Print Friendly and PDF

YAHUDİ BAKIŞIYLA: RUSYA YAHUDİLERİ TARİHİ








Yönetilmeyi İstemek)

SSCB, İsrail'i 1948 yılında derhal tanıdı. İki ülke arasındaki bağlar ise, İsrail'in Batı ile müttefik olmasının ardından çarpıcı biçimde kötüleşti. Yahudilerin bir millet olduklarına dair fikirler ise, Yahudi karşıtı hisleri daha da körükledi.
1967 yılında, Sovyetler Birliği, İsrail ile diplomatik bağlarını kopardı ve bu bağlar ancak 1992'de yeniden kuruldu. Altı Gün Savaşları'ndan kısa süre sonra, Sovyetler Birliği'nde kitlesel bir propaganda kampanyası başlatıldı.
1967 yılındaki savaşın ardından, İsrail'e doğru Yahudi göçü durdu. Sovyetler Birliği, Arap devletlerinin başlıca silah tedarikçisi haline gelmişti.
Avı HEİN
YAHUDİ TARİHİ UZMANI

Milattan Sonra 7. Yüzyıl'da Yunanistan, Babil, Pers, Orta Doğu ve Akdeniz bölgesinden birçok Musevi; Kafkaslar ve ötesine göç etti. Orta Çağ başlarından itibaren, 'Rus seyyahlar' (holkhei Rusyah) olarak bilinen Musevi tüccarlar, Hindistan ve Çin'e varmak üzere Slav ve Hazar toprakları üzerinden yolculuk yaptılar.
Sekizinci yüzyılın ilk yarısında Hazar Krallığı Yahudi dinine geçti ve yeni bir Yahudi krallığına dönüştü. Kimi akademisyenler, Aşkenaz Yahudilerinin kökenlerini, Hazarların Yahudiliğe geçişleriyle ilişkilendirirler. Bu konu, bugün halen akademisyenlerin araştırmaları için önemli bir boyut teşkil ediyor.
Yahudi Hazarlar'ın krallığı, eski Rus literatüründe 'Yahudilerin Toprağı' olarak bilinir. Aynı zamanda, o dönemde Kiev'de yaşayan Yahudiler de bulunmaktaydı. Tarih belgelerinde, Kiev Yahudileri ile Hıristiyan din adamları arasındaki tartışmalardan söz edilir. Öte yandan, Kiev'deki Yahudiler ile Babil ve Batı Avrupa'daki Yahudiler arasında iletişimin tesis edildiğine dair kayıtlar da bulunur. 1237 yılında ise, Moğolların işgali, Rusya'da yaşayan Yahudi topluluklarına büyük acı çektirmiştir.
14. Yüzyıl'da, Batı Rusya'nın kontrolünü Litvanyalılar ele geçirdi ve yüzyıl sonuna doğru, denetimleri altında yaşayan Yahudi topluluklarına ilk imtiyazları da yine onlar verdi. Aynı dönemde birçok Yahudi, Ukrayna ve Batı Rusya'nın bazı bölgelerine göç etti.
1648-1649 yılları arasında yaşanan Chmielnicki kıyımlarından dolayı bu Yahudilerin bir bölümü büyük cefa çekti ve bu kıyımlar birkaç yüzyıl daha devam etti.
19. ve 20.yüzyıllarda, Rusya'da yaşayan Yahudilerin Polonya ve Litvanya'daki Yahudilerle bağlantılan kunılmaya başlandı. Bunda, Rusya'nın 18. Yüzyıl sonunda Polonya topraklarını ilhak etmesinin ve 20.Yüzyıl'da Sovyetler Birliği'nin kurulmasının payı bulunmaktaydı.
1791 yılında alınan bir karar gereği, Rus Yahudileri'ne, Polonya'dan ilhak edilen topraklarda yaşama ve ikamet etme hakkı verildi. Bundan sonra yapılan fetihler ve toprak ilhakları, Moskova'yı Yahudiler'den temizlemek için 1791'de oluşturulan bölgenin (Pale Yerleşimi olarak adlandırılan söz konusu bölge, Rusya İmparatorluğu'nda Yahudilerin daimi ikamet etmesi için izin verilen bölgeyi ifade eder'Editör Notu) ön plana getirilmesine yardımcı oldu. Bölgenin hudutları, 1812 yılında, Besarabya'nın topraklarına katılmasıyla birlikte nihai haline kavuştu.
1618. Yüzyıllar arasında, ticaret işlerinden dolayı Yahudiler Rusya'ya ya yasadışı yollardan, ya da Polonya ve Litvanyalıların izniyle girdiler. Sınır dışı edilecekleri kendilerine sürekli tekrarlanmasına karşın bazı küçük Yahudi toplulukları ise varlıklarını korudu; çünkü ticarette önemli bir rol oynuyorlardı. Yahudilerin ekonomik pozisyonu, Pale Yerleşimi olarak adlandırılan bölge içine hapsolmalarıyla birlikte kötüleşmeye başladı. Rus kontrolü altına geçen söz konusu topluluklara dayatılan yeni ve orantısız vergi yükünden dolayı güçsüzleştiler. Zamanının müreffeh Yahudi cemaati, bu dönemde yoksullukla boğuşur hale geldi.
1700'lü yıllarda, Yahudi kitlelere ulaşmak amacıyla Doğu Avrupa'da Hasidik hareketi kuruldu. Rus egemenliğine geçiş dönemi boyunca Hasidiler ile onlara karşı çıkanlar (Mitnagdim) arasındaki anlaşmazlıklar arttı. Bu anlaşmazlık o raddeye vardı ki, önde gelen Hasidik liderlerden biri 'Sheneur Zalman 1798 yılında tutuklanarak, soruşturulmak üzere St. Petersburg'a gönderildi. Tüm görüş farklılıklarına karşın Hasidik 'mahkemeleri' ve Mitnagdik Yeşivotları (din akademileri ' e.n) farklı ve gelişmiş bir Yahudi kültürü yaratmak üzere bir araya geldiler.

I.    Nikola dönemi (1825-1855)
Çar I. Nikola (1825-1855), Rusya'daki tüm Yahudi yaşantısını yerle bir etmeyi hedefledi. Dolayısıyla, hükümdarlık dönemi, Avrupa'daki Yahudi tarihi açısından acı verici bir döneme işaret eder. 1825 yılında, 12 yaşından başlamak üzere tüm Yahudi gençlerinin Rus ordusunda askerlik hizmetlerini gerçekleştirmelerini emretti. Gençlerin büyük bölümü, gelişim dönemlerini Rus ordusu içinde geçirmeleri için 'yankesiciler' tarafından kaçırıldı. Bu durum, Rus Yahudi topluluğunun moralini büyük ölçüde bozdu. On yıllarını orduda geçirmeye mecbur bırakılmayan Yahudiler ise, çoğu zaman köylerinden ve kasabalarından sürüldü.
Bununla birlikte, bazı Yahudiler bu kıyımdan kaçıp kurtulabildiler; keza hükümet, Yahudi topluluğu içinde tanınla uğraşanları kayırıyordu. Bu Yahudiler, zoraki askerlik görevinden muaf tutulmuştu. Güney Rusya ve Pale Yerleşimi olarak adlandırılan bölgenin geri kalanında birçok Yahudi ziraat arazisi kuruldu. 1840'lı yıllarda, Yahudilere yönelik olarak özel okullardan oluşan bir ağ kuruldu; keza 1804'te kumlan devlet okullarından yararlanma fırsatları olmamıştı. Bu okullar; Yahudilerden alman özel bir vergi ile finanse ediliyordu. 1844 yılında, okullardaki hocaların Hıristiyan ve Yahudilerden oluşması gerektiğine dair bir kanun çıkarıldı. Yahudi cemaati, hükümetin bu okulları açma girişimini, genç kuşakları laikleştirme ve asimile etmenin bir yolu olarak görüyordu. Korkuları da yersiz değildi aslında; keza Hıristiyan öğretmenler bulunmasını şart koşan yasanın beraberinde yayımlanan bir beyannamede; 'Yahudilerin eğitiminin amacının, onları Hıristiyanlara yaklaştırmak ve Talmud'dan etkilenen zararlı inanışlarını kökünden kazımak' olduğu belirtiliyordu.
1844 yılında, Polonya tarzı cemaatler yasaklandı; ancak yerlerine yeni bir umumi örgütlenme yapısı getirildi. Yahudilerin perçem bırakmaları (pe'ot) ve geleneksel kıyafetlerini giymeleri yasaklandı. I. Nikola, daha sonra Yahudileri iki gruba ayırdı: yararlı olanlar, yararlı olmayanlar. Zengin tüccarlar ve ticaret için gerekli diğer kişiler 'yararlı' kategorisinde değerlendirilirken; diğerleri 'yararsız' olarak görüldü. Bu talimat, özellikle Batı Avrupa olmak üzere dünya çapındaki Yahudi cemaatlerinin muhalefetiyle karşılaştı; ancak yine de 1851 yılında uygulamaya geçirildi. Kırım Savaşı'mn patlak vermesiyle birlikte ise, uygulama takvimi ötelendi. Savaş, çocukların ve delikanlıların daha sık kaçınlmasına ve silah altına alınma sına neden oldu.

II.   Aleksandr dönemi (1855-1881)
İkinci Aleksandr döneminde (1855-1881), Yahudilere yönelik sert muamelelere son verildi; ancak yine de Yahudilerin asimilasyonunu sağlamak üzere yeni politikalar uygulamaya geçirildi.
Yahudilerin Pale Yerleşimi'nden dışana çıkmaya başlamalarıyla birlikte, kendilerine, Rusça eğitim veren bir lisede eğitim görenlere daha büyük haklar verilmeye başlandı; bu da Yahudilerin Rus okullarını daha fazla tercih eder hale gelmesine neden oldu. Bunun sonucunda da asimilasyon düzeyi arttı. Ordudaki Yahudilerin memur statüsüne erişmelerinin yasaklanmasıyla birlikte asimilasyon süreci bir ölçüde aksaklığa uğradı; keza bu şekilde Yahudi ve Yahudi olmayanlar arasındaki temas sınırlanıyordu. Yahudilerin bağımsızlıklarına kavuşması yavaş yavaş gerçekleşti ve bir noktadan sonra asimilasyon ciddi boyutlara ulaştı.
Asimilasyon Yahudilerin giderek daha fazla görünürlük kazanmalarına yol açarken, bu durum aynı zamanda Yahudi olmayan topluluklar arasında da öfkeye neden oldu. Yahudilerin başat rol (Benzerleri arasında güç ve önem bakımından başta gelen, hâkim) edinmesine karşı çıkanların başında, Dostoyevski ve İvan Asakov gibi Rus aydınları bulunuyordu. Liberal ve devrimci unsurlar da, Yahudilerin günbegün daha görünür bir mevcudiyet sergilemelerine karşı çıkmaktaydı. Yahudi karşıtlığı, 1877-1878 yılları arasında gerçekleşen Balkan Savaşı'nın ardından daha da güçlendi. Bununla birlikte, 1850 ile 19.yüzyılın sonu arasında, Rusya'daki Yahudi topluluğu önemli oranda büyüdü. Bunun nedeni de doğum oranlarının yüksekliğine karşın ölüm oranlarının düşüklüğüydü. 1850 yılında, Rusya'daki Yahudilerin sayısı 2.350.000'i bulmuştu. 19.yüzyılın sonuna gelindiğinde ise, bu sayı neredeyse iki katına çıkarak 5 milyonu buldu.
Yüksek doğum oranlarından dolayı, geleneksel olarak Yahudilere ait olan iş kollarındaki rekabet arttı. Bu da; ekonomik farklılaşmaya neden oldu. Örneğin, akollü içecekler sektörüne bir süreliğine hakim olan Yahudiler (bu sektör, daha sonra hükümet tekeline geçti), inşaat ve endüstriyel kalkınma alanında da faaliyet göstermeye başladılar. Küçük Yahudi grupları, bankacılık endüstrilerinde öncü konuma erişti ve akademi gibi din çevreler ile avukatlar, doktorlar, ilim adamları ve yazarlar gibi profesyonel çevrelere müdahil olmaya başladılar. Serflerin özgürlüklerine kavuşmasıyla birlikte arazi talepleri güçlenince, [hüümet de tarımsal arazileri desteklemeye son yerdi. Baş gösteren arazi yokluğu, Rus İmparatorluğu'nun diğer bolleri genelinde Yahudi toplulukların göç etmesine yol açtı.

