Print Friendly and PDF

YAHUDİLİK HAKKINDA BİLİNMEYENLER



Video Bölümleri: 00:00 Giriş 00:51 Yahudilik nedir? 03:36 Yahudilik ve Musevilik farkı 05:58 Yahudilerin Avrupa'daki konumları? 07:56 Yahudilerin gündelik hayatı 10:52 Osmanlı'da Yahudiler 12:35 Din mi etnisite mi? 15:25 Mezhepler: Mizrahi, Aşkenaz, Falaşa 17:20 Yahudilikte Tanrı inancı 18:58 Tanrı ile ahit 22:59 Yahudiliğin sekülerleşmesi 31:50 Kutsal metinler: Tevrat, Tanah, Talmud 43:10 Siyonizm nedir? 43:59 Thedore Herzl 50:13 Almanya'da yaşananlar neydii?

 Yahudilerin Hristiyanlık içerisinde kurucu bir pozisyonları var. O da en vulgarize şekilde ifade etmemiz gerekirse tanrı katilliği. Bir yeniçeri gidiyor bir Yahudinin ensesine böyle okkalı bir tokat patlatıyor. Yahudi kalkıyor diyor ki ya bana niye vurdun ki şimdi sen ya? Diyor siz Haz İsa'yı katletmişsiniz ya. Diyor o 1500 1600 yıl önceydi. Yeni şeyde diyor ki vallahi ben yeni öğrendim. Tırnak içerisinde sıradan insanlar gördüm ve bu beni çok şaşırttı. Çünkü ben bir türlü aslında orada Yahudiler

görmek isterken gördüğüm şey Osmanlılardı. Çünkü ben şöyle bir şey bekliyordum. Yani bu insanlar Yahudiler, Yahudilik dinliğine mensuplar. Dolayısıyla her şeyleri Yahudice olmalı. Ne demek Yahudice? Buna dair bir fikrim yok. Ama farklı olmalı yani. Bunlar diğer taraftan bir grupta diyor ki biz tamam okeyiz ve biz artık içinde yaşadığımız toplumlara uyum sağlayacağız. İşte Yahudi sekülerleşmesinin başladığı moment burası. >> Hocam Yahudilik deyince ne anlamamız lazım? Yani şimdi Yahudiliğin aslında ne

olduğundan ziyade bizim Yahudiliği neden merak ettiğimiz sorusu bu noktada Yahudiliği nasıl anladığımız noktasında da çok belirleyici oluyor. Yani biz bugün Türkiye'de yaşayan insanlar olarak ya da ne bileyim Müslümanlar olarak, Ortadoğular olarak Yahudilik meselesiyle nasıl bir irtibat kuruyoruz? Yahudilik bizim zihnimizde ne ifade ediyor sorusu bence burada önemli. Şimdi bir kere önümüzde yani bir kökenlik iddiasında olan bir din var. Yahudilik. Yani Yahudilerin bakış açısıyla bakacak olursak Hristiyanlığa köken olmuş hatta

ve hatta İslam'a köken olmuş, İslam'ın kökenlerinin kendisinde bulunduğu bir din olarak ortaya konuluyor. Dolayısıyla işte İbrahimi dinler kategorisinin en erken, en eski dini olarak görülen bir din. Buradan bakıldığı zaman sadece tarihsel olarak değil aslında teolojik olarak da bizim pek çok açıdan tartışmamız gereken bir dine dönüşüyor Yahudilik. Diğer yandan oldukça güncel bir konu Filistin meselesi bizim gündemimizde ve pek çok açıdan Yahudilik de bu işin çok merkezinde bir yerde duruyor. Dolayısıyla biz bu açıdan da

Yahudiliğe bakıyoruz. Bütün bunları göz önünde bulundurduğumuz zaman yani diğer yönlerden mesela Avrupa tarihini Yahudilik olmadan düşünmek birazcık zorlaşıyor bizim için. İşte Amerika'yı Yahudilik olmadan düşünmek birazcık zorlaşıyor. Dolayısıyla Yahudilik bir din olarak pek çok meseleye dokunan bir din. Dolayısıyla bu açıdan baktığımız zaman oldukça geniş bir kategori. Hem Yahudilik dediğimiz din aslında 19. yüzyılda hatta biraz geriye gidelim 18. yüzyılda bir yönüyle icat edilmiş bir kategori. Yahudiler hiçbir zaman ya da

Hristiyanlar Yahudilerin mensup oldukları dini, Yahudilerin benimsedikleri teolojik doktrinleri, kaynakları hiçbir zaman böyle derleyip toplayıp Yahudilik adı altında bir kategoride birleştirmiyorlar. Bunun ingilizcesi cüdeizm. Yani aslında cuda yani sonunda bir izim olan bir din. İşte Almancası yudentum, sonunda tum olan bir din. İbranicesi yahudut sonunda ut eki olan bir din. Yani dini kavramları, dini kaynakları, dini isimleri, doktrinleri, helal haram yani kaşrut kuralları hepsi bir şekilde bu bütünleyici kategorinin

altında derlenip toplanmış bir din değil. 18. yüzyıla kadar. 18. yüzyılda özellikle Avrupa Yahudilerinin Ghetto'dan çıkışıyla birlikte yani Avrupa toplumlarına karışmalarıyla birlikte Yahudiliğin de böyle derli toplu bir kategori olarak tanımlanması ihtiyacı ortaya çıkıyor. Dolayısıyla bizim bugün gördüğümüz Yahudilik dediğimiz bu bütüncül ifade o zamanlarda yani aslında beklediğimizden, tahmin ettiğimizden çok daha geç bir dönemde ortaya çıkmış bir kavram. >> Musevilik terimini peki ayırıyor

musunuz? >> Evet. Tabii yani Musevilik de yine benzer dönemlerde ortaya çıkmış. Yine 18. yüzyılda ortaya çıkmış. Bizde Musevilik aslında daha önce Avrupa'da ortaya çıkmış bir kavram. Musevilik, mozaik yani Musa'ya ait olan Hazreti Musa'ya atıfla >> Muhammed'an gibi yani >> Muhammed'ın gibi Musa'ya ait olan mozaik şeklinde ortaya çıkıyor. Ve bu bahsettiğim Yahudiliğin aslında böyle bütüncül bir kategori olarak, kategori olarak tanımlanmasının altındaki refleksle aynı refleks. Musevi yani

mozaik kavramını ortaya çıkaran şey aynı refleks. Çünkü artık Yahudiliğin siyasetten, siyasi iddialardan tamamen soyutlanmış, tamamen bütün bu siyasi iddialarını işte efendim Mesihtir, Süleyman Mabedi'nin yeniden inşasıdır. Bunun gibi iddiaları tamamen bir kenara bırakılarak sadece bir din haline dönüşmüş, bütün siyasi iddialarından soyutlanarak sadece bir din haline dönüşmüş bir yapı olarak yeniden icat edilmesi söz konusu. Bu da neden böyle? Avrupa toplumlarında Yahudiler, özellikle bu kavramın arkasına sığınan

Yahudiler Avrupalılara şunu diyorlar. Biz de Avrupalıyız. Sadece sizin gibi Hristiyanlık dinine mensup değiliz. Museviliğe, Yahudiliğe mensubuz. Dolayısıyla bir siyasi iddiamız yok. Siz Hristiyan olabilirsiniz. Biz Musevi, Yahudi olabiliriz ama günün sonunda biz Avrupalıyız, Fransız, Almanız gibi bir tanımlamayla ortaya çıkıyor aslında. Dolayısıyla biz Museviliği birazcık daha bütün bu siyasi iddialarından işte Mesih'in gelişiyle birlikte başlayacak olan huzur ve barış dönemi gibi bir şey. Yani Mesih aslında çok merkezi bir

figür. Yahudiliğin içerisinde aynı şekilde tapınağın yeniden inşası yani Kudüs'teki tapınağın yeniden inşası bunun gibi aslında Yahudiliğin tarihsel politik iddiaları olan bir din. Aslında bütün dillerin politik iddiaları var. Yahudiliğin de var. Ve fakat Avrupa'daki bu emansipasyon yani özgürleşme olarak bunu biz tercüme edebiliriz. Yahudi aydınlanması olarak tercüme edebiliriz bu dönemde. Yani 18. yüzyılın özellikle ikinci yarısından itibaren ortaya çıkan bu süreçte Yahudilerden talep edilen şey

Avrupa'da politik iddialarını bir kenara bırakmaları. Eğer Avrupalı olmak istiyorlarsa, eğer Fransız ve Alman olmak istiyorlarsa bütün Yahudiliğin o politik iddialarını kenara bırakmaları. Dolayısıyla aslında bu Musevilik dediğimiz şey de bu şekilde ortaya çıkmış bir kavram olarak düşünebiliriz. >> Peki hocam dediğiniz gibi yani 18. asra kadar bir re yaşayan Yahudiler konumları neydi ki Avrupa'da? bizdeki zımmiler gibi miydi yoksa herhangi bir eşit vatandaş gibi miydi? >> İkisi de değil. Burada İslam'ı

