Print Friendly and PDF

ZAMANIN ÖTESİNDE BİR VUSLAT: ÜVEYSÎ MEŞREB VE EBÛ YEZÎD'İN İSİM SIRRI


"Tasavvufî düşünce tarihinde tarikat silsileleri / spiritual lineages (zincirler), hakikatin nesilden nesile aktarıldığı mânevî bir kordon olarak görülse de, bu silsilelerdeki kronolojik / chronological (zaman dizini ile ilgili) kopukluklar aslında 'Üveysî' / Uwaysi adı verilen özel bir mânevî terbiye metodunun / methodology tezahürüdür." Ebü’l-Hasan Harakânî (ö. 425/1033) ile Ebû Yezîd el-Bistâmî (ö. 261/874-875) arasındaki yaklaşık 160 yıllık zaman farkına rağmen kurulan "halef-selef" / successor-predecessor ilişkisi, cismanî / physical bir birliktelikten ziyade rûhânî / spiritual bir intisaba / affiliation dayanmaktadır. Kaynaklarda bu durum, bir velînin vefatından sonra rûhâniyeti ile bir başka talibi irşad etmesi / guiding (doğru yolu göstermesi) olarak en ince detaylarıyla şerh edilmiştir.

Rûhânî Terbiye: Harakânî ve Bistâmî Sırrı

Silsilelerde görülen zaman boşlukları, tasavvufî literatürde / literature (edebiyat/kaynaklar) "inkıtâ" / interruption (kesinti) olarak değil, mânevi bir "köprü" olarak nitelendirilir. Ebü’l-Hasan Harakânî Hazretleri, Ebû Yezîd-i Bistâmî’nin vefatından çok sonra dünyaya gelmiş olsa da, onun terbiyesi "sûrî" / formal (görünüşte) değil, bizzat "rûhânî"dir / spiritual. Harakânî, on iki yıl boyunca her gece yatsı namazını kıldıktan sonra Harakân’dan Bistâm’a, Ebû Yezîd’in kabrine yönelmiş ve oradan mânevî bir koku / scent (feyz) talep etmiştir. Bu süreçte kendisine gaipten / from the unseen gelen bir sesle irşad edildiği ve "Bayezid’e ihsan edilen hil'attan bir koku" aldığı nakledilir. Silsilelerdeki zaman boşlukları, mânevi terbiyenin maddî mekân ve zaman sınırlarına hapsolmadığının en büyük kanıtıdır.

Hakiki mürşid, müridini hem hayatta iken hem de vefatından sonra rûhâniyet aynasıyla terbiye edendir. Kaynakların sürekli tekrarladığı bu fikir, Üveysî meşrebin / Uwaysi path (vefat etmiş birinden feyz alma yolu) tarikat silsilelerindeki "kopukluk" sanılan yerleri aslında en sağlam mânevî bağlarla birleştirdiğini gösterir.

Ebû Yezîd: Bir İsmin ve Künyenin Hakikati

"Bayezid" ismi, Arapça aslıyla "Ebû Yezîd" (Yezîd'in Babası) şeklinde bir künyedir / patronymic (aile lakabı). "Yezîd" kelimesi, lügat / dictionary (sözlük) anlamı itibariyle "fazl u kemâli ziyâde" / increasing in virtue (erdem ve olgunluğu artan) mânâsına gelir ve fiil sîgasından / verb form türetilmiş bir özel isimdir. Ebû Yezîd-i Bistâmî Hazretleri'nin dedesi Sürûşân, Müslüman olmadan evvel bir Mecûsî / Magian (ateşe tapan) idi. Ailesi Bistâm’ın ileri gelenlerinden olup Tayfûr (Bayezid), Âdem ve Ali adında üç kardeştiler.

Kişilik analizi yapıldığında Ebû Yezîd, "sekr" / spiritual intoxication (mânevi sarhoşluk) halinin pîri olarak tanınır. "Yezîd" isminin çocuklarına verilmesi meselesi, o dönemin Arap ve Fars kültüründe kelimenin taşıdığı "artış, bereket ve fazilet" anlamından kaynaklanmaktadır; bu durumun Emevî halifesi Yezid b. Muaviye ile bir ilgisi bulunmamaktadır. Hatta Hz. Ali (kerrema'llâhu vecheh radiyallâhu anh) efendimizin de çocuklarından birinin adının Yezid olması, ismin o dönemde taşıdığı olumlu / positive anlamın bir göstergesidir. İnsan psikolojisi isimleri tarihteki kötü figürlerle özdeşleştirse de, arifler kelimenin özündeki müspet / positive (olumlu) manaya itibar ederler.