Rusya'da Haskalah
Batı Avrupa'dan farklı olarak, haskalah 'veya Yahudi Aydınlanması-, Yahudi cemaati dinsel aidiyetlerinden uzaklaşırken bile Yahudi kültürü ve değerlerinin korunmasına hizmet etti. Haskalah'tan etkilenen kesimlerin büyük bölümü, milliyetçi veya milliyetçi dindar biçimlerde hareket etti. Siyonizm ve Avrupa Yidiş kültürünün tezat ideolojileri ise, popülerliklerini artırdılar; çünkü Haskala'nın ulusalcı bir boyutu bulunmaktaydı. Bununla birlikte, Maskilimler, Yidiş'e karşıydı ve daha sonraları seküler bir Yidiş kültürü yarattılar.
Öte yandan, İbranice, Yidişçe ve Rusça olarak bir Yahudi gazetesi de çıkardılar. Rus Yahudilerini Rusça öğrenmek ve haskalahı yaymak konusunda teşvik etmek üzere zengin Yahudiler tarafından Hevrat Mefızei Haskalah kuruldu. Haskalah, giderek etüt salonlarına ve Musevi din okullarına doğru etkisini genişletmeye başlayınca, birçok öğrenci bu okullardan ayrılıp, seküler dünyaya asimile oldu.

II.Aleksandr dönemi
1881 yılında, Çar İkinci Aleksandır öldürüldü ve Yahudilerin durumu kötüleşmeye başladı. Cinayetler, kitle ayaklanmalarını tetikledi ve Rusya'daki durum herkes açısından anarşik ve kaotik bir hal aldı. Bu durumdan ise, Yahudiler suçlu tutuldu. Toplu kıyımlar, yağmalar, cinayetler ve ırza geçmeler yaşandı. Rus entelektüellerin bu sürece verdikleri destek ise, birçok Yahudi'yi şaşkına çevirdi. Özellikle de asimile olan Rus aydınlarını'
1882 Mayıs'ında, Yahudileri toplu kıyımlardan sorumlu tutan yasalar çıkarıldı. Bu durum, Yahudi arazi sahipleri üzerinde kısıtlamalar getirilmesine, Yahudilerin köylerde yaşamalarının yasaklanmasına ve seküler okullarda okuyan Yahudi sayısının, Pale Yerleşimi'nin %10'u, diğer yerlerin ise %35'i ile sınırlandırılmasına yol açtı. Bu ayrımcılık, Yahudilerin Rus toplumuna gücenmesine sebep oldu. Yahudiler, sistematik olarak Moskova'dan sürüldü. Polis, ayrımcı yasalar uygularken, medya da Yahudilere karşı küstah bir propagandaya girişti.
İkinci Nikola başa geçtiğinde (1894-1918), Yahudilerin durumu daha da kötüleşti. 1903'teki toplu kıyımın ardından, bu tür kıyımlar bir hükümet politikasına dönüşüp, 1905 Ekim'inde zirve noktasına erişti. Rus sağcılar, bugün bile bazı topluluklarda popülerliğini koruyan büyük bir Yahudi karşıtı evrak sahtekarlığına imza attılar: 'Yahudi Atalarının Protokolleri'. (Siyon Prtokolleri)

1912 yılında orduda bulunan Yahudilerin sayısını dikkate almaksızın Yahudilerin torunlarının bile askerlik hizmetini yapmalarını yasaklayan yeni bir yasa çıkarıldı. 1897'deki nüfus sayımı, sayıları 5.189.400'ü bulan Rus Yahudilerinin, toplam Rusya nüfusunun %4'ünün biraz üzerinde olduğunu ortaya çıkardı. Dünyadaki Yahudi nüfusunun ise neredeyse yarısı Rusya'da yaşamaktaydı.

Yahudilerin Siyasileşmesi' Sosyal Radikalizm & Siyonizm
Çarların baskıcı politikalarının ve Yahudilerin artan sosyal özgürlüklerinin bir sonucu olarak, Yahudiler orantısız bir şekilde Rus radikallerinin safına katıldılar. Sosyal Demokratların liderleri (ki içlerinde J. Martov ve L. Troçki ile Rus Sosyal Devrim Partisi'nin liderleri de vardı), hep Yahudi idi. Yahudilere ait bir devrimci işçi hareketi kuruldu. Yahudilerin kurdukları işçi sendikaları, Bund'u (Yahudi İşçi Partisi' Editör Notu) oluşturdu.
Kendisini tüm Ruslar için Sosyal Demokrat bir yapının parçası olarak gören Bund, Yahudilerin sorunlarını 'özellikle de Yahudi kitleler için kültürel otonomi meselesini ele aldı. Ayrı bir okul sistemi kurulmasını savundu. Yidiş'in ulusal bir dil olması, Yidişçe yayın yapan basın ve edebiyat kanallarının geliştirilmesi gerektiğini ileri sürdü.
Yahudilerin gördüğü baskıya bir diğer yanıt ise, Siyonist hareketin içinden geldi. Hibbat Siyon hareketi, 1881-1883 yıllan arasındaki toplu kıyımların ardından Siyonizm'i Rusya içlerine dek taşıdı. Rusya'dan kaçan az sayıdaki Yahudi, İsrail diyan Eretz Yisrael'e geldi. Batı Avrupa'da Siyonist hareketin merkezi örgütlenmeleri (Dünya Siyonist Örgütü gibi) kurulurken, Doğu Avrupa'dan kitleler halinde destekçi ve üye akını başladı.
Siyonist hareket, Rus Yahudi topluluğunun tüm kesimlerinde önemli bir destek kazandı. Siyonist hareketin ardındaki bu kapsamlı desteğe rağmen 'veya bu destek yüzünden, Siyonist örgütler, Rusya'da 'yasadışı' ilan edildi. Ancak, Rus Yahudileri, İkinci Aliya'nın (geri dönüş ' Editör Notu) çoğunluğunu oluşturdu ve Siyonist İşçi Hareketi'nin temellerini attı. Siyonist hareketin büyümesi ve Siyonist düşüncesinde özsaygı ve özsavunmanın öneminin artmasıyla birlikte, 1903 yılında yeni toplu kıyımlar yaşanırken, Yahudi gençliği kendisini korudu ve Bund, Siyonistler ve Sosyalist Siyonistler tarafından öz müdafaa örgütleri kuruldu.

Kültürel Tepkiler
Siyonizm'in büyümesi, İbranice'nin de yaygınlaşmasına yol açtı. Bu süre zarfında, İbranice ve Yidişçe edebiyatta hızlı bir büyüme yaşandı. Rusya'da Hayim Nachman Bialik, Ahad Ha'Am, Saul Tchernickowsky ve Yidişçe yazan Shalom Aleichem ve I. L. Peretz gibi büyük yazarlar, 19. Yüzyıl sonu, 20. Yüzyıl başlarında ortaya çıktı.
Yahudilere ait birçok büyük hikâye de bu dönemde kaleme alındı. Yidişçe ve İbranice basının yıldızı da aynı dönemde parladı.
Yidişçe destekçileri arasında bazı anlaşmazlıklar baş göstermişti; keza onlar Yahudilerin geleceğini Rusya'da görürlerken; Siyonistler ise, Yahudilerin geleceğinin Yahudi anayurdu Eretz Yisrael'de olduğunu iddia ediyorlardı. Yidişçe yanlılarının dillerinin üstünlüğünü ilan etmesinden kısa süre sonra, İbraniceyi savunan Siyonistler ile Bund arasında çetin bir mücadele yaşandı ve Rus Entelijansıyası, Yahudi ideolojisinin bu boyutu konusunda ikiye ayrıldı.

Birinci Dünya Savaşı
Birinci Dünya Savaşı'nın ufukta görünmesiyle birlikte, Rus Yahudileri, Rusya'nın savunmasına katılırlarsa, toplum içindeki standart altı rollerini artırabileceklerini hissettiler. 400.000'in üzerinde Yahudi askere çağrıldı ve 80.000'i de ön cephelerde görev aldı. Pale Yerleşimi'nde gerçekleşti muharebeler' Ve milyonlarca Yahudi öldü. Bununla birlikte, Rus ordusu yenilgiye uğradığında, Yahudi karşıtı komutanlar, Yahudileri suçladılar ve onların kendilerine ihanet ettiğini, Almanlara casusluk ettiklerini iddia ettiler. Yahudiler kaçırıldı ve casusluk yapmaya zorlandı. Tüm bu gelişmelerin kısa süre sonrasında, cephe hatlarının yakınlarında yaşayan Yahudiler kitleler halinde bulundukları yerden kovuldular. 1915 Haziran’ında, Litvanya’nın kuzeyinden ve Courland'dan sınır dışı edildiler.
Bir ay kadar sonra, yazı ve resimde İbranice karakterlerin kullanımı yasaklandı; dolayısıyla hem İbranice hem de Yidişçe yazmak imkansız hale geldi. Yahudilere karşı yapılan ayrımcılık karşısında tek vücut olan Batılı kamuoyu, Batı ülkelerinden Rusya'ya kredi gelişini de zorlaştırmış oldu. Kısa süre sonra, Ruslar, Yahudilere ayrımcılık getiren yasalan uygulamaya son verdiler. Ve Polonya ve Litvanya'dan gelen Yahudi mülteciler, Rusya'nın orta bölgelerine doğru yerleştiler.
Avusturya ve Macaristan'ın 1915 yılında gerçekleştirdikleri fetihler, 2.260.000 kadar Yahudi'yi (yani Rusya'da yaşayan Yahudilerin %40'ını) askeri idare kapsamına soktu. Bu Yahudiler, Rus Çarı'nın hak ihlallerinden kurtulmuşlardı; ancak aynı zamanda aileleri ve komşularından da ayrı düşmüşlerdi. Rusya'da Yahudice yayın yapan basın organları susturuldu; Yahudi gençliği silahaltına alındı. Doğu Avrupa'nın geri kalanındaki Yahudiler, Rus Yahudileri'nden sökülüp alınınca; bu durum, sosyal ayaklanmalara neden oldu. Sosyal ayaklanmalar ise, Doğu Avrupa Yahudiliği'nin tüm boyutlarını etkiledi.

Şubat Devrimi
1917 Mart başında, II. Nikola, tahttan feragat edince, 300 yıllık Romanov iktidarı sona erdi. Geçici bir hükümet kuruldu. 16 Mart 1917'de, geçici hükümet, Yahudilerin üzerindeki tüm kısıtlamaları kaldırdı. Yahudilere, tüm kamu görevlerine gelme hakkı verildi ve yeni özgürlükler edinmeleri sağlandı. Yahudi karşıtlığı, geçici hükümetin sağladığı yeni özgürlükler sayesinde, artık yeraltına süpürüldü. Yahudilere verilen özgürlükler neticesinde, Şubat devrimi, Yahudi cemaatinden önemli bir destek gördü. Yahudiler, Devrim'in her aşamasında son derece aktif rol oynadılar; birçok partide liderlik pozisyonlarına eriştiler. Yahudilerin, aynı zamanda Yahudi milliyetçi politikalarına da müdahil olmalarına izin verildi.
1917 yılında Siyonist hareketi canlandı ve ülke çapında Siyonist gençlik grupları kuruldu. İbranice kitap kulüpleri ve basın organları açıldı. Kasım ayında, Balfur Deklarasyonu'na ilişkin haberler Rusya'ya ulaştığında, büyük kentlerde Siyonizm yanlısı mitingler yapıldı. 'Yahudi Askerler Birliği' adı altında bir öz müdafaa örgütü kuruldu. Başında da Joseph Trumpeldor bulunuyordu. Bundan sadece birkaç ay soma, geçici hükümet ciddi biçimde zayıfladı ve anarşi etrafta kol gezmeye başladı. Önceden yeraltına süpürülmüş olan Yahudi karşıtlığı yeniden gün yüzüne çıktı. Rus imparatorluğu çapında münferit pogromlar yaşandı. 1917 Ekim'inde Bolşevik Devrimi sonunda geçici hükümet yok edildi. Kısa bir süre soma, Rusya, 1921'e dek sürecek bir iç savaşa sürüklendi.
1917 Ekim ila 1921 yılları arasında, Yahudi karşıtı şiddet, yaygınlık kazandı. Kızıl Ordu'nun münferit askerleri Yahudilere saldırırken, Kızıl Ordu'nun resmi politikası, Yahudi karşıtı saldırıları kontrol altına almak olunca, bu durum Yahudilerin Kızıl Ordu'ya ve Sovyet Rejimi'ne sempati duymasıyla sonuçlandı. Beyaz Ordu ise, Kazaklar ve Yahudi karşıtlığının neferi olan devlet memurlarıyla doldurulmuştu. Beyaz Ordu, Yahudi karşıtlığıyla adeta doydu ve sloganı da; 'Yahudilere Saldır ve Rusya'yı Kurtar!' idi.

