Rakamların tarihi
Rakamların tarihi, insan zekasının en temel ve en
kalıcı başarılarından biri olarak kabul edilmekle birlikte, bu konuya dair
yapılan incelemeler, rakamların kökeninin bir tanrının ya da belli bir uygarlık
kahramanının eksiksiz armağanı olmadığını, aksine çok uzun ve karmaşık bir
evrimin ürünü olduğunu ortaya koymaktadır.
I. Temel Kavramlar ve Sayı Sistemlerinin Doğuşu
Kavramsal Farklılıklar
Öncelikle, rakam ve sayı kavramları arasında
kesin bir ayrım yapılması gerekmektedir: Rakam, sayıyı temsil eden
uylaşımsal/geleneksel (konvansiyonel), çizgesel (grafik) simgelerdir (örneğin
1, 2, 3). Sayı ise bir kavram sorunudur. Deyim yerindeyse, rakam, sayının
giyebildiği bir giysidir; seçilen simgelerin yapısı, karşılık gelen kavramın
anlamını değiştirmeksizin farklılaşabilir.
İlkel Hesap ve Sayım Yöntemleri
İnsanlar, dört adetten fazla öğeyi tek ve çabuk
bir bakışla (yani hile karıştırmadan) ayırt etme gücüne sahip olmadıkları için,
dördün ötesindeki nicelikleri bilmek adına sayım yöntemlerine başvurmak zorunda
kalmışlardır.
- Birebir Uygunluk Yöntemi: Bu,
ilkel aritmetiğin temelini oluşturur. Örneğin, bir otobüsteki koltuklar ve
yolcular gibi iki kümenin aynı sayıda öğe içerip içermediğini veya
hangisinin daha çok öğe taşıdığını saymaya başvurmadan belirlemeyi içerir.
- Beden Parçalarıyla Sayım: İnsanın
on parmağı, onluk öbeklemeler fikrini vererek sayı sistemimizin doğuşunda
merkezi bir rol oynamıştır; bu nedenle el, en yalın ve doğal "hesap
makinesi" olarak sunulur. Hint tüccarları arasında, ellerini bir
çuha/kumaş altına sokarak alım satım işlemini parmak eklemleriyle sayma
geleneği de mevcuttu.
- Kertme Uygulaması: En az
kırk bin yıllık bir geçmişe sahip olan bu teknik, çubuklar üzerine
kertikler/çentikler açarak birimlerin sayımını somutlaştırmayı içerir. Bu,
yazılı saymanlığın ilk kavramlarını icat eden ilksel/en eski sayısal
gösterim sistemi olarak değerlendirilir.
Taban İlkesi
Sayı sistemlerinin icadına, matematikçilerden
ziyade saymanlar, din adamları ve astronomlar yön vermiştir. Tarihte en yaygın
taban/bölümleme ilkesi on tabanı (desimal) olmuştur. Bunun nedeni, insandaki
her bir elde beş, toplamda on parmağın bulunmasıdır. Yirmili taban (vigesimal)
ve altmışlı taban (seksagesimal) gibi farklı tabanlar da kullanılmıştır.
II. Eski Uygarlıklarda Yazılı Rakam Sistemleri
Yazılı sayı sistemleri, aritmetiğin bütünü
değildir; çizgesel simgeler görece geç ortaya çıkmıştır.
Sümer Uygarlığı
Sümerler, kil tabletlere yazmak için saz (ya da
kemik/fildişi) çubuk kullanıyorlardı; çubuğun silindir ucu rakamları basmaya,
sivri ucu ise resimleri çizmeye yarardı.
- Sayı Sistemi: Sümer
sayılaması özünde toplama ilkesine dayanıyordu, bu da büyük sayıları
yazmak için benzer imlerin aşırı tekrarını gerektiriyordu (örneğin, 3599
sayısını yazmak için 26 rakam).
- Altmışlı Sistem (Seksagesimal): Sümerler
altmış tabanını esas alıyordu. Ancak, on tabanı belleği rahatlatan bir
yardımcı birim olarak kullanılırdı; Sümerce'de on sayısının karşılığı olan
u kelimesinin tam anlamının "parmaklar" olması, ilkel
sayımın bir kalıntısı olarak görülür.
- Hesap Hantallığı:
Sümerlerin yazılı sayı sistemleri aritmetik işlemler için hantal bir
yapıya sahipti; işlem yapmaya yatkın imler değil, daha önce yapılmış hesap
sonuçlarını sırf bellek/hafıza için dile getirmeye yönelik çizgesel
imlerdi.
- Miras: Akad
İmparatorluğu çağında Samiler, Sümer kültürünün mirasını özümsemişlerdir.
Mezopotamya'da Sümerlerin altmışlı sistemi belli bir süre kullanılmaya
devam etse de, Samilerin onlu sözlü sayı sistemi zamanla baskın gelmiştir.
Asur-Babilliler, altmışlı tabanı büyük birim olarak korusa da, 70, 80 ve
90 sayılarını eski Sümer usulüyle (kayıp altmışlı sistemin kalıntıları
olarak) betimlemeyi sürdürmüşlerdir.
Mısır Uygarlığı
Mısır hiyeroglif sayı sistemi onluydu (desimal)
ve rakamların toplama yoluyla yan yana konması ilkesine dayanıyordu. Bu
sistemde, birime ve 10'un ardışık kuvvetlerine özel bir rakam yüklenirdi.
- Hesaplama:
Mısırlılar, yazılı sayı sistemlerinin çok ilkel olmasına karşın aritmetik
işlemler yapmayı öğrenmişlerdir. Toplama ve çıkarma basit bir şekilde
rakamların yan yana konulması ve öbeklenmesiyle yapılırdı. Ancak bu
yöntemler esneklikten, birlikten ve bağlantılardan yoksundu.
Diğer Toplamalı Sistemler
Yunanların Attika sayı sistemi ve Roma rakamları
(I, V, X) de toplamalı sistemlere örnektirler.
Çin Uygarlığı
Çinli bilginler Hanlar çağından (MÖ 206-MS 220)
beri suan zi ("fişlerle hesap") adıyla bilinen onlu, konumlu
bir sayı sistemi kullanmışlardır. Bu sistem, dokuz yalın birimin betimlenişinde
yatay ve dikey çubukları bir araya getiriyordu.
III. Konumlu Sistemler ve Sıfırın İcadı
Konumlu sayı sistemleri, rakamların değerlerinin
sayıların yazılışındaki konumlarıyla belirlenmesi ilkesine dayanır. Bu
sistemler, aritmetik işlemlerin yazılı olarak yapılmasına tamamen uygun
olmalarıyla üstündürler.
Sıfırın Zorunluluğu
Konum ilkesinin sistemli hale getirilmesinden
sonra, sıfır kavramı zorunlu hale gelmiştir. Bir rakamın birinci sırada yalın
birimi, ikinci konumda ise (tabana göre) farklı bir değeri ifade ettiği bir
sistemde, ikinci konumda hiçbir şey yoksa bu boşluğun belirtilmesi gerekiyordu.
Sıfır Kavramına Ulaşan Uygarlıklar
Tarihte özgün yaratı olarak yalnızca dört konumlu
sayı sistemi vardır: Babil bilginlerinin, Çin bilginlerinin, Maya
rahip-astronomlarının ve Hint uygarlığının sistemi. Ancak bu sistemlerden
yalnızca Hintlerin sıfırı bir sayı olarak görülmüştür ve modern olanaklara
sahipti.
Hint Uygarlığı ve Modern Sayı Sisteminin Kökeni
Modern sayı sistemini borçlu olduğumuz uygarlık
Hint uygarlığıdır. Hint sıfırının adıyla ilgili ayrıcalıklı kavram olan Shûnya,
en eski çağlardan beri "boş"un ve "boşluk"un anlatımı
olarak mistik ve dinsel bir felsefenin (shûnyatâ/şunyata felsefesi) temel
öğesini oluşturmuştur. Bu kavram, zamanla küçük bir daireyle çizgesel/grafik
olarak betimlenmiştir.
Hint bilginlerinin dehası, MS IV. yüzyıl
dolaylarında gerçekleşen üç büyük fikri bir araya getirmeyi başarmıştır:
- Temel rakamların sayısı dokuzdur ve betimlenen birimleri görsel olarak
çağrıştırmazlar (yani soyutturlar).
- Rakamların değerini konumlarıyla belirleyen ondalık/desimal konum
ilkesi.
- Sıfırın bir sayı olarak anlaşılması.
Bu başarı, sayıların gösteriminde başka hiçbir
iyileştirmenin gerekli veya olanaklı olmadığı son yetkinliği oluşturur. Yaygın
kabul gören "Arap rakamları" deyimi, büyük bir tarihsel hata içerir;
zira bunlar Arap alfabesi öğeleri arasına girip üsluplaşınca değişmiş, ancak
kökeni Hint'tir.
IV. Rakamların Mistik ve Ezoterik Boyutu
Rakamlar, bilimsel/matematiksel tarihlerinin yanı
sıra, çeşitli öğretilerde ve inanç sistemlerinde büyüsel/mistik bir güce sahip
olduklarına inanılan semboller olarak da yer almıştır.
Önemli Rakamlar ve Anlamları
- Üç, Yedi ve Dokuz: Hitit
büyülerinde yedi ve dokuz rakamlarının öne çıktığı görülür. Aynı şekilde,
büyüsel ve mistik güce inanılan rakamlar arasında 3 ve 7 çok yaygındır.
Yedi sayısı, dilimizde dahi birçok söz grubunda geçmektedir.
- Varlıkların Sayısı: Dünyevi
işlerin görülmesi için güçlü ifritlerden yedi (7) arkadaş istenmesi gibi
uygulamalar kaynaklarda mevcuttur.
Sayı Sistemleri ve Gizli İlimler
- Ebced Hesabı: Doğum
tarihi bilinmeyen kişilerin burçlarının ve kaderlerinin belirlenmesinde
Ebced Hesabının kritik bir rolü olduğu ifade edilir. Ebced, Kur'an-ı
Kerim'in matematik/riyazî ilmi olarak da adlandırılır ve Hazreti Ali'nin
öğrenilmesini istediği bir ilimdir. Ebced değerleri (Ebced-i kebîr
veya Ebced-i sagîr) toplanarak burç tespiti yapılabilmektedir.
- Vefk Hazırlama:
Vefklerin hazırlanmasında en uygun zaman diliminin (saat-i eşref) tespiti
için, kişinin isminin Ebced hesabıyla toplamı bulunarak haftanın
günlerinin sayısı olan yediye bölünmesi gerekir; kalan sayı hangi güne
işaret ediyorsa o gün işlem yapılır.
- Harflerin ve Rakamların İlimleri:
Havass/Gizli İlimler alanında harflerin tabiatı nispetiyle yerine
konmasına "Rakam bastı", harflerin isminin telaffuz edilerek
yerine konmasına ise "Harf bastı" denir.
Büyü ve Mistik Rakam Uygulamaları
- Korunma ve Bereket: El-Kâfî
ism-i şerifinin altılı vefkinin çizilip taşınması, bütün hayırları celp
etmeye, rızkın bereketli olmasına ve düşmanlara karşı Allah'ın kâfi
gelmesine yardımcı olur; ancak daima abdestli olmak şarttır. Ayrıca,
yüksek makam ve kabul için Utarid saatinde (Çarşamba günü birinci saat)
misk, safran/zaferan ve gülsuyu ile vefk yazılıp taşınırsa söz geçer,
makam sahibi olunur ve düşmanlara üstün gelinir.
- Tedavi ve Niyet: Çocuğu
olmayan kadın için Fetih suresinin, kadının ve kocasının ismiyle beraber
Pazartesi günü güneş doğmadan önce sırçalanmış/sı sırlanmış bir tabağa
yazılması ve yedi gün suyunun içilmesi, çocuğun karında şekillenmesini
sağlayabilir. Benzer şekilde, bir kimseyi bağlamak için Kırmızı ibrişim
alınır, Şems suresinin her ayetinin sonunda bir düğüm atılarak on beş (15)
düğüm bağlanır ve bu tertip üzere tamamlanır.
Rakamların Ezoterik/Gizli İlimler Açısından Kullanımı
(Numeroloji)
Numeroloji/Sayı falı, kökenleri kadim çağlara
uzanan, sayıların salt nicelik/miktar belirtme işlevinin ötesinde
büyüsel/mistik ve titreşimsel/vibrasyonel bir güce sahip olduğu inancına
dayanan ezoterik/gizli bir bilgi sistemidir. Bu disiplin, sayıların evrensel
bir senfoninin parçası olan kozmik titreşimler olarak kabul edilmesine
odaklanır. Sayıların dili, doğanın ilkeleri arasındaki ilişkiyi ve eşyaların
birbiriyle olan bağlarını içerir.
I. Numerolojinin Felsefi Temelleri ve Matematiksel
İndirgeme
Numerolojinin temel ilkesi, evrenin tamamının saf
matematiksel sayılar üzerine kurulmuş olmasıdır. Bu saf matematiğin ise dokuz
temel sayıdan (1’den 9’a kadar) oluştuğuna inanılır ve diğer tüm sayıların bu
temel sayılardan türetilebileceği varsayılır.
Bu ezoterik/gizli yaklaşıma göre:
- Sayıların Dili ve Gücü: Her
sayının kendine has bir gücü vardır. Bu güç, yalnızca niceliği
belirlemekle kalmaz, aynı zamanda doğanın ilkeleri arasında var olan bir
bağı da temsil eder.
- Basit İndirgeme Yöntemi: Tüm
evrensel olayların sayıların etkisi altında olduğu düşünülür ve bu etki,
sayıların 1’den 9’a kadar olan şekillere indirgenmesi yoluyla analiz
edilir.
- Birlik İlkesi:
Numeroloji, her şeyin temeli olan birlik/yekparelik ilkesini anlamak için
kullanılan bir yoldur ve diğer tüm bilimlerin kökü/tabanı olarak görülür.
II. Numerolojinin Kökenleri ve Uygulama Alanları
Numerolojinin kökleri astroloji kadar eskidir ve
MÖ/İÖ VI. yüzyılda Pisagor (Pythagoras), öğrencileri ve takipçileri tarafından
geliştirilmiştir.
1. Harf ve Sayı İlişkisi: Ebced Hesabı ve Kabala
Ezoterik numeroloji, harflerin sayısal değerlere
dönüştürülmesini esas alır ve bu yöntem, isimlerin ve kelimelerin gizli
anlamlarının çözümlenmesini sağlar.
- Kabala ve İbrani Geleneği:
Numeroloji, harflerin sayısal anlamlarını yorumlama konusunda Yahudi
mistisizmi/gizembilim (Kabala) ile güçlü bir bağa sahiptir. Kabalistlere
göre Tanrı, evreni İbrani alfabesinin 22 harfiyle kodlamıştır. Kabala,
bilgiye duyusal algıdan değil, ruhtan ulaşılması inancına dayanır.
- Ebced Hesabı:
Numerolojinin İslam kültüründeki karşılığıdır. Bu sistemde, harflere
sayısal değerler yüklenerek hesaplamalar yapılır ve elde edilen sayısal
sonuç, burç tespiti ve kaderin belirlenmesi gibi amaçlarla kullanılır.
Ebced hesapları, Kur’an-ı Kerim’in matematik/riyazî ilmi olarak da
adlandırılır.
2. Kader ve İsim Uyumları
Numeroloji, harflerin sayısal değerlerinden
oluşan titreşimsel/vibrasyonel bir kod taşıdığı inancıyla, kişinin kaderiyle
ilişkisini kurar.
- Doğum ve İsim Numarası: İsim
numarası, kişinin gelişmiş kişiliğinin ve başarılarının anahtarıdır; bu
numaranın, değiştirilemeyen doğum numarası (kader sayısı) ile
uyumlu/ahenkli (accord) olması esastır.
- Kişilik Analizi:
Numeroloji, kişinin gerçek karakteri ve gelecekteki durumu hakkında
görüşler ileri sürmek için doğum tarihi ve isimden faydalanır.
- İsim Değiştirme:
Numeroloji, kişinin adını değiştirerek yaşam deneyimlerini
iyileştirebileceğini ve yaşamına akan enerjiyi yeniden
yönlendirebileceğini iddia eder.
3. Kehanet ve Uyum Testleri
Numeroloji, yaşam seyrini anlama gücü verir ve
astroloji/el falının aksine "kullanımı kolay ve matematiksel olarak
kesin" olduğu ileri sürülür.
- İlişkiler ve Uyum:
Numeroloji, hangi partnerlerin, iş yerlerinin veya adreslerin kişinin
sayısal titreşimleriyle uyumlu olduğunu bulmaya yardımcı olur. En güçlü
ilişkilerin tek ve çift sayı kombinasyonlarında olduğu gibi, zıt ve
tamamlayıcı enerjilere sahip kişiler arasında oluştuğu düşünülür.
- Zamanlama: Kişinin
hareket etmesi için uygun/uğurlu tarihleri belirlemesine yardımcı
olabilir.
III. Rakamların Mistik Kullanımları: Vefkler/Sihirli
Kareler
Sayıların ezoterik kullanımı, özellikle
vefk/sihirli karelerin inşasında ve ritüellerde sayısal tekrar/tekrarın
kullanılmasında en somut halini bulur.
1. Vefk (Sihirli Kare) Prensipleri
Vefkler, matematiksel formüllere dayanan,
harflerin ve sayıların gizli ilimleri/havassı ile bağlantılı geometrik/çizgesel
yapılar olup, sayıların belirli kurallara göre hanelere yerleştirilmesini
gerektirir.
- Yapım Yöntemleri: Vefkler,
tekli/erkeklerin celbi ve tesiri için (örneğin 1, 3, 5, 7, 9, 11, 13, 15,
17) ya da çiftli/kadınların teshiri/celbi için (örneğin 2, 4, 6, 8, 10,
12, 14, 16, 18) olmak üzere iki çeşitte yapılabilir. Üçlü vefkler için
(3x3) temel dönüşümler dikkate alındığında yalnızca bir adet sihirli kare
mevcuttur.
- Gezegensel Bağlantı:
Vefklerin gezegenlerle ilişkisi kurulur; örneğin, dokuzlu vefk Kamer/Ay'a
mensuptur ve günü Pazartesi'dir. Sekizli vefk ise Utarid/Merkür yıldızına
mensuptur. Altılı vefkin gezegeni Güneş ve günü Pazar'dır.
- Ebced Değeriyle İnşa: Vefk
yapılacak Esma-i şerif/Kutsal İsim veya ayet/dize Ebced hesabıyla sayısal
olarak bulunur ve doğrudan birinci haneye yazılır. Örneğin, Ya Latîf
isminin Ebced değeri 129'dur ve bu ismin tekrar sayısı 129'un karesi
(16641) olarak belirlenir.
2. Ezoterik Uygulamalarda Sayısal Tekrarlar
(Adet/Zikir)
Belirli ritüellerde, amaca ulaşmak için hassas
sayısal tekrarlar zorunludur.
- Belirlenmiş Adetler: Kasemül
Emlakül Felekiyye yedi (7) kere okunur. El-Kâfî ismi şerifinin
altılı vefkinin çizilip taşınmasıyla birlikte 666 defa Kâfi ismi
okunur. El fe’alu el bedi-u... gibi isimlerin havassı/gizli
özellikleri için 7 gün riyazetli oruçla birlikte gece gündüz 8989 defa
okunur.
- Korunma ve Şifa: Bir
salavat-ı şerifenin iyileşme sağlaması ve mazlumu ipten alması için adedi
4444'tür ve bu adet bir oturuşta veya belirli günlerde tamamlanmalıdır.
Nazar/kötü bakışa karşı korunmak için yedi (7) tane üzerlik otu tohumu
atılan ateş üzerinden çocuk geçirilir.
- Mistik Zikirler: Ruhaniyyet/Tinsellik
davetlerinde 7 gün boyunca 7777 defa zikir çekmek gibi usuller kullanılır.
Bir kimsenin celbi/çekilmesi niyetiyle 1209 defa isimlerin okunması
gerekir.
IV. Mistik Sayıların Özel Anlamları
Mistik ve büyüsel/magic uygulamalarda bazı
sayıların gizli ve güçlü anlamlar taşıdığına inanılır.
- 1’den 9’a Kadar Temel Sayılar:
Numerolojide bu sayılar temel olup, her sayının evren ve insan doğası ile
ilgili titreşimleri içerdiğine inanılır.
- Üç (3): Mistik
ve büyüsel güce inanılan bir rakamdır. Örneğin, bir cismin batıl
olması/geçersiz kılınması için bazı harflerin Aslan derisine yazılmasıyla
birlikte şeklin önüne bırakılması gibi uygulamalar kaynaklarda mevcuttur.
- Yedi (7): En
yaygın mistik/büyüsel sayılardan biridir. Gizli/ezoterik ilimlerde 7 gün
boyunca riyazetli oruç tutulması şartı sıkça görülür. Ayrıca ruhlardan
yedi (7) kişinin gelip görünmesi gibi uygulamalar da mevcuttur.
- Dokuz (9): Mistik
güce inanılan temel rakamlardan biridir. Ebced sisteminde harf toplamının
tek sayılı (5, 7, 9 gibi) olması durumunda –el takısının
konulabileceği belirtilmiştir. Kehanet kemiklerinin dokuz (9) adet
alınmasının daha iyi sonuç vereceği ifade edilmiştir.
- On Üç (13):
Numerolojide, geleneksel inanışın aksine (şanssızlık), 13 sayısının eski
on ikilik sistemde yeni bir başlangıca işaret ettiği şeklinde
yorumlanabileceği belirtilmiştir.
- Kırk (40):
Arınma/temizlenme sayısı olarak bilinir ve İncil'de insanların bir teknede
veya çölde geçirdikleri gün ve gece sayısıyla ilişkilendirilir (40 gün ve
40 gece).
İlginç Konu: Gizli İlimler ve
Bilgisayarlar/Algoritmalar Arasındaki Bağlantı
Rakamların ezoterik kullanımı üzerine yapılan
derinlemesine incelemeler sırasında, çağdaş matematik ve bilgisayar/kompüter
bilimlerinin temelini oluşturan algoritmalar/yönergeler ve soyut cebir
kavramlarının Hint bilginlerine kadar uzanması dikkat çekmektedir.
Hint bilginleri, tarihte ilk kez, hesap
kurallarını herhangi bir büyüklüğe uygulanabilir algoritmalara dönüştürmeyi
başarmışlardır. Bu soyut cebir, sıradan aritmetiğe göre tartışılmaz bir
ilerlemedir ve modern matematiğin ve çağdaş bilimlerin soyutlaşmasında önemli
bir aşamaya damgasını vurmuştur. Hesap/calculus kelimesi dahi, mantıksal
önermelerin, sayıların veya fonksiyonların bir kümesine uygulanan kurallar ve
yöntemler kümesinin kullanılmasının adı haline gelmiştir.
Gizli İlimlerde İse Vefk/Sihirli Karelerin İnşası Ve
Karmaşık Büyüsel/Magic Uygulamalar (Remil/Kum Falı Gibi) İçin Tanımlanan
Yöntemler
Gizli ilimlerde ise vefk/sihirli karelerin inşası
ve karmaşık büyüsel/magic uygulamalar (Remil/Kum Falı gibi) için tanımlanan
yöntemler, matematiksel kesinlik, ardışık işlemler ve koşullu
çatallanmalar/dallanmalar içerir. Bu süreçler, modern anlamda
"programlama" ve "algoritma" kavramlarını çağrıştıran,
mantıksal ve adım adım işleyen bir düzenlemeyi/ordinatio gerektirir. Örneğin,
vefk yapımı sırasında kesir kalması durumunda hangi haneye kaç (1) eklenmesi
gerektiği gibi kurallar, kesin bir algoritmik mantığı izler.
Rakamların ve harflerin ezoterik / gizli /
kullanımı, kökeni kadim / eski / uygarlıklara dayanan ve İlm-i Havâs /
Gizli İlimler adı altında toplanan kapsamlı bir disiplinler bütününü ifade
etmektedir. Bu disiplinler, evrenin sırlarına vâkıf olmayı, ruhaniyetin
ervahlarını / tinlerini müşahede / gözlem / etmeyi ve tabiatüstü / metafizik /
güçleri kontrol altına almayı amaçlar.
Bu kaynaklarda Gizli İlimler, vefkler
ve büyüler aşağıda ayrıntılı olarak sunulan katı kurallar, matematiksel
hesaplamalar ve mistik/büyüsel yöntemlerle açıklanmıştır:
I. Gizli İlimlerin Kapsamı ve Felsefesi
İlm-i Havâs, ruhlar, melekler ve cinler
âlemindeki gizlilikler, sırlar ve sihirler ile ilgilenir. Ayrıca kutsal
sözlerin, harflerin, sayıların, burçların, yıldızların, maddelerin, bitkilerin
ve hayvanların canlı ve cansız nesneler üzerindeki etkisini bulmayı ve hastalıkları
iyileştirmeyi de konu edinir.
Bu ilimlerin en lezzetlisi ve yücesi, esma
/ Kutsal İsimler ve huruf / harflerin esrarının / sırrının ilmidir. Bu
bilgi ile ulvi ve süfli / aşkın ve aşağı / alemlerin sırlarına vâkıf olunur.
İstenilen şeyleri elde etme, uzaktaki eşyayı görme, gizli olanları ortaya
çıkarma, hayrı celb / çekme ve zararı def’ / savma gibi amaçlara ulaşma gücü bu
ilimde mevcuttur.
Büyü / sihir, tabiatüstü / metafizik / güçlerle
ilişki kurularak tabiatın ve varlıkların etki/kontrol altına alınabileceği
inancını temel alır. Bu ilimlerde, bilgelik, bilgisizleri / cahilleri inkâr
etmekle kalmaz, aynı zamanda sembolik / simgesel ve kapalı / gizli bir
bilgidir.
II. Harflerin ve Sayıların Kullanımı: Ebced ve
Vefkler
Gizli ilimlerin matematiksel temelini, harflere
sayısal değerler atayan Ebced hesabı ve bu değerleri geometrik /
çizgesel yapılar içinde düzenleyen Vefk / Sihirli Kare ilmi
oluşturmaktadır.
A. Ebced
Hesaplama Yöntemleri
Ebced hesabında harflerin sayısal değerleri
kullanılır. Uygulamalarda, esmâ / Kutsal İsimler, âyetler /
dizeler veya sureler / bölümlerin Ebced toplamlarından çıkan
sayılar, çalışmanın tekrar adedini veya vefkin temel sayısını belirler.
- Ebced-i Sağir / Küçük Ebced: Seçilen esmâ
veya âyetlerin Ebced toplamlarından inanılmaz büyük sayılar
çıktığında, bu büyük sayıların telaffuz zorluğunu aşmak ve mantıklı esmâlar
bulabilmek için Ebced-i Sağir / Küçük Ebced tablosu kullanılır. Bu
yöntemle adetler / sayılar küçülmekte ve mantıklı esmâlar /
isimler elde edilebilmektedir.
- Nutk Etme (Konuşturma): Harf ve
sayıların gizli ilimlerinde, ismin nutku / konuşturulması
yöntemiyle çıkan rakam ve kelimeler daha sonra vefklerde
kullanılmaktadır; bu değerler eldeki isme ve sayıya göre değişir.
B. Vefklerin
Tanımı ve Yapısı
Vefk ilmi, adedlerin / sayıların uygunluğuna ve dıla’
/ kenar ve kuturlarda / köşegenlerde tekrarsız eşitliğine ulaşmayı
sağlayan ilimdir.
- Vefkin Unsurları: Her vefkte
sekiz temel usul / kural bulunmaktadır: Miftah / Anahtar, Muglak
/ Kilit, Adl / Adalet, Vefk, Mesahe / Alan, Zabit
/ Memur, Gaye / Hedef ve Asl / Köken.
- Anahtar, bir
kilide konulabilecek en küçük sayıdır; Kilit de bir kilide
konulabilecek en küçük sayıdır. Adalet, Anahtar ve Kilit
toplamıdır.
- Vefk Tanzim Usulü: Vefke
yerleştirilmek istenen sayı alınır, yapılacak vefkin üssü bu
sayıdan çıkarılır. Kalan sayı vefkin dıla’larının / kenar
sayılarının adedine bölünür ve çıkan sayı vefkin miftah /
anahtar hanesine yazılır. Eğer bölme işleminde kesir / artık /
kalıntı / olursa, bu kesir son devrin / döngünün / evveline konularak aynı
şekilde birer artışla devam edilir.
C. Vefk
Çeşitleri ve Kullanım Amaçları
Vefkler, yapılma amaçlarına ve taşıdıkları sayısal
değerlere göre sınıflandırılır:
- Cinsiyet ve Sayısal Taban: Havâs
/ Gizli İlimler kitaplarında vefkler hazırlanırken erkek ve kadın
için yapılıp yapılmadığına dikkat edilir. Erkek vefkleri tek
sayılarla, kadın vefkleri de çift sayılarla yapılmıştır.
- Hayırlı ve Kötü Amaçlar: Vefklerde
çift sayılar, dilek ve isteklerin iyilik ve hayır amaçlı olması durumunda
kullanılırken, kötü niyetler için tek sayılar kullanılmıştır.
- Dörtlü vefkler / 4x4,
büyü işleri, celp / çekme, savaşta zaferin önlenmesi, prenslerin gelip
gitmesi ve kadınların dostluğu içindir.
- Beşli vefkler / 5x5,
hastalık, sıkıntı, düşmanlık ve kadınların taşlanması içindir.
- Sekizli vefkin havassı
/ özellikleri, muhafaza / korunma, kalbi ve nefsi arındırma, sükûnet
/ dinginlik gibi "ha" harfiyle başlayan bütün hacetler /
ihtiyaçlardır.
- Onlu vefkin havassı, yakin
/ kesin bilgi, kolaylık, cismin ve amelin kuvvetlenmesi gibi
"ya" harfiyle başlayan bütün taleplerdir.
- İsimlerin ve Ayetlerin Vefki: Vefkler,
Allah’ın esmâsı ve Kur’an-ı Kerim âyetleri / dizeleri
kullanılarak hazırlanır. Örneğin, Ayete’l-Kürsî vefki
korunma, büyü bozma ve görünmez olma gibi iyi amaçlar için kullanıldığı
gibi, dil bağlama ve düşmanı öldürme gibi kötü amaçlar için de
kullanılmıştır.
III. Büyü ve Ritüel Uygulama Metotları
Havâs / Gizli İlimler, karmaşık ritüel ve uygulama
şartlarına bağlıdır.
A. Uygulama
Şartları ve Gizlilik
Birçok uygulama, şartlarına gerektiği şekilde
riayet edilmediği için başarısız olmaktadır.
- Temizlik ve Yön: Okuyan /
uygulayan kişinin taharet-i kâmile / tam temizlik üzere olması,
okunan yerin temiz olması ve kıbleye dönülerek diz üstünde oturulması
önemlidir.
- Mekân ve Zaman: Yapılan
her amelin boş bir mekânda ve kimsenin görmeyeceği şekilde gizlilikle
yapılması gerekir. Tenha ve karanlık yerler (orman, evlerden uzak yerler)
ve özellikle gece yarısı tercih edilir.
- Zamanlama:
Yapılacak vefkin, kişinin isteğine uygun olan yıldızla uyumlu
olması gerekir. Havâs kitaplarında zamanın dikkate alınmadığı
durumlarda vefklerin çalışmayacağı veya az tesirli olacağına
inanılmıştır. Şer / kötülük işleri için Cumartesi günü sabah güneş
doğarken (nahıs vakitlerin / uğursuz zamanların en nahısı /
uğursuzu) uygundur.
- Okuma ve Zikir Adetleri: Esmâların
/ isimlerin, duaların ve okumaların tam olarak adedince / sayısınca
yapılmasına dikkat edilmelidir. Sayıların şaşırılması, yapılan işin sakat
olmasına yol açar.
B. Malzemeler
ve Maddi Uygulamalar
Büyüsel uygulamalar için özel malzemeler ve
yöntemler kullanılır:
- Yazım Gereçleri: Vefklerin
yazımında genellikle gül suyunda ezilmiş misk ve zaferan / safran
kullanılır.
- Buhurlar / Tütsüler: Hayırlı
/ iyi amaçlı işlerde güzel kokulu tütsülerin (örneğin öd ağacı ve cavi
/ asilbent) yakılması, kötülük yapma amaçlı işlerde ise kötü kokulu tütsülerin
yakılmasına dikkat edilir.
- Kötülük Amaçlı Maddeler: Bir
kimseyi hayaletler / hortlaklar göstererek hayrete düşürmek için,
Hüdhüd kuşunun kalbi ve başı ile Kara Karga'nın kalbi ve başı dövülür ve
insan kanı ile karıştırılır; bu karışıma Ud ve Haslüban /
bir tür reçine / konulup nohut miktarı kadar haplar yapılır ve buhurdanlıkta
yakılır.
- Gömme, Yakma ve Asma:
Tılsımlar / muskalar bazen üç, beş veya yedi adet kâğıda yazılır ve içine
karabiber veya günlük / akgünlük / konulur; okuma yapıldıktan sonra
ateşe atılır, gömülür veya rüzgârlı bir yere asılır.
- Benzetim / Taklit Büyüsü: Bir
kimse veya düşmanın öldürülmesi amaçlanıyorsa, kişinin bir imgesi /
sureti oluşturulur ve imgeye zarar verilerek gerçek kişiye de zarar
verilmesi amaçlanır, çünkü imge ile kişi arasında yakınlık olduğuna
inanılır.
C. Davetler ve
Ruhani Varlıklarla İrtibat
Havâs uygulamalarının bir amacı da ulvi ve süfli /
aşkın ve aşağı / varlıklarla irtibat kurmaktır.
- Hâdim / Hizmetli Davetleri: Yasin-i
Şerif suresinin hatemi şerifini / kutsal mührünü / yeni bir
aynaya safran, gül suyu ve reyhan suyuyla yazıp, aynaya bakarak sürekli
okumaya devam edilirse hâdimler / hizmetliler tek tek aynaya
gelirler.
- Şer / kötü bir iş yapılmak
istenirse Abdunnar isimli hâdim, hayır işi içinse Nebdûn
isimli hâdim vekil / görevli / edilir.
- Ses Kodları: Vefklerden
çıkarılan hâdim isimleri, gerçek isimler değil, istenen işi yapacak
olan hâdimleri aktive eden ses kodlarıdır. Bu kodlar, Âil,
Yuşin, Tayşın ve Tatil gibi eklerle gereken titreşimi kazanır.
- Tehlikeler: Berhetiyye
gibi okumaların çok tehlikeli olduğu, kafaya göre okunmaması ve sayıların
şaşırtılmaması gerektiği uyarısı yapılır. Cinnî / cin / varlıklar,
davetler sırasında gürültüler oluşturabilir, evi sarsabilir veya korkunç
şekillerde görünebilirler; bu durumda uygulayıcının soğukkanlılığını
/ nezahetini / koruması gerekir.
IV. Kehanet / Tahmin / Yöntemleri
Gizli ilimler içinde kehanet teknikleri, kişinin
geleceği tahmin etme arzusundan beslenir.
A. El Falı /
Palmistry
El falı / palmistry /, elin hatlarını,
şekillerini ve çizgilerini inceleyerek karakter analizi yapar ve gelecekteki
olayları belirler.
- El Çizgilerinin Yorumlanması: Bir elde
mutlaka Hayat, Akıl ve Kalp olmak üzere üç çizgi bulunur. Çok sayıda çizgi
bulunması iyi bir işaret sayılmaz; sinirlilik, tereddüt / kararsızlık / ve
ardışık sıkıntıları gösterir. Kırık ve kesik çizgiler duraklama, değişim
ve tehlikeleri haber verir.
- El Çeşitleri: Kısa ve
ince el bazen cimrilik, gevezelik ve oburlukla ilişkilendirilir. İnce, çöp
gibi eller, hayalciliği, narin yapıyı ve ayakları yere basmayan karakteri
gösterir.
B. Mistik
İşaretler ve Zamanlama
- Zar Atma: Birden
fazla zar atıldığında, yorum yalnızca toplam puana göre değil, her bir
zarın tek tek "okumalarını" dikkate almalıdır. Örneğin, 3 ve 5
atılması sadece 8 değil, aynı zamanda üç ve beşin kombinasyonunu ifade
eder.
- Sayıların Sembolizmi (Zar Falı):
- 1 (İstikrar): Seçilen
rotaya bağlı kalındığında hiçbir şeyin tehdit etmeyeceği, değişikliklere
gerek olmadığı ve yakın gelecekte iyi haberler anlamına gelir.
- 3 (Temas):
Girişimciler için iyi bir rakamdır, yakın zamanda başlatılan iş başarıyla
tamamlanır.
- 5 (Kuvvet):
Tamamlanmanın ve yeni başlangıçların işaretidir; yaşam enerjisinin yeni
bir biçimde bedenlenmesi için ölmesi gerektiğini gösterir.
- Kahve ve Çay Falı:
Kaynatılan kahvenin telvesine yansıyan gölge ve işaretlere göre kehanet
başlar. Sembolik gölgeler: İnsan gölgesi aşıklar için mülkten mahrum
kalma, binaların gölgesi zenginler için mutlu kehanetler, fakirler için
kötü beklentiler.
İlginç Konu: Algoritma / Yönerge / Olarak Gizli
İlimler
Kaynaklar, vefk / sihirli kare / yapım
usullerinin ve gizli ilimlerin uygulanmasının kesin matematiksel ve mantıksal
kurallara dayandığını net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Vefklerin tanzim usulü /
düzenleme yöntemi /, belirli bir sayıdan başlayıp, çıkarma, bölme, kalanı
yerleştirme ve birer artırarak ilerleme gibi aşamaları kesin bir sırayla takip
etmeyi gerektirir. Bu sistematik ve mantıksal ilerleme, modern bilgisayar / kompüter
/ bilimlerinde kullanılan algoritma / yönerge / kavramını akla
getirmektedir. Kaynaklarda zayiçe / astronomik tablo / üzerinde yapılan
işlemlerin sanatın kurallarına uygun olarak, çok kesin bir kurallar dizgesine
uygun şekilde yapıldığı belirtilmektedir. Bu, Havâs uygulamalarının
rastgele eylemler değil, karmaşık ve önceden belirlenmiş bir mantık zinciri
izleyen, neredeyse mekanik bir süreç olduğunu düşündürmektedir.
Hint/Hindistan Numerolojisi
Hint/Hindistan numerolojisi, Batı ve diğer kadim
sistemlerde kullanılan sayı falı / numeroloji / tekniklerinin köklerini
barındırması ve modern aritmetiğin temeli olan konumlu sayılamayı icat
etmesi bakımından merkezi bir öneme sahiptir. Hint düşüncesinde sayılar,
yalnızca nicelik / miktar / ifade eden araçlar olmaktan öte, metafiziksel /
aşkın / ve felsefi bir çevre içinde derin anlamlar taşımaktadır.
Bu kapsamlı incelemede, Hint numerolojisinin
gelişimini, matematiksel keşiflerini ve ezoterik/gizli / uygulamalarını doktora
tezi tarzında sunacağız.
I. Konumlu Sayı Sistemi / Konum İlkesi / ve Sıfır
Kavramı / Shûnya /
Modern sayı sistemini borçlu olduğumuz medeniyet
Hint uygarlığıdır. Hint bilginlerinin başarısı, binlerce yıl boyunca
uzmanlaşmış bir zümrenin tekeline bırakılmış olan aritmetiğin, bu keşif
sayesinde bu sanata hiç yatkın olmayan zihinlere bile yolunu açmasını
sağlamıştır.
A. Hint Rakamları ve Üç Büyük Fikir
Hint / Hindistan / kökenli rakamlar, dokuz temel
şekil (figür) ve sıfırın / shûnya / kullanılmasıyla, ne kadar
büyük olursa olsun her sayıyı zorluk çekmeden betimlemeyi sağlayan üstün bir
sistem sunmuştur. Bu sistem, aritmetik işlemlerin yazılı olarak yapılmasını tam
anlamıyla mümkün kılan üç temel fikri birleştirmiştir:
- Dokuz Yalın/Soyut Şekil:
Betimlenen birimleri görsel olarak çağrıştırmayan dokuz temel rakamın
kullanılması (1’den 9’a kadar).
- Ondalık/Desimal Konum İlkesi:
Rakamların değerinin, sayıların yazılışındaki konumlarıyla belirlenmesi
ilkesi. Bu ilkeye göre, örneğin "3" rakamı, bulunduğu konuma
göre 3 birim, 3 on veya 3 yüz değerini taşıyabilir.
- Sıfır Kavramı: Olmayan
birimlerin yokluğunu belirtmeye yarayan, "hiç" veya "eksik
bir birimin yerinin boşluğu" anlamına gelen bir simgenin / çizge /
icadı.
B. Sıfırın Felsefi ve Cebirsel/Çözümsel Değeri
Hint felsefesi ve matematiğinde, sıfır kavramı (shûnya)
mistik / gizemci / bir temele dayanır.
- Shûnya Kavramı:
Shûnya, en eski anlamıyla "boşluk", "hiçlik" ve
"yokluk" anlamına geliyordu. Başlangıçta yalnızca konumlu sayı
yazılışındaki eksik yerlerin boşluğunu doldurmaya yarayan bir çizge / im /
iken, Hint bilginleri bu kavramı hızla zenginleştirerek modern anlamda
"sıfır sayısı" ya da "yok nicelik" anlamına gelen bir sayı
(samkhyâlar kategorisi) haline getirmişlerdir.
- Cebire/Çözümsel Matematiğe Katkı: Bu
kavramsal atılım, genelleyici sayı fikrine yol açarak cebir / cebir
/ biliminin ortaya çıkmasını sağlamış ve matematiğin gelişiminde kritik
bir rol oynamıştır. Hint matematikçileri, en azından MS VII. yüzyıldan
itibaren, pozitif ve negatif sayıları (sırasıyla "mal" ve
"borç") tam sayı olarak görmüş ve temel cebir kurallarını
biliyorlardı. Ayrıca, Brahmagupta ve sonraki Hint matematikçileri, $k + 0
= k$, $0 \times k = 0$ ve sonsuzlukla / sonsuzluk / ilgili
formülleri biliyorlardı.
II. Ezoterik Uygulamalar ve Sayıların Simgesel
Kullanımı
Numeroloji, harflerin sayısal değerlere
dönüştürülmesine dayanan, Pisagor / Pythagoras / ve takipçileri tarafından
geliştirilmiş kadim / eski / bir kehanet / tahmin / sistemidir; bu sistemin
Hint kültüründe de kadim kökleri bulunmaktadır. Hint numerolojisi, sayıların
sadece miktar belirtmekle kalmayıp, eşyaların birbiriyle olan ilişkilerini ve
doğanın ilkeleri arasındaki bir bağı ifade eden bir güce sahip olduğu inancına
dayanır.
A. Harflerin Sayısal Değerlere Dönüştürülmesi
Hint numerolojisi, diğer kültürlerdeki Kabala /
İbrani mistisizmi / ve Ebced / Arapça harf hesabı / gibi sistemlere benzer
şekilde, harflere sayısal değerler yükleyerek ezoterik anlamlar çıkarmayı
hedefler.
- Katapayâdi
Sayılaması: MS +850 dolaylarında Hint gökbilimcisi / astronom
/ Haridatta tarafından icat edilen bu dizge, tarihin ilk alfabetik konumlu
sayılamasıdır. Hint alfabesinin harflerini kullanan bu gösterim sistemi,
konum ilkesine ve sıfırın kullanımına dayanır.
- İsim ve Kader:
Numerolojiye göre, her isim, harflerin sayısal değerlerinden oluşan
titreşimsel/vibrasyonel bir kod taşır. Bu kodun, kişinin karakteri ve
geleceği hakkında bilgi verdiğine ve ismin numarasının, değiştirilemeyen
doğum numarası (kader sayısı) ile uyumlu / ahenkli / olması gerektiğine
inanılır. Bu sistemde genellikle 1, 3, 7, 9, 40 ve 41 gibi sayıların
büyülü / gizli / bir güce sahip olduğu düşünülür.
B. Sayısal Simgeler / Koşuklu Veriler / Kullanımı
Hint bilginleri, bilimsel metinlerde sayıları
göstermek için yalnızca rakam çizgeleri / figür / kullanmak yerine,
sayısal simgeler yöntemiyle dile getirilen koşuklu / uyumlu / sözcüklere de
başvurmuşlardır.
- Neden Simgesel Sözcükler? Hint
bilginleri için rakamlı betimlemelerin kullanımı güvenilir değildi ve
karışıklıklara yol açabilirdi. Buna karşılık, simgesel sözcükler
kullanılarak oluşturulan dizenin uyumu en küçük bir hatayla bozulduğu
için, hatalar hemen fark edilebiliyordu.
- Örnekler: Örneğin,
astronom Varâhamihîra, 110 sayısını shûnya.eka.eka ("boşluk.
bir. bir") olarak ifade etmiştir, bu da konumlu gösterimde $0 + 1
\times 10 + 1 \times 10^2 = 110$ anlamına gelir. Başka bir örnek ise, Bha
(Yıldız) simgesinin 27 değerini taşımasıdır, zira bu, 27 nakshatra
/ burç / gönderme yapar.
III. Hint Matematiği ve Büyüklük Kavramı
Hint bilginlerinin soyutlama / soyutlama /
yeteneği ve matematiksel dehası, rakamların ezoterik kullanımının ötesinde,
büyük sayılara dair benzersiz bir terminoloji oluşturmalarında da kendini
göstermiştir.
- Algoritma / Yönerge / Kavramı: Hint
bilginleri, hesap kurallarını herhangi bir büyüklüğe uygulanabilir
algoritmalara / yönerge / dönüştürmeyi başarmış ilk
medeniyetlerdendir. Cebirin yükselmesi ve çözümlemenin cebirselleşmesi
gibi adımlar, modern matematiğin ve bilgisayar / kompüter /
kavramının ortaya çıkması yolunda çok önemli bir aşamaya damgasını
vurmuştur.
- Büyük Sayıların Adlandırılması: Hint
bilginleri, 10'un kuvvetlerine hesaplardaki en yüksek sayılara dek özel
adlar düşünmüşlerdir. Bu terminoloji 10’un 23. kuvvetine (Mahâkshobha)
kadar uzanmaktadır. Örneğin, Laksha $10^5$, Koti $10^7$ ve Mahâkshobha
$10^{23}$ gibi terimler kullanılmıştır. Hintliler, o denli büyük sayılarla
ilgilenmişlerdir ki, bazı terimler fiziksel olarak betimlenebilir her şeyi
aşan büyüklükleri ifade etmiştir (örneğin googol kavramı gibi,
$10^{100}$).
Hint/Çin numerolojisi ve kehanet / tahmin /
sistemleri, uygarlık tarihindeki en kadim / eski / matematiksel ve mistik /
gizemli / geleneklerden birini temsil eder. Hint medeniyetinin modern konumlu /
yerel değer / sayı sisteminin kökeni olmasıyla paralel olarak, Çin, kendine
özgü çizgesel / grafik / ve konumlu sayım yöntemlerini geliştirmiştir.
Çin Numerolojisi
Bu kapsamlı incelemede, Çin numerolojisinin
matematiksel temellerini, keşiflerini ve ezoterik / gizli / uygulamalarını
irdeleyeceğiz.
I. Çin Sayı Sisteminin Matematiksel Gelişimi
Çin sayı sistemi, on tabanına / desimal / dayalı
sözlü sayılama biçimiyle başlamış ve daha sonra karma / melez / bir ilkeyle
çalışmıştır. Matematiksel olarak kesin ve karmaşık cebir / çözümsel matematik /
kurallarını içerebilen suan zi / fişlerle hesap / sistemi, Çin
matematiğinin temelini oluşturmuştur.
A. Ondalık
Konum İlkesi ve Hesap Çubukları
Çinli bilginler Hanlar çağından (M.Ö./İ.Ö. 206 -
M.S./İ.S. 220) beri suan zi adıyla bilinen onlu, konumlu bir sayı
sistemi kullanmışlardır.
- Konum İlkesi: Bu
sistemde, rakamların değeri, sayıların yazılışında tuttukları konuma göre
belirleniyordu. Bu, harflerin sayısal değerlerinin üst üste eklenmesiyle
işleyen alfabetik sistemlerden (önceki yazılarımızda bahsedildiği gibi
Yunan ve İbrani sistemleri) daha gelişmiş bir yapıya sahipti.
- Sayı Çubukları / Fişler / (Suan Zi): Sayı
çubukları sistemi, hesapların somut olarak yapılmasına olanak tanırdı.
Dokuz yalın / basit / birimin betimlenişinde, yatay ve dikey çubuklar bir
düşünce-yazım / ideogramik / ilkeye göre birleştirilirdi.
- Çubukların Yönü: Konum
ilkesiyle bir araya getirilmiş sayı çubukları, farklı onlu basamakların
birimlerinin sol-dan sağa doğru, artan sırayla birbirini izlediği bir
abaküs / çörkü / üzerinde sayıları kamışlarla betimlemenin doğrudan yazılı
karşılığıydı. Bu sistemde:
- Tek sıralı birimler (birler,
yüzler, on binler...) için dikey konum.
- Çift sıralı birimler (onlar,
binler, yüz binler...) için yatay konum kullanılırdı.
B. Sıfırın
İcadı ve Konumlandırma Güçlükleri
Çin konumlu sayı sistemi, başlangıçta sıfırın
yokluğu / olmayışı / nedeniyle önemli bir zorlukla karşılaşıyordu.
- Eksik Konumlar: İlk
aşamada, on'un bir kuvvetinin eksik olduğu her yerde bir boşluk
bırakılırdı. Ancak bu çözüm yetersizdi, çünkü 764, 7064, 70640 gibi
sayılar kolayca karıştırılabiliyordu.
- Sıfırın Benimsenmesi: Çinli
bilginler, M.S. yaklaşık VII. yüzyıldan itibaren, belli bir basamağın
birimlerinin yokluğunu belirtmek için özel bir im (küçük bir yuvarlakla
gösterilen) kullanmaya başladılar. Bu fikir, Hint uygarlığı
matematikçilerinin etkisiyle akıllarına gelmişti (önceki yazılarımızda
Hint sisteminin sıfır / shûnya / kavramını bir sayı olarak icat
etmesinden bahsedilmişti).
C. Büyük
Sayıların Temsili
Çinliler, günlük sayı sistemlerini kullanarak yüz
milyara ($10^{11}$) kadar herhangi bir sayıyı betimleyip kaydedebilirlerdi. Bu,
on bin (yi wân = $10^4$) sayısının yeni bir sayım birimi olarak
görülmesinden kaynaklanan basit bir genişlemeydi. Çinli matematikçiler, kendi
sistemlerini $10^{4096}$ basamağına varabilen sayılara kadar uygulamayı
başarmışlardı.
II. Çin Ezoterik Sistemleri ve Kehanet
Çin medeniyetinde falcılık / kehanet / M.Ö. /
İ.Ö. en az 4000 yıl önce uygulanmaktaydı. Çin numerolojisi, sayıları ve
sembolleri kullanarak kaderi ve evrensel düzeni okuma çabasıdır.
A. Kadim
Kehanet Sistemleri
- I Ching /
Değişmeler Kitabı /: I Ching gibi fal sistemlerinin
kökeni, efsanevi bilge İmparator Fu Hsi'ye (M.Ö. 2852-2738) kadar dayanır.
- Döngüsel İşaretler: Çin
numerolojisi, döngüsel işaretleri merkeze alır. Çin ay takvimi, 60 yıllık
büyük bir döngüyü oluşturan "On Göksel Kök" ve "On İki
Dünyevi Dal" döngülerine dayanır. Bu karmaşık düzen sistemi,
astrolojik ve jeomantik / yer-büyüsel / hesaplamaların ve analizlerin
altında yatar.
- Shen Shu / Çin Falı / Kehanet Tekniği: Bu
kehanet tekniği, 0'dan 9'a kadar rakamlarla işaretlenmiş on madeni paranın
kullanılmasını gerektirir. Soru soran kişinin karşılaştığı durum, oracle /
kâhin / sözüyle ilişkilendirilirse özel ilgi görmeyi hak eder. Bu
sistemde, "mavi bulutların yolunda" yürümek, kutsal kelimelerin
veya mantraların yardımıyla "dilin gizemi"ni bilmek anlamına
gelir.
B. Sayısal
İşaretler ve Fizyonomi / Yüz Okuma /
Çin'deki gizli ilimler, sayıları sadece soyut
kehanet için değil, aynı zamanda fiziksel özelliklerin yorumlanması için de
kullanmıştır.
- Fizyonomi / Yüz Okuma /: Çin
fizyonomi / yüz okuma / sisteminde, yüzün orta bölümüne doğru yayılan on
üç asıl nokta bulunmaktadır (örneğin 16, 19, 22, 25, 28, 41, 44, 45, 48,
51, 60, 70, 71). Bu noktalar yüzü iki eşit parçaya bölen özel noktalardır.
- Karakter ve Kader Yorumu: Bu on üç
noktanın üzerindeki yüz özelliklerinin dengeli ve orantılı olması, kişinin
iyi bir karaktere sahip olduğunu gösterir.
- Sayısal Noktaların Anlamları:
- No. 16: Kişinin aile
ilişkilerini, özellikle baba / paternal / yönlerini yansıtır. Bu
noktanın kusurlu olması, problemli bir çocukluk veya şefkatten mahrum
kalmış aile ilişkilerini ifade eder.
- No. 19: Kişinin anne
tarafından kazandığı özellikleri yansıtır.
- Cilt Rengi: Siyaha bakan bir
renk mide rahatsızlıklarını, mavimsi bir renk ise kalp krizlerini işaret
eder.
- 28 numaralı nokta ile 15
numaralı nokta arası "Şans Koridoru" adıyla bilinir; buranın
çukur veya düzensiz olması kişinin belli amaçlarına ulaşamayacağını
gösterir.
Arap Numerolojisi
Arap numerolojisi / sayı falı / kavramı, İslami
gizli ilimler / okült / geleneği içinde Ebced Hesabı adı altında
yer bulmuş, harflerin sayısal değerler taşıdığına ve bu değerler üzerinden
evrensel sırlar ile metafizik / aşkın / bilgiler elde edilebileceğine dayanan
kadim / eski / bir sistemdir. Bu sistem, yalnızca aritmetik / hesap / bir araç
değil, aynı zamanda teolojik / dinbilimsel / ve mistik / gizemci /
kurgulamaların da temelini oluşturmaktadır.
Bu inceleme, Ebced sisteminin yapısal
özelliklerini, kökenini ve gizli ilimlerdeki / havâs / uygulama
yöntemlerini kaynaklar ışığında doktora tezi üslubunda sunmayı amaçlamaktadır.
I. Ebced Sisteminin Tanımı ve Kökeni
A. Kavramsal
Çerçeve ve Terminoloji
Ebced, Arap ve İbrani alfabelerindeki harflerin
sayısal değerlerini gösteren tablolara verilen isimdir. Ebced, Arap kültürü
içinde numerolojinin / sayı falı / karşılığı olarak görülmüştür. Sistemin adı,
alfabedeki ilk dört harfin (elif, be, cim, dal) birleştirilmesinden
oluşur.
Bu sayısal gösterim dizgesi, Arap-İslam
geleneğinde farklı adlarla anılmıştır:
- Huruf el Cümel /
Harfler Dizisi Hesabı /: Tamı tamına "harfler aracılığıyla
toplama hesabı" anlamına gelir.
- Hisâb al Arabi /
Arap Hesabı /: Arapların bu dizgeyi kendi kültürlerinin bir parçası
olarak görmüş ve ona kendi kültürlerinin adını vermeye dek
vardırmışlardır.
- Cümel Hesabı: Ebced
hesabının eski deyimi olarak da kullanılmıştır.
Ebced kaideleri ve kullanım usullerinin
öğrenilmesi, Hazreti Ali tarafından tavsiye edilmiş olup, bu kaidelerle birçok
acayip sırrın / esrar / meydana geldiği ifade edilmiştir.
B. Tarihsel
Köken ve Etkileşimler
Ebced hesabı, Eski Yunanlılardan (Pisagor) ve
Yahudilerden (Kabala) yola çıkarak kullanılmaya başlanmış bir sistemdir. Arap
sayısal harfler dizgesi, yalnız İbrani modeline göre değil, aynı zamanda Yunan
alfabetik sayılamasına / alfabetik sayı sistemi / öykünerek
yaratılmıştır.
Ebced sırası (elif, be, cim, dal, he, vav, ze, ha,
tı...), harflerin sesçil / fonetik / değerine ve çizgesel / grafik
/ biçimine değil, Doğu Araplarının kullanımındaki sayısal değerlerine karşılık
gelmektedir.
Arap alfabetik sayılamasının ortaya çıkışı, VII.
yüzyılın sonlarına veya VIII. yüzyıla tarihlendirilmektedir. Bu sistem, ilk
yirmi iki harf (400'den küçük veya 400'e eşit sayılar) için Yahudilere ve
Suriye Hristiyanlarına çok benzeyen bir düzenleme taşır.
II. Ebced Hesaplama Usulleri ve Çeşitleri
Arap numerolojisinde, harflere atanan sayısal
değerlere dayanan farklı hesaplama türleri mevcuttur.
A. Ebced-i
Kebir / Büyük Ebced /
Bu, havâs / gizli ilimler / bilim, sanat
ve uygulamalarında en çok kullanılan, asıl ve ana / Ana Ebced /
cedveldir.
Ebced-i Kebir’de rakamların sayısal
ilerleyişi şu şekildedir:
- Birden (1) ona (10) kadar birer birer artar (elif=1, be=2... ye=10).
- Ondan (10) yüze (100) kadar onar onar artar (kef=20, lam=30...
kaf=100).
- Yüzden (100) bine (1000) kadar yüzer yüzer artar (r=200, şın=300...
gayn=1000).
B. Ebced-i
Sağir / Küçük Ebced /
Bu sistem, Ebced-i Kebir'den
türetilmiştir. Ebced-i Kebir'deki her harfin değerinden on ikişer (12)
çıkarılıp kalan rakam o harfin karşılığıdır.
Ebced-i Sağir'de dört harf (Sin, Şın, Hı,
Zı) sakıt / düşmüş / kabul edilir; zira bu harflerin Ebced-i Kebir
adetlerinden on ikişer çıkarıldığında geriye sıfır kalır.
C. Ebced-i
Cümelil Kebir / Harf Adlarının Sayı Değeri Hesabı /
Bu, harflerin kendilerinin değil, harflerin
adlarının / isminin / sayı değerlerine göre yapılan hesaplamadır. Örneğin,
"Cim" harfinin adı ve yazılışı üç harften (Cim, Ye, Mim) meydana
gelir ve bu üç harfin Ebced toplamı (3+10+40=53) Cim harfinin Büyük
Ebced değerini oluşturur. Bu yöntem, harflerin birinci bast’ından / harf
açılımından / başlayarak ardışık bast / açılım / hesapları çıkarmak
için kullanılır.
III. Gizli İlimlerde Kullanım Yöntemleri ve
Amaçları
Ebced hesabı, havâs / gizli ilimler / ve
büyüsel uygulamaların temel matematiksel ve kurgusal / spekülatif / dayanağını
teşkil eder.
A. Vefk /
Sihirli Kare / Hazırlanması
Ebced, vefklerin / sihirli kareler /
inşasında merkezi bir rol oynar. Vefkler, Allah'ın Esmâlarının /
İsimlerinin /, ayetlerin, salat ve selamların Ebced değerlerinden
hareketle hazırlanır.
- Temel Adet Tespiti: Vefk
yapılacak esmâ-i şerifin sayısal karşılığı bulunur. Örneğin, Dâr
isminin sayısal karşılığı binbir (1001) adedidir. Bu sayı, vefkin temel
hesaplamasına esas teşkil eder.
- Vefk İçin Gerekli İşlemler: Temel
sayısal değerden vefkin üssü (örneğin beşli vefk için 60,
yedili vefk için 168) çıkarılır. Kalan sayı, vefkin kenar
sayısına bölünür (Dâr isminde 1001-60=941 kalır, 5'e bölünür).
Çıkan harici kısmet / bölüm / vefkin birinci hanesine yazılır.
- Kesir / Artık / Durumu: Bölme
işleminde kesir / artık / kalırsa, bu kesir son devrin / döngünün /
evveline konularak (veya kalan sayıya bir miktar sayı eklenerek) birer
misli zamla / artışla / vefk tamamlanır. Tekli vefkler /
1'den 9'a kadar tek sayılar / ise kesir / artık / kabul etmez.
B. Mistik
Adetlerin ve Zamanlamanın Belirlenmesi
Ebced hesapları, belirli bir amacın gerçekleşmesi için
gerekli olan zikir veya tekrar / adet / sayılarını belirler:
- Zikir Adetleri: Essabûr
isminin adedi 296'dır ve bu adetle zikredene sabır ve sebat ihsan olunur. Besmele-i
Şerife'nin adedi 786'dır; bu adet su veya tatlı bir şeye okunup
içirilirse sevgiye / muhabbet / nail olunur. Ya Rakib
isminin adedi 312'dir ve bu adetle yedi gece okuma yapılırsa matluba celb
/ çekme / sağlanır.
- İsim Değerleri: Ya
Hamid isminin Ebced değeri 62'dir ve vefkin etrafına 62
kere yazılıp suyla silinmiş suyu hastaya içirmek şifa niyeti taşır.
- Ruhaniyet Davetleri: Yüksek
seviyeli varlıklarla irtibat kurmak için belirlenen ritüel tekrar sayıları
mevcuttur. Örneğin, ervah-ı kudsiyi davet etmek için 7 gün boyunca riyazetli
oruç / perhizli oruç / tutup her gün 7777 defa zikir çekmek
gerekebilir.
C. Ezoterik
Anlamlar ve Simgesel Kullanım
Ebced dizgesi, Arap harflerinin gizli / ezoterik
/ anlamlarla yüklü olduğu inancından beslenir.
- Harflerin İlahî Nitelikleri: Her Arap
harfi, Allah’ın bir niteliğinin baş harfi olabilir (Elif, Allah’ın; Be, Baki’nin
/ kalıcı / baş harfi gibi). Bu simgesel tanrıbilim / teoloji /,
gizemcilere / mistiklere / ve kâhinlere / kahinlere /
geçmiş, şimdi ve gelecek üzerine kurgulamalar yapma olanağı sunar.
- Hurûfilik: Harflere
çeşitli simgesel değerler yükleyen dizgelerden yola çıkarak mezhepler
oluşturan Hurûfilere / Harfçiler / göre, ad, nesnenin veya adlandırılan
varlığın özüdür. Tüm evren, Arap harflerinin eyleminin ürünü olarak
görülür; dolayısıyla "harflerin bilimi" (ilm al hurûf)
"evrenin bilimiyle" (ilm al alam) özdeşleştirilmiştir.
- Gezegensel Bağlantı: Ebced
hesaplarına göre harfler, gezegenler ve burçlarla ilişkilendirilir.
Örneğin, Ya Kebiru isminin burcu Aslan / esed /, yıldızı
Güneş / şems /, tabiatı Ateş / ateş / ve günü Pazar’dır. Er
Rakib isminin adedi 312, yıldızı Venüs / Zühre / ve günü
Cuma'dır.
- Tefrik ve Celb: Ebced
değeri üzerinden yapılan işlemler, tefrik / ayırma / veya celb
/ çekme / gibi amaçlar için kullanılır. Örneğin, Şemhahirin isminin
havassı / özelliği / tefrik için olup, bir kağıt üzerine yüz (100)
defa yazıldıktan sonra Ayet-i Kerime okunur. Bir kimseyi kendine celb
etmek için Pazar günü kalaydan matlubun / istenen kişi / şekli
yapılıp, üzerine belirli tertipte yazılar yazılır.
IV. İlginç Konu: Algoritmik/Yönergeli Mistik
Sistemler
Ebced temelli vefk ve büyü sistemlerinin en
dikkat çekici yönlerinden biri, uygulamaların matematiksel kesinliğe ve katı
kurallar dizisine dayanmasıdır. Bu, modern bilgisayar / kompüter /
bilimlerindeki algoritma / yönerge / kavramını çağrıştırmaktadır.
Vefklerin inşasında, temel sayının (esmâ
Ebced değeri) çıkarılması, bölünmesi ve kalanın / kesirin /
belirli hanelere özel kurallarla yerleştirilmesi gibi işlemler, kesin bir
mantık zinciri ve ardışık talimatlar gerektirir. Kesin kuralların dışına
çıkılması, işin sakat olmasına veya bozulmasına yol açar. Bu durum, havâs
uygulamalarının rastgele sihirli eylemler değil, karmaşık matematiksel kurallar
bütünü içinde işleyen sistematik bir disiplin olduğunu göstermektedir.
Mısır Numerolojisi
Mısır numerolojisi / sayı falı / ve sayı
sistemleri, kadim / eski / Mısır uygarlığının hem matematiksel becerilerini hem
de gizli / ezoterik / inançlarını yansıtan karmaşık bir yapıyı ortaya
koymaktadır. Mısır, numerolojinin köklerinin uzandığı, yaklaşık 10.000 yıl önce
Babil ile birlikte gizli bilimlerin ve kehanet sistemlerinin geliştiği kadim
bir merkez olarak kabul edilmektedir.
Bu inceleme, Mısır sayı sistemlerinin tarihsel
evrimini ve sayıların majikal / büyüsel / ve ezoterik bağlamda nasıl
kullanıldığını sunmaktadır.
I. Mısır Sayı Sistemlerinin Tarihsel ve Yapısal
Evrimi
Mısır sayı sistemleri, Sümer / Sümer /
uygarlığının altmışlı tabanından farklı olarak tamamen on tabanına / desimal /
ve toplama ilkesine dayalı olarak geliştirilmiştir. Bu, rakamların sayısal
betimlemedeki konumlarından bağımsız olarak kendine özgü bir değere sahip
olduğu anlamına gelmektedir.
A. Hiyeroglif
Sayı Sistemi
M.Ö./İ.Ö. III. binden beri kullanılan hiyeroglif
dizgesi, taş anıtlara yönelik törensel bir özellik taşıyordu ve rakamları titiz
resimlerle gösteriyordu.
