Türkiye’de Sermaye Düşüncesinin Arkeolojisi: Vanî Efendi Özgülünde Bir İzlek Arayışı
https://www.sosyalizm.org/turkiyede-sermaye-dusuncesinin-arkeolojisi-vani-efendi-ozgulunde-bir-izlek-arayisi-12667
Türkiye’de sermaye sınıfının düşünsel,
ailevî ve ekonomi-politik köklerinin araştırılmasında Yalçın Küçük, Tayfun Er
ve Mahmut Çetin üç önemli isimdir. İlki, Sabatayizm üzerine yaptığı
araştırmalar ile üstü örtülmüş bir konuyu açığa çıkarır, ikincisi ise
Türkiye’de ve Osmanlı düzeninde, ideolojik koşullandırmalar sonucunda, var
olmadığına inanılan kast benzeri sistemi ve “oligarşi”nin somut bağlantılarını
gösterir. Üçüncüsü de üst sınıfların siyasal, kültürel, ailevî yakınlıklarını,
“aydın yabancılaşmasını” ele alır. Bu isimlerin çalışmalarında dikkat çeken
nokta, Türkiye’de egemen sınıfların ideolojik izleklerini modernleşme ve
laisizm ekseninde bulmalarıdır. Bu eksenin temelinde de dinsel heterodoksi
(Kabala, heterodoks sûfî İslam tarikatları ve bunların Masonizm ile bağları)
yer alır.
Bu tarihsel izlek, Türkiye’de egemen
sınıfların düşünsel köklerinin anlaşılması için oldukça doğru bir zemin
sunmakla birlikte eksiktir. Bu eksiğin kısmen giderilebilmesi için, daha önceki
bir yazıda ele alınan Kadızâdeli hareketine odaklanılması yerinde olacaktır.[1]
Bu kısa yazının mütevazı hedefi, Kadızâdeli hareketinin son ve en bilinen
temsilcisi Vanî Efendi özgülünde, Osmanlı-Türkiye tarihinde yer alan ve
etkileri bugüne uzanan ideolojik, politik, coğrafî bağlantıların –yapılabildiği
ölçüde– göz önüne serilmesidir.
Kadızâdelilerin en önemli ismi, padişah vaizi Vanî Efendi, Sabatay
Sevi’nin hocasıdır. Sabatay Sevi’nin tutuklandıktan sonra çıkarıldığı
mahkemede yer alır, ihtidasına şahit olur ve devamında da Sevi onun
“sorumluluğuna” teslim edilir. Katolik Arnavutları İslam dinine döndüren Vanî
Efendi’nin, Sabatay Sevi üzerinden Yahudilere ilişkin plânları vardır. Sabatay
Sevi ve Vanî Efendi uzun dinî sohbetler yaparlar; birbirlerinin görüşlerini
karşılıklı olarak etkiledikleri söylenir. Takip eden süreçte, dünyanın farklı
yerlerinden Yahudiler Müslüman olduklarını duyurmaya başlarlar.[2] Vanî Efendi’nin
günümüze kadar gelen bir yazılı metni, yani bir Kur’an tefsiri mevcuttur. Bu
tefsirde (Araisü’l Kur’an) “Türklerin
Yahudilerle ortak atadan geldiğini”, “anne tarafından İsrailoğulları ile kuzen
olduklarını” söyleyerek Türkleri Araplardan ayrı tutar. Tefsirin günümüz
Türkçesine tercümesini –1967 yılında– isteyen Nihal Atsız’dır.[3] 1967 yılı iki
bakımdan önemlidir: Türkiye’nin üçüncü uzun iç savaşının başlangıç yıllarıdır
ve müesses nizamın yedeğine aldığı milliyetçi gruplar, “Stay Behind” stratejileri
doğrultusunda, belli ölçülerde İslamize edilerek kitleselleştirilmek
istenmektedir. Diğer yandan 1967 yılı, İsrail’in kendine güveninin geldiği esas
kuruluş yılıdır. Bölgede Türkiye’nin İsrail ile daha yakın olması
plânlanmaktadır. Vanî Efendi’nin bahsedilen içeriğe sahip tefsirinin –Atsız
gibi bir tarihî şahsiyetin de özel isteği ile– bahsedilen yılda güncellenmesi
önemli bir işaret olarak kabul edilmelidir. Soy Türkçü/Tengrici akımlar ile
Siyonizm’i yakınlaştırma çabaları bugün de günceldir.
