Allah'ın Kulunda Görmek İstediği Sır: Tevhid-i Hakikî
MÂNEVÎ MİRASIN PERDELENİŞİ: VELÎLERİN TASARRUFU NEDEN HİSSEDİLMİYOR?
"İslam
mâneviyat tarihinde velîlerin / saints vefatlarından sonraki tasarruflarının /
spiritual disposition (etkilerinin) devam ettiği, hatta 'kınından çıkmış kılıç'
gibi daha keskin bir hâl aldığı gerçeği temel bir ilke iken; günümüzde bu
ruhanî imdadın / spiritual help zayıflamış görünmesi, velîlerin kudretinden
değil, yaşayanların bu feyzi / spiritual abundance alabilecek ruhanî donanımdan
mahrum kalmalarından kaynaklanmaktadır." Kaynaklara göre velîlerin
tasarrufu ölmez; ancak bu yardıma mazhar / manifest (erişmek) olabilmek için
yaşayanların kalplerindeki aynayı parlatmaları, helal lokma hassasiyetini
diriltmeleri ve dünyevî ihtiraslardan / worldly desires sıyrılmaları şarttır.
Tasarruf Kapısının Kapanma Sebebi: Helal Lokma ve
Bâtın Tasfiyesi
Velîlerin tasarrufunun günümüzde zayıflamasının
en temel sebebi, yaşayan insanların bâtın / inner (iç) âlemlerinin kararmış
olmasıdır. Resahât eserinde Hâce Ubeydullah Ahrâr Hazretleri bu durumu
şu şekilde izah eder: "İlâhî
sırlar ve mârifetler / divine knowledge (hikmetler) bu zamanda neden az zâhir
oluyor? Çünkü iş, bâtının (kalbin) tasfiyesindedir / purification
(temizlenmesindedir). Kalbin temizliği ise ancak helal lokma / lawful food ile
mümkündür. Bu zamanda helal lokma azaldığı için, saf bir bâtın da kalmamıştır
ki oradan ilâhî sırlar ve velîlerin yardımları zâhir olsun."
(Kâşifî, s. 219).
Helal lokma azalınca kalpler katılaşır ve
mâneviyat güneşinin ışıkları o sertleşmiş gönüllere nüfuz edemez.
Yaşayanların Hali: İstidat ve Vakit Sahibi Olma
Zarureti
Ruhanî bir yardımın gerçekleşmesi için sadece
mürşidin / spiritual guide tasarruf sahibi olması yetmez; müridin / disciple de
bu tasarrufu kabul edebilecek bir istidada / capacity (kabiliyete) sahip olması
gerekir. Kaynaklarda belirtildiği üzere: "Zaman olur mürid kabule istidatlı bulunur ama
mürşid vaktin sahibi olmaz. Zaman olur ki vaktin sahibi mürşid bulunur, ancak
istidadlı tâlip bulunmaz." (Kâşifî, s. 184). Günümüzde asıl
noksanlık, yaşayanların samimiyet ve talep noktasındaki zayıflığıdır. Gerçek
gönül ehli kibrit-i ahmer / rare red sulfur (çok nadir bulunan bir cevher) gibi
aziz ve ender hale gelmiştir. (Câmi, s. 112).
Psikolojik Engel: Kendi Tedbirine İtimat ve Nefs
Putu
İnsan psikolojisi, modern çağın getirdiği
benmerkezci tutumla "kendi tedbirine / self-precaution" aşırı güvenme
eğilimindedir. Bu durum, velîlerin tasarrufunun önündeki en büyük hicaplardan /
veils (perdelerden) biridir. Tezkiretü’l-Evliyâ’da vurgulandığı üzere, "Kalp kasâvetinin /
hardness (kalp katılığı) alâmeti şudur: Hak Tealâ kulu kendi tedbirine itimat
ettirir; artık o kul da kendi tedbirine güvenir ve Hakk’ın tasarrufundan mahrum
kalır." (Attâr, s. 150). İnsanlar artık ruhanî destek yerine kendi
aklî ve maddî planlarını ilahlaştırdıkları için, gayb âleminden / realm of the
unseen gelen mâneviyat rüzgârlarını hissedemez hale gelmişlerdir.