- Toplama İlkesi: Bu
sistemde 1, 10, 100, 1.000 gibi 10'un ardışık kuvvetlerinin her birine
özel bir rakam yüklenirdi. Öteki sayılar, bu imlerin gerektiği kadar
yinelendiği toplama yoluyla betimleniyordu.
- Yazım Kolaylığı Kaygısı:
Hiyeroglif rakamları aynı satıra doldurmamak ve değerleri okurun gözünde
kolaylaştırmak için, çoğu kez özdeş imlerin üst üste konduğu küçük öbekler
halinde yazılırdı.
B. İşlek /
Hızlı / Yazıların Doğuşu (Hieratik ve Demotik)
Hızlı yazım gereksinimleri ve pratik nedenlerle,
Mısır yazmanları hiyeroglif rakamlara derin çizgesel / grafik / değişiklikler
getirmiş ve sistemi yalınlaştırmışlardır.
- Hieratik Sayı Sistemi:
M.Ö./İ.Ö. XXVII. yüzyıldan itibaren hiyeroglifin yerini alan Hieratik /
ruhani / yazı, hiyeroglif imlerinden türetilmiş çok şematik ve işlek
imlerden oluşuyordu. Hieratik sistemde, 1'den 9'a kadar birimlerin, 10'dan
90'a kadar onlukların ve 100'den 900'e kadar yüzlüklerin her biri için
özel bir rakam kullanılıyordu. Bu, 3.577 gibi bir sayının, hiyeroglif
sisteminde gereken yirmi iki simge yerine, yalnızca dört simgeyle
betimlenmesini sağlıyordu. Ancak bu, akılda tutmak için büyük bir bellek
çabası gerektiriyordu.
- Demotik Sayı Sistemi:
M.Ö./İ.Ö. VIII. yüzyılda, Hieratik yazının bölgesel bir dalından çıkan,
ondan daha kısa ve işlek olup günlük kullanımda yerini alan Demotik /
halka ait / yazı ortaya çıktı.
- Aritmetik İşlemler:
Mısırlılar, yazılı sayı sistemlerinin çok ilkel olmasına karşın aritmetik
işlemler yapmayı öğrenmişlerdir. Toplama ve çıkarma kolaylıkla
yapılabilirken, çarpma ve bölme yöntemleri yavaştı, karmaşıktı ve
esneklikten yoksundu. Mısır yazmanları, konum ilkesini ve sıfırı
benimsemedikleri için, sistemleri aritmetik işlemlere yatkın değildi ve
tıkalı kalmıştır.
II. Mısır Ezoterizminin Temelleri ve Sayısal
Simgeler
Mısır geleneği, sayıların, sırların ve evrensel
düzenin sembolik / simgesel / olarak ifade edildiği kadim bir Sırlar
Öğretisi / inisiyasyon / barındırmaktadır.
A. Kozmik
Prensip ve Semboller
Mısır'ın Kutsal Sembolleri, evrenin ve
yaşamın bir alanını yönetip yönlendiren kozmik prensipleri ifade eden
anahtarlar olarak kabul edilirdi.
- Yedili Yapı ve Şakralar: Mısır
inisiyasyonunda, insanın ruhsal / spiritüel / ve fiziksel bağlantı
noktalarıyla ilgili olan yedili yapısı öğretilirdi. Bu yedi
bağlantı noktası, Doğu Ezoterizmi'nde "Şakralar" olarak
isimlendirilmiştir ve inisiyasyonun temel hedeflerinden biri, şakraların
açılmasıyla yoğun ruhsal enerjinin fizik bedene yansıtılmasını sağlamaktı.
B. Antik Ölçü
Birimleri ve Gizli Sayılar
Mısır'da kullanılan sayı sembolizminin ardında,
Dünya’nın boyutlarıyla ilgili gerçekçi bir düşünce tarzının olma ihtimali
bulunmaktadır.
- 666 Sayısı: 666
sayısı üzerine yapılan araştırmalarda, bu sayının bir tür antik değer
taşıdığı ve antik ölçü birimlerinin Dünya'nın boyutlarıyla ilgili olduğu
görülmüştür. Hesaplamalar sonucunda, dairenin çevresinin, Dünya'nın
ekvator çizgisinin 1/666 oranında küçük hali olduğu tespit edilmiştir. Bu
özellikler, Mısırlılar'ın sayı sembolizmine verdikleri önemi
vurgulamaktadır.
- Oranlar:
Megalitik / büyük taşlardan yapılmış / metre ve kısa imparatorluk yardası
arasında 10:11 şeklinde önemli bir orantı vardı. Bu oran, alan ve hacim
hesaplamalarında önemli olup, aralarında benzer orantılar bulunan ölçü
birimleri antik dünyada yaygın biçimde kullanılmıştır.
III. Büyü ve Majik Uygulamalarda Sayısal ve
Ritualistik Yöntemler
Eski Mısır'da büyü, hem iyi / meşru / amaçlarla
(hayatta olan veya ölülerden yararlanmak için) hem de kötü / hain / planları
uygulamak ve kişiyi felakete sürüklemek için kullanılırdı.
A. Majik
Güçler ve İletişim
- Manyetizm ve Telkin: Mısır'ın
inisiyatik kökenli sırlar dinlerinde, manyetizmin / mıknatıslık
/ önemli bir uygulama alanı vardı. Manyetik ve telkinsel / yönlendirici
/ güçlere sahip rahipler, tüm dinsel törenlerde bu gücü kullanırlardı.
Manyetik enerjilerin konsantre edilerek belli bir noktaya yönlendirilmesi
ve aktarılması, Mısır'ın majik uygulamalarının merkezindedir.
- İsmin ve Sözün Gücü: Mısır'ın
majik uygulamaları arasında ismin majik gücü ve sihirli
sözlerin/duaların kullanılması yer alır.
- Ruhsal Bedenlere Odaklanma: Mısır
inisiyasyonunda adaylara öğretilen en önemli psişik / tin bilimi /
çalışmalardan biri, bilincin süptil / incelikli / bedenler arasında
istenildiği zaman istenilene odaklanmasıydı. Bu, rahiplere hayal bile
edilemeyecek yüksek bir algılama yetisi kazandırıyordu.
B. İmaj Büyüsü
/ Benzetim İlkesi / ve Ölüler
Mısır'da büyü, simgesel yakınlığa ve fiziksel
nesneler ile hedeflenen kişi arasındaki bağıntıya dayanırdı:
- Heykel Üzerinde Ayin:
"Ağız açma" ayininde, ölen kişinin kendisini temsil eden küçük
bir heykel üzerinde gerçekleştirilirdi. Mısırlılar, ölünün imajının
çizilmiş olduğu bir heykele onun özelliklerinin aktarılabileceğine
inanırlardı. Böylece büyülü heykel ile ceset arasında bir bağ oluşuyor ve
heykele yapılan uygulamalar mumyalanan kişinin cesedine de yapılmış
oluyordu.
- Mumyalama: Bedenli
yaşamlarında Mısır inisiyasyonuna hizmet eden varlıkların, öldükten sonra
da fonksiyonlarına devam etmelerini sağlamak amacıyla mumyalama
tekniklerinden yararlanılmıştır.
İbrani Kabala Numerolojisi
İbrani Kabala Numerolojisi, Kabala geleneğinin / sözlü
Yahudi geleneği / en karmaşık ve temel taşlarından birini oluşturur. Bu
sistem, İbranice harflerin ve sayıların derinlemesine mistik / gizemci /
yorumlanmasına odaklanarak, evrenin ve ilahi düzenin gizli / ezoterik /
bilgisini edinmeyi hedefler. Kabala, kelimenin tam anlamıyla "alınan
şey" veya "vahiy olarak alınan gelenek" anlamına gelen Lekabbel
kelimesinden türemiştir ve bilgiye duyusal algıdan değil, ruhtan ulaşılması
gerektiği inancına dayanır.
Bu ilim, kişinin manevi dünyaya erişmesi için
pratik bir metot olup, nihai amacı Yaratan'la birliğe gelme / dıvekut
/ ve O'nun niteliklerine benzer nitelikler edinme sürecidir.
I. Gematria: Kabala'nın Sayısal Temeli
Kabala'nın numerolojiyle doğrudan ilişkili olan
dalına Gematria adı verilir. Gematria sistemi, Pisagor / Pythagoras
/ sisteminden ve Kaldeli / Chaldean / geleneğinden etkilenmiş olup, Arap
kültüründeki Ebced Hesabının / Ebced / kökenini oluşturan, harflere
sayısal değerler atama ilkesine dayanır.
A. Gematria İlkesi
Gematria tekniği, İbrani alfabesindeki her harfin
kendine has bir sayısal değeri olduğuna dayanır. Bu harflerin sayısal
değerlerinin toplanmasıyla, kelimeler ve cümleler arasındaki gizemli
bağlantıların keşfedilmesi amaçlanır. Kabalistler, kutsal metinlerdeki her
sözcüğün, her harfin ve hatta her noktanın bir anlamı olduğuna inanırlar.
- Amaç: Gematria,
kelimelerin ve ifadelerin sayısal değerlerini dönüştürerek gizli anlamlar
bulma yöntemidir. Bu kodlar, elde edilmesi gereken manevi seviyeleri / dereceleri
/ ifade eder.
- Tarihsel Kullanım: Gematria,
kehanet / tahmin / yöntemi olarak antik Babil'de Kral II. Sargon
döneminde (M.Ö./İ.Ö. 8. yüzyıl) bile kullanılmıştır. Kabalistler, bu
hesaplamaları Kutsal Kitap’a dayandırarak, örneğin Mesih’in geliş
tarihi gibi olayları tahmin etmek için kullanmışlardır.
B. Harflerin ve Rakamların İkiliği
İbrani alfabesinin harfleri, sayısal değerlerinin
yanı sıra, harf mistisizmi / hurufilik / yoluyla kozmik anlamlar da
taşır. Alfabedeki 22 harf, Sephiroth’un / Sayılar / gelişiminde
anahtar bir rol oynar.
- Tzeruf / Permütasyon: Tzeruf,
zihinsel olarak İbrani harflerinin permütasyonu / sıralanması /
anlamına gelir. Bu harflerin ve kelimelerin farklı sıra değişiklikleriyle
tekrarlanması, boyutlar arasındaki gizemli yolculukların tecrübe
edilmesine ve geleceği bilmeye hatta etkilemeye inanılırdı.
- Themurah ve Anagram: Harfleri
dönüştürme ve yeni bir kelime oluşturma usulleri de Kabala'da önemlidir.
II. Sefirot ve Kozmik Sayıların Ontolojisi /
Varlıkbilim /
Kabala numerolojisinin kalbinde, evrensel düzeni
simgeleyen on ilahi yayılma, yani Sefirot bulunur.
- Sefirot'un Tanımı: Sefirot,
İbranice'de "sayılar" anlamına gelen bir kelimenin çoğuludur.
Tanrı'nın kendisini on ayrı oluşum aşamasıyla gösterdiği bu aşamalar, aynı
zamanda kozmik zihnin farklı açılarını gösteren sayılardır.
- Hayat Ağacı / Etz Hachayim /:
Kabalistik sistemin temel modeli, 10 Sefirot ve 22 İbrani harfinden
oluşan Hayat Ağacı'dır. Bu yapının en üst Sefira’sı Keter
/ Taç / olarak adlandırılırken, en aşağı Sefira’sı Malkut /
Krallık / olarak adlandırılmaktadır. Sefirot doktrini, Yahudi
Kabalist geleneğine gilgul / ruh göçü / kavramını da dahil
etmiştir.
- Yaratılıştaki Rolü: Sefirot,
Yaratıcı'dan yayılan ezelî / ezeli / ışıkla / Ein Sof /
ilişkilidir. Bu on Sefira, insanların kendilerini ve dolayısıyla
evreni mükemmelleştirmeleri için verilmiş tinsel / ruhsal /
enerjilerdir. Her bir Sefira’nın bir diğeriyle olan bağlantısı,
yaratılışın ritmini oluşturur.
III. Mistik Uygulamalarda Önemli Sayılar
Gematria yoluyla belirlenen veya mistik
metinlerde vurgulanan sayılar, ezoterik uygulamalarda kritik rol oynar.
- Tetragrammaton (YHVH):
Tanrı'nın dört harfli ismi, Kabala'da dünyanın tüm sırlarını içeren kutsal
kelime olarak görülür. Kabalistler, bu ismi beş sesli harf vasıtasıyla
çeşitli sıra değişiklikleriyle tekrar ederler. Tetragrammaton'un
doğru telaffuz edilmesi halinde dünyanın sonunun geleceği bile
söylenmiştir.
- 666 Sayısı: Bu sayı,
Kabalistik olarak ABRACADABEA kelimesinin ikili altılısına 6
eklenmesiyle elde edilen 18 sayısıyla veya 200 + 6 + 400 + 60 = 666
hesaplamasıyla ilişkilendirilir ve Canavarın Sayısı olarak geçer.
Aynı zamanda 18 x 37'nin çarpımıdır. Bu, ilahiyat karşıtı / anti-İsa
/ olarak bilinen, İncil’de / Kitab-ı Mukaddes / Vahiy bölümünde
geçen bir sayıdır.
- Diğer Sayılar: Kabala, Yedi
ve Dokuz gibi sayıların büyülü bir güce sahip olduğu inancını
benimser. On üç (13) sayısı, Kabala'da şanssızlıkla
ilişkilendirilir (Yahuda'nın sayısı veya Ölüm Tarot kartı). Kırk (40)
ise arınma sayısı olarak bilinir ve insanların çölde veya gemide
geçirdikleri gün ve gece sayısına atıf yapar. Kabala'nın temel ilkesi olan
10 Sefirot ve 22 harf aynı zamanda Tarot’un Büyük Sır
kartlarının sayısıyla da ilişkilendirilmiştir.
IV. Kabala Numerolojisinin Yanlış Anlaşılması ve
Gerçek Amacı
Kaynaklar, Kabala'nın zamanla büyücülük ve
kurgulayıcı hesaplarla karıştırıldığını, ancak özünün manevi / ruhsal /
gelişim olduğunu vurgular.
- Kabala Büyü Değildir: Gerçek
Kabala, büyü, muskalar / tılsım /, kehanetler veya maddi faydalar
elde etme yöntemleriyle ilgili değildir. Kabala çalışmaya gelen bir
kişinin amacı, üst dünyaların açığa çıkarılmasına veya manevi alemlere
erişim yöntemlerini öğrenmeye ilgi duymak olmalıdır.
- Numerolojinin Aşağılanması: Numerolojinin,
Gematria'dan kaynaklanmasına rağmen, zındıklar / heretikler
/ tarafından sadece cahilleri etkilemeye yarayan bir numaraya
dönüştürüldüğü iddia edilmiştir. Oysa Gematria Tanrı, melekler ve Sefirot
gibi yüksek varlıkların isimleriyle uğraşırken, numeroloji esas olarak
fanilere odaklanır.
- Ezoterik Sembolizm: Kabala,
sembolik bir dil kullanır. Her bir ezoterik sembolün yedi ayrı açılımı
yapılabilir ve her insan kendi şuur / bilinç / kapasitesine göre bu
sembolleri çözebilir. Kabalistlerin hislerinin bizim seviyemizin üstünde
olması nedeniyle, onlar deneyimlerini aktarırken dünyamızdan kelimeler ve
yöntemler kullanırlar (dallar dili).
- Kabala'nın İfşası: Kabala,
geçmişte gizlenmiş olsa da (gereklilik, imkânsızlık veya Yaradan'ın
kişisel sırrı gibi nedenlerle), 20. yüzyılda Rav Yehuda Aşlag'ın / Baal
HaSulam / kitaplarının yayımlanmasıyla birlikte kısıtlama olmaksızın
çalışma imkânı verilmiştir.
Bu bağlamda, Kabala numerolojisi (Gematria) bir
amaçtan ziyade, manevi realiteyi / gerçeklik / ve üst dünyaların
yapısını anlamamıza olanak veren, harf ve sayıların kutsal dilini çözümleme
aracı olarak işlev görmüştür.
Maya Numerolojisi
Maya numerolojisi / sayı falı / ve matematiksel
sistematiği, Orta Amerika'nın Kolomb öncesi kültürleri arasında, özellikle
astronomi ve takvimleme gereksinimlerine göre özgün bir şekilde geliştirilmiş,
kendine has çizgesel / grafik / yapısı ve sıfır / yokluk /
kavramını bağımsız olarak keşfetmesiyle dikkati çekmektedir. Maya uygarlığı,
sanat, mimari, matematik ve astronomide kaydettiği yüksek düzey ile
bilinmektedir.
Bu inceleme, Maya rahip-astronomlarının sayı
sisteminin matematiksel özelliklerini ve bu sistemin ezoterik / gizli /
takvim döngüleriyle nasıl bütünleştiğini ele almaktadır.
I. Maya Sayı Sisteminin Yapısı ve Konum İlkesi
Mayalar, sayım sistemlerini on tabanına değil,
yirmişer yirmişer ve yirminin kuvvetleriyle sayma alışkanlığına dayanan yirmili
tabana / vigesimal / dayandırmışlardır. Bu tabanın nedeni,
atalarının yalnızca on parmakla değil, on ayak parmağıyla da sayma
alışkanlığını edinmiş olmasıdır.
A. Çizgesel
Rakamlar ve Toplama Prensibi
Maya bilginleri, 1'den 19'a kadar olan sayıları
iki temel imden yola çıkarak oluşturmuşlardır:
- Nokta (Dot): Bir
birimi temsil eder.
- Çizgi (Bar): Beş
birimi temsil eder.
Bu rakamlar, toplama ilkesine göre yirmiden küçük
sayıları gösteriyordu (Örneğin, 5+5+5+1+1+1+1=19 gibi).
B. Konum
İlkesi ve Sıfırın Özgün Keşfi
Maya sayılaması, tarihin özgün yaratı olarak
ortaya çıkan dört konumlu sisteminden biridir (diğerleri Babil, Çin ve Hint
sistemleridir). Konum ilkesi, birimlerin sayım cetveli üzerindeki gibi, dikey
bir sütunda, en yüksek birimden başlayarak azalan değer sırasıyla
kaydedilmesini gerektiriyordu.
Maya rahip-gökbilimcileri, belli bir basamağın
birimlerinin eksilmesi durumunda her rakamın kendi katında kalması için, sıfır
kavramını icat etmişlerdir.
- Sıfırın Görünümü: Sıfır
imi, bilinmeyen nedenlerle bir kavkıya ya da bir salyangoz kabuğuna çok
benzeyen bir biçim almıştır.
- Kullanımı: Mayalar
sıfırı hem orta konumda hem de son konumda kullanmışlardır.
II. Maya Numerolojisinin Kuraldışılığı ve Dinsel
Bağlamı
Maya sayı sistemi ve sıfır keşfi tartışılmaz bir
matematiksel deha kanıtı olsa da, bu sistem, pratik aritmetik işlemlerden
ziyade, takvim ve gökbilim / astronomi / gereksinimlerine
uyarlanmasından ötürü, tam işlevselliğe ulaşamamıştır.
A. Konum
İlkesindeki Kuraldışılık
Maya konumlu sayı sisteminin en önemli
kuraldışılığı, üçüncü basamaktan itibaren yirmili taban kuralını terk
etmesidir.
- İlk İki Basamak: Birinci
basamak (birler) $1$'i, ikinci basamak (yirmiler) $20$'yi temsil eder.
- Üçüncü Basamak: Üçüncü
basamak $20^2=400$ yerine, 360 ($18 \times 20$) katlarını
gösteriyordu. Bu kuraldışılık, 365 günlük yıla (Haab) uyum sağlama
kaygısından kaynaklanıyordu ve Mayaların sistemlerinin yazılı hesap
pratiğine her zaman elverişsiz kalmasına neden olmuştur.
- Sıfırın İşlevi: Bu
kuraldışılık yüzünden, Maya sıfırı da işlem olanağından yoksun kalmıştır.
Sıfır, Babillilerdeki gibi aritmetik işlemci işlevini yerine getiremiyor;
yalnızca bir sayının yazılışındaki boşluğu belirtiyordu.
B. Mistik ve
Törensel Gerekçeler
Maya numerolojisi, sayılara yüklenen mistik
anlamlar ve törensel zorunluluklarla iç içedir.
- Gizemli Korku ve Estetik Kaygı: Mayalar,
çizgesel / grafik /, estetik ve dinsel kaygılarla, bir zaman
biriminin hiyeroglifini es geçmeyi yasaklamışlardır. Her zaman birimi,
zamanın koruyucusu olan bir tanrının sırtında taşıdığı bir yük olarak
tasarlanıyordu. Bu nedenle, belli bir basamaktaki zaman biriminin yokluğunu
belirten özel bir im (sıfır) kullanılmasaydı, anıtsal dikilitaşların
üzerindeki hiyerogliflerin düzenlenişi bozulacaktı. Sıfırın icadı bu
nedenle, estetik kaygı, gizemli korku ve törensel yapının gerekleri sonucu
mutlak bir zorunluluk haline gelmiştir.
- Tanrılar ve Sayısal Atıflar: 1'den
13'e kadar numaralanmış glifler, üst dünyanın on üç Maya tanrısına (Oxlahuntiku'lar)
bağlanmıştı ve bu sayılar duruma göre uğurlu ya da uğursuz özel bir törensel
değer taşıyordu.
III. Takvimsel Numeroloji: Tzolkin ve Haab
Mayaların ezoterik sayısal sistemi, temelde iki
farklı takvimin bir arada kullanılmasıyla ortaya çıkan döngüselliğe dayanır.
- Dinsel Takvim (Tzolkin): On üç
günlük yirmi çevrimden oluşur ve toplam 260 gün sürer. Bu takvimde,
yirmi ana günün her birine 1'den 13'e kadar döngüsel olarak değişen bir
numara verilirdi. Rakamların ve günlerin sayımının başlangıç noktasına
geri dönmesi için tam 260 gün gerekmekteydi.
- Güneş Takvimi (Haab):
"Dünyevi" veya "sivil" yıl olarak da adlandırılır. 365
gün içerir ve her biri yirmi gün süren on sekiz "aylık"
dönemden (uinal) ve buna eklenen beş günlük kısa bir dönemden (Uayeb)
oluşuyordu.
- Kutsal Çevrim: İki
takvimin (260 ve 365 gün) birleşimi, rakamların ve günlerin tamamen başa
dönmesi için 52 "belirsiz yıl"a veya 73 "dinsel yıl"a
eşit olan 18.980 günlük büyük bir çevrim / döngü /
yaratıyordu.
A. Astronomik
Hassasiyet
Maya rahip-astronomları, bu sayısal sistemler
sayesinde son derece hassas astronomik bilgilere ulaşmışlardır:
- Güneş Yılı: Mayalar,
Dünya'nın Güneş etrafındaki yörüngesini 365,2421 gün olarak
hesaplamışlardır. Bu rakam, şu anda kullanılan Gregoryen Takvimi'nden
(365,2424 gün) daha kesindir. Uzay araştırmaları, Mayaların sonuçlarının
(365,2422 gün) doğruluğunu kanıtlamıştır.
- Venüs Hesaplamaları: Maya
sistemleri, güneşin hareketini temel almakla birlikte, Venüs gezegeninin
dairesel devrini kullanarak da hesaplamalar yapmaktadır.
B. Uzun Hesap
ve Çağ Dönüşü
Mayalar, Uzun Hesap adını verdikleri
şaşırtıcı bir zaman hesabı kullanmışlardır.
- Başlangıç Tarihi: Bu
sistem, M.Ö. 12 Ağustos 3113'e (veya 3114) karşılık gelen 13 baktun, 4
ahau, 8 cumku denen bir tarihten başlar. Bu tarihin, dünyanın
yaratılış tarihi ya da tanrıların doğum tarihi olduğu düşünülmektedir.
- Baktun Kavramı:
Bir baktun 144.000 gündür. On üç baktun ise tam bir çağ
dönüşüdür.
- Gelecek Dönüş: İçinde
bulunulan baktunun, 22 Aralık 2012'de tamamlanacağı belirtilmiştir.
Sümer Uygarlığının Sayı Sistemi
Sümer uygarlığının sayı sistemi, uygarlık
tarihinin en eski ve en önemli matematiksel başarılarından biri olarak kabul
edilmekle birlikte, Sümer numerolojisi, harflere sayısal değer atayan (Ebced
veya Gematria gibi) ezoterik / gizli / sistemlerden ziyade, sayıların
çizgesel / grafik / temsili ve astronomik / gökbilimsel / hesaplama temelleri
üzerine kurulmuştur.
Bu bağlamda Sümer sistemi, aritmetiğin ve daha
sonraki mezopotamya gizli ilimlerinin (Babillilere kadar uzanan) temelini
oluşturmaktadır.
I. Sümer Sayı Sisteminin Yapısı ve İlkesi
Sümer yazmanlarının kullandığı sayı sistemi, esas
itibarıyla on tabanı / desimal / ve altmış tabanı / seksagesimal
/ ilkelerini birleştiren karma / melez / toplama dizgesi olarak
sınıflandırılır.
A. Karma
Toplama İlkesi ve Tabanlar
M.Ö./İ.Ö. III. bin boyunca, Aşağı Mezopotamya
yazmanları üç farklı sayısal gösterim kullanmışlardır. Bu sistemler, Sümer
dizgesinde altmışlı birimlerle onlu birimleri bir araya getiren bir karışım
halini almıştır.
Sümer sistemindeki temel rakamlar ve değerleri,
kullanılan fiziksel simgelerle / calculi / temsil edilmiştir:
- Çubuk / Kertik
/ (1 birim).
- Bilya / Küçük
Delik / (10 birim).
- Disk / Büyük
Yuvarlak İz / (100 birim).
- Koni / Kalın
Kertik / (300 birim).
- Delikli Büyük Koni (3.000
birim).
Bu melez sistem, 1, 10, 60, 10x60 gibi sayılar
için özel gösterimler kullanmış ve öteki sayılar için toplama ilkesine
dayanmıştır.
B. Çizgesel
Yalınlaştırma ve Çıkarma Yöntemi
Sümerler, kil tabletler üzerinde hesap
sonuçlarını kaydetme işinde, daha önceki dönemde aritmetik işlem pratiği için
kullanılan calculi’lerin / hesap taşı / tıpkısını kil tabletler üzerine
sayı halinde işleme fikriyle hareket etmişlerdir.
Yalınlaştırma / sadeleştirme / kaygısıyla
Sümer yazmanları çıkarma yöntemini de kullanmışlardır:
- Örneğin 9, 18, 38, 57 gibi sayıları yazmak için $10-1$ ya da $60-3$
gibi ifadeler kullanmışlardır. Bu, LA sesçil değerini taşıyan bir
imin bizim "eksi" / negatif / iminin dengi olarak
kullanıldığı anlamına gelmekteydi.
II. Kullanım Alanları ve Ezoterik Bağlamı
A. Pratik ve
Mistik Kökler
Sümer sayı sisteminin en yaygın ve en eski
gösterimi, çeşitli insan, hayvan ya da nesne sayımlarını dile getirmeye veya
ağırlık ve uzunluk ölçüleriyle ilgili ifadeleri kaydetmekte kullanılıyordu.
Sayı falı / numeroloji / olarak bilinen
disiplinin kökleri, önceki yazılarımızda da belirtildiği gibi, astroloji / gökbilimi
/ kadar eskidir ve Babillilere (Sümerlerin halefi) ve hatta daha eskilere
uzanmaktadır. Bu, sayıların sadece niceliği / miktarı / değil, aynı zamanda
eşyaların birbiriyle olan ilişkilerini ve doğanın ilkelerini temsil ettiğine
dair olan kadim inancın Mezopotamya’da kök saldığını göstermektedir.
B. Sistemin
Sınırları ve Sıfırın Yokluğu
Sümer sistemi, Babilliler tarafından da
sürdürülen altmışlı taban / seksagesimal / ile önemli bir ilerleme
kaydetmiş olmasına rağmen, konum ilkesini (Hint sisteminde olduğu gibi)
sistemli olarak uygulayamamışlardır. Babilli matematikçiler, on beş yüzyıldan
daha fazla bir süre boyunca sıfırın / yokluk / olmayışı
sorunundan muzdarip olmuşlardır.
Konum ilkesi uygulanınca, olmayan birimleri
betimlemek için çizgesel bir im kullanmak gerekir (tıpkı bizim sistemimizde
"on" sayısının onluk konumdaki "1"in yanına sıfır konularak
belirtilmesi gibi). Sıfırın / yok sayı / olmadığı bir sistemde ise,
örneğin 4 rakamının 4'ü mü yoksa $4 \times 60$, $4 \times 60^2$ 'yi mi
betimlediği bilinemiyordu. Bu eksiklik, Sümer ve Babil sistemlerini tıkamış ve
Hint konumlu sayılamasının üstünlüğünü ortaya koymuştur.
İlk Çağ Avrupa Numerolojisi
İlk Çağ Avrupa numerolojisi / sayı falı /
kavramı, kökenlerini esas olarak M.Ö./İ.Ö. VI. yüzyılda Pisagor / Pythagoras
/ ve takipçileri tarafından Atina ve diğer Yunan şehir devletlerinde
sistematikleştirilen felsefi geleneklere dayandırmaktadır. Avrupa'daki sayı
sistemlerinin erken tarihi, hem sayıların mistik / gizemli / anlamlarını
araştıran ezoterik / gizli / bir disiplini hem de pratik aritmetik / hesap
/ için kullanılan, genellikle hantal olan yazılı gösterimleri kapsamaktadır.
I. Numerolojinin Felsefi ve Mistik Kökenleri
(Yunan Geleneği)
Numeroloji, astroloji / yıldız falı /
kadar eski bir geçmişe sahiptir. İlk Çağ Avrupa numerolojisi, büyük ölçüde
Yunan felsefesine, özellikle de Pisagorcu düşünceye dayanır.
A. Pisagorculuk ve Sayıların Evrensel Dili
Pisagor ve takipçileri, evrenin sayıların üzerine
kurulduğu inancını savunmuşlardır. Numeroloji, her şeyin temeli olan birlik / yekparelik
/ ilkesini anlamak için kullanılan bir yol olarak kabul edilmiş, diğer bütün
bilimlerin kökü / tabanı / ve tabiatın / doğanın / üstünde bir
ilim olduğu ileri sürülmüştür.
- Sayıların İndirgenmesi: Pisagor
ve öğrencileri, tüm sayıları, diğer bütün sayıların türetilebileceği asıl
/ orijinal / sayılar olan 1'den 9'a kadar olan sayılara
indirgemişlerdir.
- Kozmik Titreşimler:
Numeroloji, her bir sayıyı, evrensel bir senfoninin parçası olan kozmik
bir titreşim / vibrasyon / olarak kabul eder. Her sayının kendine
has bir gücü vardır; bu güç sadece çokluk ve miktarı belirten bir güç
olmayıp, aynı zamanda eşyaların birbiriyle olan bağlantısını ve doğanın
ilkeleri arasındaki ilişkiyi de ifade eden bir dildir.
- Kaldeli ve Mısırlı Etkiler:
Pisagor’un, M.Ö. VI. yüzyılda Mısır ve bazı Asya ülkelerini dolaştığı,
Kaldelilerin / Mezopotamyalılar / ve Mecusi / Zerdüşt /
Rahiplerin gizli ilimlerini inceleyerek numerolojiyi Yunanistan’a
getirdiği belirtilmiştir. Kehanet / tahmin / yöntemleri olarak
bakla falı, zar falı ve minik kemiklerin üzerine harfler yazılarak
atılması gibi usullere Eski Yunanlıların yanında Roma ve Hint-Avrupa
kavimlerinde de rastlanmaktadır.
B. Harflerin ve Sayıların Eşleştirilmesi
(Alfabetik Sayılama)
Erken Avrupa numerolojisi, harflerin sayısal
karşılıklarının bulunmasına dayanıyordu.
- Yunan Alfabesiyle Sayılama: M.Ö. IV.
yüzyıldan sonra yaygınlaşan Yunan alfabetik sayılaması, her harfe bir
sayısal değer atayarak çalışırdı (alfa=1'den teta=9'a kadar; iota=10'dan
koppa=90'a kadar; rho=100'den omega=800'e kadar). Bu dizge, Orta Çağ'da
Yakın Doğu ve Doğu Akdeniz'de, Latin dizgesinin Batı Avrupa'da oynadığı
rol kadar önemli bir rol oynamıştır.
- İbrani Etkisi: Yunan
alfabetik sayılaması, İbrani sayısal harf dizgesine tamamen benzer
olmuştur. Bu dizgelerin en azından M.Ö. IV. yüzyılın sonundan bu yana çok
yaygın bir kullanımı olduğu sonucuna varılabilir.
II. İlk Çağ Avrupa Sayı Sistemleri (Aritmetiksel
Zorluklar)
Yunan ve Roma uygarlıklarında kullanılan sayı
sistemleri, ezoterik / gizli / anlam taşıyan harflerle yakından ilişkili
olsa da, aritmetik / hesap / işlemleri için son derece hantal bir yapıya
sahipti.
A. Yunan Sayı Sistemleri
Yunanlılar, M.Ö. I. binin ikinci yarısı boyunca,
Attika sayılamasına / akrofonik sayı sistemi / benzer akrofonik
gösterimler kullanmışlardır.
- Toplama İlkesi:
Yunanların Attika sayı sistemi ve Fenikeliler gibi erken sistemler,
toplama ilkesine dayanıyordu; yani 1'den 9'a kadar olan sayıları gerektiği
kadar çizgi, yuvarlak, nokta ya da teki temsil eden başka benzer imleri
birbiri ardına yerleştirerek yazmaya başlamışlardır.
- İşlem Zorluğu: Bu
sistemler (alfabetik sayılama dahil), aritmetik işlemler yapmaya elverişli
değildi. Bu rakamlar, işlemci imler olmaktan çok, daha önce başka
yollardan yapılmış hesapların sonuçlarını yazılı olarak dile getirmeye
yönelik yalın kısaltmalardı.
- Büyük Sayılarla Mücadele: Yunan
matematikçileri, alfabetik sayılamayı daha büyük sayıların gösterimine
uygulamayı başarmışlardır. Örneğin Arkhimedes / Arşimet /, 64
sıfırlı bir "1" ile dile getirilen bir sayıyı Yunan sayısal
harfleriyle ifade eden bir kural düşünmüştür.
B. Roma Sayı Sistemleri
Roma sayılaması da özellikle toplama ilkesine
dayanıyordu. Rakamları (I, V, X, L, C, D, M) birbirinden bağımsız olduğu için,
yan yana koyulduğunda ilgili değerlerin toplamını içeriyordu.
- Aritmetik Engel: Roma
rakamları, aritmetik işlemler yapmaya yarayan imler değil, sayıları
kaydetmeyi ve unutmamayı amaçlayan kısaltmalardı.
- Hesaplama Aracı: Romalı
saymanlar (ve onlardan sonra Orta Çağ'ın Avrupalı hesap adamları) hesap
yapmak için hep jetonlu çörkülere / abaküslere / başvurmuşlardır.
- Gizemli Kullanım: M.S. V.
yüzyılın sonuyla tarihlenen ve üzerinde Roma rakamlarının toplamının her
satırda 18 ettiği görülen tahta tabletlerin, Yunan ya da İbrani
harflerinin sayısal değerlerine dayalı kurgulamalara uygun düşen bir
"büyü" tableti / tılsım / olup olmadığı dahi
bilinmemektedir.
III. Ezoterik Uygulamalar ve Mistik Sayılar
İlk Çağ Avrupa'sında sayıların gizli gücü,
özellikle Orta Çağ'a geçiş döneminde Yahudi ve Arap geleneklerinin etkisiyle numeroloji
ve majikal uygulamaların içine sızmıştır.
A. Kabala ve Numerolojinin Yayılışı
Pisagorcu geleneğin Orta Çağ'daki en önemli
gelişimi, Yahudi Kabalası'nın da etkili rolüyle büyük bir önem kazanmıştır.
- Gematria ve Numeroloji:
Kabala'daki Gematria sistemi, İbrani alfabesinin harflerinin
sayılara denk gelmesi ilkesine dayanır. Bu sistemin uygulamaları, Orta Çağ
Avrupa'sında numerolojinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.
- Mistik Sayılar: Avrupa
ezoterik düşüncesinde bazı sayılar, derin mistik anlamlar taşır:
- 666:
İncil'in sonundaki Vahiy'de geçtiği için İsa karşıtı / anti-İsa /
olarak bilinen sayıdır. Karabüyü / kara maji / yazarları
tarafından anlamlı sayı olarak bilinir. Aynı zamanda bazı Kabalistik
hesaplarla da ilişkilendirilebilir.
- 40: Arınma
sayısı olarak bilinir ve insanların çölde veya gemide geçirdikleri gün ve
gece sayısına atıf yapar.
- 12 ve 11: 12,
bütünlüğü (12 ay, burçlar, havariler, Herkül'ün başarıları) temsil
ederken; 11, İsa’nın sadık müritlerinin sayısı ve öbür dünya sırlarının
kapılarını açan bir yaşam ve ölüm işareti olarak görülür.
B. Büyü ve Harflerin Ezoterik/Gizli Gücü
Orta Çağ Avrupa'sında büyücülük, özellikle Kara
Veba'yı / kara ölüm / engelleyemeyen ve saray erkanına hizmet etmeyi
uygun gören ustaların aksine, taşradaki cadılar ve şarlatanlar tarafından
uygulanmıştır.
- Gizli Alfabeler: Eski
Türk ve Arap gizli yazıları / tılsım / ve sayı sistemleri, uzun
süre özellikle Osmanlı Türk İmparatorluğu'nun devlet dairelerinde
kullanılmıştır, ancak bu sistemlerin kökeni de eski Arami harflerine
dayanmaktadır. Avrupa büyücülüğünde özellikle İbranice ve Davut'un
Alfabesi şifreli yazılar kullanılmıştır.
- Maddi Telkin: Orta Çağ
Avrupa tarihinde, bir cadının / şifacı / evlilik yatağının altına
kapalı bir tencere içinde kör bir kurbağa yerleştirerek, adamın aşkını
karısından alıp kendine çevirmesi gibi sembolik / simgesel /
eylemlere dayanan büyücülük örnekleri mevcuttur; bu büyücülük eylemi,
kadın kurbağayı bulana kadar devam etmiştir.
- Büyücülük Mücadelesi: XVI. ve
XVII. yüzyıl Avrupa'sında, din ile büyü arasındaki sınırların çizilmesi
önemli bir yere sahip olmuş, Hristiyan Avrupa'da engizisyon / sorgu
mahkemeleri / kurulmuş ve büyücülük yapan insanlar (cadılar / şifacılar
/) yargılanmadan yakılmışlardır. Bu dönemde, kâhinlik / kehanet /
formlarının (eski zaman kâhinleri gibi) medyumlar / aracılar /
suretinde yine bir nevi kâhinlik olarak Avrupa'da ispirtizmacıların
/ ruh çağıranların / içlerinde baş gösterdiği belirtilmiştir.
IV. Hint Rakamlarının Avrupa'ya Girişi ve Direnç
İlk Çağ Avrupa sayı sistemlerinin en büyük
dönüşümü, Hint kökenli ondalık konumlu sayılamanın ve sıfırın / yok sayısı
/ bölgeye Arap-Müslüman bilginler aracılığıyla girmesiyle yaşanmıştır.
- Hint Etkisi: Hint
matematiğinin Avrupa'ya etkisi doğrudan olmamış, Hint bilimini aktaran ve
iki dünya arasında aracılık rolü oynayan Arap-Müslüman bilginlerinin
yapıtlarına borçluyuz.
- Batı Avrupa'daki Çekinceler: Hint
kökenli rakamlar ve sıfır, XII./XIII. yüzyıldan itibaren Batı Avrupa'ya
girmeye başlamış; ancak uzun süre dirençle karşılaşmıştır.
- Çörkücüler / Abacistler
/ ve Algoristler / Cebirciler / Kavgaları:
Avrupa'da XII. yüzyıldan XVI. yüzyıla kadar, eski Roma rakamları ve çörkü
/ abaküs / üzerinde hesap yanlıları (çörkücüler) ile Hint
kökenli rakamları ve sıfırı kullanarak hesap yapmayı savunanlar (Algoristler)
arasında bir kavga dönemi yaşanmıştır. Eski usulde hesap sanatında
uzmanlaşmış kişilerin, uzun süre doğaüstü güçler taşıyan büyücü
gibi görülmesinin nedeni, Hint sisteminin basitliğini halkın kabul
etmemesiydi. Algoristlerin zaferi ve çörkücülerin yenilgisi,
ancak Fransız Devrimi'ne kadar süren bir süreç sonunda gerçekleşmiştir.
Hristiyan Numerolojisi
Hristiyan numerolojisi / sayı falı / kavramı,
büyük ölçüde Yahudi mistisizminin / gizembilim / Kabala ve Helenistik / Yunan /
Gnosis / bilgi / geleneklerinden türemiş olup, harflerin sayısal değerlerini
toplayarak kutsal metinlerdeki gizli anlamları ve evrensel sırları çözümlemeyi
amaçlayan Isopsephi ve Gematria yöntemlerine dayanır.
Bu disiplin, rakamların simgesel / sembolik /
anlamlarının, teolojik / dinbilimsel / dogmaları doğrulamak ve kozmik düzeni
keşfetmek için nasıl kullanıldığını göstermektedir.
I. Gnosis ve Sayısal Eşdeğerlik Yöntemleri
Hristiyanlık çağının ilk yüzyıllarında,
Gnostikler ve bazı Hristiyan yazmanlar, özellikle Yunanca harflerin sayısal
değerlerini eşleştirme sanatına / Isopsephi / başvurarak çarpıcı
keşifler yaptıklarını iddia etmişlerdir.
A. Alpha ve
Omega Simgeselliği
Yeni Ahit'te (Vahiy, Yuhanna, XXII, 13) bulunan
simgesel bir Tanrı adlandırması Alpha ve Omega'dır (A ve Ω). Bu deyim,
Yunan alfabesinin ilk (A) ve son (Ω) harfinden yola çıkarak oluşturulmuştur.
- Evrensel Anlam: Gnostik
ve Hristiyan düşüncelerinde, bu adlandırma "Evrenin ve Bilginin
Anahtarı"na, "Uzay ile Zamanın Varlığına ve Bütünlüğü"ne
karşılık gelir. İsa, Alpha ve Omega olduğunu söyleyerek kendini her şeyin
başı ve sonu diye adlandırmıştır.
- Teslis / Üçleme / Dogmasıyla Bağlantı: Matta
İncili'ne göre, "Ruh" vaftizi sırasında İsa'ya güvercin (Peristera)
biçiminde görünmüştür. Yunanca Peristera ("Güvercin")
sözcüğü 801 değerini taşır. Alpha (1) ve Omega'nın (800) sayısal
değerlerinin toplamı da tam olarak 801'i verdiğinden, Alpha ve Omega bu
Gnostik / ezoterik / yorumda Hristiyan Teslis dogmasını
doğrulamanın gizemli bir biçiminden başka bir şey değildir.
B. Amin Sırrı
Hıristiyan, Yunan ve Kıpti yazıtlarında, bir
hayır duadan, bir ilenmeden ya da bir övgü çağrısından sonra, Koppa ve Theta
harflerinden oluşan (Iϴ) kısaltması görülürdü. Bu gizli yazı imi, Wessely'nin
gösterdiği gibi, aslında (Âμıv
diye yazılan) Amin'i dile getirmenin gizemli bir biçiminden başka bir
şey değildir; zira bu iki öbek de sayısal olarak 99 değerini taşır.
II. Mistik Sayıların Sembolik Değerleri
Hristiyan numerolojisi ve Gnostik gelenekler,
kutsal metinlerdeki belirli sayıları kozmik ya da törensel önemleriyle
ilişkilendirir.
A. Kötülük ve
Yaratılış Sayıları
- 666 Sayısı: Bu sayı,
İncil'in / Kitab-ı Mukaddes / sonundaki Vahiy bölümünde geçen ve
İblisin / anti-İsa / işareti olarak bilinen sayıdır. St. John, 666
sayısını, sayı sembolizmini alegorik / temsilî / olarak kullanan
Musevi mistisizmine bağlamıştır, ancak günümüzde bu mesajlar belirsizdir.
Güneş'in sihirli karesinin de, sayılar her yönden toplandığında 666'yı
veren ilginç bir kare olduğu belirtilmiştir.
- 888 Sayısı: Acıların
Adamı (İsa) ile ilişkili bir sayıdır.
- 13 Sayısı:
Hristiyan geleneğinde şanssız olarak düşünülür, çünkü Yahuda İsa'nın on
üçüncü havarisiydi ve Ölüm Tarot kartı ile de bağlantılıdır. Ancak
numerolojide bunun kötü bir sayı olmadığı, eski on ikilik sistemde yeni
bir başlangıca işaret ettiği de iddia edilir.
- 12 Sayısı:
Bütünlüğün sayısıdır; yılda 12 ay, astrolojide 12 burç, İncil'de / Kitab-ı
Mukaddes / 12 havari ve başlıca Olimpiyat tanrıları gibi kavramlarla
uyumludur. Numerolojik olarak 12, maddenin ve ruhun tezahürünün tüm
ritimlerini içerir.
B. Arınma ve
Kozmik Çevrim Sayıları
- 40 Sayısı: Arınma /
temizlenme / sayısıdır. İncil'de, insanların ya bir teknede ya da
çölde gezinirken geçirdikleri gün ve gece sayısıdır (daima 40 gün ve 40
gecedir).
- 365 Sayısı:
Gnostikler, Isopsephi yoluyla Mısır'ın ulusal tanrısı Osiris'ten
başka bir şey olmayan Nil'in (Neilos) adının sayısının 365 olduğunu
bulmuşlardır. Aynı hesaplama, Zerdüşt kültü tanrısı Mithra'nın adının da
sayısal değerinin 365 olduğunu göstererek, İran'ın güneş tanrısının
"365 günün Efendisiyle" aynı olduğunu ileri sürmüşlerdir.
III. Hristiyanlığın Gizli İlimlere Yaklaşımı
Hristiyanlık, monoteist / tektanrıcı / bir
din olarak büyü ve büyücülük uygulamalarını yasaklamış ve kötülemiştir.
A. Resmi Duruş
ve Yasaklamalar
- Büyü ve Cadılık:
Hristiyanlığın yanlış anlaşılmasına neden olduğu düşünüldüğünden, büyü
yapanlara ağır cezalar verilmiş ve cadı / cadı / olarak
nitelendirilenler yakılmıştır.
- Astroloji:
Ortaçağ'da kilise, kaderin tanrıdan çok gezegenlere bağlı olması fikrini
kabul etmemiştir. Gezegen tanrılarının varlığı pagan / pagan /
tanrılarındaki gibi bir inanç şekli olarak görülmüş ve bu varlıklar kötü
cinler olarak nitelendirilmişlerdir.
B. Popüler
Ezoterik Uygulamalar
Resmi yasağa rağmen, Hristiyanlıkta bazı ezoterik
uygulamalar halk arasında yer bulmuştur:
- Muskalar / Tılsımlar /:
Hastalıklardan, nazardan, kötü cin ve şeytanlardan, evlerin ve kişilerin
korunması için yaygın bir şekilde muska yazıldığı ve taşındığı
bilinmektedir.
- Numerolojinin Yayılması:
Numeroloji, Yahudi mistisizminin (Kabala) Gematria sistemi olarak
Ortaçağ Avrupası'nda yayılmış ve sayılar mistiği, Pisagorcu geleneğin
Ortaçağdaki en önemli gelişimi olarak büyük önem kazanmıştır.
IV. Kronogram Sanatı
Hristiyan numerolojisinin pratik ve sanatsal bir
uygulaması, tarihleri sayısal harflerle ifade etme sanatı olan Kronogram
/ tarih yazma sanatı / sanatıdır.
- Kronogramlar, Orta Çağ'dan beri İbrani ve Müslüman yazılarında olduğu
gibi Hristiyan yazılarında da bol örnekleri olan, kaligrafi / hüsn-ü
hat / ile şiir sanatı gibi gerçek bir sanat oluşturmuştur. Bu,
harflerin sayısal değerlerinin toplanması yoluyla tarihleri ifade etme
yöntemidir.
Süryanice Numerolojisi
Süryanice numerolojisi ve sayı sistemi, Hint
sisteminin konumlu / yerel değer / ve sıfırlı / yok nicelik /
üstünlüğüne sahip olmaksızın, İlk Çağ Avrupa ve Yakın Doğu'da yaygın olarak
kullanılan alfabetik sayılamalar / sayı sistemleri / grubuna
dâhil olup, harflere sayısal değerler atama / Gematria / geleneğine
dayanmaktadır.
Bu sistemin analizi, Süryani kültürünün
matematiksel gösterimini ve bunun ezoterik / gizli / akımlarla olan
ilişkisini aydınlatmaktadır.
I. Süryani Sayı Sisteminin Yapısı ve Kökeni
Süryani sayılaması, tıpkı İbrani ve Yunan
sistemlerinde olduğu gibi, harfleri sayısal imler olarak kullanan toplamalı
/ summatif / bir dizgedir.
A. Fenike ve Arami / Aramaic / Kökler
Süryani alfabesi (Nasturi ve Serto gibi
varyantlar), Fenike alfabesinden türeyen Arami / Aramaic / alfabesinin
bir çeşidi olan Estranghelo'dan gelmektedir. Bu yazı, bütün batı Sâmîlerinde / Semitic
/ görüldüğü gibi, yirmi iki özgün Fenike harfinin sırasını korumuştur.
B. Harflerin Sayısal Değerleri
Süryanice'de (Nasturi'de olduğu gibi, Serto'da
da), harfler sayılamada imler olarak kullanılmıştır ve günümüzde dahi yer yer
kullanılmaya devam etmektedir.
- Benzerlik: Süryani
sayı sistemi, birkaç istisna dışında, önceki yazılarımızda detaylı olarak
ele aldığımız İbrani sayı harfleri dizgesinin tam bir benzeridir.
- İleri Sayımlar: Süryani
sayılamasında bazı uylaşımlar / konvansiyonlar /, on milyondan
büyük sayıları yazmayı mümkün kılmıştır.
C. Tarihsel Kullanımı
Süryani harf-sayı sisteminin kullanımına tanıklık
eden en eski belgeler M.S. VI. / VII. yüzyıllarından öteye gitmemektedir.
Ancak, en eski Süryani yazıtları, klasik Arami dizgesiyle akraba olan tek bir
sayısal gösterim kategorisi vermektedir.
Bu alfabetik sayılama, özellikle el yazmalarında
/ kodekslerde / kullanılmıştır. Süryani el yazmalarında (en azından IX.
yüzyıldan sonrakilerde), kodeksi oluşturan defterlerin düzenli olarak
numaralandırılmış olmasıyla doğrulanmaktadır. Bu numaralama,
"kitabın" oluşturuluşunda unutmadan ya da sıra değiştirmeden ileri
gelebilecek her türlü hatadan kaçınacak şekilde yapılırdı.
II. Mistik Bağlamda Numerolojik Kullanım
Süryani geleneği, tıpkı İbrani Kabalası'ndaki Gematria
ve Arap Ebced sistemindeki gibi, harflerin ve kelimelerin sayısal
değerlerini kullanarak gizli anlamlar çıkarma pratiğine zemin hazırlamıştır.
A. Kronogram / Tarih Yazma Sanatı / Sanatı
Sayısal harf sistemlerinin mistik ve pratik
uygulamalarından biri, Orta Çağ'dan beri İbrani ve Müslüman yazılarında gerçek
bir sanat formu olarak görülen kronogramlardır / tarih yazma sanatı
/. Her ne kadar kaynaklar doğrudan Süryani geleneğinde kronogram sanatı
detaylarına inmeseler de, sistemin İbrani ve Arap sistemleriyle olan mutlak
benzerliği, bu geleneğin de kronogram gibi ezoterik / gizli / sanatlara uygun
olduğunu göstermektedir.
B. Büyüsel / Majikal / Ritüellerde Sayısal
İsimler
Gizli ilimler / havâs / alanındaki Süryani
kökenli olduğu düşünülen bazı uygulamalarda, Arapça yazılmış olsalar bile,
harflerin sayısal değerleri üzerinden elde edilen esmâların / isimlerin
/ (örneğin Terkabin Berheşin) veya tılsımların / muska / kullanıldığı
görülmektedir.
- Tekrar Sayısı: Belirli
bir kimsenin celbi / çekilmesi / niyetiyle gece yarısı ud ve
lüban buhurları / tütsü / yakılarak üç veya yedi gece
boyunca 1209 defa bu isimlerin (Terkabin Berheşin) okunması
emredilmiştir.
- Hizmetçi Ruhlar / Hadimler /: Bu
isimlerin ruhani hizmetkârları / hadimleri /, Zahrâyîl ve Şeytâyîl
olarak belirtilir ve her yüz (100) okumada bir bu isimlerle tevkil
/ görevlendirme / yapılması gerekmektedir. Bu uygulamalar, sayısal
tekrarın ve ismin gücünün büyüsel amaçlarla kullanımını göstermektedir.
III. Sayı Sistemlerinin Evrensel Bağlamı
(Tekrarların Geçilmesi)
Daha önceki yazılarımızda Hint ve Çin
sistemlerinin konumlu yapısı ile Arap, İbrani ve Yunan sistemlerinin toplamalı
/ summatif / yapısını karşılaştırmıştık. Süryani sistemi de, Yunan ve
İbrani sistemleri gibi, pratik aritmetik işlemler için hantal kalmıştır ve
hesaplamalar çoğunlukla abaküs / çörkü / veya başka araçlarla
yapıldıktan sonra sonuçların kaydedilmesi amacıyla kullanılmıştır. Bu durum, bu
sistemlerin aritmetik devrimi gerçekleştirememesinin temel nedenidir.
İlginç Konu: Gizli İlimler ve Bilinmeyen Diller
Süryani geleneğinden kaynaklanan ve Arapça havâs
literatürüne giren pek çok esmâ / isim / (örneğin Şemhahiyr şemhehiyr
veya Terkabin Berheşin) Arapça olmayan, eski Arami / Aramaic /
veya Süryani kökenli olduğu düşünülen, mistik güç atfedilmiş kelimelerdir. Bu
isimler, çoğu zaman gizli ilimler / havâs / metinlerinde
anlamları açıklanmaksızın, sadece belirli bir sayısal adet / tekrar /
ile okunması veya vefklere / sihirli kare / yazılması şartıyla büyülü
sonuçlar doğuracağına inanılan güçlü ses kodları olarak işlev görmüştür.
Bu durum, Süryani harf ve sayı geleneğinin, bilinen dillerin ötesinde bir gizem
/ esrar / ve güç alanı yarattığını düşündürmektedir. Bu isimlerin farklı
okuma ve tekrar adetleri ('de 1209 defa), numerolojik kesinliğin, ritüelin
başarısı için vazgeçilmez bir koşulu olduğunu göstermektedir.
Runik Numerolojisi
Runik numerolojisi, İskandinav ve Kuzey Avrupa
halklarının M.S./I. yüzyıldan Orta Çağ başlarına kadar kullandığı bir yazı
sistemi olan Rün alfabesinin, büyü / maji / ve kehanet / tahmin /
amaçlarıyla ilişkilendirilen ezoterik / gizli / bilgi alanını ifade
etmektedir. Runik numeroloji, harflerin sayısal değerlerini toplayarak gizli
anlamlar çıkarma (Gematria) sisteminden ziyade, her bir Rün harfinin kendi
sırası, kozmik ataması ve titreşimsel / vibrasyonel / enerjisi üzerinden
yorumlanmasına odaklanır.
I. Runik Sistematiği ve Tarihsel Bağlamı
Runik alfabesi, İskandinav mitolojisindeki göksel
yaşam kavramını ifade eden FUTHARK adıyla bilinmektedir.
A. Yapı ve
Sayısal Dizilim
Rün alfabesi, İskandinav ülkelerinde yaşayanlar
tarafından belirlenen 24 takım yıldızına denk düşecek şekilde 24 harfli
bir yapıya sahiptir. Her bir Rün, alfabedeki konumu itibarıyla bir "Runic
Sırası"na / Rünik Dizilim Numarası / sahiptir ve bu sıra numarası
7'den 24'e kadar olan örneklerle kaynaklarda mevcuttur.
B. Amacı ve
Ezoterik Rolü
Rün alfabesi, günlük hayatta kullanılan bir
alfabeden çok, özellikle Orta Çağ'da Kilise'nin baskısıyla unutturulmaya
çalışılmasına rağmen, maji ve kehanet alanında kullanılan bir yazı sistemi
olmuştur. Rünlerin gizli bilgisi, inisiyasyon / sırlar öğretisi /
yoluyla aktarılmış olsa da, kehanet geleneği günümüze tam olarak ulaşmamıştır.
II. Rünlerin Ezoterik Simgesel Atamaları
Her bir Rün, dizilim sırasının ötesinde,
kozmolojik / evrenbilimsel / ve majikal güçlerle ilişkilendirilen bir
dizi simgesel / sembolik / niteliğe sahiptir.
A. Kozmik ve
Element Atamaları
Rünler, astrolojik / gökbilimsel /
burçlar, gezegenler, haftanın günleri, elementler (Ateş, Su, Hava, Toprak),
mitolojik figürler, renkler, taşlar ve bitkilerle eşleştirilmiştir.
- Sıra 7 (WUNJO - Sevinç Rünü): Koyu
Mavi renkle, Hava elementiyle, Cuma günüyle ve Odin, Gefn mitolojisiyle
ilişkilidir. Majikal uygulamaları aşk, iyi şans ve sosyal ilişkilerin
gelişmesidir.
- Sıra 12 (Korunma Rünü): Açık
Mavi renkle, Toprak elementiyle, Pazar günüyle ve Frey, Freyja
mitolojisiyle ilişkilidir. Majikal uygulamaları bolluk, bereket ve
başarının sürekliliğidir.
- Sıra 14: Su
elementiyle, Satürn / Zuhal / astrolojisiyle, Cumartesi günüyle
ilişkilidir. Majikal uygulaması sağduyu, mantık kazanımı ve matematiksel
zekâ geliştirmektir.
- Sıra 16 (SOWILO - Enerji Rünü): Beyaz
renkle, Hava elementiyle, Güneş astrolojisiyle ve Pazar günüyle
ilişkilidir. Majikal uygulamaları kötüye karşı galip gelme, aydınlanma ve
başarıdır.
- Sıra 18 (BERKANAN - Büyüme Rünü): Koyu
Yeşil renkle, Toprak elementiyle ve Başak burcu / Virgo /
astrolojisiyle ilişkilidir. Majikal uygulamaları yeni başlangıçlar, maddi
kazançlar ve fiziksel güzelliktir.
- Sıra 24 (DAGAZ - Değişim Rünü): Açık
Mavi renkle, Ateş ve Hava elementleriyle, Dolunay astrolojisiyle
ilişkilidir.
B. Sayıların
Mistik İşlevi (Geleneksel Numerolojiden Farkı)
Rün sisteminde sayılar, kelimelerin değerini
toplamaktan ziyade, her bir Rün'ün ait olduğu titreşimsel alanı ve kutsal
dizilimi temsil eder. Rünler ve astroloji, kaderin önceden yazılmış göksel bir
metin olarak okunması çabasıdır. Rün sisteminde, bir Rün'ün sırası, onun
kehanet yorumunun ve majikal etkisinin temelini oluşturur; bu etki, Rün'ün
nerede göründüğüne bağlı olarak değişmez (A number has the same meaning
wherever it appears).
III. Runik Kehanet / Runemal / Yöntemleri
Rünler, kehanet için kullanılan çeşitli karmaşık
yöntemlerle yorumlanır.
A. Temel
Kehanet Yöntemleri
Rün kehanet / fal bakma / yöntemleri
şunlardır:
- Karışık Ters Çevirme (Mixed Inversion)
- Çekme Yöntemi (Drawing Method)
- Dokuzlu Açılım (Ninth Spread)
- Dağıtma Yöntemi (Distribution Method)
B. Dokuzlu
Açılım ve Yorumlama
Dokuzlu Açılım yönteminde, Rün'ler rastgele ve
yoğunlaşarak / konsantre / atılır ve dizilimdeki konumlarına göre
yorumlanır.
- Neden-Sonuç İlişkisi: Rünler, kardeş
runeler olarak adlandırılan gruplar halinde yorumlanır ve neden-sonuç
ilişkileri gözetilir.
- Zamanlama: İlk
atılan üç Rün'e göre, geçmiş Rünü'nün (örneğin 5 nolu Rün) sağında kalan
Rün'ler geçmişle ilişkilidir; şimdiki zaman Rünü'nün sağında ve solunda
kalanlar ise şimdiki zamanla ilişkilidir; şimdiki zamanın solundaki
Rün'ler ise gelecekle ilişkilidir.
- Uyarılar:
Yorumlanmayacak dizilimler mevcuttur (örneğin ilk üç Rün'de oluşan bazı
şekiller). Ayrıca, kötü karaktere sahip birisi için Rün'lerin olumlu
etkileri tersine işleyebilir.
C. Majikal
Uygulamalar
Rün majisi / büyüsü /, spesifik amaçlar
için Rün'lerin hazırlanmasını ve kullanılmasını içerir.
- Tılsım Hazırlama: Rünler,
tılsım / muska / hazırlama süreçlerinde kullanılır.
- Kontrol ve Değişim: Majikal
uygulamalar arasında aşkı, sevgiyi soğutma ve kişinin maddi/manevi
durgunluğa girmesini sağlama, maddi konularda yardım alma, ruhsal gelişim,
ya da kötü birisine fiziksel/finansal/ruhsal zarar verme gibi amaçlar
bulunur.
Rusların Kullandıkları Numeroloji
Rusların kullandıkları numeroloji / sayı falı /
kavramı, Hint, İbrani ve Yunan geleneklerinden beslenen ve büyük ölçüde
evrensel numerolojinin prensiplerini uygulayan senkretik / karma / bir
yapı sergilemektedir. Kaynaklarımız, doğrudan "Rus Numerolojisi"
adıyla özgün bir sistemden bahsetmek yerine, Rusya'nın, bu ezoterik / gizli
/ disiplinlerin hem geleneksel kehanet yöntemleriyle hem de modern bilimsel
çalışmalarla harmanlandığı bir coğrafya olduğunu göstermektedir.
Bu bağlamda Rusya'daki numerolojik uygulamalar ve
sayı sistemine yaklaşımlar aşağıda akademik bir bakış açısıyla sunulmuştur.
I. Numerolojinin Felsefi Temelleri ve Kullanımı
Rusya'da numeroloji, sayıların hayat üzerindeki
önemli etkilerine inanmak demektir. Bu alan, Pisagor'un temellerini attığı ve
tüm sayıların 1’den 9’a kadar olan asıl / orijinal / sayılara
indirgenmesi ilkesine dayanır. Bu indirgeme yöntemiyle evrendeki tüm olayların
sayıların etkisinde olduğu düşünülmüştür.
- Gematria / Harf Hesapları Etkisi: Modern
numeroloji, Gematria'dan / harflere sayısal değer verme /
kaynaklanmakla birlikte, Gematria Tanrı, melekler ve Sefirot
gibi yüksek varlıkların isimleriyle uğraşırken, numerolojinin ilgi alanı
esas olarak fanilerdir. Rusya'da da, Avrupa dillerindeki herhangi bir
sözcüğün bir sayıya dönüştürülebileceği ve sayıların simgesel / sembolik
/ olduğu inancıyla numeroloji popüler olmuştur.
- Kişisel Sayısal Kodlar: Her
insanın kaderinde çok şey belirleyen kendi sayısal kodu olduğuna inanılır.
Bu kod, doğum tarihi numarası ve isim numarası ile ifade edilir; çünkü
alfabenin her harfinin kendi numarası vardır. Bu kişisel kodlar ve uyum / ahenk
/ testleri, Rusya'da da kullanılmaktadır.
II. Geleneksel Kehanet ve Sayısal Uygulamalar
Rus toprakları, eski çağlardan bu yana çeşitli
kehanet / tahmin / ve büyüsel / majikal / uygulamaların
kullanıldığı bir alandır; bu uygulamaların çoğu sayısal veya ritüelistik
kurallara dayanır.
- Kura / Sıralama Kehaneti:
Sıralamaların kehaneti / kura ile fal / hala Rus topraklarında
kullanılmaktadır. Köylü halk, tartışmalı aile meselelerine kura ile karar
verir; askerler için kura ile seçim yapılır; ve şehirlerde kızlar için
talipler kura ile seçilmiştir.
- Zar ve Kemik Kehaneti: Kehanet,
bir, iki veya üç kemik / zar / üzerinde tahmin yapmak için uygun
görülürken; daha fazla kemik (örneğin altı veya on iki) alınması
durumunda, düşen sayılar ve toplamları, sorulan soruyu pek yanıtlamayacak,
daha çok durumu bir bütün olarak karakterize edecektir. Bu yöntemde, düşen
sayılar neredeyse saf numeroloji / sayı falı / olarak kabul edilir.
- Zar Falında Uyum: Başka
biriyle (örneğin sevgili bir kız veya evden uzakta olan bir oğul)
ilgileniliyorsa, ona da bir numara atanır. Bu kişinin numarası ile
uygulayıcının numarası birlikte düşerse, bu ilişkinin uyumlu / ahenkli
/ olduğu ve aralarında görünmez bir bağlantının korunduğu anlamına gelir.
- Ezoterik Divinasyon Yöntemleri: Rusya'da
kullanılan diğer kehanet yöntemleri arasında şunlar bulunur:
- Katoptomancy / Ayna
Falcılığı: Aynada nişanlıyı, gaiblerin
dirilişini ve ölümünü merak etme şeklinde uygulanır.
- Keromancy / Balmumu Falı:
Özellikle Rus Noel kehanetinde kızlar kaderlerini belirlemek için suya
balmumu dökerler.