Sovyet Denetimi Altında
Sovyet Rusya'nın sınırlan daraldığı için, daha önce Rus kontrolü altında bulunan birçok Yahudi, kendilerini bir anda Sovyet İmparatorluğu'nun sınırları dışında buluverdiler. Sadece 2,5 milyon kadar Yahudi, Sovyet denetiminde kaldı. Bolşevikler, Yahudi-karşıtlığım inkar ettiler ve Yahudiler üzerindeki sivil kısıtlamaları azalttılar.
Önceden asimile olmuş ve toplum üzerinde nüfuzu bulunan Yahudiler'in etkisiyle, Bolşevikler, Yahudilerin asimilasyonunu 'Yahudi sorununun yegane çözümü' olarak görmeye başladılar. Bu süre zarfında, Yahudilerin milliyetçi damarlan kısıtlandı. Bolşevik liderlerin Yahudi-karşıtlığıyla mücadeleleri, onlara Yahudi topluluklarından geniş halk desteği sağladı. Yahudi gençliği, tüm heyecanlarıyla, aslında Leon Troçki adlı bir Yahudi'nin kurduğu Kızıl Ordu'ya katıldılar.
1926 yılında, Yahudiler, Kızıl Ordu memurlarının %4,4'ünü oluşturuyorlardı. Bu da, genel nüfusa olan oranlarının üç katından fazlasına karşılık geliyordu. Ülkenin idari yeniden yapılandrılmasında Yahudi elitler de görev aldılar. Küçük ancak etkili bir Yahudi grup, Rusya'nın yeniden inşasına yardımcı olurken, Sosyalistlerin ekonomi politikaları, kitleleri zayıflattı. Bolşevikler, aynı zamanda hükümet içinde özel bir 'Yahudi birimi' kurdular. Keza, Yahudi dinine bağlı milyonlarca Yahudi bulunuyor ve bunlar ibranice konuşuyorlardı. Komünistler ise, Yahudi dinine, İbraniceye ve Siyonizm'e olan nefreti güçlendirmek için seküler asimile olmuş Yahudileri aralarına aldılar.
1919 Ağustos'unda, Yahudi cemaatleri dağılmış; mal varlıklarına el konmuştu. Yeshivot ve cheder gibi Yahudi eğitim ve kültürüne ait geleneksel kuruluşlar kapatıldı. İbranice eğitim ve İbranice kitap basımı yasaklandı. 1928 yılında, din kitapları ve Yahudi takvimleri basmak bile yasak kapsamına alındı. 1927 yılında, Habad Haşidizm'in lideri Rabbi J. Schneerson, hapse atıldı ve Rusya'dan sürüldü.
Bununla birlikte, her ne kadar İkinci Dünya Savaşı'nın ardından yüzlerce Haşidizm yanlısı Rusya'yı terk edip Eretz Yisrael'e kaçmış olsalar da, Rusya'da Yahudilere ait dini faaliyetler 'yeraltından' sürmeye devam etti. Yahudilerin dini yaşantısı üzerinde artan kısıtlamalar ise, Siyonizm'i güçlendirdi.
Yidiş kültürü, aynı zamanda 'Yahudi proleterya kültürü'nün kurulması yoluyla güçlenmiş oldu. Yidişçe yayın yapan gazete ve basın organları kuruldu; ancak İbranice matbua ile bağlarmı koparmak üzere Yidişçe yazım, Rus yazımıyla fonetikleştirilmişti. Ruslar, Yidişçe'ye resmi statü verdiler; öyle ki mahkemeler Yidişçe yapılmaya başlandı ve Yidişçe eğitim veren okul sistemlerine önemli kaynak yatırımları yapıldı. Bununla birlikte, bir süre sonra Yahudi aileler, bu okullara karşı çıkmaya başladılar; keza okulların Yahudi kültürüyle yegane bağlantısı, Yidiş literatüründeki birkaç satırla sınırlıydı ve okullarda din karşıtı eğitim veriliyordu Okulların kalitesi azaldıkça, giderek yok oldular.
Yidiş kültürü yok olunca, yerini kültürel asimilasyona bıraktı. Yahudi çocuklar Rusça konuşmaya ve Rus okullarına gitmeye başladılar. Karma evlilikler yaygın olarak görülmeye başlandı. Yahudiler Rusya'nın kültür yaşantısında önemli bir rol üstlenmeye başladılar, ikinci Dünya Savaşı sırasında, Yahudilere zulmetmeye yönelik birçok girişim durduruldu, ikin Dünya Savaşı başladığında, Yahudiler Sovyet ordusunda önemli bir rol üstlen diler. Cephe hatlarındaki rolleri, diğer ulusal gruplardan 'orantısız bir şekilde çok daha fazlaydı.
Sovyet Yahudilerinin büyük bölüm Holokost sırasında hayatını kaybederken, Rusya'da yaşayanlar canlarını büyük ölçüde kurtardılar. Bununla birlikte, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Sovyet Yahudilerini yok etmeye yönelik girişimler bırakılan noktadan yeniden başladı. Stalin'in 1953'te ölümüne dek, Sovyet Yahudileri gulaglara (Sovyet çalışma kampları - e.n) yerleştirildi ve ciddi boyutlarda fiziksel baskılarla karşılaştılar. 1952 yılında, Stalin, 'Katledilen Şairler Gecesi' sırasında Rusya'daki Yahudi cemaatinin önde gelen bir dizi entelektüelini öldürttü. Stalin'in ölümünden sonra bile, Yahudiliği ve Yahudi kültürünü sindirmeye yönelik girişim devam etti. Yahudilere ait kitaplar ve dini makaleler, ülkeye gizlice sokulmak zorunda kaldı ve bu kitap ve makaleleri kullanma girişimleri, hep kaçak yollardan gerçekleşti. Bu 'gizlilik' durumu, Yahudi yaşantısına sadece az sayıda bireyin nüfuz edebilmesine neden oldu. Yahudi yaşantısını sürdüren az sayıdaki Yahudi, 'refusenik' olarak adlandırıldı ve Sovyet mercileri tarafından ciddi şekilde cezalandırıldı. 1965 yılı itibariyle, Rusya genelinde hepsi topu sadece 60 sinagog kaldı. Ancak Gorbaçov'un göreve gelmesi ve glasnost politikasını uygulamaya geçirmesiyle birlikte Sovyet Yahudilerin üzerindeki kısıtlamalar gevşemiş oldu.
Altı Gün Savaşları'nın ardından, Sovyetlerin Yahudilere karşı uyguladığı ayrımcılık arttı. Bu ayrımcılığa karşın, Altı Gün Savaşları, Yahudilerin ulusal bilinç düzeyini güçlendirdi. 1970 yılında, Sovyet Yahudilerinin içinde bulundukları kötü duruma dikkat çekmek isteyen 11 kişi (içlerinden 9'u Yahudiydi), dünya kamuoyunun dikkatini çekmek üzere bir uçak kaçırma girişiminde bulundular. Bu olay, Sovyet Yahudileri'nin hareketine yeni bir soluk kazandırdı. Uçak korsanlarından biri, Yusuf Mendeleviç, Rusya'da tamamen seküler bir kişi iken, şimdilerde İsrail'de bir haham'
Yahudiler, Sovyet mercileri tarafından potansiyel düşmanlar olarak görülüyorlar. Bunun kısmen nedeni, birçok Yahudi'nin ABD'de akrabalarının olması'

1980 ve sonrası

Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından bile, Rusya, dünyadaki en büyük Yahudi topluluklarından birine sahipti. Rusya; (ABD, İsrail ve Fransa'dan sonra) bugün dünyanın dördüncü büyük Yahudi cemaatine ev sahipliği yapıyor. Moskova ve St.Petersburg, Rusya'daki diğer büyük kentlerle birlikte, binlerce Yahudi barındırıyor.
Bununla birlikte, 1800'lü yıllara dek Rusya'daki kentsel bölgelerde çok az Yahudi yaşar; çoğu Pale Yerleşimi'nde ikamet ederdi. Pale Yerleşimi, hali hazırda Ukrayna, Beyaz Rusya, Moldova, Litvanya ve Polonya topraklarını kapsıyor. Sovyet egemenliği sırasında, Komünist hükümet, ülke içindeki tüm dini yaşantıyı yok etmeyi hedefledi. Bu da, Yahudi cemaati içinde ciddi boyutlarda bir asimilasyon ve sekülerleşmeye yol açtı. Sovyet hükümeti, Yahudilerin ayrı bir birim ve milliyet olarak varlıklarının silinmesi için elinden geleni yaptı. Bu süre zarfında, dünya çapındaki Yahudiler, Sovyet Yahudilerine destek oldular. 1980'li yıllarda ise, Gorbaçov'un göreve gelmesiyle birlikte, üzerlerindeki baskılar tedrici olarak azaldı. Sovyetler Birliği de, bir yandan dağılma sürecine girmişti.

Son Gelişmeler (Sovyet sonrası Rusya)
Rus Yahudileri, göç ve nüfusun yaşlanması yüzünden giderek küçülüyor. Sovyetler Birliği'nin dağıldığı dönemde, milyonlarca Yahudi, Rusya ve eski Sovyet devletlerine ait topraklan terk etmişti. Yahudiler, öncelikli olarak İsrail ve ABD'ye yerleştiler. Bununla birlikte, 2000'den beri, göç eğilimi yavaşladı ve gerek Rusya'daki gerekse eski Sovyet topraklarındaki Yahudi yaşantısının yeniden canlandırılması için daha fazla çaba harcanmaya başlandı.
2003 yılında, Rusya, Yahudi okullarından oluşan bir ağ kurdu. Ağ dahilinde; 17 gündüz okulu, 11 anaokul ve 81 yardımcı okul bulunuyor; yaklaşık 7000 öğrenci eğitim görüyordu. Ayrıca, dört adet Yahudi üniversitesi de vardı. Büyük kentlerde, sinagogları ve hahamlarıyla Yahudi varlığı hissediliyordu. Hasidik bir mezhep olan Çabad-Lubaviç, Rusya'daki Yahudi dini hayatının yeniden inşasında önemli bir rol üstlenmişti. Moskova'daki Çabad'lar, dört okul açtılar ve Yahudilere ait bir Cemaat merkezi kurma çalışmalarını sürdürüyorlar. Üniversite müfredatlarına Yahudi eğitim programları ekleniyor.
Yahudi Dini Cemaatler Birliği, Ortodoks kuruluşları ve dini yaşantısını destekliyor. İlerlemeci (Reform) hareketi ve Masorti (Muhafazakar) hareketleri de, bu konuda önemli başarı sağlıyorlar. Sovyet döneminde karma evliliklerin oranının artmasının ardından, Yahudi soyundan gelen, ancak Yahudi yasalarına göre Yahudi kabul edilmeyen birçok Rus ortaya çıktı. İlerlemeci Hareket, işte bu kesimler arasında destek buldu; keza İlerlemeciler'in baba soyunu temel alan yaklaşımı, Yahudi yasalarına göre Yahudi kabul edilmeyen birçok kişiyi Yahudi topluluğunun içine kabul ediyor.
Birçok Rus kenti, kendi İbranice gazetelerini basarken; diğer kültürel, sosyal ve dini kuruluşlar da yaygınlık kazanıyor. Moskova'da beş sinagog, altı gündüz okulu, yeshivalar ve bir kosher restoranı (Yahudi inançlarına ve beslenme kurallarına uygun yemek hazırlanan restoranlar' e.n.) bulunuyor.
Rusya'da Yahudi dini kuruluşlarının artması da, Yahudi karşıtlığına hedef tahtası oluşturuyor. Otobanlarda Yahudi karşıtlığı sloganlar ve işaretler göze çarpıyor. 2002 ve 2003 yıllarında, sinagoglar ve mezarlıklara saldırıda bulunuldu. Hatta gerçek ve sahte bombalar dahi kullanıldı. Moskova'da, 28 yaşındaki bir öğrenci, bu Yahudi karşıtı işaretlerden birini kaldırmaya çalışırken, bir patlama sonucu ciddi şekilde yaralandı. Rusya'da dini kuruluşların artan bir varlık sergilemesine karşın, yıllar süren asimilasyonların ardından Rus Yahudilerinin büyük bölümü, artık gözlemci olmaktan çıkıp, Yahudiliği 'etnikkültürel bir davranış' olarak görmeye başladılar. 20.yüzyıl sonu ve 21.yüzyıl başlarındaki kitlesel göç hareketlerinin ardından, Rusya'da yaklaşık 400.000 ila 700.000 kadar Yahudi bulunuyor; ki bu da Rus nüfusunun %9,27'si ila 0,48'ine karşılık geliyor.
Rusya'da Yahudi cemaatinin aktif olduğu bölgelerden birisi de St. Petersburg. Burada bulunan Büyük Sinagog, kentteki Yahudi kültürünün büyük bölümünden sorumlu tutuluyor. St. Petersburg'da iki Yahudi gündüz okulu ve hem kadınlara hem de erkeklere yönelik bir Yeshivot bulunuyor. Tam teçhizatlı bir kosher mutfağı ve yemek salonu da, cemaat üyelerine ve yoksul vatandaşlara günlük yemek servisinde bulunuyor.
Sinagog, aynı zamanda, cemaat içindeki yoksul veya öksüz çocuklara da yuva imkanı sağlıyor. Sinagog üyelerinden çoğu, cemaatin hayır kuruluşuna mensup.

