Print Friendly and PDF

Ölümsüz Yazar Olmak İstiyor musunuz?





Zamanın Pençesinde Bir Ebediyet Kavgası: Romantik Yazarlar ve Edebî İtibarın Görünmez Mimarisi

"İnsanoğlu ölümlü bir varlık olmasına rağmen, zihninin ürünlerini sonsuzluğa hapsetme arzusuyla / immortality / yanıp tutuşur." Edebiyat dünyasında bu arzu, sadece kağıda dökülen kelimelerden ibaret değildir; o, yazarın ruhunun gelecek nesillerin zihninde yeniden canlanması için verilen bir savaştır. Romantik dönem yazarları, bu savaşı en bilinçli ve bazen en trajik şekilde veren kuşak olmuştur. Edebî itibarın nasıl inşa edildiğini anlamak için, bir eserin sadece "iyi" olmasının yetmediğini, onun etrafında örülen toplumsal, ticari ve kurumsal mekanizmaların nasıl işlediğini derinlemesine incelemek gerekir.

İtibarın İki Yüzü: Şöhret ve Kalıcı Saygınlık

Edebî itibar kavramı incelenirken, güncel şöhret / renown / ile ölüm sonrası itibar / reputation / arasındaki keskin ayrım gözetilmelidir. Romantikler, kendi dönemlerinde popüler / popular / olanın, gelecek nesiller / posterity / tarafından reddedilebileceği korkusunu derinden hissetmişlerdir. Bir yazarın güncel başarısı, bazen gelecekteki unutuluşunun kefareti olabilir. Horatius’tan miras kalan "tunçtan daha dayanıklı bir anıt dikme" fikri, Romantik şairler için bir saplantı haline gelmiştir.

Kahraman Yazar Modeli: Wordsworth ve Yalnız Dehanın Kültü

William Wordsworth, edebî itibarın inşasında "kahraman yazar" modelini kuran kişidir. Wordsworth’ün anlayışına göre, gerçek bir deha / original genius /, kendi eserini takdir edecek olan beğeniyi bizzat kendisi yaratmalıdır. Bu süreç, yazarın çağdaşları tarafından hor görülmesini veya ihmal edilmesini de beraberinde getirir. Wordsworth’ün psikolojik dünyasında, eleştirmenlerin (özellikle Francis Jeffrey) saldırılarına karşı geliştirdiği bu savunma mekanizması, aslında "mağdur ama üstün deha" mitinin temelini atmıştır. Deha, kalabalıkların alkışından kaçıp, gelecekteki 'seçkin azınlığın' anlayışına sığınır.

Destekli Yazarlık: Samuel Johnson ve Toplumsal Onay

Wordsworth’ün yalnız dehasının aksine, Samuel Johnson "destekli yazarlık" / assisted authorship / modelini savunur. Johnson’a göre hiçbir yazar, yayıncılar, editörler, eleştirmenler ve "sıradan okuyucu" / common reader / yardımı olmadan kalıcı olamaz. İtibar, sadece yazarın dehası değil, onun eserini yeniden basan, biyografisini yazan ve onu okul müfredatına sokan aracıların / mediators / bir ürünüdür. Hiçbir yazar tek başına ölümsüz olamaz; onu yaşayan bir güç kılan şey, onun adına hareket eden hayranları, aile üyeleri ve akademik koruyuculardır.

Ölümsüzlüğün Reçetesi: Jane Austen ve Keats Vakaları

Jane Austen ve John Keats, itibarın ölümden sonra nasıl devasa bir güce dönüşebileceğinin en çarpıcı örnekleridir. Austen, yaşadığı dönemde isimsiz kalmayı tercih etmiş ve sadece maddi kazanç peşinde olduğunu iddia etmiştir. Ancak ölümünden sonra ailesinin (özellikle Austen-Leigh’in biyografisi aracılığıyla) yarattığı "sevgili Jane teyze" imajı, onu Victoria dönemi değerleriyle bütünleştirmiş ve evrensel bir ikon haline getirmiştir.

