Print Friendly and PDF

Yayınlar


Rakamların tarihi

Bunlarada Bakarsınız

 


Rakamların tarihi, insan zekasının en temel ve en kalıcı başarılarından biri olarak kabul edilmekle birlikte, bu konuya dair yapılan incelemeler, rakamların kökeninin bir tanrının ya da belli bir uygarlık kahramanının eksiksiz armağanı olmadığını, aksine çok uzun ve karmaşık bir evrimin ürünü olduğunu ortaya koymaktadır.

I. Temel Kavramlar ve Sayı Sistemlerinin Doğuşu

Kavramsal Farklılıklar

Öncelikle, rakam ve sayı kavramları arasında kesin bir ayrım yapılması gerekmektedir: Rakam, sayıyı temsil eden uylaşımsal/geleneksel (konvansiyonel), çizgesel (grafik) simgelerdir (örneğin 1, 2, 3). Sayı ise bir kavram sorunudur. Deyim yerindeyse, rakam, sayının giyebildiği bir giysidir; seçilen simgelerin yapısı, karşılık gelen kavramın anlamını değiştirmeksizin farklılaşabilir.

İlkel Hesap ve Sayım Yöntemleri

İnsanlar, dört adetten fazla öğeyi tek ve çabuk bir bakışla (yani hile karıştırmadan) ayırt etme gücüne sahip olmadıkları için, dördün ötesindeki nicelikleri bilmek adına sayım yöntemlerine başvurmak zorunda kalmışlardır.

  1. Birebir Uygunluk Yöntemi: Bu, ilkel aritmetiğin temelini oluşturur. Örneğin, bir otobüsteki koltuklar ve yolcular gibi iki kümenin aynı sayıda öğe içerip içermediğini veya hangisinin daha çok öğe taşıdığını saymaya başvurmadan belirlemeyi içerir.
  2. Beden Parçalarıyla Sayım: İnsanın on parmağı, onluk öbeklemeler fikrini vererek sayı sistemimizin doğuşunda merkezi bir rol oynamıştır; bu nedenle el, en yalın ve doğal "hesap makinesi" olarak sunulur. Hint tüccarları arasında, ellerini bir çuha/kumaş altına sokarak alım satım işlemini parmak eklemleriyle sayma geleneği de mevcuttu.
  3. Kertme Uygulaması: En az kırk bin yıllık bir geçmişe sahip olan bu teknik, çubuklar üzerine kertikler/çentikler açarak birimlerin sayımını somutlaştırmayı içerir. Bu, yazılı saymanlığın ilk kavramlarını icat eden ilksel/en eski sayısal gösterim sistemi olarak değerlendirilir.

Taban İlkesi

Sayı sistemlerinin icadına, matematikçilerden ziyade saymanlar, din adamları ve astronomlar yön vermiştir. Tarihte en yaygın taban/bölümleme ilkesi on tabanı (desimal) olmuştur. Bunun nedeni, insandaki her bir elde beş, toplamda on parmağın bulunmasıdır. Yirmili taban (vigesimal) ve altmışlı taban (seksagesimal) gibi farklı tabanlar da kullanılmıştır.

II. Eski Uygarlıklarda Yazılı Rakam Sistemleri

Yazılı sayı sistemleri, aritmetiğin bütünü değildir; çizgesel simgeler görece geç ortaya çıkmıştır.

Sümer Uygarlığı

Sümerler, kil tabletlere yazmak için saz (ya da kemik/fildişi) çubuk kullanıyorlardı; çubuğun silindir ucu rakamları basmaya, sivri ucu ise resimleri çizmeye yarardı.

  • Sayı Sistemi: Sümer sayılaması özünde toplama ilkesine dayanıyordu, bu da büyük sayıları yazmak için benzer imlerin aşırı tekrarını gerektiriyordu (örneğin, 3599 sayısını yazmak için 26 rakam).
  • Altmışlı Sistem (Seksagesimal): Sümerler altmış tabanını esas alıyordu. Ancak, on tabanı belleği rahatlatan bir yardımcı birim olarak kullanılırdı; Sümerce'de on sayısının karşılığı olan u kelimesinin tam anlamının "parmaklar" olması, ilkel sayımın bir kalıntısı olarak görülür.
  • Hesap Hantallığı: Sümerlerin yazılı sayı sistemleri aritmetik işlemler için hantal bir yapıya sahipti; işlem yapmaya yatkın imler değil, daha önce yapılmış hesap sonuçlarını sırf bellek/hafıza için dile getirmeye yönelik çizgesel imlerdi.
  • Miras: Akad İmparatorluğu çağında Samiler, Sümer kültürünün mirasını özümsemişlerdir. Mezopotamya'da Sümerlerin altmışlı sistemi belli bir süre kullanılmaya devam etse de, Samilerin onlu sözlü sayı sistemi zamanla baskın gelmiştir. Asur-Babilliler, altmışlı tabanı büyük birim olarak korusa da, 70, 80 ve 90 sayılarını eski Sümer usulüyle (kayıp altmışlı sistemin kalıntıları olarak) betimlemeyi sürdürmüşlerdir.