III. Mistik Sayıların Simgesel / Sembolik /
Anlamları
Rus numerolojisi geleneğinde, evrensel ezoterik
sistemlerdeki gibi belirli sayılara özel anlamlar yüklenir.
|
Sayı |
Simgesel Anlamı |
Kaynak |
|
7 |
Evren ve insan doğasının tüm ritimlerini
içerir; Enerji (uzayla bağlantı); Müdahale olmadan tam aile mutluluğu;
İlginç, meşgul hayat. |
|
|
9 |
Yeterlik / yeterlilik / uygulama;
Kehanet kemikleri için en uygun sayı. |
|
|
11 |
İsa'nın sadık müritlerinin sayısı; öbür dünya
sırlarının kapılarını açan bir yaşam ve ölüm işareti. |
|
|
12 |
Bütünlük / tamlık /; 12 ay ve burçlar;
Maddenin ve ruhun tezahürünün tüm ritimlerini içerir. |
|
|
13 |
Geleneksel olarak şanssız kabul edilir;
Patlama, bilinmeyen veya yeni bir kaliteye geçişle dolu olduğu için
tehlikelidir; büyücülerin favori sayısıdır. |
|
|
40 |
Mutlak bütünlük; Karantina kelimesi kelimenin
tam anlamıyla "kırk gün" anlamına gelir; Sağlığı simgeler. |
- Gezegen ve Sayı İlişkisi:
Astroloji / gökbilim / derslerinde, Rusya'daki numeroloji ve
astroloji sistemleri, gezegenlerin her birine bir sayı atar: Güneş (1), Ay
(2), Mars (3), Merkür (4), Jüpiter (5), Venüs (6), Satürn (7), Uranüs (8),
Neptün (9), Plüton (10), Vulcan (11), Proserpin (12).
IV. Rus Bilginlerinin Mistik ve Matematiksel
Çalışmaları
Rusya'da gizli ilimler, sadece halk uygulamalarında
değil, aynı zamanda entelektüel çevrelerde de ilgi görmüştür.
- Velimir Hlebnikov ve Zaman Kanunları: Tatar
şair ve fütürizmin / gelecekçilik / kurucularından olan Velimir
Hlebnikov (1885–1952), aynı zamanda bir matematikçi olarak zamanın
kanunlarını hesaplamaya yönelmiştir. Sanskritçe uzmanlığı yapmış
olması, Hint sisteminin harfler ve sayılar arasındaki ezoterik ilişkilere
dair sahip olduğu bilgi birikimini göstermektedir. O, kelimelerin sırrını
biliyor ve kelimeler ile oynayabiliyordu; bu, sözcüklerin sayısal
değerlerine dayanan geleneksel Gematria / harf sayı eşitlemesi
/ geleneğini çağrıştırmaktadır.
- Sihirli Kareler / Vefk / Literatürü: Rus
dilinde yayımlanmış, sihirli karelerin inşası teorisi ve bunların
dönüşümleri hakkında birçok soruyu açıklayan, yerel dilde / Rusça /
literatürde az çalışılmış olan mükemmel sihirli karelerin yapım yöntemleri
ve özelliklerini ele alan çalışmalar mevcuttur. Bu çalışmalar,
kombinatoryal / birleşimsel / problemleri seven matematikçilere
hitap etmektedir.
- Ritüel Sayısal Kurallar: Sekizli
ve onlu vefklerin hesaplanması ve uyumlulukları üzerine yapılan
çalışmalarda, Güneş (6. mertebe / derece / vefk) ve Ay açılarının
ve erkek/dişi vefk faktörlerinin dikkate alındığı karmaşık
hesaplama yöntemleri kullanılmıştır. Bu çalışmalar, Rusça literatürde de
incelenen ve matematiksel kesinliğe dayanan havâs / gizli ilimler /
geleneğinin bir parçasıdır. Örneğin, onlu vefkin hiçbir yıldıza ait
olmadığı, dünyaya ait olduğu ve hemen hemen her dünyasal amaç için her gün
ve her saatte yapılabileceği belirtilmiştir.
Sormayı Unuttuğum Konu Hatırlatması:
Daha önceki yazılarımızda, Süryani
numerolojisinin ve Arami / Aramaic / kökenli alfabetik sayı
sistemlerinin, Yakın Doğu'daki Ebced / Arap numerolojisi / ve Gematria
/ İbrani numerolojisi / sistemlerinin temellerini oluşturduğunu detaylıca
görmüştük. Bu bağlamda, Rusya'da da kullanılan Kiril alfabesinin ve
onunla ilişkili sayısal sistemlerin (M.S. IX.-X. yüzyıllarda Yunan alfabesinden
esinlenerek icat edilen Kiril alfabesi) numerolojik olarak nasıl kullanıldığı,
bu alfabetik sistemlerin Avrupa'daki genetik / kalıtsal / dizgesinin
bütünlüğünü anlamak açısından önemli bir ek bilgi olacaktır.
Babil Numerolojisi
Babil numerolojisi, Mezopotamya uygarlığının,
matematiksel hassasiyet ile kadim / eski / kehanet / tahmin / ve büyüsel / maji
/ gelenekleri birleştiren bir disiplin olarak gelişimini temsil etmektedir.
Sayı falının / numeroloji / bilinen en eski kökleri, en az 4000 yıl önce
Babil ve Kaldeli / Chaldean / medeniyetlerine kadar uzanmaktadır. Babil,
yalnızca matematiksel soyutlamanın beşiği olmakla kalmamış, aynı zamanda
sonraki İbrani ve Arap ezoterik sistemlerini etkileyen Gematria gibi
yöntemlerin de ilk ortaya çıktığı yer olmuştur.
I. Babil Sayı Sisteminin Yapısı ve Konumlu
Dizgenin Keşfi
Babil sayı sistemi, Sümer / Sumer /
kültürünün mirası üzerine kurulmuştur. Bu sistem, tarihsel süreçte büyük bir
matematiksel atılım gerçekleştirerek ilk gerçek konumlu sayı sistemi / yerel
değer sistemi / hâline gelmiştir.
A. Altmışlı
Taban / Seksagesimal / İlkesi
Babil bilginlerinin M.Ö./İ.Ö. XIX. yüzyıl
dolaylarında icat ettiği bu sistem, altmış tabanına dayanıyordu.
- Konum İlkesi: Babil
bilginlerinin dizgesi kesin olarak konumlu / yerel değerli / idi.
Bu, günümüzdeki onlu sistemimize benzer şekilde, bir rakamın değerinin
sayıların yazılışında bulunduğu konuma göre değiştiği anlamına gelir.
- Sayıların Temsili: Bizim
onlu, konumlu dizgemizdeki $[3; 1; 2]$ gibi bir rakamlar öbeği, Babil
matematikçileri için $3 \times 60^2 + 1 \times 60 + 2$ anlatımına karşılık
geliyordu. Bu, toplama ilkesine dayanan Sümer dizgesinden ve Mısır'ın
hiyeroglif sisteminden daha üstün bir yapıydı.
- Genel Bilinç: Konum
ilkesinin Mezopotamya’da büyük halk kitlesinin dahi bilincinde olduğu,
Asur kralı Asarhaddon'un "Kara Taş" anektodundan
anlaşılmaktadır. Bu öyküde, tanrı Marduk'un Babil'in boş bırakılacağı 70
yıl sayısını (eskiden $60 + 10$ olarak yazılırdı) yazgılar tabletine
işlemesi, sonra merhamet ederek rakamların sırasını değiştirmesi ($10$ ve
$1$ olarak, $1 \times 60 + 10$ yerine $10 \times 60 + 1$) kurgusu, konum
ilkesinin yaygınlığını göstermektedir.
B. Sıfırın
Özgün Keşfi
Babil bilginleri, konumlu dizgelerinin zorunlu
sonucu olarak sıfırı / yokluk imi / keşfetmişlerdir.
- Tarih ve İşlevi: Tarihin
bilinen ilk sıfırı, Babil konumlu sayılamasında belli bir basamağın
altmışta birlerinin yokluğunu göstermek için M.Ö. III. yüzyıldan daha eski
bir çağda ortaya çıkmıştır. Başlangıçta bu sıfır, yalnızca orta konumda
ve belli bir basamaktaki altmışlı birimlerinin yokluğunu belirtmek
için kullanılmıştır.
- Sıfırın Anlamı: Bu im,
Babil bilginlerinin kafasında hiçbir zaman bizim anladığımız anlamda
"sıfır sayısı" olarak tasarlanmamıştır. Yani, $10-10$'daki
"hiç" anlamında değil, bir rakamlı betimlemenin içindeki
"boş alan" anlamını taşımaktaydı. Örneğin, bir matematik
tabletinde $20$ eksi $20$'nin sonucunu dile getirmeyi bilmeyen yazman,
"Buğday bitti" gibi ifadeler kullanmıştır.
II. Ezoterik ve Kehanet Kullanımları
Sümerlerin ayin dilleri, ülkeyi istila eden
Sâmîlerin, Babil ve Asurluların kutsal dili ve Tanrı dili olmuş, büyü dili
olarak kullanılmıştır. Babil'deki rahiplerin işlerinin büyük bir bölümü,
kehanet üzerine kuruluydu.
A.
Gematria'nın / Harf-Sayı Dönüşümü / Kökeni
Numerolojinin en eski formu, köklerini antik
Babil ve Kalde'den alır ve tarihte en çok kabul gören kehanet yöntemlerinden
biri olduğu öne sürülür.
- Tanım ve Amaç:
Gematria, kelimeleri ve cümleleri sayısal değerlere dönüştürerek gizli
anlamlar bulma yöntemidir. Babil'de Kral II. Sargon zamanında (M.Ö./İ.Ö.
8. yüzyıl) Gematria'nın bir kehanet yöntemi olarak kullanıldığı
belirtilmiştir.
- Etkileşim: Yahudi
mistisizmi / gizemcilik / olan Kabala, numerolojiyle ilgilenmiş ve Gematria
tekniğini benimsemiştir. Ayrıca önceki yazılarımızda bahsettiğimiz Arap Ebced
hesabının da (daha sonraki bir çağda ortaya çıkmasına rağmen) bu harf-sayı
dönüşüm geleneklerinden beslendiği bilinmektedir.
B. Astroloji
ve Mistik Sayılar
Babil'de rahiplerin amacı, belirli bir eylem için
koşulların uygun olup olmadığını araştırmak ve uygun astral / göksel /
bilgileri veren takvime başvurmaktı.
- Takvim ve Uğurlu Günler: Babil'de
astroloji ve fal sanatlarıyla ilgili takvimler hazırlanmış. Duayla cinleri
kovmak için bazı günler uğurlu, bazı günler ise uğursuz kabul edilmiştir.
- Mistik Sayılar:
Numerolojinin köklerinin Babillilere uzandığı ve bir kişinin adı ve doğum
tarihleri kullanılarak karakter ve geleceğinin tahmin edilmeye çalışıldığı
belirtilmiştir. Bu sistemde, genellikle 1, 3, 7, 9, 40, 41
sayılarından faydalanılmış ve bunlarda büyülü / gizli / bir güç
olduğuna inanılmıştır.
- Yedi Sayısı: Büyüsel
işlerde rakamların ve sayıların önemi büyüktür ve yedi (7)
sayısının önemi, muhtemelen Babil'de astrolojiye verilen önemden
kaynaklanmaktadır.
C. Büyü
Ritüelleri ve Malzemeler
Babil, büyü ve sihir alanında güçlü bir gelenek
kurmuş ve bütün Akdeniz havzasını etkilemiştir.
- Ritüel Büyü: Babil'in
en son krallık dönemine ait olan Labartu’nun büyü ritüelinin tespit
edilen en eski örneği resim/figür büyüsüdür.
- Malzeme Kullanımı: Büyü
yapmak isteyen kişi, bir duvarın gölgesine oturarak büyülemek istediği
kimsenin figürünü yapar. Bu figür için seçilen malzemeler arasında
Balmumu, bal, kil, susam, un, katran ağacı ve bronz gibi maddeler
bulunmaktaydı.
IV. İlginç Konu: Mezopotamya Kozmolojisi ve 777
Babil ve Asur dinlerine dair araştırmalar, Marduk
ırkının gelişinden önceki kozmosun yapısına atıfta bulunan bir tabloyu ortaya
koymuştur. Bu tablo, evrenin katmanlarını ve tanrısal atamaları göstermektedir.
Bu kozmolojik düzende, gökyüzünün ilk üç katmanı
ve atamaları şöyledir:
- 0. *** ANU (TIAMAT)**.
- 1. Primum Mobile Küresi / Birincil
Hareket Küresi /: ENLIL (ABSU).
- 2. Zodyak Yıldızları Küresi: ENKI; LUMASHI
(IGIGI).
Runik numerolojisi bağlamında (önceki
yazılarımızda), 777 sayısının da ezoterik bir notla birlikte Asur-Babil
dinlerine dair araştırmaya dayandığı belirtilmiştir. Sayıların mistik anlamı ve
tekrarı, bu kadim Mezopotamya inançlarındaki tanrısal ve kozmik düzenlemelerle
ilişkilidir. Örneğin, $21 \times 37 = 777$ olduğu belirtilmiştir.
Sormayı Unuttuğum Konu Hatırlatması
Babil numerolojisinin en büyük başarısı olan
konumlu altmışlı taban, Hint sisteminin onlu konumlu sisteminden önce gelmesine
rağmen, Babil sıfırının işlevselliği eksikti; bu sıfır, $10-10$'daki
"hiç" niceliğini ifade eden bir sayı değil, yalnızca bir boşluk
belirteciydi. Oysa Hint bilginleri, shûnya kavramını hem boşluğu
belirten bir im / çizge / hem de aritmetik işlemlere dâhil olan bir sayı
olarak tasarlayarak modern matematiğin ve cebirin / çözümsel matematik /
temelini atmışlardır. Bu karşılaştırma, konumlu dizgelerin evrimini anlamak
açısından son derece kritiktir.
Diğer Numeroloji Sistemleri
Önceki yazılarımızda, rakamların tarihsel
evrimini (Sümer, Babil, Mısır, Maya, Çin, Hint) ve harflerin sayısal değerlere
dönüştürülmesi ilkesine dayanan büyük alfabetik / alfabetik / sistemleri
(İbrani Kabala, Arap Ebced, Yunan Pisagor, Runik) ayrıntılı olarak ele
almıştık. Bu sistemlerin dışında, hem Mezopotamya'nın eski geleneklerinden
türeyen hem de sayıları özgün bir şekilde kullanan bir dizi özgün numeroloji ve
kehanet / tahmin / sistemi mevcuttur.
Aşağıda, kaynaklarınızda yer alan ve önceki
incelemelerimizin kapsamının ötesine geçen veya özel uygulama alanları teşkil
eden diğer numeroloji / sayı falı / sistemleri ve ilgili disiplinler, doktora
tezi üslubunda sunulmuştur.
I. Antik Dünyanın Özgün Numeroloji Sistemleri ve
Varyasyonları
A. Kalde / Chaldean
/ Numerolojisi
Kalde sistemi, numerolojinin üç ana formundan
biri olup (diğerleri Pisagor ve Kabalistik sistemlerdir), numerolojinin en eski
formu olarak kabul edilir. Köklerini antik Babil ve Kalde medeniyetlerinden
(M.Ö./İ.Ö. 625–539) alır.
- Felsefi Üstünlük İddiası: Kalde
numerolojisi, Pisagor sisteminden daha eski olduğu için daha güvenilir ve
doğru bir tahmin yüzdesine sahip olduğu iddia edilir.
- Sayı Kullanımı: Bu
sistem, 1’den 8’e kadar olan sayıları kullanır ve 9 sayısını kullanmaz;
zira 9’un sonsuzlukla / infinity / bağlantılı kutsal bir sayı
olduğuna inanılır.
- Harf ve Titreşim İlişkisi: Kalde
sistemi, harf ve sayılar arasındaki ilişkiyi sesler ve tonlar üzerinden
kurarak, titreşimleri / vibrasyonları / koordine eder.
- Uygulama: Kişinin
doğum adından ziyade, halen kullandığı ismi dikkate alır, çünkü kişinin
etrafında oluşan titreşimlerin mevcut isme dayandığına inanılmaktadır.
B. İslami
Gizli İlimler Çatısı Altında Cifr / Cefr
Daha önce Arap numerolojisi (Ebced Hesabı)
ele alınmış olsa da, İslami ezoterik gelenek içinde Cifr veya Cefr
adı verilen farklı bir disiplin bulunmaktadır.
- Tanımı ve Amacı: Cifr
/ Cefr, harflerin ve sayıların oluşturduğu biçimlerden yararlanarak
olması muhtemel olaylar hakkında tahminde bulunma ilmidir.
- Ebced ile İlişkisi: Ebced
Hesabı genellikle "olmuş olayların ilmi" olarak görülürken, Cifr
geleceğe yönelik kehanetlere odaklanır. Bu metot, harfleri sayılara
dönüştürme esasına dayanır ve mistik düşünceli Müslümanlar arasında
yaygınlık kazanmıştır.
C. Aztek Sayı
Sistemi
Meksika'nın Maya dışındaki büyük
medeniyetlerinden biri olan Azteklerin sayı sistemi, Mayalar gibi yirmili / vigesimal
/ tabana dayanmasına rağmen, daha ilkel bir yapı sergilemiştir.
- Taban ve İlke: Aztek
sayı sistemi, 20 tabanına dayalıdır. Ancak toplama ilkesiyle iş görür ve
yalnızca birime, yirmiye ve yirminin kuvvetlerine özel gösterimler yükler.
Bu sistemi, önceki yazılarımızda bahsedilen Mısır hiyeroglif sistemi ile
düşünsel bakımdan akraba kılan özellik, sayılarda toplama ilkesini
kullanmasıdır.
- Toplamsallık: Bütün
öteki sayılar için toplama ilkesi kullanılır. Örneğin, $20^2$ (dört
yüzler), $20^3$ (sekiz binler) gibi basamaklar için özel gösterimler
vardır; diğer sayılar bu temel birimlerin yan yana konulmasıyla elde
edilirdi.
D. Yunan
Alfabetik Sayılaması / Isopsephi /
İlk Çağ Avrupa numerolojisinin Pisagorculuk
başlığı altında incelenen alfabetik sistemin (M.Ö./İ.Ö. IV. yüzyıldan sonra
yaygınlaşan) uygulama alanlarından biri Isopsephi'dir.
- Yöntem: Bu
sistemde, Yunan alfabesinin harfleri, 1’den 9’a, 10’dan 90’a ve 100’den
800’e kadar sayısal değerler alır. Isopsephi, kelimelerin ve cümlelerin
sayısal değerlerini toplayarak kutsal metinlerdeki gizli bağlantıları
keşfetme sanatıdır.
- Simgesel Sonuçlar: Yunan ve
Kıpti / Coptic / yazıtlarında, Amin kelimesinin sayısal
değerinin 99 olması gibi mistik eşdeğerlikler bulunmuştur.
II. Çizgesel / Grafik / ve Kehanet Temelli
Sayısal Sistemler
Bu kategorideki sistemler, harfleri
dönüştürmekten çok, sayısal veya çizgesel kodların kozmik veya fizyolojik
yapılarla ilişkilendirilmesine dayanır.
A. Çin
Fizyonomi Sistemi (Sayısal Noktalar)
Çin kültürü, yüz okuma / fizyonomi /
sanatında sayısal atamalar kullanarak karakter ve kader analizi yapmaktadır.
- Temel Noktalar: Bu
sistemde, yüzün orta bölümüne doğru yayılan on üç asıl nokta
bulunmaktadır (16, 19, 22, 25, 28, 41, 44, 45, 48, 51, 60, 70, 71). Bu
noktalar, yüzü iki eşit parçaya bölen özel noktalardır.
- Yorumlama: Bu
noktaların üzerindeki yüz özelliklerinin dengeli ve orantılı olması,
kişinin iyi bir karaktere sahip olduğunu gösterir. Örneğin, 16 numaralı
nokta çocuklukta yaşam aktivitelerini yansıtır; bu bölgenin kusurlu olması
sıkıntılı bir çocukluk dönemine işaret eder.
B. I Ching
/ Değişimler Kitabı /
Antik Çin’in kehanet sistemi olan I Ching,
sayıların evrensel düzeni okuma çabasının bir örneğidir.
- Yapı: I
Ching, 64 heksagramdan / altılı çizgi / oluşan simgesel / sembolik
/ bir yapıya dayanır.
- Kehanet İlkesi: Soruyu
soran kişinin rastlantısal olarak çektiği çizgilerle oluşturduğu
heksagram, evrenin o anki durumunu yansıtan bir bilgelik metni sunar. Bu,
numerolojinin her bir sayıyı kozmik bir titreşim olarak kabul etmesi
ilkesiyle paralellik gösterir.
C. Domino ve
Zar Falcılığı
Bu popüler kehanet yöntemleri, sayısal sonuçların
yorumlanması ilkesine dayanır ve numerolojinin pratik bir uygulamasıdır.
- Zar/Kemik Kehaneti: Atılan
zarların veya kemiklerin toplam puanları ve tek tek sayıları, durumu bir
bütün olarak karakterize etmek için kullanılır. Bu yöntemde, düşen sayılar
neredeyse saf numeroloji olarak kabul edilir.
- Domino Kehaneti: Domino
taşları üzerindeki falcılıkta, 1'den 6'ya kadar olan sayılara ek olarak
sıfırlar ("kukla") da bulunur. Herhangi bir sayının sıfır ile
kombinasyonunun, tahmini olumsuz yaptığı veya olumlu bir tahminin
uygulanmasını uzun süre ertelediği dikkate alınmalıdır.
- Çatışma ve Fırsat Yönetimi: Bu tür
sayısal kehanet sistemlerinin amacı, olayları belirlemede yüksek doğruluk
elde etmek ve çatışmadan kaçınmak veya durumdan yararlanmak için yeterli
bilgi sağlamaktır.
III. Sayıların Dönüşüm Yöntemleri ve Simgesel
Kullanımı
Numerolojik hesaplamalar, farklı sistemlerde
çeşitli yöntemlerle gerçekleştirilir.
A. Basit
İndirgeme Yöntemi
Numerolojinin temel aldığı en basit ve en popüler
yöntemdir. Tüm çift haneli sayıların tek haneli bir temel sayıya (1-9)
indirgenmesini sağlar.
- İşlem: Sayının
tüm basamakları toplanır ve eğer sonuç 10 veya daha büyükse, bu basamaklar
tekrar toplanır. Bu işlem, 1'den 9'a kadar bir temel sayı elde edilene
kadar devam eder.
- Bileşik Kökler: Bu
indirgeme sürecinde ortaya çıkan çift haneli ara toplamlar (bileşik
kökler), bazı numerologlar tarafından ek anlam taşıdığı için korunmayı
tercih edilen verilerdir.
B. Sihirli
Kareler / Vefkler / ve Sayı Sistemleri Dönüşümü
Konuşmalarımızın önceki aşamalarında vefklerin
İslami bağlamda Ebced hesabıyla yapıldığı görülse de, sihirli kareler
matematiği farklı sayı sistemleri arasında bir dönüşüm aracı olarak da işlev
görebilir.
- Sistem Dönüşümü: Örneğin,
7. mertebeden bir Greko-Latin karesinin öğelerine, ondalık sayı gibi başka
bir sayı sistemindeki sayılarmış gibi bakılabilir. Bu karelerin
elemanlarına, yedili sayı sistemindeki sayılar olarak bakılırsa,
geleneksel olmayan yeni bir sihirli kare elde edilir. Aynı şekilde, doğal
tabanı $K>7$ olan diğer herhangi bir sayı sistemindeki sayılar için de
yeni sihirli kareler elde edilebilir (örneğin sekizli sayı sistemi).
- Algoritmik Yapı:
Vefklerin inşası, karmaşık formüllere ve dönüşümlere dayanır (torikal
dönüşümler, alfil yöntemi). Bu yöntemler, adeta matematiksel bir
algoritmaya / yönergeye / göre hareket edilmesini gerektirir.
IV. Geleneksel Olmayan Sayı Sistemleri
Kaynaklar, teorik olarak onlu sistemin mutlak
olmadığını ve başka tabanlarda sistemlerin mümkün olduğunu vurgulamaktadır.
- Çoklu Tabanlar:
Günümüzde kullanılan matematiğin on tabanına / desimal / dayanması
mutlak bir şey değildir; 2'li / binary /, 8'li / oktal /,
32'li / 32-based / hatta 128'li sistemler de olabilirdi. Bu, çoklu
taban sistemi (Oktal, Hegzadesimal / onaltılık /) üzerinde inşa
edilmiş modern hayatın temelidir.
- İkili Sistem / Binary /: İlk
olarak Müslüman bilginlerce ima edilen ikili taban, bütün sistemi
"var" ve "yok" / 0 ve 1 / üzerine kurmuştur.
Sormayı Unuttuğunuz Konu Hatırlatması:
Önceki yazılarımızda Sümer, Babil, Mısır, Yunan
ve Roma sayı sistemlerinin toplama ilkesine dayalı olduğunu ve konum ilkesinden
yoksun kaldığını detaylıca incelemiştik. Bu sistemlerin aksine, Hint sisteminin
aritmetik üstünlüğünü sağlayan konum ilkesi ve sıfırın keşfi üzerine
yoğunlaşmıştık. Ancak, bu bağlamda, Alfabetik Sayı Sistemlerinin Köken
Tartışması önemli bir detaydır.
Kaynaklar, alfabetik Yunan sayı sistemi ile
İbrani sayı harfleri sisteminin tamamen benzer olduğunu ve hangi sistemin
diğerini esinlediği konusunda bir tartışma olduğunu belirtmektedir. Yunan
sisteminin en azından M.Ö. V. yüzyıla dayanmasına karşın, İbrani sisteminin
ancak M.Ö. II. yüzyılın sonundan itibaren görülmesi, sistemi icat edenlerin
Yunanlar olduğu varsayımını güçlendirmiştir. Ancak her iki sistem de Fenike
kökenli (M.Ö. XIV. yüzyıla dayanan Ugarit alfabesi gibi) Sâmî / Semitic
/ alfabesinin harf sıralamasını korumuştur. Bu, İlk Çağ Avrupa numerolojisinin
kökeninin, Mezopotamya'dan gelen Sâmî / Semitik / harf dizilimine
dayandığını göstermektedir.
Vefk / Sihirli Kare / Sistemi
Vefk / Sihirli Kare / ilmi, kadim / eski / gizli
ilimler / havâs / geleneği içerisinde matematiksel kesinlik, teolojik /
dinbilimsel / atamalar ve mistik / gizemci / uygulamaları birleştiren karmaşık
bir disiplindir. Vefk, sayıların ve harflerin evrensel düzen ve ruhani
varlıklar üzerindeki etkisini formüle etmeye yarayan çizgesel / grafik /
bir yapıdır.
Bu kapsamlı incelemede, vefkin tanımı, temel
dayanağı olan numerolojik sistemler ve yapım usulleri doktora tezi üslubunda
sunulmaktadır.
I. Vefkin Tanımı ve Matematiksel Esasları
Vefk, İslami büyücülük sistemi ve geleneği olarak
kabul edilen Havâs / Gizli İlimler / disiplininin merkezinde yer alır.
A. Vefkin Çizgesel / Grafik / Yapısı Vefk, dört
eşit çizgiyle çizilmiş bir yüzey / satıh / üzerinde, eşit olarak
bölünmüş karelerden oluşan geometrik / çizgesel / bir şekildir.
B. Tanım ve İlke Vefk ilmi, adedlerin
/ sayıların uygunluğuna ve dıla’ / kenar / ve kuturlarda / köşegenlerde
/ tekrarı olmaksızın eşitliğine ulaştıran ilimdir. Bu, bir vefkteki hiçbir
sayının iki defa tekrar etmeyeceği anlamına gelir. İçine sayı koyulabildiği
gibi, harf de yerleştirilebilir.
C. Temel Unsurlar (Sekiz Usul) Her vefkin
bilinmesini ve anlaşılmasını tayin eden sekiz temel usul bulunmaktadır:
- Miftah /
Anahtar
- Muglak / Kilit
- Adl / Adalet
- Vefk
- Mesahe / Alan
- Zabit / Memur
- Gaye / Hedef
- Asl / Köken
Bu sekiz unsur üzerinden, vefke yerleştirilen her
isimden ulvi melek, süfli / aşağılık / avan / yardımcı / ve ulvi hâdim
/ hizmetli / çıkarılmaktadır.
II. Vefklerin Numerolojik Dayanağı: Ebced Hesabı
Vefklerin hazırlanmasında kullanılan kilit
esaslardan biri Ebced Hesabı'dır. Ebced hesabı olmadan İslâmî kökenli
vefklerin hazırlanabilmesi oldukça zor görünmektedir.
A. Sayı-Harf İlişkisi Büyü
uygulamalarında ve vefklerde harfler sayı değerlerine göre toplanır ve bu
toplamın cinler âlemiyle bir bağlantısının olduğu düşünülür. Harf ile sayı
arasındaki ilişkilerle, vefklerde bulunduğuna inanılan sırrî / gizli
/ sistemler oluşturulur.
B. Teolojik / Dinbilimsel / Atamalar Bu sistemde, Elif'ten
(elif) Ğayın'a (gayn) kadar her harfin, bir tanrı adını ve
tabii / doğal / kuvvetleri temsil ettiğine inanılır. Benzer bir
harf-sayı atama sistemi Ortaçağ Yahudi Kabalası'nda da görülmektedir.
III. Vefk Yapım Usulü ve Şartları
Vefklerin başarıyla uygulanması, rastgele
eylemlerden ziyade katı kurallara, uygun zamanlamaya ve doğru malzemelerin
kullanımına bağlıdır.
A. Zamanlama
ve Astroloji / Gökbilimi /
Vefkin hazırlanmasında en uygun zaman diliminin (saat-i
eşref) tespiti hayati önem taşır.
- Gün Tespiti: Vefkin
hazırlanacağı kişinin isminin Ebced hesabıyla toplamı bulunur ve bu
toplam haftanın günlerinin sayısı olan yediye (7) bölünür. Kalan
sayı, vefkin hangi gün hazırlanması gerektiğini işaret eder (1 kalmışsa
Pazar, 2 kalmışsa Pazartesi vb.).
- Yıldız Uyumu:
Hazırlanacak vefkin, kişinin isteğine uygun olan ve muradının yerine
gelmesine yardımcı olabilecek yıldızla uyumlu olması gerekir. Havâs
kitaplarında zamanın dikkate alınmadığı durumlarda vefklerin çalışmayacağı
veya az tesirli olacağına inanılmıştır.
B. Cinsiyet ve
Niyet Faktörü
Vefkler hazırlanırken, kimin için yapıldığına
dikkat edilir:
- Erkek Vefkleri: Tek
sayılarla yapılır.
- Kadın Vefkleri: Çift
sayılarla yapılır.
C. Malzemeler
ve Teknikler
Vefkleri yazmada kullanılan malzemeler ve ritüel
süreçler sabır ve fedakârlık gerektirir.
- Yazım Gereçleri:
Genellikle gül suyunda ezilmiş misk ve safran / zaferan /
mürekkep olarak kullanılır.
- Şifa Ayetleri Uygulaması: Korunma
veya tedavi amaçlı uygulamalarda, şifa ayetleri / dizeleri / temiz
bir kâğıda yazılıp su içine konulduktan sonra bu su içilebilir. Aynı
ayetler okunurken öd ağacı ve cavi / asilbent / yakarak
tütsülemek de faydalıdır.
- Hastalık Tedavisi: Tedavi
amaçlı pasif büyüde, hazırlanan formülün hastanın taşıması tavsiye edilir.
Eski Filistin'de cinlere karşı gümüşün kullanıldığı bilinmekle birlikte,
vefk için seçilen levha da gümüş olabilir.
- Muhabbet / Sevgi / Uygulaması: Kalplere
sevgi aşılamak için, üç gün boyunca on beşer (15) defa Hizbü’l-Berr
gülsuyu üzerine okunur; bu sudan yüze ve ellere sürülerek sevilen kimsenin
yanına gidilir.
- Ayırma Büyüsü: İki
kişinin birbirinden ayrılması için, ayırmak istenen kişinin ismiyle Ayet-i
Kerime yazılıp, ayrılması gereken kimselerin oturdukları yere gömülürse
düşman olarak ayrılırlar.
IV. İlginç Konu: Harflerin Element Tabiatları
(Anasır/Unsur)
Önceki yazılarımızda, Ebced sisteminin
pratik uygulamasında, harflerin sayısal değerlerinin yanı sıra, harflerin
element / anasır / tabiatlarının da büyük önem taşıdığını
belirtmiştik. Bu, vefklerin sadece sayısal bir hesaplama değil, aynı zamanda
kozmolojik bir sınıflandırma aracı olduğunu gösterir.
- Vefkler
yapılırken, mensup olduğu harflerin tabiatı (Ateş, Toprak, Hava, Su)
dikkate alınır ve vefkin şekli bu unsurlara göre düzenlenir.
- Bu element tabiatları, büyüsel işlemlerin amacına ulaşması için
zorunlu olan fiziksel koşulları belirler. Örneğin vefkin ateşte yakılması
veya toprağa gömülmesi gibi eylemler, vefkin element doğasına göre
seçilir.
Zâtınızın talebi, Gizli İlimler / Havâs /
disiplininin merkezinde yer alan ve sayısal / numerolojik / değerler
üzerinden evrensel güçlerle irtibat kurmayı hedefleyen vefk (sihirli
kare) tanzimi üzerine yoğunlaşmaktadır. Şifa niyetiyle vefk hazırlama süreci,
yalnızca çizgesel / grafik / yerleştirmelerden ibaret olmayıp, Ebced
Hesabı, ritüel / törensel / saflık ve astronomik / gökbilimsel
/ zamanlama gibi katı kurallar dizisine tabi olan karmaşık bir algoritmik / yönergeli
/ yapıdır.
Ancak, kaynaklarımızda belirtildiği üzere, bu tür
ezoterik / gizli / uygulamaların başarıya ulaşması için gerekli olan
hassas matematiksel hesaplamaları ve kişiye özel tanzimi burada bizzat
gerçekleştirmemiz mümkün değildir. Bunun yerine, talep edilen şifa vefkinin
İsmail oğlu Sakine ismine göre nasıl hazırlanacağının sistemsel
esaslarını, dayanaklarını ve uygulama şartlarını kapsamlı biçimde
açıklayacağız.
I. Vefkin Hazırlanmasının Numerolojik Temeli
Şifa vefki tanzimi, öncelikle vefkin içine
yerleştirilecek olan temel sayının / adedin / tespitine bağlıdır ki, bu
da Arap numerolojisi olan Ebced Hesabı ile gerçekleştirilir.
A. İsimlerin
Dönüşümü
Vefk tanziminde en belirleyici faktörlerden biri,
amel / uygulama / yapılmak istenen kişinin ve annesinin isminin
kullanılmasıdır. Kayıp olan kişinin annesi ismiyle, talibinde annesi ismiyle
beraber tevkil / görevlendirme / yazılır. İsmail oğlu Sakine'ye şifa
vefki hazırlanabilmesi için, öncelikle "İsmail" ve "Sakine"
isimlerinin Ebced-i Kebir değerlerinin toplamı bulunmalıdır.
B. Teşhis ve
Niyet
Amel yaparken, o kişinin annesi ismiyle yazılması
esastır; eğer annesinin ismi bilinmiyorsa Havva olarak kabul edilir ve
yazılır. Ancak sizin durumunuzda (… binti / oğlu / …), isimler belli
olduğundan bu gereklilik yerine getirilmiştir. Hazreti Ali'den (k.v.)
rivayetle, Ebced kaidelerinin ve rakamlarının öğrenilmesi tavsiye edilmiş olup,
bunlarla birçok acaibi esrar / acayip sırlar / ortaya çıkmaktadır.
II. Şifa Vefkinin Seçimi ve Yapım Usulü
Şifa vefkinin hazırlanmasında, iyileştirme
niyetiyle Cenab-ı Hakk'ın Esmaü'l-Hüsnâsından uygun ismin seçilmesi ve
buna uygun malzeme ile zamanlama kullanılması şarttır.
A. Uygun İsm-i
Şerifin Seçimi
Şifa için zikir adedi belli olan ve kaynaklarda
tedavi amaçlı kullanıldığı belirtilen İsm-i Şerifler şunlardır:
- El-Lâtif (Adedi 129): Bu ismi
şerifi her gün 173 defa okumaya devam edenler her türlü hastalığa
şifaya kavuşur. Ayrıca, yeni bir çini tabağa misk, zaferan / safran
/ ve gül suyu ile 173 defa yazılıp, zemzem suyu ile bozularak hastaya
içirilirse iç hastalıklarına şifa olur.
- Es-Selâm (Adedi 131 veya 574): Hasta
bir kimseye 131 defa okunup nefes edilirse şifa bulur. Bu ismin
vefki bir tabağa yazılıp suyu içilirse cüzzam hastalığına ve daha
birçok hastalığa şifa olur.
- Ya Mübdiu Ya Muîd: Bu
isimlerin vefki, saralı veya benzeri hastalıkları olan çocuğun boynuna
asılırsa derhal şifa bulur.
- Ya Mübdiel Beraya: Herhangi
bir hasta bu ismi şerifi her gün en az 100 kere okuyup bir bardak
suya ve kendi üzerine nefes ederse az zamanda hastalıklardan şifayab / şifa
bulan / olur.
B. Ritüel
Hazırlık ve Zamanlama (Saat-i Eşref)
Vefkin tanziminde, riyazetli oruç, taharet-i
kâmile / tam temizlik / ve doğru astrolojik zamanlama şarttır.
- Taharet ve Riyazat: Vefki
zikreden kişi tam taharetli, yalvarma ve tevekkül ile beraber, günlük,
kastalu ve diğer güzel kokulu buhurlarla / tütsülerle / insanların
ve evlerden uzak bir şekilde bu amele başlamalıdır.
- Saat-i Eşref: Şifa ve
hayır amaçlı vefkler genellikle Müşteri / Jüpiter / saatinde
veya Kamer / Ay / burcunun uğurlu olduğu vakitlerde yazılır.
Müşteri yıldızı şerifinde iken El-Alim vefki altın veya gümüş bir
levha üzerine nakşedilerek taşınabilir. Kadınların kanamasını gidermek
için gümüş bir kağıt üzerine altın bir kalemle vefk yazılıp asılır.
- Hacete Uygun Maden: El-Alim
vefki için altın veya gümüş levha, El-Kayyûm vefki için kalay
bir levha önerilmiştir.
C. Uygulama ve
Zikir
Vefkin hazırlanmasından sonra, hastanın
iyileşmesi için bu vefkle uyumlu zikrin devamlılığı zorunludur.
- Yazılı Metotlar: Vefk bir
kâğıda misk, zaferan ve gül suyuyla yazılır. Ağır hasta ise vefk Perşembe
günü bedenine yazılabilir. Cin veya saralı hastanın tedavisi için Hirz
Ayetleri yazılıp hastanın üzerine takılır.
- İçilerek Tedavi: Bir
sürahi dolu suya Ayet-i Kerimeler (örneğin Bakara Suresi'nin son ayeti)
yazılıp suyla silinerek hastaya üç veya yedi gün içirilirse felçli
hasta şifaya kavuşur. Yine Besmele-i Şerife (786 kere) okunan su
veya tatlı şeyin içirilmesi ile sevgiye / muhabbet / nail olunur.
III. Büyü Bozma ve Cin Şerrinden Korunma
Yöntemleri
Şifa vefki hazırlığı, hastalığın sebebinin büyü
veya cin musallatı olma ihtimali nedeniyle, bu durumu ortadan kaldırmaya
yönelik uygulamaları da içerir.
- Büyü İptali: Pişmemiş
kiremit parçasına bir şifre / tılsım / ve altına Fil
Suresi yazılıp pişirilir ve toz haline getirilerek zalime doğru
serpilir; zalim duramaz gider.
- Sara Tedavisi: Cin
tarafından saralı kişinin üzerine Berhetiyye isimlerinin tamamı yedi
defa okunursa, Cin hastanın vücudundan hemen çıkar. Cin çıktıktan
sonra Berhetiyye isimleri yazılıp hastaya hicap / muska /
olarak takılırsa Cin geri dönmez.
- Tılsımlarla Korunma: İhlas
Suresi temiz bir tavşan derisine yazılıp taşınırsa, o kişiye şerli
olan cin, insan ve zararlı olan hayvan ve böcekler dahi yaklaşmaz.
IV. Vefk Sistemi Üzerine Genel Değerlendirme
Vefk sisteminin başarısı, İzin / İcazet
/ ve İhlâs gibi manevi şartlara bağlıdır.
- İzin Şartı: Bir
amele başlamadan evvel deneyimli bir üstattan ilim öğrenmek ve izin almak
(büyük izin) amellerin mutlaka başarıya ulaşmasını sağlar. Üstat
bulmak imkânsız ise iki rekât hacet namazı kılıp ayetler okumak (küçük
izin) başarıya ulaşmak için gereklidir.
- Sır ve Gizlilik: Amel
yapılırken kimseye söylenmemeli, sır saklanmalıdır. Zira sırrını saklayan
herkesin şerrinden emin olur. Vefkler, abdestsiz ve taharetsiz olarak
taşınırsa hem maddi hem de manevi zarar verir.
Sonuç:
… oğlu …'ye şifa vefki tanzimi, yukarıda
detayları verilen matematiksel ve ritüel kuralların uygulanmasını zorunlu
kılar. Şifanın Cenab-ı Hak'tan talep edildiği unutulmamalıdır.
Ebced / Harf Hesaplama
Ebced / Harf Hesaplama sistemleri, özellikle
havas / ezoterik/gizli bilimler disiplininde isimlerin sayısal karşılıklarının
tespiti ve bu değerler üzerinden çeşitli sonuçların elde edilmesi maksadıyla
kullanılan temel bir metottur. Bu disiplinler, geleneksel numeroloji / sayı
bilimi ve harflerin kozmik tesirleri arasındaki ilişkiyi inceler.
Ebced kavramının etimolojisi, Arap ve İbrani
alfabelerindeki harflerin sayısal değerlerini gösteren tablolara verilen
isimden gelmektedir. Ebced kelimesi, alfabenin ilk dört harfinin
birleştirilmesiyle oluşmuştur. Hazreti Ali (k.r.v.)’nin de işaret ettiği üzere,
Ebced kaidelerinin, rakamlarının ve kullanılış usullerinin (usul)
öğrenilmesi, bu tefsirde çok sayıda acaibi esrarın (sırrıl eâcîb) ortaya
çıkmasını sağlaması nedeniyle mühimdir.
Ebced Çeşitleri ve Kullanım Prensipleri
Ebced sisteminin kökeni tek bir tabloya
dayanmakla birlikte, zamanla Araplar bu ana Ebced tablosundan farklı türevler
geliştirmişlerdir. Bu bağlamda, Ebced hesaplamaları çeşitli kategorilere
ayrılmıştır:
- Ebced-i Kebir / Büyük Ebced: En çok
kullanılan ve asıl / ana Ebced olarak kabul edilen sistemdir. Ebced-i
Kebir’de sayısal değerler, 1’den 10’a kadar birer birer, 10’dan 100’e
kadar onar onar ve 100’den 1000’e kadar yüzer yüzer artış gösterir.
- Diğer Türler: Ayrıca,
‘Küçük Ebced Hesabı’, ‘En Büyük Ebced Hesabı’ ve ‘En Küçük Ebced Hesabı’
gibi farklı Ebced türleri de bulunmaktadır. Ebced Hesabı için kullanılan
eski deyimlerden biri de “Cümel Hesabı”dır.
Ebced’in harf tertibi (harf tertib), Doğu
Araplarının kullanımındaki sayısal değerlere karşılık gelmektedir (Abajad,
Hawazin, Hutti, Kalamuna, Sa'faş, Qurshat, Thakhudh gibi bellek sözcükleriyle
ifade edilir), harflerin sesçil değerine veya çizgesel biçimine göre değildir.
İsim Hesaplamalarının Yöntemleri
İsim hesaplamaları, özellikle kişinin kaderi (kader),
geleceği veya iki kişi arasındaki ilişkinin tespiti için kullanılır. Bu
hesaplamalar genellikle şu adımları içerir:
1. Yıldıznâme
/ Kader Tespiti
Doğum tarihi (tarih) bilinmeyen kişilerin
burçlarının (burç) ve kaderlerinin belirlenmesinde Ebced Hesabı hayati
bir rol oynar.
- Sayısal Değerlerin Toplanması: Fal
baktıracak kişinin kendi isminin ve annesinin isminin harflerine karşılık
gelen Ebced değerleri (Ebced-i Kebir veya Ebced-i Sagir) bulunur ve bu
değerler toplanır.
- Bölme İşlemi: Elde
edilen toplam sayı, burçların sayısı esas alınarak on ikiye (12) bölünür.
Bu bölme sonucuna göre burç ve kader belirlenir.
- Cinsiyet ve Gebe Kalma Tespiti: Benzer
bir uygulama, bir kadının gebe olup olmadığını anlamak için yapılır.
Kadının adı, yaşı ve burcu Ebced hesabına vurulur. Sonuç çift sayılı
olursa, bu durum kadının "iki canlı" yani gebe olduğu anlamına
gelebilir.
2. İlişki ve
Muhabbet İçin Hesaplamalar
İki kişi arasındaki uyumu veya muhabbet (sevgi)
durumunu anlamak için de harflerin sayısal değerleri esastır.
- Hurufat Cetveli Yöntemi: Bu
yöntemde, iki kişinin isimlerinin sayısal değerleri (numeroloji veya Ebced
hesabı temel alınarak) toplanır. Toplamdan dokuzar çıkarılır ve geriye
kalan sayıların yorumu cetvelde bulunur.
- Bast İlmi / Harflerin Genişletilmesi: Bast
ilminde (harflerin açılımı ilmi), talip (isteyen) ve matlup
(istenilen) kişilerin isimleri ele alınır. Eğer iki ismin harf sayısı eşit
değilse, eksik olan ismin harfleri Cümel-i Kebir üzerine toplanır, istintak
/ türetme yapılır ve çıkan harflerin en yüksek rütbelisi eksik isme
eklenir. Bu teknik, Esma-i Kitabet, Esma-i A’van ve Esma-i
Kasem gibi isimlerin vefklerinin (vefk) oluşturulmasında da
kullanılır.
3. Esma ve
Hadim İsimlerinin Türetilmesi
Ezoterik çalışmalarda kullanılan Esma-i İlahiyye
veya ayetlerin toplam Ebced değerleri, bazen inanılmaz büyüklükte sayılarla
sonuçlanabilir.
- Kebir ve Sağir Tercihi: Eğer
çıkan sayılar çok büyükse ve bunlardan türetilen isimlerin (nutkedilmeleri)
telaffuzları zor veya imkânsız hale geliyorsa, Ebced-i Sagir (Küçük
Ebced) tablosu kullanılabilir. Bu, adetleri küçülterek daha mantıklı esma/isimler
bulunmasını sağlar.
- Nutketme / İsimlendirme Kuralı:
Hesaplamalar Ebced-i Sagir ile yapılsa bile, son aşamada harflere
dönüştürme (nutketme) için kesinlikle Ebced-i Kebir
tablosunun kullanılması zorunludur. Bu prensibe uyulmazsa, diğer
tablolarda bir sayıya birden fazla harfin denk gelmesi nedeniyle anlam
karmaşası doğabilir.
- Hadim Hesaplamaları: Hadim / huddam
(hizmetçi) isimlerinin belirlenmesi gibi daha karmaşık tertiplerde,
isteyen kişi ile hedef kişinin adları ve kullanılan Esmalar farklı
kombinasyonlarda toplanarak birden fazla hadim ismi türetilebilir.
İlgili Hesaplama Sistemleri
Ebced sistemine benzeyen, ancak harf tertibinde
farklılık gösteren bir diğer hesaplama yöntemi Rim Hesabıdır. Rim hesabı
da meşhur Ebced hesabına benzemekle beraber, harf tertibi Ebced hesabının tam
tersidir. Rim hesabında da talip (isteyen) ve matlup (istenilen) arasındaki
üstünlük (galip) durumu, çıkan sayıların tek veya çift olmasına göre
belirlenir. Eğer talip, matluba üstün gelmezse, amelde başarıya
ulaşılamayacağı, bu durumda talibin ismine Esmaü’l Hüsna’dan bir isim eklenmesi
gerektiği belirtilmiştir.
Rim Hesabının Temel Prensipleri ve Yapısı
Rim hesabı, talip /isteyen ve matlup /aranan
kişiler arasındaki akıbetin /sonucun ve galip /üstün gelen ile mağlup /yenik
düşen tarafın belirlenmesi amacıyla kadim /eski zamanlardan beri kullanılmış
bir hesaplama yöntemidir. Bu yöntem, özellikle talip ile matlubun akıbetini
bilmek için zarif hükemalar /bilgeler tarafından kullanılmıştır.
Rim Hesabının Temel Prensipleri ve Yapısı
Rim hesabı, kaide /kural olarak bilinen ve
alimler arasında çok meşhur olan belirli ilkelere dayanır. Bu hesaplama
kaidesinin esasları şöyledir:
- Sayısal Karşılaştırma:
Hesaplamada ortaya çıkan çift sayılar ve tek sayılar karşılaştırılır.
- Çiftlerde ve teklerde en az
olan yükselir.
- Galibiyetin Tespiti:
- Eğer çift sayılar eşit
olursa, matlup /aranan kişi veya amaç galip /üstün gelir.
- Eğer tek sayılar eşit olursa,
bu durumda talip /isteyen kişi galip gelir.
Bu hesap kaidesi, güçlü olanı, zayıf olanı,
galibi, mağlubu, ortakları veyahut inat eden kişileri tayin etmeye /belirlemeye
olanak tanır. Rim hesabının kuralları, harf tertibi /sıralaması bakımından
meşhur /ünlü Ebced hesabına terstir /zıttır, ancak kaidesi Ebced hesabına
benzemektedir.
Amel ve Başarıdaki Rolü
Havass /özel ilimler pratiğinde, matlubu
ilgilendiren herhangi bir amel /uygulama için, talip matluba karşı galip
gelmediği sürece başarıya ulaşmak mümkün değildir.
Eğer yapılan hesaplama sonucunda talip tarafın
galip gelemeyeceği anlaşılırsa, bu durumu düzeltmek için özel bir yöntem
uygulanır:
- Talip olan kişinin ismine, matluba üstün
gelebilmesi amacıyla Esmaül Hüsna'dan /Allah’ın Güzel İsimleri’nden bir
ismin eklenmesi gerekmektedir.
- Bu bilgi, gizli /sır olarak kabul edilir ve
bu sanatı (fen) iyi bilen, 'eli uzun' /nüfuz sahibi kişiler
tarafından bilinir.
- Rim hesabının faydası ve bu kaide ile amel
etmenin gerekliliği, ilgili beyitler aracılığıyla işaret edilmiştir.
Hesaplama sonucunda kalanların (bakiler) neticesini gösteren özel
bir cetvel /tablo mevcuttur.
Rim hesabına dair bu detaylı açıklamalar, Elcevahi
rul lemmaa h fi istihdari mulukil cin adlı eserin çevirisine atıfta
bulunmaktadır.
Rim Hesabının
bir kehanet /tahmin metodu olduğu anlaşılmaktadır; zira havâss /özel ilimler
çerçevesinde Ebced hesabı gibi yöntemler, gelecekle ilgili sorulara cevap
aramak (Örneğin: "Bu iş hayırlı mı değil mi?", "Evlenince mutlu
olacak mıyım?", "Dileğim olur mu?") veya belirli bir dileğin
/hacetin sonucunu öğrenmek amacıyla kullanılmaktadır.
Rim Hesabının kurallarını ezberlemek için bazı
alimler tarafından özel beyitler /dizeler yazılmıştır. Bu hesaplama sistemi,
esasında, ilahi kuvvetlerin kainattaki her şeyi sebep-sonuç ilişkisine (esbaba)
bağladığı ve bu ilahi sistemi anlamak için özel ilimlerin kullanıldığı genel
bir kozmolojik /evrensel düzen anlayışına dayanmaktadır.
Elcevahi rul lemmaa h fi istihdari mulukil cin adlı eserin
çevirisi (Müellif: Ebi Hayyullah ul Merzuki, Çeviri: İdris Çelebi), özellikle
havâss /özel ilimler alanında kadim /eski bir hesaplama yöntemi olan Rim
hesabının /hesaplamasının kurallarını ve kullanım amaçlarını detaylı bir
biçimde sunmaktadır. Bu eserde yer alan Rim hesabına ilişkin dikkate değer
temel hususlar, yöntemin mantığını, uygulama prensiplerini ve pratik
sonuçlarını içermektedir.
1. Rim Hesabının Tanımı ve Amacı
Bu eserde Rim hesabı, talip /isteyen ve matlup
/aranan kişiler arasındaki akıbetin /sonucun belirlenmesi amacıyla
geliştirilmiş bir yöntem olarak tanımlanmaktadır. Hesaplamanın nihai gayesi,
üstün gelen tarafın (galip) ve yenik düşen tarafın (mağlup) kim olduğunu tespit
etmektir. Zarif hükemalar /bilgeler bu yöntemi özellikle talip ve matlubun
akıbetini bilmek için kullanmışlardır. Bu hesap kaidesinin, güçlü olanı, zayıf
olanı, galibi, mağlubu, ortakları ya da inat eden kişileri tayin etmeye
/belirlemeye olanak tanıdığı belirtilmektedir.
2. Hesaplama Metodu ve Kâidesi /Kuralı
Rim hesabının kaidesi /kuralı, alimler arasında
çok meşhur /ünlü olarak bilinmektedir ve bu kuralın ezberlenmesi talip olan
kişi için arzusuna kavuşma ve istediği şeylere nail olma şartıdır.
A. Sayısal
Karşılaştırma ve Galibiyet Prensibi
Hesaplama, ortaya çıkan çift sayılar ve tek
sayıların karşılaştırılmasına dayanır. Dikkati çeken temel kural ise şöyledir:
Çiftlerde ve teklerde en az olan yükselir.
Galibiyetin tespiti ise aşağıdaki koşullara göre
sağlanır:
- Matlubun Galibiyeti: Eğer
çift sayılar eşit olursa, bu durumda matlup olan (aranan kişi veya amaç)
galip gelir.
- Talibin Galibiyeti: Eğer tek
sayılar eşit olursa, bu durumda ise talip olan (isteyen kişi) galip gelir.
B. Ebced
Hesabı ile İlişkisi
Rim hesap kaidesi, Ebced hesabına benzemektedir;
ancak harf tertibi /sıralaması açısından Ebced hesabına terstir /zıttır.
Hesaplamanın sırrı (sırrı), dokuzun (9) düşülmesi /çıkarılması
yoluyla zuhur etmektedir.
3. Havass /Özel İlimler Amelindeki Kullanımı ve
Tedbir Yöntemi
Elcevahi rul lemmaa h fi istihdari mulukil cin adlı eserde,
havâss uygulamaları açısından Rim hesabının pratik sonuçları üzerine önemli bir
ikaz /tenbih yer almaktadır. Matlubu ilgilendiren herhangi bir amel /uygulama
için, talip taraf matluba karşı galip gelmediği sürece uygulamanın başarıya
ulaşması mümkün değildir.
Eğer yapılan hesaplama sonucunda talibin matluba
karşı galip gelemeyeceği anlaşılırsa, bu olumsuz sonucu değiştirmek için özel
bir gizli /sırrî yöntem sunulur:
- Talip olan kişinin ismine, matluba üstün gelmesini sağlamak amacıyla
Esmaül Hüsna’dan /Allah’ın Güzel İsimleri’nden bir ismin eklenmesi
gerekmektedir.
- Bu sırrın, yalnızca bu fen
/sanatı iyi bilen ve 'eli uzun' /nüfuz sahibi kişiler tarafından bilindiği
ve kullanıldığı belirtilir.
- Ayrıca, Rim hesabının faydasını işaret eden beyitler /dizeler
bulunduğu ve kalanların (bakilerin) sonucunu gösteren özel bir
cetvel /tablo aracılığıyla kolayca faydalanılabileceği bilgisi de yer
almaktadır.
Esma-İ Hüsna / Allah’ın Güzel İsimleri’nin Tespitinde
Kullanılan Usuller
I. Esma / İsim Tespitinde Kullanılan Usuller
Manevi uygulamalarda kişinin talebini (talip)
veya hedefini (matlup) merkeze alarak uygun ilahi ismi (esma)
veya ayeti (ayet-i kerime) tespit etmek için çeşitli hesaplama
yöntemleri ve ilim dalları kullanılmaktadır.
A. Ebced ve
Sayısal Değerler
Ebced hesabı, isimlerin, duaların, ayetlerin veya
surelerin sayısal karşılığını (aded) belirleyerek uygulama için gerekli
tekrar sayısını tespit etmek amacıyla sıkça başvurulan bir yöntemdir.
- Tekrar Sayılarının Belirlenmesi: Vefk
/tılsım hazırlamada veya bir ismin okunmasında kaç defa zikir
yapılacağını, genellikle o ismin ebced toplamı belirler.
- Farklı Ebced Sistemleri: Bazı
durumlarda, hesaplamalardan çok büyük sayılar çıkması ve bu sayıların
telaffuzunun zor olması nedeniyle, âlimler tarafından bilinen Ebced-i
Kebir yerine Ebced-i Sagir tablosunun kullanılması tavsiye
edilir. Bu, sayıları küçültmek ve mantıklı isimler türetebilmek için bir
usuldür.
B. Harflerin
Bastı /Açılması (Bast-ı Hurufi)
Bast ilmi, harflerin sayısal ve sembolik
/işaretli karşılıklarını kullanarak talip ve matlubun isimlerinden türetilmiş
yeni manevi isimler veya formüller elde etme metodudur.
- Vefk Hazırlama: Bast-ı
Hurufi yoluyla, Esma-i Kitabet (Yazım İsimleri), Esma-i
A’van (Yardımcı İsimler) ve Esma-i Kasem (Yemin İsimleri) olmak
üzere üç tür isim dizisi elde edilir. Bu isimler daha sonra dokuz mizana
/ölçüye göre vefklerin hazırlanmasında kullanılır.
- Azimete Bağlama: Esma-i
A’van ve Esma-i Kasem isimleri, uygulamada kullanılacak davet
/çağrı metinlerine (azimete) bağlanır. Ancak Esma-i Kitabet
isimleri bu metoda bağlanmaz.
C. Rim Hesabı
ve Esmaül Hüsna Korelasyonu
Rim hesabı, talep eden (talip) ve aranan (matlup)
arasındaki akıbeti belirlemeyi amaçlayan kadim /eski bir yöntemdir.
- Eğer hesaplama sonucunda talibin galip
gelemeyeceği anlaşılırsa, bu durumu düzeltmek amacıyla özel bir yöntem
uygulanır: Talip olan kişinin ismine, matluba üstün gelebilmesi için
Esmaül Hüsna’dan uygun bir ismin eklenmesi gerekir. Bu, Rim hesabının
temel bir düzeltme (tasarruf) usulüdür ve galibiyeti sağlamak için
ilahi isimlerin gücünden faydalanmayı amaçlar.
II. Dua Yazarken ve Amel İcra Ederken Dikkat
Edilecek Hususlar
İsimler veya ayetler tespit edildikten sonra,
uygulama /amel aşamasında, beklenen sonucu elde etmek için hem fiziki hem de
manevi /ruhani birtakım şartlara kesinlikle riayet edilmesi gerekmektedir. Bu
şartların ihlali, amelin geçersiz olmasına (sahih olmamasına) yol
açabilir.
A. Niyet ve
İhlâs / Samimiyet
- Sadakat ve Doğruluk:
Uygulamanın başarıyla sonuçlanabilmesi için kişinin sözlerinde samimi (samimi)
olması ve niyette (niyet) doğru yolda (sırat-ı müstakim)
bulunması esastır.
- Gayri Meşru /Yasal Olmayan Amaçlardan
Kaçınma: Havass /özel ilimler ile uğraşanlara
yönelik en önemli tavsiye, bu ilimleri alet ederek gayrimeşru /yasal
olmayan işler yapmamak, yalan söylememek, kötülük ve intikam peşinde
koşmamaktır. Özellikle günahı gerektiren hususlarda havass /özel ilimler
okumak tehlikeli olarak görülmüştür.
- Geri Dönüş Riski: Haksız
işlerde istenilen kötülük, uygulayıcının kendi başına dönebilir.
- Huzur-u Kalp: Manevi
uygulamaların, kalpte huzur /dinginlik (huzur-u kalp) ile
yapılması, mutlaka icabet /karşılık görüleceği düşüncesiyle okumaya
başlanması gerekir.
B. Temizlik ve
Riayet Edilmesi Gereken Şartlar
- Taharet /Temizlik: Amel
yapacak kişinin ve mekanın temizliği birincil şarttır. Okumaya başlamadan
önce temiz çamaşır değiştirilmeli ve gusül /boy abdesti alınmalıdır.
Temizliğe çok dikkat edilmelidir.
- Mekân ve Ortam:
Uygulama, kimsenin görmediği, seslerin işitilmediği tenha (halvet)
bir yerde, tercihen karanlık bir ortamda yapılmalıdır.
- Oruç ve Perhiz:
Uygulamanın gücünü artırmak için riyazetli oruç tutulması ve oruçlu olunan
günlerde soğan, sarımsak gibi keskin kokulu ve hayvanî gıdaların
yenilmemesi gerekir.
- Yazı Malzemeleri: Hayır (hayır)
amaçlı amellerde yazı yazılırken zağferan /safran, gül suyu ve mümkünse
misk karıştırılarak elde edilen mürekkep /yazı sıvısı kullanılmalıdır.
- Şartlara Uygunluk:
Formüllerin ve vefklerin yazımında bir satırının ya da noktasının
dahi değiştirilmemesi, yazıldığı gibi kopyalanması gerekir, aksi takdirde
değersizleşir ve hatta zarara yol açabilir.
C. Zamanlama
ve Astronomik Unsurlar
- Vakit Seçimi: Duaların
iyi /uğurlu (saadet) vakitlerde zikredilmesi, nâhıs /uğursuz (uğursuz)
vakitlerden ise kaçınılması tavsiye edilir.
- Gezegen Saatleri ve Burçlar:
Vefklerin hazırlanması, celb /çekme ve teshir /boyun eğdirme gibi amaçlar
için, matlubun burcuna mensup olan yıldızın saatinde veya o amele uygun
gelen gezegen saatlerinde (örneğin müşteri celbi için Müşteri /Jüpiter
saati, celb ve teshir için Zühre /Venüs saati) yapılması kuraldır.
- Başlangıçlar: Bazı
önemli uygulamalara (örneğin celb /çekim amaçlı) cuma günü, Zühre
/Venüs yıldızına ait olan saatte ve beşli vefk ile başlanması
önerilir. Benzer şekilde, perşembe günleri oruç tutup, perşembe günü güneş
doğarken Kamer /Ay’ın Müşteri /Jüpiter burcuna intikal ettiği
vakitte uygulama yapılmasının çok güçlü tesiri olduğu belirtilmiştir.
Rukye / Okuyarak Sağaltım (Dua İle Sağaltım)
Rukye / okuyarak sağaltım (dua ile sağaltım)
veya havâss /özel ilimler çerçevesindeki isimlere dayalı uygulamalar (ameliyyeler)
icra edilirken dikkat edilmesi gereken hususlar, bu kadim /eski ilmin temelini
oluşturan teolojik, fiziksel ve ruhsal disiplinleri içerir. Bu uygulamaların
başarısı, belirlenen kural ve kaidelere (şartlara) tavizsiz riayet
edilmesine bağlıdır.
Bu hususlar, uygulayıcının (âmil) manevi
hazırlığından, kullanılacak malzemelerin özelliklerine ve uygulamanın
zamanlamasına kadar geniş bir yelpazede incelenmektedir.
I. Manevi / Ruhsal ve Ahlaki Temeller
Rukye ve havâss uygulamalarının en kritik
önkoşulu, uygulayıcının niyetinin (niyet) ve kalbi durumunun (ihlas)
mükemmel olmasıdır.
A. Niyet ve
Amaç Belirleme
Havâss ilmi ile uğraşanlara yönelik en önemli
tavsiye, bu ilimleri araç edinerek yalan söylemek, kötülük ve intikam peşinde
koşmak gibi gayrimeşru /yasal olmayan işler yapmamaktır.
- Doğru Yönelim: Rukye,
şifa sağlamak amacıyla din adamlarına başvurulabileceği, dini metinler ve
dualar kullanılarak yapılabileceği düşünülen "ak büyü" (iyilik
amaçlı uygulama) çerçevesinde değerlendirilir ve büyüden (sihir)
farklıdır.
- Karşılıksız İcra: Rukye, para veya şöhret
elde etmek amacıyla yapılacak bir iş değildir; aksine, herkesin öğrenmesi
ve uygulaması önerilir ki, sahte hocaların /büyücülerin müşterisi
kalmasın.
- Huzur-u Kalp: Manevi
uygulamalara başlarken tam bir inancın (itikad), doğruluk ve
samimiyetin (sıdk u vicdan, sıdk u niyet) olması ve icabet
/karşılık görüleceği düşüncesiyle okumaya başlanması gerekir.
B. Nefsâni /
Bireysel Kısıtlamalar (Riyazet/Perhiz)
Uygulama öncesinde uygulayıcının manevi
enerjisini (psişik enerji) artırmak ve manevi varlıklarla temasa uygun
hale gelmek için perhiz (riyazet) uygulanmalıdır.
- Hayvansal Gıdadan Kaçınma: Riyazet
süresince canlıdan alınan et, balık, tavuk, süt, yoğurt, yumurta gibi
hayvani gıdalar ile sarımsak ve soğan gibi keskin kokulu gıdaların
yenilmemesi gerekir.
- Oruç ve İftar: Uygulama
için oruç tutulması zorunludur; bazı uygulamalarda bu süre 3, 7, 9 veya 17
gün olarak belirlenmiştir. İftarın kuru üzümle açılması tavsiye edilir ve
karnı doyurmadan sonlandırılmalıdır.
II. Fiziki Şartlar ve İcra Usulleri
Ameliyenin fiiliyata dökülmesi esnasında uyulması
gereken fiziki şartlar, uygulamanın geçerliliği (sahihliği) için hayati
öneme sahiptir.
A. Temizlik ve
Mekân Şartları
- Taharet / Temizlik: Uygulama
yapacak kişinin gusül /boy abdesti alması, temiz çamaşır giymesi ve
uygulama mekânının temiz olması gerekir. Temizlik, ruhani varlıkların (ervah)
incinmemesi ve kötü ruhların ele geçirme ihtimalinin ortadan kalkması için
önemlidir.
- Halvet / Tenha Mekân:
Uygulamalar, kimsenin görmediği, seslerin işitilmediği tenha (halvet)
bir yerde yapılmalıdır.