Hristiyanlıktan ayıran, dolayısıyla İslam toplumlarını ve İslam devletlerini Hristiyan toplum ve devletlerden ayıran çok önemli bir detay var. O da işte sizin de bahsettiğiniz zımmilik hukuku. Yani İslam şeriatında ehli kitabın özellikle Hristiyanların yani Hristiyanların ve Yahudilerin hukuki statüleri var ve bunlar korunuyorlar. İşte zımmilik dediğimiz şey yani bu. Fakat Yahudiliğe baktığımız zaman ve Hristiyanlığa baktığımız zaman böyle bir koruma hukuku yani öteki olan hani kendisinden olmayanı doğrudan

kendisinden olmayana karşı böyle bir koruma hukuku söz konusu değil. Dolayısıyla Hristiyanlık içerisinde işte Yahudiler teolojik olarak çok büyük bir yer tutuyor olsalar da hukuki manada aslında doğrudan ötekiler hatta öteki de olmanın dışında yani yabancı olmanın tanınmayan olmanın da ötesinde Yahudilerin Hristiyanlık içerisinde kurucu bir pozisyonları var. O da en vulgarize şekilde ifade etmemiz gerekirse tanrı katilliği. Hz. İsa'nın çarmaha girilmesindeki en etkin unsurlar Yahudiler. O dönemde

>> fıkralara bile konu olmuş bir >> Tabii tabii. Kesinlikle. Kesinlikle. İşte Yeniçeri fıkrasını biliyorsunuzdur. Ben yeni öğrendim fıkrası. >> Dinleyelim hocam. >> Bir yeniçeri gidiyor bir Yahudinin ensesine böyle okkalı bir tokat patlatıyor. Yahudi kalkıyor diyor ki ya bana niye vurdun ki şimdi sen ya? Diyor siz Haz İsa'yı katletmişsiniz. Ya diyor o 1500 1600 yıl önceydi. Yeni şeyde diyor ki vallahi ben yeni öğrendim. Yani böyle bir şey. Eee dolayısıyla yani böyle bir pozisyonları var Yahudilerin

Hristiyanlık içerisinde. Yani öteki olmanın tanımlanmayan, yabancı olmanın ötesinde direkt tanrının katilleri ve Hristiyanlık içerisinde çok kurucu bir şeyleri var. Çok kurucu bir pozisyonları var. Ve dolayısıyla bu bağlamda düşünecek olursak hani Katolikliğin özellikle hani Protestanlık öncesi dönemde Katolikliğin Yahudilere bakış açısıyla İslam'ın Yahudilere bakış açısı bambaşka uçlarda diyebiliriz. >> Hocam bu hınç meselesine, Avrupalılar meselesine döneceğim ama mevzuyu politik zeminden biraz gündelik hayata çekelim.

Çünkü bizim çok bilmediğimiz bir mevzu aslında. Türkiye'deki Yahudilerin de sayısı epey azaldığı için artık çok günlük hayatımızda yer teşkil eden bir şey değil. Ama siz neticede arşivlere girdiniz, okudunuz. 150 yıl önce belki 200 yıl önce işte Ladino kaynaklarını, İbrani kaynaklarını okuduğunuzda onların gündelik hayatı ile ilgili sizi en çok ne şaşırttı? Neler gördünüz? Şimdi şöyle yani Yahudilik tarihçisi birisi olarak ilk başta Yahudilik malzemesine baktığım zaman bu sadece işte efendim Latino

kaynaklarda ya da işte İbranice belgelerde falan değil. Osmanlı arşivlerinde de Yahudilerle alakalı belgelere baktığım zaman beni en çok şaşırtan şey orada pek de Yahudilik görememek oldu. Yani şunu fark ettim. Şimdi ben böyle daha farklı bir beklentiyle o belgelerde çok daha farklı bireyler görmek istiyorum. Çok daha farklılaşmış, farklı talepleri olan, farklı arayışları olan insanlar görmek istiyorum. Ama gördüğüm insanlar, gördüğüm insanların ismi her ne kadar efendime söyleyeyim behor da olsa, Mişon

da olsa, Moşe de olsa işte Ahmet, Mehmet, Ayşe gibi diğer Müslüman Osmanlılarla çok benzer talepleri olan, benzer bir yönüyle hayatlar yaşayan, işte evlenen, efendime söyleyeyim boşanan, arazi alan, aldığı araziyle alakalı birtım problemler yaşayan, bundan ötürü kadıya giden ya da bundan ötürü kendi hahamlık mahkemesine beddine giden böyle şey insanlar gördüm. Yani ben böyle hani görmeyi çok da beklemediğim tırnak içerisinde sıradan insanlar gördüm ve bu beni çok şaşırttı. Çünkü ben bir türlü aslında orada

Yahudiler görmek isterken gördüğüm şey Osmanlılardı. E tabii dönüp gittiğim yani tekrar Ladino ve işte İbranice kaynaklara bakmaya başladığım zaman da çok büyük bir farklılık gözüme çarpmadı. Evet. Hani bu insanlar işte efendime söyleyeyim bu Ladino mahkeme belgelerinde işte hahamhane kayıtlarında farklı bir mahkemeye gidiyorlardı. İşte hahamlara başvuruyorlardı. Evet. Yine isimleri farklıydı ama talepler çok benzerdi. Bu tarz bir takım ticari anlaşmazlıklar işte efendim arsa kavgaları, aile içi uyuşmazlıklar falan

gördü. Bu benim için ilginç bir şeydi. Yani eee Yahudiliği sadece orada Yahudiler görememek yani aslında görmeyi beklediğim Yahudileri görememek açısından değil. Yahudiliği bana yeniden düşündüren de bir şeydi. Yani biz Yahudi olarak görmek istediğimiz insanların, ben bunlara tarihsel figürler olarak bakıyorum. Hani benim konum itibariyle tarihsel figürler bunlar. Bu tarihsel figürleri her şeyleriyle Yahudi olarak görmek isterken aslında bu insanların her şeyleriyle de o kadar Yahudi olmadıklarını yani içlerinde yaşadıkları

toplumların normal birer ferdi olduklarını gördüm ve bu benim bir açıdan Yahudiliği yeniden düşünmeme de sebep oldu. Çünkü ben şöyle bir şey bekliyordum. Yani bu insanlar Yahudiler, Yahudilik dinine mensuplar. Dolayısıyla her şeyleri Yahudice olmalı. Ne demek Yahudice? Buna dair bir fikrim yok. Ama farklı olmalı. Yani bir farklılık arayışı. Yani o farklılığı orada bulamayınca bu sefer o zaman Yahudilik nedir? meselesini birazcık düşünmeye başladım. Di >> ama normal değil mi hocam? Çünkü zaten

şu an Yahudilik deyince hepimizin aklına böyle komple vari şeyler geliyor. İşte dünyayı yönetiyorlar, finansa hükmediyorlar vesaire gibi şeyler sürekli zihnimizde belirdiği için ondan bağımsız düşünmek çok zor ki Avrupa'dan da bahsettiniz. Mesela o tasvirlerde mutlaka görmüşsünüzdür. İşte sarı bir şapka taktıkları konik yani Yahudi olduklarını belli etmeleri için. Bir yandan baktığınızda hem ötekileştirici bir şey hem aşağılayıcı bir şey. Belki Osmanlı'da onun çok da fazla bulunmayışı yani çok da mühimsenmeyişi mi sizi

şaşırttı? >> Yani görmek istediğim farklılığı göremedim. Bu beni birazcık şaşırttı aslında. Yani dolayısıyla hani şunu da düşünmeye başladım. Ya bu Yahudilik dediğimiz şey nedir hakikaten? Yani bunları o kadar da farklılaştırmayan bir din ama bir yandan da çok farklılaştıran bir din. Yani siz şunu görüyorsunuz dışarıda. İşte Yahudiler pek çok yönleriyle içlerinde yaşadıkları geniş toplumlardan ayrışırlar. Ne şekillerde ayrışırlar? ayrılırlar. Yeme içme yasakları farklıdır. İşte kaşrutt kuralları vardır. Bir kere oradan

kesinlikle ayrışırlar. İşte etliyle sütlüyü bir arada yemezler efendime söyleyeyim. Yani kestikleri hayvanların sıhhati çok çok daha önemlidir. Hatta öyle ki işte Yahudi olmayan birinin yaktığı ateşte pişen yemekten yiyemezler. İşte şarap içebilirler ama Yahudi olmayan biri koşar bir şarap şişesine dokunursa o şarap artık koşar olmaktan çıkar falan gibi böyle çok daha istisnai, çok daha bir şekilde ayrıştıran, farklılaştıran ya bu sadece kaşrut yani yeme içme kurallarıyla alakalı değil. Pek çok açıdan ayrıştıran

bir dinle karşı karşıyasınız. >> Hocam enteresan bir konu. Bunu biraz daha detaylıca cevaplamanızı isteyeceğim birazdan >> ama daha öncesinde bizim yine kafamızı karıştıran yani mevzuya hakim olmayanların kafasını ciddi karıştıran bir mevzu var. ondan bahsetmek, sormak istiyorum. Yani şimdi hocam bu Yahudilik dediğimiz sadece bir din mi? Siz politik iddialarından vesairesinden bahsettiniz ama şu an aynı zamanda bir etnisite gibi de bizim karşımıza çıkıyor. İşte İsrailoğlu diyoruz, Yahudiler diyoruz.

