Orta Yolu Bulmak
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
"Bir hata varsa, kimin
olmalı?"
Demirci dükkânında çalışan bir
çırak vardı. İşe girdi gireli bir türlü ustasını dinlemez; bir an önce kalfa
olmayı, sonrasında ise usta olup kendi dükkânını açmayı hayal ederdi. Yılların
yorgun ustası ise çırağını hiç kırmaz, onun bu aceleci ve sabırsız hallerine
büyük bir sükunetle katlanır, sessizliğini korurdu.
Bir gün çırak yine
sabırsızlanarak, “Yetmez mi usta? Beni artık kalfa yap, ayak işlerini yapmaktan
bıktım, usandım,” dedi. Ustası, sözle anlatmanın fayda etmeyeceğini anlayınca
çırağına baktı ve “Gel benimle,” diyerek onu dükkânın mutfağına götürdü.
Tezgahın üzerindeki sepeti
işaret ederek, “Şu sepetteki yumurtaları masaya tek tek, düzenli bir şekilde
diz,” dedi. Çırak yumurtaları dizmeye başladı; ancak aceleciliğinden ötürü
nasıl olduysa yumurtalardan biri elinden kayıp yere düştü ve kırıldı. Çırak
hatasının farkına varıp hemen düştüğü yeri temizledi. Fakat çiğ yumurtanın akı
ve sarısı eline bulaşınca tiksindi, sevimsiz bir hal aldı. Gidip elini yıkadı
ve geri geldi.
Bunun üzerine ustası, “Şimdi bu
yumurtaları al, şu cezvede güzelce kaynat bakalım,” dedi.
Bir süre sonra kaynayan cezveyi
ocaktan indirdiler. Usta, çırağından yumurtaları soymasını istedi. Çırak,
yumurtaları soğuk suya tutup biraz beklettikten sonra kabuklarını soymaya
başladı. Ancak cezvede üste kalan bir yumurta tam pişmemiş, cıvık kalmıştı.
Çırak buna çok sinirlendi. "Başa bela" der gibi hemen ayrı bir kap
getirip o pişmemiş yumurtayı diğerlerinden ayırdı. Kalan yumurtaları soymaya
devam ederken içinden, “Başka işim yokmuş gibi, usta bana burada yumurta
soyduruyor,” diye söyleniyordu. Tam o sırada bir yumurtayı daha elinden yere
düşürdü. Önce korktu ama sonra kendi kendini teselli etti: “Neyse ki pişmişti,
zayi olmadı çok şükür. Buna usta bir şey demez.” Ona göre, pişen bir yumurta
yere düşse de ne olabilirdi ki?
Çırak, soyduğu yumurtaları
ustanın önüne getirdi. Usta yumurtalara şöyle bir baktı ve “Demirci çırağı
olduğun nasıl da belli, aşçılık sana hiç yakışmıyor. Yumurtaların üzerinde hep
lekeler bırakmışsın,” dedi.
Çırak içten içe çok sinirlendi;
“Teşekkür etmesi gerekirken usta bana neler söylüyor,” diye düşündü. “Yine
ustanın o garip işleri işte,” diyerek kafasını sallaya sallaya dükkânın
kapısının önüne çıktı ve hırsla oturdu.
Tepesindeki kızgın güneş başını
yakarken, ustanın kadim bir dostu dükkâna doğru geldi. Çırağı kapıda görünce,
“Hayrola, ne haber? Neden böyle kös kös oturuyorsun?” diye sordu.
Çırak dertli dertli içini
döktü: “Ustam beni bir türlü kalfa yapmıyor. 'Artık yeter' diyorum, o ise beni
mutfakçıymışım gibi bugün bir de yumurta kaynatmakla uğraştırdı.”
Ustanın arkadaşı gülümsedi:
“Peki, yumurta kırdın mı, elinden düşürdün mü, cıvığı çıktı mı?”
Çırak şaşkınlıkla, “Evet,
bildin. Nereden anladın?” dedi.
“Bizim ustanın kalfa yapma
diploması, yumurta kaynattırmaktır. Sen biraz daha sabret, daha vaktin var
demektir... Veya...” diyerek sustu adam, cümlenin sonunu getirmedi.