Mısır Uygarlığı

Mısır hiyeroglif sayı sistemi onluydu (desimal) ve rakamların toplama yoluyla yan yana konması ilkesine dayanıyordu. Bu sistemde, birime ve 10'un ardışık kuvvetlerine özel bir rakam yüklenirdi.

  • Hesaplama: Mısırlılar, yazılı sayı sistemlerinin çok ilkel olmasına karşın aritmetik işlemler yapmayı öğrenmişlerdir. Toplama ve çıkarma basit bir şekilde rakamların yan yana konulması ve öbeklenmesiyle yapılırdı. Ancak bu yöntemler esneklikten, birlikten ve bağlantılardan yoksundu.

Diğer Toplamalı Sistemler

Yunanların Attika sayı sistemi ve Roma rakamları (I, V, X) de toplamalı sistemlere örnektirler.

Çin Uygarlığı

Çinli bilginler Hanlar çağından (MÖ 206-MS 220) beri suan zi ("fişlerle hesap") adıyla bilinen onlu, konumlu bir sayı sistemi kullanmışlardır. Bu sistem, dokuz yalın birimin betimlenişinde yatay ve dikey çubukları bir araya getiriyordu.

III. Konumlu Sistemler ve Sıfırın İcadı

Konumlu sayı sistemleri, rakamların değerlerinin sayıların yazılışındaki konumlarıyla belirlenmesi ilkesine dayanır. Bu sistemler, aritmetik işlemlerin yazılı olarak yapılmasına tamamen uygun olmalarıyla üstündürler.

Sıfırın Zorunluluğu

Konum ilkesinin sistemli hale getirilmesinden sonra, sıfır kavramı zorunlu hale gelmiştir. Bir rakamın birinci sırada yalın birimi, ikinci konumda ise (tabana göre) farklı bir değeri ifade ettiği bir sistemde, ikinci konumda hiçbir şey yoksa bu boşluğun belirtilmesi gerekiyordu.

Sıfır Kavramına Ulaşan Uygarlıklar

Tarihte özgün yaratı olarak yalnızca dört konumlu sayı sistemi vardır: Babil bilginlerinin, Çin bilginlerinin, Maya rahip-astronomlarının ve Hint uygarlığının sistemi. Ancak bu sistemlerden yalnızca Hintlerin sıfırı bir sayı olarak görülmüştür ve modern olanaklara sahipti.

Hint Uygarlığı ve Modern Sayı Sisteminin Kökeni

Modern sayı sistemini borçlu olduğumuz uygarlık Hint uygarlığıdır. Hint sıfırının adıyla ilgili ayrıcalıklı kavram olan Shûnya, en eski çağlardan beri "boş"un ve "boşluk"un anlatımı olarak mistik ve dinsel bir felsefenin (shûnyatâ/şunyata felsefesi) temel öğesini oluşturmuştur. Bu kavram, zamanla küçük bir daireyle çizgesel/grafik olarak betimlenmiştir.

Hint bilginlerinin dehası, MS IV. yüzyıl dolaylarında gerçekleşen üç büyük fikri bir araya getirmeyi başarmıştır:

  1. Temel rakamların sayısı dokuzdur ve betimlenen birimleri görsel olarak çağrıştırmazlar (yani soyutturlar).
  2. Rakamların değerini konumlarıyla belirleyen ondalık/desimal konum ilkesi.
  3. Sıfırın bir sayı olarak anlaşılması.

Bu başarı, sayıların gösteriminde başka hiçbir iyileştirmenin gerekli veya olanaklı olmadığı son yetkinliği oluşturur. Yaygın kabul gören "Arap rakamları" deyimi, büyük bir tarihsel hata içerir; zira bunlar Arap alfabesi öğeleri arasına girip üsluplaşınca değişmiş, ancak kökeni Hint'tir.