***İnsanın kendi nefsini ve tedbirini görmesi,
Allah’ın ve velîlerinin tasarrufunu görmesine engel olan en kalın perdedir.***.
Yüzyılların Getirdiği Aşınma ve
"Fetret" Hali
Tasavvuf büyükleri, asırlar geçtikçe dinî
hassasiyetlerin azaldığını ve mânevî nurların gizlendiğini belirtmişlerdir.
Kuşeyrî, daha bin yıl öncesinden şikayet ederek şöyle der: "Bu yol kayboldu. Hidâyet
önderleri geçip gittiler. Haramla helal arasında fark gözetmez oldular,
ibadetleri küçümsediler ve saygısızlığı din edindiler." (Kuşeyrî,
s. 1, 453). Eserde nakledilen bir diğer görüşe göre; birinci yüzyıl dinle,
ikinci yüzyıl vefâ / loyalty ile, üçüncü yüzyıl mürüvvet / chivalry (insanlık)
ile geçti; dördüncü yüzyıldan itibaren ise sadece korku ve beklenti kaldı.
(Kuşeyrî, s. 16; Attâr, s. 396).
Velîler Ölmez: Kılıç Kından Çıkınca Daha Keskin
Olur
Velîlerin tasarrufunun aslında zayıflamadığı,
ancak "alıcıların" bozulduğu tezi, Mevlânâ Celâleddin Rûmî’nin oğlu
Sultan Veled’in vefat anındaki şu sözüyle mühürlenir: "Ruhumun bedenimden ayrıldığına
üzülmeyiniz; çünkü kılıç kından çıkmayınca iş görmez." (Kâşifî, s.
213). Velîler beşerî vücutlarına bağlı kaldıkları sürece, insanlık icabı feyiz
vermelerinde bazen eksiklik olabilir; ancak hayat kaydından kurtulup berzah /
isthmus (ölümden sonraki âlem) âlemine geçince, feyizleri daha kuvvetli olur.
(Kâşifî, s. 212).
Mâneviyat dünyasında tasarruf, yaşayanın liyakati
ile mevtânın / the deceased (ölenin) ruhanî gücü arasındaki bir rabıtadır /
connection. Eğer rabıta kopmuşsa, bunun sebebi "Halkla
ünsiyet / intimacy (yakınlık) edip Hak’la vahşet / estrangement (yabancılık)
içinde olan" yaşayanların ruhanî iflasıdır. (Attâr, s. 314; Kuşeyrî, s.
741).
Dipnotlar (APA):
- Attâr, F. (2022). Tezkiretü’l-Evliyâ (S. Uludağ, Çev.).
İstanbul: Kabalcı Yayınları. (s. 150, 240, 246, 314, 396-397).
- Câmi, M. (t.y.). Nefahâtü’l-Üns. (Lâmiî Çelebi Tercümesi). (s.
112, 136, 172-173, 226, 615).
- Hucvîrî, A. (2022). Keşfü’l-Mahcub - Hakikat Bilgisi (S.
Uludağ, Çev.). İstanbul: Dergah Yayınları. (s. 33, 35-37, 78-79, 128).
- Kâşifî, F. A. (t.y.). Resahât - Can Damlaları. (s. 184,
211-213, 219-220).
- Kuşeyrî, A. (2004). Tasavvufun İlkeleri - Risale-i Kuşeyrî.
(Cilt 1-2). İstanbul: Tercüman 1001 Temel Eser. (Cilt 1, s. 1, 16; Cilt 2,
s. 453-456, 741).
