Print Friendly and PDF

Gerçek Velînin Bir Sopası Veya Kılıcı Yoktur...

NAZARGÂH-I İLÂHÎ’DEKİ ÇATLAK: GÖNÜL YIKMANIN VEBALİ VE HAYATIN RÛHÂNÎ DİSİPLİNİ

"İslâm mâneviyat tarihinde kalp, sadece maddî bir uzuv değil; 'Nazargâh-ı İlâhî' / Divine Perspective (Allah’ın baktığı yer) ve 'Beytullah' / House of Allah (Allah’ın evi) olarak kabul edildiğinden, bir gönlü incitmek kâinatın mânevî / spiritual (ruhani) nizamını sarsan en ağır cinayetlerden biri sayılmıştır."

Velîlerin lisanında, birinin kalbini kırıp ardından huzurlu ve güzel bir hayat beklemek, "fırtınada sükûnet aramak" / seeking tranquility in a storm kadar abestir. Zira kalp, Hak Teâlâ’nın mahlûkat üzerindeki mülküdür ve oraya yapılan tecavüz, doğrudan 'Müsebbibü’l-Esbâb'a / Cause of Causes (Sebeplerin Sahibi) karşı yapılmış bir edepsizlik / rudeness hükmündedir (Envâru’l-Kulûb, 492; Semerâtü’l-Fuâd, 134, 156).

1. Kalp: Ka'be’den Daha Yüce Bir Bina

Tasavvuf büyükleri, mü'minin kalbini Hz. İbrahim (a.s.) tarafından inşa edilen Ka'be-i Muazzama ile kıyaslamış ve kalbin kudsiyetini / holiness (kutsallık) daha üstün tutmuşlardır. Ebû Bekr el-Kettânî’nin "Mü’minin kalbini koruma, bana makbul bir hacdan daha sevimlidir" sözü, bu ruhanî / spiritual hiyerarşinin / hierarchy en açık ifadesidir (Kuşeyrî, 14). Bir gönül yıkmak, manen bin Ka'be’yi yıkmaktan daha büyük bir felâkettir; çünkü Ka'be mahlûk eliyle yapılmıştır, mü'minin kalbi ise bizzat Allah’ın sanatıdır (Envâru’l-Kulûb, 492).

Kaynakların sürekli tekrarladığı fikir; bir gönül kıranın, aslında bütün gönülleri yaralamış olduğu ve bu yaradan sızan 'âh'ın, failin / perpetrator (yapan kişi) hayatındaki bereketi ve sekîneti / serenity (huzur) kurutacağıdır (Semerâtü’l-Fuâd, 147; Tâcü’l-Evliyâ, 398).

2. Kırılan Kalbin İntikamı ve Psikolojik Yansımalar

İnsan psikolojisi, başkasına verdiği acının bedelini vicdanen hissetmese bile, kâinatın 'aks-i sedâ' / echo (yankı) yasası gereği o acı dönüp sahibini bulur. Velîler, haksız yere kalbi kırılanın sessiz yakarışının / supplication, gökyüzünün kapılarını aralayan "gaybî bir ordu" gibi failin üzerine hücum ettiğini belirtirler. Hüseyin Vassâf’ın naklettiği üzere, "İnsân-ı kâmillerin, hele velîlerin gönlüne dokunmamalı; bir 'âh' ederlerse, gidersin gürültüye" uyarısı, hayatın her an her an 'müşahede' / witnessing altında olduğunun birer kanıtıdır (Sefîne, 124).

İnsan, başkasının gözyaşı üzerine kurduğu saadetin binasını, kendi gözyaşlarıyla yıkmaya mahkûmdur. (Envâru’l-Kulûb, 549).