Vanî Efendi bazı kesimlerce “Türk
milliyetçiliğinin öncülerinden” kabul edilir. Cumhuriyetin ilk döneminde
geçmişe yönelik bir tarih anlatısı oluşturulmak istenir. İsmail Hami Danişmend, Vanî
Efendi’yi “17.yy’da bir Türk milliyetçisi” olarak adlandırır. Sabatay
Sevi de 20.yy Yahudi milliyetçileri tarafından ilk Siyonist olarak
adlandırılır. Bu iki ismin tarihteki yakınlığı, 20.yy’da İsrail’in güvenliği
için oluşturulmak istenen Türkiye-İsrail iş birliği ve Türkiye’nin “rezerv
devlet” konumunun devamı için bazı çevrelere göre bir temel teşkil eder. Vanî
Efendi ve genel olarak Kadızâdeliler hareketi aynı zamanda bir tür erken
merkantilizm savunusudur. Batı’da ticarî sermayenin devlet koruması altında
biriktiği 17.yy’da Vanî Efendi sermayenin büyümesinin yolunu merkantilist
uygulamalarda bulur. Anakronik olarak milliyetçi ve proto-Türkçü olarak kabul
edilmesinin sebeplerinden biri, Batı tarihinde görülen burjuvazi-ulusal pazar
ilişkisinin Osmanlı düzenine direkt tercüme edilmesidir. Vanî Efendi’nin
sermaye birikimi için bulduğu diğer yol ise aslında devletin bir süredir
bildiği ve kullandığı bir yoldur: Yahudilerin ticaret ve finans ağlarından
yararlanmak. 16.yy’da
Yahudi mültezim ve bankerler ön plândadır; Yahudiler Osmanlı düzenine
bankacılık ve merkantilizm konseptlerini getirirler. O dönemde Vanî
Efendi şahsında devletin Londra ve Amsterdam’a karşı İzmir’i öne çıkarmak için
Dünya Yahudiliği üzerinde büyük etki yaratan Sabatay Sevi’yi “kolladığı”
söylenebilir. O yıllarda İngiltere ve Hollanda savaş hâlindedir. Ayrıca
Amsterdam’daki veba salgını şehir Yahudilerinin Mesih beklentisini artırır.
Osmanlı düzeninin, üstelik Köprülüler devrinde, “düzen bozucu” hareketlere
karşı pek de kolay göstermediği “hoşgörüyü” Sabatay Sevi hareketine
göstermesinin pragmatik nedenleri vardır. 17.yy’ın başında önemli ticaret
yolları güzergâh değiştirir, Osmanlı coğrafyasını terk eder. Yahudi ticaret ve
finans sermayesi ağları Osmanlı düzeni için kritik önemdedir. Özellikle
Amsterdam ve Hamburg o dönemde hem Yahudilerin önemli merkezleridir hem de
finans ve ticaret sermayesinin aktığı önemli duraklardır. Amsterdamlı ve
Hamburglu Yahudiler de Sevi hareketine büyük ilgi gösterir.[4]
Sabatay Sevi’nin heterodoksi, Kabala ve
sûfîzm bağı üzerine çokça yazılmıştır. Sevi ihtida ettikten sonra “ikili” bir
İslamî hayat yaşar. Dönemin en önemli muhaliflerinden Niyâzî-i Mısrî ile
Sabatay Sevi’nin yakınlığı vardır. Bu damar, Sabatayizm’in heterodoks sûfî
tarikatlar içindeki damarıdır ve Kabala ile tasavvufun ortak noktaları ile
zemin bulur.[5] Ancak Osmanlı püriteni Kadızâdeliler ile Sabatay Sevi’nin daha
az yazılıp çizilen bağı da daha az önemli değildir. Buradaki damar ise Osmanlı
düzeninin egemen sınıfının kontrolünde yürüyen bir içerme/kapsama stratejisine
dayanır ve etkileri günümüze uzanır. Sermaye birikimi, gelişen piyasalarda
Yahudi ağlarının kullanımı, Yahudilerle Türkler arasında ortak kök arayışı,
dinde halk karşıtı taassup ve tasfiyeci tutum, anakronik “Türkçülük” iddiası,
Siyonizm ile ilişki buralarda iç içe geçer. Kadızâdelilerin “anti sûfî”
tutumlarına rağmen Nakşibendiler ile sorunsuz ilişkileri de Nakşibendiliğin
Osmanlı-Türk kapitalistleşmesindeki rolü göz önüne alınınca anlam kazanır. Bu
izlek, Türkiye’de sermaye ideolojisinin arkeolojisine dair bir şeyler anlatır.
Heterodoks sûfîlik-Sabatayizm kanalının yanında başka bir kanal daha vardır.
Kadızâdeli hareketinin ve Vanî Efendi gibi bir tarihî kişiliğin yapıp
ettiklerinin, yazdıklarının genellikle sadece dinî taassup yönünden
irdelenmesi, bazı bağlantıları görmeyi imkânsızlaştırmaktadır. Vanî Efendi’nin
tefsirinde yazdıkları ve Nihal Atsız’ın vasiyeti bile yeterince dikkat
çekicidir. Burada, kendi dönemleri için çok şey ifade eden iki “sapma” vardır.
İlk sapma, Kadızâdeliler gibi tasfiyeci ve taassup sahibi bir hareketin en
bilinen üyesinin “bidat” bir yaklaşıma, Yahudilerle akrabalık anlatısına sıkı
sıkıya bağlılığıdır. İkinci sapma ise Nihal Atsız gibi soy Türkçü bir
ideolojik/politik karakterin, “Türkçü” ilân edilen ve Yahudilerle akrabalık
iddiasında bulunan mutaassıp bir din adamının tefsirine olan ilgisidir. Her
sapma, bilimin ve teorik bakışın konusudur.