- Ozak, M. (1970). Envâru’l-Kulûb. (Cilt 1-2). İstanbul. (Cilt 1,
s. 545, 601; Cilt 2, s. 611, 621-628, 666).
- Vassâf, H. (2005). Sefîne-i Evliyâ (Cilt 1). (M. Akkuş & A.
Yılmaz, Haz.). İstanbul: Kitabevi Yayınları. (s. 14, 235-236, 245, 249).
BEŞERÎ ACZİYETİN GAYBÎ VESİLESİ: TEVHİD SİLSİLESİNDE VELÎNİN KONUMU
"İlahî rahmetin mutlak kaynağı olan Allah-u
Teâlâ’nın her şeye şah damarından daha yakın olduğu ve kullarının nidalarına
bizzat icabet buyurduğu gerçeği karşısında, bir velîden / ermişten yardım talep
etmenin mahiyeti, bir ikilik yaratmak değil; ilahî nizamın tayin ettiği
vesilelere / means tutunarak edeple yaklaşma çabasıdır." Tasavvufî
kaynaklarda Allah, mutlak "Muîn" / yardımcı ve
"Kâdıye’l-Hâcât" / ihtiyaçları tek başına karşılayan olarak tavsif /
describe edilir; ancak O'nun, sırlarını ve lütuflarını bir "kapı" /
door kıldığı evliyasının gönlüne tevdi / emanet etmesi de kendi iradesinin bir
tecellisidir.
İlahî Saraya Giriş Edibi: Neden Vasıta
Kullanılır?
"Hakk’a
giden yolda bir velîden yardım istemek, Allah’ın her şeye kâdir oluşuna bir
noksanlık getirmek değil, aksine kulun kendi günahkârlığı ve acziyeti sebebiyle
'Kral'ın / Melik huzuruna doğrudan çıkmaya cesaret edemeyip, Kral'ın
sevgilisini / dostunu aracı kılmasıdır." Kaynaklarda bu durum
psikolojik bir analizle şöyle açıklanır: Bir kulun ihtiyacını doğrudan Allah’a
arz etmesi, bazen nefsânî bir cüret veya izzet-i nefse / self-esteem dayalı bir
gizli kibir taşıyabilir; oysa bir vekile / deputy (velîye) gitmek, kulun kendi
noksanlığını ve o velînin Hak katındaki kadrini / worth itiraf etmesi
bakımından daha büyük bir tevazudur. Kul, kendi muamelesini Hakk'a ermek
için yeterli bir sebep görmeyi bırakıp, Hakk’ın kudretini velîlerin
tasarrufunda müşahede ettiğinde gerçek tevhide yaklaşır.
Kaynakların sürekli tekrarladığı fikir şudur:
İlahî marifet ve yardımlar bir nizam dairesinde akar; Allah her şeye kâdir olsa
da, hikmeti gereği bazı makamları vermeyi bir 'kapıya' (velînin gönlüne)
bağlamıştır ve o kapı çalınmadan içeri girmek, ilahî edebe aykırı görülmüştür..
Velîden Yardım İstemek Allah’tan İstemek midir?
Velîlerin tasarrufu / disposition, kendi bağımsız
güçlerinden değil, Allah’ın onlara bahşettiği "Kün" / Ol emrinin bir
yansımasından ibarettir. Mürşid veya velî, bir "ayna" / mirror
gibidir; ondan yansıyan ışık aslında güneşin (Hakk’ın) ışığıdır. Bu noktada bir
velîden yardım dilemek, aslında o velînin ruhaniyetini / spirituality Hakk’a
tam yönelmek için bir vesile / vessel kılmaktır. Veli, kendinden haber veren
değil, Hakk'ın iradesinde yok olmuş (fâni) ve O'nunla bekà bulmuş olandır;
dolayısıyla velîden gelen, hakikatte Hakk'tan gelmektedir.
