Print Friendly and PDF

ZİHNİN VE VİCDANIN ÖZGÜRLEŞME SAVAŞI:

 


 Dinsel İstismarın Anatomisi ve Bireysel Direnişin Ahlaki Manifestosu

Kutsal değerlerin tarih boyunca hem siyasal yapılar hem de dinsel maskeli elitler tarafından dünyevi çıkarlara alet edilmesi, insanlık tarihinin en trajik / acıklı sahnelerini hazırlamıştır. Din, bireysel ahlakın ve Tanrı ile kul arasındaki samimi inancın nirengi noktası olması gerekirken, iktidarların elinde toplumsal kitleleri denetim altında tutma ve ekonomik sömürü mekanizmalarını meşrulaştırma aygıtına dönüştürülmüştür. Bireysel aklın felç edildiği ve kolektif / ortak bir histeri / toplumsal cinnet sarmalının toplumu kuşattığı bu buhran dönemlerinde, sömürüyü engellemenin yolları ve bir fert olarak atılması gereken adımlar, tarihsel ve psikolojik / ruh bilimsel veriler ışığında son derece hayati ve derin analizler / çözümlemeler gerektirmektedir.


1. Kutsalın Araçsallaştırılması: İktidar ve Sermaye Sarmalında İnanç Sömürüsü

"Dinsel sömürü devletlerin ve bireylerin elinde nasıl bir silaha dönüşür?" sorusunu tarihsel tecrübeler ışığında ele aldığımızda, inanç sömürüsünün hiçbir zaman rastgele ortaya çıkmadığını, aksine milimetrik olarak planlanmış bir pragmatizm / faydacılık ve opportunism / fırsatçılık stratejisi olduğunu görürüz. Siyasal iktidarlar, kendi meşruiyet / geçerlilik krizlerini aşmak veya toplumsal muhalefeti bastırmak amacıyla dini bir kalkan ve kitleleri uyuşturan bir afyon olarak kullanırlar.

Uğur Mumcu’nun kavramsal tespitiyle, din duygularının ve dince kutsal sayılan kavramların siyaset adına araç edilmesi durumunda din, din olmaktan çıkarak siyasetin aracı haline gelmektedir. Siyaset ticarete, ticaret siyasete, din de her ikisine araç edildiğinde ise ortaya çıkan sömürü sarmalının ucu bucağı kalmamakta; bir kolu siyasette, bir kolu ticarette, ayakları ise tarikatlarda olan sömürü elitleri, yoksul kitlelerin inançlarını sömürerek küresel / dünya çapındaki finans ağlarında Amerikan Doları ve Alman Markı milyarderleri haline gelmektedirler.

Dinin iktidarlar tarafından dünyevi hırsları maskelemek için araçsallaştırılması, toplumda ahlaki çürümeyi ve adalete karşı güvensizliği kaçınılmaz kılmaktadır.

Kutsal değerlerin ticari holdingleşme ve siyasal nüfuz alanları yaratmak amacıyla sömürülmesi, inanç dünyasını temelinden yozlaştırmaktadır.

Siyasal iktidarın dini kendi tekeline alması, Arthur Miller’ın The Crucible (Cadı Kazanı) başyapıtında gösterdiği gibi, siyasi politikaların ahlaki birer mutlak doğruyla eşitlenmesine ve bu politikalara yöneltilen her türlü muhalefetin "şeytani bir kötü niyet" / diabolical malevolence olarak kodlanmasına yol açar. Bu eşitleme yapıldıktan sonra toplum, komplolar ve karşı komplolar labirentine dönüşür ve devletin asli görevi adalet dağıtmak değil, "Tanrı’nın kırbacı" olmak haline gelir.

Aldous Huxley’nin ruh bilimsel tahlillerinde belirttiği üzere, dinsel kurumlar ve devlet aygıtları, kitlelerin "aşağı doğru kendini aşma" / downward self-transcendence yani bireysel sorumluluktan kaçarak bir sürünün parçası olma dürtüsünü istismar ederler. Kitleler, düzenlenen görkemli dinî törenlerde adeta bir "sürü zehirlenmesi" / herd-intoxication durumuna sokulur. Bu esriklik anında bireyler sub-personal / kişisel altı bir bilince gerileyerek yüksek bir suggestibility / telkin edilebilirlik seviyesine ulaşır ve devlet yöneticileri ile mutasavvıf görünümlü dinsel figürlerin dayattığı her türlü dogmayı, akıl dışı hurafe ve zorbalığı kutsal bir emir gibi kabullenirler.


