Aslanların Dişisine de Aslan Derler
İhramcızade İsmail Hakkı Toprak Efendi ve diğer
bir çok büyük zevat da aynı meyanda buyurdular ki;
“Aslanın
dişisine de aslan derler. Bizim öyle kadın ihvanlarımız vardır.”
Aşağıdaki yazı Gavs-ül Âzam
İhramcızâde Hacı İsmail Hakkı
Toprak Kaddesellâhü Sırrahu’l Azîz
(1880–1969) Nakşî-Hâkî Tarikâtı Ve
İlm-İ Ledün Sırları (Üçüncü Baskı
- 2013) bu
kitaptan alınmıştır.
“Kırklar kaç erdir? Diye zâtın birine
sormuşlar. Kırk nüfustur, demiş. Niçin er demediniz de nüfus dediniz? Diye
tekrar sorunca:
İçlerinde kadın da
vardır da onun için... Buyurmuş. (Ken’an Rifâî, Sohbetler. s. 340)
Tezkire-i Evliya adlı
kitapta, Feridüddin Attar kuddise sırruhu’l aziz buyurur ki;
“Hususi bir mahremiyet
perdesi altında saklı ve ihlâs örtüsü ile gizli olan, aşk ve iştiyakla tutuşan,
yakîn ve yanık olmaya vurulan, Meryem-i Safiye aleyhisselâma nâib bulunan,
erenler nezdinde kabul gören Râbiatu’l-Adeviye radiyallâhü anha’dır. (h.y.t.
185)
Biri çıkıp onu; “Niçin
erkekler safında zikr ettin,” diye sorarsa bana, derim ki; Hâce’-i Enbiya
Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem “Allah Teâlâ sizin suretinize
bakmaz...” buyurmuşlardır.
Şimdi amel, surete göre
olmayıp iyi niyete göredir. Şayet dinimizin üçte birini Aişe-i Sıddîka
radiyallâhü anhadan almak caiz ise, aynı şekilde onun cariyelerinden, (yâni
halefleri olan veliye hanımlardan) dinimizi öğrenmek (ve feyz) almak da
caizdir.
Bir kadın, Allah Tealâ’nın
yolunda er olursa, artık ona kadın denilmez. Nitekim Abbase-i Tusî: “Yarın
Arasat meydanında, “Ey erler!” diye nida edildiği vakit, rical (erkekler)
safına ilk önce ayağını basacak olan Hz. Meryem’dir,” demiştir.
Bir şahıs
(Râbiatu’l-Adeviye radiyallâhü anha) ki, o mecliste hazır olmayınca Hasan
Basri radiyallâhü anh konuşmazdı. Öyle bir şahsın mutlaka erkekler safında yâd
edilmesi lazım gelir. Belki hakikat açısından bakılınca, görülür ki, bu
zümrenin bulunduğu makamda herkes tevhidde yok, (İlahî Vahdette fâni) olmuştur.
Şu halde tevhidde: “Ben” ve “sen” namına bir şey
kalmamış, olduğundan : “Erkek” ve “kadın”
ayrımından söz edilemez.
Nitekim Ebu Ali
Fârmedî (h.y.t. 477) nübüvvet, izzet ve
şerefin ta kendisidir, “orada büyüklükten-küçüklükten söz edilemez,”
demiştir. İmdi velayet de aynen öyledir, bahis konusu olan Râbiatu’l-Adeviye
radiyallâhü anha olursa. Zira muamele ve marifet itibarı ile çağında onun bir
eşi daha yoktu. O zamandaki büyükler ne ise; muteber olup çağdaşlarına karşı
sözü kat’î bir hüccet idi.” (Tezkiretü’l-Evliya, s. 111–112)
Ahmed Âmiş
kuddise sırruhu’l-azîz Hazretleri buyurdu ki;
“Kadınlara dikkat
ediyor musun? Onların içinde erkekleri vardır. Onlara iyi dikkat et.” (GÜNEREN, a.g.e., s. 69)
Prof. Dr.
Amiran Kurtkan Bilgiseven, Mevlana kuddise sırruhu’l-azîze göre insan
kategorisinde recül (erkeklik) sıfatı üzerinde incelemesi özet olarak şu
şekildedir.
“Yine
Mevlânâ kuddise sırruhu’l-azîze göre, cemiyet âleminde de, Kur’ân-ı Kerîm’in
emrettiği gibi kendimizden, olduklarını görerek seçtiğimiz idareciler, er
kişilerdir. İdare edilenler zümresi, cemiyetin (bu iyi idarecileri seçmede
aktif, fakat daha sonra pasif kalması gereken) kadın varlığıdır. Bu anlayış
kadın-erkek çiftinin üç anlam boyutundan üçüncüsü olan ledünni boyutu meydana
getirmektedir.
Buna göre
Kadın-erkek çifti üç boyuttur.