İnsan psikolojisi açısından, bir velînin
huzurunda veya ruhaniyetine teveccüh / orientation ederek yardım istemek,
yaşayanın "istidadını" / capacity (feyz alma kabiliyetini) artırır.
Zira "Zaman olur mürid kabule istidatlı bulunur ama mürşid vaktin sahibi
olmaz; zaman olur mürşid bulunur ama mürid istidatsızdır". Velîden yardım
istemek, müridin kendi gönül aynasını o büyük zatın parlak aynasına karşı
tutarak, ilahî nurların kendi kalbine aksetmesini / reflection sağlamasıdır.
Rahmet ve Mağfiret Sahibine Ulaşan "Kırık
Kalpler"
Allah-u Teâlâ en merhametli olandır
(Erhamürrahimîn), ancak O aynı zamanda "Gani"dir / müstağnidir
(hiçbir şeye ihtiyacı yoktur); kul ise mutlak fakirdir. Velîlerin bu süreçteki
rolü, kulun "istiğfar" / forgiveness talebini, Allah’ın sevdiği bir
sesle (velînin şefaatiyle) göğe yükseltmektir. Tezkiretü'l-Evliyâ'da
belirtildiği üzere, bazı duaların kabulü için "Hacetini Ma'ruf-i Kerhî'nin
hakkı için revâ eyle" denilmesi tavsiye edilir; çünkü bu tür bir tevessül
/ intercession, kulun kendi ameline güvenmesini kırar ve Hakk’ın sevdiği
kullarına olan lütfuna sığınmasını sağlar.
***Ariflerin dilinde çıkan düşünce şudur:
Allah'ın rahmetinden ümit kesilmez, ancak o rahmetin fışkırdığı pınarlar
salihlerin gönülleridir; bu pınarlardan su içmek Allah'ı terk etmek değil,
O'nun pınarına uymaktır.***.
Dipnotlar (APA):
- Attâr, F. (2022). Tezkiretü’l-Evliyâ (S. Uludağ, Çev.).
İstanbul: Kabalcı Yayınları. (S. 73, 107, 108, 172, 333, 406).
- Hucvîrî, A. (2022). Keşfü’l-Mahcub (S. Uludağ, Çev.). İstanbul:
Dergah Yayınları. (S. 33, 35, 45, 353).
- Kâşifî, F. A. (t.y.). Resahât - Can Damlaları. (S. 195,
218-220, 225).
- Kuşeyrî, A. (2004). Tasavvufun İlkeleri - Risale-i Kuşeyrî
(Cilt 1-2). İstanbul: Tercüman 1001 Temel Eser. (Cilt 1, S. 129, 219; Cilt
2, S. 229, 933).
- Şâ’rânî, İ. (t.y.). Evliyalar Ansiklopedisi. (S. 1224, 1237,
1269, 1305).
KESRETTEN VAHDETE KAOSUN NİHAYETİ: TEVHİDİN MERKEZİNDE ALLAH'A YÖNELİŞ
"Vefat etmiş bir velîden veya bizzat
Peygamber Efendimizden (s.a.v.) yardım istemek ile doğrudan Mevlâ’ya iltica
etmek / refuge (sığınmak) arasındaki düşünsel denge, İslâm tasavvufunun
'tevhid' / monotheism (tek tanrıcılık) ve 'vesile' / means (araç) anlayışıyla
en ince detaylarına kadar açıklanmıştır." İnsan psikolojisinin
"kaos" / chaos (karmaşa) olarak adlandırdığı düşünsel dağınıklık,
aslında kulun zihnindeki "sebepler" (kesret) ile "Yaratıcı"
(vahdet) arasındaki bağı tam kuramamasından kaynaklanır. Kaynaklarda vurgulanan
temel ilke, Allah’ın yegâne fâil / actor (iş yapan) olduğudur; mülkünde O'nun
izni olmadan bir zerre bile kımıldamaz.
