Print Friendly and PDF

Ezelî Hakikatin İzinde: Mistisizmin Değişmeyen Tanıklığı Üzerine Bir Araştırma Raporu

 

  History of Mysticism: The Unchanging Testament olup yazarı Swami Abhayananda’dır (Swami Abhayananda, 2007, s. i). Çalışma, insanlık tarihinin başlangıcından bu yana farklı kültür, dil ve dinlerde ortaya çıkan mistiklerin, "tek bir gerçeklik" üzerine verdikleri ortak ve değişmeyen tanıklıkları kronolojik ve tematik bir perspektifle ele almaktadır.

Mistisizmin Evrensel Temelleri ve Mahiyeti

Mistisizm, tefekkürün derinliklerinde elde edilen bir duruluk anında, tüm varoluşun tek kaynağı ve dayanağına dair ulaşılan doğrudan ve vahyî bir bilgi olarak tanımlanır. Mistik deneyimin temel özelliği, bireysel farkındalığın aniden genişleyerek kendisini tüm varoluşun temel zemini, ilahi kaynağı ve Tanrısallığı (Godhead) olarak idrak etmesidir. Bu deneyim Hristiyanlıkta "Tanrı vizyonu", Hinduizmde "samadhi", Budizmde "nirvana" ve İslam’da "fena" olarak adlandırılsa da, özünde yatan gerçeklik tüm geleneklerde özdeştir: Bireysel bilincin evrensel bilinçle olan bölünmez birliği.

Tarih öncesi dönemlerden itibaren dini sembollerde görülen "Baba Tanrı" (Mutlak Bilinç) ve "Ana Tanrıça" (Yaratıcı Güç) figürleri, mistiklerin "ikili-birlik" (duality-in-unity) olarak deneyimlediği hakikatin ilk dışavurumlarıdır. Bu anlayışa göre gerçeklik iki yönlüdür: Hareketin ve değişimin ötesindeki saf, ebedî Bir; ve O’ndan bir zihin düşüncesi veya güneş ışını gibi çıkan dünya-düşüncesi (Logos, Maya, Shakti).

Varlık bir bütündür ve tüm çokluk bu bütünün kendi içindeki bir oyunudur.

Mistisizm, tarihsel süreçten ve entelektüel ilerlemeden bağımsız olarak, insan ruhunun kendi kaynağına yaptığı ezelî bir içsel yolculuktur.

Tarihsel Süreçte Mistik Şahsiyetler ve Doktrinler

Eserde ele alınan şahsiyetler, toplumsal normlara meydan okuyan, genellikle zulüm gören ancak içsel huzuru bulan figürlerdir.

"Mistisizmin özünde yatan ikili-birlik kavramı tarihteki farklı geleneklerde nasıl isimlendirilmiştir?" sorusuyla konuya giriş yapıldığında;

Vedalarda bu kavramın Prajapati ve Vac,

Upanishadlarda Brahman ve Maya,

Samkhya felsefesinde Purusha ve Prakrti,

Taoizmde Tao ve Teh,

İslam tasavvufunda ise Hak ve Halk olarak ifade edildiği görülür. (Abhayananda, 2007, s. 408).

  • Sokrates (M.Ö. 469-399): Fiziksel olarak tıknaz, basık burunlu ve neşeli bir kişiliğe sahip olan Sokrates, kendisini "ruhların ebesi" olarak tanımlamıştır. Zihinsel bir hazırlıkla ulaşılan "İyi" vizyonunu, mağara alegorisiyle açıklamıştır. Siyasi görüşleri ve gençleri yozlaştırdığı iddiasıyla ölüme mahkûm edilen bu bilge, baldıran zehrini içerken bile Tanrı'ya olan itaatini ve ruhun ölümsüzlüğüne duyduğu sarsılmaz güveni korumuştur.
  • Nasıralı İsa: Kendi varlığının kaynağı olan "Baba" ile bir olduğunu idrak etmiş ve bu krallığın insanın içinde olduğunu vaaz etmiştir. Duygusal derinliği yüksek, sevgi odaklı bir yaşam süren İsa, kendi toplumunun dini otoriteleri tarafından küfürle suçlanmış ve çarmıha gerilerek trajik bir sonla dünyadan ayrılmıştır.
  • Plotinus (205-270): Mısır doğumlu bu düşünür, "Bir"den taşan bir ışık olarak evreni tanımlamış ve ruhun "Yalnız’ın Yalnız’a uçuşu" ile asli vatanına döneceğini savunmuştur. Bedensel ihtiyaçlara karşı aşırı mesafeli olmuş, "Tanrısal olanı her şeydeki Tanrısal olana geri vermeye çalışıyorum" diyerek ölmüştür.
  • Hallac-ı Mansur (858-922): "Enel Hak" (Ben Hakikatim/Gerçekliğim) beyanıyla tanınan Arap asıllı sufi, bu sözün bir ego iddiası değil, egonun yok oluşunun bir ilanı olduğunu savunmuştur. On yıl hapis yattıktan sonra elleri ve ayakları kesilerek, işkenceyle idam edilmiştir. Ölümünü "sevgilisiyle buluşma" olarak gören Hallac, darağacına bir düğün festivaline gider gibi neşeyle yürümüştür.
  • Meister Eckhart (1260-1328): Tanrı (Eyleyen) ve Tanrısallık (Saf Mutlaklık) ayrımı yaparak Hristiyan dogmasını zorlamıştır. "Tanrı'yı gördüğüm göz ile Tanrı'nın beni gördüğü göz aynıdır" diyerek mistik birliği vurgulamıştır. Kilise tarafından sapkınlıkla suçlanmış, ancak mahkûmiyet kararı çıkmadan kısa bir süre önce vefat etmiştir.
  • Juan de la Cruz (1542-1591): Beş fitten kısa, ufak tefek bir adam olan Juan, reformcu Carmelite hareketine öncülük etmiştir. Kendi tarikatı tarafından bir hücreye hapsedilmiş, orada bitler ve yaralar içinde, açlık ve soğukla mücadele ederken en derin mistik şiirlerini (Karanlık Gece) yazmıştır.

