Koba’dan Çelik Adam’a: Bir Diktatörün Kronolojisi ve Mutlak Güce Uzanan Patolojik Yolculuğu
" Ioseb Jughashvili’nin doğumundan ölümüne
kadar uzanan yaşam öyküsünü tarihsel bir perspektifle / bakış açısıyla
(perspective) ele aldığımızda karşımıza sadece bir siyasi lider değil, aynı
zamanda sistemli bir şiddet mekanizması kuran karmaşık bir kişilik çıkar.
"
Ioseb Jughashvili’nin (Stalin) Hayat Kronolojisi
Çocukluk ve Gençlik Dönemi (1878 - 1899)
- 6 Aralık 1878:
Gürcistan’ın Gori kasabasında, eskici Besarion (Beso) ve Katerina (Keke)
Jughashvili’nin üçüncü oğlu olarak dünyaya geldi. İlk iki kardeşinin
bebekken ölmesi nedeniyle annesi tarafından "Tanrı'nın bir hediyesi" olarak
görüldü.
- 1884: Çiçek
hastalığına yakalandı ve yüzünde ömür boyu taşıyacağı "Chopura"
(Çopur) lakabını almasına neden olan izler kaldı. Aynı dönemde bir araba
kazası sonucu sol kolu sakatlandı.
- 1888 - 1894: Gori
Ruhban Okulu’nda eğitim gördü. Derslerinde olağanüstü başarılıydı,
özellikle koro şarkıcılığı ve Rusça bilgisinde öne çıktı.
- 1894 - 1899: Tiflis
İlahiyat Semineri’ne girdi. Burada yasaklı kitaplar okumaya başladı ve
Marksizm ile tanıştı.
- 29 Mayıs 1999:
Bilinmeyen nedenlerle (muhtemelen sınavlara girmemesi veya Marksist
faaliyetleri) seminerden atıldı. Bu dönemde Pasha isminde bir kız
çocuğunun babası olduğu yönünde belgeler mevcuttur.
Devrimci Yeraltı ve Koba Dönemi (1900 - 1917)
- 1900 - 1901: Tiflis
Meteoroloji İstasyonu'nda çalışırken ilk grevleri örgütledi. Polis
tarafından aranan bir "yeraltı devrimcisi" haline geldi.
- 1901: Çocukluk
arkadaşı olan meşhur haydut Kamo (Ter-Petrosyants) ile iş birliği yaparak
Bolşevikler için finansman sağlamak amacıyla şiddet eylemlerine girişti.
- 1904:
Sibirya'daki ilk sürgününden kaçarak Kafkasya'ya döndü.
- 1905:
Tampere’de Lenin ile ilk kez yüz yüze geldi ve ona hayran kaldı.
- 1906: Kato
Svanidze ile evlendi. Bu evlilikten ilk oğlu Iakov doğdu.
- 13 Haziran 1907:
Tiflis'te büyük bir banka soygununu organize etti; elli kişinin
yaralandığı bu kanlı eylem sonrası partiden terörizm suçlamasıyla geçici
olarak ihraç edildi.
- 1913 - 1917:
Sibirya'nın en kuzeyindeki Turukhansk ve Kureika'da sürgünde kaldı. Burada
13 yaşındaki Lidia Pereprygina'yı baştan çıkardı ve ondan çocuk sahibi
oldu. Bu dönemde "Stalin" (Çelik Adam) takma adını kullanmaya
başladı.
İktidara Yürüyüş ve Diktatörlük (1917 - 1953)
- 1917: Ekim
Devrimi sonrası Milliyetler Halk Komiseri oldu.
- 1918 - 1920: İç Savaş sırasında
Tsaritsyn’de (Stalingrad) görev yaptı. Burada askeri uzmanlara karşı
uyguladığı vahşet, Troçki ile ömür boyu sürecek düşmanlığının temelini
attı.
- 3 Nisan 1922: Partinin
Genel Sekreteri seçildi; bu pozisyonu kişisel bir güç merkezine
dönüştürdü.
- 1924: Lenin’in
ölümü sonrası iktidar mücadelesine girişti. Zinovyev ve Kamenev ile
ittifak kurarak Troçki'yi saf dışı bıraktı.
- 1929:
"Büyük Dönüş" (Perelom) / Kırılma (Fracture) yılını ilan etti.
Köylülüğün kolektifleştirilmesi ve Kulakların (zengin köylüler) bir sınıf
olarak yok edilmesi sürecini başlattı.
- 1932: İkinci
karısı Nadezhda Alliluyeva intihar etti. Stalin bu ölümü kişisel bir
ihanet olarak algıladı ve daha da gaddarlaştı.
- 1934: Sergey
Kirov’un öldürülmesi sonrası "Büyük Terör" dönemini başlatan
kararnameleri imzalattı.
- 1937 - 1938: Ezhov
liderliğinde ordu, parti ve aydınlar üzerinde büyük bir temizlik / tasfiye
(purge) hareketi yürüttü.
- 1939: Nazi
Almanyası ile Molotov-Ribbentrop Paktı’nı imzaladı.