Tevhidin Zirvesi: "Lâ Fâile İllâ Hû"
Düşünce
dünyasındaki kaosun sona ermesi, kulun "Bütün hareket ve sükûnlar / rest
(durgunluklar) yalnız şerîki / partner (ortağı) bulunmayan Allah’ın
fiilidir" gerçeğine tam bir yakîn / certainty (kesin bilgi) ile
ulaşmasıyla mümkündür. Allah Teâlâ, her şeye şah damarından daha yakın
olduğu halde, lütfunu ve kudretini bazen bir "kapı" kıldığı
dostlarının (peygamberler ve velîler) eliyle zuhur ettirir. Ancak bu noktada
unutulmamalıdır ki, vesile olan zatlar kendiliklerinden bir tasarrufa /
disposition (etkiye) sahip değildirler; onlar yalnızca İlâhî kudretin aksettiği
/ reflected (yansıdığı) berrak aynalardır.
Hakikî tevhid, kulun Allah'ın huzurunda iradesiz
bir heykel gibi olması ve üzerindeki İlâhî tasarrufu müşahede etmesidir.
Peygamberî Ölçü: Kadere Rıza ve Müdahaleden
Kaçınış
Peygamber
Efendimiz (salla'llâhu aleyhi ve sellem), Allah’ı en iyi tanıyan ("Ârif-i
Billah") sıfatıyla, İlâhî iradeye karşı mutlak bir edep ve teslimiyet /
submission içerisindedir. O’nun kulun kaderine müdahale etmekten kaçınması,
aslında "Rıza" makamının bir gereğidir; zira Allah’ın takdirine
itiraz etmek veya onu değiştirmeye çalışmak, İlâhî hikmete karşı bir cüret
sayılır. Peygamberimiz, kendisine vahiy gelmeyen hususlarda bile "Rabbim bana
en iyisini seçmiştir" diyerek kendi iradesini Hak’ta yok etmiştir (fenâ). Peygamberin
nihayeti (sonu), velînin bidayetidir (başlangıcıdır); bu yüzden her türlü
yardım talebi en üst makam olan Nübüvvet ocağından geçerek asıl kaynağa,
Allah'a ulaşır.
Neden Vesilelere Tutunulur?
Doğrudan Allah'tan istemek en doğru ve en yüksek
yol olmakla birlikte, vesileye tutunmak bir "İlâhî protokol" ve
"edep" meselesidir. Bir kulun kendi günahkârlığını görerek "Ya
Rabbi! Sevgili dostun hatırına..." demesi, nefsindeki gizli kibri kırmak
ve Allah'ın sevdiği kullarının kadrini / worth (değerini) itiraf etmek içindir.
Ancak kişi eğer bu vesileleri Allah’tan bağımsız birer güç odağı sanırsa, o
zaman "şirk-i hafî" / hidden polytheism (gizli ortak koşma) tehlikesine
düşer. Kaynakların sürekli tekrarladığı ana fikir, vesilenin sadece bir
işaret / sign olduğu ve asıl Müsebbib'in (Sebepleri Yaratan'ın) Allah
olduğudur.
Kaostan Çıkış: Müsebbibü'l-Esbâb'a Teslimiyet
İnsan zihnindeki karmaşanın / chaos nihayeti,
sebepler perdesini yırtıp doğrudan "Sebepleri Yaratan"a (Müsebbip)
bağlanmakla olur. Bir arif için sebepler, Allah'ın kudretini gizleyen
perdelerdir; bu perdeler kalktığında geriye sadece "Bâkî" olan Allah
kalır. Kaostan çıkmak isteyen bir mü'min, "Allah bana kâfidir"
(Hasbünallah) kalesine sığınmalıdır. Varlıkta Allah'tan başka hakiki bir
müessir / effector (etkileyici) olmadığını idrak eden kişi, düşünsel
dağınıklıktan kurtulup 'Huzur' / presence (İlâhî beraberlik) haline erer.
