Hallacı Mansur'un Başını Verme Nedeni
Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellemi bir şekilde
tenkit etmek, O’nu şirk babında Allah Teâlâ’ya rakip görmek günümüzde moda
oldu.
O’nun yüce şahsiyetini görmemek.
Görmemek ne kelime, O’nu müsteşrik edasıyla
dinden silip atmak bir vazife addediliyor?
Ne oldu bu Müslümanlara!
Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve selleme karşı olmak
yoksa dinden dönmenin başka bir şekli mi?
Gün geçtikçe adı Müslüman, kendi de Müslüman
(!), fakat Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve selleme düşman kişiler artıyor ve
eksilmiyor.
Neden?
Diyebilirsiniz, hayır öyle bir şey yoktur.
Var Efendim var!
Onların işine bak; kulluğuna bak; cemaatine bak,
liderine bak; hocasına bak; şeyhine bak ; dergisine bak, …
Baktıkça bakın …hiçbirinde Rasûlullâh sallallâhü
aleyhi ve selleme dair az da olsa “minnet babından” duyulan bir söz ve
halleri var mı ?
Yoktur.
Bazılarında da, Kur’ân-ı Kerim dillerine dolanmış
duruyor.
Ne oldu?
Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem nerede?
Niçin peygambere karşı hased edici oldu bu Müslümanlar?
Tabi ki sebebi var.
Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem, “kulluğun”
simgesi.
Tanrı olmak varken kul olmak kimin neyine..
Uçmak varken, kaçmak varken, gökler varken, sefahat
varken; yerlerde durup, kulluk etmek, malını mülkünü paylaşmak, namaz
kılmak, insanların çilelerine talip olmak;
Kimin neyine.
Onlara ulaşmak için, Fenâ’ya çıkarsın, bekâya
varırsın, o da yetmez, nasıl olsa peygamber gelmeyecek ya;
Yeri gelir Mehdi, yeri gelir İsâ olduklarını kabul
etmeye mecbur olursun.
İşin garibi günümüzde “şeytan tatile çıktı diyorlar”dı
da inanmazdım. Meğer doğru imiş.
Şeytan bu günlerde istirahat ediyor.
İşin latifesi bir yana biz nerede hata yapıyoruz?
Cevabı yukarıda söylediğimiz gibi kimse “KUL” olmaya yanaşmıyor.
Kulluk zor iştir.
Melek olsan bile kulluk zor iştir.
Cebrail aleyhisselâm meleklerin peygamberi iken
Azâzil’in düştüğü durumlardan her zaman rahatsız olmuş ve sıkıntısını içinde
hissetmiştir. Öyleki Kur’ân-ı Kerim’i indirdiği güne kadar kendini emniyette
hissetmeyip, âlemlere rahmet olan Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem ile
ancak huzura kavuşabilmiştir.
Bir gün Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem
Cebrail’e:
“Yüce Allah, ‘seni âlemlere rahmet için gönderdim’
(Enbiya 107) buyuruyor. Bu rahmetten sen de istifade ettin mi?” demiş. O da:
“Evet, akıbetimden korkuyordum. Allah, bana: ‘O elçi
güçlüdür, Arş’ın Sahibi katında yücedir. Orada (kendisine) itaat edilen ve
güvenilendir’ (Tekvîr 81/20-21) şeklinde övgüde bulunduğu için sana iman
ettim, demiş.”[1]
İsmail Hakkı Bursevî kaddesellâhü sırrahu’l azîz bu
konuyu izah ederken şu görüşlere yer vermiştir:
“Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellemin
rahmet oluşu mutlak, tam, kâmil, her şeyi içine alan, cami’, gaybî, ilmî, aynî,
vucûdî, şuhûdî, geçmiş ve gelecekle ilgili tüm kayıtları kuşatan, ruhlar ve
cesetler âlemi gibi diğer tüm akıllılarla ilgili âlemleri de içine alan bir rahmettir…
Ey akıllı insan, iyi düşün ve anla ki Yüce
Allah Teâlâ bize şunu haber vermektedir: Hz. Muhammed sallallâhü aleyhi ve
