SESSİZLİĞİN İHANETİNE KARŞI ÇIKAN ÇATLAK SESLER
Tarihin
Akışını Değiştiren Vicdan Savaşçıları
" Dinsel
çevrelerin ve ulema sınıfının sessizliği ile iktidarla olan pragmatik / faydacı
işbirliği karşısında, tarih boyunca kendi canları pahasına hakikati haykıran
cesur isimlerin düşünsel, siyasal ve psikolojik / ruh bilimsel portreleri
nelerdir? " şeklinde cümle içine alarak konuya giriş yapmak,
kutsal söylemlerin iktidar hırslarına alet edildiği karanlık dönemlerde
vicdanın nasıl bir direniş kalesine dönüştüğünü anlamak açısından hayati bir
başlangıçtır. Siyasi otoritelerin dinsel dogmaları ve kutsal sembolleri kendi
dünyevi güçlerini meşrulaştırmak amacıyla kullandığı her dönemde, resmi dini
kurumlar çoğunlukla sessiz kalarak konformist / uyumlu bir tavır
takınmışlardır. Ancak tarihin akışı, bu sessizliği yırtan, iktidar sahiplerinin
ikiyüzlülüğünü yüzlerine vuran ve bu uğurda işkenceyi, zindanı, sürgünü ve
ölümü göze alan cesur aydınların ve din adamlarının mücadeleleriyle
şekillenmiştir.
İktidarın dinsel söylemleri kendi bekası için
araçsallaştırdığı her tarihsel kavşakta, ulemanın ve entelektüellerin
sessizliği toplumsal çürümenin en birincil hızlandırıcısı olmuştur.
1. Sir Thomas More: Kralın Mutlak Gücüne Karşı
Hukukun ve Vicdanın Kalkanı
"
İngiltere Sarayı'nda sezaropapizm / devlet başkanının din başkanı olması
dayatmasına karşı durarak vicdanının sesini kralın iradesinden üstün tutan
büyük hukukçu ve devlet adamı kimdir? " sorusunu merkeze aldığımızda,
Sir Thomas More’un trajik / acıklı durum hikayesi karşımıza çıkar.
- Kişiliği, Yaşayış Düşüncesi ve Hayal
Dünyası: Thomas More; çağdaşları tarafından melek
gibi bir zekaya, benzersiz bir öğrenme tutkusuna, alçakgönüllülüğe ve
tatlı dilli bir cana yakınlığa sahip, neşeli ve yeri geldiğinde son derece
ağırbaşlı bir insan olarak tasvir edilmiştir. Lord Chancellor / Sadrazamlık
makamına kadar yükselen More, hayatı boyunca hukukun üstünlüğüne ve
Katolik Kilisesi’nin evrensel otoritesine sadık kalmıştır. Onun hayal
dünyasında devlet, kişisel ihtirasların üzerinde, evrensel ahlaki ve
hukuki kurallara göre yönetilmesi gereken kutsal bir emanetti.
- Siyasi Görüşleri, Devlet Büyüklerini
Tenkitleri ve Önsezileri: More, Kral VIII. Henry'nin Catherine ile
olan evliliğini iptal ettirme ve Anne Boleyn ile evlenme isteğine karşı
çıkan tek meclis üyesi olmuştur. Kralın kendisini "İngiltere
Kilisesi'nin Mutlak Başkanı" ilan ettiği Üstünlük Yasası'nı / Act
of Supremacy laik / dünyevi devletin dini yutması olarak görmüş ve
şiddetle eleştirmiştir. More, devletin kilisenin bağımsızlığına müdahale
etmesinin İngiltere'nin kendi tarihi olan Magna Carta ve kralın taç giyme
yeminlerine aykırı olduğunu savunmuştur.
- Loves / Aşkları, Ailevi Yaşamı ve Kendini En
Çok Üzen/Sevindiren Şeyler: Ailesine, eşi Alice’e ve kızı Margaret’e
(Meg) derin bir sevgiyle bağlı olan More, kızının eski bir Protestan /
Protestanlık mezhebi üyesi olan William Roper ile evlenmesine, Roper
Katolikliğe dönene kadar izin vermemiştir. Onu hayatında en çok üzen şey,
yakın dostu Norfolk Dükü’nün ve kraliyet elitlerinin / seçkinlerinin
iktidar hırsıyla vicdanlarını satması olmuştur. En büyük sevinci ise,
zindanda bile olsa ruhunun özgürlüğünü ve dürüstlüğünü koruyabilmiş
olmasıdır.