- 1941 - 1945: Büyük
Anayurt Savaşı. Milyonlarca kurban verilerek kazanılan zafer sonrası
kültünü / ilahlaştırmasını (cult) zirveye taşıdı.
- 1953:
"Doktorlar Komplosu" gibi yeni temizlik planları yaparken, 5
Mart'ta beyin kanaması sonucu öldü.
" Stalin’in mutlak bir tiran haline
gelmesinin ardındaki sosyolojik ve psikolojik dinamikleri analiz edecek /
inceleyecek (analyze) olursak; "
Stalin’in Diktatör Olmasının Temelleri
Stalin’in yükselişi, sadece siyasi bir başarı
öyküsü değil, aynı zamanda Rus İmparatorluğu’nun zayıf toplumsal dokusunu ve
insan psikolojisinin karanlık dehlizlerini kullanan bir strateji ürünüdür.
1. Personel Yönetimi ve Bürokrasi Hakimiyeti: Stalin’in en
büyük dehası, hitabetinde veya teorik derinliğinde değil, "kadro her şeyi
belirler" ilkesinde yatar. Genel Sekreterlik makamını, partinin atama ve dağıtım
bölümü (Orgburo) ile birleştirerek, kendine sadık "omega hayvanları"
olarak tanımlanan, sorgulamadan itaat eden kişileri kilit noktalara
yerleştirmiştir. Stalin, rakipleri Paris kafelerinde teori
tartışırken, kendisi Murmansk’tan Taşkent’e kadar uzanan bir sadakat ağı
kurmuştur.
2. Gürcü Mirası ve Mesihçi Yaklaşım: Stalin’in
Gürcü kökenleri ona, 19. yüzyıl Avrupası'nın insancıl klişelerinden uzak, daha
zalim ve acımasız bir dünya görüşü kazandırmıştır. Orta Çağ Gürcü kralları olan
"Kurucu David" ve "I. Teimuraz" gibi hükümdarları örnek
almış; devleti kurtarmak için kendi ruhunu günaha sokan, ailesini bile feda
eden mutlak otokrat idealini benimsemiştir. Kaynaklar, Stalin'in dini eğitiminin ona insanların
ruhlarını nasıl yöneteceğini ve günah-kefaret dengesini nasıl kuracağını
öğrettiğini sürekli yineler.
3. Bilgi Kontrolü ve İstihbaratın
Silahlaştırılması: İktidarının temeli, rakiplerinden daha fazla
bilgiye sahip olmak ve bu bilgiyi manipüle / yönlendirme (manipulate)
yeteneğidir. 1923’ten itibaren Kremlin’deki özel santrali aracılığıyla
yoldaşlarının telefonlarını dinletmiş, NKVD (eski adıyla Çeka/GPU) aracılığıyla
her birey hakkında şantaj dosyaları hazırlatmıştır. Menzhinski ve Yagoda gibi
"hünerli cellatları" kullanarak, düşmanlarını sadece öldürmemiş,
onları halkın gözünde itibar kaybına uğratan "itiraf tiyatroları"
düzenlemiştir.
4. Psikolojik Travmalar ve Duygusal
Yalıtılmışlık: Çocukluk döneminde babasından gördüğü şiddet,
alkolizm ve terk edilme; yetişkinliğinde ise sakatlıkları ve sürekli çektiği
fiziksel ağrılar (kronik kas atrofisi, diş çürükleri) onun sadizmini tetikleyen
unsurlar olmuştur. Dostoyevski'nin
"Yeraltı Adamı" gibi, çektiği diş ağrısının acısını tüm dünyaya
çektirmek isteyen bir psikolojiye bürünmüştür. Kimseye güvenmemesi,
en yakınlarını bile kolayca feda edebilmesi (oğlu Iakov’un esaretine göz
yumması gibi), onu duygusal bir zırh içine sokmuştur.
5. Devrimci Ahlakın Tasfiyesi: Stalin,
Lenin’in "ne kadar
kötü o kadar iyi" prensibini en uç noktaya taşımıştır. İktidarı
elde tutmak için her türlü aracı (cinayet, soygun, şantaj, Okhranka / Çarlık
gizli polisi (secret police) ile iş birliği şüphesi) meşru görmüştür.
Rakiplerinin ahlaki tereddütlerini ve partiye olan dini bağlılıklarını
kullanarak onları felç etmiş, "parti kararı" adı altında toplu
katliamları yasallaştırmıştır.