Burada nasıl bir ayrım var tam olarak ya da bir ayrım var mı? Bize izah eder misiniz? >> Tabii. Yani şöyle aslında Yahudiliğin bir din mi yoksa bir etnisite mi olduğu sorusu ne zaman ortaya çıkmış bir soru? Diyeceksiniz ki ya siz de her şeyi oraya bağlıyorsunuz. 19. yüzyıl hani 1819. yüzyılda ortaya çıkmış bir soru. Çünkü bizim bugün anladığımız manada din dediğimiz kategori. Yani din derken işte İngilizcedeki religion ifadesinin tercümesi olan din yoksa işte Fatiha'daki Maliki dinigion'ın tercümesi

olan din kategorisinin ortaya çıkışı ve aynı şekilde etnisite kategorisinin ortaya çıkışı çok yeni. Ve şöyle bir problem de var. Sosyal bilimsel aslında bir problem bu. Sizin Yahudiliği bir şekilde bu kategorilerden birine koymanız gerekiyor. İslam'ı da bir kategor yani bu kategorilerden birine koymanız gerekiyor. Hristiyanlığı da. E şimdi Hristiyanlığın içerisinden doğduğu için bir yönüyle bu kategoriler ve aslında o Hristiyan toplumlardaki sekülerleşme tecrübesinin içerisinden doğduğu için bu epistemolojik çerçeve

Hristiyanlık bir şekilde o din kavramına hatta Protestanlık o din yani o religion kategorisine mükemmel mükemmel şekilde oturuyor ama İslam oturmuyor. Yahudilik de oturmuyor. E dolayısıyla bu sefer şey gibi problemler doğuyor. Yani şimdi bir dakika. Evet. Biz Yahudiliği din diyoruz ama bir yandan da Yahudiler diğerleriyle evlenmedikleri için, diğer topluluklara karışmadıkları için ve Yahudilik anneden geçen bir din olduğu için dolayısıyla Yahudilik aslında tam olarak da bir din değil gibi bir şey ortaya çıkıyor. Yani

bir anlayış ortaya çıkıyor. Dolayısıyla aslında Yahudilik hem bir din etnisite. Ve daha ilginç bir şey söyleyeyim ben size. Bazı Yahudiler için sadece bir din, bazı Yahudiler için de sadece bir etnisite Yahudilik. Dolayısıyla aslında soruyu kime sordunuz ve hangi Yahudiye yönelttiğiniz de burada önem kazanıyor. >> Mezheplerine göre mi hocam? >> Evet. Yani mezheplerine göre ya da politik duruşlarına göre. Yani siz bugün kalkıp işte Amerika'da işte Brooklyn'deki Ortodoks Yahudilere değil

de işte birazcık daha Manhattan'daki daha Amerikan değerlerini benimsemiş Amerikalı bir reformist bir Yahudiye gidip Yahudilik nedir diye sorarsanız size diyecektir ki Yahudilik bir dindir. Bir dindir. Böyle etnis değilmiş. o politik şeylerle, o politik kategorilerle çok da fazla alakası olmayan bir dindir. Ama kalkıp Telaviv'deki seküler bir Yahudiye, seküler bir Siyoniste siz bugün gidip Yahudilik nedir diye sorarsanız o da diyecektir ki Yahudilik aslında bir ırktır. Bir ırkı ifade eder. Yahudilik

dediğimiz şey bir ırktır. O ırkın soybağı kurmasını ifade eder. Tarihini ifade eder. Kültürünü ifade eder. Dolayısıyla bir yönüyle de bir yönüyle değil yani tam olarak da seküler bir ifadedir. Yahudilik o kişiye soracak olursanız. Dolayısıyla kime sorduğunuz da önem kazanıyor yani. >> Peki hocam yani eğer buna ırk diyorlarsa nasıl oluyor da işte mizrahisi ayrı, aşkenazı ayrı, falaşası nasıl oluyor mesela? Yani hem zenci Yahudi var hem Rus Yahudi var. Bunlar aslında büyük hatada ortak mı? >> Yani o açıdan bakacak olursak büyük ata

ortak. Şimdi büyük atada ortak da yani siz bunu Avrupalı bir aşkenaza yani kökenleri Avrupa'ya uzanan bir aşkenaz Yahudisine sorarsanız böyle bir Alman Yahudisine sorarsanız özellikle çünkü dediğim gibi yani bu kategoriler Avrupa'da doğmuş, batıda doğmuş kategoriler, modern kategoriler ve aslında siyonizmin içerisinden hareket eden kategoriler. Yani bir ırk olarak Yahudilik siyonizmin içerisinden hareket eden bir kategori. Dolayısıyla şunu söylüyor. Yani Yahudiler aslında tek bir milletti. Hep tek bir millet oldular.

efendime söyleyeyim işte Asurlular geldi onları vadedilmiş topraklarından sürüp çıkardı. Ardından geri döndüler. Sonra Romalılar geldi. Onları tekrardan ait oldukları topraklardan sürüp çıkardı ve 1800100 yıl boyunca 2000 yıl boyunca Yahudiler sürgünde yaşadılar. Sürgünde var oldular. Şimdi bu insanın kurduğu böyle çok seküler bir şey aslında bu çerçeve. Şimdi siz bu kişiye gidip şeyi sorarsanız eğer. E öyleyse Tevrat neydi? İşte efendim Hazreti Musa'nın getirdiği o kitap neyin nesiydi? Hani Tanrıyla

Anlaşma, Sina Dağı, bunlar neydi? Hazreti İbrahim neydi? Bunları soracak olursanız şunu söyler size çok yüksek ihtimalle. O dönemlerde Yahudiler kendilerini bu şekilde ancak teolojik bir şemsiye altında koruyabiliyorlardı. Birliklerini, bütünlüklerini ancak böyle teolojik birtım kurallarla sağlayabiliyorlardı. Dolayısıyla varlıklarını böyle bir cemaat formunda, bir din formunda devam ettirmeyi uygun gördüler. Yani bu aslında milli bir mücadele ama Yahudilik de bu milli mücadelenin, bu milli devamlılığın,

milli hayatta kalış mücadelesinin teolojiye bürünmüş bir hali. Yani aslında asıl olan şey Yahudilerin hayatta kalmasıydı ve teoloji bunun bir aracıydı der size muhtemelen. >> Teşekkür ederim hocam. Güzel bir izah oldu. Madem teoloji konusuna girdik, o zaman bunların tanrıyı nasıl algıladıklarını da bize biraz anlatır mısınız hocam? Yani şimdi dinler tarihi literatürüne bakacak olursak eğer Yahudilik en eski tek tanrılı din olarak geçer. Yani o Mısır'daki hani Firavun Aenato'nun ortaya koymaya çalıştığı işte

tek tanrılı Mısır dinini bir kenara bırakacak olursak tarihteki ilk tek tanrılı din Yahudilik olarak görülür ve nerede başlamıştır Yahudilik olarak Hz. Musa Yahudileri yani bizim adlandırmamızda İsrailoğullarını Mısır'dan çıkarıp işte Sina çölünde Tanrıdan ilk vahiyi almasıyla Allah'tan ilk vahiyi almasıyla başlamıştır Yahudiliğin tarihsel serüveni. Dolayısıyla Yahudilik bir yönüyle tek tanrılı bir dindir. Tek tanrılı bir din olmakla birlikte. Şimdi tek tanrılı dinden bizim anladığımız şey özellikle

Müslümanlar olarak çok ontolojik sert bir ayrımdır. Yani tanrı vardır, insan vardır. Bu çok ontolojik olarak şeydir ve nedir? Tanrı emreder. Kul olması itibariyle insanoğlu da tanrının emirlerini yerine getirir ya da getirmez. Günahkar olur ya da bu emirlere uyar. Yahudilikte bu iş birazcık farklılaşıyor ve şuna dönüşüyor. Bir ahitleşme var. Yani bir sözleşmenin iki eşit tarafı gibi Tanrı Yahudilerle ahitleşiyor. Ki bu ahitleşme farklı dönemlerde var. Mesela işte Haz Nuh'la Tanrının bir ahitleşmesi var. Haz

İbrahim'le var. Hz. Musa'yile var. Haz Davut'la var. Yani böyle farklı aslında Yahudi peygamberleriyle Tanrı ahitleşiyor ve işte onlara kendi emir ve yasaklarına uyması karşılığında birtım şeyler veriyor. İşte Haz Musa'da verdiği şey mesela seçilmişlik. Yani Haz Musa'da Yahudiler bir ahitleşiyorlar Tanrıyla ve ne karşılığında? İşte emir ve yasaklarına uyması karşılığında seçilmişlik ve vadedilmiş toprakları alıyorlar. >> O zaman hocam yani bizim kafada böyle karikatürize bir şekilde düşündüğümüz

şey çok da yanlış değil. Yani Yahudilerin ya bunlar Allah'la bile pazarlık yapan adamlar, Allah'ın dediğine bile itiraz eden adamlar dememiz çok daha best değil o zaman >> ya. Evet. Öyle bir şey var yani. Bu Yahudiler arasında da bu arada konuşulan bir şeydir. Ya biz tanrıyla pazarlık yapmışız, siz kim oluyorsunuz falan gibi böyle bir şey. Hani Yahudi fıkralarında falan vardır. Ama şöyle bir şey var yani evet bir seçilmişlik dediğimiz bir mesele var Yahudilikte de. Şimdi seçilmişliği Yahudilerin nasıl

anladıkları her dönemde farklılaşıyor. Politik konjonktüre göre de farklılaşan bir durum. seçilmişlik meselesi. Mesela bugün gidip işte efendim Batı Şeri'daki hani o Yahudi yerleşimleri, radikal sağcı, ırkçı, Yahudi yerleşimlerinde yaşayan o yerleşimcilerle konuşursanız bu seçilmişlik ciddi anlamda ırksal bir seçilmişlik. Yani Yahudiliğin ırksal olarak seçilmişliği meselesi. Yahudiler bir ırk yani damarlarında taşıdıkları kan itibariyle seçilmiş oluyorlar. >> Yani biz İshakoğluyuz. İsmailoğlu etnik

bir seçilmiştik. Bu kadar. Diğer taraftan bakacak olursak işte ne bileyim 18. yüzyılda işte Ukrayna, Polonya'da yaşayan hasidik Yahudilerin daha mistik eğilimli hasidik Yahudilerin seçilmişliğine bakacak olursak mesela onlar da şunu diyorlar. Tanrı dünyayı yaratırken dünyaya çok kabaca anlatacak olursam dünyaya saldığı nur yani dünyaya verdiği nur yani bu nurla materyal dünyayı yaratacaktı. Bu nuru koyduğu kaplar kırıldı ve kötücül güçler Tanrının verdiği bu nurun bir kısmını çaldılar. Çok böyle fantastik bir

yaratılış anlatısı bu. neredeyse paganik bir >> Tabii tabii öyle şeyleri var yani. Evet. Evet. Kesinlikle. Yani böyle iyilerin, kötülerin, karanlığın, aydınlığın, nur ve zulmetin karşılaşması falan gibi. Dolayısıyla Yahudinin şeyi nedir? Yahudiliğin seçilmişlik üzerinden edindiği misyon nedir? Tanrıya dua ederek ibadetle bu nuru dünyadan toplayıp yeniden ona vermek. Yani bir nevi dünyadaki iyiyle iç içe geçmiş olan bu iyilikle kötülüğü ayrıştırarak tanrıın dünyayı yaratma misyonunu bir yönüyle gerçekleştirmek. tamamlamak.