Keats ise, "adı suya yazılmış biri" olarak öleceğine inanarak büyük bir trajedinin kurbanı olmuştur. Ancak onun ölümü, biyografisini yazan Milnes gibi dostları tarafından bir "ihmal edilmiş deha" efsanesine dönüştürülmüştür. Keats’in itibarının korunmasındaki en büyük güç, mektuplarının yayınlanmasıyla ortaya çıkan samimi ve derin kişiliği olmuştur. Psikolojik analizlere göre, okuyucu Keats’in sadece şiirlerini değil, onun 'ölümle yarışan gençliğini' de satın almıştır.

İtibarın Korunma Mekanizmaları ve Maddi Olmayan Menfaat

Kalıcı bir itibarın inşası için şu unsurlar hayati önem taşır:

  • Biyografik Mit: Yazarın hayat hikayesi, eserinden daha çekici bir efsaneye dönüşmelidir.
  • Eğitim Sistemi: Bir yazarın eserleri okullarda "zorunlu okuma" haline geldiğinde, o yazar artık kültürel bir sermaye / cultural capital / olur.
  • Görselleştirme ve Uyarlama: Eserlerin resmedilmesi, sinemaya uyarlanması veya turistik bir nesneye (örneğin Austen’ın evi) dönüşmesi, itibarın toplumun tüm katmanlarına yayılmasını sağlar.

Sonuç: İnsanlığın Ortak Hafızasına Kazınmak

Gerçek edebî itibar, sadece telif ücretleri veya satış rakamlarıyla ölçülemez. Robert Bloomfi eld gibi kendi döneminde on binlerce satan yazarların bugün unutulmuş olması, sadece popülariteye / popularity / odaklanmanın tehlikesini gösterir. Buna karşılık William Blake gibi yaşadığı dönemde yok sayılan ama insanlığa "ruhsal bir vizyon" sunan yazarlar, yüzyıllar sonra bile birer yol gösterici olarak kalabilmektedir. Maddi menfaat için değil, insan ruhunun derinliklerine dokunmak için yazanlar, zamanın aşındırıcı etkisine karşı durabilen tek gruptur. Sonuç olarak; edebi ölümsüzlük, yazarın egosu ile insanlığın ortak hafızası arasında kurulan o ince köprüdür.


Kaynakça (APA Stilinde)

  • Austen-Leigh, J. E. (2002). A Memoir of Jane Austen; and Other Family Recollections (K. Sutherland, Ed.). Oxford University Press.
  • Bate, J. (2003). John Clare: A Biography. Farrar, Straus and Giroux.
  • Bentley, G. E., Jr. (Ed.). (2004). Blake Records (2nd ed.). Yale University Press.
  • Gilchrist, A. (1863). The Life of William Blake, “Pictor Ignotus”. Macmillan.
  • Jackson, H. J. (2015). Those Who Write for Immortality: Romantic Reputations and the Dream of Lasting Fame. Yale University Press.
  • Johnson, S. (2006). The Lives of the Poets (R. Lonsdale, Ed.). Oxford University Press.
  • Matthews, G. M. (Ed.). (1971). Keats: The Critical Heritage. Routledge & Kegan Paul.
  • Milnes, R. M. (Ed.). (1848). Life, Letters, and Literary Remains, of John Keats. Moxon.
  • St. Clair, W. (2004). The Reading Nation in the Romantic Period. Cambridge University Press.
  • Wordsworth, W. (1974). Prose Works (W. J. B. Owen & J. W. Smyser, Eds.). Oxford University Press.