- İhanetler ve Ölümü Hakkındaki Gizemli Durum: More, sarayda yükselmek
isteyen hırslı genç Richard Rich tarafından ihanete uğramıştır.
Rich, More’un kütüphanesini toplarken aralarında geçen özel bir konuşmayı
çarpıtarak mahkemede perjury / yalan yere yemin yapmış ve bu ihanetinin
ödülü olarak Galler Başsavcısı tayin edilmiştir. Bu yalan beyan üzerine More, 6 Temmuz 1535'te
Tower Hill'de başı baltayla kesilerek idam edilmiştir. Ölmeden önce
celladını affedip ona bahşiş vermiş ve tarihe geçen şu sözleri
söylemiştir: "Kralın iyi bir hizmetkarı olarak ölüyorum, fakat her
şeyden önce Tanrı'nın hizmetkarıyım.".
- Olumlu Aykırı Müsbet Düşüncesi: Sir
Thomas More’un hümanist ve ilkeli portresinin arkasında, İngiltere'de
Protestan mezhebi üyelerinin diri diri yakılmasını savunan ve onlara karşı
amansız dinsel polemikler yazan katı bir engizisyon savunucusu olduğu
gerçeği de yer almaktadır.
(Robert Bolt, A Man for All Seasons, s. 1-12)
2. Emevî Zulmüne ve Saltanata Karşı Duran Ulema:
Hucr bin Adî ve Saîd bin Cübeyr
" Emevî
iktidarının dinsel meşruiyet / geçerlilik kazanmak adına kaderci dogmaları
yaydığı ve hilafeti saltanata / babadan oğula geçen düzene dönüştürdüğü
dönemde, bu zulme kılıçla ve fetvayla karşı koyan cesur alimler kimlerdir?
" sorusu, ulemanın iktidar karşısındaki en onurlu direniş sayfalarını açar.
- Hucr bin Adî - İlk Kanlı Kurban: Peygamber Hazret-i Muhammed
salla'llâhu aleyhi ve sellem'in sahabesinden olan Hucr bin Adî, Hazret-i
Ali’nin sadık bir dostu ve kumandanıydı. Kûfe Valisi Ziyâd bin
Ebîh’in cuma hutbelerinde cuma cemaati önünde Hazret-i Ali kerrema'llâhu
vecheh radiyallâhu anh’i lanetleme / kötüleme politikasını ve Irak halkına
uygulanan haksız iktisadi / ekonomik yaptırımları cami içinde yüksek sesle
protesto etmiştir. Muâviye tarafından tutuklanarak Şam’a gönderilen Hucr
ve altı arkadaşı, Hz. Ali’den uzak durmayı reddettikleri için Hicrî 51
yılında işkenceyle idam edilmişlerdir. Bu acımasızlık karşısında Hazret-i
Aişe radiya'llahü anha, Muâviye'yi din dışı davranmakla suçlamış, Abdullah
bin Ömer hıçkırarak ağlamış ve Hasan-ı Basrî bu katliamı Muâviye'nin ebedi helakına sebep olacak
dört büyük günahından biri saymıştır.
- Dinsel otoritelerin dünyevi menfaatler
uğruna sessiz kaldığı anlarda, tek bir dürüst müminin adaletsizliğe karşı
yükselttiği ses, tiranlığın / zorbalığın tüm illüzyonunu / yanılsamasını
yerle bir eden ilahi bir çığlıktır.
- Saîd bin Cübeyr - Fetvasıyla Orduları
Sürükleyen Deha: Arap kökenli olmayan Mevâlî / Arap dışı
Müslüman ulemanın en parlak temsilcilerinden olan Saîd bin Cübeyr, Emevî yönetiminin
ırkçı ve ayrımcı politikalarına, Müslüman olanlardan bile haksızca cizye
vergisi almasına karşı durmuştur. Vali Haccâc bin Yûsuf’un zulmüne karşı
patlak veren Abdurrahman bin el-Eş’âs isyanını (Kurra Birliği) fiilen ve
fetvalarıyla desteklemiştir. Saîd bin Cübeyr, cuma minberlerinden ve
meydanlardan halka seslenerek; "Emevîlerle savaşınız. Çünkü onların idaresi
zalimdir, dinin emirlerini dinlememekte, zayıfları ezmekte ve namaza önem
vermemektedirler" diyerek cihadın farziyetini ilan
etmiştir. İsyanın başarısız olması üzerine Haccâc tarafından yakalanmış ve
vahşi işkencelerle katledilmiştir.