- Yasaklı Nesneler: Davet (çağrı)
yapılan mekânda ruhaniyetlerin korktuğu ok, kılıç, tüfek gibi silahlar
bulunmamalıdır.
B. Esmaların
ve Duaların Tespiti
İsimlere dayalı dua yazarken veya okurken,
kişinin durumu ve matluba göre uygun ilahi isimlerin ve ayetlerin tespiti büyük
önem taşır.
- Sayısal Tespit (Ebced ve Rim Hesabı): Hangi
Esmaül Hüsna’nın kullanılacağı veya tekrar sayısının ne olacağı, Ebced
hesabı ve/veya Rim hesabı gibi sayısal sistemlerle belirlenir. Örneğin,
Rim hesabı sonucunda talibin matluba karşı galip gelemeyeceği anlaşılırsa,
ismine Esmaül Hüsna’dan bir ismin eklenmesi gerekir
- Ruhani Varlıkların İsimleri: Vefkler
hazırlanırken, gezegenlerin müvekkil meleklerinin (ulvî veya süflî)
isimleri çıkarılır. Ulvî
isimlerin sonuna Ayil (/Ayil/) (Ebced karşılığı 51) ve süflî isimlerin
sonuna Tışin (/Tışin/) kelimeleri eklenir.
- Adetlere Riayet:
Esmaların ve duaların gerekli adedince /tekrar sayısınca yapılmasına
dikkat edilmelidir. Sayıyı şaşırmak veya yanlış okumak tehlikelidir.
C. Yazım ve
Tütsü Kullanımı
- Hayır Amaçlı Yazım Malzemeleri: Hayırlı
(hayır) amaçlı uygulamalarda (rızık, şifa, muhabbet) yazı malzemesi
olarak safran (zağferan), misk ve gül suyu karışımı mürekkep
kullanılmalıdır.
- Kötü Amaçlı Malzemeler: Kötülük
amaçlı uygulamalarda ise fena kokulu buhurlar (hantit, keçi kılı, zift,
kizbere) yakılmalı ve Esma’lar ters okunmalıdır. Hatta bazı
uygulamalarda besmelesiz yazılması gerektiği belirtilmiştir.
- Yazımın Titizliği:
Formüllerin ve vefklerin yazımında bir satırın ya da noktasının dahi
değiştirilmemesi, yazıldığı gibi kopyalanması gerekir, aksi takdirde
değersizleşir ve zarara yol açabilir.
D. İcra ve
Okuma Sırasında Dikkat Edilecekler
- Ezber Zorunluluğu:
Ruhaniyetlere okunacak azimetler, kekelemeden okunması ve kalbin okunan
metinle meşgul olması için kitaptan veya levhadan okuma yerine çok iyi
ezberlenmelidir.
- Zamanlama (Astroloji/Astronomi):
Uygulamalar, ilgili gezegenin saatinde yapılmalıdır, zira vefkler bir
yıldıza ve bir saate mensuptur. Örneğin; celb /çekme amaçlı uygulamalar
için Zühre /Venüs saati, korunma amaçlı uygulamalar için Ay’ın Başak
burcuna girdiği Çarşamba günü Utarid saati veya Ay’ın Oğlak burcuna
girdiği Zühal /Satürn saati tercih edilebilir.
- Davet ve İletişim:
Uygulayıcının, ruhanilerle (ervah-ı ulviyye) iletişime geçebilmek
için özel isimleri zikretmesi veya özel uygulamalar (örneğin karanlıkta
okuma, buhur yakma) yapması gerekebilir.
III. Hata ve Başarısızlık Önlemleri
Uygulamaların başarısız olmasının nedenleri
arasında, belirlenen kurallara tam olarak uyulmaması, niyet bozukluğu ve
uygulamanın eksik şartlarla (gayr-i kâmil) yapılması sayılabilir.
- İzinsiz Uygulama Riski: Üçlü
vefk ile hadim elde etmek gibi ciddi uygulamalar için şeyhten izin (icazet)
alınmalıdır. İzinsiz yapılan uygulamalar fayda getirmemekle kalmaz, büyük
zararlar da doğurabilir.
- Olumsuz Enerjiden Kaçınma: Kıskançlık, hasetlik /çekememezlik, vesvese
gibi negatif /olumsuz duygularla psişik enerjinin /ruhsal gücün boş yere
harcanmaması gerekir.
Rukye / Okuyarak Sağaltım ve Sihir Bozma
Teknikleri, havâss /özel ilimler literatüründe, insanları büyü (sihir)
ve kötü ruhani tesirlerden koruma ve bu tesirleri ortadan kaldırma amacıyla
uygulanan spesifik yöntemleri ve kuralları içermektedir. Rukye, genellikle şifa
sağlamak amacıyla dini metinler ve dualar kullanılarak yapılır ve sihir
eyleminden farklı bir kategoride değerlendirilir.
I. Rukye Uygulamasının Temel Yöntemleri ve Dualar
Rukye uygulamaları, duaların gücünden
faydalanarak doğrudan tedavi ve koruma sağlama amacı güder.
A. Su
Kullanımı ile Tedavi Usulü
Sihrin etkilerini ortadan kaldırmanın temel
fiziki yöntemlerinden biri, okunmuş suyun kullanılmasıdır.
- Tedavi Mekanizması: Kur'an-ı
Kerim'den veya diğer uygun metinlerden okunan dualar, su üzerine tesir
ederek cini yakar ve sihri yok ederek cinin kaçmasını sağlar.
- Uygulama Şekli: Hasta bu
sudan içmemeli, sadece yıkanmalıdır. Hastanın temiz yıkanmasının ardından,
bir miktar okunmuş su, son su olarak bir leğen içerisinde vücudunun her
yerine değecek şekilde dökülür.
- Su Bertarafı:
Leğendeki bu su, ayak değmeyen temiz bir yere, tercihen bir bahçeye veya
ağaç dibine dökülmelidir.
- Sihrin ve Göz Hastalığının Tedavisi: Göz için
ve sihir için, hastanın 5 şişe su ile 5 gün üst üste yıkanması yeterli
görülmektedir; her gün bir şişe su kullanılmalıdır. Bu ameliyeyi yapan
kimsenin, Allah'ın izniyle (biizniilah) sihrin tesirinden
kurtulacağı (halas olacağı) belirtilmiştir.
B. Dua ve
Ayetler ile Korunma ve Bozma
Korunma, duaların yazılı veya sözlü formda
kullanılmasıyla sağlanır.
- Özel Korunma Duaları: Cinlerin
ve şeytanların şerlerinden korunmak amacıyla birtakım duaların yazılması
ve okunması gerekmektedir. Bu duaların en güzeli seyyid meytatarun
hicabıdır.
- Yazım Tekniği: Seyyid
meytatarun hicabının yazımı için temiz bir kâğıt üzerine, safran (zağferan),
misk ve gül suyu karışımı mürekkep / yazı sıvısı kullanılmalıdır. Yazım,
Cuma günü Cuma ezanında başlayıp namaza başlama anına kadar sürmelidir.
Yazılan nüsha daha sonra öd, hasılban, mastik gibi buhurlar ile buhurlanır
ve 7 gece boyunca ayın altına bırakılır.
- Belirli Ayet ve Harfler: Bazı
rahatsızlıkların tedavisi için özel ayet ve harf kombinasyonları tavsiye
edilmektedir. Örneğin, bir ayet-i kerimenin ("kevkebün dürriyyün
yükadü min şeceratin milbaraketin...") yazılmasından sonra özel
bir dua ve yetmiş kere 'ayn' harfini yazıp üzerinde taşıyan kimsenin kısa
zamanda göz hastalığının geçtiği ve taşıdığı sürece tekrar
hastalanmayacağı bildirilmiştir. Bu uygulama, yazılan nüshanın içilmesi
gereken suyun hazırlanması için de kullanılmaktadır.
II. Uygulamada Dikkat Edilmesi Gereken Yüksek
Disiplinler
Sihir bozma ameliyelerinin başarılı olması,
uygulayıcının (âmil) riayet etmesi gereken katı şartlara bağlıdır.
A. Ruhsal ve
Fiziksel Hazırlık
Havâss /özel ilimler pratiğinde, rukye uygulamak
isteyen kişilerin, duaların ve teknik uygulamaların akıllarında ezbere
bulunması için ilgili kitabı en az yedi defa okumaları önerilir.
B. Niyet ve
Sorumluluk
Havâss uygulamalarında niyetin doğruluğu hayati
öneme sahiptir. Uygulamada muvaffak /başarılı olan kişilere, elde ettikleri
bilgiyi kesinlikle kötüye kullanmamaları ve önemsiz menfaatlere alet etmemeleri
gerektiği tavsiye edilmiştir. Aksi takdirde, manen sorumlu olunacağı ve bundan
zarar görüleceği uyarısı mevcuttur.
C. Uygulayıcı
(Âmil) Yeterliliği
Bazı sihir uygulamaları, karışık ve çelişkili
olabildiğinden, bazı vak'aların / durumların çok zor olduğu ve sadece
profesyonel /tecrübeli kişiler tarafından uygulanması gerektiği vurgulanmıştır.
D. Zamanlama
ve Astroloji / Astronomi / (İlgili Tekniğin Hatırlatılması)
(Önceki yazılarımızda) bahsedilen hesaplama
yöntemlerinde olduğu gibi, sihri bozma eylemlerinde de zamanlamanın önemi
bulunmaktadır. Örneğin, bir nesneyi kırmak (bozmak) amacıyla isminin yazılıp
hedef şeye atılması gibi bir amelde, bu işlemin Ay'ın toprak burcunda olduğu
zamanda yapılması tavsiye edilir, zira bu durum uygulamanın anlamının
bozulmasını (bozulacaktır) sağlar.
III. Negatif Tesirler ve Süreklilik Riski
Sihir bozma işlemlerinde başarısızlık riski veya
sihrin tekrarı gibi durumlarla karşılaşılabilmektedir.
- Tekrar Tehlikesi: Sihir
yapan veya yaptıran kişiler, yaptıkları kötülüğün tesirinin azaldığını
veya bozulduğunu gördüklerinde veya hissettiklerinde, bu sihir ve
kötülüklerini tekrarlarlar.
- Korunma Alanları:
Büyücülerin etrafında oluşan ve çevreye zarar veren "yoz bulutu"
adlı bir enerji alanı mevcuttur. Bu etkiyi gidermek için ya ufak bir büyü
ile bulutun etkisi kaldırılabilir (ancak bu, sonradan acı verebileceği
için tercih edilmez) ya da gerçekliğin güçlü olduğu yerlerde
(Örneğin Odunpazarı) yaşanarak bulutun etkisinin azalması sağlanabilir.
Cinler
Cinler, tarih boyunca ilahi / kutsal kitaplarda
ve kadim /eski ezoterik /gizli ilimler geleneğinde, insanlık âlemine paralel,
ancak farklı bir boyutta var olan ruhani /manevi varlıklar olarak kabul
edilmiştir. Kaynaklar, bu varlıkların kökeni, yaşam biçimleri, insana etkileri
ve nihai akıbetleri hakkında kapsamlı, yer yer ihtilaflı, ancak son derece
dikkat çekici bilgiler sunmaktadır.
I. Cinlerin Kozmolojik ve Tarihsel Kökenleri
Cinlerin varlığı ve yaratılışı, insanlık
tarihinden çok daha eski bir döneme, kâinatın oluşum sürecine dayanır.
A. Yaratılış
Maddesi ve Zamanı
Cinlerin atası
olan Cânn'ın, belki beş, belki de elli milyon sene önce, kâinatta henüz her
şeyin ateş olduğu bir zamanda yaratıldığı ifade edilmektedir. Cinler,
dumansız ateşten (semum), bazı rivayetlere göre ise ateşten/zehirleyici
ateşten halk edilmiştir. Bu yaratılış materyali, onların temel mahiyetini (vasfını)
belirlemiştir; zira insanda İblis ve şeytanlar ne ise, cinlerin yaratıldığı
ateşteki zehir ve zarar kudretinin de aynı olduğu ileri sürülmektedir.
B. Tarihsel
Rolü ve Görevleri
Cinler, insanlar yaratılmadan önce yeryüzünün tek
hakimleriydi. Hem insanlar hem de cinler, Allah tarafından kulluk (ibadet)
maksadıyla yaratılmışlardır. Yaratılışları gereği, cinlerin de insanlar gibi
hayırlıları (ahyarları) ve şerlileri (eşrarı) mevcuttur; bu
açıdan insanlar ile benzerlik gösterirler. Mü’min (inanan) olanları
Cennet'e girecektir, ancak bu husus alimler arasında tartışma konusu olmuştur.
II. Cinlerin Gizemli Yapısı, Sosyal Hayatı ve
Sınıflandırması
Cinler, kadim ilimler perspektifinden, oldukça
karmaşık ve gizemli bir varlık yapısına sahiptirler.
A. Fiziksel ve
Duyusal Özellikler
Cinler, insanlardan farklı olarak genellikle
gözle görünmez (gözle görülmeyen) varlıklar olarak kabul edilirler.
Ancak, Allah murat ederse gözler kapalıyken bile görülebilirler. Maddi /
cismani hallere bürünme (temessül) yetenekleri vardır ve bu durumda
insan veya hayvan şeklinde görünebilirler. Sıkça büründükleri şekiller arasında
yılan, akrep, keçi, kedi ve köpek gibi hayvanlar sayılabilir.
Kaynaklar, cinlerin de tıpkı insanlar gibi kalbi,
gözü ve kulağı olduğunu belirtir. Cinler yiyip içen, hatta sigara içen
varlıklardır. Yiyeceklerinin kemik, tezek ve alaf kalıntıları olduğu
belirtilmiş; zira kemiğin aynen eski hali gibi üzeri etli olduğu; tezeğin de
eski haline dönüp tane olduğu rivayet edilmiştir. En sevdikleri yemeklerden
biri pirinç pilavıdır.
B. Cinlerin
Sınıflandırılması ve Ömrü
- Sınıfları: Cinler
üç ana sınıfa ayrılır: Kanatları olup havada uçanlar; yılan, akrep ve
diğer yer hayvanları şeklinde olanlar; ve diğer bir sınıf ki onlara hesap
ve ceza vardır.
- Ömrü: Cinlerin ömür süreleri
oldukça uzundur; ortalama 70 senelik insan ömrünün 10 ila 13 katı, yani
700 ile 1000 sene arasında değişmektedir. Bazı cinlerin ömrünün 1400
seneye yakın olduğu da belirtilmiştir.
C. Cinlerin
Sosyal Hayatı ve İnsanlarla Evlilik İhtilafı
Cinler sülaleler halinde, aile, mahalle ve şehir
hayatları sürdürürler; hatta cin padişahları tarafından yönetilirler.
İnsanlarla evlenebilen varlıklar olarak tasvir edilmiştir. İnsan-cin
birlikteliğinden doğan çocukların her iki cinsin özelliklerini taşıdığına
inanılmaktadır.
Ancak, İslami / şer’i açıdan insan ile cin
evliliği büyük bir ihtilaf konusudur. Bazı alimler, Kur’an-ı Kerim'deki,
"Allah sizin için nefislerinizden eşler yaptı" ve "Allah'ın
ayetlerinden biri de, nefislerinizden sizin için eşler yaratmasıdır"
mealindeki ayetleri delil göstererek, "nefislerinizden" ifadesinin
"cinsinizden" ve "nevinizden" (türünüzden) anlamına
geldiğini ve dolayısıyla cinlerle evlenmenin caiz olmadığını savunmuşlardır.
Ancak bazı rivayetlerde, cinlerin insanlardan kız istediklerinden ve evliliklerinin
caiz olduğuna dair görüşlerden bahsedilmiştir.
III. Cinlerin Gizemi, İnsan Üzerindeki Tesirleri
ve Bilgi Kaynakları
Cinlerin insana olan en büyük gizemli tesiri,
onların bilgi aktarımı, hastalık yapma yeteneği ve insanları hüküm altına alma
arzusudur.
A. Gayb /
Gizli Bilgi Meselesi
Cinler hareketlilikleri ve madde kaydında
olmamaları nedeniyle, geçmişi tamamen bilebilmektedirler. Ancak,
geleceğe ait bilgileri (gayb) bilme konusunda büyük kısıtlamaları
vardır. Geleceğe dair verdikleri bilgilerin çok büyük bir kısmı doğru çıkmayıp
yanlış olabilir. Cinler, ilim sahibi ermişlere sadece yaşanan olayları yaptırıp
sorabilirler, gelecekten bilgi alamazlar.
Bununla birlikte, cinlerin kötü insanlara yardım
maksadıyla, gökteki meleklerin konuştukları gizli sırları çalmak istedikleri ve
nöbetçi meleklerin bu cinlere ok (şihab) attıkları inancı da mevcuttur.
Cinler, Nebi ve Rasullerin bildirdiğinden farklı olarak gösterdikleri
olaylarla, gelecekteki oluşacak olayları saptırarak, insanları yanlış hedeflere
yönlendirebilirler.
B. Hastalık ve
Musallat Olma
Cinler, sağlık
alanında kendilerini en çok gösteren varlıklardır. Başlıca sebep oldukları
hastalıklar ve durumlar şunlardır: Ani rahatsızlıklar, ihtilaçlar (kas
seğirmesi), sara nöbetleri, felç, romatizma, sinir hastalıkları, delilik
nöbetleri ve salgın hastalıklar (kolera, çiçek).
Cinlerin bir
insana musallat olması (arız olması) durumunda, hastanın rengi sararır,
aklı gider ve hasta olur. Vücuda giren Cin, bedeni karınca gibi işgal edebilir;
bu durum hava soğuk ve bulutlu olduğunda artar. Cin, hastanın vücuduna girerek,
dışarıdan çarparak veya salgın hastalıklarda ok ile vurarak arzusunu yerine
getirebilir.
C. Hükmetme ve
Uzaylı Aldatmacası
Kötü niyetli (şerli) cinler, insanların
zayıf taraflarından faydalanarak, onları kendilerine bağlamayı ve onlara hizmet
ettirmeyi amaçlarlar. Bu durum, kişinin cinleri emrine almaya çalışırken cinin
onu ele geçirmesiyle de sonuçlanabilir.
Bu noktada
dikkati çeken hususlardan biri, cinlerin insanları kandırmak için kullandıkları
modern/çağdaş bir taktiktir: Uzaylı / Alien imajı. Cinler, uzaylı oldukları
yalanıyla insanları kandırmak ve uzay gemileri üzerinde ilginç amblemler,
semboller ve yazılar göstererek üstün uygarlıklara sahip oldukları düşüncesini
uyandırmak isterler. Bu, cinlerin insanları hüküm altına alma ve taptırtma çabasının
(kulluk etmelerini sağlama) bir devamı olarak görülmektedir.
Cinlerle temasa geçen medyum topluluklarına,
kendi inançları doğrultusunda tebliğler verilerek, cinlerin kendilerini o
topluluğun inanç yapısıyla uyumlu gibi göstermesi de bir aldatmaca taktiğidir.
Ayrıca cinler, kendini beğenmiş (mağrur) kişilerin gururlarını
pohpohlayarak, onları seçilmiş varlıklar olduklarına inandırıp hüküm altına
almaya gayret ederler.
IV. Cin Şerrinden Korunma Usulleri
(Önceki yazılarımızda) detayları belirtilen
havâss /özel ilimler çerçevesinde, cinlerin şerlerinden korunmak için çeşitli
manevi uygulamalar ve dualar tavsiye edilmektedir.
- Ayete'l-Kürsî: Cinlerin
kötülüğünden korunmak ve güvenlik (emniyet) içinde kalmak için
Bakara Suresi'ndeki Ayete'l-Kürsî'nin sabah ve akşam okunması
önerilmiştir.
- Dualar ve Zikir: Oruç
tutmak, Kur'an okumak ve sadaka vermek, şeytanın ve cinlerin insana olan
musallatını azaltır; Kur'an okunduğunda şeytanın ateşte eriyen kurşun gibi
eridiği rivayet edilir.
- Gusül ve Taharet / Temizlik: Cin
hizmetlerinde bulunan kişilerin en mühim şart olarak her gün sabah gusül
/boy abdesti almaları gerekmektedir; bu, bedenin ruhani temaslara
hazırlanması için esastır.
- Mekânın Temizlenmesi:
Cinlenmiş bir hastaya okunan Ayete'l-Kürsi, Fatiha ve Cin Suresi'nden
ayetler temiz suya okunup bir mekâna serpilirse, oradaki cinler çıkar ve
bir daha geri gelmez.
- Zamanlama: İnsan ve
cin şerrinden emin ve her işte başarılı olmak için Ay'ın Terazi burcuna
girdiği zaman Cuma günü, Zühre / Venüs saatinde misk, safran ve gül suyu
ile dua yazılıp üzerinde taşınması tavsiye edilir.
Cinlerin Sihir/Büyü (Sihir) Uygulamalarında
Kullanılması
Cinlerin sihir/büyü (sihir)
uygulamalarında kullanılması, İlm-i Havâss / özel ilimler geleneğinin en
karmaşık ve riskli kabul edilen pratik alanlarından birini teşkil etmektedir.
Bu uygulamaların genel amacı, ruhani varlıklar âlemindeki güçleri (ulvî
veya süflî) manipüle ederek, maddi / cismani âlemde arzulanan sonuçları
elde etmektir. Cinler, doğru uygulamalarla hüküm altına alınabildiğinde,
uygulayıcının (âmil) çeşitli amaçlarına hizmetçi /hâdim (hizmetçi/hâdim)
olurlar.
Aşağıda, cinlerin sihir işlemlerinde kullanılış
amaçları ve bu amaçlara ulaşmak için uygulanan detaylı teknikler ve disiplinler
incelenmektedir.
I. Cinlerin Sihir İşlemlerinde Kullanılma
Amaçları
Cinlerin sihir ve havâss uygulamaları yoluyla
kullanılmasının amaçları hayır (hayır) ve şer (şer) olmak üzere
iki ana kategoride toplanır:
A. Teshir /
Boyun Eğdirme ve Celb / Çekim Amaçları
Cinler, insanlar üzerinde etki yaratmak ve onları
istenen davranışa yönlendirmek için davet edilir.
- Muhabbet ve Teshir: Bir
kişiyi kendisine âşık etmek (aşık etmek) veya istenen bir eşi/aile
ferdini geri getirmek (geri getirmek) amacıyla celb ve teshir (çekme
ve boyun eğdirme) uygulamalarında cinlerin hizmeti talep edilir.
- İtaat Sağlama:
Karı-kocanın veya evladın itaatsizlik etmesi durumunda, matluba yedirilen
veya üzerine okunan formüller aracılığıyla itaat sağlamak için kullanılır.
- Hükmetme: Cinler,
iki kişinin bir araya gelmesini, barışmasını, kavga etmesini, ayrılmasını
veya aralarında sevgi/nefret oluşmasını sağlayabilecek çalışmalarda
kullanılabilirler.
B. Korunma ve
Şifa Amaçları
Cinlerin sebep olduğu düşünülen hastalıkları
tedavi etmek ve ruhani zararlardan korunmak için cin hizmetlerinden
yararlanılır.
- Hastalık Tedavisi: Cinlerin
neden olduğu düşünülen sara (sara), felç (felç), romatizma (romatizma),
sinirsel ağrılar (sinirsel ağrılar) ve çeşitli salgın hastalıklar (sari
hastalıklar) gibi rahatsızlıkları iyileştirmek için iyi amaçlı (hayır)
cinler davet edilir.
- Sihir Bozma ve Uzaklaştırma: Cinler,
kişiye musallat olan veya bir mekâna yerleşmiş olan diğer cinleri ve
şeytanları çıkarmak (ihraç etmek) için kullanılır. Onların
yerlerine dönmeleri sağlanmazsa büyük zararlara neden olabilecekleri
uyarısı mevcuttur.
- Korunma: Cinlerin
ve düşmanların şerlerinden korunmak amacıyla (hicab) dualar yazılıp
üzerinde taşınır ve bu dualar ulvi /yüce varlıkların ve mümin cinlerin
himayesini sağlar.
C. Kahır / Yok
Etme ve Maddi Çıkar Sağlama Amaçları
Cinler, düşmanlara zarar vermek veya maddi
hedeflere ulaşmak için de kullanılmaktadır.
- Zarar Verme ve Öldürme: Şerli
cinler ve şeytanlar, zalimleri cezalandırmak (cezalandırmak), kötü
niyetli uygulamalarda bulunmak (kahriye), veya hatta düşmanı (kafir)
yok etmek (katli cin) için hizmete alınabilirler.
- Gizli Bilgi ve Servet: Cinler,
gömülü hazinelerin (gizli hazineler) ve define yerlerinin
öğrenilmesi için davet edilir. Ayrıca, simyevi amaçlarla da cinlerin
hizmetine başvurulur.
II. Cinleri Davet ve Teshir Etme Usulleri
Cinleri sihir işlemlerinde kullanabilmek için,
uygulayıcının (âmil) çok katı disiplinlere uyması ve hassas teknikleri
icra etmesi gerekmektedir.
A. Riyazet /
Perhiz ve Manevi Hazırlık
Cinlerle temas kurmanın ve onları emre amade
kılmanın ön koşulu, ruhsal /manevi temizlik ve disiplindir.
- Oruç ve Beslenme: Cin
davetlerine başlarken genellikle riyazetli oruç (riyazetli oruç)
tutulur; bu süreç 3, 7 veya daha fazla gün sürebilir. Riyazet süresince
canlıdan alınan hiçbir şey (et, balık, yumurta, süt) tüketilmemelidir.
- Mekân ve Taharet / Temizlik:
Uygulama, kimsenin görmediği, tenha (halvet) bir yerde, tam bir
temizlik (taharet) içinde icra edilmelidir. Amil, namaza başlamadan
önce bile gusül almalıdır.
- Niyet ve Dürüstlük: Cinleri
tesbir etmeye çalışan kimsenin son derece titiz davranması, doğru ve kâmil
/olgun (kâmil) bir insan olması gerekir. Uygulamanın başarıyla
sonuçlanabilmesi için niyetin (niyet) doğru yolda olması esastır.
B. Azimetler /
Dualar ve Yazım Teknikleri
Cinleri çağırmak ve bağlamak için özel dualar (azametli
azimetler) okunur ve tılsımlar yazılır.
- Azimet Okumak: Cin
davetlerinde Cin Suresi veya Yasin-i Şerif gibi surelerin
yüksek adetlerde (1000 defa) okunması gerekebilir. Cinniyi bağlamak
ve konuşturmak için özel azimeti oku metinleri kullanılır.
- Yazım Malzemeleri: Hayırlı
işler için misk, safran (zağferan) ve gül suyu karışımı mürekkep
/yazı sıvısı (mürekkep) kullanılır. Kötü amaçlı uygulamalarda ise
fena kokulu buhurlar kullanılır ve Esma'lar ters okunabilir.
- Yazımın Hassasiyeti: Tılsım
veya duaların yazımında bir satırının ya da noktasının bir kıl payı bile
değiştirilmemesi zorunludur, aksi takdirde uygulamanın değersizleşeceği,
hatta zarara yol açabileceği uyarısı mevcuttur.
C. Tütsü /
Buhur Kullanımı ve Zamanlama
Cinler, tütsü ve astronomik / feleki zamanlamaya
son derece duyarlıdırlar.
- Tütsü Yakma: Tütsü (buhur)
yakmak, cinleri davet etmenin vazgeçilmez bir unsurudur. Cinleri davette
öd ağacı (öd ağacı), günlük (günlük), cavi, sündürüs,
mey’a, çörek otu ve kizbere gibi maddeler kullanılır.
- Astrolojik Zamanlama: Rukye ve
sihir uygulamaları, ilgili gezegenin saatinde (saatte) veya burç /
feleki konumunda yapılmalıdır. Örneğin, kırma / bozma amaçlı bir iş
yapılırken Ay’ın toprak burcunda olması gerektiği belirtilmiştir.
III. Uygulamanın Riskleri ve Neden Başarısız
Olduğu
Cinleri tesbir etme girişimleri, büyük güç
gerektiren ve ciddi manevi /ruhsal sonuçları olan tehlikeli süreçlerdir.
A. Kontrolü
Kaybetme Riski
Cin taifesi insanlara kolay kolay ram /boyun eğen
(ram olmazlar) varlıklar değildir. Bütün şartlar tam olarak yerine
getirilmeden onları tesbir etmeye çalışmak, insana maddi ve manevi birçok zarar
getirir.
- Ruhani güçleri emrine almaya çalışan kişi,
gerekli disiplini tamamlamadan yarıda keserse, cin onu kolaylıkla avlayıp
ele geçirir (ele geçirmiş olur) ve artık kişi cinin emrine bağlı
hale gelir.
B.
Başarısızlık Nedenleri
Yapılan işin muvaffak /başarılı olmaması,
genellikle uygulayıcının yetersizliğinden veya şartları yerine getirememesinden
kaynaklanır. Başarısızlık sebepleri şunlardır:
- Noksanlık ve Yanlış Okuma: Uygulama
şartlarına gerektiği gibi riayet edilememesi veya okunan duaların yanlış
okunması.
- Niyet Bozukluğu:
Niyetlerin sadece dünya menfaati veya kötülük amaçlı olması, uygulamayı
geçersiz kılar. Ağız zikirde, kalp oyunda olursa duanın bir yararı olmaz.
- Yetkinlik Eksikliği: Bu
ilimlerin, doğuştan üstün psişik /ruhsal (psişik) yeteneklere sahip
olmayan kişiler tarafından sadece formüllere dayanarak yapılması
başarısızlıkla sonuçlanır. Ayrıca, ciddi uygulamalar için icazet /izin (icazet)
alınması gerekir.
Cin Çarpması (Tasallut Veya Arız)
Cin çarpması (tasallut veya arız)
durumu, havâss /özel ilimler literatüründe ruhani /manevi bir varlığın (cin
veya şeytanın) insan bedeni veya ruhu üzerinde fiziki ya da psikolojik etki
kurması hali olarak incelenmektedir. Bu durum, tedavisi ve bozulması özel bilgi
ve yöntemler gerektiren karmaşık bir mesele kabul edilir.
Aşağıda, cin çarpmış bir kişinin durumuna ilişkin
bulgular ve bu durumlarda uygulanan çıkarma (tedavi/rukye) işlemlerine
dair hususlar doktora çalışması üslubuna uygun olarak sunulmuştur.
I. Cin Çarpması (Tasallut) Durumunun
Belirtileri ve Mahiyeti
Cin çarpması, halk dilinde "uğrama,"
"karışma," veya "cin çarpması" gibi terimlerle ifade
edilir. Bu durumun ortaya çıkışı ve belirtileri kişiden kişiye farklılık
göstermekle birlikte, kaynaklarda tipik fiziki ve ruhsal tezahürler
detaylandırılmıştır.
A. Hastalık
Belirtileri ve Fiziksel Tesirler
Cinler tarafından yapılan bu tür arız
/musallat (tasallut) genellikle kişinin renginin sararmasına, aklının
gitmesine ve hastalanmasına neden olur. Musallat olan cinler, özellikle yaşlı ve orta yaşlı
kişilerin bedenlerine girip yerleşirler.
Spesifik hastalık ve fiziksel rahatsızlıklar
şunlardır:
- Fiziksel Ağrılar: Hastanın karnı şişebilir,
mafsalları /eklemleri, sırtı ve kalbi ağrıyabilir. Bu durum, cinin kişinin
bedenini adeta karınca gibi işgal etmesi (işgal eder) şeklinde
tanımlanır.
- Nörolojik / Sinirsel Sorunlar: Ani yüz felci, sinir
hastalıkları, romatizma, sara nöbetleri ve delilik (cinnet)
nöbetleri bu musallatların sebep olduğu rahatsızlıklar arasında sayılır.
- Hastalığın Artması:
Musallatın etkisi, hava soğuk ve bulutlu olduğu zaman artar ve çoğunlukla
gece ortaya çıkar.
- Hafıza ve Akıl Sorunları: Cin
çarpması akli /zihinsel bir bozulmaya yol açarak kişiyi aklı gitmiş
veya ne sıhhat ne de hastalık arasında, yani ikisinin ortasında (arasındadır)
bir duruma sokar.
B. Cinlerin
Musallat Olma Mekanizması
Cinler, insan vücuduna girerek musallat
olabilirler. Şeytan (cinlerden bir taife) insanın damarlarında rahatlıkla
dolaşma yeteneğine sahiptir. Cinlerin, sihre bulaşan kişilere arız
olduğu ve bu durumun sihrin /büyünün bir sonucu olduğu yaygın bir görüştür.
II. Sihir Bozma ve Cin Çıkarma İşlemleri
Cin çarpmasının tedavisi, kadim /eski uygulamalarda
"rukye" ve "sihir bozma" olarak adlandırılan, yazılı ve
sözlü dualara dayanan manevi /ruhani tekniklerle gerçekleştirilir.
A. Rukye ve
Tedavi Hazırlığı
Rukye uygulayacak kişinin (âmil) öncelikle
yüksek bir disiplin ve bilgiye sahip olması gerekir.
- Uzmanlık ve İhtiyaç: Bazı
vak'aların /durumların (vakkalar) çok zor olduğu ve yalnızca
profesyonel /tecrübeli kişiler tarafından uygulanması gerektiği
belirtilmiştir.
- Manevi Hazırlık: Rukye
uygulamak isteyen kişinin duaları ve teknik uygulamaları ezbere bilmesi
için ilgili eseri en az yedi defa okuması önerilir. Uygulama öncesinde tam
bir inancın (iman) ve yapılacak duanın kesinlikle yerine geleceği
düşüncesinin olması gerekir.
- Fiziki Temizlik (Taharet): Rukye
uygulaması esnasında kişinin bedeni, bulunduğu yerin ve elbiselerinin
temiz olmasına dikkat edilmesi zorunludur.
B. Çıkarma ve
Bozma Teknikleri
Sihir bozma ve musallat giderme, genellikle
duaların yazılıp taşınması, içirilmesi veya belirli ritüellerle cinlerin davet
edilerek uzaklaştırılması yöntemlerini içerir.
- Yazı (Kitabet) ile Tedavi: Sihrin
tedavisi ve bozulması yazı ile (yazı iledir) gerçekleşir. Bu amaçla
vefkler /tılsımlar ve ayet-i kerimeler temiz bir kağıt veya bez üzerine
yazılabilir. Hayırlı (hayır) amaçlı yazımlarda safran (zağferan),
misk ve gül suyu karışımı mürekkep /yazı sıvısı kullanılması tavsiye
edilmektedir.
- Su ile Yıkama: Dualar
okunarak temiz bir kabın içine yazılan ayetler su ile bozulduktan sonra bu
sudan içirilmesi veya karnına sürülmesi ile doğum zorluğu gibi
rahatsızlıkların kolayca çözüldüğü belirtilmiştir. Rukye'de cinin yanması
veya kaçması için su üzerine dualar okunarak hastanın bu suyla yıkanması
esastır.
- Korunma Duaları: Cinlerin şerrinden korunmak
için Ayete'l-Kürsî'nin (Allahü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm)
sabah ve akşam okunması tavsiye edilir. Bu, okuyanı cinlerden korur ve
güven içinde kalmasını sağlar.
- Cin Daveti ve Sorgulama:
Uygulayıcı (cinci), musallat olan cinniyi konuşturmak için davetler
yapabilir. Cinci, kendisine başvuranların adlarını söyleyerek cinleri
çağırır ve üç gün içinde gelmezlerse yedi gün bekler. Ruhaniyetler /ruhi
varlıklar (ruhaniyetler) ile konuşmak için ıssız bir odada günlük
ve mahlep yakılıp buhur /tütsü (buhur) edilir.
- Katli Cin / Cinniyi Öldürme Yöntemi: Şerli
bir cinniyi öldürmek (Katli Cin) istenirse, özel bir şiir ve ayet-i
kerimenin bir kağıda yazılıp evin kapısının üstüne asılması tavsiye
edilir. Bu ayet-i kerime cinlerinin gelip o şerli cinniyi öldüreceği ifade
edilmiştir.
- Sihri Sihirle Çözme Tartışması: Sihir
bozma eylemi, sihrin sihirle çözülmesi (ilaçlar, rukyeler, düğüm atma,
üfleme) şeklinde yapılırsa bu iş haram kabul edilir, ancak şirk değildir.
Eğer sihir, şeytanlardan yardım alınarak çözülüyorsa, şirke bulaşılmadığı
sürece yapılabilir; aksi takdirde bu iş şirktir veya günahtır.
III. Uygulayıcının Sorumluluğu ve Etik / Ahlaki
Kısıtlamalar
Cinlerle yapılan uygulamaların manevi /ruhani
boyutu, uygulayıcıya büyük bir sorumluluk yükler.
- Ruhsal Bağlantının Korunması:
Uygulayıcı, nail olduğu bilgiyi kesinlikle kötüye kullanmamalı, durmadan
davet (da’vet) yapmamalı ve bunu adi ve önemsiz menfaatlere alet
etmemelidir; aksi takdirde manen mesul olunur ve zarar görülür.
- Zarar Verici Uygulamalardan Kaçınma: Bazı
büyü dualarında, hak etmeyene beddua edilmemesi ve zarar verici
uygulamaların yapılmaması gerektiği söylenmektedir. Haksız yere cin
öldürmek de caiz görülmemektedir.
- Başarı Koşulu:
Uygulamalarda başarı elde eden kişilerin, formülün doğruluğundan ziyade
kendi doğuştan üstün psişik /ruhsal yetenekleri sayesinde başarılı
oldukları ileri sürülmüştür. Bu nedenle, ameliye öncesinde kalbi temiz
tutmak, zikir ve duaları devamlı yapmak ve her işe besmele ile başlamak
gibi şartlara riayet etmek, koruma sağlar.
Cinler / Ruhani Varlıklar İle Evlilik (Nikâh)
Cinler / Ruhani Varlıklar ile evlilik (Nikâh)
meselesi, havâss /özel ilimler, teoloji ve fıkıh /İslam hukuku geleneğinde
kadim /eski zamanlardan beri süregelen, tartışmalı ve incelikli bir konudur. Bu
mesele, hem cinlerin insanlarla etkileşiminin niteliğini hem de evliliğin şer’î
/hukuki şartlarını derinlemesine irdelemeyi gerektirmektedir.
I. Cinler ile Evliliğin İmkânı ve Tarihsel Vukuu
/ Olasılığı
Ezoterik ve rivayet tabanlı kaynaklar, cinler ile
insanlar arasında evlilik (nikâh) kurulmasının ve bu birliktelikten
çoluk çocuk sahibi olmanın (vukuu) teorik olarak mümkün olduğunu kabul
etmektedir.
- Varlığın Kaynaşması: Bazı âlimler, insanların
cinlerle ve cinlerin insanlarla evlenmesinin ve çoluk çocuk sahibi
olmasının mümkün olduğunu ifade etmişlerdir. Hatta, Cin meliklerinin
kızlarının bulunduğu, o şehirden daha güzelinin görülmediği beyaz bir
adadan bahsedilmektedir.
- Narratif Örnekler:
- Rivayetlerde, cinlerden
bazılarının insanlardan kız istediği ve onlarla evlendiği hatta bu
nikâhlarda hazır bulunan kişilerin var olduğu aktarılmıştır.
- Denizden çıkan bir kadının (cinni)
bir adam tarafından yakalanıp, cinsel ilişkiye zorlanması sonucu hamile
kaldığı ve bir çocuk emzirdiği bir anlatı mevcuttur.
- Bazı cinlerin, amcaoğlu ile
evlenmiş bir kadınla evlenmek isteyip aralarını bozmak amacıyla tehditler
savurduğu vakalar da kaydedilmiştir.
II. Cinler ile Evliliğin Meşruiyet Tartışması
İslam âlimleri arasında, cinler ile evliliğin
fiili vukuundan ziyade, bu eylemin dinen meşru /caiz olup olmadığı konusunda
önemli bir ihtilaf /anlaşmazlık bulunmaktadır.
A. Caiz
Olmadığını Savunan Görüşler
Ulema, Kur'an-ı Kerîm'deki, Allah'ın eşleri
"nefislerinizden" yani "cinsinizden" (nevinizden)
yarattığına işaret eden ayetleri delil göstererek, cinlerle evlenmenin caiz
olmadığını ileri sürmüşlerdir. Bu görüşün temelinde yatan şer'î /hukuki
mani, cinlerin ve insanların yaratılış (hilkat) ve mahiyet (cins)
farklılıklarıdır:
- Geçimsizlik Sorunu: Cinler
dumansız ateşten, insanlar ise topraktan yaratıldığı için, eşlerin bir
arada tatlı tatlı barınıp yaşamaları (tatlı tatlı barınıp yaşamaları)
ve huzuru sağlamaları meselesinin cinler ile insanlar arasında tasavvur
edilemeyeceği düşünülmüştür.
- Farklı âlemlere mensubiyet: Cinler
âlemi ile insanlar âleminin kaynaşmasının (kaynaşması) yasaklandığı
ve bunun mümkün olmadığı da belirtilmiştir.
B. Mecburiyet
ve Korku Hali
Evliliğin meşruiyetini tartışmalı kılan bir diğer
husus, cinlerin insana tehdit ile baskı yapmasıdır. Eğer âdemoğlu, evlenmediği
takdirde cinnîlerin başına büyük bir felaket getireceklerinden korkarsa, bu
durumun evlenmeyi bir mecburiyet haline getirebileceği düşünülmüştür, ancak bu
durumun yine de tehlikeleri tamamen ortadan kaldırmayacağı vurgulanmıştır.
III. Cinlerin Kadınlar Üzerindeki Tasallutu /
Musallat Olması ve Cinsî İlişki
Evlilik dışındaki manevi /ruhani temasta,
cinlerin insanlar, özellikle de kadınlar üzerinde cinsel odaklı musallat (tasallut)
kurması önemli bir gizemli /mistik meseledir.
A. Cinsî
İlişki Şekilleri ve Belirtileri
- Süflî Cinlerin Amacı: Cinler,
insanların zayıf taraflarından faydalanarak onları kendilerine bağlamayı
ve âdeta kulları gibi hizmet ettirmeyi amaçlarlar. Cinler, insanları
büyüleyecek kadar çok güzel kadın ve erkek suretlerine (suretlerine)
girerek onlarla zorla cinsel ilişkide bulunabilirler.
- Musallat Olma Durumları: Cinlerin
kadınlarla ilişki kurması (ilişki kurmaları), genellikle asabi
huylu kadınlarda, doğum sonrasında veya ateşli hastalıklar, kazalar
sırasında beyindeki dalgaların değişimiyle bağlantılı olarak meydana
gelmektedir.
- Görünüm ve Temas: Cinler,
temessül /maddi hale bürünme yeteneklerini kullanarak, derece yakışıklı
bir erkek suretinde görünebilirler. Kadın, cinniyi bir cisim şeklinde
görmekte ve aynen bir insan erkekle temasta bulunurmuş gibi
hissetmektedir.
B. Cinlerin
Aldatmaca / İllüzyon Yöntemleri
Cinler, insanları hüküm altına alma çabalarında,
çağdaş kültürel imgeleri kullanarak büyük bir aldatmaca /illüzyon sergilerler:
- Uzaylı Kimliği: Cinler,
insanları kandırmak için "uzaylılar" /yabancı varlıklar (alien)
imajını kullanır ve bu varlıkların cinsel tacizlerde, cinsel ilişkilerde,
hatta tecavüzlerde bulunduğunu iddia ederler.
- Melez Çocuk İddiası: Bu
varlıkların, araştırma veya melez ırklar (ara türler, melez ırklar)
oluşturmak için hamile kalmak istedikleri yalanını öne sürdükleri
belirtilir. Bu, şeytanî vasıflı cinlerin, insanları aşağılayarak ve
egolarını tatmin ederek kendilerine hükmetme çabasının bir parçası olarak
görülür.
C. Hukuki ve
Temizlik Meseleleri
Cinlerle ilişkide, fıkhi açıdan temizlik (taharet)
sorunu gündeme gelmiştir:
- Yıkanma Zorunluluğu: Bir
cinnî, âdemoğlunun hanımlarından biri ile cinsi ilişki kursa, o kadına
gusül /yıkanmak gerekip gerekmediği gibi ihtilaflı konular mevcuttur.
- Dinsiz Cinlerin Baskısı: Eğer
kadınla ilişki kuran cin, süflî /ateist (ateist-dinsiz)
cinstense, kadını yıkanmaktan (gusül) men edebildiği, buna karşılık
bazen de kadında sürekli yıkanma isteği uyandırdığı gözlemlenmiştir.
Bu bağlamda, cinlerin kötü amaçlarla davet
edilmesinin haram kılındığı ve rukye /sağaltım işlemlerinde dahi cinlerin geri
dönmemesi için titizlikle önlemler alınması gerektiği (önceki yazılarımızda)
belirtilmişti. Cin çarpması veya musallat sonrası cin çıkarma işlemlerinde,
cinni bedenden ayrıldıktan sonra tekrar dönmesinin engellenmesi hayati derecede
önemlidir, aksi takdirde çok büyük zararlara uğratırlar.
Cinlerin / Ruhani Varlıklar'ın İnsanlar Üzerinde
Yarattığı Tesirler
Cinlerin / Ruhani Varlıklar'ın insanlar üzerinde
yarattığı tesirler, havâss /özel ilimler ve teolojik /ilahiyatî metinlerde,
basit fiziki zararın ötesinde, insanın ruhsal ve zihinsel /bilişsel alanına
yönelik yoğun bir baskı olarak ele alınmaktadır. Cinlerin nefeslerinden
zarar görme inancı, bu bağlamda, onların insana yönelik temel saldırı
mekanizmasını, yani vehim /kuruntu ve vesvese /fısıltı yoluyla
gerçekleştirdikleri manevi /ruhsal baskıyı işaret eder.
Bu analizde, Cinlerin yaratılışlarından gelen
doğal zarar potansiyeli ile bilinen korkaklıkları arasındaki paradoks ve buna
rağmen insanlarda yarattıkları korkunun ve elde ettikleri kontrolün nedenleri
incelenmektedir.
I. Cinlerin İnsan Nefesi Üzerindeki Tesir
Mekanizması
Cinler, kadim kozmolojide, insanın zıttı ve ona
paralel yaratılmış varlıklar olarak kabul edilirler. Onların yaratılış maddesi
(hilkat) olan dumansız ateş (semum) veya zehirli ateş (çok
zehirleyici ateş), cinlerin tabiatında bir zehir ve zarar kudreti olduğunu
ima eder ki, bu kudretin insandaki İblis ve şeytanların gücüyle aynı olduğu
belirtilir.
Cinlerin insana verdiği zarar, genellikle insanın
aklını, bedenini ve ırzını ifsat etme veya doğrudan ruhsal çöküntü
yaratma şeklinde gerçekleşir:
- Vehim ve Vesvese Yoluyla Baskı: Cinler
ve şeytanlar, sürekli olarak insan kalbine ve aklına vehim ve vesvese
vererek, insanın nefsinin şahlanmasına ve azmasına çalışırlar. Bu manevi
baskı, kaynaklarda insanın nefeslerine baskı yapma olarak
yorumlanabilecek bir etki yaratır ve aklın örtülmesine (aklının
örtülmesi), delilik (cinnet, mecnûn), sara (epilepsi) ve
sinir hastalıkları gibi sonuçlara neden olur.
- Sihir ve Musallat (Tasallut): Cinler,
sihir yoluyla insanın cinsel organıyla alakalı beyin merkezine tahakküm
edebilir, sinyalleri önleyerek cinsel yakınlığı engelleyebilir veya
kadının cinsel organını kapatabilirler. Musallat olan cin, bedeni karınca
gibi işgal edebilir.
- Hükmetme Çabası: Cinlerin
en büyük eğlencelerinden biri, insanların zayıf taraflarından faydalanarak
onları kendilerine bağlamak, hizmet ettirmek ve hatta taptırtmaktır.
II. Cinlerin Korkaklığına Rağmen İnsanlarda
Yarattığı Korku Paradoksu
Cinler, bir
yandan büyük zararlar verebilme potansiyeli taşırken, diğer yandan kolayca
korkup kaçabilen, zayıf noktaları olan varlıklar olarak tasvir edilirler. Bu
durum, Cinler âleminin gizemini ve insanlar üzerindeki etkinliğinin kaynağını
ortaya koymaktadır:
A. Cinlerin Korkaklığı
ve Zayıflıkları
Cinler, insanlar tarafından korkulan varlıklar
olmalarına rağmen, Kur'an'daki dualar ve bazı uygulamalar karşısında aciz
kalırlar:
- Korunma
Yöntemleri: Bakara
Suresi'ndeki Ayete'l-Kürsî'yi sabah okuyan kimsenin akşama
kadar cinlerden korunup güven içinde kalacağı belirtilmiştir. Fatiha,
Felak ve Nas Sureleri’nin okunmasıyla cinlerin ateşte yanıyormuş gibi azap
çekmeleri sağlanabilir.
- Mekân
Sınırlamaları:
Cinler, insanoğlunun izin vermediği evlerde bir saniye bile duramazlar;
genellikle harabelerde, boş arazilerde, necaset yerlerinde,
mezbeleliklerde ve kabristanlarda bulunurlar.
- Karakter
Zaafları:
Cinler, insanlar ile kıyaslandığında daha cahil, daha yalancı, daha
zalim ve daha haindirler. Yaratılışlarından gelen bu düşük vasıflar,
onların üstün değil, bilakis insanın daha sadık ve vefakâr
olduğu bir karşılaştırmayı gerektirir.
B. İnsan
Korkusunun Kaynağı: Gizem ve Aldatmaca / İllüzyon
Cinlerin korkaklıklarına rağmen insanlar
üzerindeki hakimiyet kurmaları ve büyük korku yaratmaları, esas olarak onların
görünmezlik (gayb) avantajlarına ve aldatma (hîle) yeteneklerine
dayanır.
- Gizliliğin Gücü: Cin
kelimesinin kökü, örtme, gizleme, görünmeme anlamları taşır. Cinler
insanları izleyip ne yaptıklarını görebilirken, insanlar onların hayatını
takip edemezler. Bu tek taraflı ilişki, insanda doğal olarak korku ve
belirsizlik yaratır.
- Yanlış Bilgi Aktarımı: Cinler
hareketlilikleri nedeniyle geçmişi tamamen bilmekte, ancak gelecekten
verdikleri bilgilerin çoğu zaman yanlış çıkması ihtimali bulunmaktadır.
Kötü niyetli cinler, gelecekte oluşacak olayları Peygamberlerin
bildirdiğinden farklı olarak göstererek hedefi saptırırlar ve insanların
yanlış hedeflere yönelik gereksiz işler içinde yaşamlarını harcamasına
neden olurlar.
- Gururu Okşayarak Hükmetme: Cinler,
insanların egolarını okşayarak ve onları seçilmiş kişiler
olduklarına inandırarak hükmederler. Bu insanlar, cinin kendilerine
verdiği fikirler ve yarattığı hayal dünyası (senaryolar) içinde
yaşar, hatta kendilerini o dünyanın tanrısı (tanrısı olarak) olarak
görebilirler.
III. Cinlerin Kontrol Taktikleri: İnkâr Üzerinden
Hükmetme
Cinlerin insanları yönetmedeki en dikkate değer
taktiği, varlıklarını gizlemeleri ve hatta insanların onları inkâr
etmesini sağlamalarıdır.
- İnkâr Alanı Açma: Cinler
hakkında şüphe duyan ve varlıklarını "mikrop" gibi veya yok
sayan kişilerin, aslında Cinlerin verdikleri fikirlerle hareket ettiği ve
onların yönetimi altına girdiği belirtilmiştir. Çünkü Cinler, inkâr
edildiklerinde veya kabul edilmediklerinde insanlara daha geniş bir
alan açılacağını bilirler.
- Aldatma İmajları: Cinler,
insanları kandırmak amacıyla, kendilerini uzaylı /yabancı varlıklar (uzaylı)
olarak tanıtırlar. Bu şekilde, hem kendi şeytanî (şeytaniyet vasfı)
vasıflarını gizlerler hem de insanlara üstün uygarlıklara sahip oldukları
düşüncesini empoze etmeye çalışırlar.
Sonuç olarak, cinlerin korkaklıklarına rağmen
insanlarda yarattıkları derin ve yaygın korku, onların doğasındaki zarar verme
kudretinin yanı sıra, görünmezliklerini kullanarak insana zihinsel ve ruhani
alanda hükmetme yeteneklerinden kaynaklanmaktadır. Bu durum, insanın kendi nefs
mücadelesini zorlaştıran, sürekli bir dikkat ve uyanıklık gerektiren bir manevi
savaşı gerekli kılar.
Cinlerin / Ruhani Varlıkların Sosyal Yapısı
Cinlerin / Ruhani Varlıkların sosyal yapısı,
hiyerarşisi ve kurdukları uygarlıklar meselesi, havâss /özel ilimler ve
teolojik /ilahiyatî rivayetler çerçevesinde, insanlar âlemine paralel, son
derece örgütlü ve gizemli bir düzeni işaret etmektedir. Cinler, insanlar gibi
müstakil /bağımsız bir toplum yapısına sahiptirler ve kendilerini yöneten bir
liderlik mekanizmasına (padişahlık) sahiptirler.
I. Cinlerin Yönetimsel Hiyerarşisi ve Padişahları
Cinler âlemi, emir ve komuta zincirine sahip bir
yönetim kademesine dayanmaktadır ve bu hiyerarşinin zirvesinde Cin
Padişahları (Melikler) bulunmaktadır.
A. Cinlerin
Sınıflandırılması
Cinler, ahlaki ve manevi durumlarına göre iki ana
gruba ayrılırlar:
- Ulvî / Yüce Varlıklar: Bunlar,
genellikle Müslüman cinler olarak nitelendirilir. Ulvî ruhlarla insanların
direkt ilişki kurması yasaklanmıştır.
- Süflî / Aşağı Varlıklar: Bunlar,
çoğunluğunu teşkil eden inanmayan, şeytanî vasıflı cinlerdir. Bir cin
padişahı da süflî olarak tanıtılmıştır.
Cinler ayrıca sadece hayra hizmet eden (melekler)
ve sadece şerre çalışan (şeytanlar) varlıklar arasında, hayırlıları ve
şerlileri bulunan bir kategori olarak insanlara benzerlik gösterirler.
B.
Padişahların Davet Edilmesi ve İlişki Kurma Usulü
Cin padişahları, belirli ritüel ve yöntemlerle
davet edilebilir ve onlardan hizmet talep edilebilir:
- Davet Yöntemi: Cin padişahlarından birinin
hazır olması istenirse, Hasılban ve Sondoros buhurları (tütsüleri)
yakılır, özel ayet-i kerimeler okunur ve hazır olması istenen cin
padişahının ismi zikredilir. Ardından, matlup /istek, cin padişahının
yemini (kasemi) okunarak bildirilir.
- İletişim Üslubu: Bir
padişah veya kendisinden aşağı bir kimseyi çağıran kişinin, onlarla
şakalaşmaması, aksine onlara yabancı gelen, saygı uyandıran (yabancı
gelen) bir üslupla konuşması tavsiye edilmiştir. İhtiyaç, imtihan
olarak değil, zaruret /zorunluluktan dolayı talep edilmelidir.
- Emir ve Komuta: Cin
padişahları, diğer cinleri ve ruhani varlıkları emri altına alma gücüne
sahiptir. Örneğin, Mühelhel adlı bir cin padişahının emriyle cinlerin kızı
aradığı, Mühelhel'in asker toplayıp Zerrin şehri üzerine varmak ve cenk (savaş)
etmek istediği rivayet edilmiştir.
II. Cin Uygarlıkları ve Sosyal Hayat
Cinler, insanlar gibi düzenli ve örgütlü bir
sosyal yaşam sürerler.
A. Sosyal Yapı
ve Kurallar
Cinlerin, insanlar gibi sülaleler halinde, aile,
mahalle, şehir ve yurt hayatları vardır. Kaynaklar, cinlerin bu hayat
biçimini gözlemleyebilmemiz için, yeryüzünde insanları yok etsek ve cinleri
görebilsek bu durumun müşahede edileceğini belirtir.
- Günlük Yaşam: Cinlerin
çalışmaları, kazançları, uykuları, istirahatleri ve evlat terbiyeleri
mevcuttur. Ayrıca, insanlar gibi yiyip içen, hatta yiyeceklerini kemik ve
tezek kalıntılarından temin eden varlıklardır (önceki yazılarımızda bu
husus ele alınmıştır). Cinler çocuklarına isim takarlar.
- Ahlaki Düzen: Cinler
âleminde zina (zina), kumar (kumar), sarhoşluk (sarhoşluk)
ve sefahat (sefahat) çeşitleri yasaklanmıştır. Cinler arasında da
devamlı bir cihat (mücadele) mevcuttur.
- İlişki Biçimi: Cinler,
insanlarla bir bardaktaki su gibi iç içedirler, ancak karışmazlar.
B. Uygarlık ve
Mekân
Cinler, yaşadıkları yerleri genellikle
insanlardan gizlerler.
- Cinlerin
meskun (yerleşim) mahallelerinin olduğu, bir anlatıda Halife'nin
ziyaret ettiği bir yerin cin mahallesi olduğu ve döndüğünde orayı
kimsesiz, kupkuru bir yer olarak bulduğu aktarılmıştır.
- Cinler genellikle harabelerde, necaset
/pislik yerlerinde, mezbeleliklerde ve kabristanlarda bulunurlar; ancak
insanoğlunun izin vermediği evlerde bir saniye bile duramazlar.
III. Cin Padişahları Arasındaki Rekabet ve
Hükmetme Taktikleri
Cinlerin liderleri, sadece insanlarla değil,
kendi aralarındaki üstünlük ve hâkimiyet mücadeleleriyle de dikkat çekerler.
A. İç
Çatışmalar ve Hile
Cinler arasındaki üstünlük kavgası (kavgası),
modern çağda dahi insanların algılarına yansımaktadır. Cinler, kendilerini
uzaylı /yabancı varlıklar (alien) olarak tanıtarak bu kavgayı dışa
vururlar:
- Uzaylı Aldatmacası: Cinler,
üstün uygarlıklara sahip oldukları düşüncesini uyandırmak amacıyla, uzay
gemileri (uzay gemileri) üzerinde ilginç amblem, sembol, resim ve
yazılar gösterirler.
- Çelişkili İfadeler: Cinler,
bu üstünlük kavgasını uzaylı kimliklerine yansıtırken çelişkili ifadeler
kullanır: Bir cin türü, insan suretinde ve en akıllı üstat olarak
gösterilirken, diğerleri onun hükmettiği, programlanmış varlıklar olarak
sunulur. Bu durum, cinlerin gerçek olmadığının (gerçek olmadığının)
bir kanıtı olarak değerlendirilmektedir.
B. İnsanları
Hüküm Altına Alma
Cin padişahları ve şerli cinler, insanları kendi
hizmetçileri (hâdimleri) haline getirmeyi ve onlara taptırtmayı (kulluk
etmelerini sağlamayı) temel amaç edinmişlerdir.
- Cinler, insanları kandırmak için uzaylı
oldukları yalanını kullanarak kaçırılma vakaları (kaçırılma vakaları),
kayıp zaman durumları (kayıp zaman durumu) gibi olaylar yaratırlar.
- Cinleri emrine almaya çalışan kişi, gerekli
manevi disiplini tamamlamazsa, cin onu kolaylıkla ele geçirir ve kişi
artık cinin emrine bağlı (emrine bağlıdır) hale gelir. Bu, kişinin
cinlere hizmetçi olma durumudur.
Cin Padişahları (Melikler)
Cinler âlemi, insanlar âlemine benzer şekilde
düzenli bir sosyal yapıya, örgütlenmeye ve hiyerarşiye sahiptir; bu düzenin
başında ise Cin Padişahları (Melikler) bulunmaktadır.
Cin padişahları, emir ve komuta zincirine sahip olup, diğer cin ve ruhani
varlıklar üzerinde mutlak bir otoriteye sahip olarak kabul edilirler.
Bu çalışmada, kaynaklarda yer alan Cin
padişahlarının isimleri, kendilerine atfedilen özellikler ve onlardan yardım
talep etme/davet etme yöntemleri ele alınmıştır.
I. Cin Padişahlarının İsimleri ve Yapısal
Özellikleri
Cinler, hayırlıları (ahyarları) ve
şerlileri (eşrarı) olmak üzere sınıflandırılırlar ve bu sınıflandırma
padişahlar için de geçerlidir. Cin padişahlarının isimleri, genellikle mensup
oldukları kültüre göre belirli eklerle sonlanabilir.
A. Kaynaklarda
Geçen Padişah İsimleri ve Örnekleri
- Mühelhel
Cinni: Kaynaklarda ismi zikredilen ve güçlü bir
figür olarak tasvir edilen bir Cin padişahıdır. Bir anlatıda Mühelhel Cinni'nin,
gökyüzünden yeryüzüne teferrüc / seyr ü temaşa ederken, kendi barigâhı /
kapısı yakınına gelen ve kızla (nigâr) konuşan Sam adlı bir
pehlivanı görüp öfkelendiği belirtilmiştir. Mühelhel, emri altındaki
Cinler'i göndermiş ve kızı aratmıştır. Hatta, asker (çeri) toplayıp
Zerrin şehri üzerine varmak ve savaş (cenk) etmek niyetinde
olmuştur.
- Seyyid
Meytatarun: Bu isim, doğrudan Cin padişahı olarak
anılmasa da, cinlerin ve şeytanların şerlerinden korunmak için yazılması
gereken bir hicab / korunma duası ile ilişkilendirilmiştir. Bu
duanın (seyyid meytatarun hicabının) yazımı için özel bir ritüel ve
zamanlama (Cuma günü Cuma ezanı ile namaz başlangıcı arası)
belirlenmiştir.
B. Niteliksel
İsimlendirme Usulleri
Havâss / özel ilimler geleneğinde ruhani
varlıkların (hâdim) isimleri belirli kurallara göre oluşturulur ve bu
durum Cin hükümdarları için de geçerlidir:
- İsim Son ekleri: Cin hükümdarlarının İslâmî
isimleri –nûs ekiyle, Farsça isimleri –dûs ekiyle, İbranice
isimleri –nâs ekiyle ve Hintçe isimleri –tûs ekleriyle sona
erer.
- Yetki Alanı:
Uygulamayı gerçekleştiren kimse, yüce (ulvî) ve aşağı (süflî)
hizmetçileri (hâdim) kontrol edebilir; şerli (süflî)
olanları sadece başkaları üzerinde kullanmaktadır.
II. Cin Padişahlarından Yardım İsteme (Davet ve
Teshir / Boyun Eğdirme) Teknikleri
Cin padişahlarını davet etmek ve onlardan yardım
(hâcet) istemek, sıkı manevi disiplinler (riyazet) ve özel ayin (ritüel)
bilgisi gerektiren hassas uygulamalardır. Bu uygulamaların başarısı, belirlenen
şartlara tavizsiz riayet edilmesine bağlıdır.
A. Davet
Ortamı ve Buhur Kullanımı
- Buhur Gerekliliği: Cin
padişahlarından birini davet edip hazır olmasını istemek için, Hasılban
ve Sondoros buhurlarının /tütsülerinin yakılması şarttır.
- Okuma ve Yemin (Kasem): Buhurlar
yakıldıktan sonra, özel ayet-i kerimeler okunur ve davet edilmesi istenen
Cin padişahının ismi zikredilir. Ardından, cin padişahının yemini (kasem)
okunarak talep (matlup) bildirilir.
B. İletişim
Kuralları ve Etiği
Davet edilen padişah veya ondan aşağı rütbeli
ruhaniyetlerle iletişim kurarken belirli bir üslup gözetilmelidir:
- Saygı ve Ciddiyet: Cin
padişahları ile şakalaşmamalı, bilakis onlara yabancı gelen
bir üslupla konuşulmalıdır. Konuşma, uygulayıcıya (âmile) yakışır
bir şekilde yapılmalıdır.
- Talebin Şekli:
Padişahtan bir ihtiyaç (hâcet) talep edilirken, bu bir imtihan /
deneme olarak değil, zaruretten / zorunluluktan (zaruretten)
dolayı istenmelidir. Padişahlara yumuşaklıkla, onların yardımcılarına (hâdim)
sertlikle, engellere ve düşmanlara ise caydırıcılık (caydırıcılık)
ve sertlikle hitap edilmelidir.
C. Ruhaniyet
Üzerinde Hakimiyet Kurma
Cin padişahlarının isimleri, uygulayıcıya tüm
ruhaniyetler (ruhaniyet) ve cin kabileleri üzerinde hâkimiyet kurma
imkânı verir. Cinlerin isyanı veya korkutması durumunda kullanılabilecek özel
yöntemler şunlardır:
- Korku Giderme ve Ceza: Belirli esma
/ isimler okunduğunda, eğer okuyan kişiyi cinler korkuturlarsa, okuyan
kişinin kalbinden korku giderilir ve korkutan cinniye azap edilir veya
vurulur.
- Cinniyi Helak Etme: Bu
isimler okunarak define olan yere girilirse veya sihir yapılmış yere
girilirse, sihrin veya engellerin batıl (geçersiz) olduğu; cinlerin
korkularından kaçtığı, kaçmayanların ise helak edildiği / öldürüldüğü
belirtilir.
- Hizmetçi / Hadim Alma: Bir Cin
gittikten sonra yerine gelen bir hâdim / hizmetçiye, üzerinde özel
ayet yazılı bir Ceride / belgenin gösterilmesiyle (Ve evfû fi ahdillâhi
izâ âhedtüm... ayeti), ondan istenilen her haceti (istek)
yaptırma taahhüdü alınır.
(Önceki yazılarımızda) bahsedildiği üzere, Cin
taifesi insanlara kolay kolay ram / boyun eğmez (ram olmazlar). Bu
nedenle bütün şartlar tamam olmadan onları hükmü altına almaya çalışmak, kişiye
maddi ve manevi birçok zarar getirir. Bu ilimlerle uğraşanların son derece titiz
davranması ve doğru ve kâmil / olgun (kâmil) bir insan
olması gerektiği önemle vurgulanmıştır.