 

Zamanın Süzgeci: Edebî Ölümsüzlük Yolunda "Yüzyıl Testi" ve Tarafsız Yargının İnşası

"Edebî eserlerin gerçek değerini anlamak için neden yazarın ölümünün üzerinden koca bir asır geçmesi beklenir?" Bu soru, edebiyat tarihçilerinin ve eleştirmenlerin yüzyıllardır tartıştığı, kökleri antik Roma’ya kadar uzanan bir ölçüt olan "yüzyıl testi"ne / test of time / işaret eder. Bir yazarın sadece kendi döneminde alkışlanması değil, aradan geçen yüz yılın ardından hâlâ okunuyor olması, geçici bir popülerlikten / popularity / kalıcı bir itibara / reputation / geçişin en sert kanıtı kabul edilir.

Kişisel Bağlardan Arınma ve Tarafsız Değerlendirme Süreci

Edebî itibar inşasında yüz yıl kuralının temel dayanağı, insan psikolojisinin ve toplumsal dinamiklerin güncel olana duyduğu tarafgirlikten / partisanship / kurtulma ihtiyacıdır. Samuel Johnson’a göre, bir yazar hayattayken ya da ölümünden hemen sonra, eseri hakkındaki yargılar kişisel çıkarlar, dostluklar veya siyasi kutuplaşmalarla gölgelenir. Zaman, bir eserin etrafındaki bu suni gürültüyü susturan tek güçtür. Johnson, güncel başarının genellikle "modanın nefesiyle şişirilmiş yapay şöhret balonları" / bubbles of artificial fame / olduğunu savunur. Bir asırlık süre, yazarın tüm çağdaşlarının dünyadan ayrılmasını sağlar; böylece kişisel düşmanlıklar ya da hayranlıklar yerini "tarafsız değerlendirmeye" / impartial evaluation / bırakır.

Göreceli Değer ve Süreklilik İlkesi

Samuel Johnson’ın "Shakespeare Önsözü"nde (1765) açıkça belirttiği üzere, edebî yetenek mutlak değil, göreceli bir kavramdır. Bir eserin mükemmelliği ancak diğer eserlerle tekrar tekrar kıyaslanmasıyla ortaya çıkar. Johnson, Horace’ın (Horatius) alay ederek reddettiği "yüz yıl kuralını" savunurken, bu süreyi bir eserin "kalıcılık ve saygınlık sürekliliği" / length of duration and continuance of esteem / sergileyip sergileyemediğini ölçen bir mihenk taşı olarak görür.

Bir yazarın kendi yüzyılını aşması, onun sadece dönemine değil, tüm insanlığa hitap eden bir 'genel doğayı' / general nature / temsil ettiğinin kanıtıdır.

Horace’ın İtirazı: Liyakat mi, Nostalji mi?

Yüz yıl kuralı her zaman kabul görmemiş, bizzat bu kuralın muhatabı olan yazarlar tarafından eleştirilmiştir. Horace, ölü yazarlara duyulan bu körü körüne hayranlığı ve "değeri yıllarla ölçme" eğilimini gülünç bulmuştur. Onun perspektifinden bakıldığında, vasat bir antik yazarın, sadece uzun süre hayatta kaldığı için üstün görülmesi bir "nostalji körlüğü"dür. Horace için itibarın gerçek ölçütü, zamanın kendisi değil, yazarın ortaya koyduğu teknik ustalık ve özgünlüktür / originality /. Ancak edebiyat tarihi, Horace’ın bu itirazına rağmen, toplumsal hafızanın sadece süzülmüş ve "zamanın aşındırıcı etkisine" / saps of time / direnmiş olanı "klasik" olarak tescillediğini göstermiştir.

Popülerliğin Damgası ve Unutulma Riski

İlginç bir psikolojik analiz olarak; bir yazarın kendi döneminde aşırı popüler olması, bazen gelecekteki itibarının önündeki en büyük engel haline gelebilir. Walter Scott vakasında görüldüğü gibi, bir dönem "herkes tarafından okunan" olmak, sonraki nesiller için o yazarı "eskimiş" veya "babalarımızın okuduğu sıkıcı şeyler" kategorisine sokabilir. Yüz yıl kuralı, bu "popülerlik damgasını" / stigma of popularity / silmek için de gereklidir. Eser asıl sınavını, yazarın bir "ünlü" / celebrity / olmaktan çıkıp sadece metniyle baş başa kaldığı o derin sessizlikte verir.