(Mustafa Özkan, Emevîler Döneminde İktidar-Ulemâ
İlişkisi, s. 93-107)
3. Ebû Hanîfe: Saray Hükmüne ve İşkenceye Boyun
Eğmeyen Fıkıh Dehası
"
Adaletsiz devlet büyüklerinin sunduğu yüksek adli makamları kabul etmektense
zindanda kırbaçlanmayı ve zehirlenmeyi göze alan, dini iktidarın oyuncağı
yapmayan dahi fıkıh otoritesi kimdir? " sorusu, İmam-ı Azam Ebû
Hanîfe’nin asil duruşunu aydınlatır.
- Kişiliği ve Yaşayış Düşüncesi: Ebû
Hanîfe; son derece bağımsız, kimseden maddi yardım kabul etmeyen, geçimini
helal ticaretle kazanan, keskin bir akılcılığa ve sarsılmaz bir ahlaka
sahip büyük bir mezhep imamıdır. Onun düşüncesinde din, iktidarın zulmünü
örten bir örtü değil, adaleti ve zayıfları koruyan ilahi bir düzendi.
- Siyasi Görüşleri, Devlet Büyüklerini
Tenkitleri ve Yaptıkları: Ebû Hanîfe, Emevî hanedanının Hazret-i
Peygamber'in soyuna (Ehl-i Beyt) yaptığı zulümlere ve haksızlıklara her
zaman muhalif olmuştur. Hicrî 122 yılında Hazret-i Ali'nin torunu Zeyd bin
Ali, Emevî halifesi Hişâm bin Abdülmelik’e karşı isyan başlattığında, Ebû
Hanîfe bu harekete açıkça destek vermiştir. İsyanı finanse / finanse etmek amacıyla Zeyd’e on
bin veya otuz bin dirhem gümüş akçe göndermiştir.
- Olumlu Aykırı Müsbet Düşüncesi ve Siyasi
Riskler: Zeyd bin Ali'nin isyanını dinsel olarak
meşrulaştırmak için her türlü riski alan Ebû Hanîfe, bu başkaldırıyı
Hazret-i Peygamber'in bizzat komuta ettiği Bedir Savaşı'na benzeterek
ulemayı ve halkı isyana katılmaya davet etmiştir. Kendisinin neden
cepheye gitmediği sorulduğunda ise, insanların kendisine bıraktığı
emanetler / koruması gereken emanetler olduğunu, bunları teslim edecek
güvenilir birini bulamadığı için geride kaldığını beyan etmiştir.
- Ruhsal Darbeleri / Psikolojik Travmaları ve
Ölümü: Ehl-i Beyt’e olan bu sıcak sevgisi ve
dürüst adaleti savunması nedeniyle hem Emevî hem de daha sonraki Abbasi
idaresi tarafından ağır baskılara maruz kalmıştır. Kendisine sunulan Kûfe
Kadılığı gibi resmi makamları, zalimlerin hükümlerini onaylamamak adına
kesinlikle reddetmiştir. Bu reddiyesinden ötürü zindana atılmış, ağır
kırbaç cezalarına çarptırılmış ve aldığı bu ruhsal darbeler / psikolojik
travmalar sonucunda zindanda zehirlenerek vefat etmiştir.
(Mustafa Özkan, Emevîler Döneminde İktidar-Ulemâ
İlişkisi, s. 107-110)
4. Niyâzî-i Mısrî: Sarayın
"Sihirbazlarına" ve Padişaha Kafa Tutan Asi Mutasavvıf
" Osmanlı
İmparatorluğu'nun en mutaassıp / bağnaz döneminde sarayın, sadrazamın ve
padişah hocasının kurduğu baskı düzenine karşı cuma vaazlarında doğrudan
padişahı ve hanedanı hedef alan cezbeli Halvetî şeyhi kimdir? " sorusu,
Osmanlı dini tarihinin en fırtınalı ve aykırı figürünü önümüze koyar.
- Kişiliği ve Yaşayış Düşüncesi: Niyâzî-i
Mısrî; coşkun, cezbeli, vahdet-i vücud / varlığın birliği inancına sımsıkı
bağlı, şiirlerinde rindane / kalenderce bir üslup kullanan ama haksızlık
karşısında adeta bir aslana dönüşen korkusuz bir sufîdir.