3. Velîlerin Kişilikleri ve Kalp Kırmama Hassasiyeti: İbrahim Edhem Örneği

Zahidlerin sultanı İbrahim Edhem (k.s.), bir gün bir kişi tarafından haksız yere tokatlandığında, o kişiye dönüp "Senin ahiretteki hakkın benden üstündür; çünkü bana vurduğunda senin elin benim yüzümden daha çok acımıştır, lütfen hakkını helal et" demiştir (Envâru’l-Kulûb, 532). Bu davranış, "Gönül ehli" / people of heart olanların sadece kendilerini korumakla kalmayıp, karşılarındakinin de günaha girerek manen / spiritually (ruhsal olarak) yıkılmasını engelleme gayretidir. Onlar "dövene elsiz, sövene dilsiz" olma makamına, kalp kırmanın 'zındıklık' / heresy ve 'felâket' olduğunu bildikleri için ermişlerdir (Envâru’l-Kulûb, 855, 856).

Arif için bir makam olan rıza, ancak kimseden incinmemek ve kimseyi incitmemekle tamamlanan bir kemâlat / perfection yoludur. (Envâru’l-Kulûb, 476; Semerâtü’l-Fuâd, 145).

4. Sonuç ve Hayatın İnzibatı

Birinin kalbini kıran kişi, ne kadar ibadet ve taat / worship (kulluk) ederse etsin, gönül aynası 'zulmet' / darkness (karanlık) ile karardığı için hayatın hakikî lezzetini / flavor tadamaz. "Zulmetme; âlimin ve mü'minin kalbini kırma" düsturu / principle, toplumsal barışın yanı sıra, ferdin kendi 'psikolojik travmalarından' / traumas ve manevî buhranlarından kurtulması için en büyük 'tiryak' / potent antidote (ilaç) hükmündedir (Semerâtü’l-Fuâd, 160; Envâru’l-Kulûb, 314).

Dipnotlar (APA):

  • Attâr, F. (2022). Tezkiretü’l-Evliyâ (S. Uludağ, Çev.). İstanbul: Kabalcı Yayınları. (s. 146, 147, 445).
  • Câmî, M. (1998). Nefahâtü’l-Üns (Lâmiî Çelebi Tercümesi, S. Uludağ & M. Kara, Haz.). İstanbul: Marifet Yayınları. (s. 92, 115).
  • Kuşeyrî, A. (2004). Tasavvufun İlkeleri - Risale-i Kuşeyrî (Cilt 1-2). İstanbul: Tercüman 1001 Temel Eser. (Cilt 1, s. 14; Cilt 2, s. 421).
  • Ozak, M. (1975). Envâru’l-Kulûb (Cilt 1-2). İstanbul: Üçler Matbaası. (Cilt 1, s. 466-468, 492; Cilt 2, s. 549, 855-856).
  • Sarı Abdullah Efendi. (t.y.). Semerâtü’l-Fuâd. (s. 134, 145, 147, 156-160, 169).
  • Şârânî, İ. (t.y.). Tâcü’l-Evliyâ ve Burhânü’l-Esfiyâ. (s. 124, 398).
  • Vassâf, H. (2005). Sefîne-i Evliyâ (Cilt 1). (M. Akkuş & A. Yılmaz, Haz.). İstanbul: Kitabevi Yayınları. (s. 124).

HAKÎKATİN HEYBETİ VE VELÂYETİN NAR-I BEYZÂSI: VELİYE EZÂ EDENİN İLÂHÎ HARPTEKİ AKIBETİ

"İslâm mâneviyat tarihinde velîler, sadece birer sâlih kul değil; bizzat 'Ben sevdiğim kulumun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum' / I become his ears, his eyes, his hands and his feet kudsî müjdesinin / divine glad tidings (Allah'ın sözü) tecellîgâhıdırlar." Bu mânevî / spiritual makam sebebiyle, bir Allah dostunun gönlünü kırmak veya ona fütursuzca / recklessly (saygısızca) yaklaşmak, sadece bir insanı incitmek değil; o velînin arkasındaki mutlak kudret olan Allah Teâlâ’ya karşı doğrudan "istehalle muhàrabetî" / declaring war against Me (savaş açmak) hükmündedir. Kaynaklarda bu zevatın / people yakınına yaklaşmak "ateşi suzan" / burning fire (yakıcı ateş) olarak nitelendirilmiş; onlara karşı takınılan edepsizliğin, kişinin hayatında sorgusuz sualsiz / without question büyük belâlara ve mânevî bir yıkıma yol açtığı en ince detaylarıyla şerh edilmiştir.

