Endülüs İşi Yok Etme
Endülüs'ün yıkılış dönemindeki "Mülûkü't-Tavâif"
(Beylikler Dönemi) olarak adlandırılan süreci acı bir bir şekilde
özetlemektedir.
Müslüman
beyliklerin ve kabilelerin (aşiretlerin) birbirleriyle olan taht ve güç
kavgaları yüzünden İspanyol krallıklarıyla ittifak kurmaları, kendi sonlarını
hazırlamıştır.
Tarihte bu
duruma en net örnek, Endülüs'ün son kalesi olan Gırnata Emirliği (Nasriler)
döneminde ve son hükümdar Ebu Abdullah (Boabdil) ile amcası El-Zagal
arasındaki iç savaşta yaşanmıştır.
Bu Sürecin
Temel Özellikleri
·
İspanyollarla İttifak Kurmak: Bir Müslüman beylik, komşusu
olan diğer Müslüman beyliği yenmek için Hristiyan Kastilya veya Aragon
krallıklarından askeri yardım istemiş ve onlara vergi (baca) ödemiştir.
·
Birlikte Hareket Edememek: Hristiyan
orduları bir Müslüman şehrini kuşattığında, diğer Müslüman beylikler "oh olsun"
mantığıyla ya da kendi çıkarlarını düşünerek sessiz kalmış, hatta bazen
Hristiyanların yanında savaşa katılmıştır.
·
Parçala ve Yönet Taktiği: İspanyol
kralları (özellikle Fernando ve Isabel), Müslüman beylikleri tek tek avlamak
için aralarındaki kabile ve aile düşmanlıklarını çok iyi kullanmıştır.
"Bana
Dokunmayan Yılan" Mantığının Sonu
İspanyollarla
iş birliği yapan veya diğer Müslümanların yıkılışına sevinen tüm beylikler,
sırayla aynı kaderi paylaşmıştır. Hristiyan krallıklar güçlendikçe kendilerine
yardım eden Müslüman müttefiklerini de yok etmiştir.
1492
yılında Gırnata'nın da düşmesiyle Endülüs'te Müslüman egemenliği tamamen son
bulmuştur. Bu tarihi tecrübe, iç çekişmelerin ve toplumsal bencilliğin
bir toplumu nasıl tamamen yok edebileceğini gösteren en acı örneklerden
biridir.
Endülüs’ün
çöküşü, özellikle son yüzyılında yaşanan taht kavgaları, aile içi ihanetler ve
Hristiyan krallıklarla yapılan gizli anlaşmalar nedeniyle hızlanmıştır.
İspanyolların "Reconquista" (Endülüs'ü Müslümanlardan geri
alma) hareketi, askeri üstünlükten ziyade Müslümanların kendi içindeki bu
parçalanmışlık sayesinde başarıya ulaşmıştır.
Nasrî
Hanedanı İçindeki Baba, Oğul ve Amca Savaşları
Gırnata
(Granada) Emirliği’nin son döneminde, saray içinde tam bir taht kapmacası
yaşanıyordu. Bu kavga, devletin savunma gücünü tamamen felç etti:
- Ebûl-Hasan,
Ayşe ve Zoraya:
Gırnata Emiri Ebûl-Hasan Alî, eşi Ayşe’yi saraydan uzaklaştırıp Hristiyan
asıllı bir cariye olan Zoraya (Isabel de Solís) ile evlendi. Bu durum
hanedan içinde iki büyük düşman kutup yarattı.
- Oğul
Ebu Abdullah'ın (Boabdil) İsyanı:
Ayşe, kendi oğlu Ebu Abdullah’ı (XI. Muhammed) kışkırtarak babasına
karşı taht isyanı başlattı. Ebu Abdullah, 1482'de babasını tahttan
indirerek Gırnata'nın yeni hükümdarı oldu.
- Amca
El-Zagal'ın Devreye Girmesi: Baba
Ebûl-Hasan tahttan çekilince, kardeşi El-Zagal (XIII. Muhammed)
tahtta hak iddia etti. Böylece Endülüs, İspanyol saldırısı altındayken
bile üçe bölünmüş durumdaydı.
Ebu
Abdullah’ın İspanyollarla Yaptığı Gizli Anlaşmalar
Ebu
Abdullah, tahtı ele geçirdikten kısa süre sonra İspanyollara karşı giriştiği
Lucena Muharebesi'nde (1483) esir düştü. Kastilya Kraliçesi Isabel ve Aragon
Kralı Fernando, onun bu zayıflığını ve hırsını sonuna kadar kullandı:
- Kordoba
Anlaşması (1483): Esir
düşen Ebu Abdullah, serbest kalabilmek için İspanyol krallarıyla gizli bir
anlaşma yaptı. Bu anlaşmaya göre İspanyollar, Ebu Abdullah’ın amcası
El-Zagal’a karşı savaşmasını destekleyecek, Ebu Abdullah da buna karşılık
İspanyollara vergi ödeyecek ve çocuklarını rehin verecekti.