Kızıl Tiran'ın Kanlı Kumpası: Önce Tebessüm Sonra
Tehcir / Deportation
"
Stalin’in yönetimi altında Sovyetler Birliği’nin Müslüman ve Türk halklarına
karşı yürüttüğü stratejiyi analiz ettiğimizde, karşımıza önce güven telkin
eden, ardından mutlak bir imha operasyonuna dönüşen makyavelist / sinsi
(machiavellian) bir yöntem çıkar. "
Giriş: Kardeşlik Maskesi Altında Biriktirilen Kin
Sovyet rejiminin ilk yıllarında, özellikle Lenin
döneminde ve Stalin’in Milliyetler Halk Komiseri olduğu süreçte, imparatorluğun
çeperindeki halklara "kendi kaderini tayin hakkı" ve "kozmetik
bir çokkültürlülük" vaat edilmiştir. Stalin, başlangıçta bu halkları rejime sadık kılmak için
yerel dillerin kullanımına, kültürel özerklik illüzyonlarına ve "halkların
kardeşliği" sloganına izin vermiştir. Bu süreçte Türkî halklar, Çarlık
baskısından kurtulduklarını düşünerek yeni sisteme eklemlenmiş, hatta yerel
kadrolar (nomenklatura) aracılığıyla yönetimde temsil edildiklerine
inandırılmışlardır. ***Kaynakların sürekli tekrarlanan bir tespiti
olarak; Stalin'in bu dönemdeki tutumu, rakiplerini ve potansiyel düşmanlarını
saptamak için onları önce gün yüzüne çıkaran tilkivari bir kurnazlıktır.***.
Kafkasya’da Beria’nın Pragmatizmi ve Hazırlık
Evresi
Stalin’in en sadık celladı Lavrenti Beria,
Kafkasya’daki Türk ve Müslüman grupları yönetirken başlangıçta alışılmadık bir
esneklik göstermiştir. Örneğin, Gürcistan ve çevresindeki Müslüman toplulukları
(Acarlar ve Meshet Türkleri gibi) tamamen ezmek yerine, onları ekonomik olarak
sisteme bağlamış ve hatta bazı dini okulların açık kalmasına göz yummuştur.
Ancak bu "yakına çekme" siyaseti, aslında her bir bireyin ve
topluluğun MGB / KGB dosyalarına işlenmesi için bir zaman kazanma taktiğidir.
Stalin, bu toplulukları "sınırı aşan / straddling" etnik gruplar
olarak görüyor ve onları olası bir savaşta casusluk merkezi haline gelebilecek
"yabancı odakları" olarak nitelendiriyordu.
Büyük İhanet: Kırım Tatarları ve "Hain
Millet" Kurgusu
İkinci Dünya Savaşı’nın kaosu, Stalin’e bu
halkları "feda etme" fırsatını vermiştir. Kırım Tatarları örneğinde
bu durum en acımasız halini almıştır. 1944 yılında Beria ve yardımcıları Serov
ile Kobulov, Kırım Tatarlarını Almanlarla iş birliği yapmakla ve Kızıl Ordu’dan
firar etmekle suçlayan bir senaryo hazırlamışlardır. Daha önce Sovyet madalyalarıyla ödüllendirilen
Tatar askerleri bile, terhis edildikleri anda kendilerini sürgün trenlerinde
bulmuşlardır..
18 Mayıs 1944’te şafak vaktinde gerçekleştirilen
operasyonda, yaklaşık 165.000 Tatar kadını ve çocuğu hayvan vagonlarına
doldurularak Orta Asya’ya sürülmüştür. Tren yolculuğu sırasında ve sonrasındaki
ilk yıllarda, Kırım Tatar nüfusunun neredeyse yarısı açlık, hastalık ve
bakımsızlık nedeniyle hayatını kaybetmiştir. ***Stalin ve Beria için bu sadece
bir nüfus transferi değil, Kırım’ı "temizleme" ve Rus yerleşimcilere
açma operasyonudur.***.
Kafkasya’nın Tasfiyesi: Karaçaylar, Balkarlar ve
Meshet Türkleri
Kırım’daki felaketin bir benzeri Kuzey
Kafkasya’da yaşanmıştır. 1943-1944 kışında, önce Karaçaylar ardından Balkarlar
"vatan haini" ilan edilerek sürgün edilmiştir.
- Karaçaylar: 1943’te
Alman devriyelerine yol göstermekle suçlanmış, Amerikan yardım kamyonları
(Studebaker) kullanılarak 24 saat içinde evlerinden sökülüp atılmışlardır.
Nüfusun %40’ı sürgün yolunda ve Kazakistan steplerinde yok olmuştur.
- Meshet Türkleri (Ahıska Türkleri): Savaşın sonuna doğru, 1944
Kasım’ında, Gürcistan’ın Türkiye sınırında yaşayan 47.000 Meshet Türkü
Orta Asya’ya sürülmüştür. Beria, bu halkı Türkiye ile olası bir savaşta
"beşinci kol / fifth column" faaliyeti yürütebilecek potansiyel
casuslar olarak gördüğü için sürgün etmiştir. Bu insanların ne Alman
işgaliyle ne de savaşla doğrudan bir ilgisi vardı; tek suçları Türk
olmaları ve sınır hattında yaşamalarıydı.
İnsan Psikolojisi ve Patolojik Analiz
Stalin’in bu halklara karşı önce babacan bir
koruyucu gibi davranıp sonra onları acımasızca yok etmesi, onun "paranoyak
/ kuruntulu" kişiliğiyle açıklanabilir. Çocukluğunda babasından gördüğü
şiddet ve yaşadığı fiziksel sakatlıklar (webbed toe / yapışık ayak parmağı,
atrophied arm / körelmiş kol), onda "başkalarına acı çektirme" ve
"mutlak kontrol" tutkusunu tetiklemiştir. ***Kaynaklara göre Stalin,
bir halkı veya bir bireyi yok etmeden önce ona bir umut ışığı vermekten sadistik
bir haz almaktadır.***. Bu, avına saldırmadan önce onunla oynayan bir kedinin
vahşi oyununa benzer.
