Print Friendly and PDF

HAKİKATİN VERESESİ: MÜRŞİD SEÇİMİNDEKİ İLAHÎ SIR VE ŞER’Î MİZAN


"İslâm tasavvuf geleneğinde bir mürşid-i kâmilin / spiritual guide (olgun mürşid) vefatından sonra yerine geçecek zâtın tayini, ne beşerî bir seçim ne de halkın teveccühüne / orientation (yönelim) bağlı bir tercihtir; aksine bu süreç, ezelî takdirin / divine decree (kader) mülk âlemindeki bir tezahürü ve 'ictibâ' / divine selection (seçilme) sırrının bir tecellisidir." Kaynaklarda bu intikal / transition süreci; bazen halef-selef / successor-predecessor arasındaki sarih bir vasiyetle, bazen manevî bir işaretle (işâret-i maneviyye) ve bazen de bizzat Allah Teâlâ’nın o kulu halk içinden "çekip almasıyla" gerçekleşmektedir [Resahât, 316, 330; Şârânî, 1066].

Şeyhlik Makamına İntikal Biçimleri

Tasavvufî tabakât / biographical dictionaries eserleri, şeyhliğin devredilmesinde üç ana usulden bahseder:

  1. Sarih Tayin ve Vasiyet: Kâmil mürşid, vefatından önce müridleri içinden seyr-ü sülûkunu / spiritual journey tamamlamış, liyakati kesinleşmiş olanı açıkça halife tayin eder. Mevlânâ Celâleddin Rûmî’nin, müridlerinin üç kez sormasına rağmen her defasında Hüsâmeddin Çelebî’yi işaret etmesi, dördüncü soruda oğlu Sultan Veled’i "vasiyete muhtaç olmayan bir pehlivan" olarak niteleyip asıl vazifeyi Hüsâmeddin’e vermesi bu usulün en kâmil örneğidir [Resahât, 330; Nefahat, 299].
  2. Manevî Rical ve İlâhî İntihab: Bazı hallerde halifelik, rüyalar veya yakaza / semi-wakefulness (uyanıklıkla uyku arası) hallerinde bizzat Hz. Peygamber (salla'llâhu aleyhi ve sellem) veya rical-i gayb / men of the unseen (gayb erleri) tarafından bildirilir. Bir velîye rüyasında Mushaf-ı Şerîf uzatılarak "Al kelâmımı, kullarımı bana davet eyle" denilmesi, iradenin tamamen Hakk’a teslim edildiği noktadır [Sefîne, 435; Şârânî, 1132].
  3. Üveysî Meşreb: Cismanî bir görüşme olmaksızın, vefat etmiş bir mürşidin ruhaniyeti tarafından terbiye edilme yoludur. Ebü’l-Hasan Harakânî’nin, kendisinden çok önce yaşamış olan Bayezid-i Bistâmî’den feyz alarak silsileyi devam ettirmesi, zaman ve mekânın bu ilâhî seçimde engel olmadığını gösterir [Semerat, 444; Nefahat, 191].

Mürşidlik, birinin kendi isteğiyle elde edebileceği bir makam değil, Allah’ın ezelî ilminde o kula tahsis ettiği bir hil'at / robe of honor (onur elbisesi) meselesidir.

Seçimin Sıhhati ve Şer’î Terazisi

Bir kişinin şeyhliğinin veya halifeliğinin sıhhatini / authenticity (doğruluğu) anlamak için tasavvuf büyükleri çok sert ölçüler koymuşlardır. İnsan psikolojisinin "benlik" ve "riyaset" / leadership (baş olma) arzusuna meyilli olması, "müteşeyyih" / fake sheikh (sahte şeyh) tehlikesini her zaman canlı tutmuştur.

