AKLIN HUDUDU VE KALBİN İHYÂSI: İMAM GAZÂLÎ’NİN FELSEFE TENKİDİ VE İSLÂM DÜŞÜNCESİNDEKİ "GERİLEME" MUAMMASI
"İslâm
düşünce dünyasında 'Huccetü’l-İslâm' / Proof of Islam unvanıyla tebcil edilen /
exalted İmam Gazâlî’nin (ö. 505/1111) Tehâfütü’l-Felâsife / Incoherence
of the Philosophers adlı eseriyle başlattığı felsefe eleştirisi, modernist
ilâhiyatçılar / modernist theologians tarafından ekseriyetle İslâm dünyasının
'akılcı' damarını kurutan ve medeniyetin gerilemesine / decline yol açan bir
'zihnî daralma' olarak nitelendirilmektedir." Ancak
kaynaklar incelendiğinde Gazâlî’nin sisteminin, aklı tamamen reddetmekten
ziyade, aklın 'metafizik' / metaphysics sahasındaki yetersizliğini ilan ederek
dini felsefî spekülasyonlardan kurtarmayı ve tasavvufu şer’î bir zemine
oturtmayı gaye edindiği görülmektedir.
Felsefî Tenkid ve Sınırların Belirlenmesi
İmam Gazâlî, felsefeyi toptan reddeden bir cahil
değil; aksine mantık / logic ve matematik / mathematics gibi ilimleri
"faydalı ve inkâr edilemez" olarak kabul eden bir otoritedir.
Modernist eleştirilerin aksine Gazâlî, felsefeyi "onun diliyle"
(mantık kurallarıyla) vurmuş; filozofların metafizik konularda Kur’an ve Sünnet
/ Prophetic Tradition ile çatışan 20 meselesini ele alarak, bunların 3’ünde
(âlemin kıdemi, Allah’ın cüz’îleri bilmemesi ve cismanî haşrin inkârı) onları
"tekfir" / excommunication (dinden çıkma) ile itham etmiştir. Gazâlî'nin
felsefe tenkidi, aklın meşruiyetini değil, senedsiz metafizik iddiaların mutlak
hakikat gibi sunulmasını hedef almıştır. (Gazâlî, 1058).
Kaynakların sürekli tekrarladığı fikir, ilmin
ancak şer’î bir nizam ve ahlâkî bir disiplinle bütünleştiği sürece toplumsal ve
ruhanî bir 'ihyâ' / revival sağlayabileceğidir. Gazâlî’nin
başarısı, o döneme kadar şüpheli ve "zındıklık" / heresy olarak
görülen tasavvuf cereyanını, felsefî birikiminden süzdüğü mantık süzgeciyle
disipline ederek Ehl-i Sünnet omurgasına dahil etmesidir. Bu durum, medeniyetin
gerilemesi değil, ruhanî bir istikrarın / stability tesisi olarak analiz
edilebilir.
Psikolojik Travma ve Bağdat’tan Kaçışın Analizi
Gazâlî’nin
kişiliği incelendiğinde, Nizamiye Medresesi’ndeki zirve noktasındayken yaşadığı
'dil tutulması' ve 'manevî buhran', modern psikolojinin "varoluşsal
kriz" / existential crisis olarak niteleyeceği bir fenomendir. Gazâlî,
sadece "kàl" / words (söz) ilmiyle hakikate ulaşılamayacağını,
"hâl" / state (yaşantı) ilminin zarurî olduğunu fark ederek makamını
ve şöhretini terk etmiştir. Bir arif için gerçek ilim, satırlarda hapsolmuş bir 'riyaset' /
leadership tutkusu değil, kalbin Allah ile olan uyanıklığıdır.
(Câmî, 266; Şârânî, 1132).
- Kişilik ve Eleştiri: Modernistlerin
"gerileme" tezi, genellikle Endülüs’te İbn Rüşd’ün Gazâlî’ye
yazdığı reddiyelere dayanır. Ancak Gazâlî’nin sisteminin İslâmî uyanışı
sağladığı, Moğol istilası ve Haçlı seferleri gibi "psikolojik
travmalar" / trauma karşısında müslüman toplumuna bir "rûhî
sığınak" inşa ettiği gerçeği göz ardı edilmektedir.
- İhanet ve Öngörü: Gazâlî,
dönemindeki alimlerin ilmi "sultanların kapısında dünyalık
biriktirme" aracına dönüştürmesini bir "manevî ihanet"
olarak görmüş ve İhyâ eserini bu yozlaşmaya karşı bir manifesto
olarak yazmıştır.
İlmî Miras ve "İhyâ"nın Sosyolojik Etkisi
Hucvîrî ve
Kuşeyrî gibi Gazâlî öncesi müellifler, tasavvufu "zâhir uleması"
nezdinde meşrulaştırmaya çalışmışlarsa da, bunu nihaî ve sarsılmaz bir zaferle
taçlandıran Gazâlî olmuştur. Modernistlerin "gerileme" iddiasına
karşın, Gazâlî sonrasında İslâm düşüncesi İbn Arabî, Mevlânâ ve Molla Câmî gibi
devasa şahsiyetler yetiştirmiş; felsefe "bâtınî hikmet" adı altında
tasavvufun içine süzülmüştür. Dinin zâhirî hükümlerini (fıkıh) rûhî
derinlikten (tasavvuf) ayıran her türlü yaklaşım, Gazâlî'ye göre 'ölü' bir
ilimden ibarettir. (Ozak, 662; Gazâlî, 36).
Sonuç olarak; Gazâlî felsefenin önünü kışkırtıcı
bir nefretle değil, "akıl-vahiy dengesi" kurma kaygısıyla kesmiştir.
Eğer Gazâlî’nin müdahalesi olmasaydı, İslâm düşüncesi Neoplatonist /
Neoplatonist unsurlar altında asimile / assimilated olma tehlikesiyle karşı
karşıyaydı. Onun sistemi, müridin kendi sınırlı aklından kurtulup
'Müsebbibü’l-Esbâb' / Cause of Causes olan Allah’a tam bir teslimiyetle /
submission yönelmesini sağlamıştır.
Dipnotlar (APA):
- Câmî, M. (1998). Nefahâtü’l-Üns (Lâmiî Çelebi Tercümesi, S.
Uludağ & M. Kara, Haz.). İstanbul: Marifet Yayınları. (s. 266, 290,
294).
- Gazâlî, İ. (2012). Muhtasar İhyâ-ü Ulûmiddin (A. Arslan, Çev.).
İstanbul: Şura Yayınları. (s. 17-24, 36, 1058, 1081).
- Hucvîrî, A. (2022). Keşfü’l-Mahcub - Hakikat Bilgisi (S.
Uludağ, Çev.). İstanbul: Dergâh Yayınları. (s. 41, 57, 60).
- Kuşeyrî, A. (2004). Tasavvufun İlkeleri - Risale-i Kuşeyrî
(Cilt 1-2). İstanbul: Tercüman 1001 Temel Eser. (Cilt 1, s. 2, 17, 27).
- Ozak, M. (1975). Envâru’l-Kulûb (Cilt 1-2). İstanbul: Üçler
Matbaası. (Cilt 2, s. 662).
- Şârânî, İ. (t.y.). Evliyalar Ansiklopedisi (Tabakâtü’l-Kübrâ).
İstanbul: Bedir Yayınevi. (s. 1132, 1186).
- Uludağ, S. (2007). Sırlar Menbaı ve Tarikat Sultanı Cüneyd-i
Bağdâdî. İstanbul: Mavi Yayıncılık. (s. 536).
Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Yorumlar
Yorum Gönder