Sonuç: Silinen Kimlikler ve Kalan Acılar
Bu tehcir /
deportation operasyonları sonucunda Sovyetler Birliği’nin demografik yapısı
kalıcı olarak bozulmuştur. Türkî halklar için " Sovyet Anayurdu", bir
sığınak değil, kitlesel mezarların bulunduğu bir toplama kampına dönüşmüştür.
Stalin’in ölümüyle bu baskı bir nebze azalsa da, sürgün edilen halkların
hakları ve toprakları on yıllar boyunca iade edilmemiştir.
Kızıl Tiran’ın Bozkır Kâbusu: Stalin’in Türk
Düşmanlığının Patolojik ve Jeopolitik Kökleri
" Ioseb
Jughashvili’nin (Stalin) Sovyet İmparatorluğu sınırları içindeki Türkî halklara
—Kırım Tatarları, Ahıska Türkleri, Karaçaylar ve Balkarlar— karşı yürüttüğü
sistemli imha ve tehcir / sürgün (deportation) siyaseti, yalnızca basit bir
savaş stratejisi değil; kökleri tarihe, jeopolitiğe ve kendi karanlık ruh
dünyasına uzanan bir nefretin dışavurumudur. "
Siyasi ve Sosyolojik Etmenler: Makyavelist /
Sinsi (Machiavellian) Bir Tasfiye
Stalin’in Türk halklarına yönelik zulmünün temel
siyasi gerekçesi, bu toplulukları "sınırı aşan / straddling" etnik
gruplar olarak görmesi ve onları potansiyel birer "beşinci kol / fifth
column" (düşmanla iş birliği yapan içerideki grup) odağı olarak
yaftalamasıdır. 1944 yılında Beria ve yardımcıları eliyle gerçekleştirilen
sürgünlerin resmî kılıfı "Nazi iş birliği" olsa da, sosyolojik
gerçeklik çok daha derindedir:
- Rus Şovenizminin Yükselişi: Stalin,
özellikle 1930’ların sonundan itibaren Marksist enternasyonalizmden
saparak radikal bir Rus milliyetçiliğine / şovenizmine (chauvinism)
yönelmiştir. Bu yeni
dünya görüşünde Ruslar, imparatorluğun "ağabeyi" iken; Türkî
halklar, kültürel ve dini bağları nedeniyle "güvenilemez
yabancılar" olarak kodlanmıştır.
- Kimliksizleştirme Siyaseti: Stalin,
halkların kardeşliği maskesi altında önce yerel Türk aydınlarını
(nomenklatura) sisteme çekmiş, ardından "Büyük Terör" döneminde
bu kadroları "milliyetçi sapma" suçlamasıyla yok etmiştir. Kaynakların
sürekli tekrarlanan tespiti, Stalin'in bir toplumu yok etmeden önce onun
beynini (aydınlarını) dağıtmayı bir kural haline getirdiğidir.
Türk Düşmanlığının Kökenindeki Asıl Neden:
Tarihsel Travma ve Patoloji
Türk
düşmanlığının kökenindeki "asıl" neden, Stalin’in bir "Ruslaşmış
Aborjin" (Lenin’in deyimiyle) olarak üstlendiği tarihsel misyon ve
Gürcü kökenlerinden gelen kadim korkulardır.
1. Gürcü-Türk Tarihsel Çatışması ve
"Koba" Kimliği: Stalin’in çocukluğu ve gençliği, Gürcistan’ın bağımsızlık arayışları ve
tarihsel olarak Osmanlı/Türk baskısına karşı duyulan tepkilerin gölgesinde
geçmiştir. Stalin, kendini Orta Çağ’ın acımasız Gürcü krallarıyla
özdeşleştirmiş; devletin bekası için "ruhunu günaha sokan" tiran
modelini benimsemiştir. Hıristiyan-Ortodoks bir eğitim alması, onda
bilinçaltında "Müslüman-Türk" figürünü tarihsel bir "öteki"
ve "yok edilmesi gereken düşman" olarak konumlandırmıştır.
2. Jeopolitik Paranoya ve Türkiye Korkusu: Stalin,
Türkiye Cumhuriyeti’ni Batı dünyasının (İngiltere ve Amerika) bir ileri
karakolu ve Kafkasya’daki Sovyet egemenliğine yönelik bir tehdit olarak
görmüştür. Ahıska Türklerinin (Meshetler) 1944’te sürülmesinin asıl nedeni,
onların Nazi iş birliği yapması değil, olası bir Sovyet-Türk savaşında Türkiye
sınırında "güvenilmez bir unsur" teşkil etmeleridir. Stalin
için Türkî halklar, coğrafi olarak Sovyetler ile Türkiye arasında bir
"tampon bölge" değil, "sızma noktası" niteliğindeydi.