  • Kitap ve Sünnet Uyumu: En büyük miyar, o kişinin her halinin şeriata / Islamic law uygunluğudur. Cüneyd-i Bağdâdî’ye göre, gönle gelen bir nükte / spiritual insight (ince mâna), "Kur'an ve Sünnet" gibi iki adil şahit tarafından onaylanmadıkça kabul edilmez [Sülemî, 283; Kuşeyrî, 6]. Şeriatın zâhiriyle çatışan her türlü 'keramet' iddiası, sahibini zındıklık / heresy kuyusuna düşüren bir nefs desisesidir.
  • İradesizlik (Fakr): Sahih bir şeyh, o makamı asla istemeyen, o yükten kaçan kişidir. Kendi iradesini "Müsebbibü’l-Esbâb"ın / Cause of Causes (Sebepleri Yaratan) iradesinde yok etmeyen (fena), gerçek bir rehber olamaz [Kuşeyrî, 17; Semerat, 459].
  • Halkın Meyli ve İlahî İrade: İnsanların bir zâta meyletmesi, tek başına o kişinin şeyhliğinin sıhhatine delil değildir. Çünkü halk bazen "sûrî" / formal (şekilsel) hallere kapılabilir [Hucvîrî, 65]. Ancak Allah bir kulu severse, onun sevgisini yeryüzüne indirir ve kalpleri ona çevirir [Şârânî, 793]. Dolayısıyla halkın teveccühü, ancak İlâhî rızanın bir semeresi / fruit (neticesi) ise kıymetlidir; aksi halde bir istidrac / leading to ruin (aldatıcı başarı) olabilir.

Psikolojik Analiz ve Kişilik Özellikleri

Seçilen şeyhlerin kişilik analizleri yapıldığında; çocukluk dönemlerinden itibaren büyük acılar çekmiş (Bayezid-i Bistâmî gibi), dünyevî iktidarları elinin tersiyle itmiş (İbrahim Edhem gibi) ve "hiçlik" / nothingness makamına inmiş oldukları görülür. Kaynakların sürekli tekrarladığı fikir, bir kişinin ancak kendinden tamamen vazgeçtiği ve nefsinin emaretini / dominance (hükmetme) kırdığı zaman 'kutub' / the pole (manevî merkez) olmaya hak kazandığıdır.

Bir mürşid, müridindeki "edepsizliği" gördüğü an kalbindeki feyz / spiritual bounty perdesini kapatır; çünkü hilâfet, "edep" üzerine bina edilmiştir [Şârânî, 1014; Sefîne, 415]. Sonuç olarak; şeyh seçimi, insanların oylarıyla değil, "Huzur-u Kibriya"daki / Divine Presence (Allah'ın huzuru) ruhanî protokollerle gerçekleşen ilâhî bir müdahaledir.

Dipnotlar (APA):

  • Attâr, F. (2022). Tezkiretü’l-Evliyâ (S. Uludağ, Çev.). İstanbul: Kabalcı Yayınları. (s. 283).
  • Câmî, M. (1998). Nefahâtü’l-Üns (Lâmiî Çelebi Tercümesi, S. Uludağ & M. Kara, Haz.). İstanbul: Marifet Yayınları. (s. 191, 299).
  • Hucvîrî, A. (2022). Keşfü’l-Mahcub - Hakikat Bilgisi (S. Uludağ, Çev.). İstanbul: Dergâh Yayınları. (s. 65, 118).
  • Kâşifî, F. A. (t.y.). Resahât - Can Damlaları. (s. 316, 330).
  • Kuşeyrî, A. (2004). Tasavvufun İlkeleri - Risale-i Kuşeyrî (Cilt 1-2). İstanbul: Tercüman 1001 Temel Eser. (Cilt 1, s. 6, 17).
  • Sarı Abdullah Efendi. (t.y.). Semerâtü’l-Fuâd. (s. 444, 459).
  • Sülemî, E. A. (t.y.). Tabakàtü’s-Sûfiyye. (N. Şüreybe, Haz.). (s. 283).
  • Şârânî, İ. (t.y.). Evliyalar Ansiklopedisi (Tabakâtü’l-Kübrâ) (A. Akçiçek, Çev.). İstanbul: Bedir Yayınevi. (s. 793, 1014, 1066, 1132).
  • Vassâf, H. (2005). Sefîne-i Evliyâ (Cilt 1-2). (M. Akkuş & A. Yılmaz, Haz.). İstanbul: Kitabevi Yayınları. (Cilt 2, s. 435).

Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Benzer Yazılar

Yorumlar

Çok Eski Yazılarımızdan

Arşivden yazılar getiriliyor...