileyim Kocaeli şeyde Kırklareli'de yaşıyorlar. Arda bir diyorum kızı annesine götür bir 15 gün kalsın. Sen onu özle. O da seni bir özlesin. Eski yaşadığı hayat o. Çünkü ondan bir dem. Bazen insan tabiri vardır Anadolu'da kursa kavurgasın ister derler. Bazen eskiden yaptığın, ettiğin, bildiğin bir şeye yeniden kavuşmak istersin. İşte o annedin, babanın yaptığı, annenin yaptığı bir ne bileyim bir yağda yumurta kırar. On yumurtayı evde kendisi kıramaz. Onu annesinin kırdığını ister özler. Yani ister ki birbirinizi özleyin. Bir ayrı kalın birbirinizden. Yani mutlaka birbirinizin eee nazını çekmeye çalışın. Bir şeyi, münakaşayı artırmayın. Çünkü meşhur eee yani kitap yazarlarından karneci var. Onun bir müthiş sözü vardır. Hiçbir münakaşa kazanılmaz der. Evet. Hiçbir münakaşa kazanılmaz. İnsanlar içini boşaltır. Bir şey yaptığımı zanneder. Hiçbir şey de yapmış olmaz. Kazanılmaz yani. Maç kazanılmaz. Şeye benziyor. Benim bir espirim var. Harika top oynadık. Karşı takımı perişan ettik. Aa iyi. Kaç kaç? 9-0'ı mağlup olsun. Neyini perişan ettin abi? 9-0 yenilmişsin zaten sen. Neyi karşısına perişan ettin? Yani yanlış kullanığın cümle bunlar hep burada. Mesela çok yanlış kullanan cümlelerden bir tanesi. Efendim doğrusunu söylemek gerekirse şimdiye kadar hep yalan mı söylüyordun? Ne demek doğrusunu söylemek gerekirse? Ya doğrusunu söylemek mecburiyetindesin zaten sen. Şimdi doğru söylemek münafıklık sıfatı değil. Müminlik sıfatı. Yalan söylemek münafıklık sıfatı. Emanete hiyanet etmek münafıklık sıfatı. Sözünde durmamak münafıklık sıfatı. Tersi sözünde durmak. Emanete riayet etmek ve doğru söylemek müminlik sıfatı. Çevrene bak bakayım kim hangi sıfatta? Çıkışın içinden bu abi çok kritik bir şey yani. Doğru söylemek gerekirse ne yalan söyleyeyim ya bu cümleyi söylemeye niçin ihtiyaç duyuyorsun? Ne yalan söyleyeyim ne demek ya? Yani öyle bir şey olmasın lügatinde yalanlı bir şey olmasın. Hanımlara da tavsiyem şöyle. Şimdi maalesef öyle bir ne kitap var ne de öyle tavsiye eden insan var. Benim annemin annesi hacan derdik. Büyükannem böyle evlenince kızlara yani sözlenmiş, nişanlanmış daha düğünde olmamış. Onlara böyle tavsiyelerde bulunurdu. Ben de o zaman işte İstanbul'a geldiğimiz zamandan bahsediyorum. 45 yaşındayım. Ben de çocuğum benim yanımda mühim değil. Konuşurlardı. Zaman zaman da şahit olduğum şeyler vardı. İşte hatta bilinen bir kelimedir. Hacı anne derdi ki büyük hacı anne, "Kızum ağzın kanasa kiraz yedim ondan deh eşine" derdi. Ondan sonra gündüz ne kadar yorulursan yorun kalkıp akşam üstü işten bir şeyden geldiği zaman sen ev harmıysan, sen dışarıdan gelmiyorsan mutlaka onu güzel kıyafetlerle, temiz yüzle yani bakımlı olarak karşıla derdi. Bir şeylik yapma. Y bugün de çok yordum. Üf bilmem ne. Artık bir yemek de yapamadım. Kusura bakma bile deme derdi. Yani bu son derece önemli. Mesela ben eee evlendiğimiz zaman işte bunları duyarak yetiştiğim için eee eşime ilk bir de şöyle oldu. Biz 8 ay nişanlı kaldık. 