Peygamberimizi Görmek Üzerine
Geçen konunun son kısımlarında aleyhissalatu damaram efendimizin ya da sahabeden herhangi birinin dünyanın geri döndüğüne, muhtemelenne odaklandığına dair küfür ettiğini belirtti İbn Hazım. Dersin sonunda bir itiraz geldi. Yani pek çok evliyaullah'tan efendimizle görüştükleri naklediliyor. Kendileri de bunu söylüyorlar. Efendimizle görüştük. E [homurdanır] biz de çağırıyoruz efendimizle görüştüğümüz küfürdür. Bu iş nasıl olacak? Oraya bir biçimde getirelim. O ibare şöyle. Peygamber aleyhissalatu vesvese efendimizin dünyaya geri döndüğünü, yapabileceğini söyleyebildiğini, bunu küfrettiğini. Yani bu ne gibi? İşte İmamiye'nin 12. imam dediği, Mehdi diyen kişi gaybete çekildi. Hicri 260 yılından birkaç yıl sonra gaybete çekildi. Şu anda bir yerde yaşıyor. Geri dönecek gelecek. Bu anlamda efendimizin de aslında ölmediğini, bir anlamda gaybete çekildiğini, geri kaldığında yetinemeyeceğini söylemektir. Bunun kastedildiğini anlıyoruz ibareden. Öte yandan evliyaullah'tan efendimizle görüştüğünü söylüyorlar. Peki nasıl anlatılır ? Oradaki görüşme efendimizin ruh beden birlikte bir ceset olarak aynı bizim aramızda yaşananlar gördüğümüz gibi, görüştüğümüz gibi bir görüşme değil. Peygamber aleyhissalatu vesselam efendimiz peygamberlerle miraçta ve miraçtan önce görüşmüş. Hz. Musa'yı görmüş kablinde namaz kılarken. Sonra Mescid-i Aksda namaz kıldırmış. Sonra muhtelif sema katlarına yükseldiğinde orada bir kısım peygamberleri genemiş. Bu peygamberler ruh beden beraber mi oradaymışlar? Hayır. Bunlar ölüm denen hadiseyi yaşadılar. dolayısıyla ruhundan ayrılır. Peygamber bedenleri patlamaz. Ayrı. Onların ruhları da herhangi bir insanın ruhu gibi değildir. Tabii ki onların makamına, mevkiine bağlı olarak Allah Teala onların ruhuna da o makama mevkiye göre muamele eder. O ruhların ulaşabildiği mümkün müdür? Evet. İşte görülen ruhlardır. Peki ruhunun devamı mümkün müdür? Miraç hadisesinden anlıyoruz ki mümkündür. Kaldı ki İmam Suyuti'nin fetavasının sonunda özel bir risalesi var bu konuda. Melekler ve peygamberler görülür mü görülürz mi? Görülür diyor İmam Suyuti kendisi de efendimizle pek çok defalar görüştüğünü söylüyor. Pek çok veliden alıntılar yapıyor. Pek çok akait aliminden alıntılar yapıyor. Efendimizle görüşmek mümkündür. onu görmek mümkündür diye. Fakat sonunu şöyle bağlıyor. Buraya dikkat etmek lazım. bir kısım uyarılarda bulunuyor. Risalenin sonunda ilk uyarısı şöyle elevveli sallahu aleyh kalbi yakazada uyanık haliyken uyanık haldeyken aleyhissalatu vesselam efendimizin görülmesi ekseri ahvalde kalple görmektir. Yani basiretle basarla değil basiretle kalp gözüyle görmektir diyor. il en bil basar. Sonra baş gözüyle görmeye kadar bu kişinin kendi durumuna göre ilerleyebilir diyor kişi. Ebubekir ibn Arabi daha evvel Ebubekir bin Arabi'den bir nakıl yaptı. Orada da bu mesele geçti. diyor ki burada biz kişi kendi derecesine göre kalple görür sonra gözle görür dedik az önce diyor ki bu gözle görüş bizim dünyamızda iki kişinin birbirini görmesi gibi değildir birbirlerini görmesi gibi değildir innem hiye cemiyyetün haliyetün bu manevi bir haldir diyor yani. berzahiyetün berzah alemi ile ilgili bir durumdur diyor. Bu dünyada birbirimizi baş gözüyle gördüğümüz gibi değildir. Ve emrun vicdaniyun. Kişinin kendi benliğinde hissettiği bir durumdur bu diyor. Bu halin gerçekte nasıl bir hal olduğunu ancak onu yaşayan bilir diyor. Dolayısıyla işte evliyaullah görüştü. Efendimizi gördüler. İmam Suyuti kendisi de gördü. Defalarca gördüğünü söyleyenler var. Buradaki görüş manevi bir durumdur. Baş gözüyle karşısında ruh meal ceset diri yaşayan birisi değil. Dolayısıyla bir haldir bu. Bir kalp görüşüdür. Bir vicdani durumdur. Bir manevi haldir diyor. Bunu bu şekilde bellemekte fayda var. Yoksa karıştırırız. Yani >> Peygamber efendimizin hemen vefatından sonra işte sahabelerden böyle problemlerle karşılaştığım işte peygamber efendimizi gördüm. Şu şekilde emir buyurdular diye bir şey var mı? >> Hayır. Yok. >> Niye yok? Onlar niye görünüyor işte? >> Tabii asrı saadette efendimiz aleyhissalatu vesselam'ın vefatından sonra olsun, vefatından önce olsun onunla görüştüğü herhangi bir sahabeden nakledilmiş değil. Sadece Hz. Osman'dan