KUTSAL SÖYLEMİN STRATEJİK SAATİ
İktidarların Meşruiyet Krizlerinde Dinsel Söylemleri Araçsallaştırma Anları Ve Zamanlama Psikolojisi
"Siyasal
iktidarlar hangi tarihsel kriz / bunalım anlarında dinsel söylemleri birer zırh
ve silah olarak kuşanır, bu stratejik hamlenin zamanlamasını hangi psikolojik
ve maddi parametreler / ölçütler doğrultusunda tayin eder?" şeklinde
cümle içine alarak, kutsalın ve dünyevi gücün ortaklık tarihine derinlemesine
bir aydınlatma getirmek mümkündür. Devlet aygıtını / mekanizmasını yöneten
elitlerin dinsel söylemlere ve kutsal sembollere sığınması, tarihin akışı
içinde tesadüfi bir dindarlık dalgası değil; aksine, son derece rasyonel /
ussal, zamanlaması milimetrik olarak hesaplanmış ve pragmatizm / faydacılık
temeline oturtulmuş bir hayatta kalma stratejisidir.
Dinsel
meşruiyet / geçerlilik arayışı, iktidarların fiziksel zayıflıklarını ve ahlaki
boşluklarını örtbas etmek amacıyla sığındıkları psikolojik bir savunma
duvarıdır.
Siyasi iktidarların dinsel söylemleri dış
politika ve iç güvenlik alanlarında pragmatik / faydacı birer araç olarak
kullanması, kutsal değerlerin dünyevi hırslar uğruna kaçınılmaz olarak
yozlaşmasına yol açar.
1. Dinsel Söylemlerin Ön Plana Çıkarılma
Zamanlamasını Belirleyen İki Temel Koşul
Uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi verileri
ışığında analiz / çözümleme yapıldığında, iktidarların dinsel söylemleri ön
plana çıkarma zamanlaması rastgele oluşmaz; bu durum iki temel konjonktürün /
dönemsel durumun eşzamanlı olarak bir araya gelmesiyle tetiklenir:
A. Dinin İç Siyasetteki Yüksek Ahlaki / Moral
Otoritesi: İktidarın yönettiği ya da etkilemek istediği toplumda dinsel kurumlar,
semboller ve argümanlar kitlesel desteği mobilize / hareket etmek için en
elverişli aracı oluşturuyorsa, siyasi aktörler dinsel söylemlere başvurma
zamanının geldiğini anlarlar. Toplumun dinsel hassasiyetlerinin yüksek
olması, iktidar sahiplerinin kendilerini dünyevi siyasetin üstünde, ilahi bir
rızanın koruyucusu gibi sunmalarına psikolojik zemin hazırlar.
B. İdeolojik / Ülküsel Açıdan Yüklü Kriz /
Bunalım Ortamları: Sadece maddi kaynakların değil, aynı zamanda
rejimlerin varoluşsal kimliklerinin ve meşruiyetlerinin / geçerliliklerinin
tehdit altında olduğu uluslararası ya da yerel kriz / bunalım dönemlerinde
dinsel söylemler birer "yumuşak güç" / pasif etkileme aracı olmaktan
çıkıp, aktif birer "keskin güce" / manipülasyon / yönlendirme
silahına dönüştürülür. Siyasi iktidar, karşı karşıya kaldığı somut askeri ya da
ekonomik tehditleri dinsel bir terminolojiye / terimler bütününe tahvil /
dönüştürme ederek toplumu tek bir saf arkasında birleştirmeyi hedefler. (Güç
Politikalarında Dinî Çağrılar, s. 14, 22)
2. İktidarların Kutsal Söylemlere Başvurma Anları
ve Tarihsel Örnekleri
A. Güç Geçişi,
Kurumsal Devrimler ve Meşruiyet / Geçerlilik Krizleri
Yönetimi ele geçiren yeni bir rejim ya da
iktidar, geleneksel veraset yollarının dışına çıktığında veya iktidarını askeri
zorbalıkla kurduğunda, acil bir meşruiyet / geçerlilik krizine girer. Bu
anlarda, yapılan her türlü idari ve askeri icraatın üzerini örtmek için dinsel
determinizm / gerekircilik söylemleri devreye sokulur.