IV. Rakamların Mistik ve Ezoterik Boyutu

Rakamlar, bilimsel/matematiksel tarihlerinin yanı sıra, çeşitli öğretilerde ve inanç sistemlerinde büyüsel/mistik bir güce sahip olduklarına inanılan semboller olarak da yer almıştır.

Önemli Rakamlar ve Anlamları

  • Üç, Yedi ve Dokuz: Hitit büyülerinde yedi ve dokuz rakamlarının öne çıktığı görülür. Aynı şekilde, büyüsel ve mistik güce inanılan rakamlar arasında 3 ve 7 çok yaygındır. Yedi sayısı, dilimizde dahi birçok söz grubunda geçmektedir.
  • Varlıkların Sayısı: Dünyevi işlerin görülmesi için güçlü ifritlerden yedi (7) arkadaş istenmesi gibi uygulamalar kaynaklarda mevcuttur.

Sayı Sistemleri ve Gizli İlimler

  1. Ebced Hesabı: Doğum tarihi bilinmeyen kişilerin burçlarının ve kaderlerinin belirlenmesinde Ebced Hesabının kritik bir rolü olduğu ifade edilir. Ebced, Kur'an-ı Kerim'in matematik/riyazî ilmi olarak da adlandırılır ve Hazreti Ali'nin öğrenilmesini istediği bir ilimdir. Ebced değerleri (Ebced-i kebîr veya Ebced-i sagîr) toplanarak burç tespiti yapılabilmektedir.
  2. Vefk Hazırlama: Vefklerin hazırlanmasında en uygun zaman diliminin (saat-i eşref) tespiti için, kişinin isminin Ebced hesabıyla toplamı bulunarak haftanın günlerinin sayısı olan yediye bölünmesi gerekir; kalan sayı hangi güne işaret ediyorsa o gün işlem yapılır.
  3. Harflerin ve Rakamların İlimleri: Havass/Gizli İlimler alanında harflerin tabiatı nispetiyle yerine konmasına "Rakam bastı", harflerin isminin telaffuz edilerek yerine konmasına ise "Harf bastı" denir.

Büyü ve Mistik Rakam Uygulamaları

  • Korunma ve Bereket: El-Kâfî ism-i şerifinin altılı vefkinin çizilip taşınması, bütün hayırları celp etmeye, rızkın bereketli olmasına ve düşmanlara karşı Allah'ın kâfi gelmesine yardımcı olur; ancak daima abdestli olmak şarttır. Ayrıca, yüksek makam ve kabul için Utarid saatinde (Çarşamba günü birinci saat) misk, safran/zaferan ve gülsuyu ile vefk yazılıp taşınırsa söz geçer, makam sahibi olunur ve düşmanlara üstün gelinir.
  • Tedavi ve Niyet: Çocuğu olmayan kadın için Fetih suresinin, kadının ve kocasının ismiyle beraber Pazartesi günü güneş doğmadan önce sırçalanmış/sı sırlanmış bir tabağa yazılması ve yedi gün suyunun içilmesi, çocuğun karında şekillenmesini sağlayabilir. Benzer şekilde, bir kimseyi bağlamak için Kırmızı ibrişim alınır, Şems suresinin her ayetinin sonunda bir düğüm atılarak on beş (15) düğüm bağlanır ve bu tertip üzere tamamlanır.

Rakamların Ezoterik/Gizli İlimler Açısından Kullanımı (Numeroloji)

Numeroloji/Sayı falı, kökenleri kadim çağlara uzanan, sayıların salt nicelik/miktar belirtme işlevinin ötesinde büyüsel/mistik ve titreşimsel/vibrasyonel bir güce sahip olduğu inancına dayanan ezoterik/gizli bir bilgi sistemidir. Bu disiplin, sayıların evrensel bir senfoninin parçası olan kozmik titreşimler olarak kabul edilmesine odaklanır. Sayıların dili, doğanın ilkeleri arasındaki ilişkiyi ve eşyaların birbiriyle olan bağlarını içerir.

I. Numerolojinin Felsefi Temelleri ve Matematiksel İndirgeme

Numerolojinin temel ilkesi, evrenin tamamının saf matematiksel sayılar üzerine kurulmuş olmasıdır. Bu saf matematiğin ise dokuz temel sayıdan (1’den 9’a kadar) oluştuğuna inanılır ve diğer tüm sayıların bu temel sayılardan türetilebileceği varsayılır.