selleminin nuru, Allah’ın ilk önce yarattığı şeydir. Daha sonra tüm mahlûkatı
nurunun bir bölümünden Arş’tan toprağa kadar yaratmıştır…” [2]
Yine tahrif edilen Yuhanna İncil‘inde
Hz. İsâ aleyhisselâm içinsöyleniyor denilse de “Sen olmasaydın felekleri yaratmazdım”müjdesine
kavuşmuş Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem hakkında da şu şekilde
söylendiğini hatırlatmakta yarar görmekteyiz:
“…Her şey O’nun aracılığıyla var oldu, var
olan hiçbir şey O’nsuz olmadı…”[3]
“…O, hep dünyadaydı, dünya O’nun
aracılığıyla var oldu, ama dünya O’nu (gerçeğiyle) tanımadı…”[4]
Bu sözlerle maksadımız şudur ki kıskançlık ve hased
duygusu insanın fıtratından doğmaktadır. Bu duyguların imanî çerçevedeki durumu
terbiye ile alakalıdır. Bu nedenle Müslüman olması kişiyi bu huylardan uzak
tutmaz. Yine Allah Teâlâ buyurdu ki;
“Onlar mı Rabb’inin rahmetini taksim
ediyorlar?”[5]
Ebu’l Leys Semerkandî, buradaki ifadeyi
açıklarken “risâlet ve nübüvvetin anahtarları onların
ellerinde mi ki onları diledikleri yere koyuyorlar? Risâlete, kullarımızdan
dilediğimizi ancak biz seçeriz” demiştir.[6]
Fahreddin Râzî, buradaki rahmet kelimesini izah
ederken bu âyetin, bir önceki âyette müşriklerin “Kur’ân, iki şehirden birindeki büyük bir adama indirilmeli değil
miydi?”[7] şeklindeki ifadelerinin cevabı olarak
indirildiğini, dolayısıyla onların peygamber olarak bekledikleri kişilerin de
Mekke’den Velîd b. Muğîre Tâif’ten
de ‘Urve b. Mes’ûd es-Sakafî olduğu ancak bu
kişilerin Allah Teâlâ için bir mana ifade etmediğidir..[8]
Allah Teâlâ Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellemi
kendisine rasül ve kul seçmiştir. Bu seçimde hata arayanlar dikkat etmelidir.
O’nun habibini incitenler bir gün Hallac-ı Mansur’un akıbetine uğrayacağını
bilmelidirler. (Aman Ya Rabbî!)
Aşağıdaki alıntılar ile Müslümanların Rasûlullâh
sallallâhü aleyhi ve sellem hakkında dikkatli olmaları edep ve tazimde
durumlarının ne olması gerektiğini anlamalıdırlar.
Mevlana Cami kaddesellâhü sırrahu’l azîz
Nefehât’ında ” Hallac ne için i’dam edilmişdi?” konusunda
bir rivayeti şu şekilde aktarıyor.
‘Bir gün Hallâc’ın kalbinden şöyle bir
hâtıra geçti ki, Hazreti Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem, mi’râc
esnasında “niçin yalnız mü’minlerin affını diledi de bütün insanların
affını dilemedi?”
O anda rûh-ı Nebî mütecessid (zahiren
bedene bürünmüş) olarak kapıdan içeri girdi ve
“Bizim kalplerimiz Allah Teâlâ’nın
ilhammahallidir, oraya her ne ilham edilirse öyle hareket ederiz. Eğer bütün
insânların afvını dilemem ilham edilmiş olsaydı öyle istirham ederdim” buyurdu. Bunun üzerine Hallaç, hata etmiş
olduğunu anladı ve özür dilemek üzere başından sarığını çıkarıp tezellül
(aşağılanma- özür) tavrı aldı.
Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem
Efendimiz;
“Sarığını çıkarmak kâfî değil, benim
rızâmı kazanmak için başını da vermelisin” buyurdu.
Hallâc da bu teklife rızâ gösterdi. Onun için dâr ağacı üzerinde bulunduğu
sırada,
“bu işin sebebini ve kimin muradı olduğunu
biliyorum, fakat itâ’at ediyorum”demişti.[9]
Durumun inceliğini fark etmek gerektiğini daha iyi
anlamış bulunmaktayız.