Birinci
anlam boyutu BİYOLOJİK BOYUT tur.
Kadının
gebelik süresini, iddet müddetini, ay hali durumunu, erkeğin kadını kendinden
meydana getirmesini (yâni XY spermatazonlanna sahiplik durumunu) söz konusu
eden bütün âyetler, kadın-erkek çiftinin biyolojik boyutuna değinen âyetlerdir.
(Kadının yâni her çocuğun cinsiyeti sadece annedeki XX cinsiyet hücreleri
tarafından tayin edilememektedir. Erkekten gelen spermatazona göre XX bileşimi
kız çocuğunun, XY bileşimi ise, erkek çocuğunun cinsiyetini tayin eder. Çünkü
erkekte hem X, hem de Y spermatazonları vardır.)
İkinci
anlam boyutu HUKUKİ BOYUT tur.
Kadın veya
erkek öldüğü zaman, eşine ve her ikisinin ölümleri halinde kız ve erkek
çocuklara kalacak olan miras payını, evlenme, ayrılma ve diğer hukuki konuları
düzenleyen bütün âyetler, kadın-erkek çiftinin hukuki boyut’unu ele alan
âyetlerdir.
Üçüncü
boyut, LEDUNNİ BOYUT tur.
Bu da,
kadın-erkek çiftini ilm-i ledün açısından ele alan boyuttur. Bu boyuta giren
âyetlerde erkek (veya er kişi) daima racul
olarak anılır. Racul kavramı,
ister kadın ister erkek olsun, tıpkı bir uzviyetin aklı gibi insanları idarede
onları doğru yola sevk eden olgunlaşmış fert anlamını taşır. Diğer insanlar,
racule nazaran, beynin idaresi altındaki organlar gibidirler. Ancak, bu
organlardan farklı olarak, onların da cüz’i iradeleri ve akılları olduğu
içindir ki, başlarına geçirecekleri insanların iyisini seçme hususundaki
sorumluluk, kendilerine aittir.
Ledünni
anlamda, Mevlâna kuddise sırruhu’l-azîze göre, çeşitli istekleri ile nefsi
temsil eden millet kadın, aklı temsil eden idareciler ise, erkek’tir. Mesnevi de, kötü
tedbirlerle bir milletin birliğini parçalayan ve onu yokluğa sürükleyen idarecileri
sembolik olarak merkebe benzetmiştir. (Mesela, Lokman suresinin 19. Ayetinde,
yüksek sesle bağırıp çağıranlar merkeplere benzetilmiş ve seslerin en
çirkininin merkeplerin sesi olduğu ifade edilmiştir.)
İnsan
olana, insan olan er kişi yakışır. Gerçek anlamda insan olan milletler de insan
niteliğini taşıyan idarecileri seçerler. Ledünni anlamda millet, (kadın-racul)
çiftinin kadın bölümünü oluşturur. Racul ise, sadece maddi açıdan değil, fakat
manen de olgunlaşmış olan ferttir. Kadın durumundaki vatandaşları (ki, bunlar
biyolojik anlamda kadınları da erkekleri de kapsayan bir nüfus kategorisidir)
ledünni anlamda dölleyen, yâni onların zihin ve gönüllerden ibaret mana
rahimlerine en iyi tedbir ve izahlarla en güzel manevi tohumları atabilecek
olanlar, bu türlü mana erleridir. Eğer, bir millet, kendi cinsinden, yâni
kendisi gibi birlik (tevhid) sağlayıcı, akıllı, bilgili ve iyi ahlaklı
raculleri seçip iş başına getirebilmişse hayatta kalır ve gelişir. Aksi takdirde
parçalanarak tarih sahnesinden silinip gider.
Fakat
seçim, her zaman tekrarlanması mümkün olan bir işlem değildir. Bundan ötürü,
her nasılsa, iyi zannettiği kötü idarecileri iş başına getirmiş bir milleti
kötü tedbirlerden koruyacak olan vasıta, beşeri hukuktur.
Mevlâna
kuddise sırruhu’l-azîz, fert olarak ve millet olarak, nefsâni isteklerini
akılları üzerine hâkim kılanların hepsini kadın olarak kabul eder. Onlar, mânâ
rahimlerine, racul karakterine sahip (tevhit ehli) kişilerin manevi tohumları
durumundaki fikirlerini kabul edip, hayırlı evlatlar gibi olan iyi amelleri
doğurmaya muhtaç bulunan nüfus kategorisini oluşturmaktadırlar. Yoksa
Mevlâna’ya göre, (biyolojik anlamda) kadınlık ve kadın, mukaddestir.
Mesnevi’de: “kadın Hakk nurudur” derken, bunu ifade etmiştir.