- Emevî
İktidarının "Kaderci" Söylem Zamanlaması: Emevî
hilafeti, istişare / seçim yoluyla değil, kanlı bir iç savaşın ve askeri
gücün neticesinde kurulduğu için en büyük açmazı meşruiyet / geçerlilik
sorunu olmuştur. Bu
krizi aşmak adına Emevî yöneticileri, Kerbelâ katliamı gibi ağır insani ve
dinsel trajedilerin / acıklı olayların faturasını bizzat kendi
üzerlerinden atmak için Cebriyye / insanın iradesizliği doktrinini
/ öğretisini resmi devlet politikası haline getirmişlerdir. Dönemin
yöneticileri, halkın hoşlanmadığı siyasi icraatları "ezelî plan
teorisi" / kader söylemi ile açıklayarak, kitlelerin isyan ve itiraz
psikolojisini bastırmışlardır. (Emevîler Döneminde İktidar-Ulemâ İlişkisi,
s. 93-94, 177)
- Osmanlı'da Kadızâdeliler ve Vergi / Savaş
Bunalımı: 17. yüzyıl Osmanlı dünyasında, cephelerde
yaşanan askeri bozgunlar ve ekonomik çözülmeler, halk arasında derin bir
güvensizlik yaratmıştır. İktidar sahipleri ve dönemin mutaassıp / bağnaz
vaizleri (Kadızâdeliler), yaşanan tüm bu idari ve askeri felaketleri
dinden uzaklaşmaya ve dinde sonradan ortaya çıkan yeniliklere (bid'at)
bağlayarak, toplumsal öfkeyi devletin yetersizliğinden uzaklaştırıp dinsel
bir arınma hareketine yönlendirmişlerdir. (Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve
Devlet, s. 119; Kadızadeliler ve Sivasiyler, s. 119)
B.
Merkeziyetçi Politikalara Karşı Duran Muhalifleri Tasfiye / Ayıklama Etme
Dönemleri
Siyasi güç tekelleşmek ve yerel özerk yapıları
ortadan kaldırmak istediğinde, bu hedeflere doğrudan askeri yollarla ulaşmak
halkın tepkisini çekebileceğinden, hedef alınan muhalifler dinsel sapkınlık,
dinsizlik ya da büyücülükle suçlanarak şeytanlaştırılır.
- Loudun Şeytanları Davası ve Kardinal
Richelieu: 17. yüzyıl Fransa'sında Kardinal Richelieu, Fransa'nın merkezi
otoritesini güçlendirmek ve özerk kalelerle çevrili Loudun şehrinin
bağımsızlık surlarını yıkmak istemiştir. Ancak şehrin ve halkın haklarını
savunan, hitabeti güçlü Rahip Urbain Grandier, bu politikalara karşı ciddi
bir direnç noktası oluşturmuştur. Richelieu ve kralın adamları,
askeri gücü doğrudan devreye sokmak yerine, manastırdaki Ursuline
rahibelerinin güya şeytan tarafından ele geçirildiği tiyatrosunu
kurgulamışlardır. Bastırılmış cinsel takıntıları olan Başrahibe Jeanne'ın
histerik / toplumsal cinnet nöbetleri manipüle / yönlendirilerek, Rahip
Grandier büyücülük ve cadılıkla suçlanmıştır. Bu dinsel karalama
kampanyasının / dezenformasyonun zamanlaması, tam da Loudun
surlarının yıkılmasına dair siyasi müzakerelerin tıkandığı ana denk
getirilmiş; rahibin diri diri yakılmasıyla şehrin bağımsızlık direnci
kırılmıştır. (The Devils, s. 819-820)
C. Büyük Çaplı
Askeri Seferberlik ve Dış Tehdit Kurgulama Anları
Devletler, uluslararası krizlerde / bunalımlarda
askeri ve ekonomik maliyetleri göze almakta zorlanan kendi halklarını ya da
müttefiklerini ikna etmek için din kartını masaya sürerler.