Yani çok böyle dediğim gibi kabaca ifade edecek olursam bu da bir seçilmişlik mesela ve yani Yahudi bu misyonuna, kendise verilen bu göreve sahip çıktığı ölçüde seçilmişliği işte tamamlanmış oluyor. E diğer taraftan bakacak olursak dedim ya yani bir günümüz bir 18. yüzyıl birazcık daha geriye gidelim. Yani mesela ik tapınak dönemi yaklaşık olarak milatla çakışan dönem. Milattan önce 500, milattan sonra da 70'ler gibi düşünelim. Bu dönemdeki seçilmişlik olayı ne? Tanrı Yahudilere kendi şeriatını, kendi kurallarını her şeyin

üzerinde tutmaları karşılığında onlara vadedilmiş toprakları verdi. Yani işte bugünkü Filistin bölgesi yani burayı vadetti, verdi. Ve Yahudilerin görevi neydi? Yahudilerin görevi onun bütün emir ve yasaklarını, şeriatını, her şeyin üzerinde tutmaktı. Bu olmayınca ne oldu? Bu olmayınca önce Asurlular geldiler daha önceki dönemde. Daha sonraki dönemde Romalılar geldiler ve Yahudileri şeyden çıkardılar. Yani bu topraklardan çıkarıp sürgüne gönderdiler. Peki Yahudi teolojisi bu Asurluların ya da Romalıların sürgün

fikrine nasıl baktı? Yani o sürgün eylemine, Yahudileri oradan sürmelerine nasıl baktı? Dedi ki, "Biz Tanrının emir ve yasaklarını yani şeriatını her şeyin üzerinde tutmadığımız için Tanrı bizim tam da onunla yaptığımız ahitleşmenin bir neticesi olarak buraları bizden aldı ve bizi de sürdü burada." Yani Romalılar, Asurlular ancak bir araçtı. Tanrının bir aracıydı. Bizi buralardan süren tanrının kendisidir. Dolayısıyla aslında o tarihsel öznelliğe baktığımız zaman tarihin faili bir tanrı bir de

Yahudiler olarak görüyoruz. Bu da bir seçilmişlik. Seçilmişliğin bir şeyi. Çünkü oradan sürülmek yani o topraklardan sürülmek ve diaspora da yaşamaya başlamak seçilmişliğin bir sonucu. Çünkü siz yani haşa tanrıyla bir sözleşme yapıyorsunuz ve tanrı sizi oradan çıkarıp atıyor. Artık bütün şeyiniz size bir Mesih gönderene kadar bütün o hayatınız, bütün tarihiniz diasporada geçecek. Dolayısıyla cezası da ağır ve o da bu seçilmişlik fikrinin bir uzantısı yani seçilmişlik fikrinin başka bir ifadesi. Dolayısıyla dönemden

döneme bu seçilmişlik meselesi değişiyor. Yani nasıl algılandığı. >> Hocam burada çok enteresan bir noktaya geldiniz şu an. Yani bu kadar emir ve yasakları uygulama vurgusu var ortada. Yani şeriata ittiba etmezsek Tanrı bizi cezalandırır. Çok net bir anlayış var aslında burada. E peki o zaman bu günümüzdeki sekülerliklerini nasıl izah edeceğiz? Yani bugün Yahudilerin en büyük temsilcisi olan İsrail Devleti tamamıyla seküler bir devlet olarak hani biz en azından öyle görüyoruz. Ya da biz yanlış mı algılıyoruz? Eskiden dinine

bağlı zaten değillerdi ve o şekilde devam mı ediyorlar? Bir değişme, dönüşme, sekülerlik var mı gerçekten? >> Şimdi sekülerlik meselesi işte ne zamana gidiyor? Kökenleri yani Yahudiliğin, Yahudilerin sekülerleşmesi mevzusu 18. yüzyıla kadar gidiyor. Belki biraz daha öncesine götürebiliriz. 171. yüzyıl diyelim. Bu neyle aslında çakışıyor? Şimdi bu dönemde Avrupa'da Yahudiler geniş toplumlardan yani o geniş Hristiyan toplumdan izole bir şekilde yaşıyorlar. Yani her yerde gettolarda yaşamıyorlar. Yani her yerde etrafı

duvarlarla çevrili mahallelerde yaşamıyorlar. Ama mekansal olarak bir ayrışma kesinlikle var. Ve bu mekansal ayrışmayla birlikte gelmiş yani birbirini tamamlayan hukuksal bir ayrışma var. Yani Yahudi olan Yahudi mahkemesine gidiyor. Hristiyan olan Hristiyan mahkemesine gidiyor. Ve toplumsal anlamda bir karışma çok fazla söz konusu değil. Ve Yahudilikte bir söyleyiş vardı. bir değiş deyiş yani getto kapıları içeriden kilitlenir diye. Ghetto kapıları içeriden kilitlenir. Dolayısıyla aslında bu diasporik

mevcudiyet bir yönüyle mekansal ayrışma üzerinden kendini koruyor ve dediğim gibi işte hukuku ayrı, mekansal yaşam ayrı vesaire. Din bunun devamında dinsel ayrışma zaten çok kolay. Ama artık 171. yüzyılda bu birazcık daha tabii şey oluyor. Daha tebarüz eden bir şey. Avrupa'da monarşilerin ortaya çıkışı yani tek kral, teritoryal ayrışma yani devletlerin sınırlarının ayrışması işte tek hukuk değil mi? Monarkların ortaya çıkmasıyla yani kralların bir yönüyle ortaya çıkmasıyla artık tek hukuk dediğimiz yani herkesin bir kendi

teritorisi, bir kendi ülkesi, bir kendi toprağı var. Krallar üzerinden konuşacak olursak. Dolayısıyla bir de kendi hukukları var. böyle hukuksal bir ayrışmaya gidiyor. O hukuksal çoğulculuk yerini böyle bir tekilleşmeye bırakıyor ve monarklar kendi topraklarında yaşayan Yahudilere dönüp tabii bu tarihsel süreç içerisinde olan bir şey. Artık o modern devletin kökenlerini de buralarda buluyoruz biz. Yeni yeni ortaya çıkma olan bu monarşiler Yahudilere dönüp diyorlar ki artık sizin de ne yapmanız lazım? Devletin hukukuna yani kralın

hukukuna tabi olmanız lazım. Bu ne demek? Bu Yahudilerin artık kendi içlerinde kendi hukuki sistemlerini devam ettirememeleri anlamına geliyor. Yani bir nevi gettodan çıkış. >> Onlar açısından küfür hükümleriyle >> küfür. Ama bakın şöyle bir şey var o dönemde. Yani bunu devletler şey demiyor. Artık sizin hukukunuz yok. Benim hukukum var şeklinde söylemiyor. Diyor ki siz gelin siz de vatandaş olun diyorlar. Yani bu mesela Fransız devrimi ile birlikte en böyle zirvesine ulaşan bir talep Yahudilerden. Gelin siz de

Fransız olun. Gelin siz de Alman olun. Gelin vatandaş olun. Yani şimdi böyle bakıldığı zaman hikayeyi bu vatandaşlığa kabul, Yahudilerin vatandaşlığa kabulü üzerinden anlatırsak bu sanki Yahudilere verilmiş bir lütuf gibi değil mi? Yani onları vatandaş ediyorlar falan. >> Öyle görünüyor. >> Ama diğer taraftan talep ne? Asıl talep şu artık biz farklı hukuklar istemiyoruz kendi toprağımızda. Böyle bir şey var. Yani işin içerisinde madalyonun iki yüzü var. Yani e buradan bakacak olursak