- Amcasının
Topraklarını İspanyollara Teslim Etti: Ebu Abdullah, amcası El-Zagal’ın elindeki
şehirleri (Malaga, Almeria, Guadix) kuşatan İspanyol ordularına yardım
etti. Kendi akrabası ve din kardeşi yenilirken "oh olsun"
mantığıyla hareket etti ve İspanyolların güçlenmesini izledi.
- Kendi
Sırasının Geleceğini Göremedi: Amca
El-Zagal 1489'da pes edip topraklarını İspanyollara bırakınca, Ebu
Abdullah Gırnata'da tek başına kaldı. İspanyol kralları, amcasını yok
etmek için kullandıkları Ebu Abdullah'a verdikleri "Gırnata'yı sana
bırakacağız" sözünü hemen unuttular ve 1490'da Gırnata'nın da teslim
edilmesini talep ettiler.
Kabile
Kavgaları ve Toplumsal İhanet
Endülüs
halkı ve askeri sınıfları da homojen değildi. Arap ve Berberî kabileleri
arasındaki asırlık rekabet son ana kadar devam etti:
- Abencerrajes
(Benî Serrâc) Katliamı:
Gırnata'nın en güçlü ve köklü kabilelerinden biri olan Abencerrajes
ailesi, siyasi güç savaşları yüzünden sarayda bir ziyafet sırasında tuzağa
düşürülerek katledildi. Bu durum, devletin en iyi savaşçılarının kendi
içlerinde yok edilmesine neden oldu.
- Sınıfsal
Bölünme:
Zengin tüccarlar ve elitler kendi konforlarını korumak için İspanyollarla
erkenden barış anlaşmaları yapıp şehirden kaçarken, direniş sadece fakir
halkın ve uç beylerinin omuzlarına kaldı.
Acı Son:
1492 ve Gözyaşları
Kuşatılan
ve hiçbir Müslüman beylikten yardım alamayan Gırnata, 2 Ocak 1492'de teslim
oldu. Ebu Abdullah, şehrin anahtarlarını Kral Fernando ve Kraliçe Isabel’e
teslim ederek şehri terk etti.
Şehirden
ayrılırken tepeden Gırnata’ya bakıp ağladığında, annesi Ayşe tarihe geçen şu
sert sözleri söyledi:
"Erkekler gibi savunamadığın bir krallık için
şimdi bir kadın gibi ağlama!"
Ebu
Abdullah ve diğer iş birlikçi liderler, İspanyolların kendilerine vaat ettiği
küçük malikanelerde barındırılmadılar; kısa süre sonra sürgüne gönderildiler ve
sefalet içinde yok oldular.
Benzer Bir Durum
Cemaatlerin
ve tarikatların veya bu yapıları destekleyen çevrelerin muhalif ya da
kendilerinden olmayan kesimlerin yaşadığı zorluklar karşısında gösterdiği
"oh olsun" tavrı; toplumsal kutuplaşmanın, aidiyet psikolojisinin ve
ilahi adaleti kendi tekellerinde görme eğiliminin bir sonucudur. Bu zihniyet,
empati duygusunun yerini grup çıkarları ve ideolojik kibirin almasıyla ortaya
çıkar.
Bu Tavrın
Temel Nedenleri
- Öteki"yi
Düşman Görme:
Cemaat içi aidiyet çok güçlü olduğu için, dışarıda kalanlar
"kardeş" veya "vatandaş" değil, dine/değerlere karşı
birer rakip veya tehdit olarak algılanır.
- İlahi
Adaleti Yanlış Yorumlama:
Kendilerinden olmayanların başına gelen ekonomik, sosyal veya doğal
felaketleri bir
"ilahi ceza" veya "ilahi adalet" olarak
değerlendirip, bunu kendi haklılıklarının bir kanıtı sanırlar.
- Grup
Kibri ve Ayrımcılık:
"Biz kurtulduk, onlar yandı" düşüncesiyle kendilerini üstün,
diğer kesimleri ise ahlaki veya siyasi olarak düşkün kabul ederler.
- Empati
Yoksunluğu:
Siyasi ya da toplumsal olaylarda insan hayatı veya acısı üzerinden değil,
grubun çıkarları veya ideolojik zaferi üzerinden düşünürler.
Toplumsal
Sonuçları
- Güven
Duygusunun Yıkılması:
Toplumda barış ve birlikte yaşama inancı zedelenir, insanlar birbirine
düşman olur.
- Merhamet
Algısının Bozulması: Dini
ve ahlaki değerlerin temeli olan merhamet ve adalet kavramları, sadece
gruba dahil olanlar için geçerli hale gelir.
- Kutuplaşmanın
Derinleşmesi:
Toplum içindeki kırılganlıklar artar, en küçük bir krizde dahi ortak bir
üzüntü veya dayanışma yaşanamaz.