8 ayda bir kere sözde gördük. Bir daha da doğru düst göremedim. Yani söz oldu. Ondan sonra dini nikah oldu. Kahve getirdi. Bir daha da göremedik. Çünkü rahmetli dedeciğim o eve daha evvel giderken eee ben bilmiyorum o evin kız olup olmadığını. Bir gün dedi ki işte falan yerde bir ihvanımız var. Ona sohbete gidiyorum. Mahmut sen de gel dedi. Halbuki bana hiçbir yere gel demez. Ben kendi kendime zaten gidiyorum yani. Beraber hep gidiyoruz. E gel demez oraya gel dedi. Bunda dedim bir hikmet var. Bizim o zaman da öyle işte eee tabii evlenme yaşına gelmişiz. Bizim o karateci güreşçi arkadaşları falan topladık. Evin etrafında evde dediğim gibi yalıydı. Bunlar kayığa bindi. Güya işte kayıktan geziyorlar. Orada böyle yedek kuvvet gibi. Ulan bir şey mi olacak o evde acaba diyorum. Yani bir şey mi çıkacak? Kimisi arabanın içinde bekliyor köşede birisi bu tarafta bekliyor. Böyle bir teşkilat kurduk. Hiç ortada bir şey yok. E gittik yemekler yendi, sohbetler edildi. Biz de Kur'an-ı Kerim okuduk. Bir şey okuduk. E sohbet de bitti. Dağıldık. Hiç ses yok. Bana işaret bir şey var mı? Yok. Tamam bitti hadi gidiyoruz. Hiçbir şey yok. Fakat bu benim ik sene sonra işte o şeyim bir kız varmış. Ondan sonra eee onu biz uygun gördük dediler. Annemler beraber hac yapmışlar çünkü onlar. Dedim o zaman benim görmeme gerek yok. Annem dedi ki oğlum sen bir mendili bile bakarken o kadar sanat ruhlusun seçiyorsun ediyorsun. Bu ne yani mesela şu gömlekleri kendim git giliyorum çizip yani gidip hazır almıyorum. Neye görece bir lazım bana şey koymam lazım. Etmem lazım bir şey işte o gün de din nikah kıyılacak. Bir kahve getirdi. Gördük. Bir daha görme yok. 8 ay o vaziyette. Onun için demin dediğim için lazım yani hanımlar da erkekler de bu bilinçte uyumda olması lazım. Hanıma dedim ki selamünaleyküm aleykümselam. İlk defa dedim aşağı akıl karşılaşıyoruz. Sen beni tanımıyorsun. Ben seni tanımıyorum. Dedim bir yemekle ilgili benim hiçbir talebim, arzım, şeyim olamaz. Haberin olsun. Yani ben her yemek başımın üstüne rabbimin nimetidir, lütfudur diye severim. Yani sen dedim o da çünkü Nişan Taşı Kız Sanat Enstitüsüen mezundu. Belki okul icabında mani oldu. Sen eğitim görürken yemek pişirme vaktin oldu olmadı bilmiyorum. Bilmediğim için konuşuyorum. Ama ben sana bir şey diyeyim. İstersen dedim 15 gün istersen bir ay sabah öğlen akşam bana lahana karşıla getir. Tuz atmayı da unut ve hiçbir sesimi çıkartmadan yerim dedim ben. Bunu bilesin. Beni böyle tanı. Ondan sonra böyle daha dediğim birkaç şey var da yani. Eee, onu hatta işte vefat edeceği zaman bu bir iki şey hatırına gelmiş de benden helallik istemişti. Şunu dedi bu yaptıklarını unutamıyorum dedi. Bunu hiçbir erkeğin yapmadığını ben arkadaşlarımdan işittim. Yani bir tabir var. Hani erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer. Ne kadar bu maddi bir görüntü ya. Ne demek midesinden