2. İstismara Karşı Bireysel Direniş Yolları ve Ahlaki Görevlerimiz

"Birey olarak kutsalın istismar edilmesini engellemek adına hangi ahlaki ve zihni nirengi noktalarına tutunabiliriz?" sorusu, dinsel sömürünün çarklarını durdurmak için ferdin kuşanması gereken zırhı ve cephaneyi tanımlamaktadır. Bu istismarı engellemek, kolektif / ortak cinnetin hipnotik uykusundan uyanmakla ve şu bireysel adımları kararlılıkla atmakla mümkündür:

A. Pozitif Bilimlerin ve Aklî İlimlerin Lüzumunu Savunmak

Dinsel sömürü, cahil kitlelerin hurafelere ve doğaüstü iddialara körü körüne inanmasıyla beslenir. Tarih boyunca aklî ve pozitif ilimlerin dışlandığı, felsefe, mantık ve matematik gibi disiplinlerin "imanı zayıflatır" gerekçesiyle yasaklandığı dönemlerde istismar doruk noktasına ulaşmıştır.

Kâtip Çelebi'nin Mîzânü’l-Hakk eserinde önemle vurguladığı gibi, geometri, matematik ve doğa bilimleri gibi aklî ilimler, dinin doğru anlaşılması ve dinsel iddiaların rasyonel / ussal bir süzgeçten geçirilmesi için farzdır. Birey, dinsel dogmaların sınırlarını bilimsel metodolojiyle / yöntem bilimiyle sorgulamalı; dini şekil, hurafe ve zâhirî kabuktan kurtararak akıl ve ahlak zeminine oturtmalıdır.

B. Laiklik (Sekülerizm / Dünyevilik) İlkesini Sarsılmaz Bir Kararlılıkla Korumak

Dinsel istismarın en etkili panzehiri, din ve devlet işlerinin birbirinden tamamen ayrılmasını savunan laiklik / dünyevilik ilkesidir. Uğur Mumcu’nun açıkça ifade ettiği gibi, laiklik, "sahte Atatürkçüler" ile "sahte Müslümanlar" arasında paylaşılan bir siyasi koz değil; aksine, aklın, bilimin, demokrasinin ve çağdaşlaşmanın yegane güvencesidir.

Birey, laikliği yalnızca bir devlet düzeni olarak görmemeli, kendi zihninde inancını siyasi ve ticari pazarlıklardan koruyan kişisel bir kale olarak inşa etmelidir. Siyaseti ve ticareti ibadetin dışına çıkarmak, inancın kutsallığını korumanın ilk şartıdır.

C. Sürü Zehirlenmesine (Herd-Poison) Karşı "Bireysel Vicdanı" Üstün Tutmak

Kolektif histeri / toplumsal cinnet dönemlerinde bireysel akıl felç olur. Huxley’nin uyardığı gibi, dinsel sömürüyü engellemenin yolu, bireyin kendi bağımsız muhakeme gücünü koruması ve kurumların yarattığı korku, öfke ve "kutsal savaş" hislerine kapılmayı reddetmesidir.

Birey, dinsel liderlerin kitleleri kutuplaştırmak için ürettiği "iyi ile kötünün ebedi savaşı" ya da "biz ve ötekiler" gibi ikilikçi kozmolojileri / evren bilimlerini reddetmeli; kendi ahlaki ve hukuki sorumluluğunu hiçbir dinsel cemaatin, tarikatın ya da siyasi liderin iradesine teslim etmemelidir.

D. "Fumi-e" ve "Sözde Tiyatro"yu Reddederek Onurlu Durmak

Tarih boyunca teokratik / din erki sistemler, bireyleri kendi dogmalarına boyun eğdirmek için sembolik itiraf ve teslimiyet törenlerine zorlamışlardır. Shusaku Endo’nun Silence (Sessizlik) yapıtında geçen, Hristiyanların inançlarından döndüklerini kanıtlamak için kutsal tasvirlere ayak basmaya zorlandıkları fumi-e / kutsal tasvire basma töreni, dinsel zorbalığın en uç örneğidir.