Müslüman Cinler'in, İblis’i / Şeytan’ı Sevmemesinin
Temel Nedenleri
Müslüman Cinler'in, İblis’i / Şeytan’ı
sevmemesinin temel nedenleri, hem kozmolojik / evrensel düzenin ilk anlarına
dayanan tarihi bir çatışmaya hem de İblis’in yaratılışından gelen şeytaniyet
/ şeytanî vasfına ve Müslüman Cinlerin kulluk (ibadet) gayesine aykırı
olan yıkıcı misyonuna dayanmaktadır.
(Önceki yazılarımızda) cinlerin dumansız ateşten
/ zehirli ateşten yaratıldığı ve İblis’in de Cin taifesinden olduğu
belirtilmişti. Bu tarihi ve teolojik / ilahiyatî arka plan, İblis’in Müslüman
Cinler nezdindeki konumunu belirleyen yegâne / tek amildir.
I. İblis’in Cin Toplumuna Karşı Yürüttüğü Savaş
Cinler arasında İblis’e yönelik husumetin en
köklü nedenlerinden biri, Âdem / İnsan yaratılmadan önce, bizzat İblis’in kendi
ırkına karşı yürüttüğü cezalandırma operasyonudur.
A. İblis’in
Yüksek Konumu
İblis, isyan
etmeden önce Cinlerin babası Cânn’ın soyundan gelmesine rağmen, engin kulluğu (engîn
kulluğu) sayesinde melekler arasına katılmıştı. Cinler arasında adalet
dağıttığı için ona Hakem deniliyor ve hatta cennetlerin muhafızlığını (hazinedarlığını)
yapıyordu.
B. Cinlerin
İblis Tarafından Cezalandırılması
Cinler, insanlar yaratılmadan önce dahi savaşlar
içinde yaşıyor ve küfürde (inançsızlık) direniyorlardı. Cinlerin bu
küfrü, İblis’in canını sıkmış ve nihayet bir gazap /öfke haline gelmiştir.
Peygamberlerin istemediklerini isteyerek, İblis, Allah’tan Cinlerin
cezalandırılmasını talep etti.
- Askerî Harekat: Allah
Teala, İblis’i kırmayarak emrine meleklerden ordular verdi. İblis bu
ordularla savaşan kâfir cinlerin üzerine yürüdü ve pek çoğunu öldürdü.
Kurtulabilenler pişmanlık içinde adalara, çöllere ve tenha yerlere
sığındılar.
Bu olay, Müslüman Cinler için dahi bir dönüm
noktasıdır; zira İblis, kendi ırkının büyük bir kısmını, inançsızlıkları
nedeniyle acımasızca katleden bir figür olarak tarihe geçmiştir. Bu durum,
Müslüman olan Cinler’in (hayır yolunda olan ahyarlar) için İblis’in eski
bir düşman, bir katil figürü olarak görülmesine neden olabilir.
II. İblis’in Âdem’e İsyandan Sonraki Yeni Misyonu
İblis’in esasen Müslüman Cinler'in nefretini
kazanmasının yegâne nedeni, Âdem’e secde etmeyi reddetmesiyle başlayan ve Şeytan
/ düşman sıfatını almasına yol açan eylemler dizisidir.
A. Yüce
Kullağa Karşı Saldırı
İblis, Âdem’e secde emrine karşı gelerek (Adem’e
karşı geliyor) kibirlenmiş ve bunun sonucunda Cin türünden olmasına
rağmen, Şeytan adını almıştır. Müslüman Cinler, insanlar gibi kulluk
için yaratılmışlardır ve insanlarla benzerlikleri vardır. İblis’in, Allah’ın
insana verdiği üstünlüğe (halifelik) karşı gelmesi ve şeytanîyet
vasfını ortaya koyması, kulluk gayesi güden Müslüman Cinler'in temel inancına
ve varoluş amacına aykırıdır.
B. İnsanları
Saptırma Yemini
İblis, lanetlenmesinin ardından, kendi
cinsinden (yani cinlerden) ve insanlardan kendisine tabi olanların
hepsiyle cehennemi dolduracağını taahhüt etmiştir. Cinlerin de insanlar gibi
müminleri ve kâfirleri bulunur. Müslüman Cinler (ahyarlar), Allah’a
teslimiyeti esas aldıkları için, İblis’in bu saptırma misyonuna, yani vesvese
ve vehim ile insanların ve Cinlerin aklını bozma çabasına karşı doğal bir
düşmanlık beslerler.
- Yardımseverlik Çabası: Cinlerin
Müslüman taifesi, aksine, insanlara yardım etmek için çırpınırlar. Bu
işbirliği, onların imanından doğan bir kudrettir ve İblis’in düşmanlık
hedefine tamamen terstir. Onlar, insanın sapık olmasını asla istemezler,
kendi sapık Cinlerine karşı insanları örnek göstererek kazanım elde
ederler.
III. Şeytan ve Cin Arasındaki Temel Fark
Müslüman
Cinler, İblis’i sevmezler, çünkü İblis ve onun dölü olan Şeytanlar (İblis'in
dölü olan Cinler) (önceki yazılarımızda) belirtildiği gibi, şerli
/kötü vasıflı Cinlerin taifesini temsil ederler ve insanın manevi /ruhsal
ilerlemesine engel olmaya çalışırlar.
- Kullanım Amacı: Kâfir
Cinler (zulmedenler), cehennem odunu olacaklardır ve cehennemlik
insanlara azaplarını vereceklerdir. Müslüman Cinler ise, Cennet’e girmeye
namzet varlıklardır. İblis, Müslüman Cinlerin kulluk için gösterdiği
gayretin tam zıddında hareket eder.
- Zarar Verme Biçimi: İblis ve şeytanlar, cansız
cisimlere tesir edemezler, canlıları öldüremez veya iyileştiremezler.
Onların yegâne /tek gücü, insanın kalbine ve aklına vehmi ve vesveseyi
telkin etmektir. Müslüman Cinler ise, insanın kulluğunu destekleyerek bu
şeytanî tesiri azaltmaya yardımcı olurlar.
Bu akademik / doktrinel çerçevede, Müslüman
Cinler'in İblis’e olan nefreti, sadece tarihi bir ihanetten değil, aynı zamanda
hayır (hayır) ve şer (şer) arasındaki ezeli /ebedî ve teolojik (ilahiyatî)
bir mücadeleden kaynaklanmaktadır.
Cinler / Ruhani Varlıklar'ın Ölümü Ve Defin / Gömülme
Süreçleri
Cinler /
Ruhani Varlıklar'ın ölümü ve defin / gömülme süreçleri, havâss /özel
ilimler ve teolojik /ilahiyatî rivayetler çerçevesinde, onların yaratılış
mahiyetleri ve ahiret /öteki dünya inançları bağlamında ele alınan gizemli bir
konudur. Kaynaklarda, cinlerin ölümlerinin mahiyeti belirtilmiş olmakla
birlikte, insanlarınki gibi ayrıntılı bir defin ritüelinden bahsedilmemektedir.
I. Cinlerin Ölümünün Mahiyeti ve Zamanlaması
Cinler, her ne kadar çok uzun ömürlü olsalar da (insan
ömrünün yaklaşık 10 ila 13 katı, yani 700 ila 1000 sene civarında), ölümsüz
/ebedî varlıklar değillerdir. Kayan yıldızlar veya diğer cinler ve insanlar
tarafından öldürülebilirler.
Cinlerin ölümü iki ana şekilde gerçekleşir:
- Mutlak Ölüm: Cinlerin
mutlak manadaki ölümleri, Kıyamet / Yeniden Diriliş ile meydana
gelecektir.
- Basit Ölüm (Perisperiden Soyunma): Cinlerin basit ölümleri,
kendileri için belirlenmiş olan sürenin sonunda perisperilerinden /
hayvani ruhlarından soyunmaları tarzında olmaktadır.
- Kolektif Ölüm ve Akıbet:
Kaynaklar, Cinlerin ümmetler halinde geçip gittiklerini, yani öldüklerini
ifade etmektedir. Müslüman Cinler'in, tıpkı insanlar gibi, amelleri
teraziye vurulmuş olarak mükâfatlarını veya cezalarını buldukları ve
onlarda mahşeri beklemenin olmadığı kaydedilmiştir.
II. Cinlerin Defin / Gömülme İşlemleri Hakkında
Hususlar
Kaynaklarda, Cinlerin kendi ölülerini, insanların
cenaze ritüellerine benzer şekilde nasıl gömdüklerine dair detaylı bir bilgiye
rastlanmamaktadır. Ancak Cinlerin de insanlar gibi, bir yargılama ve hesaba
çekilme sonrası kendi akıbetlerine doğru yönlendirildikleri anlaşılmaktadır.
Cinlerin ölüleri ile ilgili dolaylı bilgiler,
Cinlerin insan ölülerinin akıbetine olan ilgisine paralel olarak sunulmuştur:
- Ruhani Varlıklara Ait Nüshaların Gizlenmesi:
Cinlerden alınan mühür veya özel yazıtlar (hat), fasık /ahlaksız
kişiler, cünüp /boy abdesti alması gereken kimseler ve hayızlı kadınlar
tarafından görülmemesi için gizlenmelidir. Bu durum, Cinler
âleminde bazı varlıkların ve eşyaların manevi temizliğe dayalı
hassasiyetini göstermektedir.
- İblis’in Teyzesi ile Gömülme Ritüeli: Şerli (şer)
amellerde çağrılıp kullanılan İblis’in teyzesi olan bir cinnî ile ilgili
bir uygulamada, onu çağıran kimsenin "Amcan hasta, onu bir kefene
koy ve o hain tarafından öldürülmeyeceğimize dair yazdıktan sonra serin
ve kuru bir yere dağıt" şeklinde yemin etmesi gerektiği
belirtilmiştir. Bu ifade, Cin taifesinin ölülerine yönelik ritüelistik bir
işlemden dolaylı olarak bahsetmektedir.
III. Cinlerin Mezarlıklarının Konumu
Cinlerin yoğunlaştığı ve barındığı mekânlar
arasında kabristanlar / mezarlıklar (makâbiri) sıklıkla
zikredilmektedir, bu da mezarlıkların Cinlerin önemli bir yerleşim ve faaliyet
alanı olduğunu göstermektedir.
- Yerleşim Alanı Olarak Kabristanlar: Cinler,
genellikle ıssız yerlerde, harabelerde, pislik /necaset yerlerinde,
mezbeleliklerde ve kabristanlarda (makâbiri) bulunmayı
tercih ederler.
- Devamlılık ve Sınır Çizme: Bazı durumlarda evlerin mezarlık
üzerinde inşa edilmesi halinde, Cinlerin o evi terk etmediği, zira
mezarlıkların Cinlerle dolu olduğu ve oradan ayrılmadıkları bilgisi
mevcuttur.
- Davet Yeri: Cinlerin
davet edildiği mekanlar arasında, ruhaniyetin çağrıldığı azimete /
duaya dahil edilen yerler arasında mezarlıklar (makâbiri) da
listelenmiştir.
Dolayısıyla, Cinlerin toplu halde yaşadıkları ve
bulundukları yerler arasında, insanlar tarafından defin amaçlı kullanılan bu
alanların, Cin uygarlığı için de merkezi yerleşim bölgeleri veya önemli
toplanma noktaları olduğu anlaşılmaktadır.
Cinlerin Hangi İnsanlara "Âşık" Olması
Cinler / Ruhani Varlıklar'ın insanlar ile kurduğu
duygusal ve fiziksel bağlar, havâss /özel ilimler literatüründe genellikle tasallut
/ musallat olma, cezb / çekim veya evlilik (nikâh) bağlamında ele
alınmıştır. Cinlerin hangi insanlara "âşık" olduğu sorusu, esasen
hangi insan gruplarının cinlerin manevi / ruhani veya cinsel amaçlı etki
alanına girmeye daha yatkın olduğu üzerinden incelenmelidir; zira bu durum,
cinlerin insanlardaki fiziki ve ruhsal zayıflıklardan faydalanma
stratejileriyle yakından ilişkilidir.
I. Cinlerin Cinsel ve Duygusal Tesirine Açık Olan
İnsan Grupları
Kaynaklar, cinlerin özel ilgi gösterdiği ve
musallat olma eğiliminde olduğu kişi tiplerini ve yaşam evrelerini
belirginleştirmektedir. Bu gruplar genellikle manevi veya fiziksel
savunmasızlık durumundadır.
A. Fiziksel
Güzellik ve Yeni Hayat Evresinde Olanlar
Cinlerin cinsel ve duygusal alanda hedef aldığı
kişilerde fiziksel çekicilik ve önemli yaşam değişiklikleri öne çıkar:
- Güzel ve Yakışıklı Kişiler: Cinler, çok güzel kadın ve
erkek suretlerine /görüntülerine girerek insanlarla zorla cinsel ilişkide
bulunabilirler. Kimi güzel, yakışıklı insanlara cinlerin göz değdirdiği
dahi olurmuş. Özellikle güzel, genç kızların, akşam hava kararmaya
başladığında birtakım görüntülerin kendilerini tedirgin ettiğini ileri
sürmeleri, bu güzellik / görkem / gösteriş yüzünden nazar değmesi olarak
yorumlanmıştır.
- Yeni Evliler ve Ebeveynler: Gelinler
ve güveyler, Cinlerin büyük bir tehlike içinde gördüğü insanlardır. Ayrıca
yeni doğmuş çocuklar ve loğusa kadınlar (doğum sonrası dönemdeki
kadınlar) da Cinlerin hücumuna daha fazla uğrarlar. Gelinlerin ve
damatların Cinlerin hücumuna daha fazla maruz kalması, bir cihetten yeni
bir hayata girmeleri, diğer cihetten ise cinsel münasebetin kirliliğin (kirliliğin)
esrarlı sebebi gözüyle bakılmasından ileri gelmiş olabilir.
B. Ruhsal ve
Fiziksel Zafiyet İçindeki Kişiler
Cinler, kişinin sağlıklı zihinsel / bilişsel
kontrolünün azaldığı anlarda daha kolay tesir kurarlar:
- Asabi ve Duygusal Durumlar: Asabi
huylu kadınlar, doğum ertesinde veya ateşli hastalıklar, kazalar sırasında
beynin çeşitli yerlerindeki aşırı faaliyetlerle meşgûl olması sebebiyle (beyindeki
dalgaların değişimiyle) cinlerle bağlantı kurmaya daha açıktır.
- Hastalık ve Rahatsızlıklar: Ani
rahatsızlıklar, sara nöbetleri, felç (inmeli), romatizma ve sinir
hastalıkları, hatta delilik (cinnet) nöbetleri Cinlerin sebep
olduğu durumlar arasında sayılır. Ruhsal sıkıntı içinde olan kimseler de
cin davetleri yoluyla bu sıkıntılardan kurtulabilir.
- Kötü Cinlerin Hedefi Olan Aşıklar:
Sevgililerden birinin sık sık başı ağrıması, içinin bulanması veya
gözlerinin kararması durumunda, işe kötü cinlerin karıştığı ve arayı
bozmak için bu tür tedirginliklerin doğmasına yol açtığı sonucuna
varılırmış. Kötü cinler, sevgilisinin sesini duyan kulaklara ve yüzünü
gören gözlere çok kızarlarmış.
C. Şer /
Kötülük ve Kan ile İlişkisi Olanlar
Bazı meslekler ve kötü niyetli uygulamalar,
Cinlerin ilgisini çekmektedir:
- Kan Dökenler: Esmer
kara tenliler, büyücüler, caniler ve kasaplar, Cinler tarafından
sürekli yoklanırlar. Caniler ve kasaplar, döktükleri kan dolayısıyla
cinleri çekerler, zira kan her şeyden çok cin getirir.
- Gizli İlimlere Uğraşanlar: Cinler,
büyücülere (sihirbazlara) lâzım olan gizli sırları çalmak veya
haber verme maksadıyla celbedilirler. Eğer bir kişi, cinleri emri altına
almaya çalışırken manevi disiplinleri (riyazet) tam olarak yerine
getirmezse, Cin onu rahatlıkla avlar ve hükmü altına alır; böylece kişi
artık cinin emrine bağlı bir köle haline gelir.
II. Cinlerin Aşk ve Evlilik Amaçlı Teshir / Boyun
Eğdirme Çabaları
Cinlerin insanlara olan ilgisi, onları kontrol
altına alma ve kendilerine bağlama çabasının bir uzantısıdır. Cinler, açık bir
şekilde kadınlar veya genç kızları kendilerine bağladıktan sonra onlarla
evlenmekte ve cinsel münasebette bulunmaktadırlar.
A. Zorla
İlişki ve Aldatmaca
Cinler, insanlarla ilişkiye girerken, temessül
/maddi hale bürünme yeteneklerini kullanırlar. Kadın, cini bir cisim şeklinde
görmekte ve aynen bir insan erkekle temasta bulunurmuş gibi hissetmektedir.
- Süflî Cinlerin Amacı: Eğer kendisiyle ilişki
kuran Cin, dinsiz (süflî) cinstense, o kadını yıkanmaktan (gusül)
men edebilir. Bu durum, Cinlerin sadece cinsel değil, aynı zamanda
teolojik / dinsel bir tahakküm kurma amacını da gösterir.
- Aldatma: Cinler,
insanları kandırmak amacıyla, çok güzel kadın ve erkek suretlerine girerek
onlarla zorla cinsel ilişkide bulunup, bu ilişkilerin sonucunda Cinlerden
çocukları olduğu yalanını yayabilirler.
B. Evliliğin
Hukuki / Şer’î Boyutu (Hatırlatma)
(Önceki yazılarımızda) detaylıca ele alındığı
üzere, İslâm uleması arasında cinlerle evliliğin meşruiyeti /caizliği büyük bir
ihtilaf konusudur. Birçok âlim, eşlerin kendi cinslerinden (nefislerinden)
olması gerektiğine dair ayetleri delil göstererek, cinlerle evlenmenin caiz
olmadığını savunmuştur. Bu caiz olmama nedeni, eşlerin bir arada huzur
içinde tatlı tatlı barınıp yaşama (eşlerin bir arada tatlı tatlı barınıp
yaşamaları) meselesinin cinlerle insanlar arasında tasavvur edilememesidir.
Bu bağlamda, Cinlerin bir insana duyduğu
"aşk," genellikle ruhani bir musallatın veya teshir /boyun eğdirme
arzusunun bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.
Cinlerin/Cânn'ların kullandığı lisan/dil hususu,
metafizik/gizli ilimler literatüründe çeşitli boyutlarıyla ele alınmış olup,
hem görünmez varlıkların tabiatıyla hem de onlarla kurulan temasın mahiyetiyle
ilişkilidir. Eldeki kaynaklar, Cinlerin iletişim kurarken kullandıkları
yöntemlere ve lisanlara dair farklı bilgiler sunmaktadır.
Cinlerle İletişimde Kullanılan ve Algılanan
Lisanlar
Cinlerle temas
kuran bireylerin gözlemleri ve bu varlıkların eylemleri üzerinden
değerlendirildiğinde, iletişim dilleri iki ana kategoride incelenebilir: insan
tarafından anlaşılabilen ve anlaşılamayan lisanlar.
1. İnsan
Tarafından Anlaşılamayan Lisanlar
Bazı özel mistik/havasî deneyimlerde, Cinlerin
veya ruhanî varlıkların kullandığı dilin insan idraki dışında olduğu
belirtilmiştir. Bir anlatıda, beyaz bir adada karşılaşılan bir zatın, kişinin
anlamadığı bir lisan/dil ile konuştuğu ve bu durumun harikulade /fevkalade bir
hâl oluşturduğu kaydedilmiştir.
2. Süryanice
ve Diğer Ruhani/Semavî Lisanlar
İslâmî ve ruhani/mânevi bilimler bağlamında, bazı
dillerin özel bir kutsallığa ve öneme sahip olduğu ifade edilmektedir.
- Süryanice ve Cennet Dili: Cennet
ehlinin dilinin Süryanice olduğu belirtilmiştir. Bu bağlamda, Âdem'e
(A.S.) öğretilen beyanın yedi yüz dil ile konuşmak olduğu, bu dillerin en
üstünün Kur’an dili olduğu, ancak Süryanice'nin Cennet'te konuşulan dil
olduğu ve Hintçe'nin Süryanice'den türeyen ve ona en yakın dil olduğu
ifade edilmiştir.
- Gizli Bilgilerin Anahtarı:
Süryanice'yi ve bu dildeki harflerin esrarını/gizli bilgilerini
(sırlarını) bilen kişinin, Kur'an'ın bâtınını/içsel anlamını bilmeye
yardım göreceği, aynı zamanda ruhlar âleminde, yeryüzünde, ahirette,
göklerde ve Arş'ta olanları bilmeye yardım göreceği öne sürülmüştür. Bu
tür bilgilere ulaşmanın ancak keşif /ruhsal idrak/ yoluyla mümkün olduğu
ifade edilmektedir. Ayrıca,
Şeyh Abdülaziz Debbağ Hazretleri'nin, yeryüzünde çok az kişi tarafından
bilindiğini söylediği Süryanice üç kelimeden (Siner, Siz'û, Mâzej)
bahsettiği kaynaklarda yer almaktadır.
3. Cinlerin
İnsan Dilini Kullanması ve Çarpma Durumları
Cinlerin, insanlarla iletişim kurmak veya onlara
musallat olmak amacıyla, kurbanın/muhatabın dilini kullandığı veya ona etki
ettiği de sıkça karşılaşılan bir durumdur:
- Hastanın Dilinden Konuşma: Cin,
hastanın vücuduna girdiğinde/hapsolduğunda, bağırmaya, sızlanmaya başlar
ve hastanın dilinden konuşur. Cinciye başvuran kimsenin
konuşmasının "anlaşılmaz, karışık" olduğu, bunun cinlerle
söyleşildiğine işaret ettiği ve cinin erkek veya dişi oluşuna göre özel
sağaltma/tedavi yöntemleri uygulandığı belirtilmiştir.
- Bilinmeyen Lisanlarla Konuşma: Cinlerin
etkisi altındaki kişilerin, hiç bilmedikleri lisanlarda/dillerde bile
konuştuğu gözlemlenmiştir.
- Konuşmama ve Konuşturma: Bir
cinni'nin hastaya görünüp konuşmaması durumunda, Yâsin-i Şerif veya
azimetin tekrar okunarak konuşturulmaya çalışıldığı belirtilmiştir. Cinni
konuşturulduktan sonra adı, musallat olma sebebi ve çaresi sorulur. Aynı
zamanda Cinni'ye sorular sorulurken (adı, hangi dinden olduğu, niçin
girdiği vb.) hastanın dilinden konuşması beklenir. Cinni'yi konuşturmak
için okunan özel dualar/azimeler de mevcuttur.
4. Fikir
Yoluyla /Telepatik/ İletişim
Modern dönemdeki cin-insan etkileşimleri veya
(önceki yazılarımızda) değinilen Cinlerin uzaylı/yabancı varlık kılığında
insanları aldatma yöntemleri bağlamında, fikir yoluyla /telepati/
iletişimin kullanıldığına dair örnekler bulunmaktadır. Medyum vasıtasıyla gelen
varlıklarla "fikir yoluyla" konuşulduğu ifade edilmiştir. Bu tür
varlıklar, kâh Cin kâh Şeytan olduklarını açıklayıp, sonra iyi varlıklar
oldukları masalıyla insanları kandırmaya çalışırken, sürekli olarak çelişkili
ifadeler kullanırlar. Bu, Cinlerin yapısal bir özelliği olarak (akıl
yönünden sınırlı olmaları sebebiyle) mantıksal bir bütünlük
sergileyememelerinden kaynaklanmaktadır.
Ek İletişim Şekilleri
Cinlerin iletişim yöntemleri sadece lisanla
sınırlı kalmayıp, çeşitli görünümler ve sesler aracılığıyla da
gerçekleşmektedir:
- Sesli İletişim: Cinler,
gözle görülemez olsalar bile, varlıklarını sesleri işitilebilir
kılarak veya garip, uğursuz hâdiselerle belli ederler.
Muhasama/tartışma esnasında Cinlerin konuştuğu duyulmuş, ancak kendileri
görünmemiştir.
- Edebi İletişim:
Cinlerin, bazı durumlarda insan şekline girerek insanlarla konuşup onlara
öğütler verdiği, hikmetli sözler ve şiirler söylediği de
nakledilmiştir.
Sonuç olarak, Cinlerin iletişim kurduğu dilin,
bazı özel mistik bağlamlarda Süryanice gibi kadim/eski ve ruhani bir lisan
olduğu; ancak insanlarla günlük etkileşimde ise genellikle musallat oldukları
kişinin dilini kullandıkları veya o kişinin bilmediği dilleri konuşturdukları,
hatta çağdaş/modern terminolojide "telepati" veya "fikir
yoluyla" iletişim kurdukları anlaşılmaktadır.
Hz. Süleyman'a (Aleyhisellâm) Lütfedilen
Hârikulâde/Olağanüstü Yetenekler
Bu mesele, Hz. Süleyman'a
(A.S.) lütfedilen hârikulâde/olağanüstü yetenekler ve Cin taifesinin fiziksel
âlemdeki tasarruf gücü arasındaki teolojik/ilmî gerilimi incelemeyi
gerektirmektedir. Sizin (önceki yazılarımızda) bahsedilen "cansız eşyaları
hareket ettiremez" şeklindeki genel gözleminiz ile Hz. Süleyman'ın
emrindeki Cinlerin/Şeytanların fiilî icraatları arasındaki bu görünürdeki
çelişki, Cinlerin tâbi kılınma/boyun eğme durumunun münhasıran/özel bir
mucize/mucizevî/olağanüstü hâl olduğu teziyle açıklığa kavuşturulabilir.
I. Hz. Süleyman'a Özgü/Münhasır Kılınan
Teshir/Boyun Eğdirme Durumu
Kutsal metinler ve bu ilimlere dair kaynaklar,
Cinlerin Hz. Süleyman'ın saltanatında, Cenab-ı Hakk’ın buyruğuyla/izniyle ağır
işlerde çalıştırıldığını ve bu durumun Süleyman'a mahsus bir imtiyaz/ayrıcalık
olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
A. Zorla
Çalıştırılan Cinler ve Yapılan İşler
Cinler ve şeytanlar, Allah'ın emriyle Hz.
Süleyman'ın hizmetine verilmiştir. Bu varlıklar, bina kurup dalgıçlık yapan
şeytanları kapsıyordu.
- İnşaat ve Maden İşleri: Süleyman
(A.S.) için mimarlık ve ustalık gerektiren işler yaparlar; denizlerin
dibindeki hazineleri çıkarırlardı. Şeytanlar, demir halkalarla bağlı diğer
Cinlerle birlikte, bina kurma ve dalgıçlık yapma gibi görevler
üstlenmişlerdi.
- Zorunlu İtaat: Cinlerin
bu hizmetleri, kendi istekleriyle değil, Allah'ın buyruğuyla ve zorla
gerçekleşmiştir. Onlar zorla Hz. Süleyman'ın emrine verilmişlerdi. Bu
itaatsizlik edenlerin alevli bir ateşle cezalandırılacağı bildirilmiştir,
bu da Cinlerin emirden çıkma imkânlarının olmadığını gösterir. Bu
bağlamda, Cinlerin hareketli ve madde kaydında olmamaları sebebiyle
Süleyman'ın emri altında denizlerdeki adalarda ikamet edenler de dahil
olmak üzere, kabile üstüne kabile, çok çeşitli askerler ve prenslerin
prensleri vardı.
Dolayısıyla, Cinlerin cansız eşyayı hareket
ettirebilme yeteneği, onların kendi doğal/fıtrî kudretlerinin bir
tezahürü olmaktan ziyade, Allah'ın Hz. Süleyman'a bahşettiği mucizevî/olağanüstü
bir teshir/subjektivite yetkisinin neticesidir. Bu, rüzgârın emre verilmesi
(Sebe' 34/12) gibi, sadece Hz. Süleyman'a ait olan bir lütuftur.
II. Cin Kudretinin Sınırlarının Tespiti:
Belkıs'ın Tahtı Hadisesi
Cinlerin madde üzerindeki kudretinin dahi
nihayetsiz/sınırsız olmadığı, Sebe Melikesi Belkıs'ın tahtının getirilmesi
hadisesiyle açıkça ortaya konulmuştur. Bu olay, Cin kudreti ile ruhanî/kitabî
ilim kudretini kıyaslama imkânı sunar:
- İfrit'in Hızı (Yüksek Fiziksel Kudret):
Cinlerden bir İfrît, tahtı Hz. Süleyman makamından kalkmadan önce
getirebileceğini iddia etmiştir. Bu, Cinlerin yüksek bir hıza/sürate sahip
olduğunu göstermektedir.
- İlim Sahibi Zatın Hızı (Ruhanî Kudretin
Üstünlüğü): Ancak, "yanında Kitab'dan bir ilim
bulunan kimse" (Âsaf İbn-i Berhiyâ olduğu rivayet edilen zat), tahtı
Süleyman (A.S.) gözünü açıp kapamadan (tarfetü'l-ayn/anlık) getireceğini
ileri sürmüş ve bunu başarmıştır.
Bu kıyaslama, İfrit'in yüksek fiziksel
hızına/süratine rağmen, Kitap'tan bir ilme sahip olan zatın manevî/ruhanî
gücünün Cin ifritinden daha süratli/hızlı hareket edebildiğini, dolayısıyla
Cinlerin sürat/fiziksel güç açısından dahi üstün bir mertebede bulunmadığını
kanıtlar. Cin ifriti, bu durum karşısında sürat/hız açısından 'demode olmuş bir
konuma' düşmüştür.
Bu hadise, Cinlerin maddeye hükmetme gücünün,
ilahî/ruhanî ve kitaba dayalı bilgi karşısında sınırlı ve ikincil kaldığını
göstermektedir. Cinler cansız eşyayı hareket ettirebilirler, ancak bu hareket
ya özel bir mucizevî teshir (Hz. Süleyman örneği) ile ya da sınırlı bir
hız/kudret ile gerçekleşir; mutlak kudret veya hız, onlara ait değildir.
III. Cinlerin Genel Mahiyetinde Cansız Eşya
Üzerinde Tasarruf Sınırlaması
Hz. Süleyman dışındaki vakalarda, Cinlerin maddi
âlemle olan ilişkisi genellikle dolaylı veya sınırlı kalmaktadır.
- Şekil Değiştirme ve Görünme: Cinler
pek sık olarak yılan, kedi, köpek, deve gibi hayvan şekillerine
girebilirler. Ancak bu, onların şekil değiştirme kabiliyetidir.
- Gaybı Bilmeme ve Fiziksel Sınırlamalar: Cinlerin
gaybı/görünmeyeni bilmedikleri, Hz. Süleyman'ın ölümünün uzun bir süre
kendilerinden gizlenmesiyle kanıtlanmıştır. Bu, onların bilgisel ve
dolayısıyla fiziksel müdahale yeteneklerinin de sınırlı olduğunu ima eder.
- İnsanların Hukuk Sistemi ve İmtihanı: Bazı
otoriteler, Cinlerin canları istediği zaman şekil değiştirmelerinin veya
eşyanın yerini değiştirmelerinin "Sünnetullâh"/İlahî Kanun'a
aykırı olduğunu, zira böyle bir şeye müsaade edilseydi, insanoğlunun tâbi
olduğu hukuk sisteminin/düzeninin altüst olacağını ve dînî/hukukî
karmaşaya yol açacağını savunur.
Netice olarak,
Hz. Süleyman'ın emrindeki Cinlerin cansız eşyayı hareket ettirmesi, Allah'ın
zorla emrine verdiği ifritler ve şeytanlar vasıtasıyla gerçekleşen tekil ve
istisnai/olağanüstü bir mucize kapsamında değerlendirilmelidir. Bu durum,
genel olarak Cinlerin fiziksel madde üzerinde mutlak bir tasarruf yetkisine
sahip olduğu anlamına gelmez ve bu icraatları dahi, Kitap'tan ilim sahibi bir
zâtın kudretiyle karşılaştırıldığında ikinci planda kalmıştır.
Cin
Kralı Fîgituş/Figitush
Gizli ilimler /havâss/ literatüründe ve Hz.
Süleyman (A.S.) dönemi ruhânî/mânevî tarihi bağlamında oldukça önemli bir figür
olarak zikredilmektedir. Kendisi, Cin taifesinin ileri gelenlerinden ve
liderlerinden biri olup, aynı zamanda kavminin hekimi / doktoru idi.
Fîgituş’un Kimliği ve Hz. Süleyman ile İlişkisi
Fîgituş, kaynaklarda "Cin Kralı" ve
"Şeytan" olarak tanımlanmakta, ancak Hz. Süleyman’a itaat eden ilk
Cin ve Şeytanlardan biri olduğu belirtilmektedir. Hz. Süleyman, Cinlere ve
Şeytanlara kendi işlerini sorduğunda ve onlardan hiçbir şeyi gizleyemedikleri
görüldüğünde, Fîgituş gelip Süleyman’a itaat etmiştir.
Fîgituş’un bu özel konumu, onun sadece bir lider
olmasından değil, aynı zamanda Cin topluluklarının sırlarını açığa vuran kişi
olmasından kaynaklanmaktadır. O, Cin kavimlerinin işlerden sakladıkları şeyleri
ve fitnelerden /kaos ve kargaşa sebeplerinden/ nelerin kaynaklandığını Hz.
Süleyman’a açıklamıştır.
Cinlerin Yolsuzlukları / Malfîsans ve Tedavi
Yöntemleri
Fîgituş, Hz. Süleyman’a, çeşitli Cin ve
Şeytanların insanlara nasıl musallat olduğunu, nerede ikamet ettiklerini ve bu
durumların nasıl tedavi edileceğine dair detaylı bilgiler sunmuştur. Bu
bilgiler, Cinlerin insanlara yönelik olumsuz eylemlerinin /yolsuzluklarının/
inceliklerini göstermektedir:
1. Harabe ve
Kayalıklarda İkamet Eden Cin/Şeytan
- Suret ve İkametgâh: Bu
varlık, bir kuş şeklinde, iki katır bacağı ve ayaklarına kadar
salıverilmiş saçları olan bir görünümle tasvir edilmiştir. İkametgâhı ise
harabe ve kayalık yerlerdir.
- Yolsuzluğu / Etkisi: Bir
kişiyi ele geçirdiğinde onu bitkin düşürür /mat olur/, yanıltır ve
tehlikeye atacak başka yollara saptırır.
- Tedavisi: Bu
durumun ilacı /çaresi/, erkek keçinin toynakları ve dışkısı (erkek
keçinin toynakları ve onun dışkısıyla) ile tütsü yapmaktır.
2. Denizlerin
Derinliklerinde İkamet Eden Cin/Şeytan
- İkametgâh:
Denizlerin derinliklerinde ikamet eder.
- Yolsuzluğu / Etkisi: Bir
kişiyi ele geçirdiğinde zihnini alt eder, kalp çarpıntısı verir. Kişiyi
titremeler, ateşler, hastalık ve ağrılarla karşılar ve fısıltı gibi
taramalar (fısıltı gibi taramalarla) ile onu etkiler.
- Tedavisi: Tedavi,
ejderha kanı, buhur ve uzun ravent (uzun ravent) kullanılarak
yapılmalıdır. Bunlar ezilip dövülmeli ve geri kalanı damıtılmalıdır.
3. Su Üzerinde
İkamet Eden Cin/Şeytan
- İkametgâh: Su
üzerinde ikamet eder.
- Yolsuzluğu / Etkisi: Bu
varlık, kişiyi kendisinin göremeyeceği bir yerden alır ve uykusunda yanına
iner, sonra onu bırakır. Kişi uyandığında kendisinden hiçbir güç gelmeden
yaşamaya devam eder. Boynunu geriye doğru büker ve tekrar rüyalarına alır.
- Tedavisi: İlacı,
yılan otu ve bir kapari dalıdır. Tedavi süresince ruhu olan her şeyi
yemekten kaçınılmalıdır. İyileşene kadar ölüye storaks merhemi
sürülmelidir.
Bu detaylar, Fîgituş'un Cinlerin yapısı,
hiyerarşisi ve operasyonel /işlevsel/ yöntemleri hakkında ne denli derin bir
bilgiye sahip olduğunu ve bu bilgileri Hz. Süleyman’a sunarak Cin taifesi
içindeki kilit rolünü ortaya koymaktadır. Onun bu ifşaatları, Cinler âleminin
/ruhani âlemin/ karmaşık yapısını ve insanlarla olan etkileşimlerini anlamak
açısından kaynaklarda yer alan önemli bir malûmattır.
Sebabseb Melikleri
"Sebabseb Melikleri" / Sebep-Sebeb
Melikleri terimine ilişkin doğrudan bir isimlendirme mevcut kaynaklarda sarih
/açık/ bir şekilde geçmemekle birlikte, Cin / Cânn âleminin hiyerarşik/katmanlı
yapısı ve bu varlıkların yönetici/kraliyet kademelerine dair geniş
malûmat/bilgi mevcuttur. Bahsi geçen unvan, muhtemelen Cinlerin veya onlarla
birlikte çalışan ruhânîlerin/mâneviyatın sebeplere/nedenlere bağlı olan
tasarruf/etki gücüne veya "Yedi Kral" anlamına gelen Mülûku Seb'a'ya
bir işaret olabilir.
Aşağıda, kaynaklarda teyit edilen Cinler
âlemindeki yönetici kademelere, krallara ve önemli lider figürlere dair
bilgiler doktora/inceleme tarzında sunulmaktadır.
I. Cinler Âleminin Hiyerarşik Yapısı
Cinler âlemi, insan toplumlarına benzer şekilde
bir idarî/yönetsel ve askeri/harpçi düzene sahiptir ve bu düzen içinde Cin
ulusları, padişahlar ve görevliler bulunur.
- Yönetici Kademe: Cinlerin
padişahları / kralları, vezirleri / bakanları, kadıları / yargıçları,
beylerbeyleri, vaizleri, hatipleri, hesap yapıcıları, müderrisleri /
öğretim üyeleri, öğretmenleri ve casusları olduğu belirtilmektedir.
- Yüksek İhtiyaçlar İçin Çağrı: Cincilik
/ ruhaniyet ilmi ile uğraşanlar, Cinleri davet edip yanlarında hazır
ettikten sonra, müvekkil / görevli meleği davet ederler. Bu müvekkel
melekten, vezirden, kadıdan, vaizden veya müderristen bir Cin ulusunu
talep etmek mümkündür.
- Huddamlar / Hizmetkârlar: Cinlerin
davetlerinde huddam / hizmetkârlar çağrılır. Mesela "Halhalatül Heva
Kaseminin" huddamları Cumartesi gecesi yedi kişi olarak,
Acemilere/İranlılara benzer şekilde gelir.
II. Ruhânî Tasarruf ve Cin Kraliyet Figürleri
Ruhânî ilimler /havâss/ bağlamında, belirli
davet/çağrı ve tılsım/vefk uygulamalarıyla temasa geçilen veya kudretlerinden
bahsedilen Cin kralları ve ifritler/azgınlar mevcuttur.
1. Yedi Kral
(Mülûku Seb'a) ve Hadimleri / Hizmetkârları
Yedi krallar, genellikle yedi gezegene ve
haftanın günlerine atfedilen ruhânî liderlerdir. Onlar, önemli görevlerde ve
davetlerde aktif rol üstlenirler:
- Define İşlemleri: Define /
gizli hazine yeri öğrenmek istenirse, Mülûku Seb'a / Yedi Krallar
vekil/temsilci edilir.
- Davet Şekli: Cin
daveti/çağrısı yapılırken, bakacak olan kişinin avucuna Celcelütiyye vefki
yazılır ve hadimler /hizmetkârlar/ tek tek aynaya gelir. Mulûku Seb'a
gelinceye kadar okumaya devam edilir.
- Görev Taksimi: Davet
esnasında şer / kötü bir iş (zalimi cezalandırmak gibi) yapılmak
isteniyorsa Abdunnar isimli hadim/hizmetkâr vekil edilir; hayır işi
yapılmak isteniyorsa Nebdûn isimli hadim vekil edilir.
- Önemli Müvekkil Melekler ve Cinler: Yüksek
seviyeli bazı azimetler/dualar, Cinler üzerinde hükmü olan melekleri ve
Cinlerin liderlerini zikreder. Örneğin;
- Derdeyail (Kral
Derdeyail): Tayyıl ard / havada uçmak, suda yürümek, yiyeceklerin ve
dinarların celbi / çekilmesi konularında hizmet etmesi istenebilir. Davet
edene bir taş verir ve o taş ateşe yaklaştırıldığında hazır olur.
- Melik Bercil (Seyyid Bercil):
Veşşemsi Veduhaha davetinin müvekkili / görevlisidir. Rakamsal ilmi,
kapalı/gizli olan şeyleri açma, acayip/şaşırtıcı ve garip/olağanüstü
şeyleri ortaya çıkarma ve Hz. Süleyman (A.S.) makamındaki latif/ince
ilimleri bilir.
- Kâhyel (Kahyel): Altın
bir yüzük takan bir zatın hizmetçisinin adı idi. Her farz namazdan sonra
günde iki kez zikredilirdi ve Kahyel meleği yanına gelirdi.
2. Azgın
Cinler (İfritler) ve Liderleri
Cin taifesinin azgın ve şerli/kötü işlere meyilli
olanları da liderler ve özel isimlerle anılır:
- Büyük İfrit: Güçlü
bir tılsım/davet esnasında kendisine "eyyühel ifrîtül kebîr" /ey
büyük ifrit/ diye hitap edilir. Bu tür ifritler, Cinleri yakmada büyük bir
sırra sahip olan ayın son dört gününde, Ay İkizler burcunda iken
çağrılabilir.
- Demir Sesi Çıkaranlar: Bunlar
Cinlerin ifritlerinden olup, en azgınlarındandır. Bu sesin duyulduğu
mekandan hemen uzaklaşmak gerekir.
- İblis ve Oğlu Saruğ: Cinlerin
şeytanları, İblis çocuklarıdır. "El-Merede" şeytanların en
azgınları ve İblis'in yardımcılarıdır. Şeytan diye bilinen işlerin tamamı
gerçekte Cinlere aittir, zira şeytaniyet, Cinlerin bir vasfıdır ve
Cinlerin dışında ayrıca şeytan diye bir varlık yoktur. İblis'in oğlu Saruğ
(Saruğu) çağrılarak şer/kötü amellerde kullanılabilir.
- Cin Meliklerinin Kızları: Yer
haşereleri gibi görünen maniler/engeller çıkaran cinniler, Cin Krallarının
kızlarındandır.
3. Kral Cevâş
Kral Cevâş, özel olarak kulak
davetinde/çağrısında kullanılan bir figürdür. Bu davet esnasında yedi gün
riyazatlı / perhizli olarak, her gün sabah ve akşam bin (1000) defa özel
isimler zikredilir. Amaç, insanların düşüncelerini öğrenmek, yani
"damâirin nâsi fî üzünî" /insanların düşüncelerini kulağına
göstermesi/ ve bütün insanların haberlerini getirmesidir.
Melik Bercil
Seyyid Bercil/Melik Bercil, bilhassa havas/gizli
ilimler literatüründe, belirli Kur'anî/İlahî davetlerin müvekkili/görevli
ruhani varlığı olarak temayüz/öne çıkmış bir figürdür. Kaynaklarda, onun bilgi
alanlarına (ilimlerine) dair kesin ve kapsamlı ayrıntılar sunulmaktadır.
Melik Bercil, Veşşemsi Veduhaha
(Şems/Güneş sûresi) davetinin müvekkili /görevli ruhani varlığı/ olarak
zikredilmekte olup, kendisiyle arkadaşlık ve hürmet eden kişilerin
nurani/aydınlık ve latif/ince ilimlere nail olabileceği belirtilmiştir.
Aşağıda, Seyyid Bercil’in vâkıf/hâkim olduğu
ilimler/bilgiler listelenmektedir:
Melik Bercil'in Vâkıf Olduğu İlim Alanları
Seyyid Bercil, kürsinin/tahtın yanındaki yüksek
seviyeli bilgileri bilmektedir. Bu ilimler üç temel başlık altında
toplanabilir:
- Rakam İlmi / Sayı Bilimi (Kürsi Yanındaki
İlim): Seyyid Bercil’in bildiği temel ilimlerden
biri, kürsinin yanındaki rakam/sayı ilmidir. Bu ilim, genellikle
manevi/ruhani bilimlerdeki ebced/huruf/harf hesaplamaları ve vefk/tılsım
düzenlemeleri gibi matematiksel/sayısal sırları kapsar.
- Gizli ve Kapalı Olan Şeyleri Açma Bilgisi:
Kendisine her şeyin itaat ettiği bir yetkiye sahip olan Seyyid
Bercil, kapalı/gizli olan şeyleri açma kudretini bilmektedir. Bu,
görünmez/gayb âlemindeki sırların veya fiziki/maddi âlemdeki kilitli,
ulaşılamaz bilgilerin açığa çıkarılması anlamına gelir.
- Acaib/Şaşırtıcı ve Garâib/Olağanüstü
Olayları Ortaya Çıkarma: Melik Bercil, acaib/şaşırtıcı ve
garip/olağanüstü olayları ortaya çıkarma bilgisine sahiptir. Bu,
doğa/tabiatüstü olayların nasıl vuku bulduğunu ve bunların mahiyetini
anlamayı içerir.
- Hz. Süleyman (A.S.) Makamındaki Latif/İnce
İlimler: O, aynı zamanda Davud oğlu Hz. Süleyman'ın
(A.S.) makamındaki latif/ince ilimleri de bilmektedir. Bu,
peygamberlere mahsus kılınan ve Cinler âlemi üzerinde tasarruf/hükmetme
yetkisiyle ilişkilendirilen özel ve hassas/latif bilgileri ifade eder.
Melik Bercil İle İlişkinin Faydası
Melik Bercil ile arkadaşlık ve hürmet eden bir
kişinin, bu nurani/aydınlık ve latif/ince ilimleri, kürsi /taht/ ile beraber bisattakini/seccadedekini/hükmetme
alanındakini/ elde edebileceği belirtilmiştir. Bu durum, kendisinin yalnızca
bir bilgi kaynağı değil, aynı zamanda bu bilgilerin ruhani/manevi otorite ve
tasarruf /yönetim/ alanlarına aktarılmasını sağlayan bir aracı olduğunu
göstermektedir.
Seyyid Bercil/Melik Bercil, bilhassa havas/gizli
ilimler literatüründe, belirli Kur'anî/İlahî davetlerin müvekkili/görevli
ruhani varlığı olarak temayüz/öne çıkmış bir figürdür. Kaynaklarda, onun bilgi
alanlarına (ilimlerine) dair kesin ve kapsamlı ayrıntılar sunulmaktadır.
Melik Bercil, Veşşemsi Veduhaha
(Şems/Güneş sûresi) davetinin müvekkili /görevli ruhani varlığı/ olarak
zikredilmekte olup, kendisiyle arkadaşlık ve hürmet eden kişilerin
nurani/aydınlık ve latif/ince ilimlere nail olabileceği belirtilmiştir.
Aşağıda, Seyyid Bercil’in vâkıf/hâkim olduğu
ilimler/bilgiler listelenmektedir:
Melik Bercil'in Vâkıf Olduğu İlim Alanları
Seyyid Bercil, kürsinin/tahtın yanındaki yüksek
seviyeli bilgileri bilmektedir. Bu ilimler üç temel başlık altında
toplanabilir:
- Rakam İlmi / Sayı Bilimi (Kürsi Yanındaki
İlim): Seyyid Bercil’in bildiği temel ilimlerden
biri, kürsinin yanındaki rakam/sayı ilmidir. Bu ilim, genellikle
manevi/ruhani bilimlerdeki ebced/huruf/harf hesaplamaları ve vefk/tılsım
düzenlemeleri gibi matematiksel/sayısal sırları kapsar.
- Gizli ve Kapalı Olan Şeyleri Açma Bilgisi:
Kendisine her şeyin itaat ettiği bir yetkiye sahip olan Seyyid
Bercil, kapalı/gizli olan şeyleri açma kudretini bilmektedir. Bu,
görünmez/gayb âlemindeki sırların veya fiziki/maddi âlemdeki kilitli,
ulaşılamaz bilgilerin açığa çıkarılması anlamına gelir.
- Acaib/Şaşırtıcı ve Garâib/Olağanüstü
Olayları Ortaya Çıkarma: Melik Bercil, acaib/şaşırtıcı ve
garip/olağanüstü olayları ortaya çıkarma bilgisine sahiptir. Bu,
doğa/tabiatüstü olayların nasıl vuku bulduğunu ve bunların mahiyetini
anlamayı içerir.
- Hz. Süleyman (A.S.) Makamındaki Latif/İnce
İlimler: O, aynı zamanda Davud oğlu Hz. Süleyman'ın
(A.S.) makamındaki latif/ince ilimleri de bilmektedir. Bu,
peygamberlere mahsus kılınan ve Cinler âlemi üzerinde tasarruf/hükmetme
yetkisiyle ilişkilendirilen özel ve hassas/latif bilgileri ifade eder.
Melik Bercil İle İlişkinin Faydası
Melik Bercil ile arkadaşlık ve hürmet eden bir
kişinin, bu nurani/aydınlık ve latif/ince ilimleri, kürsi /taht/ ile beraber bisattakini/seccadedekini/hükmetme
alanındakini/ elde edebileceği belirtilmiştir. Bu durum, kendisinin yalnızca
bir bilgi kaynağı değil, aynı zamanda bu bilgilerin ruhani/manevi otorite ve
tasarruf /yönetim/ alanlarına aktarılmasını sağlayan bir aracı olduğunu göstermektedir.
Metafizik/Fizikötesi /Metaphysical/ Uygulamaların
İcraatında Lüzum Görülen Kudretin Menşei
Sorunuz, metafizik/fizikötesi /metaphysical/
uygulamaların icraatında lüzum görülen kudretin menşeini /kaynağını/
sorgulamaktadır. Havâs/gizli ilimler geleneğinde, bir eylemin neticesinin
Cinler/Cânn'lar gibi haricî/dışsal varlıklara ve onların kudretine mi, yoksa
doğrudan insanın kendi dâhilî /içsel/ iradesi, bilinci ve manevî gelişimi gibi
kaynaklara mı dayandırılması gerektiği hususu, etik/ahlakî ve operasyonel
/işlevsel/ açıdan kritik bir öneme sahiptir. Kaynaklarımızın tetkiki
/incelenmesi/, insanın kendi içsel/dâhilî gücünü kullanmasının, Cinlere
dayanmaktan ziyade, hem daha sahih/doğru hem de daha selametli/güvenilir
bir yol olduğunu ortaya koymaktadır.
I. Cinlerin Kullanımındaki Riskler ve Etik
/Ahlaki/ Çelişkiler (Haricî Kudret)
Cinlerin, büyünün/sihrin veya ruhani /spiritual/
taleplerin yerine getirilmesi amacıyla istihdam /hizmette kullanılma/ edilmesi
yaygın olmakla birlikte, bu yöntemin beraberinde büyük manevî/ruhani ve pratik
riskler getirdiği açıkça ifade edilmektedir.
A. Cinlerin
Güvensizliği ve Aldatmacası
Cinlerle iletişim kurduğunu iddia eden kimselerin
büyük çoğunluğunun bu faaliyetlerini Cinler aracılığıyla yaptığı iddia
edilmektedir. Ancak bu varlıkların güvenilirliği son derece düşüktür:
- Hile ve Yalancılık: Cinler,
kâhinlere /falcılara/ gizlice bilgi ulaştırır, ancak buna yüzlerce yalan
eklerler. Onların konuşmaları arasında doğru ile yanlışı ayırt etmek
oldukça güçtür. Cin taifesinin genel olarak insanlardan daha câhil
/bilgisiz/, yalancı, zâlim ve hain oldukları belirtilmiştir.
- Manevî/Ruhani ve Maddî Zarar: Cinleri
teshir etmeye /boyun eğdirmeye/ çalışmak, şartlar tamamlanmadan yapılırsa,
uygulayıcılara maddî ve manevî birçok zarar getirir. Cinlerin insanlara
karşı gösterdikleri düşmanlık, onların vücuda girerek hastalık ve zayıflık
gibi bedensel sorunlara sebep olması, hatta hamile kadınlara vurduklarında
çocuğun düşmesine neden olması onların yarattığı somut tehlikelerdendir.
- İnanç İstismarı: Cinlerle
iletişim kurma iddiası, gaybı/görünmeyeni bilme, üstün güce sahip
olma ve Cinleri istihdam etme gibi İslam’ın tevhid /tek tanrıcılık/
tasavvuru ile taban tabana zıt olan hususların istismar edilmesine yol
açmaktadır. Bazı sihirbazların, yıldızdan iniyormuş gibi görünen ve
emrinde olduğunu söyleyen şeytanlar tarafından küfür bataklığına
sürüklendiği de ifade edilmektedir.
B. Niyetin
Bozulması ve Haksız Kullanım
Gizli ilimleri kullanarak gayrimeşru /yasal
olmayan/ işler yapmak, yalan söylemek, kötülük ve intikam peşinde koşmak
tavsiye edilmemektedir. Zira aksi halde, haksız işlerde istenilen kötülüğün
kişinin kendi başına döneceği uyarısı mevcuttur. Metinler, bu tür kahriye
/cezalandırma/ ve celbiye /çekme/ uygulamalarını kötüye kullananların bir gün duçar
/uğrayacakları/ olacakları reaksiyondan /tepkiden/ dolayı kendilerini levm
etmeleri /kınamaları/ gerektiğini vurgulamaktadır.
II. İnsanın Kendi İradesi ve Dâhilî Kudretinin
Rolü (Dâhilî Kudret)
Sihir ve diğer ruhani uygulamalarda kalıcı ve
esas olan güç, dışsal bir varlığın kudretinden ziyade, insanın kendi irade/will/,
azim/determination/ ve niyet/intention/ gücüdür. Bu,
uygulamaların etkinliğini ve ahlaki doğruluğunu belirleyen asıl faktördür.
A. İrade ve
Eğitimin Merkeziyeti
İnsan, yakıcı ateşten, boğan sudan ve yürüyen
hayvandan farklı olarak, fonksiyonlarını ve özelliklerini seçebilme gücüne
sahiptir ve önüne çıkan yollardan birini kendi kararıyla seçmektedir. İnsan bu
güçle kendini eğiterek ve ahlak ile güzelleştirerek yaratılışındaki
eksiklikleri tamamlar.
- Amelin Asıl Kaynağı: Bazı
uygulamalarda tılsımların/vefklerin etkisi ender olarak isabet ettiğinde
bile, vuku bulan tesirin/etkinin tılsımdan değil, yaptığınız işe sarf
ettiğiniz hizmet ve iradenizin bir sonucu olduğuna inanmak gerektiği
belirtilmiştir.
- Ahlaki Gelişim: Ruhsal
güçleri geliştirmekle ruhsal olgunluğa /ahlaki ve manevi yönden
gelişmişliğe/ ulaşılmasının aynı şey olmadığına dair hatalı bir görüş
olduğu, bu iki olgunun birbirinden çok farklı olduğu ifade edilmektedir.
Psişik/ruhsal gelişimde atılan her adım için, ahlaki gelişimde iki adım
atılması gerektiği temel prensip olarak önerilmiştir. Bu, gücün
kendisinden ziyade, onu kullanan kişinin karakterinin önemini
göstermektedir.
- Niyetin Önemi: Cenab-ı
Hakk'ın /Allah'ın/ şekillere ve suretlere bakmadığı, ancak niyetlere ve
ihlâsa /samimiyete/ kıymet verdiği ifade edilmiştir. Amellerin
niyetlere göre olduğu vurgulanmıştır.
B.
Geliştirilebilir Dâhilî Yetenekler
İnsanlar, belirli çalışmalarla kendi içsel
güçlerini /dâhilî kudretlerini/ ortaya çıkarıp ruhsal yönden daha etkin hale
gelebilirler.
- Durugörü/Clairvoyance/: Durugörü
/clairvoyance/ medyomları, bu teknikle hem gelecekten hem de geçmiş
yaşamlara dair çok önemli bilgilere ulaşabilmektedir. Bu, Cinler gibi
haricî aracılara ihtiyaç duyulmadan, bilginin bizzat insan tarafından elde
edilebildiğini göstermektedir.
- Ruhun Faaliyeti: Görülen
bazı varlıkların kişinin ruhunun fiili /eylemi/ olduğu, yani zâtın ruhunun
bir fiili olduğu ileri sürülmüştür. Ruhun, zâtın bir şeyi iki gözü arasına
getirip gönülden onu kendine çektiği bir halde, o sureti icad /yaratma/
etmede zâta yardımcı olduğu belirtilmiştir.
III. Sonuç: Ahlaki Yüksekliğin/Üstünlüğün Tercihi
Meseleyi, "doğruluk" /sahihlik/
çerçevesinde değerlendirdiğimizde, Cinlerin aldatmaya/aldatmaca /deception/ ve
kötü amellere yönlendirmeye elverişli yapısı dikkate alındığında, onlara
güvenmek yüksek risk taşımaktadır.
Buna karşılık, insanın kendi dâhilî /içsel/
gücünü ve iradesini/will/ kullanması, ahlakî /etik/ gereklilikler (dürüstlük,
ihlâs/samimiyet, riyazet/perhiz) ve eğitim ile desteklendiğinde, daha güvenilir
ve meşru bir yoldur.
Neticede, metafizik eylemlerde başarı, Cinlerin
hileli bilgilerine bel bağlamaktan ziyade, kişinin kendi iradesiyle /will/
sarf ettiği hizmetin ve kâmil /olgun/ bir insan olmanın neticesinde elde
edilir. Gizli ilimlerle uğraşanların, bu ilimleri gayrimeşru /yasal olmayan/
işler için alet etmemesi ve doğru/dürüst bir insan olması gerektiği şartı,
haricî bir güce dayanmak yerine dâhilî /içsel/ mükemmeliyete /olgunluğa/
ulaşmanın önemini vurgulamaktadır.
Gizli İlimler / Okültizm Ve Sihir / Büyü Konuları Bağlamında
Yahudilerin Bu Alandaki Faaliyetleri
Gizli ilimler / okültizm ve
sihir / büyü konuları bağlamında Yahudilerin bu alandaki faaliyetlerine veya
algılanan yetkinliklerine dair kaynaklarda çeşitli temalar tespit edilmektedir.
Bu durum, tarihsel olarak Yahudi mistisizmi, dilsel unsurlar ve dini inançlarla
ilişkilendirilen spesifik uygulamalar üzerinden ele alınabilir.
I. Dilsel ve Manevi /
Ruhsal İsimlerin Kullanımı
Sihir / büyü pratiklerinde,
belirli bir varlığın gerçek adının bilinmesinin o varlık üzerinde kontrol
sağladığı temel bir inançtır. Bu bağlamda, şeytanın tüm isimlerinin eski İbranice (eski/kadim
İbranice) olduğu ifade edilmektedir; bu isimlerin yalnızca sessiz
harflerden oluşması sebebiyle, seslilerin tahmin edilmesi gerekmektedir. Sihirbazlar, şeytanın beş heceli
adını bulabilmek için yere çizdikleri beş köşeli yıldızın ortasında her
olasılığı denemektedirler.
Ayrıca, İbrani sayı harflerinin (İbrani sayı harfleri)
kullanımının Hristiyanlık çağının başlangıcına kadar dahi din dışı / seküler
kullanımlardan kaçınılmış olması ve hesaplamalar için yabancı sistemlere
başvurulması ilginç bir durumdur. Bu durum, İbrani harflerine erken dönemde
yüklenmiş olan kutsallık / kutsiyet (kutsallık özelliği) nedeniyle, bu dizgenin
sadece dinsel alanda ilgili hesaplamalara ayrılma isteği üzerinde durulması
gerektiğini göstermektedir. Bu tür mistik kullanıma ait bir örnekte,
bazı ayet-i kerimelerin vefk / tılsım şeklinde yazılmasının yanı sıra, Yahudi
tanrılarının isimleri (Yahudi tanrılarının isimleri) ile kim olduğu bilinmeyen
bazı isimlerin de kullanıldığı bir ritüel mevcuttur.
II. Cinler / Jinn ve
Gizli Bilgi İlişkisi
Kaynaklarda, Yahudilerin cinler
/ jinn (Cin) ve ruhani varlıklarla olan münasebetleri, sihrin / büyünün bir alt
bileşeni olarak yer almaktadır. Örneğin, Filistin ve Suriye bölgelerindeki
uygulamalarda, Yahudi etkisiyle (Yahudi etkisiyle) yeraltı cinleri (el-Arvah
el-Ardıye) ve aşağı cinler (el-Arvah es-Sufliyyeh)
şeklinde bir ayrım yapıldığı görülmektedir. Ayrıca, Yahudi kaynaklarında da,
cinlerin "kulak hırsızlığı" (kulak hırsızlığı) meselesinin
Kur'an'daki yaklaşıma paralel olarak bulunduğu belirtilmiştir. Bu kaynaklara
göre, şeytanlar (şeytanlar) havada oturmakta ve gezegenlerin krallarından
geleceğe dair haberler alabilmektedirler. Ancak bu bilginin tam gayb /
bilinmeyen (gayb) olmadığı, perdenin arkasından dinlenerek elde edildiği de
vurgulanmaktadır.
Öte yandan, bazı sihirbazlar /
majisyenler, hastanın avucundaki çizgilere bakarak geçmiş ve gelecekle ilgili
haberler vermekte, bu bilgilerin kaynağının şeytan / devil (şeytan) olduğunu
bilerek veya bilmeyerek bunu "altıncı his" olarak addedebilmektedirler.
Bu tür uygulamalar, dini açıdan kesinlikle yasaklanmıştır.
III. Algılanan
Fevkaladeliklerin / Harikuladeliklerin Yorumlanması
Yahudilere atfedilen fevkalade /
harikulade (harikulade) olayların ardındaki nedenlere dair kaynaklarda bir
yorum bulunmaktadır. Bir
vakada, denizin üzerinde yürüyen bir Yahudi'nin durumu sorulduğunda, bir Şeyh
bu durumu şöyle açıklamaktadır: Şeytanlar (şeytanlar) onlarla oynamaktadır ve
Yahudiler, gördükleri bu harikulade hadiseleri kendi dinlerine bağlayıp
ibadetlerine bir ölçü ve karşılık olarak görmektedirler. Bu yorum,
Yahudilerin sihir konusunda ileri gitme
algısının, şeytanların oyunu / hileleri (oyun/hile) sonucu meydana gelen ve
dini inançlarla ilişkilendirilen fevkaladeliklerden kaynaklandığını ima
etmektedir.
Ayrıca, Yahudilerin İncil'de Hz.
İsa'yı cinli / jinn-possessed (cinli) ve deli ilan etmeleri, ancak cinlerin
körlerin gözünü açma kudretine sahip olamayacağını düşünmeleri, cinlerin etkisi
ve kudretine dair inançlarının bir göstergesidir.
Sonuç olarak, kaynaklar,
Yahudilerin sihir / büyü alanındaki ilerlemesinin nedenini doğrudan açıklamak
yerine, bu faaliyetlerin İbrani dili ve kutsal isimlerin kullanımı, cinlerle
ilişkilendirme pratikleri ve harikulade olayların şeytani müdahale olarak yorumlanması
gibi unsurlarla bağlantılı olduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle kutsal
metinleri tahrif ettikleri yönündeki eleştiri (önceki yazılarımızda
belirtildiği gibi Tevrat / Torah ve İncil'i / Gospel'i tahrif etmeleri), bu tür
mistik ve gizli ilimlere / okült bilimler (gizli ilimler) yönelmelerinin manevi
/ ruhsal bağlamını çevrelemektedir.
Tevrat'ın / Torah'ın Dilden Dile Nakledilmesi
Sürecinde Kutsal Metinlerdeki Gizli Bilgilerin Deşifre Edilmesi Zorluğu
Gizli ilimler / ezoterizm bağlamında, Tevrat'ın / Torah'ın dilden dile nakledilmesi sürecinde
kutsal metinlerdeki gizli bilgilerin deşifre edilmesi zorluğuna yönelik
tespitler, bu bilgelik geleneğinin manevî / ruhsal ve yapısal özelliklerinden
kaynaklanmaktadır. Bu zorlukların aşılması ve bu bilgelik hazinesine erişilmesi
için Kabalistler ve batınî / ezoterik ekoller, belirli bir disiplin ve
yöntemler silsilesi önermektedirler.
Kaynaklarımızda, bu zorluğun üstesinden gelinmesi
ve gizli bilgeliğin / Kabala ilminin özümsenmesi için atılması gereken
adımlar, hem pratik / uygulamalı hem de ontolojik / varoluşsal düzlemlerde
incelenmiştir.
I. Kabala / Gizli Bilgeliğin Dilsel ve Yapısal
Zorlukları
Tevrat'ın manevî / ruhsal bilgeliğe ait yönü,
yazılı metnin ötesinde, kutsal harflerin ve isimlerin gizeminde saklıdır. Bu
durum, metinlerin zahirî / dışsal manasından batınî / içsel manasına geçişte
karşılaşılan engelleri açıklamaktadır:
- Harflerin Kutsallığı ve Tahrifat /
Değiştirilme Endişesi: Tevrat'ın ilk yazımı sırasında İbrani
harflerine erken dönemde yüklenmiş olan kutsallık / kutsiyet (kutsallık
özelliği), bu dizgenin sadece dinsel alanda ilgili hesaplamalara ayrılma
isteği üzerinde durulmasına neden olmuştur. Bununla birlikte, Yahudilerin
Tevrat gibi İncil’i / Gospel’i de tahrif / değiştirmiş oldukları ileri
sürülmüştür.
- Sözlü Bilgeliğin Önemi: Kabala
geleneği, Musa’ya Sina Dağı’nda vahyedildiğine inanılan Tevrat’ın yazılı
ve sözlü olmak üzere iki şeklinin bulunduğunu iddia etmektedir. Sözlü
Tevrat / Torah, kalp gözüyle görebilecek insanlara inen, sırlarla
dolu bir kitaptır ve onu anlayabilmek için mistik / gizemci ve katı bir
hayatı tecrübe etmek gerekmektedir.