3. Patolojik Sadizm ve Güç İllüzyonu: İnsan
psikolojisi açısından analiz edildiğinde / incelendiğinde (analyze); Stalin’in
Türk halklarına önce kültürel özerklik vaat edip sonra onları hayvan
vagonlarında ölüme göndermesi, onun "kedinin fareyle oynaması" olarak
tanımlanan sadistik kişilik bozukluğuyla paralellik gösterir. Babasından
gördüğü şiddet ve fiziksel sakatlıkları (yapışık ayak parmağı, körelmiş sol
kol), onda tüm dünyaya ve özellikle "direnç gösteren" topluluklara
karşı bitmek bilmeyen bir hınç oluşturmuştur. Dostoyevski'nin "Yeraltı
Adamı" gibi, o da kendi içsel sancılarını bütün bir halkı vatanından
ederek dindirmeye çalışmıştır.
Sonuç: Bozkırın Silinen Hafızası
Stalin’in Türkî halklara uyguladığı bu zulüm,
basit bir "güvenlik" önlemi değil; etnik temizlik / genosit
(genocide) boyutunda bir operasyondur. Kırım Tatar vagonlarından gelen
çığlıklar veya Kafkas dağlarında ateşe verilen Balkar köyleri, Stalin’in
zihnindeki "homojen ve mutlak itaatkâr imparatorluk" hayalinin kanlı
bedelleridir. Onun düşmanlığı, hem bir Rus Çarı’nın jeopolitik hırsını hem de
yaralı bir Gürcü gencinin (Koba) tarihsel öfkesini barındırıyordu.
Maskelenmiş Husumet: Stalin’in Yahudi Siyasetindeki
Pragmatizm ve Patolojik Dönüşüm
" Ioseb Jughashvili’nin (Stalin) Yahudilere
karşı tutumunu bir 'sevgi' veya 'bağlılık' olarak tanımlamak yerine, bu
ilişkiyi iktidar mekanizmasının soğukkanlı birer aracı / aleti (tool) olarak
görmesine dayanan makyavelist / sinsi (Machiavellian) bir strateji çerçevesinde
analiz etmek gerekir. "
Yahudiliğin Bir İktidar Aparatı Olarak Kullanımı
Stalin’in
Yahudilerle olan ilişkisi, hiçbir zaman duygusal bir temele dayanmamıştır.
Aksine, kariyerinin başlangıcından itibaren onları stratejik birer unsur olarak
konumlandırmıştır. Bolşevik Devrimi’nin ilk yıllarında Trotsky, Zinovyev,
Kamenev ve Sverdlov gibi Yahudi kökenli liderlerle çalışması, tamamen bu
isimlerin entelektüel kapasiteleri ve devrimci enerjileriyle ilişkilidir. Stalin,
Yahudilerin uluslararası bağlantılarını ve entelektüel çevrelerdeki nüfuzunu
kendi rejimini meşrulaştırmak ve dış dünyadan destek almak için bir kaldıraç
olarak kullanmıştır.
İkinci Dünya
Savaşı sırasında kurdurduğu Yahudi Anti-Faşist Komitesi, bu
"kullanışlılık" ilkesinin en bariz örneğidir. Komite üyeleri olan
Solomon Mikhoels ve Yitzak Fefer’i, Amerikan Yahudi toplumundan yardım toplamak
amacıyla ABD’ye göndermiş ve bu yolla Sovyet savaş çabaları için 45 milyon
dolar gibi devasa bir fon sağlamıştır. ***Kaynaklar, Stalin'in Yahudileri hiçbir zaman
tamamen güvenilebilir bulmadığını, onları sadece geçici müttefikler olarak
kodladığını sürekli yineler.***.
İsrail'in Tanınması ve Jeopolitik Kumar
" Stalin’in 1948 yılında İsrail devletini
tanıyan ilk liderlerden biri olmasının ardında yatan asıl neden, Orta Doğu’daki
İngiliz emperyalizmini / sömürgeciliğini (imperialism) zayıflatma ve yeni
devleti bir Sovyet uydusu haline getirme hayalidir. ". Ancak İsrail’in Batı dünyasına
ve özellikle ABD’ye yönelmesi, Stalin’in zihnindeki 'sadık Yahudi' illüzyonunu
/ yanılsamasını (illusion) paramparça etmiştir. Bu kırılma noktasından sonra,
Sovyet Yahudileri artık potansiyel casuslar ve "vatansız kozmopolitler"
olarak yaftalanmaya başlanmıştır.
İnsan Psikolojisi ve Paranoyanın Kökleri
Stalin’in Yahudilere karşı tutumundaki patolojik
değişim, onun derinleşen paranoyası ve Rus şovenizmiyle / aşırı
milliyetçiliğiyle (chauvinism) açıklanabilir. İnsan psikolojisinin verilerine
göre, Stalin kendisinden bağımsız bir aidiyet hissine (din, dil veya
uluslararası bağlar) sahip olan her gruptan nefret etmiştir. Yahudiler, dünya
çapındaki ağları ve alternatif bir vatanları (İsrail) olması hasebiyle, onun
mutlak kontrol tutkusuna karşı en büyük tehditlerden biri haline gelmiştir.