Benzer şekilde Ken Russell'ın The Devils (Şeytanlar) filminde, Rahip Grandier'ye uydurma büyücülük iddialarını kabul etmesi karşılığında canının bağışlanacağı vaat edilmiş, yani kurulu tiyatronun bir parçası olması istenmiştir. Birey, ahlaki dürüstlüğünü ve hakikati korumak adına, dinsel otoritelerin dayattığı sahte itirafları, ahlak dışı uzlaşmaları ve inanç sömürüsünü meşrulaştıran ritüelleri kesin bir dille reddetmelidir.


3. Sömürü Düzenine Başkaldıran Cesur Vicdanların Psikolojik ve Tarihsel Analizi

"Tarihsel ve psikolojik tecrübeler ışığında, sömürü düzenine karşı canları pahasına direnan şahsiyetlerin iç dünyalarındaki fırtınalar bize ne fısıldar?" sorusunun yanıtı, dinsel ve siyasal sömürünün çarklarına karşı bedenlerini siper eden anıtsal karakterlerin derin ruhsal portrelerinde gizlidir.

A. Bir Aydınlanma Savaşçısı: Uğur Mumcu

Kişiliği, Hayal Dünyası ve Yaşayış Düşüncesi: Uğur Mumcu; keskin zekası, amansız araştırma titizliği, ironik / alaycı üslubu ve haksızlığa karşı eğilmeyen kalemiyle tanınan, Türkiye Cumhuriyeti’nin laik ve bağımsız temellerine hayatını adamış entelektüel / aydın bir gazetecidir. Onun hayal dünyasında devlet; tarikat şeyhlerinin, rüşvetçi holdinglerin ve küresel sömürücülerin cirit attığı bir pazar değil; aklın, bilimin ve adaletin egemen olduğu tam bağımsız bir cumhuriyetti.

Devlet Büyüklerini Tenkitleri ve Siyasi Görüşleri: İlkeli bir Kemalist olan Mumcu; Turgut Özal iktidarının, serbest piyasa adı altında dini holdingleştiren politikasını, Suudi Arabistan destekli Rabıta örgütü ve Al Baraka gibi finans kuruluşlarına kararnamelerle tanınan vergi muafiyetlerini ve bu yolla devlet bürokrasisinde dinsel kadrolaşmanın finanse edilmesini belgeleriyle sert bir şekilde eleştirmiştir.

Kendini En Çok Üzen ve Sevindiren Şeyler: Ruhsal dünyasında onu en çok üzen durum, yoksul ve kimsesiz halk kitlelerinin dini duygularının sömürülerek holdingleşen tarikatlar ve "sahte Müslümanlar" tarafından sömürülmesiydi. Onu en çok sevindiren ise, sömürü odaklarının maskelerinin düşürülmesi, halkın bilinçlenmesi ve laik bir Türkiye idealinin toplumca sahiplenilmesiydi.

Çocukluk Dönemi, Gençlik Acıları ve Psikolojik Travmaları: Kırşehir doğumlu olan Mumcu, Türkiye'nin çalkantılı dönemlerinde yetişmiş; 12 Mart askeri müdahalesi / karşı devrimi döneminde haksız yere tutuklanarak "sakıncalı piyade" olarak askere gönderilmiştir. Bu haksız dışlanma onda derin bir adaletsizlik travması / ruhsal yarası yaratmış, ancak bu acıyı edebiyata dökerek sistemin çarpıklıklarını mizahla alt etmeyi başarmıştır. Eşi Güldal Mumcu, çocukları Özgür ve Özge ile kurduğu sevgi bağı, sürekli ölüm tehditleri aldığı tehlikeli meslek hayatında en büyük psikolojik sığınağı olmuştur.