Sonuç: Gelecek Nesillerin Mahkemesi

Yüz yıl kuralı, aslında yazarın egosunun gelecek nesillerin / posterity / yargısına teslim edilmesidir. William Wordsworth gibi "kahraman yazar" modelini benimseyenler, çağdaşlarının onları anlamamasını bir gurur vesilesi saymış ve gerçek yargıyı gelecek asırlara bırakmışlardır. Zamanın bu uzun geçişi, bir eserin sadece bir 'moda' mı yoksa insan ruhuna kazınmış bir 'vizyon' mu olduğunu kesin olarak belirler.


Kaynakça (APA Stilinde)

  • Austen-Leigh, J. E. (2002). A Memoir of Jane Austen; and Other Family Recollections (K. Sutherland, Ed.). Oxford University Press.
  • Jackson, H. J. (2015). Those Who Write for Immortality: Romantic Reputations and the Dream of Lasting Fame. Yale University Press.
  • Johnson, S. (1968). Johnson on Shakespeare (A. Sherbo, Ed.). Yale University Press.
  • Johnson, S. (1969). The Rambler (W. J. B. Owen & J. W. Smyser, Eds.). Yale University Press.
  • Johnson, S. (2006). The Lives of the Poets (R. Lonsdale, Ed.). Oxford University Press.
  • St. Clair, W. (2004). The Reading Nation in the Romantic Period. Cambridge University Press.
  • Wordsworth, W. (1974). Prose Works (W. J. B. Owen & J. W. Smyser, Eds.). Oxford University Press.

Yalnız Dehanın Yankısı: Kurumsal Destek Olmadan Edebî Ölümsüzlüğe Giden Patika

"Zamanın bu uzun geçişi, bir eserin sadece bir 'moda' mı yoksa insan ruhuna kazınmış bir 'vizyon' mu olduğunu kesin olarak belirler." Edebiyat tarihinde Samuel Johnson’ın savunduğu "destekli yazarlık" / assisted authorship / modeli, bir yazarın kalıcılığı için yayıncılar, eleştirmenler ve akademik koruyuculardan oluşan devasa bir mekanizmaya ihtiyaç duyduğunu iddia eder. Ancak ya bu mekanizma sizin için çalışmıyorsa?

Ya çağdaşlarınız sizi görmezden geliyorsa?

Romantik dönem, tam da bu "destek sisteminin" dışında kalan veya onu reddeden yazarların, zamanın aşındırıcı etkisine / saps of time / nasıl direndiklerini gösteren çarpıcı örneklerle doludur.

Wordsworth ve Hannibal’ın Patikası: Beğeniyi Bizzat Yaratmak

Eğer yanınızda bir "aracı" / mediator / ordusu yoksa, önünüzdeki en somut yol William Wordsworth’ün "kahraman yazar" modelidir. Wordsworth, 1815 tarihli denemesinde, gerçek bir orijinal dehanın / original genius /, kendi eserini takdir edecek olan beğeniyi bizzat kendisinin yaratması gerektiğini savunmuştur. Ona göre, eğer bir yazar çağdaşları tarafından anlaşılmıyorsa, bu onun başarısızlığı değil, sunduğu şeyin çok yeni ve sarsıcı olmasından kaynaklanır.

Bu modelde yazar, bir yayıncıya veya eleştirmene değil, doğrudan "gelecekteki okuyucuya" hitap eder. Wordsworth, dehanın bu çabasını Hannibal’ın Alpler’i aşmasına benzetmiştir. Bir yazar için en büyük psikolojik direnç, bugünün alkışından vazgeçip geleceğin sessiz onayı için 'yalnızlığı' bir kale gibi kullanmaktır. Bu süreçte yazarın tek desteği, kendi vizyonuna duyduğu sarsılmaz güvendir. Ancak kaynakların vurguladığı üzere; itibarın korunması için yazarın ölümünden sonra onun adına hareket edecek birilerinin (aile, hayranlar veya araştırmacılar) eninde sonunda ortaya çıkması gerekir.

