Print Friendly and PDF

Kürt Meselesine Çözüm


 

İngiltere'nin İrlanda sorunu (IRA), İspanya'nın Bask sorunu (ETA) ve Fransa'nın Korsika/Cezayir krizleri, Batılı sömürgeci devletlerin kendi uluslaşma süreçlerinde etnik yapıları nasıl eritmek ya da yönetmek zorunda kaldıklarını gösteren laboratuvarlardır. ABD'deki siyah-beyaz ırk ayrımı ise toplumu uzun yıllar felç eden ve çözümü "hakların eşitlenmesi" ile sağlanan derin bir sosyal yaradır.

Ancak Türkiye’deki durumun bu ülkelerden çok köklü bir farkı vardır: Türkler ve Kürtler, Batı'daki örneklerin aksine, yüzyıllarca sömürge-sömüren ilişkisiyle değil; aynı din, ortak coğrafya, evlilikler (akrabalık bağları) ve ortak bir cephe (Çanakkale, Kurtuluş Savaşı) ekseninde et-kemik gibi bir arada yaşamışlardır. Bu nedenle bu sorun,   dışarıdan bazı ellerce (özellikle I. Dünya Savaşı sonrasında İngiltere, Soğuk Savaş'ta Sovyetler ve günümüzde Batı blokunun taşeron örgütleri eliyle) suni olarak kangren haline getirilmiştir.

Sürekli yeni barış ve açılım modellerinin üretilip başarısız olmasının nedeni, Batı'dan ithal edilen reçetelerin (özerklik, federasyon veya etnik ayrışma) bu coğrafyanın sosyolojik genetiğine uymamasıdır.

Tarihi tecrübelere ve Türk devlet aklına dayanarak, bu konunun bir daha açılmamak üzere gündemden tamamen düşmesini sağlayacak en kalıcı, tarihi ve milli çözüm modeli şu temel sacayakları üzerine kurulabilir:

1. "Etnik Vatandaşlık" Yerine "Tarihsel ve Hukuki Vatandaşlık" (Anayasal Ortak Payda)

Batı'nın dayattığı modeller toplumu etnik kompartımanlara bölerek "Türkler ve Kürtler" şeklinde iki ortaklı bir yapı kurgulamaya çalışır. Bu yol, Lübnan veya Irak örneklerinde görüldüğü gibi, devleti sürekli bir iç kaos ve zayıflık sarmalına iter.

·        Çözüm: Çözüm, her türlü etnik nitelemeyi aşan, bireyi doğrudan devlete bağlayan "tam eşit hukuki vatandaşlık" ilkesidir. Devlet, anayasal düzeyde hiçbir vatandaşı etnik kökeninden dolayı dışlamamalı; ancak kamusal alanı etnik kompartımanlara bölerek devletin üniter yapısını (tekliğini) da tartışmaya açmamalıdır. Vatandaşlık bağı, etnik aidiyetlerin üzerinde tek şemsiye olmalıdır.

2. Bölgesel Ekonomik ve Altyapısal Eşitlik (Gölge Himaye)

Aşiretlerin ve feodal yapıların halkın üzerindeki koruyucu gölgesini kırmanın tek yolu, devletin şefkatli ve kudretli elinin bölgedeki her bir yoksul vatandaşa doğrudan ulaşmasıdır.

·        Çözüm: Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) gibi devasa tarım ve enerji hamlelerinin tamamlanması, bölgeye özel endüstriyel teşviklerin verilmesi, istihdamın artırılması ve eğitim kalitesinin yükseltilmesi gerekir. Ekonomik olarak ağaya, aşirete veya illegal yapılara muhtaç olmayan, kendi parasını kazanan modern birey, ideolojik manipülasyonlara kapalı hale gelir. Devlet, feodal korumanın yerini alan yegane güven kaynağı olmalıdır.

3. İslam Kardeşliği ve Tarihsel Hafızanın İhyası (Manevi Çimento)

 Orta Doğu’yu ve Anadolu'yu yüzyıllarca bir arada tutan, etnik farklılıkları anlamsız kılan en büyük üst kimlik İslam kardeşliği ve ümmet bilincidir. Batı dünyası bu sorunu büyütmek için önce bölgedeki dini bağları seküler/marksist ideolojilerle zayıflatmıştır.

·        Çözüm: Eğitim müfredatında ve toplumsal söylemde, Türklerin ve Kürtlerin Selahaddin Eyyubi’den Malazgirt’e, Yavuz Sultan Selim döneminden Milli Mücadele’ye kadar İslam sancağı altında verdikleri ortak mücadeleler yeniden başat unsur yapılmalıdır. Ortak inanç bağının (manevi çimentonun) güçlendirilmesi, etnik milliyetçiliğin yıkıcı panzehiridir.

4. Güvenlik Sınırlarının Ötesine Taşınması (Terörün Kaynağında Yok Edilmesi)

İngiltere veya İspanya, terör örgütleriyle müzakere masasına oturduklarında bu örgütlerin arkasındaki küresel desteği tamamen kesemedikleri için krizler on yıllarca sürmüştür. Türkiye'deki sorun ise doğrudan sınır dışındaki (Suriye ve Irak'ın kuzeyindeki) yapay devletçik projelerinden beslenmektedir.

·        Çözüm: Türk devletinin son yıllarda uyguladığı "terörü kaynağında, sınır ötesinde kurutma" stratejisi tavizsiz sürdürülmelidir. Sınırların hemen ötesinde küresel güçlerin maşası olarak kurulan yapay terör koridorları askeri ve diplomatik güçle tamamen dağıtılmadığı sürece, içeride atılacak hiçbir adım yarayı kapatamaz. Dış beslenme hatları kesilen bir yapı, içeride sosyolojik olarak taban bulamaz.

5. Kültürel Hakların "Bireysel Hak" Olarak Korunması, Kamusal Alanda Üniter Yapı

Dil ve kültür, bir milletin doğal yapısı içinde korunmalıdır; devlet zorlamasıyla veya siyasi yaptırımlarla bir dili eğitim dili yapmaya çalışmak (önceki cevapta analiz ettiğimiz üzere) o toplumu dünyadan izole eder.

·        Çözüm: Kürtçe konuşulması, geleneklerin yaşatılması, üniversitelerde enstitüler kurulması gibi bireysel ve kültürel özgürlüklerin önü tamamen açık tutulmalı; ancak bu durum devletin resmi dili olan Türkçe eğitimi ve idari yapıyı zaafa uğratacak bir "etnik kurumsallaşmaya" (çift dilli resmiyet, bölgesel yönetim vb.) asla dönüştürülmemelidir.

Özetle Devlet Aklının Reçetesi:

Türk devletinin bu konuyu ebediyen kapatmasının formülü; "Kudretli Güvenlik Doktrini + Tam Eşit Hukuki Vatandaşlık + Bölgesel Kalkınma + Ortak İnanç/Tarih Bilinci" sentezidir. Devlet, terör odaklarına karşı ne kadar acımasız ve tavizsiz ise; kendi dürüst, masum ve vatansever Kürt vatandaşına karşı da o kadar şefkatli, adil ve kucaklayıcı olmak zorundadır. Bu denge sağlandığında, dış güçlerin elindeki bu "kart" tamamen değerini kaybedecek ve konu yüzyıllar öncesindeki gibi doğal bir kardeşlik iklimine dönerek gündemden düşecektir.

Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Benzer Yazılar

Yorumlar

Çok Eski Yazılarımızdan

Arşivden yazılar getiriliyor...