Bu ezoterik/gizli yaklaşıma göre:

  1. Sayıların Dili ve Gücü: Her sayının kendine has bir gücü vardır. Bu güç, yalnızca niceliği belirlemekle kalmaz, aynı zamanda doğanın ilkeleri arasında var olan bir bağı da temsil eder.
  2. Basit İndirgeme Yöntemi: Tüm evrensel olayların sayıların etkisi altında olduğu düşünülür ve bu etki, sayıların 1’den 9’a kadar olan şekillere indirgenmesi yoluyla analiz edilir.
  3. Birlik İlkesi: Numeroloji, her şeyin temeli olan birlik/yekparelik ilkesini anlamak için kullanılan bir yoldur ve diğer tüm bilimlerin kökü/tabanı olarak görülür.

II. Numerolojinin Kökenleri ve Uygulama Alanları

Numerolojinin kökleri astroloji kadar eskidir ve MÖ/İÖ VI. yüzyılda Pisagor (Pythagoras), öğrencileri ve takipçileri tarafından geliştirilmiştir.

1. Harf ve Sayı İlişkisi: Ebced Hesabı ve Kabala

Ezoterik numeroloji, harflerin sayısal değerlere dönüştürülmesini esas alır ve bu yöntem, isimlerin ve kelimelerin gizli anlamlarının çözümlenmesini sağlar.

  • Kabala ve İbrani Geleneği: Numeroloji, harflerin sayısal anlamlarını yorumlama konusunda Yahudi mistisizmi/gizembilim (Kabala) ile güçlü bir bağa sahiptir. Kabalistlere göre Tanrı, evreni İbrani alfabesinin 22 harfiyle kodlamıştır. Kabala, bilgiye duyusal algıdan değil, ruhtan ulaşılması inancına dayanır.
  • Ebced Hesabı: Numerolojinin İslam kültüründeki karşılığıdır. Bu sistemde, harflere sayısal değerler yüklenerek hesaplamalar yapılır ve elde edilen sayısal sonuç, burç tespiti ve kaderin belirlenmesi gibi amaçlarla kullanılır. Ebced hesapları, Kur’an-ı Kerim’in matematik/riyazî ilmi olarak da adlandırılır.

2. Kader ve İsim Uyumları

Numeroloji, harflerin sayısal değerlerinden oluşan titreşimsel/vibrasyonel bir kod taşıdığı inancıyla, kişinin kaderiyle ilişkisini kurar.

  • Doğum ve İsim Numarası: İsim numarası, kişinin gelişmiş kişiliğinin ve başarılarının anahtarıdır; bu numaranın, değiştirilemeyen doğum numarası (kader sayısı) ile uyumlu/ahenkli (accord) olması esastır.
  • Kişilik Analizi: Numeroloji, kişinin gerçek karakteri ve gelecekteki durumu hakkında görüşler ileri sürmek için doğum tarihi ve isimden faydalanır.
  • İsim Değiştirme: Numeroloji, kişinin adını değiştirerek yaşam deneyimlerini iyileştirebileceğini ve yaşamına akan enerjiyi yeniden yönlendirebileceğini iddia eder.

3. Kehanet ve Uyum Testleri

Numeroloji, yaşam seyrini anlama gücü verir ve astroloji/el falının aksine "kullanımı kolay ve matematiksel olarak kesin" olduğu ileri sürülür.

  • İlişkiler ve Uyum: Numeroloji, hangi partnerlerin, iş yerlerinin veya adreslerin kişinin sayısal titreşimleriyle uyumlu olduğunu bulmaya yardımcı olur. En güçlü ilişkilerin tek ve çift sayı kombinasyonlarında olduğu gibi, zıt ve tamamlayıcı enerjilere sahip kişiler arasında oluştuğu düşünülür.
  • Zamanlama: Kişinin hareket etmesi için uygun/uğurlu tarihleri belirlemesine yardımcı olabilir.

III. Rakamların Mistik Kullanımları: Vefkler/Sihirli Kareler

Sayıların ezoterik kullanımı, özellikle vefk/sihirli karelerin inşasında ve ritüellerde sayısal tekrar/tekrarın kullanılmasında en somut halini bulur.