Stalin için
bir Yahudi, ne kadar komünist olursa olsun, her zaman yabancı bir gücün
potansiyel ajanıydı.. Bu psikolojik travma, kızı Svetlana’nın bir Yahudi
olan Grigori Morozov ile evlenmesine verdiği şiddetli tepkide gün yüzüne
çıkmıştır. Kızına "Kendine bir Rus bulamadın mı?" diye bağırması ve
evliliği zorla sonlandırması, onun maskelenmiş ırkçı eğilimlerinin bir
dışavurumudur.
Sistematik Tasfiye: Doktorlar Komplosu ve
Mikhoels Cinayeti
Stalin, Yahudilere olan "ihtiyacı"
bittiğinde onları en acımasız yöntemlerle yok etmiştir.
- Solomon Mikhoels’in Katli: 1948’de
düzenlenen "trafik kazası" görünümlü cinayet, Stalin’in Yahudi
liderliğine vurduğu ilk büyük darbedir. Mikhoels, doğrudan Stalin’in
emriyle, MGB (Devlet Güvenlik Bakanlığı) ajanları tarafından öldürülmüş ve
cesedi karda bir yol kenarına atılmıştır.
- Doktorlar Komplosu:
Stalin’in yaşamının son yılında kurguladığı bu devasa yalan, çoğu Yahudi
olan doktorların Sovyet liderlerini zehirlediği iddiasına dayanıyordu. Bu
süreçte doktorlar ağır işkencelerden geçirilmiş, Stalin bizzat doktorların
"demirlerle dövülmesini" emretmiştir. ***Kaynaklarda dikkati
çeken bir fikir, Stalin'in bu komployu tüm Sovyet Yahudilerini Sibirya'ya
sürgün etmek için bir meşrulaştırma aracı olarak kullanmayı
planladığıdır.***.
Sonuç: Bir Tiranın Araçsal Mantığı
Stalin’in Yahudilere karşı gösterdiği o sözde
"aşırı ilgi", aslında avını pusuya düşürmeden önce onu besleyen bir
avcının stratejisinden farksızdır. Onları kullandığı sürece varlıklarına
tahammül etmiş, ancak kendi mutlak gücüne gölge düşürebilecekleri en ufak bir
şüphe duyduğunda onları "GULAG tozuna" dönüştürmekten çekinmemiştir.
Onun Yahudi siyaseti, sevgi değil, saf pragmatizm ve yıkıcı bir paranoia
karışımıdır.
Dehşetin İkiz Aynası: Stalin ve Hitler’in Acımasızlık
Rejimlerindeki Simetri ve Sapmalar
" Ioseb Jughashvili (Stalin) ve Adolf
Hitler’in yönetim pratiklerini acımasızlık paydasında karşılaştırmalı bir
perspektifle / bakış açısıyla (perspective) ele aldığımızda, bu iki tiranın hem
birbirlerinden beslendikleri hem de patolojik olarak birbirlerinden tamamen
ayrıştıkları bir şiddet haritası ortaya çıkar. "
Hedef Kitlelerin Farklılığı: Dışlanmışlar /
Outsiders ve Kendi Kanın / Own Kind
Stalin ve
Hitler arasındaki en keskin ayrım, şiddetin yöneldiği hedef kitledir. Hitler'in
acımasızlığı, ideolojik olarak tanımlanmış "ötekilere" yöneliktir:
Slavlar, Yahudiler, eşcinseller ve komünistler. Sıradan bir Alman vatandaşı,
rejimin ideolojik tabularını ihlal etmediği sürece, savaşın dehşeti dışında
nispeten normal bir hayat sürebilirdi. Oysa Stalin’in saldırganlığı bizzat kendi insanlarına, generallerine,
profesyonel seçkinlerine ve hatta kendi ailesine yönelmiştir. Stalin,
komşularına savaş açmak yerine, ekonomik ve siyasi can damarı olan insanları
öldürmeyi tercih etmiştir. Hitler’in soykırım ve yıldırım savaşı /
blitzkrieg kumarında, bir halkı birleştirme amacı güden iğrenç de olsa bir
mantık ve tutarlılık (consistency) vardır; Stalin’in politikaları ise herkesi
kendi paranoiasının karanlık dehlizlerine sürüklemiştir.
Sistem ve Kurumsal Yıkım: Kanser / Cancer ve
Parazit / Parasite
İki rejim arasındaki yapısal fark, toplumsal
dokuya yapılan müdahalede belirginleşir. Hitler, Almanya’nın sosyal, hukuki ve
ekonomik yapılarını (iş dünyası ve ordu gibi) büyük ölçüde yerinde bırakmış, bu
yapılarla simbiyotik / ortak yaşam (symbiotic) bir ilişki kurmuştur. Hitlerizm,
vücudun normal işlevini sürdürmesine izin veren ancak onu sonunda yok eden bir
kansere benzetilebilir. Stalin ise Lenin’in başlattığı misyonu tamamlayarak
Rusya’nın tüm sosyal, hukuki ve ekonomik yapılarını yerle bir etmiştir. Stalin’in
kurduğu sistem, istila ettiği vücudu tamamen kendi dokusuna dönüştüren bir
parazit yaban arısı larvasına benzer. Kaynaklar, Stalin'in her türlü
muhalefeti yok etmeden önce onu kendi paranoik dünyasına entegre ettiğini ve
sadizmini bu kontrol arzusuyla beslediğini sürekli yineler.