Blake ve "Ebediyetin Sekreteri": Mekanizmayı Reddetmek

Kurumsal desteği olmayan bir yazarın en uç örneği William Blake’tir. Blake, yaşadığı dönemde neredeyse hiç okunmamış, şiirleri geleneksel anlamda yayınlanmamıştır. O, Johnson’ın şart koştuğu hiçbir "aracıya" sahip değildi; eserlerini kendi icat ettiği yöntemlerle basıyor ve elle boyuyordu. Blake’in psikolojik dünyasında yazarlık, maddi bir menfaat veya şöhret aracı değil, ruhsal bir görevdi; kendisini "ebediyetteki yazarların sekreteri" / secretary the Authors are in Eternity / olarak görüyordu.

Blake’in başarısı, mekanizmanın içinde değil, o mekanizmanın çok ötesinde bir "sembolik değer" yaratmasında saklıdır. Hiçbir desteğiniz yoksa, yapmanız gereken en önemli şey, eserinizin "nadir" ve "eşsiz" niteliğini koruyarak bir gün bir "kurtarma projesi" / recovery project / tarafından keşfedilmeyi beklemektir. Blake, ölümünden 30 yıl sonra Gilchrist ve Rossetti gibi isimler tarafından "keşfedildiğinde", onun döneminde popüler olan pek çok isim çoktan unutulmuştu.

Ölümsüzlük İçin "Eşik" Koşulları: Kalıcılığın Reçetesi

Eğer bugün bir desteğiniz yoksa, edebî itibar inşa etmek için şu "eşik" unsurlarına odaklanmanız hayati önem taşır:

  • Eşik Kalite ve Miktar: En az bir eserin bir şekilde hayatta kalması gerekir. Blake’in bir el yazması ya da John Clare’in bir akıl hastanesi notu bile olsa, fiziksel bir kopyanın dolaşımda olması şarttır.
  • Kişisel Mitoloji: İnsanlar sadece metni değil, yazarın hikayesini de "satın alır." Keats’in genç yaşta ölümü ya da Clare’in doğa içindeki dramatik yaşamı, eserlerin etrafında bir "buzz" / yankı / oluşmasını sağlar.
  • Gelecek Nesillere Mektup: Eserlerinizde sadece dönemsel / topical / konulardan değil, "genel doğaya" / general nature / dair vizyonlardan bahsetmek, sizi gelecekteki bir araştırmacı için "hazine" haline getirir.

Sonuç: Kurtarma Projelerinin Gücü

Johnson haklı olabilir; yaşayan bir güç olmak için bir "destek sistemine" ihtiyaç vardır. Ancak bu desteğin yazar hayattayken gelmesi zorunlu değildir. Edebî ölümsüzlük, bazen yazarın kendi dönemindeki sessizliğinin, gelecek asırlarda büyük bir gürültüye dönüşmesidir. Eğer bugün desteğiniz yoksa, eserinizde "zamanın aşındırıcı etkisine" / saps of time / direnecek kadar güçlü bir çekirdek bırakmalı ve "gelecek nesillerin mahkemesine" güvenmelisiniz. Unutulmamalıdır ki; gerçek deha, onu takdir edecek beğeniyi yaratan vizyondur ve bu vizyon bir kez ateşlendiğinde, o meşaleyi taşıyacak bir 'aracı' mutlaka tarihin içinden çıkacaktır.