İsrail'le ilişkiler
Sovyetler Birliği, İsrail'i 1948 yılında derhal tanıdı. İki ülke arasındaki bağlar ise, İsrail'in Batı ile müttefik olmasının ardından çarpıcı biçimde kötüleşti. Yahudilerin bir millet olduklarına dair fikirler ise, Yahudi karşıtı hisleri daha da körükledi. 1967 yılında, Sovyetler Birliği, İsrail ile diplomatik bağlarını kopardı ve bu bağlar ancak 1992'de yeniden kuruldu. Altı Gün Savaşları'ndan kısa süre sonra, Sovyetler Birliği'nde kitlesel bir propaganda kampanyası başlatıldı. Kampanya sırasında, Siyonist ile Yahudi kişi arasında herhangi bir ayrım yapılmaksızın Siyonizm ve İsrail'e iftira atılmaktaydı. 1967 yılındaki savaşın ardından, İsrail'e doğru Yahudi göçü durdu. Sovyetler Birliği, Arap devletlerinin başlıca silah tedarikçisi haline gelmişti.
1948 ila 21. Yüzyıl başları arasında, yaklaşık 600.000-700.000 kadar Yahudi, eski Sovyetler Birliği topraklarından İsrail'e göç ettiler. Rus göçmenler, İsrail toplumunun başat (hakim) bir unsurudur. İsrail'de, Rus dilinde yayın yapan birçok gazete, televizyon, dergi bulunur. Rusya, aynı zamanda, BM, ABD ve AB ile birlikte Arap-İsrail barış sürecinde kurulan ve 'Yol Haritası'nı destekleyen Barış Dörtlüsü'nde rol almıştır.

TURQUIE Diplomatique NİSAN 2011 – Sayı:27


Yakın bir tarihte, New Jersey'deki bir sinagogda, üç yüzyıldan fazla bir süredir devam eden bir Yahudi trajedisi anı, ancak uzun zamandır beklenen bir sona ulaştı. Bir haham mahkemesinin karşısına çıkan Türkiyeli bir "gizli Yahudi", geçmişin karanlıklarından çıkıp resmen Yahudi halkının arasına dönerek tarihsel bir devri kapadı.
Söz konusu genç adam şimdi İbranice ismi olan Ari'yi kullanıyor sahte Mesih Sabetay Sevi'nin takipçilerinin soyundan gelen birkaç bin kişiden oluşan bir cemaat olan Dönme cemaatinin bir üyesidir.
Kulağa hayal ürünü ve hatta inanılması güç gelse de geçen bütün bu yıllardan sonra Sabetay Sevi'nin, İsrail'i kurtarmak için döneceğine inanan insanlar hâlâ var. Sabetay Sevi, kurtuluş ümitlerini artırarak ve dünya çapındaki Yahudiler arasında heyecana neden olarak 17. Yüzyılda fırtınalı bir şekilde Yahudilerin hayatına girdi. Muazzam bir karizmayla donanmış olan Se vi, değişik Yahudi cemaatlerini ziyaret etti ve onlara, uzun zamandır beklenen sürgünden kurtuluşun çok yakında gerçekleşeceğini vadetti.
Ancak Sevi'nin bu kurtarıcı kariyeri, Osmanlı sultanı, Sevi'ye dehşet verici bir tercih ya Müslüman ol ya da kılıçla öl sunduğunda mahvedici bir şekilde sonuçlandı. Kral Davut'un tahtını talep eden bu sözde hak iddiacısı, kahramanlığı bir tarafa bıraktı ve en sadık takipçilerinden olan üç yüz aile ile birlikte Müslüman oldu. Görünüşte İslam'ı uyguladılarsa da Dönme cemaatinin üyeleri ayrıca Ma'aminim ("inananların İbranicesi) olarak da bilinirler bununla beraber Museviliğin mistik bir biçimini gizlice yaşamaya devam ettiler.
Dönme cemaatinin üyeleri, 1923-1924 yıllarında iki ülke arasında yapılan nüfus mübadelesi kapsamında Türkiye'ye sürülene kadar, yoğun bir biçimde Yunanistan'ın Selanik kentinde yaşadı. Geçmişlerindeki bu zor dönemin aslında gizli bir lütuf olduğu ortaya çıktı çünkü bu sürgün onları, çoğunluğu Naziler tarafından katledilen Yunanistan Yahudilerinin başına gelenlerden kurtardı. Ancak Müslüman olmalarına ve aradan üç yüzyıl geçmesine rağmen Dönmelere Müslüman Türkler tarafından kuşkuyla bakılıyor ve Dönmeler, onları uluslararası Siyonist bir komplonun parçası olmakla suçlayan basının sık sık hedefi oluyor.
Bu yüzden Dönmelerin içe kapanmaları ve esas itibariyle de yer altına çekilmeleri şaşırtıcı değildir. İki yıl önce İstanbul'a yaptığım bir ziyaret sırasında Ari'nin de dâhil olduğu bazı genç nesil Dönmelerle görüştüm. Türk-İsrail ilişkilerinin hâli hazırdaki durumu dikkate alındığında, onların kimlikleriyle ilgili detayları açıklayamam ancak sadece hepsinin, Museviliğe dönmek için derin bir arzu ifade ettiklerini söyleyebilirim. Onlarla küçük bir otelin lobisinde buluştuğumda, özelikle Ari gergin görünüyordu. Her şeyden önce kippa (dindar Yahudilerin başlarına örttükleri takke) giyen İsrailli bir Yahudi ile birlikte görülmekten korkan Ari, sürekli etrafına bakıyordu.
Ari, bana. Dönmelerin Türk medyasında katlanmak zorunda kaldıkları kötü muameleden bahsetti ve "Saklanmaktan ve rol yapmaktan bıktım. Yahudi olmak istiyorum. Halkıma dönmek istiyorum." dedi. Açık bir hayal kırıklığı duygusuyla Ari, Türkiye'deki Yahudi cemaatinde oluşturabileceği tepkiden korkarak Dönme meselesinin yanına bile yaklaşmayacağını söyledi.
Ari, "İki dünya arasında sıkışıp kalmış durumdayım. Türkler beni bir Yahudi olarak görüyor ancak Yahudiler beni kabul etmeyecek." dedi. Ancak bütün bunlar, birkaç hafta önce, Ari'nin, Museviliğe dönmek için ABD'ye seyahat etme yönünde cesur bir karar almasıyla değişti. Ari'nin durumunu inceleyen hahamlar, Ari'nin atalarının sadece kendi aralarında evlilik yaptığı gerçeğini dikkate alarak Ari'nin yuvaya dönüşünü onayladı.
Ari yalnız değil.
Museviliğe geri dönüş yolu arayan çok sayıda başka genç Dönmeler de var ve onlara yardım etmek de Yahudi halkına düşüyor. Ataları ne hata işlemiş olursa olsun, günümüzün Dönmeleri, sahip oldukları Yahudi mirasına sarıldılar ve onu yaşattılar.
Kendi köklerine dönmek isteyenlerin bunu yapmasına olanak tanınmalı.
(İsrail'de yayınlanan The Jerusalem Post 24 Mart 2011)
MICHAEL FREUND
Kaynak: TURQUIE Diplomatique NİSAN 2011 – Sayı:27

Altı köşeli yıldız ilkçağ öncesi kültürlerde sanatsal değerinden ziyade farklı mistik anlamları içinde barındıran bir sembol olarak göze çarpmaktadır. Sembol üç semavi dinde ve farklı felsefi görüşlerde kullanılıyor olmasına rağmen insanlar tarafından bugün Yahudileri çağrıştırmakta olup Yahudilerin ulusal-dini kimliklerinin bir parçası olmuştur.
Bezeme sanatlarında ise altı köşeli yıldız düz, kırık ve kapalı şekillerin birbirine geçmesiyle elde edilmiş bunun sonucunda sonsuz kompozisyonlar yaratılmış; bu kompozisyonlar taş, tuğla, çini ağırlıklı olmak üzere hemen hemen her malzemeye uygulanmıştır.
Altı köşeli yıldız özellikle İslamiyet’ten sonra insan ve hayvan figürlerinin yerini alan geometrik kompozisyonların merkezinde bulunmaktadır.
Geometrik kompozisyonların belirli, sürekli ve tutarlı bir hale gelmesi Karahanlı ve Büyük Selçuklu dönemlerinde gerçekleşmiştir. Erken devir Anadolu-Türk Mimarisinin tezyinatı sınırlı olmakla birlikte 13. yüzyıl ortalarına kadar çeşitli yöresel farklılıkların etkisi altında kalmış; 11. yüzyıldan sonra geometrik kompozisyonlar belirli formüllere bağlanarak değişik oyma tarzlarıyla üretilmiştir.
Anadolu Selçuklu mimari tezyinatı ile Anadolu Beyliklerinin mimari süslemelerini birbirinden kesin çizgilerle ayırmak çok zordur. 14. yüzyıl özellikle mimari eserlerin dış cephe süslemelerinde sadeliğe doğru gidilen bir dönemdir. 13. yüzyılda gelişmiş olan geometrik kompozisyonlarda doğadan alınmış motiflere doğru bir geçiş olmuştur.
Türk çini sanatının Uygurlara kadar uzanan çok eski bir geçmişi vardır. Mimariye bağlı olarak gelişen çini sanatı Anadolu'ya Selçuklular’la girmiş farklı teknikler uygulanarak Anadolu-Türk mimarisinde çok zengin örnekler verilmiştir.
 Osmanlı sanatında altı köşeli yıldız sembolü ağırlıklı olarak taş, çini ve ahşap malzemeye uygulanmış çini sanatında mozaik tekniği yerine tek renkli sır altı tekniğine bırakmış, ahşap malzeme de ise genellikle Selçuklu geleneği devam etmiştir. Altı köşeli yıldız sembolü Osmanlı sanatında camilerin cümle kapılarına, tabhane ve eyvan duvarlarının alt bölümlerine ve minberlerin şebekelerinde yer yer görülmektedir.
Özel bir altı köşeli yıldız olan; iki eşkenar üçgenin zıt yönde iç içe geçmesi sonucunda oluşan Mühr-i Süleyman sembolü Anadolu Türk sanatında hemen hemen her malzemeye uygulanan, farklı içsel anlamlar taşıyan bir değerdir. Fakat bu sembol birtakım dar görüşlü ve bilinçsiz insanlar tarafından özgün yerlerinden çıkarılmış veya yok edilmiştir.
Altı köşeli yıldız formu farklı tiplerde çeşitli malzemelerle uygulanarak görsel bir çeşitlilik sağlanmıştır.

