Print Friendly and PDF

Şeytanın Kahkaha Attı Yer





Tesadüf bir yorum okudum. Arkasından  Çin’in, Gobi Çölünün genişlemesini durdurmak için bir at projesi   seyrettim. İnanılmaz bir düşüncenin hayata geçirilmesi konusunda, olmazı başardığını görünce, hatırıma şu mesele geldi.

Şöyle ki:

Şeytan bir insanı yoldan çıkarmak istediğinde başarılı olamazsa, onun verimliliğini yok edecek, insanlığa daha az faydalı olacağı bir alana çevirir. Eski bir deyimle zehir gibi kafası var, denilen birini alır, kendi alanından olmadık bir yere salar.

Okuduğum yorum neydi, tıpçı birinin kendi alanını bırakıp ilahiyat alanında kendini paralaması. Kendi mesleği hoşuna gitmemiş veya ezkaza o yola girmiş olabilir. Ancak her insan belli bir minval ve fıtrat üzere yaratılmıştır. Sen o alanda yetişmişsin. Sonrası işte şöyle böyle…

Bilgisayarcı bir arkadaşım vardı. Organik tarım yapacağım, derken büyük bir zaman ve gayretini boşa harcadı. Sonuç hayatında değişen bir şey olmadı. Parası ve gayreti zayi oldu, kendi işinde daha ileri seviyeye ulaşması gerekirken olduğu yerde saydı.

Herkesin çok kızdığı Yahudiler neden dünyada başarılı oluyor. Çünkü babadan, dededen getirdiği  mesleği  devam ettirdikleri için. Sonra Yahudiler neden zengin der dururuz. Dikkat edin mucitlerin içinde onlardan çok sayıda insan vardır. Nerde anormal bir durum gözüme çarpsa, hemen o kişinin geçmişine bakarım. Tüh derim, bu da Yahudi imiş.

Hayatta kırılmalar olacak, bunu inkar edemeyiz. Bir evlilik, bir çocuk, bir hastalık bizleri bir yöne çekebilir.

Mesela;

Alexander Graham Bell, ses ve konuşma fizyolojisi üzerine çalışan bir aileden geliyordu. Annesi ve eşi Mabel Hubbard işitme engelliydi. Ancak telefon, doğrudan bir işitme cihazı olma amacıyla değil, telgraf telleri üzerinden çoklu ses iletimi (harmonik telgraf) çalışmaları sırasında sesin elektriksel dalgalarla aktarılması hedeflenirken icat edildi.  

 Bell’in annesi Eliza doğuştan değil, ilerleyen yaşlarda işitme kaybı yaşamıştı.

  • Eşi Mabel Hubbard, beş yaşındayken geçirdiği kızıl hastalığı nedeniyle tamamen sağır olmuştu.
  • Aile geçmişi ve işitme engelli bireylerle yaptığı öğretmenlik çalışmaları, onu ses dalgaları üzerinde yoğunlaşmaya yöneltti.
  • Telefonun temelindeki akustik ve sesin iletimi prensipleri bu araştırmalardan doğdu.  


Sonuçta şunu söyleyelim.

Coğrafya, aile senin kaderindir, denir. Bu bir gerçek. Bizler olduğumuzun en iyisi olmak yerine, daha fazla rahatlık ve maddiyat peşindeyiz. Bu hırsımızı bilen şeytan bizi kullanıyor. Genelde hüsrana uğruyoruz. Atılım yapmak gerekir. Ancak bu bizim için seçilmiş bir kader programına uygun olmalıdır.

Balıkçının oğlu siyasete girebilir mi, girebilir. Ama sonuçta ne olur, onun siyaseti bir yerden sonra ülkeye felaket getirir.

Genç bir adam, bilge bir hocaya   giderek gururla sormuş:

– "Hocam, gerçek bir entelektüel ve kültürlü bir insan olmak için ne yapmam gerekir?" 

Hoca sakin bir sesle cevap vermiş:

– "Üç üniversite bitirmen gerekir." 

Genç adam sevinçle göğsünü kabartmış ve şöyle demiş:

– "O zaman ben tam bir entelektüelim! Çünkü üç farklı üniversiteden diploma aldım, hepsini de başarıyla bitirdim." 

Bilge hoca tebessüm ederek başını sallamış:

– "Evlat, sen beni yanlış anladın. O üç üniversitenin hepsini senin bitirmen gerekmiyor. Birincisini dedenin, ikincisini babanın, üçüncüsünü de senin bitirmen gerekirdi." 