Karşılıklı Hayranlık ve Tasfiye Yöntemleri
Stalin, başlangıçta Hitler’i manipüle /
yönlendirme (manipulate) edebileceği bir figür olarak görse de, onun acımasız
yöntemlerinden dersler çıkarmıştır. Özellikle 1934 yılındaki "Uzun Bıçaklar Gecesi" (Night of the
Long Knives), Stalin’in hayranlığını kazanmıştır; Hitler’in kendi içindeki
muhalefeti bir kerede kesip atmasını "akıllıca bir iş" olarak
nitelemiştir. Bu olaydan sonra Stalin, kendi "Büyük Terör" / Great
Terror (purge) döneminin zeminini hazırlarken benzer bir kararlılıkla hareket
etmiştir.
Ayrıca, her iki lider de "yozlaşmış
sanat" ve eşcinselliğe karşı aynı nefreti paylaşmıştır. Stalin, 1933
yılında eşcinselliği yasadışı ilan ederken, bunu toplumu "uyumsuz
unsurlardan" temizlemek için bir araç / alet (tool) olarak kullanmıştır. Tiranın
acımasızlığı, kurbanının masumiyeti arttıkça ona duyduğu hıncın da artmasıyla
şekillenmektedir.
İnsan Psikolojisi ve Paranoianın Kökenleri
Stalin’in acımasızlığı, Hitler’in ideolojik
nefretinden farklı olarak, derin bir aşağılık kompleksi ve fiziksel
kusurlarından beslenen kişisel bir kindir. Francis Bacon’ın
"Deformite Üzerine" / Of Deformity (On Physical Impairment)
denemesinde belirttiği gibi, fiziksel kusurları olan kişiler (Stalin’in
pockmarked / çiçek bozuğu yüzü ve sakat kolu gibi) başkalarının zayıflıklarını
gözlemlemek ve intikam almak için bitmek bilmeyen bir hırsa sahiptirler.
Stalin, rakiplerinin entelektüel üstünlüğünü ve hitabet yeteneğini kendi
sessiz, sinsi ve sabırlı acımasızlığıyla alt etmiştir. Hitler kitleleri retorik
/ hitabet (rhetoric) ile büyülerken, Stalin sessizlik, jestler ve klişelerle
yönetmiştir.
Soykırımın Ölçeği ve Uluslararası Sessizlik
Stalin’in 1929'da köylülüğe karşı başlattığı
seferberlik, ölçek ve canavarlık açısından Afrika köle ticareti veya Nazi
Yahudi zulmüyle yarışır niteliktedir. Ancak Batı dünyasının Stalin’in kendi
halkına uyguladığı bu kitlesel imhaya (dört yılda yaklaşık 2 milyon doğrudan
ölüm ve milyonlarca sürgün) gösterdiği kayıtsızlık, trajik bir tezat oluşturur.
Rus köylüsü, hem Stalin hem de Batılı gözlemciler için neredeyse "insan
dışı" / subhuman olarak görülmüştür. Stalinizmde vatan hainliği kavramı o kadar
genişletilmiştir ki, 12 yaşındaki çocuklar bile yetişkin cezalarına
çarptırılmış, zehirli dumanlarla (gaz kamyonları) infaz yöntemleri Nazilerden
önce Sovyet NKVD’si tarafından kullanılmıştır.
Sonuç: Birbirine Dönüşen Düşmanlar
Savaşın sonuna gelindiğinde, Stalin’in sosyalizmi
radikal bir Rus şovenizmine / aşırı milliyetçiliğine (chauvinism) evrilerek
Hitler’in ulusal sosyalizmiyle (National Socialism) kesişmiştir. 1949'a
gelindiğinde Yahudiler artık "vatansız kozmopolitler" olarak
yaftalanmakta ve Stalin bizzat kendi Yahudi aydınlarını yok etmektedir. Onun
acımasızlığı, hem bir Rus Çarı’nın jeopolitik hırsını hem de yaralı bir ruhun
(Koba) bitmek bilmeyen intikam hırsını barındırmaktadır.
Tiranlığın Modern Yüzü: Stalin ve Hitler’in
Yöntemlerini Miras Alan Siyasi Dinamikler
" Ioseb Jughashvili (Stalin) ve Adolf
Hitler’in tarihin tozlu sayfalarında kalmış birer figür değil, kurdukları baskı
ve kontrol mekanizmalarıyla günümüz otoriter liderlik modellerine ilham veren /
esin kaynağı olan (inspiration) birer prototip olduklarını söylemek mümkündür.
Eldeki kaynaklar, bu mirasın özellikle modern Rusya’nın yönetim biçiminde ve
'güçlü adam' kültü üzerine kurulu siyasi yapılarda nasıl yaşadığını açıkça
ortaya koymaktadır. "
Vladimir Putin ve Neo-Stalinist Restorasyon
Kaynaklarda
Stalin ve Hitler’in yöntemlerini doğrudan miras alan ve uygulayan en belirgin
figür olarak Vladimir Putin öne çıkarılır. Kitabın yazıldığı 2004 yılı itibarıyla ve
sonrasında yapılan analizlerde Putin’in, Stalin’in mirasını reddetmek yerine
onu "zaferin mimarı" olarak yeniden kurguladığı belirtilmektedir.
