HAKİKATİN SANSÜRLENDİĞİ KUTSAL TİYATRO
İktidar Sarmalında Ruhban Sınıfının Sessizliği, İsyanın Cezalandırılması Ve İlahî Sessizliğin Teolojik Savunmaları
"Dinsel çevrelerin ve ruhban sınıfının, devletin
kutsal olanı kendi dünyevi çıkarları için kullandığını gördüğü halde sessiz
kalmalarının ve kendi dünyevi konumlarını koruma kaygısına düşmelerinin
psikolojik ve sosyolojik dinamikleri nelerdir?" şeklinde
konuya giriş yapmak, kutsal ile dünyevi gücün ortaklık tarihini anlamak
açısından sarsıcı bir başlangıçtır. Tarihsel süreç boyunca inanç sistemleri ve siyasal yapılar arasındaki
etkileşim, idealize / ülküselleştirilmiş dini düsturlardan ziyade, pragmatik /
faydacı çıkarlar ve karşılıklı güç tahkimi üzerinden şekillenmiştir. Bu
sarmalın içinde dinsel kurumların sessizliği, muhaliflerin cezalandırılması ve
ilahî sessizliğe getirilen teolojik / tanrıbilimsel yorumlar, insan
psikolojisinin / ruh biliminin ve sosyolojinin en karanlık dehlizlerini
oluşturmaktadır.
1. Güç Savaşları ve Dünyevi Konum Kaygısı: Ruhban
Sınıfının Sessizlik Anatomisi
Dinsel kurumların ve dini elitlerin /
seçkinlerin, devletin dini kendi çıkarları doğrultusunda araçsallaştırmasına /
kullanmasına sessiz kalmaları, doğrudan dünyevi güç elde etme ve mevcut
statükoyu / şimdiki durumu koruma arzusuyla ilişkilidir. Bu durumun
psikolojik ve kurumsal dinamikleri şu şekilde temellendirilmektedir:
- Güç Fethi ve Oportünizm / Çıkarcılık: Dinsel
çevrelerin birçoğu, inancın özü ve ahlaki değerlerden ziyade, gücün
fethini (conquest of power) ve dünyevi iktidardan pay almayı
hedefler. Bu noktada,
devletin dini kullanması aslında dinsel elitlerin de işine gelir; zira
devlet gücünü arkalarına alarak kendi dinsel rakiplerini (örneğin
Osmanlı'da Kadızâdelilerin Halvetî ve Mevlevî mutasavvıfları / sufileri
tasfiye etme çabası gibi) siyasal alanda etkisiz bırakmayı amaçlarlar.
(Ali Fuat Bilkan, Kadızâdeliler ve Sivâsîler, s. 14).
- Otoriteye Mutlak Boyun Eğme Doktrini /
Öğretisi: Muhafazakar dinsel yapılarda (örneğin Evanjelik ve Christian
Reconstructionist / Hristiyan Yeniden Yapılanmacı hareketlerde),
özgürlüğün bireysel özerklikte değil, hiyerarşik otoriteye mutlak boyun
eğmede olduğu savunulur. Bu öğretiye göre, otoritede bulunanlar Tanrı’nın
yeryüzündeki vekilleridir (stand-ins for God) ve onlara absolute /
mutsal bir itaat borçlanılmıştır. İncil'deki Romalılar bölümüne
atıfla, hükümdarların "Tanrı'nın kılıç taşıyan hizmetkarları" (ministers
of God) olduğu ve kötülere gazap uygulamakla görevlendirildiği iddia
edilerek, devletin her türlü askeri ve siyasi zorbalığı dinsel olarak
meşrulaştırılır ve sessizlik kutsal bir görev addedilir. (Beyaz
Evanjelikler Bir İnancı Nasıl Bozdu, s. 43).
- Toplumsal Bütünlük, Bizantinizm ve Fitne
Korkusu: Teokratik / din erki yönetimleri, toplumu
bir arada tutmak ve dış ya da iç düşmanlara karşı bütünlüğü korumak
amacıyla devlet ve din gücünü birleştiren bir teokrasi geliştirirler. Emevî idaresi gibi
meşruiyet / geçerlilik krizi yaşayan yapılar, kendi idari ve askeri
zulümlerini (örneğin Kerbelâ faciasını) Cebriyye / kadercilik
inancıyla meşrulaştırıp "ezelî plan teorisi"ne bağlarken,
ulemanın / din bilginlerinin bir kısmı (örneğin Abdullah b. Ömer gibi)
Müslümanlar arasında kan dökülmesini ve iç çatışmaları (fitne) önlemek
adına sessiz kalmayı ya da tarafsız kalmayı tercih etmiştir.
(Mustafa Özkan, Emevîler Döneminde İktidar-Ulemâ İlişkisi, s. 94).