İlk Çağ Öncesi Kültürler
Tarihte altı köşeli yıldız figürünün ilk olarak kimler tarafından kullanıldığı bilinmemekteyse de bu figürün Bronz Çağı'na dayanan bir geçmişi olduğuna ilişkin görüşler vardır.  O dönemde bu şeklin örneklerine Mısır'da, Kuzey Amerika'da ve Hindistan'da rastlanılmıştır. Ayrıca bazı araştırmacılar bu sembolün ilk örneklerini Taş Devri'ne dek uzatıp, İskandinavya'da da kullanıldığını söylemektedirler.
Son zamanlarda bu kronolojik kullanım görüşünün doğru olduğuna kanaat getirilmiş; altı köşeli yıldız sembolünün Bronz Çağı'nda ve Bronz Çağı'ndan daha önceki devirlerde Avrupa ve Ortadoğu'da beş köşeli yıldızla birlikte özellikle süs ve büyü işareti olarak kullanıldığı iddiaları ortaya atılmıştır.  Başka bir araştırmacı ise sembole örneklerini çoğaltarak bu şekle; İskandinavya'da Taş Devri'ne ait bir toprak kasede, Eski Mısır'da, Orta Amerika'da, Yukatan güneş stelinde, Batı Nevada'da bir kaya resminde ve Hindistan'da rastlanılmış olduğunu ifade etmektedir.
Altı kollu yıldız motifi İslamiyet öncesinde Türkler arasında teşekkül eden Oniki Hayvanlı Türk Takvimi'nde de bir burç sembolü olarak gösterilmiştir.  Yine aynı şekilde Hun ve Uygur sehpalarından birinin üzeri altı kollu yıldızlarla ve altıgenlerle bezenmiştir.
Ön Türk boylarında Tamga olarak da kullanılan sembol iç içe geçmiş iki üçgenden meydana gelmektedir.
Kün-Eki sembolü iç içe geçmiş ters-yüz iki üçgendir, altı köşeli yıldız olarak da bilinen bu şekil İdil-Ural bölgesinde ve Kumanlarda görülmektedir. Bu sembolün Proto-Türkçe'deki adı "Uçu-Eki" olup Gök İkilisi anlamına gelmektedir; sembolün M.Ö 3000 yıllarında Ortadoğu'ya indiği sanılmaktadır.
ÖN-TÜRK TARİHİNDE, İÇ İÇE GEÇMİŞ İKİ ÜÇGENDEN OLUŞAN BU YILDIZ YARADANI VE YARADILANI İFADE ETMEKTEDİR.
Ön-Türk boylarında bu yıldız Temur Kazık'ı simgelemektedir. Daha sonra bu yıldızın adı bazı Türk boylarınca "Çolpan Yıldızı" olarak adlandırılmıştır. Çolpan Yıldızı tüm Türk boyları tarafından Tanrı'nın bir lütfu ve kendilerinin yol göstericisi olarak kabul edilmiş ve kırmızı renkli sabit yıldız (Temur Kazık) olarak isimlendirilmiştir.
Bunun dışında altı köşeli yıldız Alpler'de kaya resimleri olarak görülen; büyü ile ilgili yazmalarda bir güç simgesi olarak beliren bir semboldür.  Daha sonraki dönemlerde bazı kültürlerde adı geçen yıldızın sembolünün Yukarı Mezopotamya ve Britanya'nın bazı bölgelerinde Demir Çağı'na ait örnekleri de bulunmuştur.  Ayrıca Elephania Mağarası'nda ve Barbaria (Afrika'da bir bölge) Duvarları'na kadar uzak yerlerde dahi bu yıldızın izlerine rastlamak mümkün olabilmektedir.  Bu sembolçeşitli uygarlıklar tarafından çarkıfelek ve güneş kursu gibi şekillerle birlikte de kullanılmıştır.
Bu iç içe geçmiş ters ve düz iki eşkenar üçgen şekli insanın belki de varlığının başlangıcından beri ya da en azından ilk şehirleşme ve medenileşme hareketinin başladığı "Çatalhöyük"'ten beri pek çok yerde görülür ve artık sembol olarak temelde "erkeği" ve "kadını" remzettikleri genel kabul görerek oturmuştur.
Bu yıldız, sadece kadın-erkek sembolizması dışında sonradan yüzlerce veya binlerce farklı anlama da gelebilecek şekilde tanımlandırılmıştır. 
Başka bir görüşe göre ise; Eskiçağ dünyasında yıldızın Tanrılarla ilişkisi söz konusudur. "Buna göre çocukluktan çıkan erkeğin yaratımdaki rolünün keşfedilmesi sonucu özellikle bebek Dionysos figürü ile bu yıldız ilişkilendirilmiştir. Bu nedenle M.Ö 900'lerde Anadolu'nun önce batısında daha sonra ise doğusunda bu yıldız Dionist-Zionist bir yıldız şeklinde algılanmaya başlanmıştır.  Altı köşeli yıldız motifinin Roma'da kullanılışının örnekleri Baalbek'teki Bakkhus mabedinde ve Tauroentum'daki yer döşemelerinde görülmektedir.
Hint kültüründe güneşi sembolize eden altı köşeli yıldız bu kültürde Yantra olarak adlandırılmakta;  sembol eski Hint geleneğinde yaratıcı Vişnu üçgeni ile yıkıcı Şiva üçgeninin birliğini ifade etmekte başka bir deyişle Kutsal Evliliği simgelemektedir. Böylece maddi dünyanın yaradılışına ve yıkılışına göndermede bulunur.  Hint kültüründe belirgin bir önem taşıyan bu yıldıza Hint mabetlerinde, mezarlıklarında ve hatta Hint gemilerinin sancaklarında rastlamak mümkündür.  Hint kültüründe Yantra'ya benzeyen bir diğer altı köşeli yıldız şekli ise "Mandala" olarak isimlendirilmektedir.
Bir merkez çevresinde düzenlenmiş simgesel bir görüntü olan Mandala; hem bir evren simgesi, hem insan ruhunun bir tasviri, hem de derin düşüncenin kutbu olan ve merkezde yer alan Tanrı'nın mucizevi bir biçimde görünür hale gelmesidir.  Bu sözcük Hindu ve Budist ayinlerinde mistik bir diagram oluşturmak için telaffuz edilen ve en hızlı yayılan sembollerden biri olup; sembolün yüzlerce çeşidi vardır. Mandalaların çoğu bir çember ve ortasında bir kareden oluşmaktadır. Mandala aynı zamanda, töreni düzenleyen sihirbazın sihirli halkası ve çevrelenmiş kutsal mekan (imago mundi) anlamına da gelmektedir.  Anahat çakra yedi enerji merkezi arasında aracılık ettiği için özel bir önem taşır. Havanın etkisi altında bulunan "mandala"sı, karşıtların birliğini simgeleyen ve birbirine geçmiş iki ters üçgenden oluşan altı köşeli bir yıldızla temsil edilir. Başka geleneklerde olduğu gibi "kalbin yeri" ve kendini adamanın merkezidir.
Bazı Uzakdoğu kültürlerinde altı köşeli yıldız şekli itibariyle eril-dişil ilişkileri simgelemektedir.  Nepal'de ruh ve madde arasındaki ilişkiyi simgeleyen bu yıldız kralın tacına işlenmiştir.
Kuzey Amerika'daki Kızılderili kabileler de Nepal'deki gibi; altı köşeli yıldızı ruh ve maddenin birleşimi anlamında kullanmışlar ve bu şekilde "yukarısı ne ise, aşağısı da aynıdır" düşüncesinin simgesini bulmuşlardır.
Çin okült kitaplarından "Yi-King" tamamen altı köşeli yıldızlar üzerine kuruludur. Yi-King şekilleri "Değişimler" kitabı adı altında toplanmışlardır. Hexagramlar her biri altı çizgiden oluşmuş sembollerdir. Emirleri (buyrukları¬düzenleri-kaideleri) kayıt eden; evrensel düzen veya taoyu temsil eden bu çizgiler veya sıralar devam etmeyi veya etmemeyi açıklamıştırlar.  Ayrıca Çin'de bunlar Yin (dişil prensip) ve Yang (eril prensip) olarak görülmüşlerdir ki böylece yerle göğün evliliği temsil edilmektedir; bu da bereketin ve edebiyetin talebi anlamına gelmektedir.
Bu yıldız iki eşkenar üçgenden oluştuğuna göre sembolizmasını da yine üçlem olarak incelemek yerinde olur. Hemen hemen her millet ve kültürde üç sayısı, kutsal, simgesel veya mistik anlamlar taşır. Üçgenin simgelediği kavramlara örnek olarak; anne-baba-çocuk kapsamında aile, geçmiş-şimdi- gelecek kapsamında zaman, toprak-hava-su kapsamında doğa, katı-sıvı-gaz kapsamında madde ve proton-nötron-elektron kapsamında atom üçlüleri gösterilebilir.
Batı okültüsleri, özellikle simyacılar sembole çok önem vermişler ve hakkında dört unsurla, evolüsyon-envolüsyon ilkesiyle, pozitif ve negatif güçlerin senteziyle ilgili değişik, sayısız yorumlar yapmışlardır.
Altı köşeli yıldızın içerdiği dört temel elemandan tepe noktası yukarıda olan üçgen Ateş'i, tepe noktası aşağıda olan üçgen Su'yu, su üçgenin taban kenarı ile kesişen ateş üçgeni Hava'yı, ateş üçgeninin taban kenarı ile kesişen su üçgeni ise Toprağı göstermektedir.
Tüm bunların bir altıgen içinde birleşmeleri ise evreni oluşturan elemanların uyum ve beraberliğini dile getirmektedir. Öte yandan; her iki üçgenin taban kenarlarının uçlarına yerleştirilen ve maddenin dört özelliğini oluşturan sıcak-kuru, soğuk-yaş durumları, dünyayı oluşturan ve sayıları yine dört olan hava, su, ateş ve toprak elemanlarının bulundukları yerlerle de uyum sağlamaktadır.  Su ve ateşin, düşman unsurları arasındaki ahengi ifade eden bir simya simgesi olarak kullanımı
XVII. yüzyılın sonlarına doğru yaygınlık kazanmıştır.  Simyacılara göre kükürt merkezi ateştir; her varlıkta bulunur ve içten dışa doğru tesir ederek tekâmülü ve düşünceyi sağlar. Tüm organizmaların konstrüktif prensibidir.  Ateş üçgeni yukarıya yöneliktir, çünkü alev hep yukarı çıkmak ister. Su üçgeni ise, suyun dökülmek istediği yöne bakar ve ateşi keserek onu söndürür. Ateş sıcakla kuru, su yaşla soğuk, toprak soğukla kuru, hava ise yaşla sıcak arasındadır. Sonuçta bu bileşimlerin; değişmedeki karşıtlıkların, zıtlıkların, kozmik birliğin ve onun akıl almaz ve karmakarışık ifadesinin bir sentezi olduğu kabul edilmektedir.
Zıtlıkların birliği yoluyla nefis "sıvı ateş" ve "ateşli su" haline gelir ve aynı zamanda diğer unsurların olumlu niteliklerini de elde eder. Bu yüzden su "sabit" ve "yakmayıcı" hale gelir. Çünkü nefsin "ateşi" onun "su" yuna sabitlik verendir. Bunların yanında nefsin "su"yu "ateş"e "hava" nın yumaşaklığını ve her yerde bulunuşunu verir.  Bazı simya kitaplarında ise altı köşeli yıldız içtiğimiz su için kullanılmaktadır.
Çeşitli yorumsal açıklamalara yol açan, bu düzendeki faktörlerin seçiminde maddi plandan manevi plana geçiş olduğu kadar, erillik ve dişillik prensiplerinin bir kaynaşması ve tam olmayandan tam ve mükemmel olana doğru sürüp giden bir gelişmenin rol oynadığı sanılmaktadır. 
Modern hermetik büyücülükte altı köşeli yıldız Güneş ve gezegenleri temsil etmekte olup, Makrokozmos veya Evreni sembolize etmektedir.
Hermetik geleneğe göre altı köşeli yıldız Makrokozmosun veya Evrenin sembolüdür. Ay bir gezegen kabul edilip, Venüs, Jüpiter, Saturn, Mars, Merkür altı kolun herbirine yerleştirilmekte, ortada ise Güneş yer almaktadır. Ayrıca altı köşeli yıldız Hermetik geleneğe göre yedi temel metali (metallerin tümünü) ve göğüntümünü özetleyen yedi gezegeni içinde toplar; her gezegen bir elemente karşılık gelir.
Şöyle ki: En üstte Ay - gümüş, altta Satürn - kurşun; sağ yukarıda Venüs -bakır, sağ aşağıda Merkür - civa, sol tarafın uçlarında Mars - demir, Jupiter - kalay çiftleri ve yıldızın ortasında da güneş-altın yer alır; yani güneş altındır.
Simyanın tüm düşüncesi ve işi, çevrede bulunan kusurlu ve değersiz elementlerin, ortada bulunan ve altınla Güneş'in simgelediği tek bir mükemmelliğe dönüştürülmesinden ibarettir; bu ise altı köşeli yıldız da ifadesini bulur.
Heksagram Yunanca'da altı harfli sözcük veya altı çizgili anlamlarına gelir. Ancak, burada, bu altı harfin hepsi de "A" ya da Alpha'dır. Buna göre Heksagram Heksalfa ile özdeşleşir.  Çünkü Grek alfabesinin ilk harfi olan Alpha'nın sembolü altı yerden okunur. Alpha harfinin altı kez tekrarlanmasının kendine özel bir anlamı vardır. Bu altı kez tekrar "başlangıçta Tanrı, yeni hayat, ışık, en yüksek tekâmül, en yüksek hedef ve Tanrısallık" anlamlarına gelir.
Hemen hemen her sembol gibi Heksagram'da en eski zamanlarda bile bir kült olarak farklı kıta ve kültürlerde yer almıştır.
Bir görüşe göre o devirlerde böyle bir yıldızın sihirli bir güce sahip olduğuna inanılır, yıldız kötü ruhları kovan ve insanları kötülüklerden koruyan bir tılsım olarak kullanılırdı.  Mısırlılar'da yıldızın piramit şeklinde Firavunu, yani Tanrı'yı temsil ettiği, piramitteki üçgenlerin merkezi noktalarında Firavunların mezarlarının bulunduğu, piramitteki üçgenlerin ise dünyanın giriş ve çıkış kapılarını temsil ettiği belirtilmektedir.
Efsaneye göre, Büyük İskender'in askerleri, Mısır Seferi sırasında Gize'nin Büyük Piramidi'nin içinde bu konuyla ilgili bir metin bulmuşlar. Tanrı Hermes'in mezarı da bu piramidin içindeymiş. Buna göre Hermes bir elmas uçla, zümrüt bir levhanın üzerine bir metin kazımış. Zümrüt Tablet'in ilk cümlesi şöyledir:
"YALAN SÖYLEMEDEN, ÇOK DOĞRU VE GERÇEKTİR Kİ: YUKARIDA OLAN AŞAĞIDA OLANLA, AŞAĞIDA OLAN DA YUKARIDA OLANLA AYNIDIR."
Hermes Trismegistos'un yazıtının anlamı, her bireyin makrokozmu andıran bir mikrokozm olduğu ve böylece yaşamında kendine çizeceği yolun da kendine özel olacağıdır. Bu ifadenin sembolü de bir ucu aşağı ve bir ucu yukarı bakarak kesişen iki eşkenar üçgendir, bu da altı köşeli yıldızın tarifidir. 
Trismegistos, "üç kere büyük" veya "üç kere güçlü" anlamına gelir. "Alemin üç kısmı", "evrenin üç büyük bölümüne" yani manevi, psişik ve cismani sahalara (bunların sembolleri gök, hava ve topraktır) denk gelmektedir.