- Harflerdeki Gizem: Tevrat’ın harf dizisinde
sesli harflerin ve noktalama işaretlerinin / irabın bulunmaması, onun ezelde
harf olarak var olmasıyla alakalıdır. Mesih’in / Messiah’ın
gelerek Tevrat’ın harf dizisini değiştirerek bize onun gerçek manasını
ifşa edeceği inancı mevcuttur. Kadim / eski Kabalistler, yaratılışın
Yaratıcı’nın on kutsal sayısı (Sefirot) ve 22 İbrani harfini içeren
bir süreç olduğunu, bunların toplamda gizli bilgeliğin 32 yolunu
oluşturduğunu belirtir.
II. Gizli Bilgileri Deşifre Etmek İçin Yapılması
Gerekenler
Bu gizemli / mistik bilgilere ulaşmak ve onları
doğru bir şekilde deşifre etmek için fiziksel eylemler / ameller tek başına
yeterli değildir; niyet / amaç ve manevî / ruhsal gelişim esastır.
A.
Manevî/Ruhsal Yükseliş ve Nefsin Islahı / Arındırılması
Gizli bilgeliğin özüne ulaşmanın temel yolu,
bireyin kendisini ıslah / arındırma sürecidir:
- Niyet ve Lishma İlkesi: Fiziksel
eylemler / Mitzvot, arzulanan niyet / amaç için yapılmadıkça bir ruhu
olmayan beden gibidir. Kabala çalışması, bireyin en alt
seviyesinden yükselmesini sağlayarak, elde edilen hazzın ve mutluluğun
Yaradan’ın cömert elinden alınmış gibi değil, sahibi bizmişiz gibi
hissedilmesi amacını taşır. En yüksek nokta, İlahi isimleri / Esmaları Lishma’da
(ödül almak için değil, O'nu yapana memnuniyet vermek amacıyla) yerine
getirme derecesine ulaşmaktır.
- Kötü Eğilimi / Nefsi Yenmek:
Tevrat’taki çalışma, insana verilmiş olan kötü eğilimi / nefs-i emmareyi
iptal edecek tek şifa olarak görülür, zira “içindeki Işık ıslah eder”.
- Duyuların Değişimi: Kişi,
Yaradan’a yönelik tek talebinin kendisini değiştirmesi olduğunu
bilmelidir, zira algılama duyularını değiştirmek gerekir; gidip de
Yaradan’dan bize olan yaklaşımını değiştirmesini talep etmek doğru bir
yaklaşım değildir. İnsanın tüm düşünceleri, hisleri ve seçimleri,
Yaradan’la form / biçim eşitliğine gelene kadar içine yerleştirilmektedir.
- Mürşidin Gözetimi: Kabala
öğretisine ve uygulamalarına katılım, kişisel tehlikelerden / riyadan
kaçınabilmek amacıyla, bir önderin / mürşidin, bir yol göstericinin
gözetim ve denetiminde gerçekleştirilmelidir. Bu ilim, direkt olarak bir
öğretmenden / hoca (ruhsal düzeyde konuşma yeteneğine bağlı olarak vahiy /
ifşa yoluyla) bir insana aktarılmaktadır. Mürid, şeyhin / şeyhinin
yanında, yıkayıcının / gassalın yanındaki ölü gibi olmalı ve itiraz
etmemelidir.
B. Özel
İlimlerin Kullanımı ve Yorumlama Teknikleri
Gizli bilgileri deşifre etmede, geleneksel inanç
sistemlerinin kullandığı bazı teknikler mevcuttur:
- Gematria ve Hesaplamalar: Pratik
Kabalacılık, gematria (İbrani harflerinin sayısal değerleri)
yöntemini, “büyüsel” / majik uygulamalarında dinsel diyalektiğe sunduğu
kaynaklardan en büyük yararı sağlamak için kullanmıştır. Bu tür
hesaplamalar (önceki yazılarımızda esmalar ve vefkler
bağlamında ele alınmıştır), çeşitli kurgulayıcı ve kâhinlikle / kehânetle
ilgili hesaplara götürmüştür.
- Ezoterik / Batınî Dilin Kavranması:
Kabalistlerin dili, konunun tam özünü veren, kök / asıl ve dal / ferî,
sebep ve sonuç bağlantısı kuran, üstü kapalı detayları açıklayabilme
yeteneğine sahip olan, oldukça açıklayıcı bir dildir.
- Tılsımların ve Vefklerin Kullanımı:
Tevrat’taki kelimelerin ve harflerin mistik/sayısal düzenlemelerle
kullanılması, vefk / tılsım ilminin temelini oluşturur. Vefk /
kare-düzen, adedlerin uygunluğuna ve dıla’ / köşegenler ve kuturlarda /
kenarlarda tekrarı olmaksızın eşitliğine ulaştıran bir ilimdir. Vefkler,
Ayet-i Kerimelerin ve Esma-i Hüsnâ’nın ebced / harf karşılığı sayısal toplamları
esas alınarak hazırlanır. Tılsımların gücü, kelimelerden ve harflerden
gelir; bu tekniklerin doğru uygulanması, yıldız saatlerine / gezegenlerin
şerefli saatlerine ve amelin / uygulamanın niyetine göre büyük dikkat ve
sabır gerektirir.
Sonuç olarak, Tevrat’ın dilden dile nakledilmesi
sonucu ortaya çıkan zorluklar karşısında, yapılacak olan şey, yazılı metinlerin
harf ve kelimelerindeki sayısal ve ezoterik / batınî manaları çözebilmek için Kabala
ilminin öğretilerini takip etmekten ve bu sırada mürşid / rehber gözetiminde, ihsan
(verme) niteliğini kazanmaya odaklanarak nefsî / özsel arınmayı tamamlamaktan
geçmektedir. Zira bilgelik, fiziksel eylemlerin ötesinde, manevî / ruhsal bir
niyetle Lishma (sırf O’nun rızası için) gerçekleştirilen içsel
çalışmayla elde edilir.
Dipnotlar:
İbnil Hac Tilmisani. (Hicri 737). Sumusul
envar ve kunuzul esrar. (İ. Çelebi, Çev.). Anonim. (Bilinmiyor). Havas
Gizli İlimler. Anonim. (Bilinmiyor). Gencine-i esrar 1.cilt. Anonim.
(Bilinmiyor). Kenzül-zeheb. Anonim. (Bilinmiyor). Azametli Mücerrep
Tılsımları. İbnil Hac Tilmisani. (Hicri 737). Sumusul envar ve kunuzul
esrar. (İ. Çelebi, Çev.). Baal HaSulam. (Bilinmiyor). Bir Bilgenin
Meyveleri 2. Cilt. Baal HaSulam. (Bilinmiyor). Bir Bilgenin Meyveleri 2.
Cilt. Baal HaSulam. (Bilinmiyor). Bir Bilgenin Meyveleri 2. Cilt.
Baal HaSulam. (Bilinmiyor). Bir Bilgenin Meyveleri 2. Cilt. Baal
HaSulam. (Bilinmiyor). Bir Bilgenin Meyveleri 2. Cilt. Baal HaSulam.
(Bilinmiyor). Bir Bilgenin Meyveleri 2. Cilt. Baal HaSulam.
(Bilinmiyor). Bir Bilgenin Meyveleri 2. Cilt. Baal HaSulam.
(Bilinmiyor). Bir Bilgenin Meyveleri 2. Cilt. Baal HaSulam.
(Bilinmiyor). Bir Bilgenin Meyveleri 2. Cilt. Baal HaSulam.
(Bilinmiyor). Bir Bilgenin Meyveleri 2. Cilt. Baal HaSulam.
(Bilinmiyor). Bir Bilgenin Meyveleri 2. Cilt. Baal HaSulam.
(Bilinmiyor). Bir Bilgenin Meyveleri 2. Cilt. Baal HaSulam.
(Bilinmiyor). Bir Bilgenin Meyveleri 2. Cilt. Kısa, B. (Bilinmiyor). Havass'ın
Derinlikleri. İloğlu, M. (Bilinmiyor). Gizli İlimler Hazinesi 1.
Anonim. (Bilinmiyor). Kabalanın-İfşası. Anonim. (Bilinmiyor). Kabalanın-İfşası.
Anonim. (Bilinmiyor). Kabalanın-İfşası. Ifrah, G. (Bilinmiyor). Rakamların
Evrensel Tarihi -III-. Ifrah, G. (Bilinmiyor). Rakamların Evrensel
Tarihi -III-. Ifrah, G. (Bilinmiyor). Rakamların Evrensel Tarihi Cilt 1.
Ifrah, G. (Bilinmiyor). Rakamların Evrensel Tarihi Cilt 1. Candan, E.
(Bilinmiyor). Antik Mısır Sırları. Halevi, Z. ben S. (Bilinmiyor). Kabala
Saklı Bilgelik Geleneği (2. Bölüm). Anonim. (Bilinmiyor). Kenzül-zeheb.
Burul, Ş. (Bilinmiyor). Yahudi Mistisizm Kabala. Burul, Ş. (Bilinmiyor).
Yahudi Mistisizm Kabala. Burul, Ş. (Bilinmiyor). Yahudi Mistisizm
Kabala. Burul, Ş. (Bilinmiyor). Yahudi Mistisizm Kabala. Burul, Ş.
(Bilinmiyor). Yahudi Mistisizm Kabala.
Kabalanın Temel İlkeleri
Kabala /Gizli Bilgelik/ olarak adlandırılan
Yahudi mistisizminin /gizemciliğinin/ temel ilkeleri, ontolojik
/varlıkbilimsel/, teolojik /ilahiyatla ilgili/ ve pratik/uygulamalı olmak üzere
geniş bir yelpazede incelenmelidir. Bu ilkeler, Kabala'yı salt bir inanç
sisteminden ziyade, Yaradan'ı /Yaratıcı'yı/ ve evreni idrak etme yoluna
odaklanan derin bir manevî /ruhsal/ bilim /ilim/ olarak konumlandırmaktadır.
I. Kabala’nın Tanımı ve Nihai Amacı
Kabala, kelime anlamı itibarıyla İbranice
"Lekabbel" /almak/ kökünden türemiştir ve "alınan şey",
"kabul etmek" veya "kavramak" anlamlarına gelir. Kabala'nın
özü ve amacı, bireyin varoluşun temel sorularına cevap bulması ve sınırsız
hazzı en mükemmel şekilde nasıl alacağının ilmini /bilimini/ sunmasıdır.
A. Form Eşitliği ve Islah / Tikkun/
Kabala'nın temel amacı, yaratılan varlığı sonsuz
hazla doldurma düşüncesine dayanır. Ancak bu hazzın alınabilmesi için
yaratılışın tek niteliği olan alma arzusunun (egoizm), Yaradan’ın ihsan
etme /özgecil/ niteliğine eşitlenmesi (form eşitliği) gerekir.
- Islah Süreci: Islah (Tikkun),
kişinin niyetlerini egoistik /bencil/ olanlardan, özgecil olanlara doğru
değiştirmesi sürecidir. Kabala, bu değişimi gerçekleştirebilecek tek araç
olarak görülür.
- Manevi Kap (Kli):
Yaratılışın tek varlığı, Yaradan’ın Işığından /Nurundan/ haz alma
arzusudur (Kli /kap/). Islah sürecinde, bu kap temizlenir ve Saran
Işık (Or Makif) ile dolar; bu, kişinin manevi âlemlere girmesini
sağlar.
- İki Gelişim Yolu: Amaca
ulaşmanın iki yolu olduğu kabul edilir: Kabala'nın bilinçli olarak
benimsenen manevi gelişim yolu ve ıstırabın yolu. Kabala'nın yolu, egoizmi
aşamalı olarak sona erdirme ihtiyacını bağımsız ve irade ile kavrama
yoludur.
II. Ontolojik Yapı: Sefirot / Sayılar ve
Yaratılış
Kabala, Yaradan’ın kendini dışa vurumunu ve
evrenin varoluşunu, manevi /ruhsal/ katmanlardan oluşan hiyerarşik bir sistemle
açıklar.
A. Sonsuzluk ve Kısıtlama / Tzimtzum/
Yaratılış, Ein Sof /Sonsuzluk/ adı verilen
İlahi Işık’tan kaynaklanır. Bu Sonsuz Işığın geri çekilmesi (Tzimtzum
/Kısıtlama/) ile dairesel bir boşluk oluşur ve bu boşlukta Hayat Ağacı (Etz
Hayyim) dışa vurur. Tzimtzum, Tanrı’nın yaratılışın doğal sonsuz
genişleme eğilimini sınırlama gücünü simgeler.
B. Sefirot Doktrini
Yaradan, kendini on ayrı oluşum aşamasıyla (Sefira,
çoğulu Sefirot /sayılar/) göstermiştir. Sefirot, Yaratıcı'dan
yayılan ezelî /ezeli/ ışıkla ilişkilidir ve Yaradan'ın yaratma aktivitesini
ifade ederler.
- Hayat Ağacı:
Kabalistik sistemin temel diyagramıdır. 10 Sefirot ve 22 İbrani
harfinden oluşur. Bu yapı, Yaradan’ın, evrenin ve kişinin gerçek tabiatını
gösterir. Sefirot, insanların kendilerini ve dolayısıyla evreni
mükemmelleştirmeleri için verilmiş tinsel /ruhsal/ enerjilerdir.
III. Dil ve Bilgeliği Deşifre Etme Yöntemleri
Kabala, gizli bilgeliğin Tevrat'ın (Torah)
kelimelerinde, harflerinde ve noktalarında gizli olduğu inancına dayanır. Bu
gizli bilgileri deşifre etmek için spesifik yöntemler kullanılır.
A. İbrani Harflerinin Mistiği
- Tevrat’ın İki Şekli: Kabalist
gelenek, Musa’ya Sina Dağı'nda vahyedildiğine inanılan Tevrat’ın yazılı ve
sözlü olarak iki şekli bulunduğunu iddia eder. Sözlü Tevrat, sırlarla
doludur ve onu anlayabilmek için mistik ve katı bir hayatı tecrübe etmek
gerekmektedir.
- Gematria / Sayı Değeri:
Harflerin sayısal değerlerini eşleştirerek gizli anlamlar ve bağlantılar
kurma yöntemidir. Bu yöntem, Yahudi mistisizmiyle güçlü bir bağa sahiptir.
Gematria, Kabala’da manevi seviyeleri ve nesneler arasındaki
bağlantıyı ifade eden kodlardır.
- Themurah ve Tzeruf: Themurah
/dönüştürme/, sözcük içindeki harflerin yerini değiştirerek farklı
anlamlar elde etme tekniğidir. Tzeruf /permütasyon/, İbrani
harflerinin zihinsel olarak sıralanması anlamına gelir ve boyutlar
arasındaki gizemli yolculukların tecrübe edilmesine inanırdı.
B. Dallar Dili ve Sembolizm
Kabalistler, üst dünyalardaki manevi /ruhsal/
deneyimlerini ve duygularını aktarırken "dallar dili" (Lisan
Ha'anafim) adı verilen bir metot kullanırlar.
- Sembolik İletim:
Maneviyatın isimlere sahip olmamasından ötürü, Kabalistler, deneyimlerini
yansıtırken dünyamızdaki fiziksel nesnelerin, kelimelerin ve yöntemlerin
isimlerini kullanırlar. Bu, manevi fikirleri ifade etmek için dünyamızdan
kelimelerin kullanıldığı anlamına gelir; bu dil, üst dünyaların sistemi ve
onlara nasıl ulaşılacağını tanımlar.
- Gizliliğin Korunması: Kabala,
geçmişte gereklilik yoktur, mümkün değildir ve Yaradan’ın
kişisel sırrıdır gibi üç temel sebeple gizlenmişti. Bu gizlilik,
bilginin, cahillerin elinde kötüye kullanılarak (nesnel Kabala) şan
ve şöhret için kullanılmasını önlemeyi amaçlamıştır.
IV. Kabala’nın Yanlış Anlaşılması ve Gerçek Dışı
İlişkilendirmeler
Kaynaklar, Kabala'nın özünün sıklıkla yanlış
anlaşıldığını ve yanlış uygulamalarla ilişkilendirildiğini vurgular.
- Büyü ve Muska Yanlışı: Gerçek
Kabala, büyü, muska /tılsım/, kehanetler veya maddi menfaatler elde etme
yöntemleriyle ilgili değildir ve bu tür uygulamalar Kabala'da yasaktır. Bu
tür ticari amaçlar için geliştirilen muska ve tılsımlar Kabala ilminin bir
manipülasyonu olarak görülür.
- Dinsel Kimlik: Kabala
bir din değildir; tüm dinlerden önce var olan, insanın varoluş amacını
inceleyen bir bilim /ilim/ olarak tanımlanır. Kabala’nın Yahudilikle
ilişkilendirilmesinin nedeni, Kabalistlerin kutsal kitaplar olarak
benimsediğimiz metinleri yazmış olmalarıdır.
- Eğitim Kısıtlamaları: Kabala
çalışmak için Yahudi olma, 40 yaşından büyük olma veya evli olup üç çocuğa
sahip olma gibi kısıtlamalar yanlıştır. En büyük Kabalistler dahi, Ari'den
sonra Kabala çalışmanın tek koşulunun arzu olduğunu söylemiştir. İçsel
ıslahı (kendini değiştirme) gerçekten isteyen herkes Kabala
çalışmaya uygundur.
V. Gelişimin Anahtarı: Kalpteki Nokta
Kabala
çalışması, altıncı bir hissin (kalpteki nokta) geliştirilmesini
hedefler. Bu nokta, kişinin realitenin gizlenmiş kısmını algılamasına olanak
verir. Kabala, teorik bir çalışma olmayıp pratik /uygulamalı/ bir yöntemdir;
kişi tüm deneyleri kendi üzerinde, kendi içinde yürütür. Bu içsel değişim,
sadece o kişiye özgüdür ve gizli kalır, bu yüzden Kabala'ya "Gizli
Bilgelik" denir.
Tasavvufta Kabalanın İzleri
Kabala /Gizli Bilgelik/, Yahudi mistisizmi
/gizemciliğinin/ temelini teşkil eden, derin ontolojik ve dilbilimsel
/linguistik/ prensiplere dayalı bir öğretidir. Kabala’nın kendine has
prensipleri ve pratik yöntemleri, tarihsel süreç içerisinde özellikle Ortadoğu
ezoterik/batınî ilimleri ve İslami havas /gizli ilimler/ ve tasavvuf üzerinde
belirgin izler bırakmıştır.
Bu izler, çoğunlukla Harf ve Sayı Gizemciliği
(Kriptogramatik Yöntemler), İlahi İsimler (Esma) ve Manevi
Hiyerarşilerin yapılandırılması gibi ortak ezoterik paradigmalar üzerinden
incelenmektedir.
I. Harf ve Sayı Gizemciliği / Nümeroloji
Bağlantısı
Kabala’nın en belirgin etkisi, kutsal metinlerin
ve dilin mistik /gizemli/ kullanımı ve yorumlanması alanında görülmektedir.
A. Hurufilik
ve Tevrat / Torah Anlayışı
Kabala,
Tevrat’ın /Torah’ın/ sadece zahirî /dışsal/ bir metin olmanın ötesinde,
harflerinde ve noktalarında gizli bir batınî /içsel/ anlama sahip olduğu
inancına dayanır. Kabala'nın temel motifini, İbrani alfabesindeki
harflerin ses ve biçimlerinin gizemli anlamlarının oluşturduğu ifade
edilmektedir. Kabalistler, Tevrat’ın kutsal İbrani harfleri ile yazılmış
olmasından hareketle, her kelimenin birçok ışık /gizli mana/ içerdiğine
inanırlar.
İslam dünyasında bu anlayışın karşılığı olarak
kabul edilebilecek Hurufilik geleneği, Arap harflerinin sayı değerinin
tasavvufi tefsiri olarak düşünülmektedir. İslam Hurufiliğinde, tıpkı
Kabala’da olduğu gibi, harf ve sayılara mistik anlamlar yüklenmiştir. İslam Hurufiliğinde,
İbrani harflerinin kutsiyeti yerini Arap ve Fars harflerine bırakır; Kur’an-ı
Kerim’in de zahiri anlamından başka batınî anlamları olduğu iddia edilir.
B. Ebced ve
Gematria / Sayı Değeri Hesaplamaları
Kabala'da kullanılan harf ve sayı gizemciliği
teknikleri, İslami pratiklerde de yer bulmuştur. Gematria (İbrani
harflerinin sayısal değerleri) yöntemi, yüzyıllardır Kabala’da uygulanmaktadır.
- Ebced hesabı /sayı falı/, numerolojinin İslam
kültüründeki karşılığıdır. Kaynaklar, bu sistemin Eski Yunanlılardan ve
Yahudilerden (Kabala) yola çıkarak kullanılmaya başlandığını açıkça
belirtmektedir.
- Ebced hesaplamaları, özellikle havas
/gizli ilimler/ uygulamalarında, kişinin (talip/matlup) ve annelerinin
isimlerinin ebced ile hesaplanarak, burç ve gezegenlerin dost olup
olmadığına bakılması gibi pratiklerin temelini oluşturur.
II. Manevi Hiyerarşiler, Esmalar ve Tılsımlar /
Vefkler
Kabala’nın evren ve Yaradan /Yaratıcı/ hakkındaki
öğretileri, manevi hiyerarşiler ve isimlerin gücü üzerinden İslami gizli
ilimler /okültizm/ alanını etkilemiştir (önceki yazılarımızda esmalar ve
tılsımlar arasındaki ontolojik bağlantılar ele alınmıştı).
A. Sefirot /
Sayılar ve İlahi İsimler / Esma
Kabala’ya göre, Tanrı kendini on ayrı oluşum
aşamasıyla (Sefirot /sayılar/) göstermiştir. Sefirotlar,
Yaradan'dan yayılan ezelî /ezeli/ ışıkla ilişkilidir ve İlahi gücün yeryüzüne
ulaşmasını sağlayan kürelerdir. Bu sistemde, Tanrı’nın isimleri (YHVH
gibi kutsal isimler), manevi sistemin yapı taşlarını oluşturur.
- Havas
kitaplarında, Kabalistik sistemi andıran bir yapıda, İlahi İsimlerin (Esma-i
Şerif) büyük bir öneme sahip olduğu görülür. Örneğin, Ya Kafi
ism-i şerifinin vefkini /kare-düzenini/ çizip taşıyan kimselerin bütün
hayırları celp /çekim/ edeceği ve düşmanlara karşı korunacağı belirtilir.
B. Kabalist
Etki Altındaki Melek İsimleri
İslami kaynaklarda yer alan bazı melek ve cin
isimlerinin Yahudi Kabalası kaynaklı olabileceğine dikkat çekilmektedir.
- Kenzü’l-Havâs ve benzeri eserlerde geçen, sonu
"el" ile biten Yahudi isimlerine benzeyen melek ve cin isimleri
bulunmaktadır.
- Bu
durum, Şemsü’l Maârif’i yazan Ahmed el-Bûni'nin İspanya
Kabbalist'leriyle yakın ilişki kurarak bu isimleri onlardan öğrenmesine
bağlanmıştır.
C. Pratik
Uygulama ve Manipülasyon
Kabala, Batı majikal ekolleri ile birlikte İslami
Havâss ve Tasavvufu da derinden etkilemiştir. Her ne kadar
otantik /gerçek/ Kabala, büyü, muska /tılsım/ ve kehanetlerle ilgili olmasa ve
bu tür pratikleri yasaklasa da, bu pratikler, Kabala'dan türetilen yöntemlerle
yürütülmüştür.
- Vefkler ve tılsımlar,
İlahi İsimlerin veya Ayet-i Kerimelerin sayısal toplamları esas alınarak
hazırlanmakta ve muhabbet /sevgi/, korunma (sihir, büyü, cin şerrinden),
veya hatta düşmanı helak etme gibi amaçlarla kullanılmaktadır.
- Kabala’nın pratik bir yöntem olduğu
kabul edilir. Ancak kaynaklar, muska ve tılsımları kullananların, Kabala
ilminin bir manipülasyonu olduğunu ve bunların kişilerin ticari emelleri
için geliştirilen putperestlik /idolatry/ olarak kabul edilen şeyler
olduğunu açıkça vurgular.
III. Ruhsal Gelişim ve Ontolojik Karşılıklar
Tasavvufun temelindeki manevi yükseliş ve ilahi
hakikat arayışı, Kabala’nın temel prensipleriyle paralellikler göstermektedir.
A. Vahdet-i
Vücud / Varlık Birliği Paradigması
Kabala’nın
felsefi temellerini Yeni Plâtonculuktan aldığı ve İslam tasavvufunda Muhyiddin
İbn Arabî’nin Vahdet-i Vücud /Varlık Birliği/ öğretisine benzediği
belirtilmiştir. Hem Kabala hem de bu tür tasavvufi ekoller, evrende varlık
bulmuş her şeyin Tanrı’nın dışlaşması olduğunu kabul eder.
B. Manevi
Yükseliş Yolu
Kabala, insanın egoist /bencil/ doğasını (alma
arzusu), Yaradan’ın ihsan etme /özgecil/ niteliğine eşitleyerek (form
eşitliği) manevi mükemmelliğe ulaşmayı hedefler. Bu, Kabala’nın yolu olarak
adlandırılır. Bu manevi yükseliş, tasavvuftaki seyr u sülûk /manevi
yolculuk/ ve nefs /öz/ ıslahı /arındırılması/ süreçleriyle paralellik gösterir.
- Tasavvuftaki Takvâ /Allah korkusuyla sakınma/, helal olan
şeylerde aşırıya kaçmaktan sakınmak ve nefsi cehaletten uzaklaştırarak
dînî esaslara aykırı hareketlerden kaçınmak gibi derin anlamlar taşır.
- Kabala’da ise manevi gelişimin tek koşulunun arzu olduğu, bu arzunun
insanı Yaradan'a doğru çekerek içsel değişim (Islah /Tikkun/)
başlattığı ve bu değişim sürecinin kişinin kendi içinde yürüttüğü pratik
bir çalışma olduğu vurgulanır. Bu çalışma, Yaradan'a tutunmaya (dıvekut
/bağ/) ve özelliklerin eşitliğini edinmeye götürür.
- İlginç bir konu olarak (önceki yazılarımızda tasavvufi mertebeler ele
alınmıştı), İslami Tasavvuf'ta da manevi deneyimlerin üstada nakledilmesi,
müridin kendi gördüklerini başkasına nakletmesinin yasak olması gibi
kurallar mevcuttur; bu yasağın, anlatılan kişiyi korumak için konulduğu
ifade edilir.
Siyonizm Temellerine Kabalanın Etkisi
Kabala /Gizli Bilgelik/, Yahudi mistisizminin
/gizemciliğinin/ temelini oluşturmakta ve bu öğreti, Siyonizm'in /Sionism/
ortaya çıkışına zemin hazırlayan Mesihçi /Messianic/ ve ulusal /millî/ kurtuluş
ideallerinin teolojik /ilahiyatla ilgili/ ve pratik/uygulamalı temellerini
etkilemiştir. Kabala’nın temel prensipleri, Yahudilerin tek bir toprağa dönme
arzusunu ve manevi /ruhsal/ ıslah (Tikkun) görevini ontolojik
/varlıkbilimsel/ bir zorunluluk olarak kodlamaktadır.
I. Kabala ve Mesihî Kurtuluş İnancının Teolojik
Temeli
Kabala geleneğinin özünde, bireysel manevi
yükselişin yanı sıra, toplumsal ve ulusal bir kurtuluş beklentisi, yani mesihî
kurtuluş inancı yatmaktadır. Bu inanç, Yahudi ulusal kimliğinin ve toprak
birliği arzusunun manevi dayanağını oluşturur:
- Mesih'in Görevleri: Yahudi inancında Mesih'in
yapacağı icraatların en başında, yıkılan mabedi yeniden inşa etmek ve
Yahudileri tek toprakta İsrail'de bir araya getirmek gelmektedir.
Yapacağı bu icraatlardan dolayı Mesih'in sadece Yahudilerce değil, tüm
insanlık tarafından tanınacağı inancı mevcuttur. Bu ulusal toparlanma
hedefi, Kabala'daki Mesih inancıyla birebir örtüşmektedir.
- Ruhların Birleşimi:
Kabala'ya göre, maddeleşip dünyada birbirinden ayrılan ruhlar, tekrar
birleşebilmek için birbirlerini aramaktadırlar. Gelenek içerisinde,
bekleme sürelerini tamamlayan ruhların, Mesih’in gelişiyle birleşerek
Tanrı’da bir ve O’nunla aynı olacakları düşüncesi yer alır. Bu durum,
ulusal kurtuluşun manevi bir boyutu olarak kabul edilebilir.
II. Lurianik Kabala ve Tikkun / Yeniden İnşa
Kavramı
Özellikle 16. yüzyılda İsrail'in Safed kentinde
etkili olan ve Kabala'nın gelişiminde önemli bir rol oynayan Ari (Isaac Luria)
ve onun öğretisi (Lurianik Kabala), Siyonizm'in alt yapısını oluşturan mesihî
hareketler üzerinde doğrudan etkili olmuştur.
- Tikkun'un Merkeziyetçiliği: Lurianik
Kabala'nın temel kavramlarından biri Tikkun (yeniden inşa etme,
onarma, düzeltme) kavramıdır. Bu kavram, yaratılış kuramının üç temel
kavramından biridir (çekilme /Zimzum/, kapların kırılması
/Kliphot/ ve Tikkun).
- Manevi Düzeltme İhtiyacı: Tikkun
durumu iki şekilde mevcuttur: İlki Ayn Sof (Sonsuz Nur)’a ait olan
kıvılcımların yine yerine geri döndürülmesidir (rücu ettirilmesi), diğeri
ise evrende bulunan zıtlıkların uzlaştırılmasıdır. Bu onarma/düzeltme
durumu, Yahudi halkının manevi ve fiziki bütünlüğünü yeniden sağlaması
misyonunu yüklemiştir.
III. Sabetay Sevi Hareketi Üzerindeki Etki
Luria Kabalası'nın etkisi, özellikle 17. yüzyılda
Mesihliğini ilan eden Sabetay Sevi akımı üzerinde önemli bir rol
oynamıştır. Sabetay Sevi hareketi, Kabalistik öğretileri ulusal ve kişisel
kurtuluş iddialarını desteklemek için kullanmıştır:
- Sabetay Sevi ve Tikkun:
Sabetaycılar, Luria Kabalası’ndan aldıkları Tikkun kavramını
benimsemişler ve kutsal kıvılcımları kendileri olarak düşünerek,
değişimin öncü temsilcileri olmuşlardır. Sabetay Sevi, kendi Kabalasını,
Luria’nın ekolünü bir binanın temeline benzeterek üzerine inşa edilmesi
gereken bir yapı olarak görmüştür.
- İddiaların Kabalistik Yöntemlerle Tescili:
Kabalistler, Sabetay Sevi’nin mesihliğini Kutsal Kitap’a dayandırmak
amacıyla Gematria (İbrani harflerinin sayısal değerleri) tekniğini
kullanmışlardır. Ahd-i Atik’te Tanrı’nın sıfatı olarak geçen İbranice
“Chaddai” (Kadir) kelimesine Gematria tekniği uygulanmış ve bu
kelimenin sayısal toplamının Sabetay Sevi ile aynı sonucu verdiği üzerinde
birleşilmiştir. Bu pratik/uygulamalı yöntem, Mesihlik iddiasının teolojik
zemine oturtulmasında kullanılmıştır (Önceki yazılarımızda Gematria ve
Harf Gizemciliği detaylıca ele alınmıştı).
IV. Uygulama ve Öğretim Metodolojisinin Önemi
Kabala'nın gizlilik prensibi ve öğretimindeki
katı kurallar, bu ilmin sıradan insanlar tarafından değil, yalnızca manevi
olgunluğa erişmiş, seçilmiş kişilerce yönetilen bir hareketin parçası olmasını
sağlamıştır.
- Öğrenim Koşulu Olarak Arzu: Ari
(Luria), kendi neslinden itibaren Kabala'nın genç, yaşlı, kadın, erkek
ayrımı olmaksızın herkesi hedeflediğini yazmıştır. Maddi ödüllerden tatmin
olamayan kişi, Kabala’nın gizemli kapısında kendini bulur ve artık nereden
gelip nereye gittiği üzerine düşünmeye başlar. Bu manevi uyanış, ulusal
kurtuluş hareketleri için bir gereklilik ve motivasyon kaynağıdır.
- Mürşit Gözetimi: Kabala
öğretisine ve uygulamalarına katılım, kişisel tehlikelerden kaçınabilmek
amacıyla, bir önderin, bir yol göstericinin gözetim ve denetiminde
gerçekleştirilmelidir. Bu durum, Mesihçi hareketlerin ve dolayısıyla
Siyonizm'in temelini oluşturan proto-politik hareketlerin, güçlü ve
merkezi manevi liderlik altında yürütülmesinin gerekliliğini manevi/ruhsal
düzlemde desteklemiştir.
Sonuç olarak, Kabala, Mesih'in gelişiyle Yahudi
halkının fiziki olarak tek bir toprağa dönme (Siyonizm'in temel hedefi) ve
manevi olarak İlahi Işık'ın kıvılcımlarını yeniden toplama (Tikkun)
misyonunu, ezoterik /batınî/ bir zorunluluk olarak temellendirmiştir.
Kabalistlerin Günlük Manevi Disiplinleri Ve Terk
Etmedikleri Ritüel Uygulamaları
Kabalistlerin
günlük manevi disiplinleri ve terk etmedikleri ritüel uygulamaları, Kabala
/Gizli Bilgelik/ ilminin doğası gereği, geleneksel dinlerdeki dışsal /
egzoterik ibadet biçimlerinden büyük ölçüde ayrılmaktadır. Kabala, temelde,
insanın içsel doğasını Yaradan’ın /Yaratıcı’nın/ niteliğine benzetmeyi
hedefleyen pratik /uygulamalı/ bir yöntem ve manevî /ruhsal/ bilim /ilim/
olarak tanımlanır.
Kaynaklarımızda, Yahudi geleneğinde önemli bir
ritüel olan baş örtme uygulamasının (geleneksel olarak kipanın) Kabalistik
temelleri veya nedenleri hakkında spesifik bir açıklama bulunmamaktadır.
Dolayısıyla, bu konuya dair yalnızca Kabala’nın temel günlük pratiklerine ve
terk edilmeyen içsel disiplinlerine odaklanılabilir.
I. Kabala’nın Temel Ritüeli: Sürekli İçsel Islah
/ Tikkun / ve Edinim
Kabalistler için günlük yaşamın kendisi, manevi
/ruhsal/ bir laboratuvar/deney alanı olup, sürekli bir ıslah (Tikkun)
süreci gerektirir. Kabalistlerin günlük hayatlarında terk etmedikleri
temel ritüel, Yaradan'la bağ kurma amacına yönelik içsel arzu (maneviyat
arzusu) geliştirmektir.
A. Kutsal
Metinlerin Çalışılması (Çalışma)
Kabalistlerin en temel ve zorunlu günlük pratiği,
otantik /gerçek/ Kabalistik yazıları çalışmaktır. Bu çalışma, entelektüel
/zihinsel/ bilgi edinimi için değil, kişinin içselliğinde bir değişim sağlaması
için yapılır.
- Saran Işığın / Or Makif / Çekilmesi: Kabala
metinlerini okumak ve incelemek, kişiye Saran Işık (Or Makif)
denilen bir kuvveti çekme imkânı verir. Bu ışık, henüz mükemmelliği
edinmemiş olan kişiyi sarar ve alma kabını / Kli’yi/ arındırmasını
bekler. Bu durum, Kabala’nın "kıyaslanamaz ölçüde harika bir
niteliği" ve kişinin ruhunu dönüştüren bir "deva / çare" (segula)
olarak ilan edilir.
- 6. His / Kalpteki Nokta Gelişimi: Bu kutsal metinleri
okumanın amacı, her insanın içinde uykuda olan, realitenin gizlenmiş
kısmını algılamaya olanak veren altıncı hissi veya kalpteki
noktayı geliştirmektir.
B. Dua’nın
Kavramsal Değişimi (MAN)
Kabalistik dua (MAN), geleneksel duadan
radikal biçimde ayrılır. Kabalistlerin günlük duaları, dünyevi menfaatler (ev
kredisi, ailevi meseleler, zenginlik) elde etmeyi hedeflemez.
- Dua'nın Amacı: Dua,
Yaradan’dan eylemlerini veya yaklaşımını değiştirmesini talep etmek
değildir (zira O’nun niteliği sabit ve değişmezdir, “Ben adımı
değiştirmem”). Dua, kişinin kendi algılama duyularını değiştirmesi
ve O’nu anlayabilmesi için Yaradan’a yönelttiği tek taleptir.
- Eksiklik Hissi: Dua,
kişide eksiklik, kayıp, ihtiyaç ve boşluk olarak hissedilir ve
mantıktan değil, içsel bir gereklilikten gelir.
- İçsel Süreç: Bu
yaklaşımda olan bir kişi, Yaradan’ın gönderdiği her olayın arkasındaki
iyiliği hissetmeye çalışır. Kabalist, gönderilen her olayın (iyi ya da
kötü hissedilsin) Yaradan’ın değişmeyen iyi niyetinin bir
sonucu olduğunu anlamaya çalışır.
C. Özgecillik
/ İhsan ve Grup Çalışması
Kabala, doğası gereği bireyin egoist /bencil/
alma arzusunu, Yaradan’ın ihsan etme /verme/ niteliğine çevirmeyi
gerektirir. Bu dönüşüm, grup çalışmasıyla pekiştirilen bir disiplindir.
- Grup Merkezli Pratik:
Kabalistler, manevi ilerleyişte yalnız başlarına başarı elde etmenin
mümkün olmadığını kabul ederler. Bu nedenle, doğru çalışma grubuna
katılmak ve bir Kabalist'in rehberliğinde olmak, maneviyat edinimi için
elzemdir. Grup, kişinin manevi çalışmasını yapabileceği bir
laboratuvar/deney ortamı oluşturur.
- Disiplin Uygulamaları: Ruhsal
güçleri geliştirmeye yönelik genel inisiyatik/batınî çalışmalarda
kullanılan temel teknikler arasında oruç, zikir ve konsantrasyon bulunur.
Bu pratikler, adayı egoizmden sıyırmaya ve Kendini Bilmek aşamasına
ulaştırmaya hizmet eder.
II. Baş Örtme Ritüelinin Kaynaklardaki Durumu
Yahudi geleneksel pratiklerinde erkeklerin
başlarını örtme (kipa/yarmulke) âdeti yaygın olmasına karşın, sunulan kaynak
külliyatı içerisinde, Kabala ilminin bu ritüele yüklediği spesifik bir manevi
/ruhsal/ anlam veya bu uygulamanın neden terk edilmediğine dair herhangi
bir açıklama veya felsefi/teolojik gerekçe bulunmamaktadır.
Dolayısıyla,
bu konunun, yalnızca otantik Kabala'nın temel prensipleri (manevî ilerleme,
içsel ıslah ve Yaradan'la form eşitliği) çerçevesinde ele alınması mümkündür.
Gerçek Kabala, harici/dışsal ritüelleri, muska ve tılsımları (önceki
yazılarımızda belirtildiği gibi putperestlik veya ticari emellerin
manipülasyonu olarak) kesinlikle yasaklar ve kişisel arınmaya odaklanır.
Kabala /Gizli Bilgelik/ Eğitimi
Kabala /Gizli Bilgelik/ ilmine başlayan bir
kişinin öncelikle edinmesi gereken temel prensipler, bu disiplinin metafizik
/aşkın/ ve pratik /uygulamalı/ doğasından kaynaklanmaktadır. Kabala, felsefî
/felsefî/ veya teolojik /ilahiyatla ilgili/ bir inanç sistemi olmaktan ziyade,
bireyin varoluşun amacını kavramasını ve manevî /ruhsal/ realiteye /gerçekliğe/
doğrudan erişmesini sağlayan bir bilim /ilim/ ve metodoloji olarak
tanımlanmaktadır.
Kabala’ya giriş yapmak isteyen bir kişinin ilk
öğrenmesi gerekenler ve atması gereken adımlar, egoizmin ıslahı (Tikkun)
ve maneviyat arzusunun geliştirilmesi üzerine kuruludur.
I. Başlangıcın Ontolojik /Varlıkbilimsel/
Gerekliliği
Kabala’ya başlamanın temelinde, kişinin kendi
varoluşunun temelini oluşturan tek unsur olan alma arzusu (Kli
/Kap/) ile yüzleşmesi yatar.
- Manevî Açlığın İdrak Edilmesi: Kişi,
öncelikle maddî bolluğun artık kendisini tatmin etmediğini ve manevî bir
açlık hissettiğini idrak etmelidir. Bu durum, kişinin yaşamın temel
sorularına bu dünyada cevap bulamayışından kaynaklanan bir ıstırap
/acı/ duygusudur. Bu acıdan kaçınmanın tek yolu, egoizmi tamamen terk
etmektir.
- Yaratan’a Benzeme Arzusu:
Kabala’nın amacı, yaratılan varlığı sonsuz hazla doldurmaktır. Ancak bu
hazzı alabilmek için kişinin alma arzusunu (egoizm), Yaradan’ın ihsan
etme /özgecil/ niteliğiyle eşitlemesi (form eşitliği) gerekir.
Bu nedenle, başlangıçtaki en önemli öğrenim, manevî yasaları yerine
getirerek özgecilik durumunu başarabilmek ve manevî büyümeyi egoist
amaçtan dahi olsa başlatmaktır.
- İçsel Islah / Tikkun / Zorunluluğu: Yeni
başlayan birinin öğrenmesi gereken temel prensip, Kabala’nın bir dışsal
/haricî/ ibadet veya ritüel değil, kişinin kendi içselliğine yönelik
bir süreç olduğudur. Islah, kişinin niyetlerini egoistik olanlardan
özgecil olanlara doğru değiştirmesi sürecidir.
II. İlk Öğrenilmesi Gerekenler: Bilgi ve Manevî
Kapasite Gelişimi
Kabala’ya başlayan kişi, gelişimini hızlandırmak
ve doğru yolda kalmak için spesifik bir bilgi edinimi ve manevî disiplin
izlemelidir.
- Otantik Kaynakları Çalışmak:
Başlangıç seviyesindeki bir kişinin yapması gereken en önemli şey, orijinal
kaynakları (Kabalistik yazıları) çalışmaktır. Bu çalışma, sadece
entelektüel /zihinsel/ bir bilgi edinimi değildir; bu metinleri okumak,
kişiye Saran Işık (Or Makif) denilen, ruhu dönüştüren ve
arındıran bir kuvveti çekme imkânı verir.
- Kalpteki Noktanın / Manevi Arzu / Gelişimi: Kişi,
manevîyata yönelik büyük bir arzu (kalpteki nokta) ile doğru yolu
bulur. Bu nokta, büyük realitenin bir parçasıdır ve Kabala metinlerini
çalışarak geliştirilir. Kabala'nın Işığı, ruhu etkileyerek onu doğru yönde
dönüştürür.
- Duyuların Değiştirilmesi Talebi (Dua): Günlük
manevî eylemde, kişinin Yaradan’dan algılama duyularını
değiştirmesini talep etmeyi öğrenmesi gerekir. Zira dua, Yaradan’dan
dünyevî işlerin düzeltilmesini istemek değil, O’nu hissetme kapısını
açması için talepte bulunmaktır.
III. Uygulamalı Disiplin ve Mürşidiyet /
Rehberlik Şartları
Kabala çalışması, yalnız başına veya denetimsiz
yapıldığında saptırıcı sonuçlar doğurabilir; bu nedenle disiplinli bir
inisiyasyon /özel yola giriş/ gereklidir.
- Nitelikli Öğretmen Gözetimi: Kabala çalışmaya girişmek
isteyen herkes için, nitelikli bir öğretmen rehberliğinde ilerlemek
elzemdir. Bilgi, ağızdan ağıza iletim ile, yani bir Kabalist'ten
öğrencinin manevîyatı kavrayışı derecesine bağlı olarak aktarılmalıdır.
- Grup Çalışması: Öğrenci,
gelişimini hızlandırmak için bir grup içinde çalışmalıdır. Grubun
amacı, kişinin manevî çalışmasını yapabileceği bir laboratuvar/deney
ortamı sunmaktır.
- Haram ve Boş İşlerden Uzak Durma:
Çalışmaya başlamadan önce veya devam ederken, kişinin tüm fiziksel
alışkanlıklardan vazgeçmesi ve kendisini saf tutması istenir.
Özellikle gayri meşru' işler yapmamak, yalan söylememek, kötülük ve
intikam peşinde koşmamak hayati önem taşır; aksi takdirde yapılan kötülük
kendi başına geri döner.
- Büyüden ve Kehanetten Kaçınma: Kabala’ya başlayan kişi,
öğrenmelidir ki, otantik Kabala büyü, muska /tılsım/, kehanet
veya tedaviler ile ilgili değildir. Bu tür kitaplar ve uygulamalar,
gerçek Kabala ile hiçbir ilgisi olmayan, sahte ve yanlış
yönlendirmelerdir. Zira bu, üst dünyaların açığa çıkarılmasına ilgi
duymayanların yöneldiği bir hatadır.
Özetle, Kabala'ya başlayan bir kişinin ilk
öğrenmesi ve yapması gereken, dünyevî arzuları terk etme arzusu ile
orijinal metinleri, yetkili bir mürşid / rehber gözetiminde çalışarak, kendi
içindeki ihsan etme /verme/ niteliğini geliştirmek ve böylece manevî
tekâmül /gelişim/ yolunda ilerlemektir.
Kabalanın Önemli
Terimleri
Kabala /Gizli Bilgelik/, insan varoluşunun
gayesini ve evrenin işleyiş mekanizmalarını inceleyen, teorik olmaktan çok
pratik/uygulamalı bir manevî/ruhsal disiplindir. Kabalistler, bu ilmi, varlığı
ve Yaradan'ı /Yaratıcı'yı/ idrak etme yolunu açan kesin bir metot olarak
tanımlamaktadırlar. Kabala’nın temel prensiplerini oluşturan önemli terimler,
ontolojik/varlıkbilimsel yapıyı, insanın doğasını ve manevî ilerleme yollarını
açıklamaktadır.
I. Ontolojik / Varlıkbilimsel ve Yaratılış
Kavramları
Kabala, yaratılışın kökenini ve manevî âlemlerin
hiyerarşik düzenini belirli kavramlar üzerinden izah etmektedir:
1. Ein Sof / Sonsuzluk ve Tzimtzum / Kısıtlama Yaratılış öncesindeki İlahi hâli ifade eder. Ein
Sof (Sonu olmayan), Mutlak Yokluk /hiçlik/ olarak da tanımlanır.
- Ayn Sof Or / Sonsuz Işıma:
Tanrı’nın Kendini dışa vurumunun ilk hali olup, her yer ve zaman ışık
kütleleri ile doluydu.
- Tzimtzum / Kısıtlama: Sonsuz
Işıma'nın daha sonra Kendi içine geri çekilmesiyle, yaratılacak olanlar
için daire biçiminde bir boşluk kalmasıdır. Bu, Tanrı’nın yaratılışın
doğal sonsuz genişleme eğilimini sınırlama gücünü simgeler.
2. Sefirot / Sayılar Yaradan’ın
kendini on ayrı oluşum aşamasıyla gösterdiği tinsel /ruhsal/ enerjilerdir.
- Manevî Hiyerarşi: Sefirot,
Yaradan’dan yayılan ezelî /ezeli/ ışıkla ilişkilidir. Bu on Sefirot
ve 22 İbrani harfi, Kabalistik sistemin temel diyagramı olan Hayat
Ağacı’nı oluşturur. Sefirot, insanların kendilerini mükemmelleştirmeleri
için verilmiş tinsel enerjiler olarak kabul edilir.
II. İnsanın Temel Niteliği ve Islah / Tikkun /
Süreci
Kabala, yaratılan varlığı (insanı) manevî
gelişimi açısından ele alır ve bu gelişim için gerekli olan içsel araçları tanımlar:
1. Kli / Kap (Alma Arzusu) Yaratılanın
tek temel varlığıdır. Kli (alıcı / kap), Yaradan’ın Işığından haz alma
arzusudur. İnsanın tüm eylemleri, hatta maneviyata başlama arzusu dahi bu alma
arzusundan kaynaklanır, ki bu da mutlak egoizm /benmerkezcilik/ olarak
karakterize edilir.
2. Tikkun / Islah (Düzeltme) Kişinin
niyetlerini egoistik /bencil/ olanlardan, özgecil /başkaları için olan/
olanlara doğru değiştirmesi sürecidir.
- Form Eşitliği: Tikkun
sürecinin nihai hedefi, kişinin alma arzusunu (egoizm), Yaradan’ın ihsan
etme /verme/ niteliğine eşitlemesidir. Bu, yaratılışın nihai amacıdır
ve bu amaç gerçekleşmezse kişinin bu dünyaya geri dönmek zorunda
kalacağına inanılır. Bu sürecin hızlandırılması için Kabala metotları
kullanılır.
3. Or Makif / Saran Işık Kabala
metinlerini okuyarak, okuyucunun kendisine çektiği bir kuvvettir.
- Arındırma: Işık,
kişinin manevî kapasitesi (Kli) henüz Işığı alacak duruma gelmediği
için onu sarar ve kademeli olarak kişinin Kli'sini arındırır,
böylece kişinin manevî realiteyi hissetme yeteneği gelişir.
4. Kalpteki Nokta Her insanın
içinde uykuda olan, realitenin gizlenmiş kısmını algılamaya olanak veren altıncı
hissin embriyosudur. Bu nokta, sadece Saran Işık ile doldurulabilir.
Bu noktadaki uyanış, Kabala’ya başlamanın ilk işaretidir.
III. Kabalistik İletişim ve Manevî Birleşme /
Dıvekut
Kabalistler, manevî edinimlerini aktarmak için
özel bir dil kullanırlar ve nihai hedef bağ durumunu edinmektir:
1. Dalların Dili / Lisan Ha’anafim
Kabalistlerin, üst dünyalardaki (manevî) deneyim ve duygularını aktarmak için
kullandıkları özel dildir.
- Kök ve Dal Sistemi: Bu dil,
fiziksel dünyamızdaki nesnelerin ve eylemlerin isimlerini (dallar),
manevî dünyadaki kesin karşılıklarını (kökler) tanımlamak için
kullanır. Bu sayede, manevî konular mantıklı bir biçimde aktarılabilir. Bu
dil, konunun tam özünü veren, sebep ve sonuç bağlantısı kuran oldukça
açıklayıcı bir dildir.
2. Gematria / Huruf ve Sayı Gizemciliği Harflerin sayısal değerlerini eşleştirerek gizli
anlamlar ve bağlantılar kurma metodudur.
- Amacı: Bu ilim, kutsal metinlerin (Tevrat)
her sözcüğünün, harfinin ve noktasının bir anlamı olduğuna inanır. Gematria,
manevî seviyeleri ifade eden kodları çözmek için kullanılır.
4.
Dıvekut / Bağ Kabalistik
yolculuğun nihai amacı, kişinin Yaradan'la bütünleşmesi, O'nun nitelikleriyle
bağ kurmasıdır. Dıvekut, kişinin manevî mükemmelliğe eriştiği,
Yaradan'ın istediği seviyeye ulaştığı tam bir bağ/sadakat durumudur. Bu
seviyeye ulaşan Kabalist, Yaratan kadar özgür ve bağımsız hareket
edebilir.
Kabalanın Sınıflandırılması
Kabala / Gizli Bilgelik /, felsefî / felsefî / ve
metodolojik / yöntemsel / bir disiplin olarak, aktarım ve açıklama biçimleri
açısından farklı taksimatlara / sınıflandırmalara / tabi tutulmuştur.
Kabala’nın genellikle dört başlık altında sınıflandırılması tespiti, büyük
Kabalist Baal HaSulam tarafından yapılan ve Kabalistik bilgeliğin tarihsel
süreçte kullandığı dört farklı dil / lisan / veya anlatım formatı
üzerinden açıklanmaktadır.
Bu dörtlü sınıflandırma, Kabala’nın özünün aynı
kalmasına rağmen, manevî / ruhsal / üst dünyaların sistemini ve bu realiteye /
gerçekliğe / nasıl ulaşılacağını farklı biçimlerde tanımlamasından
kaynaklanmaktadır. Kaynaklarımızda bu dört dilin evrimi ve işlevi detaylı
olarak açıklanmıştır.
I. Kabala’nın Temel Dört Anlatım Dili / Lisanı
Baal HaSulam'a göre Kabala’nın Gizli Bilgeliği,
mantığın biçimi açısından farklılaşan, kadim / eski / bir dilin çevrilmiş dört
hali gibidir. Bu diller, manevî konuların anlaşılması için farklı perspektifler
sunar ve her biri kendine özgü bir amaca hizmet eder:
1. Kabala Dili
(Lisan Ha'anafim / Dalların Dili)
Bu dil, Kabalistik metinlerin en son ve en
gelişmiş evrimleşmiş formudur.
- Özellikleri: Kabala
dili, üst dünyalar sistemini ve bunlara nasıl ulaşılacağını doğrudan
tanımlayan manevî üst dünyalar sistemini ifade eder. Bu, manevî / ruhsal /
nesneler ve güçler arasındaki ilişkiyi ortaya koyan özel bir sözlüğe
sahiptir.
- Üstünlüğü: Bu dilin
üstünlüğü, tek bir kelimede var olan anlam derinliğindedir. Manevî
materyal ile maddesel materyalin niteliklerinin birbirine eşit olduğu tezi
sayesinde, Kabala’yı öğrenenler anlamakta yanılmazlar ve bu, öğrencilerin
iç gelişimini yapması ve kendilerini ıslah / arındırması / için gerekli
olan en kullanışlı dildir.
2. Tevrat /
Torah / Dili
Hz. Musa’nın 5 kitabını, Peygamberleri ve Kitab-ı
Mukaddes’i kapsayan bu dil, manevî kavramları hikâyeler ve olaylar üzerinden
anlatır.
- Gizemi: Bu
kitaplar Kabalistler tarafından yazılmış olmasına rağmen, Kabala’nın
dilini bilmeyen bir kişi, bu kitaplarda yazılanların sadece tarih
hikâyeleri olduğuna inanır, zira maneviyat hikâyelerin diliyle
anlatılmıştır.
- İfşa Durumu: Kişi,
manevî edinim sahibi olmadıkça, bu kitaplardaki manevî ilmin
açıklamalarını anlayamaz.
3. Yasaların
Dili
Bu dil, tamamen Tevrat’ın dilini kullanır ve
insanlara manevî yasaları fiziki dünyada nasıl uygulayacaklarını
göstermek ihtiyacından doğmuştur.
- Amacı: Yasalar,
insanın kendi çıkarının sınırlarını aşan her şeyin algılanamaz kalacağı
gerçeği üzerine kuruludur ve kişinin egoizmini özgecilliğe / altruizm /
dönüştürerek Yaradan’la benzerlik kazanmasını hedefler.
4. Efsanelerin
Dili
Bu, konuların algısını aceleye getiren, yardımcı
bir dildir.
- Kullanımı:
Efsaneler, konuların algısını hızlandırmak için yardımcı bir araç olsa da,
kökün ve onun dalının bilgisinden mahrum olduğundan, temel bir dil olarak
kullanılamaz ve nadiren kullanıldığı için gelişmemiştir.
II. Diğer Temel Sınıflandırmalar
Dört dilin yanı sıra, Kabala’nın yapısında
erişilebilirlik ve içerik açısından iki temel ikili taksimat / sınıflandırma /
bulunmaktadır:
A.
Erişilebilirlik (İfşa Olmuş ve Gizlenmiş)
Kabala’nın bütünü, iki ana kısma ayrılmıştır ve
bu durum, çalışmanın metodunu belirler:
- İfşa Olmuş Kısım: Ağızdan
ağıza geçmiş ve birçok kitapta açıklanmış olan kısımdır. Amacı edinmek
buna bağlı olduğu için, Kabala çalışmaya başlayan bir kişi öncelikle bu
kısmı öğrenmelidir.
- Gizlenmiş Kısım: Hiç
tanımlanmamış, sadece bir Kabalistten bir Kabaliste iletilen ve Yaradan’ın
düşüncelerinden oluşan kısımdır. Bu kısım, Yaradan’ın kişisel sırrı
gibi katı yasaklarla korunmuştur.
B. İçerik
(Kutsallık ve Klipa)
Kabala, manevî hayatın iki zıt gücünden bahseder:
- Kutsallık: Manevî
gelişimin pozitif / olumlu / yönüdür. Kişi, büyük hazzın olduğu yere geri
döndüğünde, ancak bunu terk eder ve kaldığı yerden devam ederse bu dönüşe
"kutsallık" denir.
- Klipa / Kabuk: Saf
olmayan, egoistik / bencil / arzuları ifade eder. Klipa (kabuklar),
içimizde manevî arzu için uyanan, ancak arı olmayan güçlerdir. Bunlar,
maneviyatta geri dönüşün farklı bir derecesi olup, kişinin özlem duyduğu
yüksekliğe çıkamamasından dolayı takılı kaldığı dereceye geri dönme
isteğiyle ilişkilendirilir.
Bu taksimatlar, Kabala’nın sadece teorik bir
bilgi yığını değil, aynı zamanda manevî âlemleri doğru yöntemle incelemeyi
sağlayan bilimsel / bilimsel / bir sistem olduğunu göstermektedir.
22 ve 28 Harf…22 ye 10 Sefirot -32
Ezoterik / batınî ilimler ve sayı / harf
gizemciliği / nümeroloji geleneğinde, İbranice'ye dayalı Kabala ile Arapça'ya
dayalı Havâss / gizli ilimler arasında görülen harf sayısındaki bu temel
farklılık (22’ye karşı 28), iki sistemin dayandığı kozmolojik / evrenbilimsel ve
teolojik / ilahiyatla ilgili temellerden kaynaklanmaktadır. Bu farklılık,
esasen harflerin ilahî / kutsal gücünün kökenini ve işlevini belirleyen temel
ontolojik / varlıkbilimsel ayrımı işaret eder.
I. Kabala’nın 22 Harfi: Yaratılışın ve Sesin
Esası
Kabala geleneğinde İbrani alfabesinde yer alan 22
harf, evrenin ve tüm varoluşun temelini oluşturan kozmik / evrensel sesler ve
güçler olarak kabul edilmektedir. Bu 22 harfin varlığı, Kabala’nın kendine has
yaratılış teorisiyle sıkı sıkıya bağlantılıdır:
- Tanrısal Sesler ve Grafikleşme: İbrani alfabesindeki bu 22
temel harf, Tanrı dünyayı yaratmadan önce Kendi ile birdi. Harfler, grafik
/ yazı biçimine geçmeden önce dahi Tanrı ile beraber olan kutsal
seslerdir. Bu 22 ses, daha sonra İbranice dâhil olmak üzere oluşacak tüm
dillerin temelini oluşturur.
- Yaratılışın Yapı Taşları:
Kabala’nın mistik öğretisine göre, Tanrı bu 22 temel harfi kullanarak
yaratılanlara ve gelecekte oluşturulacak her şeye biçim verdi; onları
kesti, biçimlendirdi, ölçtü ve yerlerini değiştirdi. Bu 22 harf ve İlahi 10 Sefirot
/sayı/, Kabala’nın Gizli Bilgeliği’nin 32 yolunu teşkil eder (önceki
yazılarımızda belirtildiği gibi).
- Sınırlı İfşa / Vahiy: Bu
sistemde 22 harfin kullanımı, kutsal metinlerin ve manevî / ruhsal
bilginin sınırlı bir şekilde açığa çıkarılmasını yansıtır. Bu
durum, 22 harfin kendi aralarındaki permütasyon / yer değiştirme ve
kombinasyonları sayesinde ağzın söyleyemediğini ve kulağın
işitemediğini ortaya koyma kapasitesiyle ilişkilidir.
Dolayısıyla, Kabala’nın 22 harfi, evrenin manevî
/ ruhsal özünü oluşturan, ses temelli ve yaratılış sürecine doğrudan katılan ezelî
/ ezeli prensipleri temsil eder.
II. Havâss / Gizli İlimlerin 28 Harfi: Kamer / Ay
Döngüsüyle İlişki
Kabala’dan esinlenerek gelişen veya ona paralel
ilerleyen İslami Havâss / gizli ilimler geleneğinde ise, Arap
alfabesinin 28 harfi temel alınmıştır. Bu sayı, harflerin ontolojik kaynağını
değil, onların kozmolojik ve astrolojik işlevini yansıtır.
- Kamer / Ay’ın 28 Menzili: Arap alfabesinde 28 harfin
bulunmasının ve kullanılmasının temel nedeni, harflerin Kamer’in /
Ay’ın 28 menzili (Menâzili Kameriye) ile birebir
ilişkilendirilmesidir. Kamer’in her bir menzili, yirmidört (24) saat küsur
dakika kalır ve her menzil bir harfe mensuptur.
- Harflerin Uygulamalı / Pratik Fonksiyonu: Havâss
uygulamalarında (tılsımat / tılsımlar, vefkler, davetler) başarının
sağlanması için Kamer’in hangi burçta ve hangi menzilde olduğunun,
menzilin saîd / uğurlu/ veya nahıs /uğursuz/ durumunun iyi
bilinmesi gerekir. Bu 28 harf, pratik / uygulamalı majikal / büyüsel
işlemlerin zamanlamasını ve enerjisini belirlemede anahtar rol oynar.
- Elementlerle / Anasırı Erbaa / İlişkisi: 28 harf
ayrıca anasırı erbaa / dört unsur (Ateş, Toprak, Hava, Su) ile de
ilişkilendirilmiştir; bu da harflerin maddî / fiziksel dünyadaki etkisini
açıklar.
III. Farklılığın Esas Nedeni
Bu iki farklı harf sayısının oluşmasının temel
nedeni, Kabala ve Havâss geleneklerinin kozmik haritalama /evrensel
düzeni haritalama/ stratejilerinin farklı olmasıdır:
- Kabala (22 Harf): Kabala,
22 harfi ilahi yaratım gücünün saf, soyut ifadesi olarak ele alır
ve harfleri doğrudan manevî / ruhsal prensiplerle (Sefirot)
eşleştirir. Kabala’daki 22 harf, İbrani alfabesinin kadim / eski
yapısından kaynaklanır.
- Havâss/Gizli İlimler (28 Harf): Havâss
geleneği, Arap alfabesindeki 28 harfi, Ay’ın (Kamer) yeryüzündeki
olaylar üzerindeki etkisini ve astrolojik zamanlamayı yöneten yirmisekiz
menzili ile eşleştirerek, daha ziyade uygulamalı ve dünyevi
değişimleri hedefleyen bir sistem kurmuştur.
Bu nedenle
Kabala'da 22 harf varken diğer gizli ilimlerde (özellikle Arapça tabanlı) 28
harf kullanılması, harf mistisizminin farklı kozmolojik bağlamlarda (İlahi
Yaratılışın 22 Yolu vs. Kamer’in 28 Menzili) kendine uygulama alanı bulmasının
bir sonucudur.
Kabala / Gizli Bilgelik / ilmi, evrenin ve tüm
varoluşun sırlarının İbrani alfabesinin harfleri ve sayısal değerleri
aracılığıyla kodlandığı prensibine dayanmaktadır. Bu nedenle, İbranice'deki
harfler, Kabalistlerin / Kabalacıların / manevî / ruhsal / realiteyi /
gerçekliği / idrak etmeleri için kullandıkları en temel yapı taşlarıdır ve 22
harften oluşmaktadır.
Bu harfler ve onlarla ilişkilendirilen sayılar,
Kabala’nın merkezinde yer alan Gematria / sayı gizemciliği /
sistematiğini oluşturur.
I. Kabala’daki Harflerin Ontolojik /
Varlıkbilimsel / Niteliği (22 Harf)
|
TABLO I.- İBRANI VE KELDANİ HARFLER |
||||||
|
Sıra |
İbrani ve Keldani Harf |
Adları |
Adların Manaları |
Ses veya Güç |
Bu eserde Latin Harfleri |
Sayısal Değerleri |
|
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 |
|
Aleph Beth Gimel Daleth He Vau Zayin Cheth Teth Yod Caph Lamed Mem Nun Samekh Ayin Pe Tzaddi Qoph Resh Shin Tau |
Öküz Ev Deve Kapı Pencere Çivi Silah, Kılıç Çit yılan El Avuç Öküz üvendiresi Su Balık Destek Göz Ağız Balık kancası Başın arkası Baş Diş Haç işareti |
a (yumuşak nefesle) b, bh (v) g (sert), gh d, dh (düz th) h (sert nefesle) v,u, z, dz h, ç (ch) (gırtlaktan) t (kuvvetli) i, y k, kh l m n s o, â, ng (gırtlaktan) p, f (ph) ts, tz, j q, qh (gırtlaktan) r ş (sh), s th, t |
A B G D H V Z Ch T I K K M N S O P Tz Q R Sh Th |
1 (Binler hep daha 2 daha büyük bir 3 harfle gösterilir. 4 Dolayısıyla, 5 diğer harflere 6 kıyasla büyük 7 bir Aleph'in 8 değeri 10000'dir) 9 10 20 son = 500 30 40 son = 600 50 son = 700 60 70 80 son = 800 90 son = 900 100 (son harflerin 200 sayısı her 300 zaman yüksek 400 gösterilmez) |
İbrani alfabesinin 22 harfi, Kabala’da sadece
dilbilimsel / linguistik / semboller olarak değil, Yaradan’ın / Yaratıcı’nın/
yaratıcı gücünün ezelî / ezeli / mevcudiyetleri olarak kabul edilir.
- Yaratılışın Temeli:
Kabalistlere göre, kelime yaratılan her şeyin temelidir, ve
kelimeler harflerden oluştuğu için, her harf İlahi Olan'ın özel bir
tezahürüne karşılık gelen gerçek güce sahip aktif bir kuvvet olarak kabul
edilmektedir. Harfler, Tanrı’nın bilinmez dünyasını oluşturan, ilahi
isteğe uygun olarak yayıldığı bir Dil/Lisan dünyasıdır.
- Tevrat / Torah’ın Kutsiyeti:
Tevrat'taki her sözcüğün, her harfin ve hatta her noktanın bir anlamı
olduğuna inanılır ve bu nedenle metin değiştirilemez. Tevrat’ın kutsal
İbrani harfleriyle yazılmış olması, onun harflerinde manevî bir mevcudiyet
(partzuf) taşıdığı anlamına gelir. Ayrıca Tevrat’ın sesli harf ve
noktalama işaretlerini içermemesi, onun ezelde harf olarak bulunmasıyla
ilişkilendirilmiştir.