1. Vefk (Sihirli Kare) Prensipleri

Vefkler, matematiksel formüllere dayanan, harflerin ve sayıların gizli ilimleri/havassı ile bağlantılı geometrik/çizgesel yapılar olup, sayıların belirli kurallara göre hanelere yerleştirilmesini gerektirir.

  • Yapım Yöntemleri: Vefkler, tekli/erkeklerin celbi ve tesiri için (örneğin 1, 3, 5, 7, 9, 11, 13, 15, 17) ya da çiftli/kadınların teshiri/celbi için (örneğin 2, 4, 6, 8, 10, 12, 14, 16, 18) olmak üzere iki çeşitte yapılabilir. Üçlü vefkler için (3x3) temel dönüşümler dikkate alındığında yalnızca bir adet sihirli kare mevcuttur.
  • Gezegensel Bağlantı: Vefklerin gezegenlerle ilişkisi kurulur; örneğin, dokuzlu vefk Kamer/Ay'a mensuptur ve günü Pazartesi'dir. Sekizli vefk ise Utarid/Merkür yıldızına mensuptur. Altılı vefkin gezegeni Güneş ve günü Pazar'dır.
  • Ebced Değeriyle İnşa: Vefk yapılacak Esma-i şerif/Kutsal İsim veya ayet/dize Ebced hesabıyla sayısal olarak bulunur ve doğrudan birinci haneye yazılır. Örneğin, Ya Latîf isminin Ebced değeri 129'dur ve bu ismin tekrar sayısı 129'un karesi (16641) olarak belirlenir.

2. Ezoterik Uygulamalarda Sayısal Tekrarlar (Adet/Zikir)

Belirli ritüellerde, amaca ulaşmak için hassas sayısal tekrarlar zorunludur.

  • Belirlenmiş Adetler: Kasemül Emlakül Felekiyye yedi (7) kere okunur. El-Kâfî ismi şerifinin altılı vefkinin çizilip taşınmasıyla birlikte 666 defa Kâfi ismi okunur. El fe’alu el bedi-u... gibi isimlerin havassı/gizli özellikleri için 7 gün riyazetli oruçla birlikte gece gündüz 8989 defa okunur.
  • Korunma ve Şifa: Bir salavat-ı şerifenin iyileşme sağlaması ve mazlumu ipten alması için adedi 4444'tür ve bu adet bir oturuşta veya belirli günlerde tamamlanmalıdır. Nazar/kötü bakışa karşı korunmak için yedi (7) tane üzerlik otu tohumu atılan ateş üzerinden çocuk geçirilir.
  • Mistik Zikirler: Ruhaniyyet/Tinsellik davetlerinde 7 gün boyunca 7777 defa zikir çekmek gibi usuller kullanılır. Bir kimsenin celbi/çekilmesi niyetiyle 1209 defa isimlerin okunması gerekir.

IV. Mistik Sayıların Özel Anlamları

Mistik ve büyüsel/magic uygulamalarda bazı sayıların gizli ve güçlü anlamlar taşıdığına inanılır.

  • 1’den 9’a Kadar Temel Sayılar: Numerolojide bu sayılar temel olup, her sayının evren ve insan doğası ile ilgili titreşimleri içerdiğine inanılır.
  • Üç (3): Mistik ve büyüsel güce inanılan bir rakamdır. Örneğin, bir cismin batıl olması/geçersiz kılınması için bazı harflerin Aslan derisine yazılmasıyla birlikte şeklin önüne bırakılması gibi uygulamalar kaynaklarda mevcuttur.
  • Yedi (7): En yaygın mistik/büyüsel sayılardan biridir. Gizli/ezoterik ilimlerde 7 gün boyunca riyazetli oruç tutulması şartı sıkça görülür. Ayrıca ruhlardan yedi (7) kişinin gelip görünmesi gibi uygulamalar da mevcuttur.
  • Dokuz (9): Mistik güce inanılan temel rakamlardan biridir. Ebced sisteminde harf toplamının tek sayılı (5, 7, 9 gibi) olması durumunda –el takısının konulabileceği belirtilmiştir. Kehanet kemiklerinin dokuz (9) adet alınmasının daha iyi sonuç vereceği ifade edilmiştir.
  • On Üç (13): Numerolojide, geleneksel inanışın aksine (şanssızlık), 13 sayısının eski on ikilik sistemde yeni bir başlangıca işaret ettiği şeklinde yorumlanabileceği belirtilmiştir.
  • Kırk (40): Arınma/temizlenme sayısı olarak bilinir ve İncil'de insanların bir teknede veya çölde geçirdikleri gün ve gece sayısıyla ilişkilendirilir (40 gün ve 40 gece).