Ölümü Hakkındaki Gizemli Durum ve Teoriler: Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993'te Ankara'daki evinin önünde arabasına yerleştirilen C-4 plastik bombanın patlatılması sonucu vahşice katledilmiştir. Bu suikastın arkasındaki gizem tam olarak aydınlatılamamış ve komplo / gizli plan teorilerine zemin hazırlamıştır. Güçlü iddialar; Mumcu'nun suikasttan hemen önce Kürt milliyetçiliği, uluslararası silah ve uyuşturucu kaçakçılığı mafyası, tarikat-ticaret ağları ve devletin istihbarat servisleri (MİT) arasındaki karanlık bağlantıları deşifre eden bir araştırma yürütüyor olması nedeniyle, suikastın arkasında bir deep state / derin devlet yapılanmasının veya yabancı gizli servislerin (CIA, Mossad, Savak) olduğunu öne sürmektedir.


B. Hukukun ve Vicdanın Kalesi: Sir Thomas More

Kişiliği, Hayal Dünyası ve Yaşayış Düşüncesi: Sir Thomas More; yüksek zekası, entelektüel birikimi ve sarsılmaz ahlak inancıyla İngiltere Sarayı'nda Lord Chancellor / Sadrazamlık makamına yükselmiş büyük bir hukukçu ve devlet adamıdır. Onun hayal dünyasında devlet, kişisel ihtirasların üzerinde, evrensel ahlaki ve hukuki kurallara göre yönetilmesi gereken kutsal bir emanetti.

Devlet Büyüklerini Tenkitleri ve Siyasi Görüşleri: Kral VIII. Henry'nin kişisel arzuları ve tahtın varisi sorunu uğruna İngiltere'yi Katolik Kilisesi'nden ayırma kararına karşı çıkmıştır. Kralın kendisini kilisenin başı olarak ilan ettiği Act of Supremacy / Üstünlük Yasası'nı imzalamayı, kendi ruhunun ve inancının kurtuluşunu tehlikeye atmaması ve laik devletin dini yutmasını engellemek adına kesinlikle reddetmiştir.

Aşkları, Ailevi Yaşamı ve Çatışmaları: Eşi Alice ve biricik kızı Margaret'e (Meg) derin bir sevgiyle bağlı olan More, kızının ve ailesinin güvenliği ile Tanrı'nın yasalarına duyduğu sadakat arasında büyük bir ruhsal çatışma yaşamıştır. Onu hayatında en çok üzen şey, yakın dostlarının ve kraliyet elitlerinin iktidar hırsıyla vicdanlarını satması olmuştur.

İhanetler ve Ölümü: More, sarayda yükselmek isteyen hırslı genç Richard Rich tarafından ihanete uğramıştır. Rich, More’un kütüphanesini toplarken aralarında geçen özel bir konuşmayı çarpıtarak mahkemede yalan yere yemin etmiş ve More, 6 Temmuz 1535'te kafası baltayla kesilerek idam edilmiştir. Ölmeden önce celladını affederek tarihe geçen şu sözleri söylemiştir: "Kralın iyi bir hizmetkarı olarak ölüyorum, fakat her şeyden önce Tanrı'nın hizmetkarıyım."


APA Kaynakça ve Bibliyografya

  • Bilkan, A. F. (2016). Fakihler ve Sofuların Kavgası: 17. Yüzyılda Kadızâdeliler ve Sivâsîler. İstanbul: İletişim Yayınları.
  • Bolt, R. (1960). A Man for All Seasons. London: Samuel French.
  • Des Niau. (1634/1887). The History of the Devils of Loudun, Volumes I-III (E. Goldsmid, Trans. & Ed.). Edinburgh: Privately Printed.
  • Endo, S. (1969). Silence (W. Johnston, Trans.). New York: Taplinger Publishing.
  • Henne, P. S. (2023). Religious Appeals in Power Politics. Ithaca: Cornell University Press.
  • Huxley, A. (1952). The Devils of Loudun. London: Chatto & Windus.
  • İnalcık, H. (2016). Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
  • Miller, A. (1953). The Crucible. New York: Viking Press.
  • Mumcu, U. (1987). Tarikat, Siyaset, Ticaret (11. bs.). İstanbul: Tekin Yayınevi.

Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Benzer Yazılar

Yorumlar

Çok Eski Yazılarımızdan

Arşivden yazılar getiriliyor...