Güç ve İllüzyon Mimarisi
"İktidarın doğasını ve modern liderlik
pratiklerini anlamak için Niccolò Machiavelli’nin Prens / Hükümdar adlı
eserinde Cesare Borgia üzerinden kurguladığı 'Aslan ve Tilki' metaforu / eğretilemesi hayati bir önem
taşır." Machiavelli'ye göre bir lider, hem bir aslan kadar güçlü ve
korkutucu, hem de bir tilki kadar kurnaz ve tuzakları fark edebilen biri
olmalıdır. Borgia siyasetinin en rafine / arıtılmış taktiği ise, düzeni
sağlamak için "kirli ve sert" işleri bir aracıya / vekile yaptırıp,
halkın öfkesi biriktiğinde o aracıyı kurban ederek liderin kendini "temiz
ve iyi" olarak yeniden konumlandırmasıdır.
Rusya'da Borgia Siyaseti: Çar ve Büyücü
Rusya’da Vladimir Putin’in (Çar) iktidar inşası,
Borgia siyasetinin çağdaş bir laboratuvarı gibidir. Putin, Boris Yeltsin döneminin kaotik / düzensiz
yapısından sonra "aslan" rolüne bürünerek oligarkları acımasızca
tasfiye etmiş; halka "düzen ve devletin onuru" / dignity vaat
ederek meşruiyet kazanmıştır. Ancak bu güç gösterisinin arkasında, tüm
"tilki" taktiklerini yürüten bir moderatör / düzenleyici olan
Vadim Baranov (gerçek hayatta Vladislav Surkov) bulunmaktadır.
Gerçeklik, iktidarın elinde yoğrulan kurgusal bir
malzemeden ibarettir.
Baranov,
liderin elini kirletmemesi için tüm karanlık işleri, algı operasyonlarını ve
baskıları üstlenmiştir. Rusya'da inşa edilen "Egemen Demokrasi" / Sovereign
Democracy anlayışında, demokratik seçimler bir illüzyon / yanılsama olarak
sürerken, Surkov tasarlanmış bir muhalefet ve kukla yapılar inşa ederek tüm
ipleri elinde tutmuştur. Lider, her zaman "halkın babası" / Little
Father olarak lekesiz kalırken, sistemin tüm hataları ve baskıları alt
kadroların veya danışmanların üzerine yıkılmaktadır.
İktidar,
karşıtlarını yok etmek yerine onları kendi kurguladığı sahnenin içine
yerleştirerek kontrol altında tutar.
Türkiye’de Borgia Siyasetinin Tarihsel İzleri
Türk siyasi tarihinde Borgia taktiği, devletin
sıkıştığı veya rejimin kurulduğu dönemlerde "baskıcı bir figürü" öne
sürüp, iş bitince o figürü feda etme formülüyle çalışır.
- Atatürk Dönemi ve İstiklal Mahkemeleri:
Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında devrimlerin yerleşmesi için olağanüstü
yetkilerle donatılmış İstiklal Mahkemeleri kurulmuştur. Mahkemenin
başındaki "Kel Ali" lakaplı Ali Çetinkaya gibi isimler, düzeni
sağlamak için son derece sert ve tavizsiz kararlar alarak tüm tepkileri
üzerlerine çekmişlerdir. Devrimler başarıyla yerleşince bu mahkemeler kapatılmış; halkın
hafızasındaki "sert" dönem bu mahkeme üyelerine kalırken,
Mustafa Kemal Atatürk devleti kuran "milletin babası" ve lekesiz
lider figürü olarak tarihteki yerini korumuştur.
- İnönü Dönemi ve Varlık Vergisi:
1940’larda ekonomik darboğazı aşmak için çıkarılan acımasız Varlık Vergisi
yasasını Başbakan
Şükrü Saraçoğlu uygulamıştır. Bu durum hem içeride hem dışarıda
büyük bir nefret dalgası yaratınca, İsmet İnönü tüm faturayı Saraçoğlu
hükümetinin üzerine yıkarak vergiyi kaldırmış ve kendi prestijini
"Milli Şef" olarak korumuştur.
- Menderes ve Tahkikat Komisyonu:
1950’lerin sonunda yükselen muhalefeti susturmak için kurulan Tahkikat
Komisyonu’nda Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Salih Korur gibi isimler öne sürülmüştür. Menderes,
halkın öfkesini dindirmek için geri adım atma sinyalleri verse de askeri
darbe süreci kestiği için bu Borgia taktiğini tamamlamaya zaman
bulamamıştır.