İlginç Konu: Gizli İlimler ve Bilgisayarlar/Algoritmalar Arasındaki Bağlantı

Rakamların ezoterik kullanımı üzerine yapılan derinlemesine incelemeler sırasında, çağdaş matematik ve bilgisayar/kompüter bilimlerinin temelini oluşturan algoritmalar/yönergeler ve soyut cebir kavramlarının Hint bilginlerine kadar uzanması dikkat çekmektedir.

Hint bilginleri, tarihte ilk kez, hesap kurallarını herhangi bir büyüklüğe uygulanabilir algoritmalara dönüştürmeyi başarmışlardır. Bu soyut cebir, sıradan aritmetiğe göre tartışılmaz bir ilerlemedir ve modern matematiğin ve çağdaş bilimlerin soyutlaşmasında önemli bir aşamaya damgasını vurmuştur. Hesap/calculus kelimesi dahi, mantıksal önermelerin, sayıların veya fonksiyonların bir kümesine uygulanan kurallar ve yöntemler kümesinin kullanılmasının adı haline gelmiştir.

Gizli İlimlerde İse Vefk/Sihirli Karelerin İnşası Ve Karmaşık Büyüsel/Magic Uygulamalar (Remil/Kum Falı Gibi) İçin Tanımlanan Yöntemler

Gizli ilimlerde ise vefk/sihirli karelerin inşası ve karmaşık büyüsel/magic uygulamalar (Remil/Kum Falı gibi) için tanımlanan yöntemler, matematiksel kesinlik, ardışık işlemler ve koşullu çatallanmalar/dallanmalar içerir. Bu süreçler, modern anlamda "programlama" ve "algoritma" kavramlarını çağrıştıran, mantıksal ve adım adım işleyen bir düzenlemeyi/ordinatio gerektirir. Örneğin, vefk yapımı sırasında kesir kalması durumunda hangi haneye kaç (1) eklenmesi gerektiği gibi kurallar, kesin bir algoritmik mantığı izler.

Rakamların ve harflerin ezoterik / gizli / kullanımı, kökeni kadim / eski / uygarlıklara dayanan ve İlm-i Havâs / Gizli İlimler adı altında toplanan kapsamlı bir disiplinler bütününü ifade etmektedir. Bu disiplinler, evrenin sırlarına vâkıf olmayı, ruhaniyetin ervahlarını / tinlerini müşahede / gözlem / etmeyi ve tabiatüstü / metafizik / güçleri kontrol altına almayı amaçlar.

Bu kaynaklarda Gizli İlimler, vefkler ve büyüler aşağıda ayrıntılı olarak sunulan katı kurallar, matematiksel hesaplamalar ve mistik/büyüsel yöntemlerle açıklanmıştır:

I. Gizli İlimlerin Kapsamı ve Felsefesi

İlm-i Havâs, ruhlar, melekler ve cinler âlemindeki gizlilikler, sırlar ve sihirler ile ilgilenir. Ayrıca kutsal sözlerin, harflerin, sayıların, burçların, yıldızların, maddelerin, bitkilerin ve hayvanların canlı ve cansız nesneler üzerindeki etkisini bulmayı ve hastalıkları iyileştirmeyi de konu edinir.

Bu ilimlerin en lezzetlisi ve yücesi, esma / Kutsal İsimler ve huruf / harflerin esrarının / sırrının ilmidir. Bu bilgi ile ulvi ve süfli / aşkın ve aşağı / alemlerin sırlarına vâkıf olunur. İstenilen şeyleri elde etme, uzaktaki eşyayı görme, gizli olanları ortaya çıkarma, hayrı celb / çekme ve zararı def’ / savma gibi amaçlara ulaşma gücü bu ilimde mevcuttur.

Büyü / sihir, tabiatüstü / metafizik / güçlerle ilişki kurularak tabiatın ve varlıkların etki/kontrol altına alınabileceği inancını temel alır. Bu ilimlerde, bilgelik, bilgisizleri / cahilleri inkâr etmekle kalmaz, aynı zamanda sembolik / simgesel ve kapalı / gizli bir bilgidir.

