Bu Yolda Kırılmak Varmış
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Cevizin yeşil kabını yemekle tad
bulunmaz,
Zâhir ile ey fakih Kur’anı
arzularsın.
Niyazi-i Mısri (k.s.)
Bugün açlığımı biraz
yatıştırmak için kuruyemiş yiyordum; tabağın içinde çam fıstıkları vardı.
Hepinizin başına gelmiştir; yeterince işleme tabi tutulmamış olanların
kabuklarında çatlaklar oluşmadığından,
onları dişimizle kırmak hem zor hem de oldukça rahatsız edicidir. Ben de
ilerleyen yaşımdan dolayı böyle sert olanları kırmaktan vazgeçip atık bölümüne
ayırıyordum. Tam o sırada kalbime şöyle bir ilham doğdu:
"Heyhat! Bunca eziyet çek,
güneşe ve yağmura katlan, tam yenecek kıvama gel... Fakat tam istifade
edileceği safhada, küçücük bir işlem noksanlığından dolayı çöp ol..."
Bu, insana acı veren bir
durumdu. Her şeyiyle olgunlaşmış, ancak insan eliyle bir nevi engelli hale
getirilmiş bu nesne, faydasızlar sınıfına dahil oluyordu. Toprağa dönüp gübre
olmak elbette farklı bir durumdu; ancak bu fıstık, kendi tekamül seyrini tamamlayamadan
yarı yolda kalmıştı.
Buradaki eksiklik çam
fıstığında değil, onu bu hale getiren insanoğlundaydı. Çünkü ona hiç insan eli
değmeseydi, ağaçtan düştükten sonra kendi tabii ortamında yeniden yeşerip kök
salabilirdi. Ne var ki özü, gördüğü hatalı işlemlerle kısırlaştırılmıştı. Bugüne
kadar bizler de nice üstadlar, nice şeyhler gördük. Onları tam olarak anladık
ya da anlayamadık; öyle ya da böyle, müşahede edilen asıl manzara şudur ki: Kamil
bir mürşidin elini tutmayanın, o hamlığı pişirecek bir kamil ele denk
gelmeyenin başına gelmedik kalmıyor.
Hayatta her düşüncemizi takip
eden, birbiri ardınca gelen olaylar vardır. Ancak berekete ulaşmak için verilen
onca gayretin bazen böyle akim kalması, insanda garip kıyaslar ve derin
meseller uyandırıyor. Birçok hadise bünyesindeki büyük sırlarla birlikte
hayatımıza akarken, aslında onları çözmekte ne kadar yetersiz kaldığımızı,
adeta birer kader mahkumu olduğumuzu hissetmekten kendimi alamıyorum. İyilikler
ve kötülükler arasındaki o ince çizgi bazen öylesine bulanıklaşıyor ki; hayatta
daha dikkatli olmaya ve tedbiri elden bırakmamaya her zamankinden çok özen
göstermeliyiz.
Tam da bu hususta, kalbinize
şifa olacak çok hoş bir menkıbe anlatılır:
Vaktiyle evliya derecesine
erişmiş, büyük bir gönül sultanı varmış. Kürsüye çıkıp cemaate vaaz ederken
daima: "Ya Rabbi, sen o hırsızlara, o haramilere rahmet eyle, onlara
lütufta bulun!" diye dua edermiş. Bir gün cemaat dayanamayıp bu garip
duanın sebebini sormuş. Mübarek zat şöyle cevap vermiş:
"Ben zamanında Bağdatlı
çok zengin bir tüccardım. Dünyaya, mala mülke iyiden iyiye dalmış, kendimi
kaybetmiştim. Bir gün sahradan geçerken, kervanlarımdan birini haramiler bastı
ve her şeyimi soydu. Bu sarsıcı vakayla aklım başıma gelir gibi oldu ama tam
uyanamadım. Başka bir sefer yine yoldan geçerken, malımın geri kalan kısmını da
gasbettiler. Üçüncü defa haramilerle karşılaştığımda ise, üstümde ne var ne
yoksa aldılar; bir başıma, dımdızlak ve on parasız kaldım. Bu
suretle çaresiz, aç ve ilaçsız kalınca, sığınacak tek yer olarak bir tekkeye
iltica ettim. İşte tam o çaresizliğin kalbinde Allah’ım bana kamil bir mürşit
ihsan etti, gözümdeki perdeleri kaldırdı ve ben bu manevi devlete, bu ilahi
nimete nail oldum. Ben bu yüce makama o haramiler sayesinde, onların beni
mecbur bıraktığı o çaresizlik yüzünden eriştim. İşte bu yüzden onlara her daim
hayır dua ediyorum..."
Hülasa; hayat hiçbir zaman
dışarıdan göründüğü gibi tek düze değil. Her anı ayrı bir elvan, ayrı bir
renk... Hayat, sırlar içinde sırlı bir şekilde akıp gidiyor.
🍃 1140883125845979108
Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.
Benzer Yazılar
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar

Yorumlar
Yorum Gönder