1. Veliye Eza: Allah’ın Harp İlanı ve İntikam-ı İlâhî

Kutsî bir hadis-i şerifte açıkça beyan edildiği üzere, Allah Teâlâ; "Kim benim velî bir kulumu aşağılarsa / humiliates, bana harp ilân etmiş olur" / declares war against Me buyurmaktadır. Bu ilâhî tehdit, insan psikolojisindeki "güce karşı gelme" dürtüsünün en tehlikeli noktasıdır. Velî, Hakk'ın nazargâhı / focus of divine gaze olduğu için, ona yapılan her saldırı doğrudan "Müsebbibü’l-Esbâb"a / Cause of Causes yapılmış sayılır.

***Kaynaklarda sürekli tekrarlanan düşünce; Allah'ın, kendi dostuna yapılan bir saygısızlığa, bizzat mülk âleminde (dünyada) anında veya bir 'mekr' / divine trap (tuzak) olarak rızkı ve maneviyatı keserek mukabele edeceğidir.***.

  • Kıssa: Mâlik b. Dinâr ve Kesilen El: Mâlik b. Dinâr (k.s.) hasta ve mecalsiz bir haldeyken pazar yerinde bir zâbitin / official (memur) "Yoldan çekil!" nidasına yavaş mukabele ettiği için bir kamçı darbesi alır. Mâlik, "Allah o elini kırsın!" dediğinde, ertesi gün o zâbitin eli bir suçtan ötürü kesilmiş halde pazar yerinde sergilenmektedir.
  • Kıssa: İbrahim b. Edhem'in Tokadı: Zâhidlerin sultanı İbrahim Edhem’e biri haksız yere tokat attığında, İbrahim Hazretleri; "Senin ahiretteki hakkın benden üstündür; çünkü bana vurduğunda senin elin benim yüzümden daha çok acımıştır" diyerek mukabele etmiştir. Bu hal, arifin kendisini savunmasından ziyade, kendisine eza edenin uğrayacağı ilâhî gazaptan duyduğu merhamet endişesidir.

2. "Ateşi Suzan": Yakınlığın Tehlikesi ve Edep Zarureti

Tasavvuf büyükleri, velîlerin huzurunu "ateşi suzan" / burning fire (yakıcı ateş) olarak tarif ederler. Şeyhlerin huzurunda edebi terk etmek, rûhun "yanıp kül olmasına" / spiritual destruction veya mânevî yolun ebediyyen kapanmasına yol açar. "Edebi terketmek, kovulmayı gerektirir; kapıda edepsizlik yapan ise hayvanların hizmetine gönderilir".

  • Edep ve Heybet: Allah bir kulu sevince, ona bir heybet / awe ve vakar / dignity giydirir. Ebû Osman el-Hîrî’nin naklettiği üzere, velîler öyle bir tecellî altındadırlar ki; "Allah’ı konuşan olarak görmedikçe söylenen sözü dinlemeyiniz" düsturu / principle gereği, onların huzurunda her söz Hakk’ın huzurunda söyleniyor gibi ağır bir mesuliyet / responsibility taşır.

Mürid için makam sayılan bir yakınlık, edepsizlik gösteren bir cahil için helâk / ruin vesilesidir. Kaynaklarda, sultanın yakınında bulunmanın lezzeti kadar tehlikesinin de büyük olduğu, en ufak bir sürçmenin / slip (hata) "başın gitmesine" / execution (maddi veya manevi ölüm) sebep olacağı vurgulanır.

3. Hayattaki Belâların Derunî Sebebi: Gönül Kırmak

İnsanların başlarına gelen ani rızık kesilmeleri, ailevî huzursuzluklar veya psikolojik travmaların / traumas altında yatan sırrın, çoğu zaman "bir gönül yarası" / broken heart olduğu analiz edilmiştir. Hele bu gönül bir "insân-ı kâmil"e / perfect human aitse, o gönülden çıkan bir "âh", kâinatın mânevî nizamını / order faile karşı harekete geçirir.