Yahudiler içerisinde bir grup buna çok seviniyorlar. Özellikle gençleri düşünelim mesela. Artık Yahudi olarak tanımlanmayacaklar. Çünkü artık Fransız olacaklar. Artık Alman olacaklar ve her Alman ve Fransız gibi hayatlarını yaşayacaklar. Ticaretlerini yapacaklar. Avrupa şehirlerinde yaşar hale gelecekler ve GETO'dan kurtulacaklar. Yani bir genç için çok böyle cazip bir durum. Bir grup büyük bir mutlulukla kabul ediyor bu talebi. Avrupa devletlerinin bu taleplerini. Bir grup çıkıp diyor ki bu kesinlikle olmaz. Biz

kesinlikle içinde yaşadığımız getroları, kendi hukukumuzu bırakmayız. atalarımızı biz nasıl bulduysak o şekilde yaşamaya devam edeceğiz. Yani bugün gördüğümüz bu hani siyah beyaz giyimli işte zülüflü Yahudileri düşünecek olursak ortodoks Yahudiler bu tarz bir şey takınıyorlar. Yani bu tarz bir tavır takınıyorlar. Diğer taraftan bir grupta diyor ki biz tamam okeyiz ve biz artık içinde yaşadığımız toplumlara uyum sağlayacağız. İşte Yahudi sekülerleşmesinin başladığı moment burası. Yahudi sekülerleşmesi burada

başlıyor ve bu şekilde ilerliyor. Bu şekilde devam ediyor diyebiliriz. Şimdi yani bir kesim bunu sevinçle karşıladı. İşte bir kesim buna kesinlikle karşı çıktı. Dolayısıyla bu Yahudilik içerisinde bir bölünmeyi beraberinde getirdi. Ama günün sonunda şöyle bir problem her zaman için Avrupa Yahudiliğinin önünde duruyordu. Yahudilerin yaşadıkları bu topraklarda kendilerinden çok modern talepleri olan ve kendilerini çok büyük ölçüde asimile etme potansiyeline sahip modern devletlerin bu talepleriyle nasıl bir

karşılaşma yaşayacaklar? Bir grup dedi ki, "Yahudilik zaten bir dindir." demeye getirdi. Yani Yahudilik bir dindir. Yani protestanlığın dini anlamında bir dindir. Yani politik iddialarından sıyrılmış bir dindir dediler. Ve biz Avrupalıyız. Biz her yönümüzde Avrupalıyız, Almanız, Fransızız demeye başladılar. Hatta o kadar ileri gittiler ki sinagoglarında okudukları yani dua ettikleri dili İbraniceden Almancaya çevirdiler. Kudüs tapınağına dair ve Mesih'in gelip Yahudileri yeniden bir

araya toplayacağına dair bütün atıfları doğa kitaplarından ve liturjilerinden çıkardılar. Bu eylem reform Yahudiliğinin başlangıcı oldu. Yani Yahudiliğin modern mezheplerinden biri olan reform Yahudiliğinin başlangıcı oldu. Şimdi Yahudilikte şöyle bir şey var. Kamusal bitim. Yani Yahudiliğin kamusal olarak görünür olması bir yönüyle gerekiyor. En basitinden işte Yahudi erkeklerin kipa takmaları gerekiyor. Başlarını örtmelerini yani başlarının en azından bir kısmını örtmeleri gerekiyor. Evli olan Yahudi

kadınların saçlarını göstermemeleri icap ediyor. Yani bunu perukla gizleyebilirler, bir örtüyle gizleyebilirler. Dolayısıyla Yahudilik aslında bir Yahudinin kamusal görünürlüğünü büyük ölçüde düzenleyen bir din. E diğer taraftan bahsettiğim yeme içme kuralları var. Bir Yahudi her yerde yiyip içemez. Herkesin pişirdiğini yiyip içemez. Herkesin kestiği eti yiyemez. Etle sütü karıştıramaz. Dolayısıyla bu anlamda da çok müdahil bir din. Diğer taraftan zamansal olarak da aslında bir Yahudinin hayatını

düzenliyor Yahudilik çok büyük ölçüde. En basitinden işte günde üç kez dua etmesi lazım. Sabah, öğle ve akşam vakitlerinde işte şahrit, minha ve aravit dualarını yapması lazım. Cumartesi günü yani şabat işte Yahudiliğe göre tanrının dinlendiği gün. Haftanın 7. günü Şabat. Şabat günü. Cumartesiye de kabul ediyorum. Bugün de bir Yahudinin hiçbir şey yapmaması lazım. Yani hiçbir şey yapmamak derken hiçbir makineyi günümüzden konuşalım. Hiçbir elektrikli makineyi, makinenin açma kapama tuşuna basmaması lazım.

Dolayısıyla asansöre binemez. Taksiye, arabaya binemez. Yemek yapamaz. Dolayısıyla >> ama yiyip içebilir. >> Yiyip içebilir ama şabattan bir gün önce yaptığı yemekleri işte şabat mesela ocakları vardır. Çok böyle belli bir sabit bir ısıda tutar yemeği. Cuma akşamı gün batmadan çünkü şabat cuma akşamı başlar. Bizim akşam vaktiyle aynı. Cuma akşamından hemen önce pişirdi bu yemekleri şeylerin üzerine koyarlar. O şabat ocaklarının üzerlerine koyarlar ve o şabat boyunca o yemeği sıcak tutar.

Ama ben bunu biraz daha ısıtayım ya da ben bu ocağı kapatayım diye bir şey diyemezler. Hatta ilginçtir mesela bunu İzmirli bir Yahudiden okumuştum. Yazdığı bir kitapta okumuştum. Ateşçi diye bir kategori var. Ateşçi diye bir eee görev var Yahudi mahallesinde. O da nedir? Kim bu ateşçi? Yahudi olmayan yani Müslüman çocuklar. Yahudiler artık şabat girdiği zaman ateş yakamadıkları için bu Müslüman çocuklar evden eve gezip işte yakılması gereken mumları yakıyor, ocakları yakıyor falan böyle. Böyle bir

mesela şey var. Yani hani böyle bir rol böyle bir toplumsal rol olmuş oluşmuş durumda. bir hile-i şeriği aslında. >> Tabii tabii tabii. Yani şeyde de mesela işte ne bileyim özellikle Amerika'da çok meşhurdur bu şey bu ifade. Şabat goy derler. Yani goy Yahudi olmaya demek. Şabat goy da şeye denir. Hani bir Yahudinin sadece hani Şabat'ta gelip bir Yahudiye yardım edebilecek kişi değil. Aynı zamanda bir Yahudinin Yahudilik kuralları içerisinde yapamayacağı bir şeyi onun için yapabilecek bir Yahudi

olmayan anlamına gelir. Yani o hileyi şeriyeyi yapan kişi anlamına gelir. Dolayısıyla böyle roller de yani Yahudi olmayanlar için böyle roller de ortaya çıkmıştır Yahudilerin yaşadıkları yerlerde. Şimdi böyle baktığımız zaman oldukça hani kamusal yönü olan bir din. E peki bunu ne yapıyorlar? İşte Yahudilik, reform, Yahudiliğinin ortaya çıkışıyla birlikte modernleşmeyle ve sekülerleşme ile birlikte Yahudiliği sinagogda ve evde yaşanması gereken bir din olarak tanımlamaya başlıyorlar. Yani Yahudiliğin o kamusal görünümü ortadan

kalkacak. Yahudiler Yahudiliği sadece evlerinde ve sinagoglarda yaşamaya başlayacaklar. Onun dışında kamusal alanda bir Alman, bir Fransız olarak var olacaklar. Yani reform Yahudiliğinin öngördüğü Yahudi yaşamı bu şekilde yeniden dizayn ediliyor. Şimdi bu doğrudan aslında bir sekülerleşme değil. Yani işte tanrının varlığının reddi, dini kuralların reddi değil. Ama bir modernleşme ve bir sekülerleşmenin bir adımı ve içinde yaşanılan koşullara göre o teolojik sistemin yeniden dizayn edilmesi söz konusu. Bu yönüyle de

sekülerleşme aslında baktığımız zaman. >> Şimdi sonuçta bunların içtihatlarını yapan birileri var >> Yahudilerin içerisinde. Bunların dini liderleri var, müftüleri var. Ben kendi İslami terminolojiyle söylüyorum ama hahamları var, hahamba başıları var. Bunlar hocam hangi kutsal metinlere dayanıyor? Şimdi biz Tevrat duyuyoruz, bir Talmut duyuyoruz, Tanah duyuyoruz. Aralarındaki farklar ne? Hangisi neyi ifade ediyor? Veya işte günümüzde ne kadar değerli bunlar onlar için? Onu bir açıklar mısınız? Tabii. Yani şöyle

aslında şimdi kutsal metinler derken hani Yahudilik için en kutsal metin, en kurucu metin Tevrat yani Tora denilen Musa beşlisi olarak ifade edilen. Çünkü hani Tevrat'ın beş tane kitabı var ve Ortodoks Yahudiliğe göre yani Yahudiliğin en Ortodoks anlayışına göre Tevrat noktası virgülüne Hz. Musa tarafından yazılmış bir kitap. Yani ona gelen vahiyin kağıda dökülmüş hali. Dolayısıyla en kutsal kitap. Tabii içerisinde birtım çelişkileri var. Yani mesela Hazreti Musa'nın ölümünden bahsedilir Tevrat'ta. Nereye

gömüldüğünden bahsedilir falan böyle yani hani dolayısıyla hani Haz Musa hayattaysa bunları kim yazdı falan gibi böyle bir takım şeyler var, tartışmalar vardır. Onları bir kenara koyacak olursak en kutsal kitap Tevrat Musa beşlisi ve Tevrat her sene bir kez sinagoglarda hatmedilen bir kitap. Yani her hafta, her şabatta okunan bir parçayla senenin bütün şabatlarında parça parça okunarak sinagoglarda okuması bitirilen bir kitap. Dolayısıyla her sene tekrarlanıyor ve hangi haftaya hangi paraşa adı verilen bölümlerin denk

geldiği belli. Ama sadece Tevrat yani Tanah dediğimiz sizin de zikrettiğiniz Tanah dediğimiz kitap Tevrat'ın onun yanına peygamberler adı verilen kitaplar bütünü yani Nevimin ve onun da yanına yazmalar adı verilen kitaplar bütünü Kıtıvimin yan yana gelmesiyle oluşturulmuş. Tanah yani her birinin baş harfleri aslında. Tevrat'ın T'si, Nevimin'in N'si, Kıttoimin K'si Tanah olarak üçü bir araya geldiği zaman tanah olarak adlandırılıyor. Bu da aslında Hristiyanlığın şeyine tekabül ediyor.