Çırak öfkeyle, “Sizler ne
acayip insanlarsınız! Demirciye çeliğe nasıl su verileceği, körükte demirin
nasıl dövüleceği sorulur; yumurta pişirmekle demirciliğin ne alakası olur?”
diye çıkıştı.
Ustayı çok iyi tanıyan o eski
dost, çırağın omuzuna dokundu: “Oğul, yol budur. Yerinde durmayı bilmezsen,
'Benden iyisi yok' deyip üste çıkmaya çalışırsan, bir de üstüne içerideki o
yumurta gibi tam pişmezsen, bu ustalık sana biraz geç gelir,” dedi ve dükkâna
hiç girmeden oradan uzaklaştı.
Bu sözler çırağı teselli
edeceğine öfkesini daha da artırdı. Hırsla dükkâna geri girdi. Baktı ki ustası
tezgahın üzerinde bir paket hazırlamış, onu bekliyordu. Ustası çırağı yanına
çağırdı:
“Oğul, anlaşılan demircilik
sana göre değilmiş. Eğer dostumuz geldiğinde hemen kapıya çıkıp gitmeyip, dükkânda
yanımızda dursaydın seni göndermezdik. Ancak sen bu kapıda sabretmeyi
beceremedin, çabucak dışarı fırladın. Benim ustalığım da buraya kadarmış; bir
kusur varsa o da bendedir, bunca zamandır seni hakkıyla yetiştiremedim. Bana
kalırsa sen kendine bir başka kapı bul,” dedi. Ardından çırağın hak ettiği
maaşını eksiksiz verdi ve onunla helalleşip gönderdi.
Bu hikayeyi anlatan bilge der
ki:
“Çırak hatasını anladı
anlamasına ama 'Usta onu neden hemen gönderdi?' diye sorabilirsiniz. Evet,
çırak henüz yetişmemiş, çiğ kalmıştı; ancak usta da bu işte kabahatliydi.
Çırağını tam pişirememiş, ham bırakmıştı. Oysa bir usta, çırağına sadece
demircilik zanaatını öğretmekle kalmamalıydı; bunun yanı sıra insan olmanın, bu
yolda yürümenin usulünü de tekmil etmeliydi. Fakat bu ustanın nefesi yetmemiş,
çırak onun tezgahında ancak bu kadar yetişebilmiş ve noksan kalmıştı.
Üstelik, eğer kapıya gelen o
dost, çırağa işin sırrını (yumurta imtihanını) söylemeseydi, belki de bu eğitim
dükkânda devam edebilirdi. Kadim bir kuraldır: 'Bir şeyin sırrı açığa
çıkarsa, oradan uzaklaşmak gerekir.' Bu nedenle hayatta bazı şeylerin
sırrını bilmemek, bilmekten çok daha hayırlıdır. İnsanın kendi kendine 'Ben
iyiyim' veya 'Ben kötüyüm' demesinin bir hükmü yoktur; asıl önemli olan, size
iyi veya kötü diyen makamın kim olduğudur.
Allah’da hiçbir kuluna doğrudan
'kötü' demedi; sadece 'Bazı kullarım yolunu şaşırdı' dedi. Çünkü O, her mahlukunu
en güzel surette, tertemiz yaratmıştır. Kullarına, yollarını şaşırmasınlar,
gönülleri batıla kaymasın diye onlara yol gösterici rehberler, eğitmenler
gönderdi. Fakat hikmetine binaen kurduğu bu dünya nizamında bazı aksamaların,
olumsuzlukların ve çiğliklerin de zuhur edeceğini bildiğinden, 'Kader' ismini
verdiği o büyük sırları koydu ve anahtarını kendine sakladı. Bu yüzden kader,
Yaradanın katında çözülmez bir sır olarak kaldı; hala da öyledir. Kimin sonunun
ne olacağını, kimin ne zaman pişip olgunlaşacağını ancak ve ancak Kendisi
bilmektedir.
İşte bu yüzden, o demirci
çırağı gibi aceleci olmayalım. Hayatın sabır fırınında pişmeyi bekleyelim.
Sonuç olarak; kendi hayatımız, sabrımız ve mutluluğumuz arasındaki o sıkı
bağıntıyı, o ince orta yolu tekrar tekrar düşünelim.”
🍃 3042632882755624052
Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Yorumlar
Yorum Gönder