- Harflerin İşlevi: İbrani
harfleri, akıl ve beden arasında birleştirici unsur özelliği taşır. Bu
harfler üzerine yapılan yoğun meditasyonlar sonucu Kabalist, harfleri
ışığa indirgeyebilir.
II. Harflerin Sayısal Değerleri ve Gematria /
Sayı Gizemciliği
Harflerin sayısal değerlere dönüştürülerek
yorumlanması olan Gematria, Kabala’nın temel kriptogramatik / şifre
çözücü / yöntemidir. Bu yöntemle, harflerle sayılar ve diğer harfler arasında
birçok benzerlik olduğuna inanılmaktadır.
- Gematria’nın Tanımı ve Kökeni: Gematria
terimi, İbrani alfabesinin ilk dört harfinin okunuşundan (Aleph, Beth,
Gimel/Cimel, Daleth) türeyen "Ebced" ismini taşımaktadır. İbrani
alfabesindeki her harfin bir sayısal değeri vardır.
- Sayısal Değerlerin Amacı:
Harflerin sayısal değerleri, elde edilmesi gereken manevî seviyeleri
/ dereceleri/ ifade eden kodlardır. Bir ismin sayıya dönüştürülmesine Gematria
denir.
- Uygulama Örnekleri:
- İsimlerin Eşitlenmesi: Bu
yöntemle, İbranice kelimeler aynı Ebced değerindeki kelimelerle
değiştirilir. Örneğin, Tanrı'nın
bir ismi (YHVH) ile Âdem veya insan kelimesi aynı
sayısal değere sahip olabilir; bu, harflerin gizli anlamlarını deşifre
etmeye imkân tanır.
- Değerlerin Değişkenliği:
Kelimenin sonunda şekli değişen harflerin sayı değerleri de
değişmektedir. Kabala'da harflere sayısal değerler atanmasında farklı
kaynaklarda çeşitli listeler sunulur.
- Kehanet ve Analiz: Bazı Kabalistik
sistemlerde, bir kişinin doğum adı, 400 sayı ve 22 alfabe üzerinden
analiz edilmiştir.
III. Harflerin Pratik ve Manevî İşlevleri
Kabala, harflerin sadece teorik anlamda değil,
pratik olarak da kullanılmasına olanak tanıyan yöntemlere sahiptir:
- Kriptogramatik Yöntemler: Gematria
haricinde, Kabala'da üç ana kriptogramatik yöntem kullanılır:
- Notarikon: Bir ayetteki kelimelerin
ilk harflerini alıp yeni bir kelime üretmektir. İlahi sıfatlar ve
melek/şeytan isimleri çoğunlukla bu yöntem kullanılarak ortaya
çıkartılmıştır.
- Temura: Bu
yöntem, harflerin yerini değiştirerek birçok ilahi mesajın anlamını
deşifre etmektir; bir yorum / tefsir / ustalığı gerektirir.
- Hayır / Şer İşlevleri ve Meciz / Karıştırma
/: Harf gizemciliğinde harflerin elementlere göre ayrılması (Ateş,
Toprak, Hava, Su), harflerin hayır (muhabbet / sevgi, kabul) veya şer
(yıkım, caydırma) amaçlı kullanımı üzerinde etkilidir.
- Karıştırma (Mecz):
Harflerin birbirine karıştırılarak yazılması, hayır (sağdan
karıştırma) veya şer (soldan karıştırma) işler için kullanılır.
Örneğin, ateş harflerinin kullanılması, muhabbet celbinde / sevgi çekmede
/ isim sahiplerinin de birbirine ısınmasını sağlamaya yönelik taklit
büyüsü / majisi / örneğidir (önceki yazılarımızda bu hususa
değinilmişti).
- Harflerin Zıtlıkları ve Uyumları:
Harflerin sayısal değerleri (tek veya çift) onların manevî cinsiyetini
(erkek veya dişi) belirler. Bu sistemde zıtlıklar, harflerin elementleri
ve cinsiyetleriyle ilişkilendirilerek yorumlanır. Harflerin bir araya
gelmesiyle oluşan tılsımların / vefklerin / gücü, harflere atfedilen bu
özelliklerden ve enerjiden gelir.
Kabalist, bu
harflerin açılımını ve sayısal değerlerini öğrenerek, harflerin doğurduğu
farklı kombinasyonlar aracılığıyla her kelimede "bir çok ışık"
bulunduğuna inanır. Bu ilim, maneviyat edinme yolunda ilerlemek için elzemdir
ve anlamak için İbranice'yi bilmek ve harflerin anlamlarını bilmek gerekir.
I. İbrani Alfabesindeki Harflerin Yapısı ve
Özellikleri
İbrani alfabesi sağdan sola doğru okunmaktadır.
Harflerin isimleri ve şekilleri, onların manevî / ruhsal / kuvvetini ve kozmik
/ evrensel / titreşimini yansıtır.
- Harflerin Şekil Değişimi: İbrani
alfabesinde yer alan bazı harflerin, kelimenin sonuna geldiklerinde
okunuşları değişmese dahi şekilleri değişmektedir. Kaynaklarda bu
şekilde sonda biçimi değişen beş harf (Kaf, Mem, Nun, Pe ve Şade)
olduğu belirtilmiş olup, bu sondaki biçimler genellikle alt çizginin
uzatılması yoluyla olağan biçimlerden türetilmektedir.
- Harflerin Kutsiyeti: İbrani
harflerine erken dönemde yüklenmiş olan kutsallık özelliği /
kutsiyet /, bu dizgenin Hristiyanlık çağının başına dek dahi din dışı /
seküler / kullanımdan kaçınılmasına ve hesaplamalar için yabancı dizgelere
başvurulmasına neden olmuştur. Bu, harflerin sadece dinsel alanla ilgili
hesaplamalara ayrılma isteğini göstermektedir.
- İlahi Aleme Titreşim:
Harflerin zihinde resmedilmesi (Hurufu Fikriye), seslendirilmesi (Hurufu
Lafziye) veya kalemle resmedilmesi (Hurufu Hattiye) şeklindeki
her bir tasnifin kendine özgü bir ruhani güce sahip olduğu ve İlahi
âleme bir titreşim yansıttığı kabul edilmektedir.
II. Gematria ve Harflerin Sayısal Değerleri
Kabala’nın Gematria sistemi, İbrani
alfabesinin 22 harfine, Fenike harflerinin sırasıyla uygun olarak sayısal
değerler yüklemekten oluşur. Bu değerler, harflerin taşıdığı manevî seviyeleri
ve kodları çözmek için kullanılır.
Harflerin sayısal değerlerinin atanma sistemi şu
şekildedir:
- Birler / Üniteler (1-9):
Alfabenin ilk dokuz harfi (Alef’ten Tefe’ye kadar), ilk dokuz sayıya
(birimlere) bağlanır.
- Onlar (10-90): Sonraki
dokuz harf (Yod’dan Sade’ye kadar), dokuz 10’a (onlara) bağlanır.
- Yüzler (100-400): Son dört
harf (Kof’tan Tav’a kadar), ilk dört 100’e bağlanır.
Bu yapı, harflerin sayısal değerlerinin sistemli
ve hiyerarşik bir düzende ilerlediğini göstermektedir. Ayrıca, binlerin
betimlemesi için, ilgili birimlerin, onların ve yüzlerin üzerine iki nokta
konması gerekmektedir; bu, harfin değerini 1000 ile çarpmaktadır.
Kabala /Gizli Bilgelik/ sisteminin özünü
oluşturan İbrani alfabesi, 22 temel harften meydana gelmektedir. Bu harfler,
sadece dilsel / linguistik / işaretler değil, aynı zamanda Yaradan’ın /
Yaratıcı’nın / yaratıcı gücünü taşıyan kozmik / evrensel / kuvvetlerdir.
Harflere dair sayısal değerler, manevî / ruhsal / dereceler ve bu harflerin
unsurlarla / elementlerle / olan ilişkileri, Gematria ve ezoterik /
batınî / Kabala uygulamalarının temelini oluşturur.
I. İbrani Alfabesinin Yapısı ve Sayısal Değer
Atama Sistemi
Kabala, İbrani harflerini kutsal addeder ve her
harfin bir sayısal değere sahip olduğu Gematria / sayı gizemciliği /
yöntemini kullanır.
- Harf Sayısı ve Kutsiyeti: İbrani
alfabesi 22 harften oluşur. Bu harfler, Tanrı dünyayı yaratmadan önce
Kendi ile beraber olan kutsal sesler olarak kabul edilir ve
Tanrı’nın yaratma aracıdır. Harflerin kutsallığı sebebiyle, Hristiyanlık
çağına kadar dahi dinsel olmayan / seküler / kullanımlardan kaçınılmış, bu
dizge sadece dinsel alanla ilgili hesaplara ayrılmak istenmiştir.
- Sayısal Değer Atanması (Gematria): İbrani
harflerine sayısal değerler (harf-rakamlar) atanırken, harflerin sırası
esas alınır.
- 1’den 9’a Kadar (Birler):
Alfabenin ilk dokuz harfi, ilk dokuz sayıya (birimlere) bağlanır.
- 10’dan 90’a Kadar (Onlar): Sonraki
dokuz harf, dokuz 10’a (onlara) bağlanır.
- 100’den 400’e Kadar (Yüzler): Son
dört harf, ilk dört 100’e bağlanır.
- Binler:
Binlerin betimlenmesi için, ilgili birimlerin, onların ve yüzlerin
üzerine iki nokta konur. Bu, harfin değerini 1000 ile
çarpmaktadır.
- Şekil Değişiklikleri: İbranice
sağdan sola doğru okunur. Bazı harflerin kelimenin sonuna geldiklerinde
okunuşlarında farklılık olmamasına rağmen şekilleri değişir.
II. Harflerin Cinsiyet / Erkek ve Dişi Durumu
Kabala geleneği ile yakından ilişkili Ebced
ve Havâss sistemlerinde, harflerin sayısal değerleri üzerinden manevî /
ruhsal / cinsiyetleri belirlenir. Bu kural, esasen 28 harfli sisteme ait olsa
da, Gematria’nın temel sayısal mantığının bir uzantısıdır:
- Tek Sayılı Değerler: Sayısal
değerleri tek olan harfler, erkek olarak kabul edilir.
- Çift Sayılı Değerler: Sayısal
değerleri çift olan harfler, dişi olarak kabul edilir.
III. Harflerin Astroloji / Gezegen ve Manevî
Varlık İlişkisi
Harflerin gezegenlerle ve manevî varlıklarla
ilişkilendirilmesi, esasen harflerin Tabiat / Unsurlarına ve manevî
sınıflandırmasına dayanır.
A. Gezegen ve
Astroloji Bağlantıları
Havâss sisteminde 28 harf dört unsura (Ateş, Toprak,
Hava, Su) ayrılır. Harfler, bu unsur tabiatlarına göre yedi (7) gezegenle
ilişkilendirilir, ancak bu ilişkilendirme Kabala’nın 22 harfine dair spesifik
tablo halinde sunulmamıştır.
- Unsur Analizi: Hastanın
ismindeki harflerin tabiatına ters olan harflerle karıştırılması (mezc)
suretiyle hastalıkların tedavi edilmesi gibi uygulamalarda harflerin
tabiatları esas alınır. Harflerin tabiatları da gezegenlerin doğalarına
göre belirlenir (örneğin Salı gününün sıcak ve kuru Mars ile
ilişkilendirilmesi).
B. Nurani /
Işıklı / ve Zülmani / Karanlık / Harfler
Manevî varlıklarla iletişimde, harflerin Nurani
(Işıklı/Hayırlı) ve Zülmani (Karanlık/Şerli) olarak ayrılması önemlidir.
Ancak kaynaklarda bu ayrım 28 harf için yapılmıştır.
- Nurani Harfler (28 Harfli Sistemde): ا ح ر س ص ط ع ق ك ل م ن هـ ى (Elif, Ha, Sin,
Sat, Tı, Ayın, Kaf, Kef, Lam, Mim, Nun, He, Ye). Matlubun ismindeki
harflerin çoğunluğu nurani ise murat üç güne kadar hasıl olur.
- Zülmani Harfler (28 Harfli Sistemde): ب ت ث ج خ د ذ ز ش ض ظ غ ف و (Be, Te, Se,
Cim, Hı, Dal, Zel, Ze, Şın, Dat, Zı, Ayın, Fe, Vav). Çoğunluk zülmani
harflerden oluşursa, murat yedi güne kadar hasıl olur.
C. Melek ve
Şeytan İsimleri İlişkisi
Kabala'da harflerin manevî güçlerle bağlantısı
kurulsa da, her harfin kendisine atanmış spesifik bir melek veya şeytan ismi
mevcut kaynaklarda belirtilmemiştir. Ancak genel olarak şunlar bilinmektedir:
- İlahi İsimler: Her
harf, o harfle başlayan Esma-i Hüsnâ’dan bir isimle
ilişkilendirilebilir. Bu isimler, manevî enerjiyi harekete geçirir.
- Melek İsimleri: Büyüsel
dairelerin etrafına İbranice harflerin, yıldızların ve astrolojik
işaretlerin çizilmesi ritüeli mevcuttur. Ayrıca Celcelutiyye gibi
Süryanice isimler içeren vefklerde / tılsımlarda / harflerin Süryanice
karşılıkları da verilmiştir (Örn: Vav harfinin Süryanice ismi
Verkeşlû'dur).
- Şeytan İsimleri: Şeytanın
bütün isimlerinin eski İbranice olduğu; ancak sadece sessiz harflerden
oluştuğu ve seslilerin tahmin edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu durum,
şeytanın isminin harflerle bağlantılı olduğunu ima eder, ancak spesifik
bir harf-şeytan eşleşmesi verilmemiştir.
Özet Tablo (Mevcut Verilere Göre)
Aşağıdaki tablo, İbrani harflerine atfedilen
temel özellikleri, mevcut kaynaklardaki kesin veriler ışığında göstermektedir.
Harf isimlerinin tamamı veya değerleri tek tek listelenemediği için, yalnızca
sistemin yapısı ve harf türleri sunulmuştur.
|
Harf Grubu |
Sayısal Değer Aralığı |
Gematria İşlevi |
Harf Özelliği / Tabiatı |
Bağlantılı Manevî Konseptler |
|
Birler (Alef - Tet) |
1’den 9’a kadar |
İlk dokuz birim değerini temsil eder. |
Tek/Çift olma durumuna göre Erkek/Dişi olarak
sınıflandırılır. |
Yaratılışın ve İlahi Gücün Temeli. |
|
Onlar (Yod - Sade) |
10’dan 90’a kadar |
Onluk değerleri temsil eder. |
Unsurlara göre (Ateş, Toprak, Hava, Su)
ayrılabilir. |
Tikkun / Islah / ve Sefirot / Sayılar / ile
ilişkili manevî kodlar. |
|
Yüzler (Kof - Tav) |
100’den 400’e kadar |
Yüzlük değerleri temsil eder. |
Kelime sonunda şekli değişen harfler bulunur. |
Kozmik enerjilerin ve ilahi mertebelerin (Merkabah)
tecessüm etme aracı. |
|
Binler |
x 1000 |
İlgili harfin üzerine iki nokta konarak değeri
çarpılır. |
En yüksek sayısal ve manevî gücü ifade eder. |
Yüksek manevî realiteye / gerçekliğe / ait
bilgiler. |
Kabalistik / Gizli Bilgelik / sistemi, İbrani
alfabesinin 22 harfi üzerine inşa edilmiştir. Bu harfler, Kabala’ya göre
Yaradan’ın / Yaratıcı’nın / yaratıcı gücünün ezelî / ezeli /
mevcudiyetleri olup, tüm kozmik / evrensel / kuvvetleri ve manevî / ruhsal /
dereceleri kodlamaktadır.
Bu bağlamda talep ettiğiniz İbrani harflerinin
adları, sayısal değerleri, özellikleri, astrolojik veya manevî varlıklarla olan
ilişkileri (melek/şeytan) hakkında kapsamlı bir tablo, kaynaklarımızdaki Kabala
prensipleri ve Gematria / sayı gizemciliği / metodolojisi temelinde
aşağıda sunulmuştur.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, harflerin
gezegen, melek ve şeytanlarla kesin eşleştirilmesi (Havâss gibi) veya
hayır/şer olarak pratik amaçlarla kullanılması, otantik Kabala'nın doğrudan
alanı değildir ve genellikle daha sonraki ezoterik / batınî / ekoller
tarafından geliştirilmiş, 28 harfli Arap alfabesi sisteminde detaylandırılmış
pratiklerdir. Kabala’nın 22 harf üzerine kurulu sistemi, esas olarak manevî
dereceleri ve yaratılış kodlarını çözmeye odaklanır.
I. Kabala’da Harflerin Yapısı ve Sayısal
Değerleri (Gematria)
Kabalistik harf analizi olan Gematria
sistemi, harfleri konumlarına göre üç ana kategoriye ayırarak sayısal değer
atar: Birler, Onlar ve Yüzler.
|
İbrani Harf Grubu |
Sayısal Değer Aralığı |
Gematria İşlevi (Değer Atama) |
Harf Sayısı |
|
Birler (Alef’ten Tet’e) |
1’den 9’a kadar |
Alfabenin ilk 9 harfi, birim değerlere
bağlanır. |
9 |
|
Onlar (Yod’dan Sade’ye) |
10’dan 90’a kadar |
Sonraki 9 harf, onluk değerlere bağlanır (10,
20... 90). |
9 |
|
Yüzler (Kof’tan Tav’a) |
100’den 400’e kadar |
Son 4 harf, yüzlük değerlere bağlanır (100,
200, 300, 400). |
4 |
|
Toplam Harf Sayısı |
— |
— |
22 |
Ek Bilgi: Binlik değerler için, ilgili
harflerin üzerine iki nokta konur; bu, harfin değerini 1000 ile çarpar.
II. Harflerin Kabalistik Özellikleri ve Gizemi
Kabala’da harfler, soyut manevî / ruhsal /
kavramları temsil eden kodlar ve nitelikler olarak kabul edilir.
Harflerin gizemi, onların Yaradan'ın Sefirot / sayılar / sistemiyle olan
bağlantısından gelir.
|
Kabalistik Özellik |
Açıklama ve Gizemi |
Kaynak |
|
Ontolojik Statü |
Harfler, Tanrı’nın yaratma aracı ve tüm
varoluşun kendisiyle neşv-ü nemâ bulduğu / gelişip büyüdüğü / temel
kuvvetlerdir. |
|
|
Harfin Niteliği |
Her harf, üst dünyanın belirli bir niteliğidir,
bir kural veya bir kodudur ki kişi üst dünyada bunu kavrar. |
|
|
Başlangıç Noktası |
Harfler, manevî âlemde bir nokta ile
başlar. Bu nokta, ya kişinin kendi egosudur (üst Işığın içine
getirilmesi gereken siyah kısım) ya da üst/alt dünyadan gelen bir izlenimdir. |
|
|
Gematria Eşitlemesi |
Gematria’ya göre birbiri ile değiştirilebilen
harfler vardır (on, yüz, bin vb.). Bu, aynı sayısal değere sahip kelimelerin
manevî bir ilişki içinde olduğunu gösterir. |
|
|
Kriptogramatik Analiz |
Harflerin ters dönmüş düzeni (Temura
/ dönüşüm /) vardır. Bu, hangi güçlerin farklı seviyelerde davrandığını
görmek için kullanılır. Yaygın formu ATBSH (Atbaş) olarak bilinir. |
|
|
Sonda Şekli Değişenler |
Beş harfin (Kaf, Mem, Nun, Pe, Şade) kelimenin
sonunda şekli değişir (genellikle alt çizginin uzatılmasıyla). |
|
|
Cinsiyet Durumu |
Harflerin sayısal değerlerine göre manevî /
ruhsal / cinsiyetleri belirlenir. Tek sayılı değere sahip harfler erkek,
çift sayılı değere sahip harfler dişi kabul edilir (Bu kural
genel ezoterik nümerolojiden gelir). |
(Önceki yazılarımızda belirtildiği gibi) |
IV. Astroloji, Gezegen ve Manevî Varlık İlişkisi
Üzerine Notlar
Kabala’nın otantik metinlerinde 22 harfin her
birine spesifik olarak bir gezegen, melek ya da şeytan ismi atanmasına dair
bütüncül bir tablo mevcut değildir. Ancak harflerin manevî âlemle ilişkisine
dair şunlar bilinmektedir:
- Gezegensel Bağlantı:
Harflerin gezegenlerle olan ilişkilendirilmesi, genellikle 28 harfli
Arapça alfabesi sistemindeki Anasırı Erbaa / Dört Element / harf
taksimine dayanır. Kabala’nın 22 harfinde ise bu ilişki, genellikle Sefirot
ve Hayat Ağacı sistemi üzerinden kurulur.
- Melek ve Şeytanlar: Harfler,
manevî varlıkları çağırmada kullanılır. Şeytanın bütün isimlerinin eski İbranice
olduğu ve sadece sessiz harflerden oluştuğu, bu nedenle seslilerin tahmin
edilmesi gerektiği bir sihir / büyü / ilkesidir. Harflerin bu
gizemi, onlara hizmet eden ruhani varlıklar (hâdim) ile
ilişkilidir. Her harfin ona hizmet eden bir meleği olduğu inancı da
mevcuttur.
- Gizli Diller:
Süryanice'nin manevî dili büyük keşif sahiplerinin dili olup, ma'rifet
üzerine yaratılan meleklerin bu dil ile konuştuğu kabul edilir. İbrani
harflerinin bu Süryanice dilindeki karşılıkları ve isimleri de mevcuttur
(Örn: Vav harfinin Süryanice ismi Verkeşlû'dur).
Bu bilgiler ışığında, Kabala'da harflerin manevî
gücü, dışsal bir gezegen etkisinden ziyade, Yaradan’ın Sefirotları
üzerindeki içsel niteliği ve yaratılış kodlarını çözme yeteneği ile
ilişkilidir.
Sefirot (İbranice çoğul: Sephiroth, tekil: Sephira)
doktrini
Kabala / Gizli Bilgelik / sisteminin merkezinde
yer alan Sefirot (İbranice çoğul: Sephiroth,
tekil: Sephira) doktrini, Yaratıcı'nın / Yaradan'ın / kendini açığa
vurumunu, evrenin manevî / ruhsal / hiyerarşisini ve varoluşun tamamlanma
mekanizmasını açıklayan on (10) ayrı tecelliyi / tezahürü / ifade eder.
Kabalistler, Sefirot'u, yaratılışın ve tüm realitenin / gerçekliğin /
kalıcı, değişmez yapısı olarak görmektedirler.
I. Sefirot’un Tanımı ve Ontolojik Konumu
Sefirot, kelime anlamı itibarıyla en iyi "sayısal
tecelli / tezahür" olarak tanımlanabilir ve ondalık sistemdeki 1'den 10'a
kadar olan sayıların en soyut biçimleridir.
A. Köken ve Yaratılış Süreci
- Ein Sof’tan İntişar / Yayılım: Sefirot,
"Sonsuz Tanrı" veya Ain Sof adı verilen mutlak birlikten,
sınırsız ışıktan (Ain Soph Aur) tecelli eden, yaratılmamış, saf
güçlerdir. Sefirot, faaliyetleri sürekli olduğu halde
küçülmediklerinden yaratılmış olamazlar; dolayısıyla tecellidirler.
- Yaratılışın Yapı Taşları:
Kabala’ya göre yaratılış süreci, Yaratıcı'nın on kutsal sayısını (Sefirot)
ve 22 İbrani harfini içeren bir süreç olarak açıklanmıştır. Bu sayılar ve
harfler toplamda Gizli Bilgeliğin otuz iki yolunu oluşturmaktadır. Sefirot,
duyular dışı mutlakın aksine, evrensel varoluşa dâhil olan temel bir
realitedir.
- İlahi Amaç: Sefirot,
Tanrı ile insan arasındaki bağlantının on seviyesini temsil eder. Onlar,
sınırlı olan her şeyin potansiyelini içermek durumundadır, zira bütün
varolan şeyler Sefirot aracılığıyla var olmuşlardır.
B. Dualite ve Etkileşim (Denge)
Sefirotlar, yalnızca pasif değil, aynı zamanda
aktiftirler (Meqabil Va-Metheqabel). Bu durum, Sefirot düzeninde
dengeyi sağlamak için hayati öneme sahiptir:
- Androjen / Çift Cinsiyetli Yapı: Her Sephira,
Sefirot dizisinde bir önceki Sephira'ya karşı dişil ve
alıcı, bir sonraki Sephira'ya karşı ise eril ve verici
olacaktır. Bu nedenle her Sephira'nın androjen / çift cinsiyetli /
bir niteliği vardır.
- Denge Kavramı: Denge (Metheqela),
zıtların denkleşmesinden ortaya çıkan ahenktir. Sefirot triadları /
üçlüleri / içindeki denge, iki zıt vasfın (eril ve dişil güçlerin)
karşılıklı çatışması ve denkleşmesi sonucu bir üçüncü Sephira'nın
oluşmasına neden olur. Bu, Kabala'nın temel kavramlarından biridir.
II. Sefirotların Hiyerarşik ve Yapısal
Sınıflandırması
Sefirot, Hayat Ağacı (Otz Chaiim) adı
verilen bir yapıyı oluşturur. Bu yapı, manevî realiteyi üç temel sütun ve üç
temel âleme ayırır.
A. Üç Sütun Sistemi
- Merhamet
Sütunu (Sağ):
İkinci (Chokmah), dördüncü (Chesed) ve yedinci (Netzach)
tecellileri içerir.
- Adalet
Sütunu (Sol):
Üçüncü (Binah), beşinci (Geburah) ve sekizinci (Hod)
tecellileri içerir.
- Narinlik
Orta Sütunu:
Birinci (Kether), altıncı (Tiphereth) ve onuncu (Malkuth)
tecellileri içerir.
B. Üç Üçlü / Triad / ve Dört Alem
Sefirot, manevî âlemleri yansıtan üç temel üçlüye
ayrılır:
- Düşünsel / Akli Âlem (Olahm Mevshekal): En üst
üçlüdür. Taç (Kether), Hikmet (Chokmah) ve İdrak (Binah)
Sefirotlarını içerir.
- Ahlaki / Ruhsal Âlem (Olahm Morgash): Orta
üçlüdür. Sevgi (Chesed), Adalet (Geburah) ve Güzellik (Tiphereth)
Sefirotlarını içerir.
- Maddî / Bedensel Âlem (Olahm Ha-Mevetbau): Son dört
Sefirot'tan oluşur ve güç ile istikrarı temsil eder.
Bu Sefirotlar, dört ana âleme / dünya
seviyesine / yansır: Atziloth (Arketipler/Tecelliler Alemi), Briah (Yaratılış
Alemi), Yetzirah (Oluşma/Melekler Alemi) ve Asiah (Hareket/Kabuklar Alemi).
III. Temel Sefirotların İsimleri ve Vasıfları
|
Sayı |
İbranice Adı (Transliterasyon) |
Türkçe Karşılığı |
Gizemli Vasıfları / Diğer İsimleri |
|
1 |
Kether (KThR) |
Taç |
Macroprosopus (Büyük Yüz), İlk Işıma, İdrak
Ötesi Yükseklik (Rom Maaulah). Gizli Sefirot'un Malkuth'u
olarak da adlandırılır. |
|
2 |
Chokmah (ChKMH) |
Hikmet / Bilgelik |
Eril, Aktif Güç, Baba (Ab). |
|
3 |
Binah (BINH) |
İdrak / Anlayış |
Dişil, Pasif Güç, Yüksek Ana (Aima), Deniz. |
|
4 |
Chesed (CHSD) |
Sevgi / Merhamet |
. |
|
5 |
Geburah (GBVRH) |
Adalet / Güç |
Din (Adalet), Pachad (Korku). |
|
6 |
Tiphereth (ThPARTh) |
Güzellik / Zariflik |
Birleştirici Sephira, Microprosopus
(Küçük Yüz) veya Kral (Melekh). |
|
9 |
Yesod (ISVD) |
Temel |
Erdemli Olan Dünyanın Temelidir (Tzediq
Yesod Olahm), fiziksel bedenin eti. |
|
10 |
Malkuth (MLKVTh) |
Krallık / Ülke |
Son Sephira, Kraliçe, Gelin
(Microprosopus'un Gelini), Shekinah. |
IV. Sefirot ve İnsan
Sefirot, sadece kozmik bir sistemi değil, aynı zamanda
insanın manevî / ruhsal / yapısını da temsil eder. Onlar, Semavî Adam (Adam
Qadmon) adı verilen İlkel Varlık'ı temsil eder.
- Harflerle İlişki: Harfler,
Sefirot dizisinde anahtar bir rol oynar. Sefirot'un on
harfi, bütün gerçekliğin kalıcı değişmez yapısıdır. 27 harfin doğru
güçlerini yanlışsız bir şekilde edinerek ve düzenleyerek, kişi bütünlüğü
ve sınırsız gelişimi hissedebilir.
- Ruhun Bölünmesi: İnsan
ruhu da, Sefirot'a tekabül eden üçlü bölmelere sahiptir:
- Neschamah
(Varlığın en yüksek derecesi): Taç'a (Kether) tekabül eder, Akli
Âlemi temsil eder.
- Ruach (Ruh):
İyilik ve şerliğin mekânı olarak Güzellik'e (Tiphereth) tekabül
eder, Ahlaki Âlemi temsil eder.
- Nephesh (Nefis
/ Hayvani yaşam): Temel'e (Yesod) tekabül eder, Maddi Âlemi temsil
eder.
- Gimar Tikun (Nihai Islah): Sefirotlar
yukarı çıkarılabilir ve ilgili oldukları Atzilut dünyasının Sefirot'una
bağlanabilirse, onları Işık ile doldurmak mümkün olacaktır; bu duruma Gimar
Tikun (Nihai Islah) denir. Bu, alma eyleminin ihsan için gerekli olan
bir Kli / kap / olarak kullanılmasıyla mümkündür.
Kabala Sistemi
İle Metrik Sistem / Ölçev Sistemi / Karşılaştırılması
Kabala / Gizli Bilgelik / sistemi ile Metrik
Sistem / Ölçev Sistemi / karşılaştırılması, iki disiplinin temelini oluşturan
ontolojik / varlıkbilimsel /, felsefi / felsefî / ve metodolojik / yöntemsel /
hedeflerin birbirinden köklü biçimde farklılaşması üzerinden
gerçekleştirilmelidir. Kabala, manevî / ruhsal / bir idrak bilimi iken, Metrik
Sistem, maddî / fiziksel / dünyanın nesnel / objektif / standartlaşmasını
sağlayan pratik / uygulamalı / bir dizgedir.
I. Temel Amaç ve Ontolojik Farklılık
Kabala ve Metrik Sistem, realitenin / gerçekliğin
/ farklı katmanlarına odaklanır ve bu durum, sistemlerin kuruluş amacını ve
felsefî tabanını ayırır.
A. Kabala’nın
Amacı: Manevî Islah ve Mutlak Bilgelik
Kabala, insanın varoluşunun gayesini keşfetmesini
sağlamayı hedefleyen pratik bir metottur. Bu ilmin temel amacı, kişinin
doğasını değiştirerek, egoist / bencil / alma arzusunu (Kli)
Yaradan’ın ihsan etme / özgecil / niteliğine eşitlemesini (form
eşitliği) sağlamaktır. Kabala, kişinin fizikî dünyada edindiği her şeyi Yaradan’a
verme niyetiyle kullanma arzusunda olduğunu vurgular.
- Gizem ve İdrak: Kabala,
maddî bedenin ötesindeki üst dünyaları ve Yaratılış Planı’nın
bütününü algılamaya olanak tanıyan altıncı hissi / 6. his /
edinmeyi öğretir. Bu sistem, kişiye kendi doğasını inceleyen kesin ve
zaman testinden geçmiş bir yöntem sunar.
- Kehanet ve Falcılık Reddi: Otantik
Kabala, maddi hedeflerle (ev kredisi ödemek, işte başarılı olmak) ilgili
değildir. Büyü, tılsım ve numeroloji gibi kavramların, Kabala ilminin
ticarî emeller için geliştirilen manipülasyonu ve putperestlik
/ idolatry / olarak kabul edildiği önemle vurgulanır.
B. Metrik
Sistemin Amacı: Pratik Standartlaşma ve Aritmetik Kolaylık
Metrik Sistem, bilim, teknik ve ticarî / ticari /
hesaplamaların gerekliliklerinden doğan, maddî ölçülerin standartlaştırılmasını
hedefleyen bir sistemdir.
- Standartlaşma: Metrik
Sistem, Fransız Devrimi döneminde eski, tuhaf ve kullanışsız ağırlık ve
ölçüm sistemlerinin yerine, tamamen on tabanına / desimal / dayalı,
tutarlı ve türdeş bir ölçü sistemi koymak amacıyla yaratılmıştır.
- Pratiklik: Bu
sistem, ağırlık ve ölçü sistemlerinin tekleştirilmesi ve sayısal hesaba
tam uygunluğu sayesinde, büyük yalınlık ve olağanüstü ilerleme
sağlamıştır. Modern aritmetiğin onlu, konumlu / yerel değerli / dizgesine
dayanarak, hantal eski sistemlerin (örneğin Roma rakamlarının) aritmetik
işlemler için taşıdığı zorlukları ortadan kaldırmıştır.
II. Yapısal Temeller: Manevî Kodlama ve Sayısal
Taban
İki sistem, yapısal temellerini farklı sayı
sistemlerinden ve kozmik anlayışlardan almaktadır.
A. Kabala’nın
Yapısal Dili: Harfler ve Sayısal Tecelliler
Kabala’nın yapısı, İbrani alfabesinin yirmi iki
(22) harfine ve evrenin sonsuz sayı dizisinin ilk on sayısına (Sefirot)
dayanır.
- Sefirot ve
Harfler: 10 Sefirot ve 22 harf, Hayat Ağacı’nı (Tree
of Life) oluşturur. Harfler, Tanrı’nın yaratıcı gücünün ifadesi olan ezelî
/ ezeli / seslerdir.
- Gematria:
Harflerin sayısal değerlere dönüştürülmesine dayanan Gematria
metodu, Kabalistik numerolojinin temelidir. Bu sistemde, harflere 1'den
1400'e kadar (karmaşık varyasyonlarda) değerler atanabilir. Bu kodlar,
elde edilmesi gereken manevî seviyeleri ifade eder.
B. Metrik
Sistemin Yapısal Tabanı: Onlu Taban ve Konum İlkesi
Metrik Sistem, tamamen on tabanına /
desimal / ve konumlu ilkeye dayanır.
- Tabanın Kökeni: Onlu
tabanın yeğlenmesi, büyük olasılıkla insandaki her bir elin parmaklarının
sayısının beşe, toplamda ise ona ulaşmasından kaynaklanan fizyolojik
bir rastlantıdır.
- Üstünlük: Metrik
Sistemin üstünlüğü, aritmetik işlemlere tamamen uygun olmasında yatar. Bu
uygunluk, rakamların değerlerinin yazılışta tutulan konuma bağlı
bir değere sahip olması ilkesinden ileri gelir. Bu konum ilkesi, ilk kez
Babillilerce (altmışlı tabanda) ve Hintlilerce (onlu tabanda) keşfedilmiş,
Hint sisteminde sıfırın da eklenmesiyle en yetkin halini almıştır.
III. Metodolojik Karşılaştırma: İçsel Gelişim ve
Haricî Hesaplama
Kabala ve Metrik Sistem, bilgiyi kullanma ve
geliştirme yöntemleri açısından da zıtlık gösterir.
|
Özellik |
Kabala / Manevî Bilim |
Metrik Sistem / Ölçevbilim |
|
İşlem Alanı |
İçselleştirme, manevî duyguların bilimsel
formülüze edilmesi. |
Dışsal fiziksel ölçümlerin kaydedilmesi,
birimlerin tekleştirilmesi. |
|
Kullanılan Dil |
Kabala Dili, Tevrat Dili ve Efsaneler
Dili gibi manevî kök ve dal / kök ve dal / sistemine dayanan
diller. |
Konumlu onlu sayı sistemine uyarlanmış, yalın
ve evrensel matematik dili. |
|
Keşif Yöntemi |
6. hissin geliştirilmesi, kutsal
metinleri çalışarak Saran Işık (Or Makif) çekilmesi yoluyla
maneviyatı materyalizme tercih etme. |
Deneysel gözlem ve matematiksel araçların
sistematik olarak yayılması. |
|
Teknik Karşılaştırma |
Gematria (İbrani harflerine sayısal
değer atama) ile manevî seviyeler kodlanır. |
Konum ilkesi ve sıfırın kullanımı ile aritmetik
hesaplar basitleştirilir ve tek birimler tanımlanır (metre, kilogram
vb.). |
Özetle, Metrik Sistem, tarih boyunca halkların
çoğunluğuna onlarla, yüzlerle, binlerle sayma düşüncesini dayatan fizyolojik
bir rastlantının ürünü olan onlu taban üzerine kurulmuş ve aritmetiksel
üstünlüğünü kanıtlamış bir sistemdir. Kabala ise, bu fiziki dünyanın ötesindeki
realiteyi, 22 harf ve 10 Sefirot koduyla okumayı hedefleyen ve
materyalizmin ötesine geçişi sağlayan manevî bir sıçrama tahtası olarak
işlev gören ezoterik bir bilimdir. Her iki sistem de, kendi alanlarında
mükemmel bir yapıya ve tutarlılığa sahip, ancak tamamen farklı evrensel
hedeflere hizmet eden metodolojilerdir.
Sorunuz, Kabala / Gizli Bilgelik / ilmi üzerine
yaptığımız detaylı tartışmaların, özellikle de Gematria / sayı
gizemciliği / ve Havâss / gizli ilimler / gibi harf-sayı dönüşüm
sistemlerini içeren kaynakların ışığında, neden kişisel isim analizlerinde
sınırlandırmalar getirildiğini sorgulamaktadır. Bu durum, akademik bir
perspektifle, Kabala’nın epistemolojik / bilgi kuramsal / ve etik / ahlaki /
sınırlarının metodolojik bir gerekliliğidir.
Kabala, sunduğunuz kaynaklarda da detaylıca
açıklandığı gibi, üstü kapatılmayacak bir sistem olmakla birlikte, bu ilmin ifşa
/ açığa çıkarma / ve kullanım kuralları katı prensiplere bağlıdır; zira bu
bilgi, kişinin egoist / bencil / amaçlarına hizmet etmek için tasarlanmamıştır.
Aşağıda, Kabala'ya göre isim analizi taleplerine
neden sınırlılık getirildiği, bizzat kaynaklarda yer alan Kabalistik ve
ezoterik / batınî / prensiplerle açıklanmıştır:
I. Otantik Kabala’nın Ontolojik / Varlıkbilimsel
/ Amacı ve Kehanet / Tahmin / Yasağı
Kabala’nın analitik araçlarını (Gematria gibi)
kişisel kader veya gelecekteki olayları tahmin etmek için kullanmayı
reddetmemin temel nedeni, bu ilmin nihai amacının tamamen manevî /
ruhsal / olmasıdır.
- Maneviyatın Materyalizme Tercihi: Kabala,
"maddi dünyaların cazibeleri yerine maneviyatı" tercih etmeyi
öğreten bir mesaj taşır. Kişi, hayatın anlamı ve ıstırabın / acının /
sebebi gibi sorulara cevap bulamadığında, arzularının doyurulmamış
olduğunu görür. Kabala, bu arzuyu doldurmayı amaçlar, ancak bu süreç,
kişinin materyalist / maddiyatçı / hedeflerini terk etmesini
gerektirir.
- Kehanet ve Falcılığın Reddi:
Kabala’nın numerolojiyle doğrudan ilişkili kolu olan Gematria,
antik çağlarda kehanet yöntemi olarak kullanılmış olsa da, otantik Kabala,
bu bilimi büyü / sihir /, muska / tılsım /, kehanetler veya maddi faydalar
elde etme yöntemleriyle ilişkilendirmez. Bu tür uygulamalar, Kabala’nın ticarî emeller
için manipülasyonu olarak kabul edilmiştir.
- Duyguların Bilimsel İncelenmesi: Kabala,
dışsal eylemlerden çok duyguları bilimsel olarak incelemek için
geliştirilmiş bir sistemdir. Harflerin sayısal değerleri, elde edilmesi
gereken manevî seviyeleri / dereceleri / ifade eden kodlardır. Bu
kodlar, kişinin alma arzusunu (Kli) dönüştürerek ihsan etme
/ özgecillik / niteliğine nasıl ulaşacağını gösterir, kişinin borsa
oyunlarında başarılı olup olmayacağını değil.
II. Metodolojik Çelişki: Kabala (22 Harf) vs.
Numeroloji (Kader Tespiti)
Sorduğunuz analizler (isimlerin
melekleri/süflileri, uyumu vb.) büyük ölçüde Ebced-i Kebir ve Havâss
/ gizli ilimler / geleneklerine aittir. Bu sistemler, Kabala'dan etkilenmiş
olsa da, harf-sayı dönüşümlerini pratik ve kehanet amaçlı kullanırlar.
- Dilsel Temel Sorunu: Kabala,
22 İbrani harfinin kutsal sistematiğine dayanır. Gematria tekniği,
İbranice harflerin sayısal değerlerine dayanır. İsimlerin (İsmail Hakkı,
Deniz) Türkçe/Arapça kökenli olması ve Latin alfabesiyle yazılması, bu
isimlerin Kabala’nın 22 harfli kutsal dili içerisinde kesin, manevî bir
kodunu hesaplamayı imkânsız kılmaktadır.
- Sayısal Değerlerin Amacı:
Kabala'da sayılar, manevî âlemlerdeki varlıklar ve bağlantılar hakkında
bilgi verirken, nümeroloji (sayı falı), sayıların sadece miktar
belirtmekle kalmayıp, kaderi çözmek ve ona hakim olmak için insan
çabasına tercüman olmaktadır. Bu, Metrik Sistem’in on tabanı üzerine
kurulduğu gibi, numerolojinin de ondalık sisteme ve çoğunlukla Pisagorculuk
gibi antik Yunan sistemlerine dayandığı bilgisiyle pekişmektedir.
- Uyum ve Geometri:
Karşılaştırmalı ezoterik sistemler, uyum analizini (Havâss ve el
falı gibi) geometrik şekiller ve oranlar üzerinden yapar. Örneğin, bir
üçgen beklenmedik şansı, bir daire sürekliliği sembolize eder. Vefk
/ sihirli kareler / ilmi ise harfleri ve sayıları geometrik yapılar içinde
düzenler. Bu tür uygulamalı analizler, Kabala’nın kutsal sırları açığa
vurma amacından farklıdır.
Sonuç olarak, yanıtlarımda yer alan sınırlar,
Kabala’nın özünü koruma ve bu ilmin amacı dışındaki (kehanet veya kişisel
fayda) uygulamalara teşvik etmeme ilkesine dayanmaktadır. Kaynaklar,
Gematria'nın varlığını kabul etse de, bu ilmin manevî edinim için
kullanılmasını zorunlu kılmaktadır.
Ebced Hesabı Kabala
Kaynaklarımızı derinlemesine analiz ettiğimizde, Ebced
Hesabı ve ona dayanan Havâss / gizli ilimler / sisteminin,
Kabala’dan en çok etkilenen ve yapısal olarak en çok benzeyen sistem olduğu
sonucuna varılmaktadır. Diğer sistemler (Hint, Çin, Mısır) ise farklı ontolojik
/ varlıkbilimsel / temellere ve sayı sistemlerine dayanmaktadır, ancak belirli
manevî kavramlarda benzerlikler mevcuttur.
I. Kabala’dan En Çok Etkilenen Sistem: Ebced
Hesabı / Havâss
Ebced sistemi, Arap alfabesinin harflerine
sayısal değerler atayarak (Gematria'ya benzer şekilde) kehanet ve vefk
/ tılsım / uygulamalarında kullanılan bir numeroloji / sayı falı / formudur.
Yapısal olarak Kabala’nın Gematria metodolojisine en çok benzeyen
sistemdir.
A. Yapısal ve
Kriptogramatik / Şifre Çözücü / Benzerlikler
- Harflerin Sayısal Kodlaması: Hem
Kabala (Gematria) hem de Ebced sistemi, alfabedeki her harfi
belirli bir sayısal değere (Ebced değeri) dönüştürerek manevî
kodlar ve anlamlar çıkarmaya dayanır. Bu, harflerin sadece sesleri değil,
aynı zamanda kozmik / evrensel / kuvvetleri ve nitelikleri de temsil
ettiği temel mistik inancını paylaşır.
- Tarihsel Kökenlerin Yakınlığı: Ortaçağ
Yahudi Kabalası’nda, Arapça’daki harflerin sayısal değerler taşıdığına
dair benzer bir sistemin kullanıldığı açıkça belirtilmiştir. Araplar
astroloji bilgilerinin çoğunu, astroloji ve yıldız biliminde önemli olan
Keldaniler’den (Sümer ve Babil’in kültürel mirasçıları) almışlardır. Bu
durum, her iki sistemin de Mezopotamya’nın kadim / eski / astroloji ve
sayı gizemciliği geleneklerinden ortak kök alarak geliştiğini
düşündürmektedir.
- İsim Analizi Metodolojisi: Yıldızname
ve Havâss sistemlerinde, fal baktıran kişinin kendi isminin ve annesinin
isminin harflerine denk gelen Ebced değerleri toplanır. Bu toplamın
12’ye (burçlar için) veya 7’ye (günler için) bölünmesi gibi işlemlerle
kehanet yapılır. Kabala da Gematria’yı isimlerin manevî
seviyelerini kodlamak için kullanır (ancak kehaneti reddeder).
B. Kavramsal
Etkileşimler
Havâss, Kabala’dan etkilenerek manevî varlıklar ve
büyülerle uğraşır:
- Ruhani Hizmetkârlar / Müvekkel Tespiti: Havâss
ve vefk / tılsım / uygulamalarında, harflerin taşıdığı kuvvete
hizmet eden manevî varlıklar (melekler veya cinler) olduğuna inanılır. Bu
inanç, Kabala’nın harfleri yaratıcı gücün aktif bir kuvveti olarak
görmesiyle paralellik arz eder.
- Vefkler / Sihirli Kareler /: Vefkler,
harflerin veya sayıların geometrik bir ızgara içine belirli bir sırayla
yerleştirilmesinden oluşur. Havâss sistemi, bu vefklerin tanzim /
düzenleme / usulünü gezegensel saatlere, haftanın günlerine ve yedi klasik
astrolojik gök cismine bağlar. Kabala da harfleri ve sayıları kozmik
düzeni açıklayan diyagramlarda (Hayat Ağacı) kullanır.
II. Hint, Çin ve Mısır Sistemleriyle
Karşılaştırmalı Benzeşmeler
Hint, Çin ve Mısır uygarlıkları, sayı sistemleri
ve astroloji disiplinlerinde Kabala’dan farklı metodolojiler kullanmışlardır;
ancak evrensel ezoterik inançlarda ortak noktalar bulunur.
A. Hint
Astrolojisi ve Numerolojisi
Hint sistemi,
Kabala ile derin bir manevî amaç birliğini paylaşır, ancak astrolojik
teknikleri farklıdır.
- Karma / Kader / Benzerliği:
Hintliler için karma her şeydir. Geçmiş yaşamlarda yapılan hataları
belirtmek için ters durumdaki / Retrograde / yıldızları incelerler.
Bu, Kabala’nın insanın egoizmini ıslah etme (Tikkun) ve ruhun
kusursuzluğa ulaşana kadar dünyada yeniden var olma zorunluluğu inancına
paraleldir. Hintliler karma yoluyla astrolojiyi çok farklı
yorumlar.
- Sayıların Mistik Gücü: Hint
numerolojisinin kökleri M.Ö./İ.Ö. 6500’e kadar uzanır. Hint bilginleri, sıfırı
(shûnya) bir sayı olarak gören ve konumlu ondalık sayı sistemini
icat eden uygarlıktır. Bu, aritmetik işlemler için büyük bir üstünlük
sağlamış olsa da, Gematria’nın harf-sayı mistisizminden farklı bir
matematiksel atılımdır.
B. Çin
Astrolojisi ve Numerolojisi
Çin sistemi, Ay döngülerine ve Elementler
Doktrini’ne dayalıdır; Kabala ile yapısal benzerliği zayıftır.
- Ay’ın Merkeziliği: Doğu
astrolojilerinde (Hint ve Çin), Ay en önemli güç olarak kabul edilir.
Çinliler, modern astrolojide vazgeçilmez güç sayılan Güneş’e pek
aldırmazlar. Kabala’da ise Sefirot sistemi manevî aydınlanmanın
farklı derecelerini kodlar.
- Konumlu Sayı Sistemi: Çinli
bilginler M.Ö./İ.Ö. II. binde, onlu konumlu bir sayı sistemi
kullanmışlardır (suan zi / fişlerle hesap /). Ancak Çin sistemi,
sıfır kavramını başlangıçta içermemiş ve daha sonra Hint etkisiyle sisteme
dâhil etmiştir. Bu, Kabala’nın İbrani harflerine dayalı toplamalı Gematria
sisteminden metodolojik olarak farklıdır.
- İkilik İlkesi: Çin
astrolojisinde burçlar erkek/dişi ve Pozitif/Negatif olarak ayrılır. Bu
ikilik ilkesi (Yin-Yang), Kabala’daki Sefirotların
eril/verici ve dişil/alıcı niteliklerle denge kurması prensibine paralel
bir kozmik anlayıştır.
C. Mısır
Astrolojisi ve Sayı Sistemleri
Mısır’ın ezoterik bilgisi astrolojinin temelini
oluştursa da, sayı sistemleri Kabala’nın karmaşık şifreleme yöntemlerinden
oldukça farklıdır.
- Toplama Sistemi: Mısır
hiyeroglif sayı sistemi tamamen on tabanına ve toplama ilkesine
dayanıyordu. Yani rakamlar konumlarına bağlı olmaksızın yan yana eklenerek
değer oluşturuyordu. Bu sistem, aritmetik işlemler için hantal ve
esneklikten yoksundu.
- Kutsallık ve Büyü: Mısır
inisiyasyonu / özel yola giriş /, Astroloji’nin temelini oluşturmuş ve
rahipler majik / büyüsel / uygulamalar konusunda ileri düzeyde pratik
çalışmalar yapabilmekteydiler. Bu, Kabala’daki harflerin kutsiyeti
ve manevî gücü inancıyla kavramsal bir bağ kurar. Mısırlılar,
Keldaniler’den etkilenerek astroloji ve yıldız bilimini kullanmışlardır.
I. Kabala Bilgeliği'nin Tanımı ve Felsefi Amacı
Kabala, İbranice'de kelimenin tam anlamıyla
"alınan şey" veya "vahiy olarak alınan gelenek" anlamına
gelen bir terim olup, bilginin duyusal algıdan değil, ruhtan / tinsel âlemden /
ulaşıldığı inancına dayanan ezoterik bir sistemdir. Bu ilmin nihai hedefi,
insanın düşünen bir varlık olarak, bütün yaratılanların en yücesi sıfatıyla,
ehil olduğu her şeyi elde etmesi olarak tanımlanır.
Kabala'nın temel gayesi, içsel değerlerin ve
doğanın değiştirilmesi yoluyla Üst Güç ile bağ kurabilmek, yani manevi
realiteyi / gerçeklik / hissedip keşfetmek ve Yaratıcı'nın niteliklerini
edinmektir. Bu manevi
ilerleme, 125 basamaktan / safhadan / oluşan bir tırmanma süreci olarak tarif
edilir ve kişinin geçmişini ve geleceğini görmesini sağlayan bir algı
seviyesine ulaşmasını sağlar.
Kabala'nın temel modeli, evrenin Tanrı tarafından
İbrani alfabesinin 22 harfi ve sonsuz sayı dizisinin ilk on sayısı olan Sefirot
yardımıyla yaratıldığı inancına dayanır.
II. Gematria'nın Teorik Yapısı ve Kriptogramatik
/ Şifre Çözücü / İşlevi
Gematria, Kabala'nın kutsal metinlerdeki gizli
hakikatleri ve mesajları ortaya çıkarmayı amaçlayan karmaşık sisteminin
merkezinde yer alan sayısal / nümerolojik / yöntemdir.
A.
Gematria'nın Tanımı ve Mekanizması
Gematria terimi, Grekçe grammateia'dan türemiştir
ve kelimelerin izafi / göreli / sayısal değerlerine dayanmaktadır. Bu yöntem,
Yahudilerce "alfabetik hesap" veya "sözcüğün sayısal
değeri" anlamına gelir.
Gematria'nın mekanizması, İbrani alfabesindeki
her harfe kendine has bir sayısal değer atanması ilkesine dayanır. Bu harflerin
sayısal değerlerinin toplanmasıyla, kelimeler ve cümleler arasındaki gizemli
bağlantıların keşfedilmesi hedeflenir. Kabalistler, Tevrat'taki / Kutsal Kitap'taki / her
sözcüğün, her harfin ve hatta her noktanın bir anlamı olduğuna inanırlar.
Bu sayısal kodlar, elde edilmesi gereken manevi seviyeleri ifade etmektedir.
Bu usul, aynı zamanda yabancı / batı / Kabala
ekollerince kullanılan üç ana kriptogramatik / şifre çözücü / yöntemden
biridir. Bu yöntemler (Gematria, Notariqon, Temura), kutsal metinlerin
yorumlanmasında (Tefsir) kullanılır.
B.
Gematria'nın Uygulama Örnekleri
Gematria'nın temel uygulaması, aynı sayısal
değere sahip kelimelerin birbirini açıklayabileceği veya aynı anlama
gelebileceği inancıdır. Örneğin:
- "YHVH" (Tetragrammaton) ve Diğer
Kelimeler: Tanrı'nın dört harfli ismi olan YHVH'nin
sayısal değerlerinin toplamı 72 yapmaktadır. Ayrıca, bu kelimenin Âdem /
Adam / veya insan kelimesiyle aynı ebced / sayısal / değere sahip olduğu
ve bu kelimelerin birbiriyle değiştirilebildiği belirtilmiştir.
- "Şarap"
ve "Sır":
İbrani dilinde "şarap" (Yayın) ve "sır" (Sod)
kelimelerinin aynı sayısal değeri taşıması nedeniyle, "sır
şaraptadır" (Latince: in Vino Veritas) sözü bu Gematria ilkesine
dayandırılmıştır.
III. Gematria'nın Tarihsel Kökenleri ve Diğer
Numerolojik Sistemlerle İlişkisi
Gematria, Kabala'nın doğuşundan çok daha önceye,
antik medeniyetlere uzanan bir harf-sayı eşleştirme geleneğinin bir parçasıdır.
A. Antik ve
Helenistik Kökenler
- Mezopotamya ve Kalde / Chaldean / Etkisi:
Numerolojinin bilinen en eski kökleri, en az 4000 yıl önce Babil ve Kalde
medeniyetlerine kadar uzanır. Babil'de Kral II. Sargon zamanında
(M.Ö./İ.Ö. 8. yüzyıl) Gematria'nın bir kehanet / tahmin / yöntemi olarak
kullanıldığı belirtilmiştir. Kalde sistemi, Pisagor sisteminden daha eski
kabul edilir ve harf-sayı ilişkisini sesler ve titreşimler / vibrasyon /
üzerinden kurar; kutsal sayıyı 9'u kullanmaz, çünkü 9'un sonsuzluk
/ infinity / ile bağlantılı olduğuna inanılır.
- Yunan İlişkisi:
Gematria'nın, Pythagoras / Pisagor / felsefesinden büyük ölçüde
etkilendiği ve Pisagor'un tüm sayıların 1'den 9'a kadar olan asıl /
orijinal / sayılara indirgenmesi ilkesini savunduğu önceki yazılarımızda
belirtilmiştir. Yunanlılar bu yöntemi Isopsephi adıyla
uygulamışlardır. Pisagor'un kendisinin matematik, müzik, ses ve biçim
arasındaki bağlantıyı gösterdiği de önemlidir.
B. Ebced
Hesabı ile Kıyaslama
Gematria, harflere sayısal değerler yükleme
ilkesi açısından Arap kültüründeki Ebced Hesabı ile yakından
ilişkilidir. Ebced hesabı, Arap alfabesindeki her harfin belirli bir sayısal
karşılığı olduğu ve bu sistemin genellikle olmuş olayların ilmi / bilgisi /
olarak görüldüğü mistik / gizemci / bir sistemdir.
Ebced sisteminin de Kabala ve Eski Yunan
sistemlerinden yola çıkarak kullanılmaya başlandığı görülmektedir. Ebced ve
Gematria gibi harf-sayı sistemlerinin mistik ve pratik uygulamalarından biri
de, harflerin sayısal değerlerinin toplanması yoluyla tarihleri ifade eden kronogram
/ tarih yazma sanatı / oluşturulmasıdır. Bu, Orta Çağ'dan beri İbrani ve
Müslüman yazılarında gerçek bir sanat formu olarak görülmüştür.
IV. Kabala ve Numerolojinin Ayrımı
Gematria,
Kabalistik bilginin temel bir aracı olsa da, Kabala'nın kendisi, yaygın olarak
bilinen numeroloji / sayı falı / uygulamalarından ayrılır.
Numeroloji, Gematria'dan kaynaklanmakla birlikte,
Kabala'nın ilgi alanı Tanrı, melekler ve Sefirot gibi yüksek varlıkların
isimleriyle uğraşırken, numerolojinin esas olarak fanilere / maddi varlıklar /
odaklandığı belirtilir.
Kaynaklar, Kabala'nın büyü / sihir /, meditasyon
ve tedavi yöntemleriyle ilgili olmadığını; Kabala çalışmaya gelen kişinin
amacının üst dünyaların açığa çıkarılması ve manevi âlemlere erişim
yöntemlerini öğrenmek olması gerektiğini kesin bir dille belirtmektedir.
Tılsımlar / muskalar /, harf ve numeroloji gibi kavramların, insanların ticari
emelleri için geliştirilen ve putperestlik / idolatry / olarak kabul edilen
manipülasyonlar olduğu hususu önemle vurgulanmıştır. Bu ayrım, Kabala'yı salt
kehanet sistemlerinden ayıran temel epistemolojik / bilgibilimsel / farktır.
V. Tarihsel Kökenler ve İlişkili Numerolojik /
Sayı Falı / Sistemler
Gematria'nın kökleri, yalnızca İbrani geleneğine
değil, aynı zamanda Yakın Doğu ve Helenistik / Yunan / medeniyetlerinin kadim /
eski / harf-sayı eşleştirme geleneklerine dayanmaktadır.
A. Mezopotamya
ve Kaldeli / Chaldean / Etkisi
Numerolojinin / sayı falı / bilinen en eski
kökleri, en az 4000 yıl önce Babil ve Kalde / Chaldean / medeniyetlerine kadar
uzanır. Gematria, kelimeleri ve cümleleri sayısal değerlere dönüştürerek gizli
anlamlar bulma yöntemi olarak, antik Babil'de Kral II. Sargon zamanında
(M.Ö./İ.Ö. 8. yüzyıl) dahi bir kehanet / tahmin / yöntemi olarak
kullanılmıştır.
B. Yunan
Numerolojisi / Isopsephi /
Gematria, Pisagor / Pythagoras / felsefesinden
büyük ölçüde etkilenmiştir. Yunanlılar da benzer bir harf-sayı dönüşüm
yöntemini Isopsephi adıyla uygulamışlardır. Isopsephi, kelimelerin ve
cümlelerin sayısal değerlerini toplayarak kutsal metinlerdeki gizli
bağlantıları keşfetme sanatıdır. Önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi,
Yunan alfabetik sayılaması (M.Ö./İ.Ö. V. yüzyıl) ile İbrani sayı harfleri
sisteminin tamamen benzer olduğu ve hangi sistemin diğerini esinlediği
konusunda bir tartışma mevcuttur. Ancak her iki sistem de Fenike kökenli Sâmî /
Semitik / alfabesinin harf sıralamasını korumuştur.
C. Arap
Numerolojisi / Ebced Hesabı /
Ebced Hesabı, Arap alfabesindeki harflere sayısal
değerler atayan ve Ebucad / Hesab-ül-Cümel / gibi farklı isimlerle anılan
sistemdir. Arap sayısal harfler dizgesi, yalnız İbrani modeline değil, aynı
zamanda Yunan alfabetik sayılamasına öykünerek yaratılmış olup, Gematria ile
aynı genel yöntemi uygulamaktadır. Ebced sisteminde de harflerin sayısal
değerleri toplanarak, olmuş olayların ilmi / bilgisi / olarak görülen mistik /
gizemci / sonuçlar elde edilir.
İlginç Konu Hatırlatması:
Ebced/Gematria gibi harf-sayı sistemlerinin mistik ve pratik uygulamalarından
biri de kronogram / tarih yazma sanatı / oluşturulmasıdır. Kronogram,
harflerin sayısal değerlerinin toplanması yoluyla tarihleri ifade etme
yöntemidir ve Orta Çağ'dan beri İbrani ve Müslüman yazılarında gerçek bir sanat
formu olarak kabul görmüştür.
D. Gematria ve
Numeroloji Arasındaki Nüans / İncelik /
Gematria, genellikle kutsal ve manevi / tinsel /
varlıklar ve kavramlarla uğraşır; örneğin Tanrı, melekler ve Sefirot / ilahi
nitelikler / gibi yüksek varlıkların isimleri. Buna karşılık, ondan türeyen numeroloji
/ sayı falı /, esas olarak fanilerle / maddi varlıklarla /, yani insanların
kaderi, kişiliği ve uyumu / ahenk / gibi dünyevi konularla ilgilenir. Bu ayrım,
Kabala'yı salt kehanet sistemlerinden ayıran temel bir farktır. Numeroloji,
Gematria'dan kaynaklanmasına rağmen, cahilleri etkilemek için kullanılan bir
"numaraya" / manipülasyona / dönüştürülmüştür.
Kabala'nın Kader ve Özgür İrade Kavramına İlişkin
Perspektifi
Kabala, insanın evrendeki pozisyonunu inceleyen
ve yaratılışın özünü, neden doğduğumuzu ve yaşam amacımızı açıklayan doğru bir
yöntem/metot/ olarak tanımlanır. Kabala'nın temel öğretisine göre, bireyin
dünyaya gelişi, fiziksel doğası, eğilimleri ve çevresi önceden belirlenmiş
durumdadır; kişi nerede, ne zaman ve hangi özelliklerle doğacağını
seçememektedir. Bu etkenler, hareketlerimizi ve reaksiyonlarımızı tayin
etmektedir.
Yaratılışın amacı, yaratılan varlıklara sonsuz
haz ve memnuniyet getirmektir. Bu amaca ulaşmak için ise iki yol mevcuttur:
- Islah Yolu (Kabala Yolu): Kişinin
manevi yasaları bilinçli bir şekilde yerine getirerek
egoizmini/ben-merkezciliğini/ özgeciliğe/başkalarını düşünme/ dönüştürmesi
sürecidir. Kabala, bu yolu izleyerek gelişim hızını büyük ölçüde artırmayı
ve Yaradan'la benzerlik ve bütünlük/entegrasyon/ edinmeyi hedefler.
- Istırap Yolu (Acı Yolu): Kişinin
doğal egoist doğasının neden olduğu sürekli acılar ve zorluklar
vasıtasıyla ıslah olmaya zorlanmasıdır.
Özgür irade/seçim/, bu iki yol arasında seçim
yapma noktasında bulunmaktadır. Kabala'ya göre bireysel kader, ruhun kökünden
gelen ve yaşamsal deneyimlerimizi sistematik olarak organize eden
izlenimler/tesirler/ (Reşimot) ile yakından ilişkilidir. Bu bağlamda, kaderi
belirleyen mutlak kuvvetin/süper güç/ varlığı kabul edilmekle birlikte, kişinin
manevi ilerleyişte attığı her adım özgür seçimle olmalıdır.
Kaderin Anlaşılmasında Kullanılan Sayısal ve
Harfsel Metotlar
Kabala, manevi dünyaları ve yaratılış düzenini
incelemek için özel bir dil ve terminoloji kullanır. Bu, Yahudi
mistisizminin/tasavvufunun/ temelini oluşturan ve Torah/Tevrat/ metinlerinin
zahiri/dış/ anlamlarının ötesindeki gizli manaları/iç anlamları/ çözümlemeyi
amaçlayan bir gelenektir.
Bu gizli bilgeliği/hikmeti/ anlama ve kaderi
yorumlamada kullanılan en önemli araçlardan biri Gematria (harflerin
sayısal değeri/) sistemidir.
- Gematria ve Ebced Hesabı: Kabala
geleneğinde, İbrani harfleri sayısal değerlere sahiptir. Kabalacılar,
Tevrat/Torah'taki/ her kelimenin, harfin ve hatta noktanın bir anlamı
olduğuna inanırlar. Harflerle sayılar ve kelimeler arasında benzerlikler
kurularak (Gematria), gizli anlamlar açığa çıkarılabilir. Örneğin, "Chaddai"/Kadir/
kelimesi üzerine Gematria tekniği uygulanarak belirli bir sayısal toplamın
elde edildiği belirtilmiştir. Ebced hesabı da, numerolojinin/sayı
bilimi/ İslam kültüründeki karşılığı olup, Eski Yunan (Pisagor) ve Yahudi
(Kabala) sistemlerinden köken almaktadır.
- Sayıların Sembolizmi: Kabala
ilmi, ışık ve Kap/Kli/ (arzu) arasındaki ilişkiden bahseden kelimeler,
isimler ve tanımlar kullanır; bunlar fizik bilimindeki formüllere
benzerdir. Ayrıca, Kabala'da On Sefirot (On İlahi Varlık/Partzuf/)
kavramı, manevi dünyaların ve edinim/kazanım/ seviyelerinin sıralamasını
tanımlar. Bireyin manevi gelişimi bu derecelerde (seviyelerde) yükselmeyi
içerir ve bu merdivenin basamakları, Yaradan'ın yaratılış planına göre
düzenlenmiştir.