Eski anlaşma, Ahdiatik Kitab-ı Mukaddesteki İncil'den ayrılan eski anlaşma kısmına tekabül ediyor. Burası Tana Yahudilerin en kutsal kitabı. Ama şimdi kutsallık tek başına tabii şey değil. Yani burada hani Tanah'ın vahiy olması, Tevrat'ın vahiy olması ve Tevrat'ın yanında Neveyim, Ketovim'in oluşturduğu bu Tanah kitabı tek başına kutsal kitap olarak tanımlanabilir. Ama Yahudiliğin kurucu kitabı aslında Tevrat ya da Tanah değildir. Yahudiliğin asıl kurucu kitabı Talmut'tur. 23 ciltten

oluşan işte farklı baskılarda farklı sayıda ciltleri olan kurucu bir metindir. Talmut. Talmut nedir diye soracak olursanız çok ilginç bir kitaptır. Şöyle söyleyeyim. Tevrat bildiğimiz anlamıyla yazıya geçirilme serüveni Yahudilerin sürgüne gönderilmesiyle olmuştur. Çünkü sürgüne gidince Yahudiler yani bu Tevrat'ın ortadan kalkma ihtimali baş göstermiştir. Aynı şekilde Talmut'un da ortadan kalkma ihtimali baş göstermiştir. Şimdi Talmut ne diyecek? Nedir bu Talmut? Tevrat yazılı yasa olarak tanınmaldır. Yani Hz. Musa Sina

çölündeyken vahyi almak üzere Sina Dağına çıktığı zaman Tanrı ona işte 10 emir tabletleri vermiştir ve bununla birlikte Tevrat'ı vermiştir. Bu yazılı yasa olarak tanımlanır Tevrat. Bir de yani Tevrat şey olarak Torabek Kıtav yani yazılı tora yasa demektir. Yazılı yasa. Bir de Toraşebe Alpe yani sözlü yasa. Toroşepe Alpe aslında dudaktaki yasa anlamına gelir. Sözlü yasa olarak da Talmut'u vermiştir. Ama Talmut Hazreti Musa Talmud'u yazıya geçirmemiştir. Sürgünlerle birlikte Talmud'un yazıya geçirilmesi hem Tanahın

hem Talmud'un yazıya geçirilmesi ihtiyacı baş göstermiştir. Şimdi Talmut nasıl bir kitaptır diyecek olursanız sürgünden itibaren yani iki tane sürgünden bahsetmiştik. Bir Avustur İmparatorluğu'un Yahudileri sürdüğü birinci sürgün, Romalıların Yahudileri sürdüğü ikinci sürgün. Tevrat'ın da, Talmud'un da ve daha da üst bir düzeyde Yahudi teolojisinin de temelindeki problem bu bahsettiğim sürgünlerden sonra şu olmuştur. Yahudiler egemenlikleri olmadığı ve ellerinde bir ülkenin olmadığı bir durumda nasıl kendi

varlıklarını devam ettirecekler sorusu. Yani egemenliğiniz yok, ülkeniz yok, siyasi lideriniz yok. Üstüne üstlük sürgü sürgüne kim gönderiyor sizi. Yani sizi sürgüne gönderen Tanrı size vadettiği toprakları sizin elinizden alıyor ve sizi sürgüne gönderiyor. Dolayısıyla bu ilahi bir emir ve bu ilahi emirin içerisinden çıkan şey şu: Tanrı size bir mesih gönderene kadar Hz. Davut'un soyundan bir Mesih gönderene kadar sizin hiçbir şekilde bir egemenlik sahibi olmanız, bir ülke üzerinde Yahudiler olarak devlet kurup bir Yahudi

devleti teşkil etmeniz yasak, haram. >> Nitekim bu görüşü savunan gruplar hala var. >> Hala var. Ama şimdi o dönemde ilk hani sürgünden hemen sonrasında ortaya çıkan sorun şu: Egemenlik olmayacak. Bir toprak üzerinde bir devlet kurma yasağı var. E dolayısıyla Yahudiler kendi varlıklarını nasıl devam ettirecekler? Bu bir bilmece aslında. Ve bu bilmecenin çözümü de ne oluyor? ve Yahudi teolojisi yani Yahudilerin dini bir cemaat olarak hahamların liderliğinin altında örgütlenmeleri ve Yahudi teolojisi

etrafında örgütlenmeleri. İşte dışarıyla ne bileyim başka milletlerle karışmama ilkesi. Mekansal olarak da insani olarak da yani toplumsal olarak da karışmama ilkesi. Ve tabii bu ilkenin kurucu metni ne olacak? Talmut. Tluda açıp baktığınız zaman işte o sürgün döneminden itibaren milatla birlikte gelen farklı nesillerden hahamların Tevrat metinleri üzerine söyledikleri yorumlar. Yani şöyle siz bir Talmut sayfasını açtığınız zaman ortada bir Tora hükmü görüyorsunuz. Tevrat'tan bir cümle görüyorsunuz ve bu cümlenin etrafında

yapılmış yaklaşık olarak 1000 sene boyunca yapılmış farklı farklı yorumlarla karşılaşıyorsunuz ve bu yorumlar birbirlerini reddedebiliyorlar. >> Bir çeşit tefsir diyebilir miyiz hocam? tefsir >> ama tefsirden ziyade o oradan çıkan içtihatlar mı? >> Tabii daha ziyade içtihatlar olarak bakabiliriz. Şöyle bir örnek vereyim. Mesela ben yüksek lisans tezimi yazarken sürekli Talmut'tan bahsediyorum. Talmut şöyle, Talmut böyle falan. Hani o dönem Alman Yahudilerinin arasındaki Yahudilik

tartışmalarından bahsediyorum. Ya dedim ki bu kadar Talmut'tan bahsediyorum ama ben hiç Talmut'la uğraşmadım. Talmut görmedim yani o Isam'da yazıyorum tezimi. Neyse gittim Talmut'un olduğu raftan böyle bir sürü cilt arasından böyle herhangi bir cildi çektim, aldım. Herhangi bir sayfasını açtım dedim acaba burada ne var? Şöyle bir tartışma var sayfada. Şimdi hamursuz bayramı var Yahudilerin. Bu hamursuz bayramında evde herhangi bir mayalı yiyecek bulundurmaları yasak. Herhangi bir

mayalı yiyecek, ekmek olur, başka bir şey olur, herhangi bir şey. >> Literal olarak hamursuz, >> literal olarak mayalı bir şey olmaması lazım. Buna hamets diyorlar. bu hükmün olduğu sayfa var. Şöyle bir tartışma dönüyor. Bu Yahudi teolojisinin aslında nasıl böyle çok kurgusal bir akıl etrafında oluştuğunu anlatmak için bu örneği veriyorum. Şöyle bir tartışma dönüyor. Birisi işte ortada yasak hükmü var. Hahamlardan bir tanesi çıkmış demiş ki eğer demiş bir Yahudi ki bu bayram yani Pesah bayramına hazırlığın

öncesinde evler de köşe böyle temizlenir bütün metal eşyalar kaynatılır ki bütün o mayasız şeyler gitsin. Şunu soruyor haha. Eğer diyor tam pesah girmeden biraz öncesinde bir fare ağzında bir parça ekmekle mayalı ekmekle bir eve dalarsa ne olur? Yani bu gerçek bir olay değil. Farazi fıkıh. >> Farazi bir şey. Aynen. Farazi fıkıh. Ama bu farazilik işte Yahudi teolojisinin çok ortasında duran bir şey. Hemen devam edeyim. Bir şey geliyor diyor ki işte milattan sonra 200'de yaşamış bir haham

gelip diyor ki şey diyor yani Pesah diyor kesinlikle kabul olmaz. Koşer olmaz diyor. O evde diyor Pesah olmaz. Ondan bir sonraki ha geliyor. Deyir ki bu evde diyor pesah olabilir ama diyor bunun tek koşulu diyor işte bu farenin bulunmasıdır. Bulunup evin içerisinde ekmeği yiyip yemediğinin kontrol edilmesidir. Başka bir haham geliyor diyor ki bir şey olmaz çünkü bu işte iradenin dışındadır. Yapılacak bir şey yok. Öbür haham geliyor diyor ki eğer diyor fare bu ekmeği Pesah süresince yemişse olmaz ama Pesah'tan önce

tüketmişse sorun değildir falan. Şimdi yani baktığınız zaman burada bir mantık hani düz mantıkla baktığınız zaman bir şey bulamıyorsunuz abi nedir bu tartışma yani şimdi fareye girmiş ekmekle falan ama bir açıdan baktığınız zaman da bu aslında neyi gösteriyor bize sürekli böyle bir farazi keizler üzerinden bu tarz farazi keizler üzerinden o fıkhi esnekliği nasıl kurguladıklarını gösteriyor. Dolayısıyla siz bugün haham olmak için bir oturup o Talmudu çalışmanız lazım. Talmut böyle oturulup sizin tek başınıza oturup bir odada açıp

böyle baştan sona okuyacağınız bir şey değildir. Talmut Hevruta denilen gruplarla oturulup tartışılması gereken bir kitaptır. Yani öyle açtım ben Talmudun tamamını okudum. Bu iş bitti gibi değil. >> Yani aslında bizdeki Hanefi ilmi geleneğine benziyor diyebiliriz o zaman hocam. >> Evet. Ama bu konuya hakim olmadığım için soruyorum. Bu farazilik ve bu esneklik üzerinden ilerleyen teolojik anlayış İslam ilim geleneğinin bu kadar merkezinde mi? On onu bilmiyorum. >> Yani merkezinde mi emin değilim ama

Fetva-i Hindiye kitabı ciltler dolusu farazi fıkıh sorularını cevaplar mesela. Eyvallah. Ama burada asıl olan şey aslında şu değildir. Yani a evet burada böyle bir hüküm var. Biz bu hükümden ilerleyelimden ziyade bu şekilde Yahudi teologları, Yahudi din adamları o teolojik evrenin sınırlarını öğretirler. Dolayısıyla bu aslında metodolojik bir şeydir. Yani metodolojik bir eğitimdir. Talmudun bu tarz sorular etrafında dini eğitim vermesi, dini kurgulaması, ilahiyatı kurgulaması teolojik bir metodtur. Ve Yahudilik dediğimiz din de

aslında Talmut, Talmut'tan doğan bu sorular ve bunların alt şerhleri üzerinden ilerleyen bir dildir. Tabii bunun haricinde işte Zohar vardır mesela. Zuhar da bir Tevrat tefsiridir ama çok mistik bir tefsirdir. Kabala'nın kurucu metinlerinden bir tanesidir. Kainatın nasıl yaratıldığı, neyin etrafında yaratıldığı, niçin yaratıldığı ve nasıl ilerlediğine dair çok mistik yorumlar içeren bir tefsirdir. >> Hocam dikkat ederseniz Kabala sorusuna hiç girmiyorum bile. Yani çıkamayacağız oradan.