- Siyaset, Ticaret ve Tarikat Üçgeni: Siyaset
ticarete, ticaret siyasete, din de her ikisine araç edildiğinde ortaya
doymak bilmez bir sömürü düzeni çıkar. Din duygularını ve dince kutsal
kavramları sömüren dini çevreler, bu sömürü sayesinde milyarderler
sınıfına katıldıklarından, konumlarını kaybetmemek adına devletin dini
kullanmasına göz yumarlar. (Uğur Mumcu, Tarikat, Siyaset, Ticaret, s. 4).
Dinsel meşruiyet ve dünyevi gücün ortaklığı,
ruhban sınıfını hakikatin savunucusu olmaktan çıkarıp, devlet sömürüsünün en
elverişli ortağı haline getirir. (Uğur Mumcu, Tarikat, Siyaset, Ticaret, s. 4).
2. Hakikate İtiraz Edenlerin Cezalandırılması:
Dinsel Kurumların Teokratik / Dinsel Savunmaları
"Sistemin
dinsel sömürüsünü fark ederek bu duruma itiraz edenlerin dinsel ve siyasal
kurumlar tarafından ağır biçimde cezalandırılmasının arkasında yatan teolojik /
dinsel meşrulaştırma savunmaları nelerdir?" sorusu çerçevesinde, dinsel
kurumların muhalifleri tasfiye / ayıklama ederken kullandıkları temel
argümanlar şunlardır:
- Siyasal Muhalefetin "Şeytani
Kötülük" Olarak Kodlanması: Devlet ve din gücü birleştiğinde, siyasal politikalara karşı
çıkmak doğrudan Tanrı'ya karşı gelmek ve "şeytani bir
kötülük" (diabolical malevolence) olarak kodlanır.
Bir kez "siyasal politika = ahlaki doğru" denklemi kurulduktan
sonra, bu politikaya muhalefet eden herkes şeytanın işbirlikçisi ilan
edilir ve bu durum her türlü medeni hukukun askıya alınmasını
meşrulaştırır. Şeytan
ve dinsizlik ithamı, kitleleri kiliseye ya da kilise-devletine boyun
eğmeye zorlamak için her çağda kullanılan kusursuz birer silahtır (weapon).
(Arthur Miller, Cadı Kazanı, s. 2).
- Fitneyi Önleme ve Kamu Düzeni / Maslahat
Gerekçesi: Devletin din dışı icraatlarına (örneğin
Emevîlerin haksız ekonomik yaptırımlarına ve hutbelerde Ali'yi kötüleme
siyasetine) karşı çıkan Hucr b. Adî gibi muhaliflerin idam edilmesinde,
dinsel çevreler ve iktidar "fitneyi önleme ve milletin
selâmeti" argümanına sığınmışlardır. Muâviye, Hz. Aişe’nin eleştirilerine karşı,
Hucr'un öldürülmesini "yüz bin kişiyi öldürmekten ve fitne
çıkmasından daha hayırlı" bir kamu yararı / maslahat olarak
savunmuştur. (Mustafa Özkan, Emevîler Döneminde İktidar-Ulemâ
İlişkisi, s. 95).
- Heresy / Sapıklık ve "İhanet"
Suçlaması: Kilise, kendi kontrolü dışına çıkan ve
hakikati halkla doğrudan paylaşmak isteyen (Gospel’i yerel dile çeviren
Waldensian'lar gibi) her türlü alternatifi "sapkınlık" (heresy)
olarak suçlar. Engizisyon / din mahkemesi hukukuna göre sorcery /
büyücülük ve dinsel sapkınlık, "Tanrı'nın görkemine karşı yapılmış bir vatana
ihanet" (high treason against God’s majesty) olarak
kabul edildiği için, bu kişilere işkence yapılması ve diri diri
yakılmaları dinsel bir zorunluluk olarak savunulur. (Des Niau, Loudun
Şeytanları, c. II, s. 12).
- Siyasi Şeytan Çıkarma Tiyatrosu: Ken
Russell'ın The Devils (Şeytanlar) filminde ve Loudun davasında
görüldüğü üzere; devletin merkeziyetçi politikalarına ve surların
yıkılmasına direnen Rahip Urbain Grandier gibi siyasi muhalifler,
bastırılmış cinsel histerileri / nevrozları olan rahibelerin manipüle /
yönlendirilmesiyle "cadılık ve büyücülük" ile suçlanmıştır.
Dinsel kurumlar, iktidarla ortaklaşa düzenledikleri bu "şeytan
çıkarma tiyatrosunu" halkı kontrol altında tutmanın ve bağımsızlık
yanlılarını tasfiye etmenin kutsal bir yolu olarak meşrulaştırmışlardır.
(The Devils, Film Analizi).
Siyasal ve ekonomik sömürüyü fark eden dürüst
vicdanlar, dinsel kurumlar tarafından daima "fitneci",
"sapkın" ya da "şeytanın işbirlikçisi" olarak yaftalanıp
kutsal düzenin selameti adına kurban edilirler. (Arthur
Miller, Cadı Kazanı, s. 2; Umberto Eco, Gülün Adı, s. 248).