Mistisizmin Psikolojik Analizi ve Uygulaması

İnsan psikolojisi açısından mistik yolculuk, "sahte ego"nun ortadan kaldırılması sürecidir. Ego bir ateştir, bir hastalıktır ve acının tek kaynağıdır. Cehaletin ortadan kalkmasıyla "yılan sanılan ipin ip olduğunun anlaşılması" gibi, bireysel benliğin de aslında evrensel bilincin bir yansıması olduğu anlaşılır.

"Sokratik 'Mağara Alegorisi' mistik aydınlanma süreciyle nasıl ilişkilendirilir?" sorusu üzerinden bakıldığında, aydınlanma; gölgelere sırtını dönüp ışığın kaynağına, yani güneşin kendisine bakma çabasıdır. Bu süreçte "öğrenilmiş cehalet" (docta ignorantia) kavramı devreye girer; rasyonel aklın Tanrı'yı kavrayamayacağını idrak etmek, gerçek bilginin başlangıcıdır.

Mistik aşk, özneyi ve nesneyi ortadan kaldırarak aşığı sevilene dönüştüren kozmik bir çekim gücüdür.

Sorulması Gereken Sorular ve İnceleme Tavsiyeleri

Kaynağın daha derinlemesine anlaşılması için şu sorular üzerine odaklanılması önerilir:

  1. "Mistisizmin özünde yatan ikili-birlik (duality-in-unity) kavramı tarihteki farklı geleneklerde nasıl isimlendirilmiştir?"
  2. "Sokratik 'Mağara Alegorisi' mistik aydınlanma süreciyle nasıl ilişkilendirilir?"
  3. "Meister Eckhart'ın 'Tanrı' ve 'Tanrısallık' (Godhead) ayrımı arasındaki temel fark nedir ve bu ayrım neden kilise tarafından reddedilmiştir?"
  4. "İbn Arabi ve Shankara'nın varlık tasavvurları arasındaki temel paralellikler nelerdir?"
  5. "Modern çağda Ramakrishna'nın dinlerin birliği konusundaki tanıklığı neden önemlidir ve bu tanıklık bilimsel çağın insanına ne söylemektedir?"
  6. "Karanlık Gece" (Dark Night) deneyimi, insan psikolojisindeki hangi dönüşüm evrelerine tekabül eder?

Kaynakça ve APA Dipnotları

Abhayananda, S. (2007). History of Mysticism: The Unchanging Testament. Atma Books.


¹ S. Abhayananda, History of Mysticism: The Unchanging Testament, 2007, s. 1. ² A.g.e., s. 7. ³ A.g.e., s. 164. ⁴ A.g.e., s. 375. ⁵ A.g.e., s. 407.

Evrensel Bir Bilinç Devrimi: Mistisizmin Ezelî Kökenleri ve Dinlerüstü Mahiyeti

"Tasavvuf veya mistisizm temelinde aynı şeyleri barındırıyorsa bunun ilk kaynağı nedir?" sorusu üzerine yapılan araştırmalar, birliğin deneyimlenmesinin insanın kendisi kadar eski olduğu ve en ilkel zamanlarda bile arayış içindeki ruhlarda ortaya çıktığı sonucuna varmaktadır.

Mistisizm; medeniyetin, öğrenmenin veya kurumsallaşmış dinlerin ilerlemesinden bağımsız, zihnin tamamen içselleştiği bir anda tüm varoluşun tek kaynağına dair elde edilen vahyî bir bilgidir.

Bu deneyim, bireysel farkındalığın aniden genişleyerek kendisini "nihai Zemin", "asli Kaynak" ve "Tanrısallık" (Godhead) olarak idrak etmesi şeklinde tanımlanır; bu yönüyle mistisizm, tarihin başlangıcından bu yana kesintisiz olarak varlığını sürdüren seçkin bir gelenektir.

Mistisizm, tarihsel süreçten ve entelektüel gelişimden bağımsız olarak, insan ruhunun kendi kaynağına yaptığı ezelî bir içsel yolculuktur. (Abhayananda, 2007, s. 10).