Dipnotlar (APA):
- Attâr, F. (2022). Tezkiretü’l-Evliyâ (S. Uludağ, Çev.).
İstanbul: Kabalcı Yayınları. (s. 442-446, 150, 240, 246).
- Gazâlî, İ. (2012). Muhtasar İhyâ-ü Ulûmiddin. İstanbul: Şura
Yayınları. (s. 320-321, 351-355, 1006-1007, 1026-1030).
- Hucvîrî, A. (2022). Keşfü’l-Mahcub - Hakikat Bilgisi (S.
Uludağ, Çev.). İstanbul: Dergâh Yayınları. (s. 360-363, 191, 206, 488).
- Kâşifî, F. A. (t.y.). Resahât - Can Damlaları. (s. 184, 219,
275-276, 283).
- Kuşeyrî, A. (2004). Tasavvufun İlkeleri - Risale-i Kuşeyrî
(Cilt 1-2). İstanbul: Tercüman 1001 Temel Eser. (Cilt 1, s. 24-42,
581-586; Cilt 2, s. 316, 453-456).
- Uludağ, S. (2007). Sırlar Menbaı ve Tarikat Sultanı Cüneyd-i
Bağdâdî. İstanbul: Mavi Yayıncılık. (s. 555-571).
HAKİKATİN ÇIPLAK YÜZÜ: VESİLELERİN SÜKUTU VE MUTLAK TEVHİDİN ZUHÛRU
"İslam
mâneviyat tarihinde, bir kulu kemale erdirmek murad eden Allah-u Teâlâ, bazen o
kulun üzerine öyle ağır belâ / imtihan sağanakları indirir ki; kulun o güne
kadar güvendiği tüm mânevi dayanaklar, sığındığı velî eşikleri ve hatta kendi
salih amelleri bile birer birer dilsizleşir." Bu durum,
kulun kalbindeki gizli şirk / polytheism (gizli ortak koşma) tortularını
temizlemek ve onu doğrudan "Müsebbibü’l-Esbâb" / Sebepleri Yaratan'a
ulaştırmak için kurulan ilâhî bir "ızdırar" / absolute necessity
(çaresizlik) tuzağıdır. Kaynaklarda vurgulandığı üzere, kul kendi tedbirine ve
dindarlığına itimat ettiği sürece Hakk’ın gerçek tasarrufundan mahrum kalır; ne
zaman ki "Bana ancak Allah kâfidir" sırrı ile her şeyden ümit keser,
işte o zaman kalbinde ilâhî bir pencere açılır,.
Çaresizliğin Kuyusunda Bir Arif: Hikâyet-i Muztar
Vaktiyle Bağdat çöllerinde, ömrünü zühd /
asceticism (dünyadan el çekme) ve ibadetle geçirmiş, halkın "Sıddîk"
diye parmakla gösterdiği bir derviş yaşardı. Bu zât, her daraldığında "Ya
Gavs, ya Pîr!" diyerek büyüklerin ruhaniyetine sığınır, onların
himmetiyle gönlüne ferahlık geldiğini sanırdı. Ancak bir gün öyle bir fırtınaya
tutuldu ki; evlâdını kaybetti, malı yağma edildi ve bedeni dermanı bulunmaz
dertlere dûçar / exposed (yakalanmış) oldu. Gözü yaşlı bir halde, yıllarca
hizmet ettiği dergâhın eşiğine yüz sürdü; vefat etmiş büyüklerin kabirlerinde
sabahlara kadar "Meded!" diye inledi. Lâkin ne bir ses duydu, ne de
gönlüne o eski huzur rüzgârı esti.