>> Farkındayım farkındayım. Eee işte son birkaç bir şey daha ekleyeyim. İşte mesela Şuhan Aruh isimli işte daha böyle pratiğe dönük kitaplar vardır. Ondan sonra İbn Meymun'un bu Yosef Karo'nun Şulhanaruh İbn Meymun'un mesela >> Endülüs Yahudisi değil mi? >> Endülüs Yahudisi. Evet. Endülüs Yahudisi. Onun Mşne Tora yani yasanın tekrarlanması Mşnet Tora isimli çok kurucu bir metni vardır. Ama bunlar daha böyle artık daha pratiğe dönük yüzü daha pratiğe dönük metinler olarak kabul

edebiliriz. Ama kurucu metinlerdir. Ve burada ilginç olan bir şey var aslında. Bütün bu metinler Zohar'ı da buna dahil edelim. sefaratileri tarafından yazılmış metinlerdir. Yani Zohar tefsiri 13. yüzyılda Endülüs'te yazılmış. Moşedi Leon, Leonlu Mosche isimli bir Yahudi tarafından, bir Yahudi bilgini tarafından yazılmış bir kitap. Zohar tefsiri ki işte şey olarak bu aslında yazdırılmış bir tefsir olarak görülür. Zohar çok o derece merkezi bir kitaptır. İşte Mişnet Torası İbn Meymun'un yine

aynı şekilde Delaül Hayirin kitabı Arapça yazılmış bir kitaptır. İbn Meymunun yine Endülüs'te yazılmıştır. Bunun gibi pek çok kurucu metnin aslında o dönem Endülüs'te yazıldığını görüyoruz. Bugün hala kuruculuklarını koruyan metinler. Aslında şunu da söyleyebiliriz. Yani Yahudi teolojisinin temelinde, temel metinlerine baktığımız zaman İslami bağlam oldukça önemlidir. İslami bağlam oldukça önemlidir. Yani şimdi pek ifade edilmese de şimdi gözden uzaklaştırılmaya çalışılsa da politik sebeplerle İslami bağlam Yahudi

teolojisinin kuruluşunda çok önemli bir yeri hacizdir diyebilirim. >> Hocam çok sağ olun. Mevzuyu güzel bir şekilde izah ettiniz bizi ama mutlaka sormam gereken bir soru var. Yani eminim bunu seyredecek kişiler de niye bunu sormadınız diyecektir sormazsak. Siyonizm meselesi. Yani siyonizmi nasıl okuyorsunuz hocam? Sadece bir politik bir hareket mi yoksa bu bahsettiğiniz Mesih düşüncesiyle çok ciddi bağı olan dini bir hareket mi? Nasıl ele alacağız yani biz bu siyonizmi? >> Şimdi bugün siyonizm üzerine yazılıp

çizilenlere bakacak olursak göreceğimiz şey şudur. Siyonizm seküler bir hareket olarak doğmuştur. Hatta ve hatta bir din olarak Yahudiliğe düşman, düşman demeyeyim de açıktan karşıt olan Yahudiler tarafından geliştirilmiş bir harekettir. Bu tarz şeyleri görebiliriz ve doğrudur da siyonizm böyle bir bağlamda doğmuştur. >> Çok ilginç bir şey söylüyorsunuz şu an hocam. Biraz daha orayı izah ederseniz bize iyi olacak. >> Yani şöyle söyleyeyim bakın. Theodor Hersel değil mi mesela en bildiğimiz

siyonist figür. İşte 1896'da Yahudi Devleti kitabını yazıyor. 1897'de ilk Siyonist Kongreyi topluyor. Theodor Hersel ilk defa Kudüs'e geldiği zaman şu an tam tarihini hatırlamıyorum 19023 olabilir. İlk defa Filistin'e geliyor ve bakın şunu söyleyeyim size. Bu kişi Siyonizmi yani Yahudilerin bir devlet kurması fikrini geliştirirken Filistin'de hiçbir balığı yok. Görmemiş ve ilk geliyor. >> Bu bir Alman Yahudisi mi >> aslında? Yani bir Habsburg Yahudisi diyebiliriz. Hani Avusturya Macaristan

yani Budapeşt'de doğuyor, Viyana'da yaşıyor falan. İlk Kudüs'e geldiği zaman bakıyor Kudüs'e ve diyor ki burası kesinlikle bir Yahudi devletinin başkenti olamaz. Toz toprak içerisinde bağnaz insanların yaşadığı ki bağnaz insanlar derken Yahudilere referans veriyor. Bağnaz Yahudilerin yaşadığı dağın başında bir yer. Şimdi biz bugün bir siyonistin bunu demesini çok fazla bekleyemeyiz. Yani tarihe dönük baktığımızda da kimsenin bunu diyeceğini düşünmeyiz. bir siyonistin kalkıp özellikle

>> o süreçte İngiliz müstemlekesi konumunda mı? Osman Osmanlı toprağı. Osmanlı toprağı 1900'lerin başından bahsediyoruz. 1917'ye kadar Osmanlı toprağı. Biliyorsunuz o dönemki siyonistler bunların bir kısmı Rusya'dan geliyor. Bir kısmı işte Avrupa'nın farklı yerlerinden geliyorlar. Almanya olsun, İngiltere olsun. Filistin'e göç etme, Yahudileri Filistin'e taşıma fikrine çok sıcak bakmıyorlar. Ve diyorlar ki ya böyle etik bağlamda böyle etik birtım kaygılarla falan değil. Yani

diyorlar ki biz diyorlar Yahudileri Yahudilikten kurtarmaya çalışıyoruz. Çünkü Yahudilik dediğimiz din bir sürgün dini. Biz isse Yahudilerin sürgünde yaşamalarına artık karşı çıkıyoruz. Yani Mesihmiş, efendime söyleyeyim tapınakmış, bilmem ne, onları bir kenara koyuyoruz. Yahudilerin artık bir devlete ihtiyaçları var. Bir politik birliğe ihtiyaçları var. Biz de onlara bunları kazandırmak istiyorsak öncelikle onlara sürgünde yaşamalarını salık veren Yahudilikten kurtarmamız lazım. Dolayısıyla Yahudilik de bir sürgün dini

ve biz bu sürgün diniyle hiçbir yere gidemeyiz. Ve şunu diyorlar. Biz eğer buradan ilerleyeceksek ve Yahudileri tekrardan kalkıp Filistin'e getirirsek onları yeniden Yahudilikle buluşturmuş oluruz. Yeniden köklerini hatırlar. Yeniden atalarının dinlerini hatırlar. Ve bizim yapmaya çalıştığımız Siyonist devrim akamete uğrar. Yani Yahudilerin yeniden dindarlaşmamaları lazım. Ha şunu söyleyeyim. Yani bu bütün siyonistlerin fikri mi? Değil. Yani bütün siyonistler bu şekilde düşünmüyor ama Avrupalı

siyonistler bu şekilde düşünüyorlar ciddi ölçülerde ki zaten şunu da söyleyeyim ilk ortaya çıktığı zaman yani 1890'larda siyonizm dünya Yahudilerinin ancak %10'unun desteklediği bir hareket. Hatta o kadar ki 1897'de Theodor Herson ilk defa Siyonist Kongreyi Almanya Münih'te toplamak istiyor. Münih çünkü önemli bir Yahudi kenti. Ve Münih'li Yahudiler buna karşı çıkıyorlar. Diyorlar ki bizim burada keyfimiz yerinde. Alman devletiyle aramız iyi. Alman komşularımızla aramız iyi. Biz

hiçbir şekilde bir Yahudi devleti fikriyle ilgilenmiyoruz ve dolayısıyla kongrenizi burada yapamazsınız. Bunun üzerine Bazel'e gitmek zorunda kalıyor Siyonistler ve ilk Siyonist kongre Bazel'de yapılıyor. Şimdi dolayısıyla böyle bir bağlamda ortaya çıkıyor siyonizm ve çok net bir şekilde en azından politik siyonizm, en azından Theodor Hertel'ın ortaya koyduğu Siyonizm Yahudiliğe oldukça mesafeli, seküler bir hareket olarak ortaya çıkıyor. Ama bence siyonizmin tarihini sadece böyle 1890'larmış efendim işte