Kaynakça (APA Stilinde)

  • Austen-Leigh, J. E. (2002). A Memoir of Jane Austen; and Other Family Recollections (K. Sutherland, Ed.). Oxford University Press.
  • Bate, J. (2003). John Clare: A Biography. Farrar, Straus and Giroux.
  • Bentley, G. E., Jr. (Ed.). (2004). Blake Records (2nd ed.). Yale University Press.
  • Gilchrist, A. (1863). The Life of William Blake, “Pictor Ignotus”. Macmillan.
  • Jackson, H. J. (2015). Those Who Write for Immortality: Romantic Reputations and the Dream of Lasting Fame. Yale University Press.
  • Johnson, S. (2006). The Lives of the Poets (R. Lonsdale, Ed.). Oxford University Press.
  • Milnes, R. M. (Ed.). (1848). Life, Letters, and Literary Remains, of John Keats. Moxon.
  • Swinburne, A. C. (1868). William Blake: A Critical Essay. John Camden Hotten.
  • Wordsworth, W. (1974). Prose Works (W. J. B. Owen & J. W. Smyser, Eds.). Oxford University Press.

 

Ebediyetin Sekreteri: William Blake ve Şöhretin Kanlı Bedeli

"Zamanın ötesine fırlatılmış düşünceler, çoğu zaman kendi çağının mezarlığında sessizliğe gömülür." Edebiyat tarihinde William Blake, bu trajik ama bir o kadar da büyüleyici durumun en sarsıcı temsilcisidir. Bir yazarın yaşadığı dönemde yok sayılması, ancak yüzyıllar sonra insanlığın ortak hafızasının başköşesine yerleşmesi, edebi itibarın inşasındaki gizemli ve çoğu zaman acımasız mekanizmaları gözler önüne serer. Blake’in yaşadığı dönemdeki karanlığı ve bugün ulaştığı "ölümsüzlük / immortality" arasındaki uçurum, aslında yaratıcı dehânın zamanla girdiği kanlı bir düellodur.

Görünmez Bir Dev: "Bilinmeyen Ressam" Olarak Blake

William Blake, çağdaşları için bir şairden ziyade, geçimini zar zor sağlayan bir oymacı / engraver / ve illüstratör olarak biliniyordu. Kendi döneminde edebi çevrelerden o kadar yalıtılmıştı ki, şiirleri geleneksel anlamda "yayınlanmamış", bunun yerine bizzat kendisinin icat ettiği "aydınlatılmış baskı" / illuminated printing / yöntemiyle sınırlı sayıda üretilmişti. Blake’in bu yöntemi, aslında halka doğrudan ulaşma ve yayıncı mekanizmasını devre dışı bırakma çabasıydı; ancak bu çaba ticari bir başarısızlıkla sonuçlandı.

Blake’in psikolojik dünyasında yazarlık, dünyevi bir şöhret arayışı değil, ruhsal bir görevdi. Kendisini "ebediyetteki yazarların sekreteri" / secretary the Authors are in Eternity / olarak görüyor ve eserlerini "kendi iradesine karşı, önceden tasarlanmadan" yazdıran bir ilahi gücün aracısı kabul ediyordu. Kaynaklarda şu da olabilir; Blake'in bu oracular / kehanetvari / tavrı, çağdaşları tarafından bir dehâ belirtisi olarak değil, düpedüz delilik / madness / olarak damgalanmasına neden oldu. Nitekim dönemin popüler dergilerinde ondan "zararsız bir lunatik" olarak bahsedilmesi, bir yazar için hayattayken şöhretin ne kadar ulaşılamaz ve kırıcı olabileceğinin kanıtıdır.

Modanın Geçiciliği ve Zamanı Aşan Vizyonun Riski

Sizin de belirttiğiniz gibi, bir yazarın kendi döneminde moda / fashionable / olanın peşinden gitmemesi, gelecek asırlar için bir yatırım olsa da, yaşarken katlanılması zor bir yalnızlığı beraberinde getirir. Blake’in çağdaşı Robert Bloomfield, "Çiftçi Çocuk" / The Farmer’s Boy / adlı eseriyle on binlerce satmış, krallar ve dükler tarafından el üstünde tutulmuştu. Ancak Bloomfield’ın şiiri, dönemin pastoral beklentilerine o kadar mükemmel uyuyordu ki, bu "uyum" onun gelecekteki unutuluşunun nedeni oldu.