 Bu köklü Rus atasözü ve halk anlatısı, diplomanın sadece bir kağıt parçası olduğunu hatırlatır. Gerçek görgü, kültür ve asalet, kuşaklar boyu süren bir aile birikimiyle ve eğitim ahlakıyla kazanılır. 

Peygamberimiz salla'llâhu aleyhi ve sellem bile Kureyş Kabilesi içinde seçkin bir aileden geliyordu. Sonuçta genetik ve sosyal formasyonu tam idi. Dul olan Hz. Hatice, Efendimizi  boşuna eş olarak seçmemişti.

Bu nedenle, insan   ne için hazırlandığını ve yetiştirildiğini bilmeli.  Kader onu o zemin için hazırladı. Kabiliyetini o yönde kullanması gerekirken, bakıyorsun geçmiş gitmiş.  Belki o bir güzelliğin başlangıcı olacaktı, kim bilir?

Bu başarının ilerlemenin kırıldığı yerdir. Bu tür nedenlerin çıkış noktasıda güvendiğimiz iyi sandığımız insanlardır.

Ah, şu iyi ve güvendiğimiz insanlar ne çok gencin yolunu bozup telef etmişlerdir. Asıl bomba burada patlıyor. Bu duruma şahit olan İblis kadar sevinen göremezsiniz. Bir yeteneği daha yolun başında telef etmiştir.  Bu durumu kazanç sayfasına yazmıştır. Onun için ne  büyük bir kârdır.

Binaenaleyh, İblisin en çok kahkaha attı yer burasıdır. Gerçekten bu onun için en büyük başarıdır.

Tıp okuyup,   halkın kafasını kurcalamayan sorunu olmayan dini konularda emek harcayan kişi için şu örneği vermek uygun geldi.

Dr. Münir Derman, hem tıp dünyasında hem de tasavvuf aleminde çok derin izler bırakmış, bilimi ve maneviyatı tek bir potada eritmiş olağanüstü bir şahsiyettir. Sizin de belirttiğiniz gibi kendisi bir tıp doktorudur ve Almanya’da tıp alanında çalışırken geliştirdiği patentli çocuk ilacıyla tanınır.  

Münir Derman (1910 - 1989), sadece bir gönül insanı değil, aynı zamanda uluslararası düzeyde eğitim almış bir bilim insanıdır.  

  • Fransa'da psikoloji ve felsefe eğitimi almıştır.
  • İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni bitirerek Genel Cerrahi uzmanı (Operatör Doktor) olmuştur.
  • Mısır El-Ezher Üniversitesi'nde ilahiyat okumuştur.
  • Türkiye'de uzun yıllar cerrahlık yapmış, hatta Türk tıp tarihinde ilk kez kopan bir ayağı ameliyatla yerine diken doktorlardan biri olarak kayıtlara geçmiştir.  

Eskişehir Devlet Hastanesi'nden emekli olduktan sonra, davet üzerine 1970'li yıllarda Almanya'ya gitmiştir. Almanya'da yaklaşık 10-15 yıl kalmış, burada anatomi profesörlüğü yapmış ve bir ilaç fabrikasında araştırmacı olarak çalışmıştır.  

Dr. Münir Derman, Almanya'daki laboratuvar çalışmaları sırasında özellikle çocukların sağlığını korumaya yönelik çok önemli bir formül geliştirmiştir.  

  • Geliştirdiği bu çocuk antibiyotiği şurubu, ünlü Alman ilaç devinin çatısı altında "Binotal Saft" adıyla tescillenmiştir.
  • İlaç o dönem o kadar başarılı ve popüler olmuştur ki, üretici şirket olan Bayer firması, çocuklara ilacın hikayesini anlatmak için Dr. Münir Derman'ı çizgi roman şeklinde resmettiği özel broşürler bastırmıştır.  

Bir tasavvuf ehli olan Dr. Münir Derman, bu büyük buluşundan doğan tüm patent ve telif haklarını Alman hükümetine ve ilgili ilaç firmasına tamamen hibe etmiştir. İlaç tüm dünyada milyonlarca satılmasına rağmen kendisi bu buluştan tek bir kuruş bile maddi kazanç talep etmemiştir.  

Almanya'dan Türkiye'ye döndüğünde hiçbir maddi serveti yoktu; bir otel odasında çok mütevazı bir hayat sürerek dünyaya ve paraya tamah etmediğini tüm insanlığa kanıtlamıştır.  

Nihayet bu:

En'âm Suresi 43. Ayet: "...  şeytan da onlara yapmakta olduklarını süslü (görkemli ve doğru) göstererek onları kandırdı."

 

Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Benzer Yazılar

Yorumlar

Çok Eski Yazılarımızdan

Arşivden yazılar getiriliyor...