İlk Çağ (Eski Çağ) ve Orta Çağ

YAHUDİLİK
Yahudi söyleminde Magen David adıyla tanınan altı köşeli yıldız figürü, nerede olurlarsa olsunlar asırlar boyu Yahudilere; daha parlak bir gelecek vaadini simgelemiş ve David'in Krallığı'na kadar uzanan umut ve inanç dolu bir tarihin simgesi olmuştur.
Kitab-ı Mukaddes'in II. kitabı olan Çıkış kitabında anlatıldığına göre; İsrailoğulları'nın (İbraniler) Mısır'dan çıkıp Tanrı'nın kendilerine vaad ettiği toprak olan Kenaan topraklarına (bugünkü Filistin toprakları) ulaşmaları kırk yıllık bir süreci kapsar. İsrailoğulları (İbraniler) bu yolculuğu Tanrı'dan aldıkları ilahi emirler doğrultusunda konar-göçer olarak yaparlar. Filistin toprakları Tevrat'ta kaydedildiğine göre Hz. İbrahim ve zürriyetine Tanrı tarafından vaad edilmiş bir topraktır. İsrailoğulları'da (İbraniler) Hz. İbrahim'in torunları olduğu iddiasından hareketle Filistin'e gitmekteydiler. İsrailoğulları (İbraniler) bu yolculuğa oniki boy halinde çıkarlar.
İsrailoğulları'nın (İbraniler) her bir boyun güvenliğini sağlamak amacıyla konup göçmeleri sırasında aldıkları askeri bir duruş şekli vardır. Bu şekil altı köşeli yıldız şeklinde olup eli silah tutan erkekler altı köşeli yıldızı oluşturan çizgileri takip etmiş, kadınlar ve çocuklar ise iki eşkenar üçgenin keşismesi sonucu meydana gelen altıgen alanın içinde yolculuklarını sürdürmüşlerdir. Diğer bir anlatıyı göre ise İsrailoğulları'nın (İbraniler) çölde konakladıkları süreç içerisinde konaklama krokisi olarak altı köşeli yıldız formu esas alınmış, kadınlar ve çocuklar altıgen alanın içinde erkekler ise altıgen alanın dışında konaklamışlardır.
Bazı Yahudi düşünürler birtakım verilerden hareketle bunun böyle olduğunu iddia etmektedirler, ya da bir hipotez olarak öne sürmektedirler. Bu varsayımlar ise Yahudiler tarafından makbul karşılanmaktadır; bu sembolün bir diğer adı da "Şhaddai"'dir.
Şhaddai İbranice de iki temel anlama gelmektedir.
Birinci anlamı; kadın göğsü, anne memesi, hayat kaynağı, kuvvet kaynağıdır.
İkinci anlamı ise; her şeye gücü yeten Kadir-i Mutlak Tanrı'dır; ve bu anlam Yahudiler tarafından daha makbul karşılanmaktadır.
Yahudiler Magen David'in içine Şhaddai yerleştirerek Ona bir kutsiyet atfetmiş olurlar. Yahudi mistisizmi olan Kabala'ya göre en mükemmel, en yetkin jeometrik şekil eşkenar üçgendir; çünkü eşkenar üçgen her tarafıyla dengeli olup açıları ve kenarları birbirine eşittir. Kabala'ya göre bir ön kabul olarak 360° varsaydığımız daire çokgenlerin çoğalması olduğundan 360° değildir, ama zıt yönde iç içe geçmiş iki eşkenar üçgenden oluşan Magen David'in açısal değeri 360° dir.
Kabala'ya göre 360° evrende var olan tüm varlığı kuşatan değerlerin toplamı veya Panteizm (Tanrı Herşey'dir / Herşey Tanrı'dır) olarak yorumlanabilir.
İslam dininde Peygamber olduğuna inanılan Davud'a; Yahudilikte Kral David olarak inanılır. Bunun sebebi ise o dönemde başka bir nebinin olmasıdır. Yahudilik Kral David'i bir takım spitürüel güçleri olan, çeşitli ilahi ilhamlar alan, ilahi sezgileri olan bir kral olarak görür, hiçbir zaman Kral David'i peygamber olarak görmez, ama yine de Mezmurlar Kral David'in yazdığı bir bölümdür. Bir anlatıya göre savaşkan bir kral olan David'in kullandığı kalkanın altı köşeli yıldız şeklinde olduğu; bir diğer anlatıya göre ise kalkanın yuvarlak olduğu ve bu kalkanın üzerind ealtı köşeli yıldız motifinin işlenmiş olduğu kabul edilmektedir. Her iki anlatıda bahsedilen altı köşeli yıldız motifi bir mucizeyle oluşmuş veya Tanrı tarafından verilmiş bir şey olmayıp insan yapısıdır.
David, tıpkı bir kalkanın arkasına sığınır gibi Tanrı'nın korumasına sağındığını dualarında, şiir ve mezmurlarında defalarca tekrarlamış, mezmurlarının tekrarlanan teması "TANRI BENİM KALKANIMDIR" tümcesi olmuştur.
İbranice'de "Magen" sözcüğü savunma anlamındaki "Lehagen / Hagana" sözcüğüyle aynı köke sahiptir ve savunucu / koruyucu anlamını taşır. "Magen", ayrıca koruyucu bir askeri donanım olan "Kalkan"'a verilen addır. Buna göre Magen David; David'in Kalkanı /David'in Koruganı demektir.
Bu konuda araştırma yapanların yorumlarına göre; bu motif, Yahudi kimliğini kazanmasını belki de şeklinin David adının İbranice yazılış biçimine benzemesine borçludur: David İbranice'de üç harfle; "Dalet-Vav-Dalet" harfleriyle yazılmakta olup, erken dönem İbrani alfabesinde "Dalet" harfi Yunan alfabesindeki aynı sedanın harfi olan "Delta"ya çok benzeyen bir üçgen şeklinde, buna göre de David ismi aralarında dikey bir çizgi bulunan iki üçgen şeklinde yazılırdı. İki "Dalet"'in değişik bir biçimde birleştirilmesinden meydana gelen altı köşeli yıldız figürü, aynı zamanda David adının yazılımıydı. Bu figürün Kral David'in monogramı olduğu şeklindeki iddialara, mantıklı varsayımlar gözüyle bakılmaktadır.
Museviler arasında çok yaygın olan bir inanışa göre altı köşeli yıldız şeklindeki mühür yüzüğünün her bir köşelerinde Musa, Ya'kub İshak ve İbrahim peygamberlerin ve Kral David'in adları kazılıdır. 
Talmudik dönemde bu figür daha anlam yüklü bir şekilde çizilmiştir. Figürün ortasına ve üçgenlerin kesişme noktalarına İbranice "AGLA" kelimesi yazılarak sembolün anlamının daha da artacağı düşünülmüştür.
AGLA kelimesi Ateh= senden, Gibur = kuvvet, Leolam= ebediyen, Adonai=Ey Tanrı anlamına gelen kelimelerin ilk harflerinden meydana gelmektedir. Bu kelimeler ard arda sıralandığında bir dua oluşmaktadır. "Sonsuz Yüce Tanrımız Huzurunda Güçlü Olalım" 
Franz Rosenz Weig'e göre ise bu simgenin herbir köşesi felsefi anlamlar taşımaktaydı. Bu anlamlar Yaradılış, Kurtuluş, Tecelli, İnsanlık, Dünya ve Tanrıdır.
Kabala'ya göre bir şeyin kendisi ile zıddı birbirlerinin karşıtı olmayıp bir bütünü oluştururlar; buna göre altı köşeli yıldız zıtlıkların dengesini ifade eder.
Magen David'in iç açılarının toplamı 2160°'dir. 2160 sayısının rakamsal değerinin toplamı 6+2+1= 9'dur. Dokuz sayısı Tanrı'yı sembolize eden ve en mükemmel sayı olan on sayısından bir eksiktir. Yahudiler Magen David'in içine İbranice (y) harfi olan (yod) harfini yerleştirerek Tanrı'nın mükemmelliğini sembolize ederler.
Kabala'ya göre bu şekil bir bütünü oluşturan eril ve dişil prensipler veya bir bütünü meydana getiren eril ve dişil prensiplerin dengesidir. 
İsrail'de bugün bu motifin en eski arkeolojik kalıntısına, Bet-El yöresindeki M.Ö. 10-20 yıllarına tarihlenen yapıda rastlanmıştır. Aynı motif; Kineret Gölü kıyısındaki 2. yüzyıldan kalma Kfar- Nahum Sinagogu'ndaki oymalar arasında da görülmektedir. Mozaik, fresk ve taş oyma sanatı bakımından çok zengin olan bu sinagogun kalıntıları arasında o yörede yetişen meyve ve sebze motiflerinin yanı sıra Menora gibi dinsel simgelerin figürleriyle beş ve altı köşeli yıldız motifleri bulunmaktadır. 6. yüzyıl İtalya ve İspanya'sında "David" adlı kişilerin mezar taşlarına altı köşeli yıldız figürlerinin kazınmış olduğu görülür. Kullanım dışı kalmış eski din kitaplarının ve dinsel gereçlerin saklandığı bir tür eski dinsel eşya arşivi niteliğindeki meşhur Kahire Genizası'nda bulunan 10. yüzyıla ait bir okul defterinde
İbranice yazı alıştırmalarını süsleyen bir Menora'nın iki yanına çizilmiş "Magen David"ler bu yıldızın diğer tipik Yahudi sembolleriyle birlikte kullanıldığı en eski örneklerden biri sayılmaktadır. 
Magen David tabiri, halk arasında tanınmış olan bir gizemli alfabe ile ilgili olarak Geonim devrinde ve 12. yüzyılda Karaim eserlerinde görülmektedir. 
Altı köşeli yıldızın "David Yıldızı" olarak adlandırıldığı ilk yazılı örnek 13. yüzyılda Kabalist Yosef Gikatilla'nın eserlerinde görülmektedir. 
Altıgen şekil ilk kez 14. yüzyılda Nahmanides'in torunu tarafından kaleme alınan Sefer ha gevul adlı kabalistlik eserde Magen David olarak tanımlanmıştır.
Magen David 13. ve 14. yüzyıllarda Almanya'da inşa edilen sinagoglarda ve Ortaçağ'ın İbranice el yazısı metinlerinde belirli bir ismi veya anlamı ifade etmeden kullanmıştır. 
Ortaçağ'da ve Ortaçağ sonrası dönemlerde Yahudiler Magen David'i yangından korunmak amacıyla özellikle de birahanelere asarak kullanmıştırlar. Öyle ki Magen David Almanya'da birahanelerin sembolü haline gelmiştir.  Altı köşeli yıldız XIII. ve XVII. yüzyıllar arasında "Davud'un Kalkanı" ve "Süleyman'ın Mührü" terimleri; arasında ayırım yapılmaksızın kullanılmıştır.
1354'te IV. Charles (M.S. 1316-1378) Prag'daki Yahudi Cemaati'nin, daha sonraki dokümanlarda "Kral Davud'un Bayrağı" olarak isimlendirilecek olan altı köşeli yıldız ile "Süleyman'ın Mührü adı verilen beş köşeli yıldız işlemeli kırmızı bir flama kullanmalarına izin vermişti.
Altı köşeli yıldız, Kral David'e verilen önemden dolayı resmi bir sembol olmuştur. Çünkü Kral David altı köşeli yıldız sembolünü kendi kalkanı üzerinde taşımıştır. Resmi bir sembol niteliği taşıyan altı köşeli yıldız burada daima Magen David olarak isimlendirilmiştir. Altı köşeli yıldız özellikle 1492'den itibaren kitaplarda baskı işareti olarak kullanmıştır. 
Yahudi basın tarihinin bilinen ilk İbranice kitabı 1512'de Prag'da basılan "Sefer Tefirot" tur. Bu kitabın kapağını büyük bir "Magen David" süslenmektedir. 
Altı köşeli yıldız 16. yüzyılın ilk yarısından itibaren Prag, İtalya ve Hollanda'da Foa ailesi tarafından basılan kitaplarda baskı işareti olarak kullanılmıştır. Çeşitli İtalyan Yahudi aileleri 1660-1770 yılları arasında onları takip etmişlerdir. Fakat bütün bu kullanımlar yine de genel bir Yahudi çağrışımına sahip olamamıştır. 17. ve 18. yüzyıllarda altı köşeli yıldızın kullanımı Moravia, Avusturya daha sonra ise Güney Almanya ve Hollanda'da yaygınlaşmıştır. 
1643'ten itibaren dinsel objelere işlenen Magen David Yahudiliğin simgesi olarak ilk kez Prag Yahudi Cemaati tarafından kullanılmış ve bu cemaatin özel ve resmi sembolü olarak kabul edilmiştir; bu sembolün Bohemya Cemaatleri yoluyla Viyana'ya kadar ulaştığı varsayılmaktadır.  Magen David 1655'te Viyana, 1671'de Amsterdam Yahudi Cemaatleri'nin mühürlerinde yer almıştır. 
Baron Shlome Meir Rothschild 1822 yılında Viyana'da şövalye ilan edildiğinde bu yıldızı aile arması almıştı. 19. yüzyıl başlarının ünlü Yahudi Alman yazarı Heinrich Heine, Hristiyanlığa dönmüş olmasına rağmen gazete makalelerini isim yerine altı köşeli bir yıldız figürüyle imzalamaktaydı.
"Magen David'e" asıl büyük ölçüde önem ve anlam Kabala ile gelmiş bulunmaktadır. Çağdaş ve ünlü Kabala uzmanı Gershon Sholem "Magen David'in bir Yahudi figürü haline gelmesiyle ilgili evrimi şöyle özetlemektedir: Hristiyan dünyasınca kabul edilen Haç'a karşılık Yahudilerin de özgün bir sembol benimsemeleri ihtiyacı doğmuştu. Haç'ın ifade ettiği anlama sahip olmasa da,
"Magen David" yaygınlıkla tanınıp sevilmiş bir şekildi ve Yahudi dünyasına kendini kolaylıkla kabul ettirmişti."
Magen David "Sionist" hareket tarafından da benimsenmiş 1897'deki İlk Sionist Kongresi'nde kullanılmış; aynı yıl Theodor Herzl'in çıkardığı "Die Welt" adlı gazetenin amblemi olmuştur. Franz Rosenz Weig "Der Stern der Erloesung" (1921) adlı yayınında Magen David'e yeni anlamlar yüklenip onu Museviliğin içine iyice çekti. Ona göre bu yıldızın Musevilik ile Tanrı veya İnsan ile Dünya arasında derin bir etkileşimi vardır.
Theodor Herzl'in halefi ve yakın arkadaşı Dr. David Wolfson, ilk kez Yahudi Ulusu'nu simgeleyecek bir bayrak şekli önermişti. 1933'te Prag'da onaylanan şekliyle bu bayrak "Tallit"'teki gibi beyaz zemin üzerine iki paralel mavi çizgi arasına ortalanmış bir mavi "Magen David" idi. Bu şekil, daha sonra, 1948'de yeniden doğan İsrail Devleti'nin bayrağı olacaktı.
Almanya'da ve Nazilerin işgal ettiği ülkelerde yaşayan Yahudiler II. Dünya Savaşı sırasında kollarına kolluk veya göğüslerin üst kısmına rozet olarak üzerinde "Jude" yazan bir sarı Magen David takmaya mecbur edilmişlerdi. Bunun nedeni; Yahudi nüfusu rahat tanımak ve onları kolay bir şekilde toplamaktı. Magen David'in kolluklara ve rozetlere sarı renkte işlenmesinin nedeni geleneksel olarak Yahudilikte altın rengi sarının safiyeti ve ilahiliği temsil etmesidir.
Aynı dönemde İngiliz Kumandası altındaki beş bin kadar gönüllü Yahudi askerinin kurduğu ve tarihte "Jewish Brigade" olarak tanınan birliğin üniformalarının kollarını "Magen David"'li bir bant süslüyordu. Fakat Magen David'li bu bant bu kez bir utanç sembolü değildi.
Günümüzde altı köşeli yıldız, sadece İsrail Devleti'nin bayrağında yer alan bir sembol olmakla kalmamış, Ortodoks veya liberal olsun, İsrail'de veya Diaspora'da olsun, hür dünyada veya Yahudilerin azınlıkta yaşayıp kimliklerini açığa çıkarmadıkları ülkelerde olsun, Yahudi toplumlarının sevgisiyle, saygıyla ve derin bir bağlılıkla sahip çıktıkları bir sembol olmuştur.