Buna karşılık Blake, "Yeni Çağ"ın / New Age / hüküm vereceği günü beklemeyi seçti. Onun "kaplanların gazabı, öğretim atlarından daha bilgedir" şeklindeki aforizmaları, ancak 1960’ların radikal ve asî atmosferinde gerçek karşılığını bulabildi. Gerçek dehâ, kendi döneminin sığ sularında boğulmayı reddedip, fırtınalı bir geleceğin derinliklerine demir atmaktır.

Ölümden Sonraki Şöhretin Trajik Doğası

Ölümden sonra gelen itibar / reputation /, yazar için gerçekten de "katlanılması zor" bir hayattır çünkü yazar bu zaferi hiçbir zaman tadamaz. Blake ve eşi Catherine, çocukları olmadığı için arkalarında bu itibarın bekçiliğini yapacak bir aile mirası da bırakamadılar; eserlerinin bir kısmı ölümünden sonra "Tatham" gibi fanatikler tarafından delilik ürünü sayılarak yakıldı. Blake’in mezarı bile uzun süre isimsiz kaldı.

Ancak edebi ölümsüzlük, bazen bir "kurtarma projesi" / recovery project / ile başlar. Blake için bu kurtarıcı, 1863’te onun biyografisini yazan Alexander Gilchrist oldu. Gilchrist ve ardından Rossetti kardeşler gibi Pre-Raphaelite sanatçılar, Blake’i "ihmal edilmiş dehâ" miti üzerinden yeniden kurguladılar. Psikolojik verilere göre, okuyucu sadece metni değil, yazarın çektiği acıyı ve maruz kaldığı haksızlığı da 'satın alır'. Blake’in yoksulluk içinde ölmesi ve "adı suya yazılmış" gibi görünmesi, ironik bir şekilde onun efsanesini besleyen en güçlü yakıta dönüştü.

Sonuç: Ebedi Yankı

Blake’in hikayesi, maddi menfaat için değil, insan ruhuna bir şeyler katmak için yazanların zamana nasıl hükmettiğini gösterir. Bugün onun mısraları stadyumlarda marş olurken veya lüks çantaların üzerine basılırken, kendi döneminin "moda" yazarlarının isimleri tozlu raflarda bile bulunmamaktadır. Şöhretin hayattayken gelmemesi bir yazar için büyük bir kişisel trajedidir; ancak zamanın o acımasız süzgeci sustuğunda, geriye kalan tek şey Blake gibi "ebediyetin sekreterliğini" yapmış olanların sarsılmaz vizyonudur.

Zaman, bir eserin etrafındaki suni gürültüyü susturan tek tarafsız yargıçtır.


Kaynakça (APA Stilinde)

  • Bentley, G. E., Jr. (Ed.). (2004). Blake Records (2nd ed.). Yale University Press.
  • Bronowski, J. (1944). William Blake, 1757–1827: A Man without a Mask. Secker & Warburg.
  • Dorfman, D. (1969). Blake in the Nineteenth Century: His Reputation as a Poet from Gilchrist to Yeats. Yale University Press.
  • Gilchrist, A. (1863). The Life of William Blake, “Pictor Ignotus”. Macmillan.
  • Jackson, H. J. (2015). Those Who Write for Immortality: Romantic Reputations and the Dream of Lasting Fame. Yale University Press.
  • Swinburne, A. C. (1868). William Blake: A Critical Essay. John Camden Hotten.
  • Wordsworth, W. (1974). Prose Works (W. J. B. Owen & J. W. Smyser, Eds.). Oxford University Press.

 


Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Benzer Yazılar

Yorumlar