Şahsi Özellikler ve Psikolojik Travmalar

Ebû Yezîd-i Bistâmî, henüz anne karnındayken şüpheli bir lokma yenildiğinde annesini tekmeleyerek tepki verecek kadar hassas bir "vera" / godfearingness (takva) sahibidir. Otuz yıl boyunca çölde mücahede etmiş / struggle (nefis terbiyesi), kibrini kırmak için kendisini "hiç" / nothing mertebesine indirmiştir. Harakânî ise, ümmî / illiterate (okuma yazması olmayan) bir köylü olmasına rağmen, Bistâmî’den aldığı rûhânî feyzle Kur'an ve Sünnet'in en derin sırlarını şerh edebilmiştir. Bistâmî’nin çocukluk dönemindeki acıları ve ailesinin (özellikle annesinin) üzerindeki büyük etkisi, onun dünyadan elini eteğini çekerek mutlak "fena" / annihilation (yokluk) makamına ulaşmasında temel motivasyon olmuştur.

***Büyük velilerin isimleri ve künyeleri, onların şahsi hırslarının değil, İlâhî bir tecellinin ve bereketin nişanesidir.***.

Sonuç olarak; silsilelerdeki kopukluklar birer eksiklik değil, rûhun zamansız seyahatinin / travel birer mühürüdür.

Dipnotlar (APA):

  • Attâr, F. (2022). Tezkiretü’l-Evliyâ (S. Uludağ, Çev.). İstanbul: Kabalcı Yayınları. (s. 20, 261, 528-535).
  • Câmî, M. (1998). Nefahâtü’l-Üns (Lâmiî Çelebi Tercümesi, S. Uludağ & M. Kara, Haz.). İstanbul: Marifet Yayınları. (s. 103, 337, 444).
  • Coşan, M. E. (2016). Tabakàtü’s-Sûfiyye Sohbetleri (Cilt 1-4). Sincan: Server Yayınları. (Cilt 2, s. 131, 139, 145-155, 192-202).
  • Hucvîrî, A. (2022). Keşfü’l-Mahcub - Hakikat Bilgisi (S. Uludağ, Çev.). İstanbul: Dergâh Yayınları. (s. 210, 268).
  • Kâşifî, F. A. (t.y.). Resahât - Can Damlaları. (s. 137-138).
  • Kuşeyrî, A. (2004). Tasavvufun İlkeleri - Risale-i Kuşeyrî (Cilt 1-2). İstanbul: Tercüman 1001 Temel Eser. (Cilt 1, s. 124, 653-656).
  • Sarı Abdullah Efendi. (t.y.). Semerâtü’l-Fuâd. (s. 138-142, 436).
  • Vassâf, H. (2005). Sefîne-i Evliyâ (Cilt 1-2). (M. Akkuş & A. Yılmaz, Haz.). İstanbul: Kitabevi Yayınları. (Cilt 2, s. 2-5, 305).

 

İRFANIN ARTIŞI: EBÛ YEZÎD KÜNYESİNİN ETİMOLOJİK VE MANEVİ HAKİKATİ

"Tasavvuf ve İslâm tarihinde 'Bayezid' olarak şöhret bulan ismin aslı, Arapça 'Ebû Yezîd' / Yezîd'in Babası şeklindeki bir künyedir / patronymic (aile lakabı). Bu ismin derinlemesine analizi, sadece bir kimlik belirteci olmadığını, aynı zamanda lügat / dictionary (sözlük) anlamı itibariyle 'fazl u kemâli ziyâde' / increasing in virtue (erdem ve olgunluğu artan) mânâsına gelen ruhanî / spiritual bir müjdeyi taşıdığını en ince detaylarıyla ortaya koymaktadır." Kaynaklarda Bayezid-i Bistâmî Hazretleri örneğinde görüldüğü üzere, bu zatların asıl isimleri 'Tayfûr' olmasına rağmen, ruhanî makamları ve kemalâtlarındaki artış sebebiyle 'Ebû Yezîd' künyesiyle anılmaları tercih edilmiştir.