- İstihbarat Odaklı Yönetim: Putin,
kariyeri ve yönetim anlayışı itibarıyla Iagoda ve Beria gibi isimlerin
halefi / ardılı (successor) olarak nitelendirilir. Modern Rus gizli
servisi FSB, kendisini Çeka / KGB geleneğinin "samurayları"
olarak tanımlamakta ve bu kanlı geçmişten onur duymaktadır.
- Düşman Yaratma ve Tasfiye:
Stalin’in rakiplerini "vatan haini" veya "yabancı
ajan" olarak yaftalama taktiği, günümüzde de muhaliflerin etkisiz
hale getirilmesinde kullanılmaktadır. Kaynaklarda, Galina Starovoitova ve
Sergei Iushenkov gibi demokratik siyasetçilerin kaderinin, Stalin
dönemindeki infazlarla benzerlik taşıdığı vurgulanır.
- Etnik Temizlik ve Savaş Politiği:
Beria’nın Kafkasya’da yürüttüğü soykırımcı operasyonların bir benzerinin,
modern dönemde Çeçenistan’da sürdürüldüğü ve bu durumun Stalinist
yöntemlerin bir devamı olduğu ifade edilir.
Metodik Miras: "Kadro Her Şeyi
Belirler"
" Stalin’in siyasi dehası teorik
derinliğinde değil, personeli yönetme ve kendisine mutlak sadakatle bağlı bir
'omega hayvanları' / sorgusuz itaat edenler (obedient ones) sınıfı yaratma
yeteneğinde yatar. ". Günümüz siyasetinde, bürokrasiyi tamamen kişisel bir
sadakat ağına dönüştüren liderler bu yöntemi benimsemektedir:
- Bilginin Tekelleştirilmesi:
Stalin’in Kremlindeki özel santrali aracılığıyla yoldaşlarını dinletmesi
gibi, günümüz otoriter rejimleri de gözetleme teknolojilerini muhalefeti
felç etmek için kullanır.
- Korku ve Suç Ortaklığı: Stalin,
çevresindeki liderleri (Molotov, Kaganoviç vb.) infaz kararlarına imza
attırarak kendisine bağlamıştır. Modern diktatörlüklerde de üst düzey
yöneticiler, rejimin suçlarına ortak edilerek geri dönüşü olmayan bir
sadakat döngüsüne sokulur.
İnsan Psikolojisi ve Diktatörlük Patolojisi
İnsan psikolojisinin verilerine göre analiz
edildiğinde (analyze); Stalinizm ve Hitlerizmin modern takipçileri, toplumdaki
aşağılık komplekslerini ve ekonomik çöküşün yarattığı öfkeyi manipüle /
yönlendirme (manipulate) yetenekleriyle öne çıkar. ***Kaynakların sürekli
tekrarlanan bir tespiti olarak; Stalin'in her türlü muhalefeti yok etmeden önce
onu kendi paranoik dünyasına entegre ettiğini ve sadizmini bu kontrol arzusuyla
beslediğini söyleyebiliriz.***.
Stalin için bir kurbanın masumiyeti arttıkça, ona
duyduğu hınç da artmaktaydı çünkü masumiyet, tiranın mutlak kontrol alanının
dışındaki bir ahlaki zemini temsil ediyordu.. Günümüz liderlerinde görülen
"yanılmazlık" iddiası ve her türlü başarısızlığı
"sabotajcılar" veya "dış güçlere" bağlama eğilimi,
Stalin'in 1930'lardaki show / göstermelik (show) trallarında kullandığı script / senaryo (script) ile aynı kökten beslenir.
Sonuç: Değişmeyen Tiranlık Döngüsü
Günümüzde kendisini "ulusun
kurtarıcısı" olarak sunan, yargı ve ordu gibi bağımsız kurumları yerle bir
eden ve gücü tek bir merkezde toplayan her lider, aslında Stalin ve Hitler’in
kurduğu o karanlık laboratuvarın öğrencisidir. Kitap, 2004 Rusya’sının bir
"tiranlık mirası" üzerinde yükseldiğini ve bu durumun dünya
genelindeki demokrasi arayışları için kalıcı bir tehdit oluşturduğunu belirtir.
Kaynakça
Rayfield, D. (2004). Stalin
and His Hangmen: The Tyrant and Those Who Killed for Him. New York: Random
House Trade Paperbacks. [i: 4, 17, 29, 34, 41, 61, 73, 119, 132, 133, 149, 226,
261, 339, 464, 637, 675, 676, 762, 808, 879, 883, 885, 887, 939]
İlizarov, B. S. (2002). Taynaya Zhizn’ Stalina
(Stalin'in Gizli Yaşamı). Moskova: Veche. [i: 1009]
Bugay, N. (1992). Ikh nado deportirovat (Onlar
Sürülmeli). Moskova. [i: 876, 1093, 1094]
Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Yorumlar
Yorum Gönder