bildiğim kadarıyla o evi muhasara edildiğinde nakledilen bir şey var. Fakat onun da rüya olduğunu başka rivayet yollarından anlıyoruz. Yani efendimizi rüyasında görüyor Hazreti Osman. Efendimiz ona, "Muhasara mı edildin? Sana meşakkat mi ettiler?" diyor. Su veriyor ona. Rüyasında su içmesine de çünkü mani oluyorlar Hazreti Osman'ın. Ondan sonra istersen sana yardım edeyim diyor. Bunları galip gelelim, dağıtalım. istersen benim yanıma gel. Hz. Osman da ikincisini tercih ediyor. Onun için kendisini savunmuyor. Zaten kendisini savunmak isteyenlere de mani oluyor. Bile bile şehadete giriyor Hazreti Osman. Ama bunun rüyada görülmüş bir şey olduğunu başka rivayetlerin başka tarihlerinden anlıyoruz. Dolayısıyla mesela efendimiz aleyhissalatu vesselam Hazreti Muaz'ı Yemen'e gönderdi vali olarak. Sonra da ona dedi ki, "Önüne bir dava geldiğinde ne yapacaksın? Nasıl davranacaksın?" O da dedi ki, "Önce Allah'ın kitabına bakacağım. Aradığım hükmü orada bulamazsan aradığın hükmü ne yapacaksın? Resulullah'ın sünnetine bakacağım. Orada da bulamazsan ne yapacaksın? O zaman da içtihat edeceğim." dedi. O zaman yani ey Allah'ın resulü sana sorarım bu işi falan demedi. Hayatta çünkü peygamberimiz onun için daha çok mümkün gibi görünüyor ilk bakışta Hz. Haz Ömer'den nakledilen mesela ben diyor hayatta Peygamber Aleyhissalatu Vesselam'a sormadığım birkaç mesele var. O meseleleri niye sormadım diye pişmanlık duyduğum kadar başka hiçbir şeyden pişmanlık duymadım diyor. Birkaç mesele var. Onları soracak. Kur'an'da geçen bazı ayetlerin tefsiri. Bunları diyor keşke sorsaydım efendimize. Sormadım diyor. Şimdi Haz. Ömer gibi bir insan efendimizin yanında, yakınında bulunmuş. bütün hayatı boyunca İslam'a girdikten sonra o bile yani böyle hayıflanıyor ki keşke bunları efendimize sorsaydım. Çok örnek var. İşte Cemel hadisesi yaşanmış, sıffin yaşanmış. Medine Mekke muhasara edilmiş, Kabe yıkılmış. Ümmet mukatele etmiş, birbirine düşmüş, savaşlar olmuş vesaire. Bunların hiçbirisinde hiçbiri dememiş ki ya bir efendimize soralım. Hiçbir veli eftaliyette sahabi derecesine ulaşamaz. Yani onu o şekilde görmek mümkün olsaydı, vaki olsaydı sahabe-i kiram görürdü. Onlar daha çok muhtaçtı çünkü o hadiseleri çözmede. Evet. Bunu bu şekilde bellersek iyi olur. Öbür türlüsü kafa karıştırıyor. Çünkü belli ki efendimiz ondan sonra Türkçe Olimpiyatlarına geliyor. Bir şeyler oluyor filan. Bu şeyde de çok yaşanır. Hadis ulemasıyla tasavvuf ehli arasında da çok yaşanır. Yani tasavvuf ehli doğrudan bir kısım tasavvuf ehli hadisi doğrudan doğruya efendimizden aldığını söyler. Siz ölüden ölüye naklediyorsunuz. Biz diriden alıyoruz diyerek biraz da böyle yukarıdan bakarlar. İmam Suyuti bu risalesinde de bazı örnekler zikrediyor. Bir fakihle bir veli bir mecliste otururken fakih bir hadis nakletmiş. O veli demiş ki yalan söylüyorsun demiş. Efendimiz böyle bir şey söylemedi. O da demiş ki nereden biliyorsun? E demiş bak efendimiz orada senin baş ucunda duruyor. Diyor ki ben böyle bir şey söylemedim. Şimdi böyle şeyler anlatılıyor. Böyle olsa bile biz bilz kabul etsek bile yapmamız gereken iş velinin söylediğiyle değil fakihin söylediğiyle amel etmek. Çünkü biz zahire göre amel etmekle mükellefiz. Allah bizi zahire göre sorgaya çekecek. Bizim Allah bilir bugün Buhari'de, Müslim'de, Muvatttaada sahihtir dediğimiz, toz kondurmadığımız nice hadisler vardır ki Allahu alem belki de sahih değil ama biz onun gerçek durumunu bilmekle mükellef değiliz. Buna da imkanımız yok. Zahirine bakıyoruz. Ravilerinin ayrı ayrı bakıyoruz. Senin kopuk mu değil mi? Kesintili mi sürekli mi sürekli bakıyoruz. Metnin değiştirilebilmesine bakmıyoruz. Tamam diyoruz. Bu sahibi olamayabilirsiniz. Yani güvenilir bir adam yanlış da olabilir. Hayatta bir kere olsun yalan da belirtilebilir ve bu tespit edilemeyebilir. Ama biz onu tespit etmekle yükümlü değiliz. Zahirsiz biz ona hükmetmek zorundayız. Dolayısıyla bir veli bize dese ki ben efendimize sordum. oyunu buyurdu. Bir hadis imamı da zahirine bakarak bize bir hadisi getirse biz onunla amel etmekle mükellefiz. Öbürünün bozulması sadece kendini bağlar. O da şer-i şerifte aykırılık kaydedilmiyor.
Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Yorumlar
Yorum Gönder