- Devlet Büyüklerini Tenkitleri ve Siyasi
Muhalefeti: Mısrî, dönemin padişah hocası ve Kadızâdeli
lideri olan Vânî Mehmed Efendi’nin saray üzerindeki hegemonya / boyunduruk
kurma çabalarına karşı savaş açmıştır. Vânî Efendi'yi büyücülükle, padişahı parmağında
oynatmakla suçlamış ve ona "Sihirbaz Vânî" adını
takmıştır. Mısrî, padişahın cuma vaazlarını ve tefsir derslerini
çarpıtarak dervişleri cezalandırmasına cuma kürsülerinden doğrudan; "Benim
zikrimde gevşek olmayın ayetiyle işaret edilen hasetçilerin en büyüğü
sihirbaz Vânî'dir" diyerek meydan okumuştur.
- Olumlu Aykırı Müsbet Düşünceleri ve Hanedana
Ağır İthamları: Mısrî, cezbe haliyle kendisinin
peygamber, kutup, Mehdi ve Hazret-i İsa olduğunu iddia edecek kadar
sınırları aşmış, Osmanlı
hanedanının cılk olmuş bir yumurta gibi yozlaştığını ilan ederek tahtın
Kırım Tatar Giray hanedanının hakkı olduğunu savunmuştur. Sultan İbrahim,
Sultan Mehmed (IV) ve Şehzâde Mustafa’yı ahlaksızlığa göz yummakla
suçlayıp onlara doğrudan "Yahudiler" diye hitap etmiştir.
- Çocukluk/Gençlik Acıları ve Ölümü Hakkındaki
Gizemli Durum: Malatya’da doğan ve gençliğinde tıp ve din
eğitimi almak için Mısır’a kadar giden Mısrî, hayatının otuz yılı aşkın
kısmını Limni (Lemnos) ve Rodos zindanlarında sürgünde geçirmiştir.
Sürekli gözetlenmenin ve taciz edilmenin yarattığı ağır bir paranoyak /
aşırı kuşkucu ruh haliyle yaşamıştır. İnancına göre düşmanları,
sürgündeyken yemeğine yılan zehiri katarak onu yavaş yavaş öldürmeye
çalışmışlardır. Nihayetinde 1694 yılında Limni sürgününde acılar içinde
gizemli bir şekilde vefat etmiştir.
(Ali Fuat Bilkan, Kadızâdeliler ve Sivâsîler, s.
314-337)
5. Uğur Mumcu: Tarikat, Siyaset ve Ticaret
Sarmalını Deşifre Eden Aydınlanma Savaşçısı
" Modern
Türkiye'de dinsel yapıların devlet bürokrasisi ve küresel / global finans
ağlarıyla kurduğu sömürü ilişkilerini belgeleriyle ortaya çıkaran cumhuriyet
tarihinin en cesur araştırmacı gazetecisi kimdir? " sorusu,
laikliğin sarsılmaz kalesi Uğur Mumcu’nun portresini çizer.
- Kişiliği ve Yaşayış Düşüncesi: Uğur
Mumcu; keskin zekası, araştırmacı gazetecilikteki eşsiz titizliği,
olayların üstüne korkusuzca gitme cesareti ve ironik / alaycı mizah
gücüyle tanınan anıtsal bir aydındır. Laikliği / din ve devlet işlerinin
ayrılmasını, sadece bir idari kural değil, aklın ve bilimin özgürleşmesi
için mutlak bir şart olarak görmüştür.
- Siyasi Görüşleri ve Devlet Büyüklerini
Tenkitleri: İlkeli bir Kemalist / Atatürkçü olan Mumcu; hem dini sömürerek
holdingleşen "sahte Müslümanları" hem de statükoyu korumak için
Atatürk'ün arkasına saklanan "sahte Atatürkçüleri" acımasızca
tenkit etmiştir. Başbakan Turgut Özal hükümetinin, Suudi Arabistan
destekli Rabıta ve Al Baraka gibi finans / para kuruluşlarına
kararnamelerle vergi muafiyetleri ve yasal ayrıcalıklar tanımasını yeni
bir kapitülasyon / yeni bir boyunduruk yasası olarak nitelendirmiş
ve bunu sert dille eleştirmiştir.
- Loves / Aşkları ve Ailevi Yaşamı: Eşi
Güldal Mumcu ile kurduğu sevgi dolu yuvası, çocukları Özgür ve Özge, onun
sürekli ölüm tehditleri aldığı tehlikeli meslek hayatında en büyük ruhsal
sığınağı olmuştur.