Kadın ve
erkek çiftinin bu üç boyut açısından farklı anlamlarda ele alınışını tenkit
edebilmeye imkân yoktur. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm’de bu üç boyutlu izah tarzı ele
alınmıştır. Az önce de belirtmiş olduğumuz gibi, üçüncü boyut Ledünni bir
nitelik taşımaktadır. Ledünni anlamda erkek (veya er kişi) kadını da erkeği de
kapsayan racul’dür. O halde, Tebaa (vatandaşlar kitlesi) anlamında kadın iyi
olursa, başına getireceği idarecilerin de iyi olmaları ihtimali yüksektir.
Bundan ötürü Kur’ân-ı Kerîm’de “İyi kadınlar iyi erkeklere”
ifadesi yer almıştır. Gerçi bu ifadeye bazı tercümelerde “yakışır” kelimesi
eklenerek âyette ifade edilen kadın ve erkeğin, Ledünni anlamın dışında
tutulduğu görülmektedir. Hâlbuki nasılsanız öyle idare edilirsiniz ifadesi ve
ülkeler batırılacağı zaman kötüleşmenin idarecilerden başlayacağına dair
Kur’ân-ı Kerîm hükmü dikkate alınırsa, Kur’ân-ı Kerîm’de iyi vatandaşların
çoğunlukta olduğu ülkelerde idarecilerin de iyi ve kaliteli olmaları
ihtimalinin yüksek olacağının belirtildiği anlaşılır. İyi kadınlardan (dürüst
ve dirayetli idarecilerin) meydana geldiğinin Kur’ân-ı Kerîm’de belirtilmiş
olduğu çok açık bir gerçektir.
Bu anlamda
erlik, cinsiyet gücünü ifade etmez, nefse hâkimiyet anlamına gelir.
(Din Eğitimi Araştırmaları Dergisi Yıl: 2002 Sayı: 10, Mevlana, Prof. Dr.
Amiran Kurtkan Bilgiseven, s. 15–17)
“İlm-i billah erkektir. Yâni kabili
kabul eder. Ve onda ki, ilm-i billâh yoktur kadın gibidir.” (İsmail Hakkı Bursevî, Tuhfe-i Vesimiyye, hzl: Şeyda
ÖZTÜRK, İst., 2000, s.124)
Bu söz
gösteriyor ki, kadınlık ve erkeklik cinsel bir farklılaşma değildir. “Tanınmış
ruh hekimlerinden Prof. Dr. Ayhan Songar, fakültelerinin bir mezuniyet gününde
öğrencilerine yaptığı bir sohbette şunları söylüyor: “Birbirine gerçek dost iki
kadın gördünüz mü? Ben görmedim. Her kadın bütün diğer kadınları kendine rakip
görür ve (bilerek veya bilmeyerek) hepsinden nefret eder. Bu, kadınlığın tabiatında
vardır. Erkeklerde ise, bu rekabet hissi, daha çok meslektaşlar çevresine
inhisar etmektedir. Daima kendi yapamadığımızı yapana hasetle bakar, ondan
nefret eder, onu küçültmek isteriz.” (ÇOŞKUN, Ahmed, Sohbetler, Hatıralar, İst,
1982, s. 61)
Bu şeyhlik, dedikleri dava ile şöhret ile olmaz. Hele, çok muhip
edinip, kalabalık ve hengâme ile hiç olmaz. Nuh Peygamber aleyhisselâm,
ŞEYH-İ-ENBÎYÂ iken dokuz yüz yıl halkı davet etti, ancak doksan kişi
toplayabildi. Yoksa müritlerin çokluğuna ve kalabalığa itibar olmaz. Zira
şeyhlerin bir terbiyeleri vardır ve o terbiyeye varamayan kişiler, şeyhlik
edemezler. Şeyhlikte MERTEBE-Î-RACÛLÎYYET, yâni tamam erlik mertebesi şarttır.
Yarım erlik mertebesinde kalanlar, tamam erlik mertebesine erişemeyenler şeyhlik
edemezler. Çünkü talibin akidesini bozarlar.
Erlik
mertebesi nedir? Tam er kime denir?
Bir kimse,
iki cihanı ayağı altına alsa, kendisinin geçen haline ve gelecek sırlarına
vâkıf olsa, kendi batın sırlarına da vâkıf bulunsa, Allah Teâlâ’nın
acayiplerini ve birçok sırlarını da bilse, bütün mahlûkatın zahirine, batınına,
sırrına ve alâniyyetine de vâkıf olsa, o henüz kâmil bir veli değildir. Tam
erlik mertebesine de yetişememiştir. İrşadı dürüst değildir.
Mürşidi kâmil odur ki, bunların da üstünde olmalı, Allah Teâlâ’nın
zâtına ve sıfatına ait ilme vâkıf bulunmalıdır. O ilim, gizli bir ilimdir ve
hiç sonu yoktur. Zahiri ilimler, onun yanında okyanusa nisbetle bir damla
gibidir.
(Eşrefoğlu Rumî, Müzekkin
Nüfus, İst, s. 425)
Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Yorumlar
Yorum Gönder