Birlik
Değil mi
cephemizin sinesinde iman bir;
Sevinme
bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir;
Değil mi
ortada bir sine çarpıyor, yılmaz,
Cihan
yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz.
Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.
Bırakın
matemi, uyanın, heyhat uyanın!
Görün ne
hale geldiğini şu canım vatanın!
Korkarım,
gitmesin elden o mukaddes toprak;
Uyanın,
yoksa yakındır size de uyanmamak!
Mehmet Âkif Ersoy
Tarihi Bir Gerçek Daha
Nazi Almanyası döneminde yaşamış
olan Alman rahip Martin Niemöller’e ait dünyaca ünlü bir şiirsel özetidir.
Tam olarak toplumsal duyarsızlığın ve "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" ya da "oh olsun"
mantığının insanlığı nasıl felakete sürüklediğini anlatır.
Tarihe geçen bu sözlerin en
yaygın ve doğru kabul edilen metni şöyledir:
Önce
Komünistleri Topladılar
"Önce komünistleri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü komünist
değildim.
Sonra sendikacıları topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü sendikacı
değildim.
Sonra sosyal demokratları topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü sosyal
demokrat değildim.
Sonra Yahudileri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü Yahudi değildim.
Sonra beni almaya geldiler, benim için sesini çıkaracak kimse
kalmamıştı."
Bu Sözün
Arkasındaki Hikâye Nedir?
Bu sözleri
söyleyen rahip Martin Niemöller, ilk başlarda Adolf Hitler’i desteklemiş
birisidir. Ancak Nazilerin gerçek yüzünü görünce onlara muhalif olmuş ve
kendisi de toplama kampına atılmıştır.
Geç
Kalınan Uyanış: Niemöller
bu sözleri, başkalarının acısına sessiz kaldığı için duyduğu derin pişmanlığı
anlatmak ve gelecekteki insanları uyarmak için söylemiştir.
Endülüs’ün yıkılışı,
(Balkan Savaşları dönemi) Mehmet Âkif'in "tefrika" şiiri ve bu sözün hepsi aslında aynı kapıya
çıkmaktadır: Başkasına yapılan haksızlığa sessiz kalanlar, gün gelip sıra
kendilerine geldiğinde yanlarında kimseyi bulamazlar.
Sanki bilmiyorlardı, neden yıllarca göz yumuldu
şimdi ise icraata konuldu bu işler. Bu olanların sonucunda kim fayda
sağlayacak, onu bir söyleyen yok mu?
Giderken
bıraktığım
Asmalar
üzüm olmuş
Yerlerde
bütün kollar
Bütün
bağlar bozulmuş
Ben mi geç
kaldım yoksa
Mevsimler
mi soğumuş?
Görmeyeli
buralara
Olanlar
olmuş, olanlar olmuş
Olanlar
olmuş, olanlar olmuş
Giderken
bıraktığım
Gökyüzü
toprak olmuş
Yıldızlar,
çakıltaşı
Güneş bir
yaprak olmuş
Ben mi
yaşlandım yoksa
Dünya mı
alt üst olmuş?
Ben gideli
buralara
Olanlar
olmuş, olanlar olmuş
Olanlar
olmuş, olanlar olmuş
Kalsaydın
yokluğunla yok olmazdı bu şehir
Kaçmakla
mutluluklar bulunmuyor bunu bil
Kalsaydın
yokluğunla yok olmazdı bu şehir
Kaçmakla
mutluluklar bulunmuyor bunu bil
Yaprak
kıpırdamıyor, yüreğim öyle susmuş
Sana,
bana, sevgimize
Olanlar
olmuş, olanlar olmuş
Olanlar
olmuş, olanlar olmuş
Olanlar
olmuş, olanlar olmuş
Giderken
bıraktığım
Gülüşler
bakış olmuş
Kahkahalar
buralarda
Özlenen
yakış olmuş
Ben mi
gülmüyorum Tanrım?
İnsanlar
mı somurtmuş?
Görmeyeli
buralara
Olanlar
olmuş, olanlar olmuş
Olanlar
olmuş, olanlar olmuş
Olanlar
olmuş, olanlar olmuş
Kalsaydın
yokluğunla yok olmazdı bu şehir
Kaçmakla
mutluluklar bulunmuyor bunu bil
Kalsaydın
yokluğunla yok olmazdı bu şehir
Kaçmakla
mutluluklar bulunmuyor bunu bil
Yaprak
kıpırdamıyor, yüreğim öyle susmuş
Sana,
bana, sevgimize
Olanlar
olmuş, olanlar olmuş
Olanlar
olmuş, olanlar olmuş
Olanlar
olmuş, olanlar olmuş
Olanlar
olmuş, olanlar olmuş
İlhan İrem
Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Yorumlar
Yorum Gönder