- Amerika Birleşik Devletleri'nin Terörle
Mücadele Kültü: 11 Eylül (9/11) terör saldırılarının yarattığı ağır travmanın /
ruhsal sarsıntının hemen ardından George W. Bush yönetimi, askeri
müdahaleleri meşrulaştırmak için küresel çapta dinsel bir retorik / söylem
sanatı inşa etmiştir. Mücadeleyi "iyi ile kötünün savaşı"
veya bir "haçlı seferi" (crusade) olarak tanımlayan Bush,
dinsel "ılımlılık" söylemini kullanarak işbirlikçi İslam
ülkelerini kendi safına çekmeye çalışmıştır. Bu dinsel çağrıların
zamanlaması, Afganistan ve Irak işgallerinin uluslararası arenada ve
Amerikan kamuoyunda sorgulanmaya başladığı en kritik askeri seferberlik
anlarına göre ayarlanmıştır. (Güç Politikalarında Dinî Çağrılar, s. 61-62)
- Saddam Hüseyin ve Körfez Savaşı: Hayatı boyunca seküler /
dünyevi Baas ideolojisini / ülkesini savunan ve iç siyasette dindar
grupları acımasızca bastıran Saddam Hüseyin, 1991 yılında Amerika
öncülüğündeki uluslararası koalisyonun askeri müdahalesiyle (Çöl Fırtınası
Harekâtı) karşı karşıya kaldığı anda radikal bir dönüşüm yaşamıştır.
Kendisini Haçlılara karşı savaşan Kudüs fatihi (Selahaddin Eyyubi) ile
kıyaslayan Hüseyin, Irak bayrağının üzerine kendi el yazısıyla
"Tekbir" (Allahu Ekber) ibaresini ekletmiş ve ülke
genelinde füzeler şeklinde minareleri olan devasa camiler inşa
ettirmiştir. Bu dinsel söylemin zamanlaması, askeri olarak tamamen köşeye
sıkıştığı ve Arap-İslam dünyasını Batı ittifakına karşı kışkırtmaktan
başka çaresinin kalmadığı mutlak çaresizlik anıdır. (Güç Politikalarında
Dinî Çağrılar, s. 12, 115)
3. Kitle Cinnetinin ve Güç İstismarının
Psikolojik Analizi
İnsan psikolojisinin verilerine göre analiz
yapıldığında, dinsel histeri / toplumsal cinnet dönemlerinde bireyler, "aşağı
doğru kendini aşma" (downward self-transcendence) olarak
tanımlanan psikolojik bir kitle zehirlenmesine maruz kalırlar. Bireysel
rasyonaliteyi / ussallığı ve ahlaki sorumluluğu tamamen ortadan kaldıran bu
sürü psikolojisi, insanları dinsel bir trans / kendinden geçme haline sokar.
Siyasi ve dinsel liderler, kitlelerin bu yüksek telkin edilebilirliğinden
faydalanarak kendi iktidar hedeflerini kutsal emirler gibi halkın zihnine
ekzlerler.
Dini kendi siyasi amaçlarına alet eden narsist /
özsever iktidar elitleri, Uğur
Mumcu'nun tarifiyle "tarikat, siyaset ve ticaret üçgenini"
kurarak yoksul kitlelerin inançlarını paraya ve oya tahvil ederler. Din,
siyasetin aracı haline getirildiğinde kutsallık özelliğini kaybederek sömürü
çarkının en elverişli dişlisine dönüşmektedir.
Dipnotlar (APA Style / Biçimi)
- Henne, P. S. (2023). Religious Appeals in Power Politics.
Ithaca: Cornell University Press, s. 14-24, 61-68, 115.
- Özkan, M. (2008). Emevîler Döneminde İktidar-Ulemâ İlişkisi.
Ankara: Ankara Okulu Yayınları, s. 93-94, 176-179.
- Bilkan, A. F. (2016). Fakihler ve Sofuların Kavgası: 17. Yüzyılda
Kadızâdeliler ve Sivâsîler. İstanbul: İletişim Yayınları, s. 119, 144.
- Mumcu, U. (1987). Tarikat, Siyaset, Ticaret (11. bs.).
İstanbul: Tekin Yayınevi, s. 4-6.
- İnalcık, H. (2016). Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet.
İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, s. 119.
Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Yorumlar
Yorum Gönder