  • İstidrac Tehlikesi: Bir kişi bir velîyi incitir de dünyevî işleri düzgün gitmeye devam ederse, bu durum o kişi için bir "istidrac"tır / leading to ruin (aldatıcı başarı). Allah, o kulun kendi ayıplarını görmesini engelleyerek onu en büyük körlüğe mahkûm eder.
  • İbrahim Havvâs ve Akrep: İbrahim Havvâs (k.s.) üzerinde yürüyen bir akrebe dokunulmasına izin vermezken; "Ona dokunma, her şey bize muhtaçtır" derken, aslında her mahlûkun Allah’ın emriyle hareket ettiğine işaret eder. Bir velîye zarar vermek isteyen kişi, aslında mahlûkatı o velîye "müsahhar" / subservient (boyun eğmiş) kılan Allah'ın iradesine çarpar.

***Arif için bir makam olan rıza, kendisine yapılan ezayı 'Kaderin eli' olarak görüp sabretmeyi gerektirir; ancak Hakk'ın gayreti / divine jealousy, dostunun hukukunu çiğneyen zâlimi asla cezasız bırakmaz.***.

Sonuç olarak; velîlerin yanına yanaşırken "edep" sadece bir kural değil, ruhu koruyan bir kalkan hükmündedir. Onların gönlünde yer edinen Allah ile beraberdir; onları kıran ise Allah'ın kılıcına göğüs germiş demektir.

 

HAKÎKATİN SABİT MİZANI: VELÎNİN KILINCI VE EDEPSİZİN KENDİ ELİYLE HELÂKI

"Tasavvufî literatürde / literature (edebiyat/kaynaklar) velîlerin tasarruf / spiritual influence (manevî yetki) yetkisi ve onlara karşı yapılan saygısızlığın neticeleri anlatılırken kullanılan 'kılıç' metaforu / metaphor (mecaz), aslında ruhanî / spiritual bir kanunun en ince detaylarıyla izahıdır." Bu sarsıcı kıssanın / anecdote (hikâye) aslı, Nakşibendiyye silsilesinin büyük ricalinden / important men (büyük zatlar) olan Mevlânâ Sadeddîn-i Kaşgarî (k.s.) hazretlerine aittir [Kâşifî, 150]. Eserde, velîlerin birine zarar vermek için harekete geçmedikleri, aksine edepsizlerin / ill-mannered people kendi elleriyle felakete koştukları bir "sabit kılıç" teşbihiyle / analogy (benzetme) beyân edilmiştir [Kâşifî, 150].

Kıssanın Hakikati ve Mevlânâ Sadeddîn'in İzahı

Kaynaklarda nakledildiğine göre, Mevlânâ Sadeddîn-i Kaşgarî (k.s.), velîlerin kendilerine yönelik edepsizliklere bizzat mukabele / response (karşılık) etmediklerini, ancak o kişinin kendi hareketiyle helâke / ruin sürüklendiğini şu muazzam örnekle açıklar:

"Bir kılıç kınından çıkmış olsa ve kabzası kuvvetle yere rabt edilmiş / fixed (bağlanmış) olsa ve ağzı dışarıda bulunsa ve bir câhil çıplak vaziyette gelip, var kuvveti ile göğsünü o kılıca vurup helâk olsa, kılıcın bunda ne günâhı olur?" [Kâşifî, 150].

Bu ifadeler, insan psikolojisinin "suçu dışarıda arama" meylini / orientation sarsan bir tespittir. Velî, Hakk'ın bir aleti ve sabit kılıcı hükmündedir; ona çarpan, aslında kılıca değil, bizzat Hakk'ın sarsılmaz kanununa çarpmış olur. İnsan, kendi edepsizliğiyle bileği keskinleşmiş bir kılıca boynunu sürtmekte, sonra da kılıcı zalimlikle suçlamaktadır.