Dilbilgisi ve Etimolojik Yapı: "Yezîd" Kelimesinin Sırrı

Arapça dilbilgisi kaidelerine göre "Yezîd" kelimesi, "zâde-yezîdü-ziyâdeten" fiilinden türetilmiş bir fiil sîgasıdır / verb form. Bu sebeple "gayr-i münsarıf" / diptote (tenvin ve cer kabul etmeyen) kategorisinde değerlendirilir. Cümle içinde kullanımı sırasında sonu tenvin almaz; örneğin "Ebû Yezîdin" yerine "Ebû Yezîde" şeklinde telaffuz edilir.

İnsan psikolojisi, bir ismin tarihsel süreçteki kötü figürlerle (Yezid b. Muaviye gibi) özdeşleşmesine meyil gösterse de, arifler kelimenin özündeki 'bereket ve artış' manasına itibar ederek bu ismi evlatlarına ve kendilerine birer manevi nişane kılmışlardır. Kaynaklarda Hz. Ali’nin (kerrema'llâhu vecheh radiyallâhu anh) de çocuklarından birine Yezid ismini vermesi, bu ismin o devirde taşıdığı müspet / positive (olumlu) anlamın en bariz örneğidir.

Künyeden İsme Dönüşüm: Farsça ve Türkçe Söyleyiş Farklılıkları

Ebû Yezîd ismi, Farsça ve Türkçeye geçerken fonetik / phonetic (ses bilgisi) bir değişikliğe uğramıştır. Farsça söyleyişte "ebû" kelimesinin başındaki "e" harfi düşerek "Bû Yezîd" veya "Bâ Yezîd" halini almıştır. Anadolu sahasında ve Osmanlı ricalinde / Ottoman dignitaries (devlet adamları) yaygınlaşan 'Bayezid' veya 'Beyazıd' tabiri, bu ruhanî künyenin dile pelesenk olmuş bir kısalmasıdır.

***Kaynakların sürekli tekrarladığı fikir, ismin sadece bir ses yığını değil, o ismin arkasındaki kâmil ahlâkın müridin gönlüne düşen bir aksidir.***.

Şahsiyetler ve "Sultanü'l-Ârifîn" Makamı

Tarihte bu künyeyi taşıyan en meşhur şahsiyet Ebû Yezîd Tayfûr b. İsa b. Serûşân el-Bistâmî'dir. Kendisi "Sultanü'l-Ârifîn" / Sultan of Gnostics unvanıyla maruftur. Ancak kaynaklar, aynı isim ve künyeyi taşıyan ancak dede adıyla ayrılan "Ebû Yezîd el-Bistâmî el-Asgar" / Küçük Bayezid gibi torunlarının da varlığına işaret ederek, biyografik / biographical araştırmalarda teknik bir titizlik gerektiğini vurgular.

Kişinin isminin babasının veya dedesinin ismine benzemesi, manevi bir verasetin / spiritual inheritance ve 'temiz bir kan' / pure lineage silsilesinin devamı olarak analiz edilmiştir.. Sonuç olarak, Bayezid ismi; nefsini terbiye eden sâlikin, Allah'ın 'Ziyâde' sıfatından aldığı feyzle her nefes daha fazla olgunlaşmasını temsil eden sembolik bir "kemalât" mührüdür.

Dipnotlar (APA):

  • Attâr, F. (2022). Tezkiretü’l-Evliyâ (S. Uludağ, Çev.). İstanbul: Kabalcı Yayınları. (s. 20, 206, 386, 700).
  • Coşan, M. E. (2016). Tabakàtü’s-Sûfiyye Sohbetleri (Cilt 2). Sincan: Server Yayınları. (s. 131, 701, 713-716, 724).
  • Hucvîrî, A. (2022). Keşfü’l-Mahcub - Hakikat Bilgisi (S. Uludağ, Çev.). İstanbul: Dergâh Yayınları. (s. 210, 718).
  • Kâşifî, F. A. (t.y.). Resahât - Can Damlaları. (s. 137, 705).
  • Vassâf, H. (2005). Sefîne-i Evliyâ (Cilt 1-2). (M. Akkuş & A. Yılmaz, Haz.). İstanbul: Kitabevi Yayınları. (Cilt 2, s. 2-5).

 

Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Benzer Yazılar

Yorumlar

Çok Eski Yazılarımızdan

Arşivden yazılar getiriliyor...