HRİSTİYANLIK
Hristiyan sanatında altı köşeli yıldız motifi özellikle mimari eserlerde bezeme öğesi olarak kullanılmıştır. Hristiyan dünyasının "Süleyman'ın Mührü" teriminden algıladığı beş kollu yıldızdır. İslam dünyasınca altı kollu yıldız olarak bilinen bu yıldız Batılı kaynaklarda "Magen David" olarak isimlendirilmektedir.
Birçok Bizans kilisesindeki oyma ve fresklerde, ahşap kabartmalarda ve mühürlerde bu yıldıza sıklıkla rastlanır.
IV. yüzyıl Bizans muskalarında altı köşeli yıldızın adı olarak "Mühr-ü Süleyman" deyimi kullanılmıştır.  Bu muska tılsımı özellikle yüzüklerde çok sevilen ve tercih edilen bir tılsım işareti olmuştur.
Ortaçağdan kalma bazı katedrallerde,  ve kiliselerde, Burgos, Valencia ve Lerida şatolarının girişlerinde altı köşeli yıldız örneklerine rastlanabilir. Kiliselerde kullanılan nesneler üzerinde de altı köşeli yıldız örnekleri görülebilir. Buna örnek olarak 1266 dolaylarında yapılan Anagni Katedrali'nin vaaz kürsüsündeki motifi verebiliriz.
Almanya'da gelişen Gotik mimarisi, cepheleri ve altı dilimli gülçe süslemeleri ile altı köşeli yıldız geleneğine bağlanır. Ortaya konan bu mimari süsleme "Tanrı'nın dünyayı mükemmel bir eser olarak altı günde yarattığını" ifade eder. Bunlara en güzel örnekler Paris Saint Chapelle, Roven Katedrali, Calende Kapısı, Lyon Saint Jean Katedrali'dir. 
Araştırmacı J.W. Horsley kitabında, Sir John Soane'nin 1824 yılında Waltworth'de inşa edilmiş St. Peter Kilisesi'ni ziyaretinde, kilisenin bahçesine açılan kapının direklerinde bu sembole koruyucu bir muska olarak rastladığını ve şeklin yerleştirildiği yer itibariyle bunun yangından koruyucu bir muska olarak asıldığını düşündüğünü kaleme almıştır.
Aynı araştırmacı kitabında ilginç bir bilgiye de yer vermekte ve İngiltere'de yetişen vadi zambağıyla aynı aileden gelen "Sigillum Salomonis" (Hz. Süleyman'ın Mührü) adlı çiçeği anlatmaktadır. Bu isimlendirme muhtemelen çiçeğin altı köşeli yıldıza benzemesi nedeniyle (halkasının yukarıdan bakıldığında iç içe iki üçgen şeklinde gözükmesi) yapılmıştır. Yazar bu bilgiden başka Gerard isimli birinin yazdığı eserinde "kökleri kalın ve beyazdı, üzerinde pek çok boğum göze çarpmaktaydı, bazı kısımları bir mührün şeklini almaktaydı ki bence ismi olan Sigillum Salomonis buradan gelmekteydi" sözlerine de yer vermektedir. Yazar notlarının sonraki kısımlarında bu bitkinin yararlarından da bahseder. "Hz. Süleyman'ın mührünün çiçeğinin kökleri henüz taze ve yeşilken ezilir ve aynen vücuda tatbik edilirse en fazla iki gün içinde oradaki çürüğü ya da yarayı iyileştirmektedir."
Ancak zaman içinde Hristiyanlar altı köşeli yıldızı bir Yahudi sembolü olarak tanımlayarak bu şeklin kullanımını terk etmiş, bunun yerine süsleme sanatlarında beş köşeli yıldıza yer vermeye başlamışlardır.