"Bu düşünce biçimi insanların inançları üstü bir konuma nasıl yerleşmiştir?" konusuna giriş yapıldığında; Aldous Huxley’in "ezelî felsefe" (perennial philosophy) olarak adlandırdığı bu hakikatin, tüm dinlerin peygamberleri ve kurucularının öğretilerinde tekrar tekrar su yüzüne çıktığı görülür.

İnsanlar gerçekliğin doğası hakkında muazzam bir görüş çeşitliliği sergilese de, mistiklerin tanıklıkları şaşırtıcı bir fikir birliği içerisindedir. Onların yöntemleri değişebilir ancak ulaştıkları nihai gerçeklik özdeştir: Bireysel bilincin evrensel bilinçle olan bölünmez birliği.

Dinlerin dış formları ve ritüelleri değişken olsa da, mistik özde yatan deneyimsel hakikat bölünmez bir bütündür ve tüm çokluk bu bütünün kendi içindeki bir oyunudur. (Abhayananda, 2007, s. 7, 8).

Mistisizmin Hristiyan, Hindu veya Müslüman fark etmeksizin her geleneğe uyarlanabilmesi, gerçekliğin dilden bağımsız ve her zaman aynı olmasından kaynaklanır.

Örneğin, farklı dillerde suyun "jal", "pani" veya "water" olarak adlandırılması suyun tözünü değiştirmez; aynı şekilde "Brahman", "Tao", "Godhead" veya "Haqq" kelimeleri de aynı tek ve bölünmez Gerçekliği işaret eder.

Bu evrensel uyarlanabilirlik, mistiklerin gerçekliği iki yönlü deneyimlemesinden gelir: Hareketin ve değişimin ötesindeki saf "Bir" (Baba Tanrı, Purusha, Haqq) ve O’nun bir zihin düşüncesi gibi çıkan yaratıcı gücü (Ana Tanrıça, Prakrti, Khalq). Bu semboller tüm kültürlerde mevcuttur çünkü bu, mistik vizyonda deneyimlenen ortak gerçekliktir. (Abhayananda, 2007, s. 11, 86, 408, 577).

İnsan psikolojisi verilerine göre mistik yolculuk, "sahte ego"nun ortadan kaldırılması ve gerçek kimliğin keşfi sürecidir. Kişi daha önce kendisini günahlarla dolu sınırlı bir beden olarak görürken, aydınlanma anında tüm ruhların ve bedenlerin kendisinden tezahür ettiği "Tek Bilinç" olduğunu idrak eder. Bu dönüşüm, bireyi korkudan, güvensizlikten ve sınırlı bir kimliğin getirdiği acıdan kalıcı olarak özgürleştirir. Mistisizm, rasyonel aklın dualite (ikilik) içeren yapısını aşarak zıtlıkların birleştiği (coincidentia oppositorum) noktaya ulaştığı için dinlerin üzerindedir; zira akıl "ben" ve "Tanrı" ayrımı yaparken, mistik vizyon "Ben O’yum" (Ana’l Haqq) gerçeğini ortaya koyar. (Abhayananda, 2007, s. 8, 310, 410, 542).

Tarihsel süreçte bu evrensel hakikati dile getirenler, genellikle kendi toplumlarının dini otoriteleri tarafından zulüm görmüştür. Örneğin, Hallac-ı Mansur "Enel Hak" diyerek egonun yok oluşunu ilan ettiğinde, bu bir kibir beyanı olarak algılanmış ve işkenceyle idam edilmiştir; oysa bu, egonun tamamen silinip yerini ilahi mevcudiyete bıraktığının bir beyanıdır. Aynı şekilde Meister Eckhart, "Tanrı’yı gördüğüm göz ile Tanrı’nın beni gördüğü göz aynıdır" diyerek kurumsal kilisenin dogmalarını zorlamış ve sapkınlıkla suçlanmıştır. Bu figürler, toplumsal normlara meydan okuyan, psikolojik travmaları ve dünya nimetlerini bir kenara bırakarak "Yalnız’ın Yalnız’a uçuşu"nu gerçekleştiren ezelî bilgeliğin temsilcileridir.

Bilinç, kendi üzerine katlanarak kaynağını bulduğunda, tüm dini etiketler anlamını yitirerek yerini dilsiz ve isimsiz bir mevcudiyete bırakır. (Abhayananda, 2007, s. 150, 245, 292).

¹ Abhayananda, S. (2007). History of Mysticism: The Unchanging Testament. Atma Books. s. 7. ² A.g.e., s. 10. ³ A.g.e., s. 86. ⁴ A.g.e., s. 577. ⁵ A.g.e., s. 11. ⁶ A.g.e., s. 408. ⁷ A.g.e., s. 310. ⁸ A.g.e., s. 245. ⁹ A.g.e., s. 292.

 

Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Benzer Yazılar

Yorumlar

Çok Eski Yazılarımızdan

Arşivden yazılar getiriliyor...