- Gençlik Acıları ve Ölümü Hakkındaki Komplo
ve Gizemli Durum: 12 Mart askeri müdahalesi / karşı devrimi
döneminde haksız yere "sakıncalı piyade" olarak cezalandırılmış
ve hapsedilmiştir. Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993'te Ankara'daki evinin önünde
arabasına yerleştirilen C-4 plastik bombanın patlatılması sonucu
katledilmiştir. Bu suikast, Türkiye tarihinin en karanlık sayfalarından
biridir. Suikastın arkasındaki güçlere dair komplo teorileri; radikal
dinci terör örgütlerinden, uluslararası silah ve uyuşturucu kaçakçılığı
mafyasına, hatta yabancı gizli servislerin (CIA, Mossad, Savak)
devlet-mafya-tarikat üçgenindeki kirli ilişkilerini susturma çabasına
kadar uzanan geniş bir fikir yelpazesine dayanmaktadır.
(Uğur Mumcu, Tarikat, Siyaset, Ticaret, s.
5-1025)
6. Peder Sebastião Rodrigues: Tanrı'nın
Sessizliğinde Vicdanın En Ağır Sınavı
" 17.
yüzyıl Japonya'sında, dindaşlarının gördüğü akıl almaz engizisyon işkencelerini
durdurmak adına kendi dinsel gururunu ve kutsal sembollerini ayaklar altına
almayı göze alan Cizvit rahibi kimdir? " sorusu, insan psikolojisinin /
ruh biliminin dinsel dogmalarla girdiği en trajik / acıklı çatışmayı önümüze
koyar.
- Kişiliği ve İnanç Dünyası:
Sebastião Rodrigues; başlangıçta davasına son derece bağlı, Hristiyanlığı
Japonya'ya yaymak ve kayıp akıl hocası Ferreira'yı bulmak için can atan,
kafasında idealize / ülküselleştirilmiş şanlı bir şehitlik arzusu taşıyan
genç bir Portekizli rahiptir.
- Psikolojik Travmaları ve "Tanrı'nın
Sessizliği": Japonya'ya vardığında, samimi Hristiyan
köylülerin (Mokichi ve Ichizo gibi) inançları uğruna denizde boğularak ya
da zindanlarda baş aşağı asılarak (ana-tsurushi) işkence görmesi
karşısında Tanrı'nın tamamen sessiz kalması (nihil) onda derin bir
teodise / tanrısal adalet krizi ve varoluşsal bir sarsıntı yaratmıştır.
Kendisini sürekli ihbar eden ve ardından af dileyen zayıf karakterli
Kichijirō’ya karşı içten içe derin bir tiksinti ve öfke duymuş, kendi
ruhsal dünyasında kendisini Judas / Yahuda ile özdeşleştirmiştir.
- Olumlu Aykırı Müsbet Düşüncesi ve Dinden
Dönme (Apostasy / Dinden Dönme) Anı: Rodrigues,
masum insanların işkence çukurunda feryat etmesini durdurmanın tek yolunun
kendi dinsel gururunu feda etmek olduğunu görerek, bizzat Hazret-i İsa'nın
bronz tasviri olan fumi-e üzerine basmayı kabul etmiştir. Ayak bastığı
o anda, tasvirdeki İsa'nın concave / aşınmış yüzünün kendisine; "Bas! Benim üzerime
basmandır benim bu dünyaya geliş nedenim" dediğini
işitmiştir. Kendi inancını ve kahramanlık imajını masum insanların hayatı
uğruna çöpe atarak dinden dönmüş (apostasy / dinden dönme),
Japonya'da "Apostate Paul" / Dönen Paul adıyla devlet
gözetiminde, hüzünlü ve izole bir yaşam sürmüştür.
(Shusaku Endo, Silence, s. 4-963)
APA Formatında Kaynakça
- Bilkan, A. F. (2016). Fakihler ve Sofuların Kavgası: 17. Yüzyılda
Kadızâdeliler ve Sivâsîler. İstanbul: İletişim Yayınları.
- Bolt, R. (1960). A Man for All Seasons. London: Samuel French.
- Endo, S. (1969). Silence (W. Johnston, Trans.). New York:
Taplinger Publishing.
- İnalcık, H. (2016). Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet.
İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
- Mumcu, U. (1987). Tarikat, Siyaset, Ticaret (11. bs.).
İstanbul: Tekin Yayınevi.
- Özkan, M. (2008). Emevîler Döneminde İktidar-Ulemâ İlişkisi.
Ankara: Ankara Okulu Yayınları.
Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Yorumlar
Yorum Gönder