Derviş, mürşidinin ruhaniyetinden meded umdukça
karanlığı arttı; velîlerin ismini andıkça acısı katmerlendi. En sonunda, tüm
kapıların kapandığını, sığındığı her "gölgenin" aslında birer
"hicab" / veil (perde) olduğunu fark ederek, çölün ortasında yüzünü
toprağa koydu. "İlâhî!"
dedi, "Mahlûkattan tamamen ümidimi kestim. Mâsivâya / everything other
than God (Allah dışındakilere) el uzattığım sürece perdelendim. Şimdi sadece Sen varsın, senin
kapından başka hiçbir sığınağım kalmadı!". İşte o an, kalbinin
derinliklerinden öyle bir nur parladı ki; derviş, o güne kadar "veli
yardımı" sandığı şeyin aslında Allah’ın o velîler aynasından yansıyan
kendi lütfu olduğunu, velîlerin de bizzat Allah’a muhtaç birer
"karaltı"dan ibaret bulunduğunu yakînen / certainly anladı,.
İnsan, yaratıklardan ve hatta kerametlerden bile
ümidini kesip 'mutlak acz' makamına indiğinde, Allah ona bizzat kendisi tecelli
eder.
Allah'ın Kulunda Görmek İstediği Sır: Tevhid-i
Hakikî
Bu yaşanan dehşetli hal, Allah’ın kulunda görmek
istediği "saf tevhid" / pure monotheism hakikatidir. Kaynaklar, bu
durumu şu şekilde analiz eder:
- Amellere ve Velîlere Dayanma Âfeti: Kul,
ibadetiyle veya bir büyüğe bağlılığıyla "garanti" altında
olduğunu sandığında, bu durum onda gizli bir kibir ve "emniyet"
duygusu yaratır. Oysa Allah, kulun sadece Kendisine dayanmasını ister.
- İzdırar Hali: Bir
insanın boğulmak üzereyken gösterdiği o tam çaresizlik hali (ızdırar),
duanın en makbul olduğu andır. Zira o anda aradaki tüm vasıtalar /
intermediaries (aracılar) düşer ve "Lâ fâile illâ Hû" /
"O'ndan başka iş yapan yoktur" gerçeği kalbe mühürlenir,.
- Vasıtaların Birer İmtihan Olması: Velîler
ve mürşidler aslında birer "rehber"dir; ancak kul onları
"maksûd" / goal (amaç) haline getirirse, Allah o kapıları
kapatarak kulu Kendi zatına yöneltir. Cüneyd-i Bağdâdî'nin dediği gibi: "Sen
yoldan (kendi benliğinden ve vasıtalarından) kalktın mı, Hakk'a
erersin".
Mürid için makam olan bir şey, kâmil bir arif
için hicap / veil (perde) haline gelebilir; bu yüzden Allah, sevdiği kulu
vasıtalardan koparıp bizzat Kendi huzurunda yalnız bırakır.
***Kaynakların sürekli tekrarladığı düşünce,
kulun ancak "olmadan evvelki" gibi bir hiçliğe erdiğinde, Allah'ın o
kulda ezeldeki gibi tecelli edeceğidir.***. Sonuç olarak; dervişin yaşadığı o
büyük sükût ve yardımın kesilmesi, aslında Allah'ın ona "Benden başkasına
bakma, çünkü benden başkası yok" demesinin en şefkatli yoludur.
Dipnotlar (APA):
- Attâr, F. (2022). Tezkiretü’l-Evliyâ (S. Uludağ, Çev.).
İstanbul: Kabalcı Yayınları. (s. 358, 403, 446).
- Kâşifî, F. A. (t.y.). Resahât - Can Damlaları. (s. 192).
- Kuşeyrî, A. (2004). Tasavvufun İlkeleri - Risale-i Kuşeyrî
(Cilt 1-2). İstanbul: Tercüman 1001 Temel Eser. (Cilt 1, s. 10, 120; Cilt
2, s. 573).
- Uludağ, S. (2007). Sırlar Menbaı ve Tarikat Sultanı Cüneyd-i
Bağdâdî. İstanbul: Mavi Yayıncılık. (s. 165).
Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Yorumlar
Yorum Gönder