3. "Tanrı Neden İzin Verdi?": İlahî
Sessizliğin Teolojik / Tanrıbilimsel Savunmaları
"Masumların acı çekmesine, kutsalın
kirletilmesine ve adaletin ayaklar altına alınmasına Tanrı'nın neden izin
verdiğine dair dinsel otoritelerin ürettiği teolojik / tanrısal adalet
savunmaları nelerdir?" başlığı altında, yaşanan zulüm ve ikiyüzlülük
karşısında üretilen başlıca teodise / tanrısal adalet argümanları şunlardır:
- Nedensellik Labirenti ve Tanrı'nın Mutlak
Özgürlüğü: Umberto Eco'nun Gülün Adı eserinde William'ın belirttiği
üzere; neden-sonuç ilişkilerini kurmak son derece zordur ve bunun
yegane yargıcı yalnızca Tanrı'dır. Eğer dünyada evrensel ve
değişmez rasyonel / ussal kurallar olduğunu iddia edersek, Tanrı'yı kendi
kurallarının mahkûmu yapmış oluruz; oysa Tanrı mutlak olarak özgürdür ve
dilediği an dünyayı bambaşka bir şekilde yaratabilir. Dolayısıyla,
Tanrı'nın kötülüğe izin vermesini insan aklıyla sorgulamaya çalışmak,
gökyüzüne ulaşacak bir kule inşa etmeye çalışmak kadar beyhude / boş bir
çabadır. (Umberto Eco, Gülün Adı, s. 248).
- Kötülük Gizeminin (Mystery of Iniquity)
İfşası: Des Niau'nun Loudun el yazmalarındaki teolojik savunmaya göre; Tanrı
kötülük gizeminin (mystery of iniquity) artık gizli kalmamasını
murat ettiği için bu tür acıların ve histerilerin yaşanmasına izin
vermektedir. Bu sarsıcı ve dehşet verici olaylar, aslında gerçek
inananların imanını yeniden canlandırmak (revive the faith of true
believers) ve sahte inançlıları kör etmek amacıyla ilahî irade
tarafından tasarlanmış birer sınavdır. (Des Niau, Loudun
Şeytanları, c. I, s. 6).
- Tanrı'nın Öfkesi ve Şeytana Verilen İzin: Teolojik
dogmaya / inanca göre, insanlar günah işleyip Tanrı'yı daha fazla
gücendirdiklerinde (when God is the more offended), Tanrı şeytana
insanlara zarar vermesi için daha fazla güç ve yetki tanır. Şeytan,
Tanrı'ya adanmış olan insan ruhlarını gasp ederek Tanrı'ya daha büyük bir
hakarette bulunmak ve ruhları helake sürüklemek için çalışır; Tanrı ise
adaleti ve cezalandırmayı gerçekleştirmek için bu kozmik / evrensel savaşa
izin verir. (Des Niau, Loudun Şeytanları, c. II, s. 12).
- İlahî Sessizlik ve Fedakarlık (Apostasy /
Dinden Dönme): Shusaku Endo’nun Silence (Sessizlik) yapıtında, masum
köylülerin engizisyon zindanlarında, pislik dolu kuyularda baş aşağı
asılarak (ana-tsurushi) işkence görmesi karşısında Tanrı'nın
tamamen sessiz kalması dehşet verici bir teodise krizine yol açar.
Peder Ferreira, günlerce dua ettiği halde Tanrı'nın hiçbir şey yapmadığını
("God did nothing") haykırarak dinden döner. Buradaki sarsıcı teolojik
savunma şudur: Tanrı, masum köylülerin kurtuluşu için pederin kendi
dinsel gururundan ve inancından vazgeçmesini (dinden dönmesini / apostasy)
talep etmektedir; yani bazen Tanrı'nın sessizliği, insanın kendi
kutsal saydığı dogmaları masumların hayatı uğruna feda etmesi gereken en
büyük ahlaki sınavdır. (Shusaku Endo, Sessizlik, s. 217).
Dipnotlar (APA Biçimi)
- Bilkan, A. F. (2016). Fakihler ve Sofuların Kavgası: 17. Yüzyılda
Kadızâdeliler ve Sivâsîler (1. bs.). İstanbul: İletişim Yayınları.
- Des Niau. (1634/1887). The History of the Devils of Loudun, Volumes
I-III (E. Goldsmid, Trans. & Ed.). Edinburgh: Privately Printed.
- Eco, U. (1980). The Name of the Rose (W. Weaver, Trans.). New
York: Warner Books.
- Endo, S. (1969). Silence (W. Johnston, Trans.). New York:
Taplinger Publishing.
- Miller, A. (1953). The Crucible. New York: Viking Press.
- Mumcu, U. (1987). Tarikat, Siyaset, Ticaret (11. bs.).
İstanbul: Tekin Yayınevi.
- Özkan, M. (2008). Emevîler Döneminde İktidar-Ulemâ İlişkisi.
Ankara: Ankara Okulu Yayınları.
Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Yorumlar
Yorum Gönder