- 12 Eylül ve Özal Geçişi: Kenan
Evren liderliğindeki askeri konsey işin "sert ve kirli" kısmını
yürütürken, halkın ekonomik öfkesini üzerlerine almamak için ekonominin
başına Turgut Özal’ı getirmişlerdir. 1983’te demokrasiye geçilirken darbe
döneminin tüm baskıları askeri yönetimin "zorunlu kötülükleri"
olarak tarihe gömülmüş; Özal, ülkeyi dünyaya açan "sivil ve
temiz" lider olarak iktidara gelmiştir.
"Günümüz
Türkiye'sinde ise Borgia siyaseti, güç paylaşımı ve sorumluluğu başkasına yıkma
sanatı açısından en rafine örneklerini sunmaktadır." 2013 sonrası
süreçte yaşanan büyük güç değişimleri ve eski ortakların tasfiyesi, siyaset
bilimi açısından kusursuz bir Borgia hamlesidir. Lider, kendisini geçmişin tüm
yanlışlarından ve hukuksuzluklarından arındırarak, "kandırıldık" / we were deceived
söylemi üzerinden halk nezdindeki meşruiyetini tazelemektedir. Bu süreçte
lider, kendisini "kötücül" yapıdan devleti kurtaran temiz bir fıgür
olarak yeniden konumlandırmıştır.
Güç, hasımları
kindar bırakacak şekilde yaralamak yerine onları tamamen ezmek üzerine
kuruludur.
Emperyalist Güçlerin Kürtler Üzerindeki
"Kullan-At" Oyunu
Borgia siyasetinin uluslararası ilişkilerdeki
yansıması, büyük güçlerin bölgesel aktörleri birer proxy / vekil güç
olarak kullanıp işleri bitince masada bırakmasıdır. Kürtler, tarih boyunca
emperyalist "böl ve yönet" taktiğinin en büyük kurbanlarından biri
olmuştur.
- İngiliz Belgeleri ve
"Güvenilmezlik": 1920’li yılların İngiliz gizli belgelerinde
Kürt liderler hakkında sık sık "güvenilmez" veya "tek bir
otorite altında birleşemeyen" notları düşülmüştür. Emperyalist akıl
için bu ifade, ahlaki bir tanımdan ziyade "tek bir merkezden kontrol
edilememe ve devletleşme disiplinine sahip olmama" durumunu ifade
eder. İngiltere, petrol yollarını korumak için Kürtleri kışkırtmış ancak
kendi sınırlarını çizerken onları masada feda etmiştir.
- Vekil Güç (Proxy) Tuzağı: Büyük
güçler (İngiltere, Fransa, ABD), Ortadoğu’daki köklü devletleri (Türkiye,
İran vb.) zayıflatmak için Kürt kartını oynamaktadır. Kürtlere hiçbir
zaman kalıcı ve bağımsız bir devlet vadetmezler; onları sadece bölgedeki
büyük aktörleri meşgul etmek ve enerjilerini tüketmek için birer
"kaldıraç" olarak görürler.
- Tarihsel İhanetler: 1923
Lozan Antlaşması'nda İngiltere, Sevr'deki vaatlerini çöpe atmıştır. 1975
Cezayir Anlaşması'nda ABD ve Şah İran’ı, Molla Mustafa Barzani’yi bir
gecede terk etmiştir. Barzani "Bizi ölüme terk ettiniz"
dediğinde Henry Kissinger’ın verdiği cevap Borgia siyasetinin özetidir:
"Gizli servis operasyonları hayır işi değildir" / Intelligence
work is not social work.
- Yeni Sömürü Düzeni:
Günümüzde Suriye'nin kuzeyinde ABD desteğiyle kurulan yapılar, Kürtlerin
özgürlüğü için değil, bölgeye kalıcı bir "kamalı bölge"
yerleştirmek için tasarlanmıştır. Yazılı tarihteki en can alıcı tespit
şudur: Bölgedeki geleneksel "Ağalık" düzeni yıkılmakta ancak
yerine özgürlük değil, bir "Örgüt/Sermaye Oligarşisi"
gelmektedir. Topraklar el değiştirmekte, eski sahiplerinden alınıp örgüt
elitlerine ve yeni yetme silahlı baronlara geçmektedir. Sonuç olarak fakir
Kürt halkı, aşiret bağlarından mahrum kalarak güvencesizleşmekte ve
tarihte hiç görmediği bir ekonomik sefalete / köleliğe mahkum
edilmektedir.
Emperyalizm için aslolan, söz verdiği halkların
mutluluğu değil, kendi stratejik ve ekonomik yollarının güvenliğidir.
Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Yorumlar
Yorum Gönder