Silsilenin diğer büyükleri de bu "zarar görme" meselesini benzer şekilde şerh / explain (açıklama) etmişlerdir. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (k.s.), bu hali "fil yavrusunu yiyenlere" benzeterek, evliyayı çekiştirenlerin ve onlara eza / torture edenlerin aslında kendi sonlarını hazırladıklarını vurgular [Sarı Abdullah, 183]. Abdülkâdir Geylânî (k.s.) örneğinde olduğu gibi, bir velîye saldırıldığında kılıçların eğrilmesi veya vuranın elinin kırılması, kılıcın bir fiili değil, "Ben sevdiğim kulumun tutan eli, vuran kılıcı olurum" sırrının bir tecellisidir / manifestation [Şârânî, 514; Kuşeyrî, 579].

Kaynakların sürekli tekrarladığı fikir; gerçek velînin bir sopası veya kılıcı yoktur; onun kılıcı Hakk'ın gayretidir / divine jealousy ve edepsizlik eden cahil, bu kılıca bizzat gidip çarpan kimsedir. [Şârânî, 1117].

Psikolojik Analiz: Narsisizm ve Yansıtma

Psikolojik açıdan bu durum, kişinin kendi içindeki "riyâ" ve "ucub" / vanity (kendini beğenme) gibi karanlık yönlerinin, bir kâmil mürşid / perfect guide (olgun rehber) aynasında çarpışmasıdır. Kişi, velînin şahsında kendi çirkinliğini gördüğünde ona saldırır; ancak saldırdığı şey aslında "İlâhî bir sabitlik" olduğu için, aldığı yara yine kendisine döner. Arif için bir makam olan rıza, kendisine yapılan ezayı 'Kaderin eli' olarak görüp sabretmeyi gerektirir; ancak edepsiz mürid için bu sessizlik, boynunu sürttüğü bir kılıçtan farksızdır. [Kuşeyrî, 1; Sarı Abdullah, 182].

Sonuç olarak; Mevlânâ Sadeddîn'in naklettiği bu kılıç kıssası, müridin mürşid karşısındaki konumunu "tam bir edep ve hiçlik" / nothingness (yokluk) üzerine bina eder. Kılıç sabittir, kesmek için hareket etmez; helâk olan, kılıca kendi hırsıyla / greed koşup gelendir.

************

Sıkıntı kırdığın kişinin kalbi Allah Teâlâya yakınsa, o zaman başına gelene dikkat etmek gerekir. Geri dönüşü olmayan şeylerden biri budur.

"Allah Teâla   şöyle   buyurdu:"

"Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse, ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım   şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı   olurum. Benden bir şey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum. Ben yapacağım bir şeyde, mümin kulumun ruhunu kabzetmedeki tereddüdüm kadar hiç tereddüte düşmedim: O ölümü sevmez, ben de onun sevmediği şeyi sevmem." (Buhârî, Rikak 38.)

Dipnotlar

  • Attâr, F. (2022). Tezkiretü’l-Evliyâ (S. Uludağ, Çev.). İstanbul: Kabalcı Yayınları. (s. 301, 428).
  • Coşan, M. E. (2016). Tabakàtü’s-Sûfiyye Sohbetleri (Cilt 1-4). Sincan: Server Yayınları. (Cilt 1, s. 678, 797; Cilt 4, s. 836).
  • Kadi İyâz. (t.y.). Şifâ-i Şerîf. (s. 463).
  • Kuşeyrî, A. (2004). Tasavvufun İlkeleri - Risale-i Kuşeyrî (Cilt 1-2). İstanbul: Tercüman 1001 Temel Eser. (Cilt 1, s. 8, 100; Cilt 2, s. 521-522, 533).
  • Ozak, M. (1975). Envâru’l-Kulûb (Cilt 1-2). İstanbul: Üçler Matbaası. (Cilt 2, s. 532, 645).
  • Şârânî, İ. (t.y.). Evliyalar Ansiklopedisi (Tabakâtü’l-Kübrâ). (s. 981, 1017, 1024, 1043-1045, 1048).
  • Vassâf, H. (2005). Sefîne-i Evliyâ (Cilt 1). (M. Akkuş & A. Yılmaz, Haz.). İstanbul: Kitabevi Yayınları. (s. 124, 166).

 

 


Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Benzer Yazılar

Yorumlar

Çok Eski Yazılarımızdan

Arşivden yazılar getiriliyor...