geçer? Bir çöp verse, bir bisküvi verse hanım benim için kıymet işte. Ya bir şey yok ki ya. Kıymet bileceksin abi. O demin dediğim cümlede bir şey var. Şimdi söyleyeyim yeri geldi. Bir insan ben sözümün arkasındayım tabiri de yanlıştır. Şöyle yanlıştır. %50 yanlış %50 doğrudur. Bir söz söyler. O sözün yanlış olduğunu kendisi hisseder. Kimsenin söylemesine gerek yok. Söylediği sözün yanlış söz olduğunu sonra anlar. E hani arkasındaydın sen. Peki o yanlış sözünün arkasında devam devam edecek misin? Yok. Şunun arkasında olabilir insan. Verdiğim sözüde dururum. Onun arkasında olabilir. Ben 5'te geleceğim dediğin zaman 5şte hazır olacaksın orada. Onun arkasında ol. herhangi bir manevi bir trafik bir şey Allah korusun çıkarsa ederse geçen bir tane bir yerde daha davet ettiler beni bir konferansa. Bu e işte yabancı bir adam gelmişti işte ismini söylememe gerek yok bilmiyorum zaten. Yollar eee kapanmış bazı yerler yollar kapandığı için o konferans, o toplantı iptal oldu. E şimdi bu tip bir şey o zaman elde bir şey yok. O ayrı yani. Ama verdiğim sözün arkasında olduğum o tamam ama söylediğin sözün arkasında olamazsın arkadaş. Söylersin kalır yarın bir gün sen ona hatta özür dilersin. Yanlış söylemişim gibi. Bu da anekdot olarak deminki cümleye yani cümlelere ilave bulunsun. Abi evlilikle ilgili demin bir parça konuştuk ama bir de yazdığımız bazı şiirler var. Evlilik çeşme altın ne fayda? Suyu yok hem tası yok. İncitme, gönül yıkma. Yapacak ustası yok. Uzatma tadı kaçar. Tüketme nefesini. Yorarsın yorulursun. Yükseltme hiç sesini. Eşine kıyma kırma. Tamiri olmaz olur. Koklamayı bilirsen o gül hiç solmaz olur. Yarayı eşeleme, nefse uyanı duyma, geçmişi deşeleme. Uyan şeytana uyma. Aile hukukunu önce içine sindir. Evlilik ateşini hazır olunca dindir. Diline, eline de, tavrına, yüzüne de. Sahip olmalısın bil. Gözüne, özüne de. Hiçbir münakaşada bil ki kazanan yoktur. Kendini doğru sanan ama yanılan çoktur. Aile de evlenir. Sadece gençler değil. Dört atanın hakkı bir. Bil ki hürmetle eğil gelenin kıymetini. Büyükler de bilmeli. Yaşantı ekmeğini adaletle dilmeli. Sempatiyi bilmeden empati yapamazsın. Kaçsa zor yakalarsın. Huzuru kapamazsın. Kendine zulmedersin. Tenkitlerle didişme. Çok şeyler kaybedersin. Kanayan yarayı deşme. Yanlış yola gidersin. Tenkitle yüceleşme. Nefsine zulmedersin. Takdirde cüceleşme. Sık boğaz etme sakın. Üst üste lokma tıkma. Hayat arkadaşın o üzme canını sıkma. Kıymet bil, kıymetli ol. Kaldırma hiç kaşını. Tatlıya sirke döküp zehir etme aşını. Sahip olup kucakla. Pırlanta tek taşını. Zinhar akıtmayasın o inci gözyaşını. Kontrolsüzse dilde hele kalkarsa elde gücün var mı yüzmeye mahşere akan selde? Dolduruşlarla dolma. Nefsin esiri olma. Çiçekler bakım ister. Soldurma sen de solma. Durultma durulursun. Darıltma darılırsın. Etme bulma dünyası. Kırma ki kırılırsın. [müzik]

Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Benzer Yazılar

Yorumlar