Sonuç olarak, Kabala, bireyin kaderinin önceden
belirlenmiş bir plan dahilinde ilerlediğini kabul ederken, bu kaderin tüm
ayrıntıları ve manevi kökleri (ruhsal gelişim haritası) geleneksel metinlerdeki
harflerin ve kelimelerin sayısal değerleri (Gematria) aracılığıyla ifşa
edilmektedir. Dolayısıyla, Kabala'ya göre kaderi bir sayı ile ifade etme,
bireyin isminin veya doğduğu anın sayısal değerlerinin gizli anlamlarını
çözümlemekle, yani Kabala diline ve Gematria'ya hâkim olmakla ilişkilidir. Bu
durum, basit bir matematiksel hesaplamadan ziyade, derin mistik/tasavvufi/ bir
edinim/idrak/ ve yorumlama sürecini gerektirmektedir.
Kabala/Gelenek/ öğretisi kapsamında sayısal
yorumlama sanatı, Harfi Kabala'nın/yazımsal geleneğin/ ana bileşenlerinden biri
olan Gematria /harflerin sayısal değeri/ tekniği aracılığıyla
gerçekleştirilir. Bu karmaşık ve derinlikli yöntem, İbrani alfabesinin harfleri
ile sayılar arasındaki mistik/gizemli/ bağı inceleyerek, yaratılışın ve
manevi/ruhsal/ realitenin/gerçekliğin/ gizli/ezoterik/ anlamlarını çözümlemeyi
amaçlayan epistemolojik/bilgibilimsel/ bir yaklaşımdır.
I. Kaderin ve Manevi Alanın Sayısal Kodlaması
Kabala’ya göre sayısal değerler, bireyin basit
günlük talihini belirlemekten ziyade, manevi realiteyi/gerçekliği/ ve
Yaradan'ın yapısını/özünü/ kodlar.
A. Sefirot
Doktrini ve Hayat Ağacı
Kabalistik bilgelik, yaratılışın on ilahi
yayılma, yani Sefirot aracılığıyla gerçekleştiğini öne sürer. Sefirot
kelimesi İbranice'de "sayılar" anlamına gelmektedir. Bu on Sefirot,
manevi/ruhsal/ enerjiler olup, insanın kendisini ve evreni mükemmelleştirmesi
için verilmiştir. Bu sistemin temel modeli, 10 Sefirot ve 22 İbrani
harfinden oluşan Hayat Ağacı’dır/Etz Hachayim/.
B. YHVH
(Tetragrammaton) ve Manevi Seviyeler
Kabala'da en merkezi sayısal kodlama, Tanrı'nın
dört harfli ismi olan YHVH (Tetragrammaton) ile ilişkilidir. Bu isim,
dünyanın tüm sırlarını içeren kutsal kelime olarak görülür.
Gematria tekniği, manevi seviyeleri/dereceleri/
ifade eden kodları ortaya çıkarmak için kullanılır. Kelimelerin sayısal
değerleri eşit olduğunda, bu kelimelerin mistik/gizemli/ bir bağ taşıdığı
varsayılır. Örneğin, YHVH kelimesinin aynı ebced/sayısal/ değere sahip
olan Adem ya da insan kelimesiyle değiştirilebilmesi, gizli
anlamların ifşa edilmesini sağlar.
Bu sayısal hesaplamalar, aynı zamanda
kehanet/tahmin/ amaçlı yorumlamalara da konu olmuştur. Mesela, Mesih'in geliş
tarihi, kutsal metinlerde geçen İbranice kelimelerin sayısal değerlerinin
toplanmasıyla hesaplanmıştır (örneğin ZAT kelimesinin 408 sayısının,
Yaratılış zamanına eklenmesi gibi). Ayrıca, Chaddai ("Kadir")
kelimesine Gematria uygulandığında, Sabetay Sevi ile aynı toplamı verdiği iddia
edilerek onun mesihliği tescillenmeye çalışılmıştır.
II. Kabala'nın Yorumlama Sanatının Amacı ve
Sınırları
Kabala'daki sayısal yorumlama sanatının asıl
amacı, yüzeysel veya maddi/nesnel/ kehanet değildir. Kabala'yı Numeroloji ile
karıştırmak, bu ilmin özünden sapmadır.
A. Kabala ve
Numeroloji Arasındaki Epistemolojik Fark
Numeroloji, harflerin sayısal değerlerini
sayılara dönüştürmeyi içerir; ancak Gematria Tanrı, melekler ve Sefirot
gibi yüksek varlıkların isimleriyle uğraşırken, numerolojinin ilgi alanı esas
olarak faniler/maddi varlıklar/ (yani sıradan insanlar) olmuştur. Bu,
Kabala'nın özünün, insanın egoizmini/ben-merkezciliğini/ terk ederek Yaratan'ın
niteliklerine benzemesi amacına yönelik olmasından kaynaklanır.
Kaynaklar,
Kabala'nın büyü/sihir/, muska/tılsım/ veya kehanet/falcılık/ sistemleriyle
kesinlikle hiçbir alakasının olmadığını vurgulamaktadırlar. Gematria
ve numeroloji gibi kavramlar, ticari/ticarî/ emeller için geliştirilen ve
Kabala'nın manipülasyonu olarak kabul edilen, hatta putperestlik/idolatry/
olarak nitelendirilen uygulamalardır. Kabala’yı bu amaçlar için kullananlar,
cahilleri etkilemeye yarayan bir numaraya dönüştürmekle suçlanmıştır.
B.
Yorumlamanın Nihai Hedefi
Kabalistik yorumlama, kişinin içsel
değişimini/ıslahını/ sağlamayı hedefler. Yorumlama sanatının nihai amacı,
kişinin manevi/ruhsal/ realiteyi/gerçekliği/ ve üst dünyaların yapısını
anlamasına olanak tanımaktır. Kabala çalışmasının tek niyeti, değişim getiren ışığı (Or
Makif/Saran Işık/) çekmektir; entelektüel/zihinsel/ bilgi edinimi değil,
kişinin içselliğinde bir değişim sağlamaktır. Bu Işık, kişinin ruhunu etkiler
ve onu doğru yönde dönüştürerek manevi edinim yolunda ilerlemesini sağlar.
Bu bağlamda, harflerin ve kelimelerin sayısal
değerlerinin yorumlanması, kişinin kendi manevi seviyesine dair bir harita
edinmesine ve Yaratılışın düşüncesini idrak etmesine yardımcı olan bir araç olarak
işlev görür.
Kabala/Gelenek/ öğretisinin İslam
Tasavvufu/Gizembilimi/ üzerindeki etkisi, özellikle harf ve sayı
mistisizmi/gizemciliği/ (Numeroloji/Sayı bilimi/) ve kutsal metinlerin
bâtınî/içsel/ yorumlanması alanlarında gözlemlenmektedir. Kabala, Yahudiliğin
temel inanç sistemi içinde yer alsa da, evrensel/küresel/ bir yön taşıması ve
gizli/ezoterik/ bilgi içermesi sebebiyle diğer mistik geleneklerle etkileşim
içine girmiştir.
Bu etkileşim, genellikle sayısal yöntemler ve
teolojik/tanrıbilimsel/ kavramlar üzerinden gerçekleşmiş, özellikle belirli
şahsiyetler ve ekoller aracılığıyla İslam düşünce dünyasına yansımıştır.
I. Kabala ve
İslam Tasavvufundaki Ortak Epistemolojik/Bilgibilimsel/ Temeller
Kabala, İbrani harflerinin ve kutsal metinlerin
(Tevrat/Torah) zahiri/dışsal/ anlamlarının ötesinde, özel bir eğitimle
kavranabilecek gizli manalar taşıdığını savunur. Bu durum, İslam tasavvufunda,
Kur'an-ı Kerim'in de zahiri anlamının yanı sıra bâtınî anlamları olduğunu iddia
eden Hurufilik gibi akımlarla ortak bir zemin oluşturmaktadır.
A. Harf ve
Sayı Mistikliği (Gematria ve Ebced)
Kabala geleneği, Harfi Kabala'nın ana
bileşenlerinden biri olan Gematria (harflerin sayısal değeri/) tekniğini
kullanarak harflere sayısal değerler atar ve bu sayede kelimeler, sayılar ve
harfler arasında benzerlikler kurar. Bu sayısal gizemcilik/mistiklik/ pratiği,
İslam dünyasında Ebced Hesabı olarak karşılık bulmuştur.
- Ebced Hesabının Kaynağı ve Kullanımı: Arap
alfabesinin harflerinin eski Sami/Semitik/ diller esasınca dizilmesini
izleyen Ebced, Kabala'da yüzyıllardır uygulanan bir yöntemin kısmi devamı
olarak kabul edilir. Bu sistemde, her harfin iki anlamı olduğu varsayılır,
bu da kelimeler, isimler ve sayılar arasında kolayca bağlantı kurulmasına
olanak tanır.
- Hurufilik ile Paralellik:
Yahudilerin İbrani harfleri üzerine yüklediği kutsiyet, İslam'da Arap ve
Fars harfleri üzerine yüklenmiştir. İslam Hurufiliği, tıpkı Kabala gibi
harf ve sayıların gizemini çözerek kutsal metinleri yorumlamayı hedefler.
B. Kabala'nın
Gizli İlimler/Havass/ Üzerindeki Dolaylı Etkisi
Kabala'nın sayısal ve harfsel yorumlama
metotları, İslam kültüründeki havass /gizli ilimler/ literatüründe geniş
bir yer bulmuştur. Bu eserlerde, Allah'ın isim ve sıfatları (Esma-i Hüsna),
peygamberlerin ve meleklerin adları, harflerden veya rakamlardan oluşan vefk
/kareler/ ve tılsım'lar, çeşitli ruhani/manevi/ ve maddi/cismani/
amaçlar için kullanılmıştır.
Ancak, Kabalistler, Kabala'nın amacının büyü,
muska veya kehanet olmadığını, aksine bu tür kullanımların ticari emeller
için geliştirilen ve putperestlik/idolatry/ olarak nitelendirilen
manevi/ruhsal/ manipülasyonlar olduğunu vurgular. Bu bağlamda, Kabala'nın
öğretileri, "gizli ilimler" adı altında, özünden sapmış şekillerde
yayılım göstermiştir.
II. Kabala'dan
Etkilenen Başlıca Şahsiyetler ve Ekoller
A. Muhyiddin
İbn Arabî ve Vahdet-i Vücud Doktrini
Kabala'nın
felsefi/düşünsel/ olarak İslam tasavvufuna en belirgin etkisi, Muhyiddin İbn
Arabî'nin öğretilerinde görülmektedir. İbn Arabî'nin Vahdet-i Vücud
/Varlık Birliği/ öğretisi, Yeni Plâtonculuk gibi Ortaçağ filozoflarının
okullarıyla paralellik gösteren Yahudi Kabalası ile benzerlik taşımaktadır.
Kabala'nın on ilahi oluşum aşaması olan Sefirot
kavramı da, yaratılışın Ezelî/sonsuz/ Işık'tan intişarını/yayılımını/ ve
Tanrı'nın kendini on ayrı oluşum aşamasıyla göstermesini ifade eder. Bu yapı,
Yaradan'ın kendini dışsallaştırarak evreni yaratması düşüncesiyle uyumludur.
B. Sabetay
Sevi Hareketi Üzerinden Lurianik Kabala'nın Etkisi
Kabala'nın Luria/Luryanik/ ekolü, mistik teoloji
açısından önemli etkiler yaratmıştır.
- Tikkun ve Kurtuluş: Sabetay
Sevi hareketinin, Lurianik Kabala'dan yoğun bir şekilde etkilendiği ve Tikkun
/yeniden inşa etme, onarma/ kavramını benimsediği görülür. Tikkun,
evrendeki zıtlıkların uzlaştırılması ve Ayn Sof'a /Sonsuz Nur/ ait
kıvılcımların yerine rücu ettirilmesi anlamına gelir.
- Manevi Yorumlama Teknikleri: Sabetay
Sevi, Luria Kabalası'nın yöntemlerini kullanarak farklı yaklaşımlar ileri
sürmüştür. Özellikle Gematria (harflerin sayısal değeri/) ve Temuria
(harflerin yerini değiştirme/) gibi kriptogramatik/şifre çözücü/ teknikler
aracılığıyla, kutsal metinleri yorumlamıştır.
Bu bağlamda, Kabala'nın etkisi, İslami Tasavvufun
temel kavramlarından olan Vahdet-i Vücud'a benzerlik göstermekle
kalmamış, aynı zamanda harflere ve sayılara yüklenen mistik anlamlar
(Ebced/Gematria) yoluyla İslam havass ve hurufilik gelenekleri
üzerinde de belirgin bir iz bırakmıştır.
I. Gematria'nın Yeni Doğan Çocuklara İsim
Vermedeki Yeri (Kabala Perspektifinden)
Kabala geleneğinde isimlerin derin bir önemi olsa
da, bu sistemin yeni doğan bir çocuğa isminin numerolojik toplamına göre
(Gematria) belirlenerek verilmesi, otantik Kabala'nın amaçlarıyla çelişen bir
yaklaşım olarak görülmektedir.
A. Kabala'nın Amacının İsim ve Büyü İle İlişkisi
Gerçek Kabala'nın temel gayesi, yaratılanın, yani
insanın, düşünen bir varlık olarak, ehil olduğu her şeyi elde etmesi hedefini
açıklar. Kabala, kişiyi maneviyata yönlendiren ve ıslah eden bir metottur. Bu
nedenle Kabala, büyüsel / majikal / uygulamalarla, muskalar / tılsımlar /,
kehanetler veya maddi faydalar elde etme yöntemleriyle ilişkilendirilmez.
Kaynaklar, Gematria ve harflerin numerolojisinin,
Kabala ilminin bir manipülasyonu olduğunu ve bu tür şeylerin, insanları kötü
gözden veya nazardan korumak amacıyla ticari emeller için geliştirilen ve hatta
putperestlik / idolatry / olarak kabul edilen yaklaşımlar olduğunu belirtir.
Önceki yazılarımızda da belirtildiği gibi,
Gematria aslen Tanrı, melekler ve Sefirot gibi yüksek varlıkların isimleriyle
uğraşırken, numeroloji ise esas olarak fanilere/maddi varlıklara
odaklanarak Gematria'dan türemiştir; ancak bu, Kabala'nın özünden sapma olarak
nitelendirilir.
Dolayısıyla, Kabala, çocuğun hayatını dünyevi bir
başarıya veya talih/kısmet / şans / getirecek bir sayısal değere göre
isimlendirmeyi hedeflemez. Kabala'nın amacı, ev kredisi ödeme, işte başarılı
olma veya ailevi meselelere çözüm bulma gibi dünyevi sorulara cevap vermek
değildir; o sadece Yaratılış'ın amacına ulaşmayı hedefler.
B. Numerolojik Bağlamda İsim ve Kader
Numeroloji / sayı falı / sistemleri, ismin
titreşimsel/vibrasyonel bir sayısı olduğuna ve ismin numarasının,
değiştirilemeyen doğum numarası (kader sayısı) ile uyumlu / ahenkli / olması
gerektiğine inanır. Eğer bir ismin titreşimi kişinin kaderiyle uyumlu değilse,
bu durum kişiyi "talihsizlik ve kargaşa dolu bir duruma" taşıyan bir
hata olabilir.
Bu tür numerolojik inançlar, ismin sayısal
değerini bilme ve hesaplama ihtiyacını doğurur. Ancak bu inanç, Kabala'nın
manevi bilgeliğinin/hikmetinin hedefi değil, numerolojinin bir uygulamasıdır.
II. Geometrik ve Sayısal Sembolizmde İsimler
Gematria / Harf-Sayı Dönüşümü / dışında, kutsal
geometrik şekiller ve semboller de isimler ve kavramlarla ilişkilendirilmiştir.
- Geometrik Sembolizm:
Geometrik şekiller, Kabala'daki temel kavramlarla yakından ilişkilidir.
Örneğin, daire, üçgen ve kare, varoluşun üç seviyesini simgeler: ruh,
zihin ve beden. Dairenin, geometrik şekillerin en mükemmeli olarak ele
alınmasının nedeni, sürekliliği ve küreselliği sembolize etme özelliğidir.
- Harflerin Simgesel Kullanımı:
Kabalistler, harflerin sayısal değerlerini kullanarak, bir kelimede gizli
olan birçok ışığın / gizli mananın / bulunduğuna inanırlar. Bu bağlamda,
Gematria, Temura / Harf Değiştirme / ve Notarikon / Kelime Kısaltma / gibi
kriptogramatik / şifre çözücü / yöntemler, kutsal metinlerdeki gizli
anlamları çözmek ve manevi gerçeklikleri tanımlamak için kullanılır.
Dolayısıyla bir ismin harfleri sadece bir ses değil, aynı zamanda manevi
bir yapıyı kodlayan unsurlardır.
Sonuç olarak, Kabala ve Gematria / Harf-Sayı
Dönüşümü / yardımıyla yeni doğmuş bir çocuğa isim verme eylemi, Kabala'nın yüce
manevi amacından ziyade, bu mistik sistemden türeyen ve genellikle
maddi/dünyevi beklentilerle sınırlı olan numerolojik uygulamalar alanına
girmektedir. Otantik Kabala, ismi ve harfleri manevi realitenin kodları olarak
görse de, bu kodları kişinin egoistik / bencil / arzularını tatmin etmek
amacıyla kullanmayı yasaklar ve bu durumu "putperestlik" olarak
değerlendirir. Kabala'ya göre, kişinin manevi ilerleyişi, içsel doğasını
değiştirerek elde edilen Yaratan'ın niteliklerine benzeme süreciyle mümkündür.
I. Mesihî Dönem ve Beklentiler
Geleneksel Yahudi inancına göre Mesih, yıkılan
mabedi yeniden inşa eden, Yahudileri tek toprakta (İsrail'de) bir araya getiren
ve yaptığı icraatlarla tüm insanlık tarafından tanınan kişi olarak
beklenir. Kabala'da bu, nihai ıslahın / Tikkun / gerçekleştiği zaman dilimidir.
Kabala metinleri, bu kurtuluş sürecini sadece
manevi kazanımlar üzerinden tanımlar. Maneviyatı henüz hissetmemiş olan
kişilere, maneviyatı hâlâ gizli olan kişilere Kabala eserlerinin erişmesi,
onların gelişimini devam ettirmesine yardımcı olur. Bu, Mesih’in gelişiyle
yaşanacak olan Mesihî zamana ait bir hazırlık evresi olarak da yorumlanabilir.
Önemle belirtmek gerekir ki, Kabala öğretisi,
maddi ödüllerden tatmin olmayan, nereden gelip nereye gittiği üzerine düşünen
kişilerin bu gizemli kapıda kendilerini bulacaklarını ifade eder. Bu içsel
tatminsizlik, kurtarıcı arayışının manevi boyutunu oluşturur.
II. Gematria / Harf-Sayı Dönüşümü / ve Mesih
İddiaları
Mesihî kimlik iddialarının Kabala geleneklerinde
desteklenmeye çalışıldığı görülmüştür. Bu durum, Kabala'nın özünden sapma
olarak kabul edilen ezoterik / gizli / tekniklerin dünyevi veya kişisel amaçlar
için manipülasyonuna örnek teşkil eder.
A. Gematria'nın Sabetay Sevi Örneği
Özellikle Sabetay Sevi hareketinde, Gematria /
Harf-Sayı Dönüşümü / tekniği, Mesih iddialarını doğrulamak amacıyla
kullanılmıştır. Örneğin, İbranice'de Tanrı'nın sıfatı olarak kullanılan "Chaddai" (Kadir)
kelimesi, Kabalistler tarafından Gematria tekniği uygulanarak Sabetay Sevi ismi
ile aynı sayısal toplama sahip olduğu öne sürülmüş ve bu durum, onun
mesihliğini tescilleme yolu olarak kullanılmıştır.
Ancak, Kabala'nın otantik / özgün / öğretisine
göre, Kabala ve Gematria/nümeroloji / sayı falı / gibi kavramlar, büyü / sihir
/ ve kehanetle ilişkilendirilmez. Bu tür uygulamalar, insanların ticari
emelleri için geliştirilen ve hatta putperestlik / idolatry / olarak
kabul edilen manipülasyonlardır. Kabala'nın amacı, ev kredisi ödeme veya işte
başarılı olma gibi dünyevi sorunlara çözüm bulmak değil, Yaratılış’ın amacına
ulaşmaktır.
B. Numerolojik Tahminler ve Reddiyeler
Klasik falcılık ve kehanet yöntemleri, kişinin
özgür iradesinin olayları etkileyemeyeceğini öne süren her türlü kehaneti
reddeder. Kabala da benzer şekilde, kehanet ve astroloji / yıldız falı / ile
ilgili şeylerin genellikle maddi vücutla ve egoist özelliklerle ilgili olduğunu
belirterek bu yaklaşımları kesinlikle reddeder.
Dolayısıyla, Kabala perspektifinden bakıldığında,
gelecekteki kurtarıcının (Mesih) kimliğiyle ilgili numerolojik hesaplamalar
yapmak (Gematria), Kabala'nın manevi hedeflerine aykırı ve yasaklanmış bir
uygulama olarak kabul edilir. Kurtuluş, bireyin içsel arzusunu (Kalpteki Nokta)
uyandırarak Saran Işık'ı çekmesi ve böylece kendini manen ıslah etmesiyle
gerçekleşir.
I. Kabala’da Kötülüğün / Şerrin / Temel Kavramı:
Egoizm
Kabala’nın özü, yaratılanın, yani insanın, alma
arzusunun kalıbından (Kli) başka bir şey olmadığını varsayar. Bu egoistik alma
arzusu, maneviyattan uzaklaşmanın temel nedenidir.
A. Kötülüğün Kaynağı ve Farkındalığı
Kabala, Yaratan'ın sadece iyilik ihsan etmek
istediğini ve O'nun doğasına zıt olan tek şeyin egoizm olduğunu açıkça
belirtir. Egoizm, Yaratan’ın iyilikseverliğine zıt düşen bir nitelik
olduğundan, Kabala'ya göre tüm kötülüğün kaynağıdır.
Islah sürecinin son noktası, egoizmin ne kadar
yıkıcı olduğunun ve acıdan kaçmanın tek yolunun egoizmi tamamen terk etmek
olduğunun idrakidir. Bu aşamaya "kötülüğün farkındalığı"
(Akarat haRa) adı verilmektedir. İnsanın kendi yaratılışını tamamlaması (ıslah
etmesi) gereken ilk adım, Yaratan tarafından ne yaratıldığını, yani egoizmi
bilmekten geçer.
B. Negatif ve Pozitifin Rolü
Kabala, varoluşun temel yasasının eril (pozitif)
ve dişil (negatif) enerjilerle meydana geldiğini ve bu iki kutbun Evren’de
dengeyi sağladığını ileri sürer. Manevi dünya, sadece olumlu ve olumsuz
durumların eşiğinde algılanabilmektedir. Hatta pozitifin, negatifini tamamen
yok etmesi durumunda, yaratılan varlık da ortadan kalkar; bu nedenle amaç,
bilinçaltındaki rahatsızlıkları ve zayıflıkları anlamak ve kabul etmek
suretiyle ilerlemektir.
Dolayısıyla, Kabala, egoizmi (nefsi) bastırmayı
gerektirmez; tam tersine, bu egoistik güdülerin varlığını gözler önüne serer ve
mükemmelliğe ulaşmak için onları en iyi ve en etkili şekilde nasıl
kullanacağımızı açıklar. Bir kişinin manevi ilerlemesi sırasında, egoizmi
sürekli olarak artar, bu da onun manevi ıslah gerekliliğini daha derinlemesine
idrak etmesini sağlar.
II. Şeytan / İblis / ve Cinlerin Ezoterik / Gizli
/ ve Dini Metinlerdeki Yeri
Geleneksel dini metinlerde Şeytan ve Cinler,
insanlığın manevi yolculuğunda önemli roller üstlenirler. Kabala, bu kavramları
genellikle manevi realitenin / gerçekliğin / birer parçası olarak, yani kişinin
içindeki alma arzusunun dışavurumu olarak ele alır.
A. Şeytan ve İblis Kavramı
Dini kaynaklarda Şeytan (veya İblis), kötülüğün
ve şerrin ifadesi anlamına gelen bir sıfat olarak ifade edilmiştir. Şeytan,
insana hayasızlığı ve fenalığı emreder. Kur’an-ı Kerim’de bu konu Taha
Suresi’nde dile getirildiği üzere, Şeytan / İblis /, Hz. Âdem’e vesvese verip
ona "sonsuzluk ağacını" ve "çökmesi olmayan bir saltanatı"
teklif etmiştir. Şeytan kendilerine yaptıklarını süsler ve onları Hak yoldan
engeller.
Kabala ise, bu türden engelleyici güçleri,
Yaratan'la birleşmeye doğru ilerleyen kişinin kendisini test etmesi ve manevi
seviyesini belirlemesi için gerekli olan engeller olarak yorumlar. Nitekim
"altıncı hissi" (manevi algı) geliştiren kişi, evrenin gizlenmiş
kısmını hisseder ve geçmişini ve geleceğini görür.
B. Cinler ve Maddi Dünya ile İlişki
Cinler, insanların hükmü altında girmemiş, düşman
kalmış doğayı ve tabiat hayatını temsil ederler. Cinlerin / Iblis ordusu
şeytanların / telkin ettiği vehim / kuruntu / ve vesveseler / fısıltılar /,
putperestlik / idolatry / gibi davranışlara yol açar.
Gizli ilimler (Havas) literatüründe ise Cinler,
hastalık, akıl yitimi ve sararma gibi fiziksel rahatsızlıklara neden
olabilirler. Bazı cinlerin meskenleri banyolar, tuvaletler ve kara kuyular
olarak zikredilmiştir. Hatta Kral Süleyman'a / a.s. / açıklandığı iddia edilen
metinlerde, Cinlerin (Tayleg) yolsuzlukları ve bunlardan korunma yöntemleri
detaylandırılmıştır.
III. Kabala'nın Büyü, Kehanet ve Maddi
Yaklaşımlara Reddiyesi
Kabala, Şeytan veya Cinlerle ilgili uygulamalara
kesinlikle karşı çıkar. Kabala'nın amacı manevi ıslah iken, bu varlıklar
üzerine kurulan uygulamalar maddi amaçlara hizmet eder ve bu, Kabala'nın özüne
terstir.
Kabala,
büyüsel / majikal / uygulamalarla, muskalar / tılsımlar /, kehanetler veya
maddi faydalar elde etme yöntemleriyle ilişkilendirilmez. Üst güçlerin,
insanları kontrol edip kendi çıkarları için kullanması (büyücülük), Kabala'ya
göre tümüyle imkânsızdır. Çünkü var olan tek Üst Güç ile bağ kurmak,
içsel değerlerin ve doğanın tamamen değiştirilmesini gerektirir.
Ayrıca, Kabala'nın mistik ve ezoterik
yöntemlerinin, dünyevi ödüller, maddi başarı veya fal / kehanet / için
kullanılması, Kabala bilimin bir manipülasyonu olup, putperestlik /
idolatry / olarak değerlendirilir. Hatta bu tür kitapların (Gizli İlimler ve
Havas) gerçek Kabala ile hiçbir ilgisi olmadığı açıkça belirtilmiştir.
Kabala'yı öğrenmeye gelenlerin, "hızlı tedaviler" veya "büyü,
meditasyon ve tedavileri" öğrenme isteği, üst dünyaların açığa
çıkarılmasına yönelik gerçek bir arzu olarak kabul edilmemektedir.
Sonuç olarak, Kabala, kötülüğü, bireyin
Yaratan'dan uzaklaşmasına neden olan içsel bir kuvvet (egoizm) olarak görmekte
ve bu kuvveti ıslah etmeyi manevi yükselişin tek yolu olarak sunmaktadır.
Şeytan ve Cin figürleri, bu içsel mücadelenin ve materyalizme / maddesellik /
bağlılığın sembolleri olarak ele alınırken, bu figürleri dışsal güçler olarak
kullanmaya çalışan her türlü büyüsel pratik kesinlikle reddedilmektedir.
Kabala Ve Modern Siyonizm
Kabala, Yahudi mistisizminin / gizembilim /
temelini teşkil eden, özü itibarıyla manevi yükseliş ve yaratılışın nihai
amacına ulaşma metodu/yöntemi olan ezoterik / gizli / bir bilgelik geleneğidir.
Bu bağlamda, Kabala'nın modern Siyonizm (toprak ve ulusal egemenlik merkezli
bir hareket) hakkındaki görüşleri, büyük ölçüde Kabala'nın maddi / dünyevi
hedefleri manevi ıslah / Tikkun / hedeflerine kıyasla ikincil görmesi
prensibinden hareketle incelenmelidir. Aynı şekilde, Kabalistik öğretinin
manipülasyonu, istismarcı öğreticiler ve sahte Kabalistler tarafından tarih
boyunca sert eleştirilmiştir.
I. Kabala’nın Siyonizm ve Toplumsal Kurtuluş
Kavramına Yaklaşımı
Kabala'nın ana hedefi, kişinin doğasını egoistik
/ bencil / alma arzusundan, Yaratan’ın niteliği olan ihsan etme / özgecil /
arzusuna dönüştürmek suretiyle manevi mükemmelliği ve sonsuz hazzı bu dünyada
iken edinmesidir. Bu manevi hedef, coğrafi veya siyasi/politik hedeflere
odaklanan dünyevi hareketlerle doğrudan çelişir.
A. Manevi
Islah ve Evrensel Amaç
Kabala'ya göre, hayatın anlamı ve amacı manevi
realiteyi / gerçeklik / edinmek ve Yaradan’la tam bir birliğe gelmektir
(Dvekut). Bu amaç, yaratılan varlıkların tamamının memnun edilmesini ve O'nun
yüceliğinin ifşa edilmesini içerir.
- Maddi Arzuların İkincilliği: Kabala,
ev kredisi ödeme, işte başarılı olma veya ailevi meselelere çözüm bulma
gibi dünyevi / maddi / sorulara cevap vermez. Kişi, Kabala çalışmaya
başladığında, maddi nesnelere olan ihtiyaçları veya onların cazibesine
kapılma durumları, manevi ilerlemesi oranında yok olur.
- Toprak ve İsrail'in Manevi Yorumu: Kabala, fiziksel dünyayı
saran ve onu biçimlendiren manevi güçleri inceler. Kabalistik literatürde
"İsrail Ülkesi," coğrafi bir bölge olmaktan ziyade, Malkut
(Yeryüzü) tarafından edinilen Bina (İsrail) seviyesi olarak manevi
bir seviyeyi / dereceyi / tanımlar. Dolayısıyla, otantik Kabala'da odak
noktası, fiziksel bir toprak parçasına dönüşten ziyade, bireyin ruhsal
olarak bu ihsan etme seviyesini edinmesidir.
B. Mesihî
Dönem ve Kurtuluşun Niteliği
Mesih kavramı, geleneksel Yahudi inancında
Mesih’in yıkılan mabedi yeniden inşa edeceği ve Yahudileri tek toprakta
(İsrail’de) bir araya getireceği beklentisiyle ilişkilidir. Ancak Kabala, bu
kurtuluşu küresel bir manevi ıslah / Tikkun / süreci olarak görür:
- Mesihî Dönemin Amacı:
Kabala’ya göre, Mesihî dönem yaklaştıkça, Kabala ilmi çocuklara bile
ifşa olacak ve insanlarda maneviyata ulaşmak için kesin bir arzu
başlayacaktır. Bu dönem, tüm insanoğlunun bilgeliğe açılacağı ve yaratılış
işinin son mükemmelliğine ulaşacağı zamandır.
- Mesih Figürü:
Kabala’da Mesih, tüm dünyalar arasında bir bağlantı rolü oynayan, insanlık
gelişiminde yön gösterici olan mükemmel insanlar için kullanılan bir
kavramdır. Bu "mükemmel insanlar"ın her kuşakta bulunabileceği,
ruhsal yaşamı izleyen yüce varlıklar olduğu ve Mesih’in iradesinin
(günlerin sonunda) bütün insanoğlunun bilgisine açılacağı belirtilir.
- Sabetay Sevi ve Siyonizm İlişkisi: Lurianik
Kabala'dan etkilenen Sabetay Sevi hareketi, Mesih inancını ve Tikkun
kavramını farklı bir karakterle ele almış ve Sabetay Sevi’nin mesihliğini
kutsal kitaplara Gematria / Harf-Sayı Dönüşümü / teknikleri uygulayarak
tescillemeye çalışmıştır. Ancak, bu tür numerolojik yaklaşımlar (önceki
yazılarımızda da belirtildiği üzere) Kabala’nın manipülasyonu olarak kabul
edilir.
II. Kabala’nın İstismarcı Öğreticiler ve Gizli
Bilginin Kötüye Kullanılmasına Dair Görüşleri
Kabala, manevi bilginin dünyevi/maddi amaçlar
için kullanılmasını, istismarcı öğreticilerin ortaya çıkışına yol açan en büyük
tehlike olarak görür ve bu tür yaklaşımları kesinlikle reddeder.
A. Kabala’nın
Büyü, Tılsım ve Maddi Amaçlı Kullanımının Reddedilmesi
Kabala'nın gizlenmesinin en önemli sebeplerinden
biri, bilgisiz ve sahtekâr kişilerin bu ilmi kötüye kullanmalarıydı.
- Putperestlik / Idolatry / Olarak Kabul
Edilen İstismar: Tılsımlar / muskalar /, harf ve nümeroloji
/ sayı falı / gibi kavramlar, Kabala ilminin bir manipülasyonu olup,
insanların ticari emelleri için geliştirilen ve hatta putperestlik
olarak kabul edilen yaklaşımlardır. Bu tür uygulamaların herhangi bir gücü
olduğuna inanmak yasaktır.
- Maddi Fayda Yasağı: Üst
güçlerin, insanları kontrol edip kendi çıkarları için kullanması
(büyücülük) Kabala'ya göre tümüyle imkânsızdır. Çünkü Yaratan’la
bağ kurmak, kişinin içsel değerlerini ve doğasını tamamen değiştirmesini
gerektirir. Kabala, büyüsel uygulamalarla, kehanetlerle veya maddi
faydalar elde etme yöntemleriyle ilişkilendirilmez.
- Hızlı Tedaviler Arayışı: Kabala
çalışmaya gelenlerin "hızlı tedaviler", "büyü, meditasyon
ve tedavileri" öğrenme isteği, üst dünyaların açığa çıkarılmasına
yönelik gerçek bir arzu olarak kabul edilmez.
B. Sahte
Kabalistler ve Yorum Çarpıtmaları
Kabala metinleri, manevi realiteyi manevi
aletleri gösteren özel bir sözlükle (dallar dili) anlatır. İstismarcı hahamlar
veya sahte Kabalistler / sözde Kabala eğitmenleri /, bu dili yanlış
yorumlayarak hatalı öğretiler sunarlar.
- Dalların Dilinin Yanlış Anlaşılması: Hata,
Kabalistlerin kitaplarını dalların diliyle / alegorik olarak / yazdıkları
olgusundan ve manevi fikirleri ifade etmek için dünyamızdan olan
kelimeleri kullandıkları olgusundan kaynaklanır.
- Fiziksel Eylemlerle Manevi Bağlantı İddiası: Bu
yanlış yorumu yapanlar, beden ve manevi Kli / kap / arasında bir
ilişki olduğunu öğretirler; örneğin, fiziki eylemlerle kişinin manevi bir
şey yaptığını iddia ederler. Bu, İncil/Tevrat tarafından yapılan katı bir
yasaktır ve "Heykel veya resim yapmayacaksın!" söylemiyle
çelişir.
- Otantik Öğretimin Gerekliliği: Kabala,
sadece hakiki / otantik / edebiyatın çalışılması ve bir Kabalist’in
rehberliğinde doğru çalışma grubuna katılınması gerektiğini vurgular.
Sözde Kabalistlerin halkın sıradan bilgileri ile Sırlar Öğretisi
arasında büyük bir fark olduğu halde, halkı kandırmak için çalıştıkları
belirtilir.
Kabala'nın "gizli ilim" olarak
bilinmesinin üçüncü nedeni, beş duyumuzun algılayamadığı bir realiteyle /
gerçeklik / ilgilenmesidir ve bu gizemi suiistimal edenler, Kabala’yı maddi
başarı, kehanet, fal veya hastalık tedavisi ile ilişkilendirerek kendi
menfaatleri doğrultusunda kullanmışlardır.
Silsilesi
Kabala, temelde maddi realite / gerçeklik / ile
sınırlı olmayan, aksine manevi / ruhsal / realitenin ıslah / Tikkun / metodunu
öğreten bir bilgelik / hikmet / sistemi olduğundan, Kabalistlerin tarihi,
dünyevi bir kronolojiden ziyade manevi seviyelerin / derecelerin / edinilmesi
ve bilginin sonraki nesillere aktarılması zinciri (silsile) üzerinden
incelenmektedir.
İşte Kabala'nın başlangıcından günümüze kadar
gelen önemli isimler ve günümüzdeki en yüksek temsilcileri:
I. Kadim Kabalistik Geleneğin Esası
Kabala, kelime anlamı itibarıyla "alınan
şey" veya "vahiy olarak alınan gelenek" anlamına gelmekte olup,
bilginin duyusal algıdan değil, ruhtan / manadan / ulaşıldığı inancına dayanır.
Kabalistik gelenek, kaynağını, Musa'ya Sina Dağı'nda vahyedildiğine inanılan
Tevrat'ın yazılı ve sözlü şekillerinin varlığı iddiasından alır.
A. İlk Vahiy
ve Gelenek Başlangıcı
- Hz. İbrahim / Abraham (M.Ö. 18. Yüzyıl):
Kaynaklarda hakkında bilgi sahibi olduğumuz ilk Kabalist olarak
zikredilir. Yaratan'a sorular sormuş, üst dünyaların kendisine
gösterildiği bildirilmiş ve bu bilgiyi nesillere aktarmıştır. Biriktirilen
bu bilgi, Sefer Yetzirah (Yaratılışın Kitabı) eserinde
açıklanmıştır.
- Hz. Musa / Moses: Gelenek
içerisinde, Musa'nın Sina Dağı'nda yazılı yasanın yanı sıra sözlü yasayı
da aldığı ve bu sözlü yasanın vahyin gizli bilgisini içerdiği
düşünülmüştür. Bu sözlü gelenek zamanla Kabala adını almıştır.
- Adam Kadmon (Kozmik İnsan):
Kabalistik gelenek, bireylerin yaratılış başlamadan önce de varoluşta,
yani Adam Kadmon’un Azilutik bedeninde var olduğunu belirtir.
B. Açık
Çalışma Dönemi ve Kapalı Döneme Geçiş
Yaratılışın başından İkinci Tapınağın yıkılışına
kadar, Kabalistler bu ilmi "açıkça" çalışmışlardır.
- Rabbi Şimon Bar Yochai (Raşbi): Ön sürgün döneminin son
Kabalisti olarak kabul edilir. Ona yukarıdan Zohar Kitabı'nı
(İhtişam Kitabı/Işık Kitabı) yazma izni verilmiştir. Zohar’ın 13.
yüzyılda ortaya çıkmasıyla Sefirot / İlahi Nitelikler / doktrini bugünküne
yakın şekline kavuşmuş ve Kabalistik geleneğe gilgul (ruh göçü) ve Kozmik
Ağaç kavramları dahil edilmiştir.
- Abraham Abulafia:
Harflerin ses ve biçimlerinin gizemli anlamlarına odaklanan Harfçilik
(Abulafia ve Harfçilik) geleneğinin önde gelen temsilcilerinden olup,
konsantrasyon ve hayalde canlandırma teknikleriyle bilinir.
İkinci Tapınağın yıkılışından sonra (M.S. 70),
Kabala neredeyse on beş yüz yıla yakın bir süre yasaklanmış veya gizlenmiştir.
Bu gizliliğin nedenlerinden biri, sahtekârların Kabala'yı kehanetlerle,
muskalarla / tılsımlarla / ve maddi amaçlarla kullanarak halkın zihnini
çelmeleridir; bu tür eylemler putperestlik / idolatry / olarak kabul
edilir.
II. İfşa Dönemi ve Manevi Sıçrama
Kabala'nın serbestçe kitleler tarafından
çalışılması dönemi, belirli manevi liderlerin çalışmalarıyla başlamıştır.
- Ari (İsaac Luria):
Kabala'nın en büyük isimlerinden biri olup, 16. yüzyılda (1534-1572)
ortaya çıkmış ve Lurianik Kabala ekolünü kurmuştur. Çalışmalarında,
Zohar’ı ifşa etmiş ve tüm Kabala’yı manevi olarak edinmiştir. Ari,
Kabala’nın genç, yaşlı, kadın, erkek ayrımı olmaksızın herkesi
hedeflediğini ve artık Kabala'nın çalışılması gerektiğini ilan etmiştir.
- Rav Moshe Cordovero (Ramak): Ari'nin
neslinden gelen ve onun çalışmalarını etkileyen bir diğer önemli
Kabalisttir.
Kabalist İbrahim Azulai (M.S. 6. yüzyıl)
tarafından bulunan antik elyazmalarına göre, Yaratılışın 5300 (Milattan Sonra
1539 yılı) yılından itibaren, herkesin açıkça Kabala çalışmasına izin
verileceği ve sırf bu yüzden Kurtarıcı'nın / Mesih'in / geleceği belirtilmiştir.
Bu, Mesihî dönemin habercisi olan manevi ıslah arzusunun küresel olarak
yayılmasının bir göstergesidir.
III. Çağdaş İslah Metodunun Temsilcileri
Günümüz Kabala öğretisinin temelini, Ari'den
sonra Kabala'yı modern neslin ruhlarına uygun bir metotla ifşa eden üç büyük
Kabalist oluşturur. Kaynaklar, bu üç ismin aslında aynı ruhun, Kabala biliminin
zirvesine ulaşmak için birkaç kez reenkarne / yeniden bedenlenme / olduğunu
ifade etmektedir.
A. Baal
HaSulam (Rav Yehuda Aşlag)
- yüzyılın en önde gelen Kabalisti olarak bilinir. O, bu yegâne ruhun
son reenkarnasyonunda en üst seviyeye erişmiş kişidir.
- Çalışmaları: Aşlag,
Kabala'nın gizli bilgeliğini (Zohar, İncil/Tevrat ve efsanelerle
aynıdır) yeni bir mantık formatında sunmuştur. Kabala'nın kısıtlama
olmaksızın yayılmasına izin verilmesini sağlayan, günümüz nesline uygun
yeni bir çalışma metodu bırakmıştır.
- Vizyonu: O'nun
çalışmaları, Kabala'nın gizliliğinin sonunda çocuklara bile ifşa
olacağını öngörmüştür.
B. Rabaş (Rav
Baruh Aşlag)
Baal HaSulam’ın oğlu ve öğrencisidir. Babasından
aldığı öğretiyi, onun yeni öğrencilerini eğiterek devam ettirmiştir. Babasının
konuşmalarını içeren ve Kabalistik metodolojinin temeli sayılan Şamati
(Duydum) adlı kitabı derlemiştir.
C. Günümüzdeki
En Yüksek Temsilci
Günümüzde
Kabala'nın otantik / özgün / ve bilimsel metodunu öğreten en önemli isim,
Kabalist Rav Baruh Aşlag'ın öğrencisi olan Kabalist Dr. Michael Laitman’dır.
- Rolü ve Organizasyonu: Dr.
Laitman, hocası Rabaş'ın anısına Bnei Baruch Kabala Eğitim ve
Araştırma Enstitüsü'nü kurmuştur. Bu kurum, Kabala’yı tecrübe etmek
isteyen herkese kapılarını açarak, Ari ve Baal HaSulam'ın nesiller boyu
süren ifşa arzusunu gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır.
- Eğitim Yöntemi: Dr.
Laitman’ın öğretileri, Baal HaSulam ve Rabaş'ın yazılarına odaklanmakta,
manevi edinimi olmayanlar için özel olarak hazırlanmış materyallerle,
öğrencinin manevi dünyaya giriş yapabilmesi için rehberlik etmektedir. Bu
metodoloji, Kabala'nın gizli ilim olmaktan çıkıp, sosyal adalet, küresel
birlik ve yaratılışın amacını idrak etmek isteyen herkese ulaşılabilir bir
yöntem haline gelmesini sağlamıştır.
- Silsile Önemi: Kabala
uygulayanlar açısından, manevi edinimde bir öğretmen sırası (silsile)
zorunludur ve Dr. Laitman, bu otantik Kabala zincirinin günümüzdeki
uygulayıcılar açısından en yüksek temsilcisi olarak anılmaktadır.
Kabala, manevi realiteyi / gerçeklik / edinme ve
yaratılışın amacına ulaşma metodu olması hasebiyle, Kudüs ve Süleyman Mabedi /
Tapınağı / gibi maddi/coğrafi kavramlara, siyasi/politik çatışmalara yönelik
görüşlerini de bu temel manevi perspektiften, yani Dallar Dili /
Alegorik Dil / (Lisan Ha-Anafim) vasıtasıyla sunmaktadır. Bu perspektif, fiziki
mekânları veya çatışmaları, kişinin içsel durumunun yansımaları olarak ele
alır.
I. Kudüs ve Süleyman Mabedi / Tapınağı /
Kavramının Manevi Yorumu
Otantik Kabala, dünyevi / maddi / olaylarla,
binalarla veya coğrafyayla doğrudan ilgilenmez; onun temel konusu, üst
dünyaların yapısı ve insanın bu dünyalara nasıl erişeceği ve Yaratan'la nasıl
birleşeceğidir. Bu nedenle Kudüs ve Mabed gibi temel dini kavramlar Kabala'da
ezoterik / gizli / ve ruhsal / manevi / seviyeleri ifade ederler.
A. Kudüs ve Mabedin Yıkılışı Kabalistik
eserlerde, İkinci Tapınağın M.S. 70’te yıkılmasının ardından Kabala ilminin
neredeyse bin beş yüz yıl boyunca gizlenmek zorunda kaldığı belirtilmektedir.
Bu gizlenmenin nedenlerinden biri, bilginin, kehanet, muska / tılsım / ve maddi
amaçlar için kötüye kullanılmasını önlemekti. Geleneksel Yahudi inancına göre
Mesih’in temel görevlerinden biri yıkılan Mabedi yeniden inşa etmek ve
Yahudileri tek toprakta (İsrail’de) bir araya getirmektir. Ancak Kabala'nın
ilgilendiği bu coğrafi mekânlar değildir.
B. Manevi Coğrafya ve Form Eşitliği Kabala’da
kullanılan dil olan Dallar Dili, manevi nesneleri ve güçleri göstermek için
dünyamızdan kelimeler kullanır, fakat bu kelimeler fiziki dünyadaki
karşılıklarından bahsetmezler.
- İsrail Ülkesi: Kabala’da "İsrail
Ülkesi," coğrafi bir bölge olmaktan ziyade, Malkut (Yeryüzü)
tarafından edinilen Bina (İsrail) seviyesi olarak manevi bir
seviyeyi tanımlar. Dolayısıyla Kabalist için önemli olan, bu manevi
seviyeyi kendi içinde inşa etmektir.
- Mabed (Tapınak): Mabed'in
yeniden inşası veya Kudüs’ün fiziki konumu üzerindeki bir iddia,
Kabala'nın özüyle çelişir. Kabalistik ıslah (Tikkun) süreci, tüm
yaratılışın nihai mükemmelliğe ulaşmasıdır. Bu mükemmellik, kişinin
Yaratan’la birleşmesi (Dvekut) ile elde edilir. Eğer fiziki Mabed
ve Kudüs'ten bahsediliyorsa, bu manevi dünyanın fiziksel dünyaya yansıyan
sembolleridir. Manevi seviyelere erişen kişi, tüm dünyaları edindiğinden,
halen bu dünyada yaşarken tüm diğer dünyaları da idrak eder.
Özetle, Kabala, Kudüs’ü ya da Süleyman Mabedi’ni,
bireyin manevi gelişim merdiveninde ulaştığı yüksek bir birleşme ve kutsallık
seviyesinin simgesi olarak görmekte; maddi bir yapının veya toprağın önemini
reddetmektedir.
II. Kabala’nın Siyonizm ve Filistin’deki Savaşa
Dair Görüşleri
Kabala, doğası gereği siyasi hareketlerden ve
savaşlardan ayrı durur, zira Kabala’nın amacı siyasi veya maddi değil, manevi
ve evrensel ıslah / Tikkun /dır.
A. Siyonizm ve
Maddi Hedeflere Karşı Tutum
Siyonizm, İbrani uygarlığının tarihsel süreçte
ortaya çıkardığı bir dizi akımdan biri olarak zikredilmekle birlikte,
Kabala'nın temel öğretileri maddi ve dünyevi kaygıları kesinlikle dışlar.
- Maddi Fayda Reddi: Kabala, sadece
Yaratılış'ın amacına ulaşmayı hedefler. Siyasi egemenlik ve toprak
mücadelesi gibi konular, Kabala’nın ilgilendiği manevi hedeflerle tamamen
zıttır.
- Özgecillik Prensibi:
Kabala’nın geniş kapsamlı ana kuralı, “Komşunu kendin gibi sev”
(özgecillik / altruism) prensibidir. Bu prensip, kişinin doğasını
egoizmden (alma arzusundan) kurtarıp başkalarına verme arzusuna
dönüştürmesini gerektirir. Savaş ve çatışma, bu temel özgecillik yasasına
aykırı olan mutlak egoizmin bir sonucudur.
B. Çatışmanın
(Savaşın) Kabalistik Fonksiyonu ve Barış Yolu
Kabala, çatışma veya savaşı dışsal bir politik
mesele olarak değil, bireyin ve toplumun içsel durumunun bir yansıması olarak
değerlendirir.
- Acı Yolu ve Gelişim: Kabala,
yaratılışın amacına ulaşmak için iki yol sunar: Manevi gelişim yolu
(Kabala çalışmak) veya ıstırabın / acının yolu. Eğer insanlar
gönüllü olarak Kabala metotlarını izleyip egoizmlerini ıslah etmezlerse,
doğa onları acı ve ıstırap (savaşlar, felaketler) aracılığıyla zorla doğru
yöne iter.
- Savaşın Kaynağı: Tüm
ıstırapların ve kötülüğün (şer) kaynağı, kişinin kendini tatmin
etme isteği olan egoizmdir. Toplumsal ilişkilerde bir yasanın
çiğnenmesi, tüm sistemin dengesini bozar ve çevre, toplum ve kişinin kendi
bozukluğuyla cezalandırılır.
- Filistin'deki Savaşı Destekleme: Kabala'nın amacı, tüm
insanlığın Yaratan'ın niteliği olan "ihsan etme" seviyesine
ulaşması ve küresel bütünleşmeyi (Gimar Tikun) sağlamaktır.
Egoizme dayalı, ayrılık ve çatışma üreten hiçbir dünyevi eylem veya siyasi
mücadele Kabala tarafından desteklenmez; tam tersine, bu tür çatışmalar,
Kabala'nın çözüm sunduğu manevi bozukluğun belirtileridir. İnsanlar,
bencilliklerini kökünden söküp atmaya ve kendilerini değil birbirlerini
düşünmeye karar verdiklerinde, tüm endişeler ortadan kalkar ve herkes
sakin, sağlıklı ve mutlu bir hayat yaşar. Kabala, bu hedefe ulaşmak için
Yaratan'a karşı olan görevlerimizden daha çok insanlar arası ilişkilere
yönelik öğretileri önemser, çünkü sosyal görevler egoizmin daha hızlı
yok edilmesine sebep olur.
Sonuç olarak, Kabala, Kudüs ve Mabed'i, manevi
birleşme ve bütünleşmenin simgeleri olarak ele alır ve bu kavramların
fiziki/maddi yorumlarını reddeder. Filistin’deki herhangi bir savaşı veya çatışmayı desteklemez, çünkü
Kabala'nın öğretisi, tüm çatışmaların (savaş dahil) kaynağının egoizm olduğunu
ve bu egoizmin ortadan kaldırılmasının tek yolunun evrensel sevgi ve özgecillik
olduğunu savunur.
Deccal / Antichrist /
Kabala geleneğinde Deccal / Antichrist / figürüne
dair düşünceler, genellikle bu varlığın manevi realiteyi / gerçekliği /
gizleyen ve egoizmin / bencilliğin / nihai formunu temsil eden bir kuvvet
olarak yorumlanması üzerine kuruludur. Kabala’nın temel metodu, bireyi ve
toplumu egoistik alma arzusundan (Klipa / Kabuk /) ihsan etme (Keter)
niteliğine doğru ıslah etmek (Tikkun) olduğundan, Deccal kavramı bu
ıslahın önündeki en büyük engel veya Yaratan’dan uzaklaştıran küresel bir
yanılsama olarak ele alınır.
I. Deccal’ın Kabalistik Metafizikteki Yeri
Kabala’da
kötülük, dışsal bir antagonist / rakip / değil, yaratılan varlığın doğasında
bulunan ve Yaratan’ın niteliği olan iyiliğe (ihsan etme) zıt olan mutlak
egoizmdir. Deccal, bu egoizmin zirvesi ve en güçlü manevi yanılsaması
olarak yorumlanır.
A. Egoizmin En
Kapsamlı İfşası
Kabala'nın hedefi, kişinin doğasını egoistik alma
arzusundan, Yaratan’a benzeyen ihsan etme niteliğine dönüştürmektir. Bu
dönüşümün önündeki en büyük güç, Klipa (Kabuk) olarak adlandırılan ve
ilahi gücü kişinin kendi çıkarları adına ve başkalarının aleyhine kullanma
niyeti taşıyan kuvvettir. Deccal, bu gücün, yani egoizmin, dünyevi düzeyde en
etkili ve geniş ölçekli ifşasıdır.
B. Manevi
Körlük Sembolizmi
Kabalistik düşünce, kişinin algı dünyasını, yani
manevi realiteyi, dört seviyede inceler ve Kabalist, bu dünyadan olan isimleri
manevi nesneler ve güçler için birer araç (dallar dili / alegorik dil /) olarak
kullanır. Bu bağlamda,
ezoterik / gizli / metinlerde Deccal'in bir gözünün kör olduğu ifadesi yer
alır. Kabala, bu fiziki tarifi, Deccal’ın manevi açıdan kör olduğu, yani
sadece maddi/dünyevi realiteyi görebilen ve ahiret / gelecek / realitesini
algılayamayan bir bakış açısına sahip olduğu şeklinde yorumlayabilir. Bu, onun
sadece bu dünyada hüküm sürmesine yönelik cüret ve cesaretin kaynağıdır.
II. Ezoterik Metinlerde Deccal'ın İşlev ve
Karakteristikleri
Geleneksel Yahudi ve İslami eskatolojik / ahir
zaman / kaynaklarında yer alan Deccal tasvirleri, Kabalistik açıdan, manevi
ıslaha direnç gösteren ve insanlığı dünyevi illüzyonlarla aldatan küresel bir
gücün çalışma mekanizmasını gösterir:
A. Deccal'ın
Fitnesi / İhtilafı / ve Altyapısı
Deccal’in
fitnesi, beşer tarihinin en büyük fitnesi olarak kabul edilir ve bütün
peygamberler ümmetlerini Deccal ile korkutmuşlardır. Bu fitnenin özellikleri,
onun olağanüstü icraatları ve fevkalade iktidarında yatar.
- İdeolojik ve Yönetimsel Yapı: Büyük
Deccal’ın ve İslam Deccal’ının (Süfyan) en önemli özelliklerinden biri,
azami bir istibdat / tiranlık / ve zulümle hareket etmeleri, kanunlar
perdesinde insanların vicdanına ve mukaddesatına bile müdahale
etmeleridir. İslam Deccal’ının (Süfyan) gayet muktedir, dahi ve faal bir
hükümet/komite teşkilatını arkasına alacağı, Masonların komitelerini
aldatıp müzaheretlerini / yardımlarını / kazanacağı dahi belirtilmiştir.
Bu, küresel ve örgütlü bir egoist gücün ifadesidir.
- Teknolojik İllüzyonlar: Deccal’ın
olağanüstü güçleri, sihir / büyü /, manyetizma / teshir edici güç / ve
ispritizma nevinden istidracî harikalar (şaşırtıcı mucizeler)
olarak tanımlanır. Aynı zamanda, Deccal'ın dünyayı kırk günde dolaşması,
radyo, telgraf, telefon, şimendifer / tren / ve tayyare / uçak / gibi
mucizevi teknolojik araçlarla ilişkilendirilmiştir. Bu teknolojik
ilerlemeler, onun müstebit / despot / bir kral sıfatıyla işitilmesini
sağlar.
B. Deccal’a
Karşı Manevi Mücadele
Kabala, acı ve
ıstırap dolu yol yerine manevi gelişim yolunu (Kabala yolu) sunar. Deccal’ın
getirdiği fitne ve istila karşısında Müslümanların dağlara ve mağaralara kaçıp
orada yaşadıkları rivayet edilir; bu durum, Ashab-ı Kehf’in Mehdî-yi
Ahirzamanın yardımcıları olacağı inancıyla ilişkilendirilmiştir.
Kabala'ya göre kurtuluş, bireyin kendi doğasını
egoizmden özgecilliğe dönüştürmesiyle, yani Yaratan'la form eşitliğini
edinmesiyle mümkündür. Bu bağlamda Mesih’in (İsa Aleyhisselâm) Büyük Deccal’ı
öldüreceğine dair sahih rivayetler, manevi olarak, egoizmin ve illüzyonların
Yaratan'la tam birleşme (Mesih bilinci) yoluyla ortadan kaldırılması olarak
yorumlanabilir.
III. Kabala’nın Deccal’i Amaçlayan Manevi
Sapmalara Karşı Kesin Tutumu
Kabala’nın özü, manevi ıslah ve Yaratan'la
birleşmek için kişinin içsel doğasını değiştirmektir. Kabala’nın hiçbir şekilde
maddi/dünyevi amaçlara hizmet etmeyeceği ve büyü ile ilişkilendirilmeyeceği göz
önüne alındığında, Deccal’ın vaat ettiği dünyevi güç, şöhret ve aldatıcı
başarılar Kabala tarafından kesinlikle reddedilir.
Daha önceki
yazılarımızda da detaylıca ifade edildiği gibi, Kabala ilmini muska / tılsım /,
kehanet ve maddi faydalar için kullanmak, Kabala'nın manipülasyonu ve putperestlik
/ idolatry / olarak kabul edilir. Deccal'ın gücünün kaynağı olan teshir
edici manyetizma ve büyüsel uygulamalar, kişinin Yaratan'a ulaşmak için
içsel doğasını değiştirme zorunluluğu ile bağ kurmasını imkânsız kılar.
Kabala’da Yaratan’la bağ kurabilmek için manevi
ilerleyişte hiçbir zorlama yoktur. Deccal'ın azami istibdat ve zulümle kurduğu
rejimler ise özgür iradeyi tamamen ortadan kaldırır. Bu nedenle Kabalistik yol,
Deccal’ın yarattığı maddi realite arayışının ve egoistik doyumun tam tersidir;
o sadece Hayatın Anlamı nedir? sorusunun cevabını arayan, maddi
ödüllerden tatmin olmayan kişilere yöneliktir. Deccal'ın yolu, Kabala'nın Hayatı
Seçmeye teşvik ettiği manevi mükemmellik yerine, acı ve anlamsız varoluşun
yoludur.
Bu inceleme, Kabala’nın tarihi devamlılığı ve
kültürel entegrasyonu açısından Türk toplumlarının oynadığı kritik rolü ele
alacaktır.
I. Kabala Geleneğinin Türkiye Coğrafyasında
Devamlılığı
Kabala'nın
önemli bir dönüm noktası, 15. yüzyıl sonunda İber Yarımadası'ndan Yahudilerin /
Musevilerin / sürgün edilmesiyle yaşanmıştır. Bu dönemde Türk toprakları,
Kabala geleneğinin devamlılığı için hayati bir sığınak işlevi görmüştür.
- Sefardim Yahudileri ve Kabala'nın Yayılımı: 1492 yılında İspanya'dan
kaçabilen Yahudilerin (Sefardim) bir kısmı İtalya üzerinden geçerek Türkiye'ye
ve bir kısmı Filistin'e yerleşmiştir. Kaynaklar, bu Sefardim
grubunun mistik akımlar arasında Kabala'yı desteklediğini ve onun
yayılmasına katkı sağladığını belirtmektedir. Türk coğrafyasının sunduğu
bu ortam, Kabalistik bilginin ve pratiklerin korunmasına ve sonraki
dönemlere aktarılmasına imkân sağlamıştır.
- Lurianik Kabala'nın Konumlanması:
Kabala'nın en büyük isimlerinden biri olan ve Lurianik Kabala ekolünü
kuran Ari (İsaac Luria), Polonya'dan sonra uzun yıllar Mısır’da
yaşamış ve buradan Safed’e gelmiştir. Yaşayan tüm mistiklerin hayatında
Mısır düşüncesinin çok özel bir yerinin olduğu bilinmektedir. Osmanlı
İmparatorluğu'nun bu bölgeler üzerindeki hâkimiyeti veya etkisi göz önüne
alındığında, Türk coğrafyasının sağladığı görece istikrarlı siyasi ve
kültürel çevre, bu manevi ekollerin gelişimi için elverişli olmuştur.
II. Ezoterik / Gizli / Disiplinler Arasındaki
Etkileşim
Kabala'nın
harflere ve sayılara dayanan gizli bilgeliği, Türk-İslam kültür çevresinde
gelişen Havâs / Gizli İlimler / ve Tasavvuf / Sufizm / gibi ezoterik
disiplinlerle temas etmiş ve bazı ortak yöntemlerin paylaşılmasına yol
açmıştır.
A. Kabalistik Yöntemlerin İslami Gizli İlimlerde
Kullanımı
Kabala, çağdaş büyücülük düşüncesinin büyük bir
bölümünü oluşturmakla birlikte, Kabalistik yöntemler İslami Havâs
uygulamalarında da kullanılmıştır. Kabala'nın gizemli ve kapalı olan
inanç sistemi, kendi fikirlerini açıklamakta sakınca görmediği bazı inanç
sistemlerine sızarak fikirlerini yaymaya çalışmıştır.
- Kriptogramatik Yöntemler:
Kabala'da kullanılan Gematria (sayısal değerler), Notarikon
(kelimelerin ilk veya son harflerinden yeni kelime üretme) ve Temura
(harf değiştirme) gibi kriptogramatik / şifre çözücü / yöntemler, kutsal
metinlerdeki gizli anlamları çözmek için Kabalistler tarafından
geliştirilmiştir. Bu yöntemler, aynı zamanda İslami Havâs (Gizli
İlimler) pratiklerinde de geniş ölçüde kullanılmıştır. İslam
Hurufiliğinde, İbrani harflerinin kutsiyeti yerini Arap ve Fars harflerine
bırakmıştır; her iki inanç sisteminde de harf ve sayılara mistik / gizemli
/ anlamlar yüklenmiştir.
- Evrensel Bilgelik:
Kabalistik, İslami, Eski Mısır, Çin ve diğer mistik ekollerin üzerindeki milli
elbise çıkartıldığında, temelde birbirine çok benzeyen ve aynı şeyi
anlatan bilgilerin kaldığı görülür. Bu durum, Kabala'nın bilgisinin
belirli bir coğrafya veya etnik kökenle sınırlı kalmadığını ve Türk
kültürünün bu evrensel bilgelik zincirinde bir geçiş ve koruma rolü
üstlendiğini düşündürmektedir.
B. Sabetaycı Kabalistlerin Tasavvufla Etkileşimi
- yüzyılda ortaya çıkan Sabetay Sevi cemaati,
Kabala'nın mistik geleneği üzerine kurulmuştur. Bu Kabalist grubun,
Müslüman Türk toplumuyla belli noktalarda paylaştıkları inanç ve
felsefelerini sürdürmeleri için İslami tasavvuf gruplarında yer almaları,
kendi inançlarına daha yakın bir ortamda rahat edebilmeleriyle ilişkili
olduğu belirtilmiştir. Bu örtüşme ve uyum, Türk kültürel ortamının,
bu ezoterik / gizli / geleneğin ayakta kalmasına dolaylı yoldan katkı
sağladığını göstermektedir.
III. Siyasi Çatışmalar ve Türk Kimliklerinin
Yanlış Kullanımı
Kabala'nın manevi prensipleri siyasi/politik
ayrışmaları reddederken (önceki yazılarımızda da belirtildiği üzere), siyasi
bağlamda bazı Türk kimliklerinin manipüle edildiği veya yanlış anlaşıldığına
dair kaynaklarda eleştiriler mevcuttur.
Gizli İlimler
ve Havâs kitapları, bazı hadis ve rivayetlerde zemmedilen / kınanan /
"Türkler"den kastın, aslında hakiki Türkler değil, hakiki Türkleri
ve Alem-i İslam’ı istila eden bir kısım Mançur, Moğol, Kırgız ve Tatarlar
olduğunu savunmaktadır. Aynı zamanda, Yahudilere hizmet edeceği bildirilen ve
Süfyan adı verilen şahsın ve komitesinin de bu Ye'cûc ve Me'cûc taifesinden
olduğu ve sureten Türk gibi göründükleri iddia edilmektedir. Bu ifadeler,
bir kısım ezoterik literatürde, Türk kimliğinin siyasi ve manevi bağlamlarda
nasıl yorumlandığına dair karmaşık bir tabloyu ortaya koymaktadır.
Bu bağlamda, Kabala'nın özünün (manevi ıslah) bu
tür ırkçı ve siyasi sınıflandırmaları reddettiği (daha önce de belirtildiği
gibi Kabala ırk ve din farkı gözetmez), ancak Kabala'dan türeyen veya onunla
etkileşen bazı Havâs/Gizli İlimler metinlerinde siyasi ve etnik gruplara dair
komplocu / kurgusal / iddiaların yer aldığı görülmektedir.
Sonuç olarak,
Kabala’nın Türklere yönelik doğrudan bir minnet / şükran / ifadesi
olmamasına rağmen, Sefardim Yahudilerine kucak açılmasıyla birlikte Kabala’nın
yayılmasına sağlanan tarihsel zemin ve ezoterik disiplinler arasındaki
karşılıklı alışveriş, bu manevi geleneğin devamlılığı için Türk coğrafyasının
kritik bir kültürel ve coğrafi sığınak olduğunu göstermektedir.
Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.


Yorumlar
Yorum Gönder