Fatih’in Hocası Hz. Akşemseddin, evliyaullahdan bu
duruma düşmüşler hakkında buyurdu ki:
Evliyadan bazıları zahir güzelliğe nazar
etmezler, daima o mübarek ruha nazar ederler. Hayran olurlar. Çünkü
Evliyaullahın, Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellemin mübarek ruhuna aşık
olmaları gerekir ki Hakk’ın inayeti erişip“cemâl”e müşahit olanlar.
Zira Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellemin mübarek ruhu“Cemâlûllah” a
âyine düşmüştür. Ondan başka bir şeyden müşahede edilmez.
Evliyanın bu makamda çok durmalarına sebep
de budur. Baksana, dünya sevgililerinin aşkından âşık olanlar —Mecnun gibi
Ferhat gibi— meşhurdurlar. Hâlbuki o (âşıkların) maşukları bütün sultanların
sultanıdır.
Sevgililer sevgilisidir. Hepsi onun
hüsnünün nurundan bir nurdur. İster Yusuf aleyhisselâmın güzelliği olsun ister
başkasının güzelliği olsun, sadece aslî nur Ruh-ı Muhammedidir. (veya aslı
Ruh-ı Muhammedinin nurudur). O, zattan feyizlenir.
Her ne kadar, bunun gibi güzelliğe karşı
hayran olmak bedî’i (beğenilen) değilse de Evliyaullah o makamda kalmışlardır.
Onlardan her birine de“Cemâl ehli” derler. Rasûlullâh
sallallâhü aleyhi ve sellem hazretlerinin mübarek ruhuna nazar ettiklerinden
dolayı o makamda zât’ı müşahade etmezler. Sadece Muhammed sallallâhü
aleyhi ve sellemin mübarek ruhuna nazar ederler. Onun için buna aşk
makamı derler. Zira, Evliyaullah bu makamla aşkın galebesinden
kendilerini helak ederler. Yahut parlak sözler söylerler. Hallac-ı Mansur’un
hakkı olmayan ve Şeriat-ı Muhammediye’ye münasip bulunmayan sözleri gibi –
Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellemin ruhundan edep etmezler.
(Böyle hallerde) Rasûlullâh
sallallâhü aleyhi ve sellemin ruhu bir defada hakikât kılıcı ile helak
eder. Şüheda mertebelerini bulurlar.[10]
Hulasa; Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellemin
hakkında ileri geri konuşanlar ve O’ndan başkasının peşine gidenlerin
akibetlerinin perişan olma ihtimali içinde olabileceğini hatırlatmak gerekir.
Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellemi incitmekten
Allah Teâlâ’ya sığınırız.
İhramcızâde İsmail Hakkı
[1] İsmail Hakkı Bursevî, Rûhu’l-Beyân, Beyrut 1985,
V, 527. Tabresî de benzer ifadeler kullanarak bu konuşmayı nakletmiş, sonunda
Cebrail’in: “Allah, bana ‘O elçi güçlüdür, Arş’ın Sahibi katında
yücedir’ kavliyle övgüde bulununca ben de sana iman ettim” dediğini
belirtmiştir” (Ebû Ali el-Fadl b. el-Hasan et-Tabresî, Mecme’u’l-Beyân fı
Tefsîri’l-Kur’ân, Beyrut 1994, VII, 106).
[2] İsmail Hakkı Bursevî, Rûhu’l-Beyân, Beyrut 1985,
V, 528
[3] Yuhanna, Yeni Ahit, Yeni Yaşam Yayınlan,
İstanbul 2000, 1: 3.
[4] Yuhanna 1:6-10.
[5] Zuhruf 43/32.
[6] Semerkandî, Bahr’ul Ulum, III, 256.
[7] Zuhruf43/31.
[8] Râzî, Mefatihul Gayb, XXVII, 209.
[9] Bkz:Tahirü’l-Mevlevi’nin”Hallac-ı Mansur’a Dair”
Risalesi
[10] Akşemseddin Makâmât-ı Evliya, 12. Bab
🍃 7599839929609199797
Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Yorumlar
Yorum Gönder