İSLAMİYET
İslam dünyasında Hz. Süleyman'ın mühür yüzüğüne Mühr-ü veya Mühr-i Süleyman adı verilmektedir. İslam inanışına göre, yüzüğün ortaya çıkış hikâyesi ise şöyledir:
Hz. Süleyman aleyhisselâm tahta çıkmasından sonra, Hebron ile Kudüs arasında bir vadide bulunurken, rüzgarlar, su, cinler ve hayvanlar üzerinde hâkim olma iktidarını, bu dört âleme ait dört koruyucu melekten almıştı. Her biri ona kıymetli bir taş verdi. O bu taşları tunçtan ve demirden yapılmış bir yüzüğe geçirdi. İyi cinlere verdiği emirlerini tunç ile kötü cinlere verdiklerini ise demir ile mühürlüyordu.  Bu yüzük onun parmağında olduğu sürece cinler, herhangi bir zarar verme kabiliyetini kaybettikleri gibi ayrıca onun emrinde her işi yapmak zorunda kalırlardı. 
Efsaneye göre; Süleyman, yıkanacağı ya da ayakyoluna gideceği zamanlar, hükümdarlık mührünü cariyelerinden AMİNA adında birine bırakmayı gelenek edinmişti. İşini bitirdikten sonra mührünü geri alırdı;  ayrıca yardımcısı Asaf b. Barahya (Berhiya)da bu yüzüğü kullanma iznine sahipti.
Hz. Süleyman'ın mührü Amina'ya verdiği günlerden birinde şeytani cinlerden biri olan Şahr, gelip Amina'ya oyun oynamak ister ve O'na Süleyman kılığında görünür. Amina'dan mührü alır almaz aynı kılıkta tahta oturur ve ülkeyi yönetmeye, dilediği gibi kanunlarda değişiklik yapmaya başlar. Bu arada Süleyman, mühründen yoksun kalıp dilenci durumuna düşer. Aradan kırk gün geçince şeytan mührü denize atarak kaçar. Mührü denizde bir balık yutar. Balıkçılar balığı tutup Süleyman'a getirirler; O da balığın karnından mührü çıkarıp hükümdarlığına yeniden kavuşmuş olur. Sonra da kendisine bu oyunu oynayan şeytanı buldurur ve boynuna büyük bir taş bağlayıp onu göle attırır.  Hz. Süleyman öldüğü zaman bu hükümdarlık yüzüğü hala parmağındadır.
Kur'an-ı Kerim'de zikr edildiğine göre Hz. Süleyman; kuşlara, hayvanlara, insanlara ve cin taifesine hükmeder, onları çalıştırırmış. Hz. Süleyman Allah Teâlâ'nın verdiği insanüstü-metafizik bir kuvvete ve derin bir ilme sahipmiş. Bazı müfessirlere göre de; bu güç-kuvvet, O'na iç içe ters olarak girmiş iki üçgen şeklinde olan ve Hz. Süleyman'ı temsil eden Mühr-i Süleyman'dan gelir. Bu sembol Tanrıyı temsil eden bir çeşit tılsımdır.
İslam yazarları Hz. Süleyman'ın mührünü eserlerinde sürekli olarak anlatmışlardır. Taberi (M.S 838-923). Hz. Süleyman'ın Cennet'ten getirilmiş olan yüzüğünün O'nun mührü olduğunu bildirmiş, dört yüzlü yüzükte
"Güç Allah'ındır", "Üstün olan Allah'tır", "En yüce yetki Allah'ındır", "Bütüne hâkim olan Allah'tır" yazılarının yer aldığını belirtmiştir.  Bundan başka mührün üzerinde bir âdemotunun bulunduğu rivayet olunur.  Ayrıca İslam edebiyatında önemli bir yere sahip olan 1001 gece masallarında da bu yüzüğe atıflar yapılmaktadır.
Güç, iktidar ve saltanat simgesi olarak Mühr-i Süleyman, gizli güçler düşünülerek resmedildiği gibi, kimi yerlerde de manevi güç, devamlılık ve iktidar dileğiyle kullanılmıştır.
Yine efsaneye göre bir gün yıkandığı sırada Süleyman'ın parmağından çıkardığı yüzüğü çalan bir dev, gücünü de elinden almış olduğu peygamberin yerine kırk yıl hüküm sürer. Ama sonunda dev yüzüğü denize düşürür. Öte yandan, uzun bir arayıştan sonra yüzüğü yutan balığı tutup karnını yararak mührünü ele geçiren
Süleyman, tahtını ve sihirli gücünü yeniden kazanır.  Türkçe'deki "Mühür kimde ise Süleyman odur" deyimi buradan gelir.
İslam inanışına göre bu simgeyi "Nazar" kuramı ile de bağdaştırabiliriz. Ayrıca altı köşeli yıldızı oluşturan üçgenler, bir kurama göre, stilize bir gözdür.

MASONLUK
1614-1615 yıllarında önce Almanya'da görülen sonra Almanya'nın komşularına da yayılan "Rose Croix", dini-felsefi gizli bir teşkilattır. Özellikle mistik simya ile meşgul olmakla beraber; büyücülükten alınmış unsurları da benimsemişlerdir. Üçgenlere ve altı köşeli yıldıza gizli anlamlar vermişler, bu konuda simya ve astroloji ile birtakım paralellikler kurmuşlardır. Daha sonraki yıllarda kuruluşun birçok sembolü ve uygulaması ile birlikte, Mühr-i Süleyman sembolü de Spekülatif Masonluğa geçmiştir. Öyle ki XIX. yüzyılda bu teşkilatın ismi Masonlukta bir derece anlamında kullanılmaya başlanmıştır.
Masonluk teşkilatı içinde altı köşeli yıldız Mühr-i Süleyman olarak tanımlanmaktadır. Mühr-i Süleyman'da tepesi yukarıya bakan üçgen insanı, tepesi aşağıya bakan üçgen Allah'ı temsil eder.
İç içe kucaklaşmış iki üçgen, Masonluğun dayandığı biri Allah, diğeri İnsan olan iki öğenin birliğini; yani Tevhid'i ve Vahdet'i simgeler. Çünkü, Allah ve İnsan tektir. Her insanın özü Allah'tır. Bu sembol, insanın biri madde diğeri mana veya biri beden diğeri ruh veya biri zâhir diğeri bâtın olan iki unsurunun birliğini gösterir.
Dualiteye göre; pozitif ve negatif öğelerin sentezinden nötr doğar. Bu nedenle, Allah'ın ve İnsan'ın kucaklaşarak birbirinin içinde erimesi "Teklik" yani "Ahad"'dır. İki Üçgen'in iç içe kucaklaşması, yani Mühr-i Süleyman'ın nihai sembolizması "Ahadiyyet" sırrıdır; sembolün ortası Makam-ı Mahmud'tur.
Royal Arch bazında Mühr-i Süleyman'ın altı köşesi "Üç Büyük Nur'u ve Üç Küçük Nur'u veya ışığı temsil eder.
Çeşitli masonik uygulamalarda, bu simgenin yalnızca kendi başına değil, diğer simgelerle kullandığı da görülür. Bu bileşik simgelerde, iki çapraz üçgenin ortasında G Harfi, Güneş, Göz ve bunların birleşimlerine sık sık rastlanır.
Masonik yazında Hexagram, bir geometrik şekil oluşu bakımından, "İki Çapraz Üçgen" ile, toplam altı köşesi olması nedeniyle de "Altı Kollu Yıldız" ile aynı niteliği taşır.
Çağdaş masonlukta bu geometrik şekil, Özdek (madde) ile Ruh'un dengede oluşlarının bir simgesi olarak benimsenmiştir. "Etkin" (aktif) ile "Edilgen (pasif), ya da "Dişi" ile "Erkek" arasındaki dengenin simgesi olarak da yorumlanır. "Ateş" ve "Su" gibi birbirine karşıt öğelerin, ya da "Aydınlık" ve Karanlık" gibi birbirine karşıt kavramların, birbirlerini bütünleyici oluşlarının bir simgesi olarak da değerlendirilir.
Bir diğer değerlendirmeye göre ise "Gönye ve Pergel" simgesinin sonsuzcasına yenilenişidir. Bazı değerlendirmelerde, bir mason locasının ilk beş görevlisi (Envar) ile İç Koruyucu'nun Mabet'teki yerleşimlerin temsil eder.   Bazı masonik yorumcular ise, bu şekli Süleyman'ın mührüyle hiç bağdaştırmaksızın başlı başına bir simge olarak değerlendirirler. "İki simetrik eşkenar üçgen" bilgi ve yeteneğin birleşimiyle oluşmuş bir olgunluğun ya da yetkinliğin simgesi olarak benimsenir. Kimi masonik yorumcular ise bu şekli "yaşam ve ölümün birleşimi" şeklinde açıklamıştırlar.

SONUÇ
Altı köşeli yıldız sembolünün tarih öncesi devirlerde birçok medeniyet tarafından farklı anlamlarda kullanılan bir kült ve inanç sembolü olduğu; sembol hermetik açıdan incelendiğinde modern hermetik büyücülükte makrokosmozu veya evreni, hermetik geleneğe göre ise yedi temel metali içinde toplayan yedi gezegeni sembolize ettiği hususları pek çok araştırmaya konu olmuştur.
Konunun Yahudilik bölümü incelendiğinde Magen David'in, kendi üretimleri olmadığı halde sembolün, Yahudilerin ulusal-dini kimliklerinin ayrılmaz bir parçası olduğu ve sembolün Yahudilik ile özdeşleştiği sonucuna varılmıştır.
Hristiyanlıkta altı köşeli yıldız sembolünün kiliselerde, katedrallerde ve şatolarda kullanılmış olmasına rağmen, Hristiyanların Yahudi sembolü olduğu hareketle altı köşeli yıldızı terk ettikleri ve beş köşeli yıldızı kullanmayı tercih ettikleri görülmektedir.
İslamiyette ise Süleyman Peygamber'in mühür yüzüğünün bir güç ve saltanat simgesi olduğu bilinir.
Masonik felsefe ışığında altı köşeli yıldız sembolü incelendiğinde, sembolün birbirine karşıt gibi görünen fakat birbirini tamamlayan öğeleri ve bu tamamlamanın sonucunda oluşan dengeyi simgelediği belirlenmiştir.
Altı köşeli yıldız Ön Türk boylarında Tamga olarak kullanılan ters-yüz iki üçgenden meydana gelmiş; Orta Asya Türk kültüründe Yaradanı ve Yaradılanı simgeleyen çeşitli Türk boylarının yol göstericisi olarak kabul edilen bir semboldür.
Noktaların birleşmesi sonucunda oluşan çizgilerin çeşitli kompozisyonlar oluşturacak şekilde kesişmesi veya birleşmesi sonucunda meydana gelen altı köşeli yıldız sembolü Anadolu Selçuklu Öncesi Dönemi Türk Sanatı'nda taş malzeme ile oyma tekniği uygulanarak mihraplara işlenmiştir. Anadolu Selçuklu Dönemi'nde altı köşeli yıldız sembolü çini malzeme ile mozaik tekniği uygulanarak mihraplara, taş malzeme ile oyma tekniği uygulanarak taçkapılara, ahşap malzeme ile kündekari tekniği uygulanarak camiilerin cümle kapılarına ve pencere kapaklarına işlenmiştir.
Beylikler Dönemi Sanatı, Anadolu Selçuklu sanatından aldığı etkileri varolduğu coğrafya ve siyasi yapıyla harmanlamıştır. Anadolu Beylikleri Dönemi’nde altı köşeli yıldız sembolü ağırlıklı olarak çini malzeme ile mozaik tekniği uygulanarak mihraplara, taş malzeme ile oyma tekniği uygulanarak taçkapılara işlenmiştir.
Osmanlı Sanatı, Anadolu Selçuklu Sanatı ile kıyaslandığında bir merkeziyet ve çeşitlilik arayışının varolduğunu söyleyebiliriz. Osmanlı İmparatorluğu kendi sanatını oluştururken siyasi, kültürel ve sosyolojik yapısını da bünyesine alarak kendi sentezini yaratan ve bu sentezden yeni ve çağdaş çıkarımlar yapan bir sanat evresidir. Osmanlı Sanatı'nda altı köşeli yıldız sembolü işlenirken sembolün işlendiği yer ve uygulanan tekniklerde bir değişim gözlemlenmektedir.
Osmanlı Sanatı'nda altı köşeli yıldız sembolü taş malzeme ile oyma tekniği uygulanarak pencere alınlıklarına ve minberlerin şebekelerine işlenmiştir. Taş malzeme ile altı köşeli yıldız sembolü işlenirken oyma tekniğinin yanı sıra iki renkli taş işçiliğinin kakma tekniği ile uygulandığını görülmektedir. Çini malzeme ise ağırlıklı olarak dış cephelerden ziyade iç tezyinatta kullanılmış; altı köşeli yıldız sembolü camiilerin eyvan ve tabhane duvarlarının alt bölümüne sıraltı tekniği uygulanarak işlenmiştir. Ahşap malzeme de Anadolu Selçuklu Sanatı'nda uygulanan teknik ile camiilerin cümle kapılarına ve pencere kapaklarına işlenmiştir.
Anadolu Türk mimari süslemesi ve küçük objelerde karşımıza çıkan altı köşeli yıldız, geniş kompozisyonlar içine alınarak sayıca arttırılmış, şeklin ikonografik kökeni ya da anlam boyutu yerine; dekoratif kimliği geometrik tasarımının bir gereği olarak öne çıkmıştır.

Sonuçta diyebiliriz ki; ALTI KÖŞELİ YILDIZ BÜTÜN İNSANLIĞINDIR.


KAYNAKÇA:
İdil TÜRELİ, Türk Sanatında Altı Köşeli Yıldız [Kitap]. - İstanbul: Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Estitüsü Türk Sanatı Anabilim Dalı, 209901- Yüksek Lisans Tezi, 2006.

Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Benzer Yazılar

Yorumlar