Dryfus davası 1800 yine 90'larda Fransa'daki Dryfus davasıyla Theodor Herzel'a ve sonrasındaki dönüşümlerle okumak yetersiz. Çünkü yani şimdi hani Sabet Aysevi'den konuşacağız. O dönemdeki diğer mesiyanik hareketlerden konuşacağız. Yahudiliğin içerisinde sürekli olarak devam etmekte olan politik bir damar var. politik bir mekanizma sürekli olarak işliyor ve bu politik mekanizma yani Yahudilerin politik birliğine yapılan vurgu Yahudi teolojisiyle çok içe geçmiş şekilde ilerliyor. Yani şimdi Sabet Aysevi'yi

konuşacağız. O yüzden çok detaylarına fazlaca girmek istemiyorum ama Yahudilerin birlik olması gerektiğine, bir arada olmaları ve kendi devletleri olması gerektiğine duyulan ihtiyaç zaman zaman tarihte kendini gösteriyor. Mesela 1648'deki işte Hümelnitski pogromları, işte Ukrayna sınırında, Ukrayna Polonya sınırındaki Yahudi katliamları ve farklı dönemlerdeki yine devam eden özellikle Avrupa'da yani Rusya Avrupa arasındaki bölgede devam eden büyük katliamlar yani zaman zaman patlak veren bu tarz

katliamlar sürekli olarak Yahudilerin nasıl da bir devlete sahip olmadıklarını öne çıkaran, dolayısıyla o politik ihtiyacı sürekli olarak hatırlatan ve fakat dönemin koşulları gereği kendisini Mesih mesiyanik şekillerde de açığa vuran mesyanik şekillerde, mesiyanik dille, mesiyanik hareketlerle dile getiren politik ihtiyaçlar var. Dolayısıyla yani şöyle bir şey değil. Yahudiler hiçbir zaman politik olarak bir Yahudi devletine sahip olmayı, yani bunun adına biz bu dönemde Yahudi devleti diyoruz ama bir Yahudi için Orta

Çağ'da Mesih'in gelmesi ve yeniden vadedilen topraklara Yahudileri toplaması işte bu Yahudi devletinin adıydı. Dolayısıyla her dönemde Yahudiler bize bir devlet lazım demiyorlardı. Ama politik birliğin politik anlamda bir otoriteye sahip olmanın, bir egemenliğe sahip olmanın eksik olmamanın eksikliğini sürekli olarak hissediyorlardı. Dolayısıyla bizim siyonizmi bunun adına siyonizm diyoruz. 17. yüzyılda, 18. yüzyılda evet adı Siyonizm diye bir şey yoktu ki Siyon işte Kudüs'ün isimlerinden bir tanesidir

ve bu isimlendirme ilk 19. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Eyvallah. Ama bunun öncesinde de aslında böyle bu o politik ilke sürekli olarak kendini hatırlatmıştır. Dolayısıyla sürekli olarak kendini hatırlatmıştır derken sürekli olarak aslında o bir eee Yahudi politik birliğine duyulan ihtiyaç zihinlerdedir. Sadece zihinlerde değildir. Aynı zamanda dua kitaplarındadır. Yani Almanya'da reformist Yahudilerin dua kitaplarından işte tapınak ve Mesi'e dair ifadeleri çıkarması aslında boşuna değildir. Yani

Yahudilikte her zaman için politik bir ilke vardır. Dolayısıyla biz bugün adına siyonizm demesek de diyemesek de geriye doğru o politik ilkeyi yani Yahudiliğin içerisinde devam edeelen Yahudi egemenliğinin olmayışı ve olması gerektiği fikrini geriye doğru okuyabiliriz. Bunun adına siyonizm demeyelim, başka bir şey diyelim. Ama o politik ülke hep orada. Bunu biliyoruz. Yani burada hocam Yahudi zihninde yatan çerçeveyi güzel çizdiniz bence ama şimdi aklıma çok spekülatif bir soru geliyor. Hı hı. >> Bu Almanya'da yapılan dünya harbindeki

pogrom. Yahudileri bir holocaust veya işte genel olarak o pogromlardan bahsediyorum. Yahudilere uygulanan >> Yahudileri yani bu keyfi yerinde olan ya tadımızı kaçırmayın diyen Yahudileri bir devlet fikrine ikna etmek için yaptırılmış olabilir mi gerçekten Yahudiler eliyle? >> Yok ben öyle olduğunu düşünmüyorum. Yani Nazizm tabii Dünya Savaşı'nın öncesine de uzanıyor ama özellikle Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkmış ve güçlenmiş. İşte Versay anlaşmaları, Fransa'nın yaptıkları, Almanya'nın işte başına

gelenler, enflasyonlar vesaire. Bunu farklı farklı bağlamlarda okuyabiliriz. O dönemde ortaya çıkıp güçlenmiş çok net anlamda ırkçı bir hareket ki şunu söyleyeyim size. Yani mesela Hitler'in işte bu hep nihai çözüm olarak işte Vanze planı nedir? İşte bu Holocaust'un planının adı yani bu Holocaust'u yapacağız ve Aryan Irk'ın yaşaması gereken bu Lenstra işte Almancası yaşam alanındaki Alman yani Aryan olmayan bütün unsurları ortadan kaldıracağız planının adı Final Solution. Yani son

şey nihai çözüm. Şimdi birincisi o Holocaust sürecinde Naziler'in yaptıkları bu katliamlar sürecinde tek ortadan kaldırılanlar Yahudiler değil. Romenler Katoliklerden bir miktar var. engelliler. Yani aslında mevzu sadece Yahudiler üzerinden gitmiyor. Mevzu aryan olmayan her kim varsa ve bu ari ırkın arğini bozan her kim varsa onların ortadan kaldırılması şeklinde ilerliyor. Evet. Yahudi 6 milyon kalabalık bir gruptan bahsediyoruz ve Holukostu genelde Yahudilik üzerinden tartışıyoruz ama mesele sadece Yahudilik üzerinden

ilerlemiyor. Yani böyle düşünülebilir. Yani düşünülebilir derken akla böyle bir fikir gelebilir. Yani şunu diyebilir insanlar. O dönem evet İsrail inşaat sürecindeydi ve dünya üzerindeki bütün Yahudileri aslında ikna edebilmiş değildi. Alman Yahudilerini ikna edebilmiş değildi. Avrupa'daki ciddi bir kesimi ikna edebilmiş değildi. Ve o dönemde Filistin'e göçen sadece gariban Yahudilerdi. Ve bunlar da daha çok böyle Polonya, Rusya'dan falan geliyorlardı. Siyonizm Yahudileri ikna edebilmiş bir

ideoloji değildi. Hitler diye birisi çıktı. 6 milyon Yahudiyi katletti ve bunun sonucunda Yahudiler efendime söyleyeyim bir Yahudi devletinin varlığına ikna oldular şeklinde bir akıl yürütme yapıldığı zaman burada pek çok tarihsel gerçekliği göz ardı ediyoruz. Bahsettiğim mesela işte Holocaustu salt Yahudiler üzerinden okumak bunlardan bir tanesi. İkincisi o dönem Hitler'le Filistin'deki siyonist liderlik arasında bir anlaşma arayışı var. Hitler'in derdi aslında Yahudileri yani tek başına ben

illa Yahudilere fırınlar kurayım, onları yakayım işte önce öldüreyim gaz odalarında sonra yakayım falan. değil. Ben bu bölgede Yahudi istemiyorum. Bunlar kalkıp kendileri giderler. Bu bir opsiyondur. Ölümü göze alırlar. Yok edilmeyi göze alırlar. Bu da bir opsiyondur. Ama burada Yahudi olmamalı şeklinde. Dolayısıyla o dönemki Filistin'deki siyonist liderlik de şeyleri var. Hitler'in görüşmeleri var. Yani David Burion'la mesela görüşmeleri var. Ve şöyle bir şey burada bizim elimizde işte atıyorum 6 milyondan daha

fazla Yahudi var. Sizin de Yahudilere ihtiyacınız var. gelin alın bu Yahudileri oraya yerleştirin gibi. Ama sonradan bunun çok birincisi bu Yahudilerin hiçbir yere gitmek istemedikleri anlaşılıyor. İkincisi de bunun çok maliyetli ve uzun zaman alabilecek bir süreç olduğu anlaşıldığı için Naziler o bahsettiğim nihai çözümle Yahudileri toplama kampları, sonra gaz odaları, sonra fırınlar falan bu şekilde yok etme planını hayata geçiriyorlar. Ama ne oluyor? Evet. Özellikle Amerikan Yahudiliği ve dünyanın geri kalanındaki

Yahudiler şuna ikna oluyorlar. Evet, bir Yahudi devletine ihtiyaç var. fikri kabul görüyor. Bu kısmı doğru. Ama sırf bu fikrin kabul görmesi için kalkıp Nazilerin böyle bir şeye giriştikleri bizzat Yahudilerin işte efendim ne oluyor yani o mekanizma içerisinde düşündüğümüz zaman şöyle bir şey ortaya çıkıyor. Yahudiler Nazilerin böyle bir şey yapmalarını sağladılar ve böylelikle işte ne oldu? Bir Yahudi devletine duyulan inanç daha da ayuka çıkmış oldu gibi bir düşünme mekanizması var ya orada. Bu doğru değil.

>> Mevzu daha çok su götürür ama daha da uzatıp insanları sıkmayalım. Burada kalalım. Sonraki bölümlerimizde siyonizm, kabala ve sabetaycılıkla devam edelim. Bugünkü misafirimiz Stanford Üniversitesi tarih bölümünden Sayın Özgür Dikmen hocamdı. Çok teşekkürler hocam. Hoşça kalın. >> Ben teşekkür ederim.


Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Benzer Yazılar

Yorumlar