Vanî Efendi’nin etkili olduğu Köprülü
devri; siyasî gerilimler, aile ve para vakıfları yoluyla sermaye birikimi
dönemidir. Bu devir ayrıca jeopolitik durumun değişmesi sonucu “Yeni Kuzey
Politikası”nın uygulandığı dönemdir. Kamaniçe ve Çehrin kaleleri ile Viyana’nın
kuşatılması bu agresif dış politikanın ürünüdür. Karadeniz’de değişen
siyasî-askerî durum, Moskova’nın güçlenmesi, Polonya ve Macaristan’da müdahale
olanaklarının belirmesi, dış siyaset değişiminde etkili olur.[6] Kadızâdeliler
o dönemde gelişen piyasa ilişkilerinin ihtiyaçlarına uygun davranır; iç
politika, dış politikaya, yani “Yeni Kuzey Politikası”na uyumlu hâle getirilir.
Vanî Efendi’nin tefsiri “Türklerin Seçilmişliği” teması etrafında Türklere
“Yeni Kuzey Poltikası” ile uyumlu görevler yükler. Türklerin Yahudilerle ortak
kökenleri olduğu, fütuhat bayrağının Araplardan alınıp Türklere verildiği
yazılır. Yayılmacılık, merkantilizm, Yahudi sermaye ağı, içeride gelişen
piyasalara uygun sosyal disiplin, para vakıfları yoluyla finansallaşmanın meşrulaştırılması,
halktaki itirazın baskılanması, muhalif gruplara karşı müesses nizamı
destekleyici popüler algının oluşturulması… Kadızâdelilere bu açıdan
bakılmalıdır.
Köprülü restorasyonunda gerçekleştirilen
Kamaniçe ve Ukrayna içlerindeki Çehrin kuşatmaları, Lehistan seferleri, İsveç
ile ittifak ve Girit kuşatması birlikte düşünüldüğünde karşımıza bugünkü
Baltık-Karadeniz-Girit hattı çıkar. Bu anlamda Osmanlı Devleti’nin yeni dış
politikası, bir yönüyle Rusya’yı sınırlama ve bu hattaki ticarette etkili olma
amacını da taşır. 17.yy’ın ortalarında Polonya’da yaşanan pogromlar, bölge
Yahudilerinin Mesih beklentisini artırır. Sabatay Sevi’nin Osmanlı dış siyaseti
için burada da uygun bir araç olduğu açıktır; Vanî Efendi bu noktada devreye
girer. “Nemçe” ve “Moskof” ile rekabet bu “Yeni Kuzey Politikası” ile
şiddetlenir. Orta ve Doğu Avrupa Yahudiliğinin ilgisi Osmanlı düzenine çekilmek
istenir, bu yolla bu bölgelerdeki ticarette söz sahibi olmak plânlanır. Hem
askerî, jeopolitik ve ticarî ihtiyaçlar yayılmacı siyaseti koşullar hem de
içeride para vakıfları, finansallaşma ve ticaret sermayesi yeni dış sermaye
ağları ile bütünleşme isteğini getirir. Kadızâdeliler bütün bunların kesişim
alanında yer alır; müesses nizam için o dönem önemli rolleri vardır.
Vanî Efendi’nin “kariyeri”, Viyana
bozgunundan sonra inişe geçer, sürgüne gönderilir. Döneminin en sert muhalifi
Niyâzî-i Mısrî’nin kaderini –kısmen– paylaşır. Vanî Efendi özgülünde
jeopolitik, yeni emek ve piyasa disiplini, taassup, merkantilizm, Dünya Yahudiliği
ile ilişkiler ve –sonrasında– “Türkçü” anlatılar birleşir. Egemen sınıf
siyasetinin farklı dönemlerde öne çıkan veya kimi zaman arka plânda kalan
parçalarıdır bunlar.
Umut Doğan
28 Haziran 2025
Dipnotlar:
[1] Umut Doğan, “Yeni Kadızâdeli Düşünce:
Toplum Karşıtı “Ahlâkî Egoizm” ve Tasfiyecilik”, 24 Eylül 2024, Sosyalizm.
[2] John Freely, Kayıp Mesih, çev. Ayşegül
Çetin Tekçe, Remzi Kitabevi, Ekim 2002, 1. Baskı.
[3] Vanî Mehmed Efendi, Araisü’l Kur’an,
Selenge Yayınları, 3 Mayıs 2020, 1. Baskı.
[4] Joseph Kastein, İzmirli Mesih Sabetay
Sevi, çev. Orhan Düz, Kamer Yayınları, 2016, 1. Baskı.
[5] Cengiz Şişman, Suskunluğun Yükü, Doğan
Kitap, 4. Baskı, Mart 2022.
[6] Kahraman Şakul, II. Viyana Kuşatması,
Timaş Yayınları, Şubat 2021, 1. Baskı.
Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Yorumlar
Yorum Gönder