II. Harflerin ve Sayıların Kullanımı: Ebced ve Vefkler

Gizli ilimlerin matematiksel temelini, harflere sayısal değerler atayan Ebced hesabı ve bu değerleri geometrik / çizgesel yapılar içinde düzenleyen Vefk / Sihirli Kare ilmi oluşturmaktadır.

A. Ebced Hesaplama Yöntemleri

Ebced hesabında harflerin sayısal değerleri kullanılır. Uygulamalarda, esmâ / Kutsal İsimler, âyetler / dizeler veya sureler / bölümlerin Ebced toplamlarından çıkan sayılar, çalışmanın tekrar adedini veya vefkin temel sayısını belirler.

  • Ebced-i Sağir / Küçük Ebced: Seçilen esmâ veya âyetlerin Ebced toplamlarından inanılmaz büyük sayılar çıktığında, bu büyük sayıların telaffuz zorluğunu aşmak ve mantıklı esmâlar bulabilmek için Ebced-i Sağir / Küçük Ebced tablosu kullanılır. Bu yöntemle adetler / sayılar küçülmekte ve mantıklı esmâlar / isimler elde edilebilmektedir.
  • Nutk Etme (Konuşturma): Harf ve sayıların gizli ilimlerinde, ismin nutku / konuşturulması yöntemiyle çıkan rakam ve kelimeler daha sonra vefklerde kullanılmaktadır; bu değerler eldeki isme ve sayıya göre değişir.

B. Vefklerin Tanımı ve Yapısı

Vefk ilmi, adedlerin / sayıların uygunluğuna ve dıla’ / kenar ve kuturlarda / köşegenlerde tekrarsız eşitliğine ulaşmayı sağlayan ilimdir.

  • Vefkin Unsurları: Her vefkte sekiz temel usul / kural bulunmaktadır: Miftah / Anahtar, Muglak / Kilit, Adl / Adalet, Vefk, Mesahe / Alan, Zabit / Memur, Gaye / Hedef ve Asl / Köken.
    • Anahtar, bir kilide konulabilecek en küçük sayıdır; Kilit de bir kilide konulabilecek en küçük sayıdır. Adalet, Anahtar ve Kilit toplamıdır.
  • Vefk Tanzim Usulü: Vefke yerleştirilmek istenen sayı alınır, yapılacak vefkin üssü bu sayıdan çıkarılır. Kalan sayı vefkin dıla’larının / kenar sayılarının adedine bölünür ve çıkan sayı vefkin miftah / anahtar hanesine yazılır. Eğer bölme işleminde kesir / artık / kalıntı / olursa, bu kesir son devrin / döngünün / evveline konularak aynı şekilde birer artışla devam edilir.

C. Vefk Çeşitleri ve Kullanım Amaçları

Vefkler, yapılma amaçlarına ve taşıdıkları sayısal değerlere göre sınıflandırılır:

  1. Cinsiyet ve Sayısal Taban: Havâs / Gizli İlimler kitaplarında vefkler hazırlanırken erkek ve kadın için yapılıp yapılmadığına dikkat edilir. Erkek vefkleri tek sayılarla, kadın vefkleri de çift sayılarla yapılmıştır.
  2. Hayırlı ve Kötü Amaçlar: Vefklerde çift sayılar, dilek ve isteklerin iyilik ve hayır amaçlı olması durumunda kullanılırken, kötü niyetler için tek sayılar kullanılmıştır.
    • Dörtlü vefkler / 4x4, büyü işleri, celp / çekme, savaşta zaferin önlenmesi, prenslerin gelip gitmesi ve kadınların dostluğu içindir.
    • Beşli vefkler / 5x5, hastalık, sıkıntı, düşmanlık ve kadınların taşlanması içindir.
    • Sekizli vefkin havassı / özellikleri, muhafaza / korunma, kalbi ve nefsi arındırma, sükûnet / dinginlik gibi "ha" harfiyle başlayan bütün hacetler / ihtiyaçlardır.
    • Onlu vefkin havassı, yakin / kesin bilgi, kolaylık, cismin ve amelin kuvvetlenmesi gibi "ya" harfiyle başlayan bütün taleplerdir.
  3. İsimlerin ve Ayetlerin Vefki: Vefkler, Allah’ın esmâsı ve Kur’an-ı Kerim âyetleri / dizeleri kullanılarak hazırlanır. Örneğin, Ayete’l-Kürsî vefki korunma, büyü bozma ve görünmez olma gibi iyi amaçlar için kullanıldığı gibi, dil bağlama ve düşmanı öldürme gibi kötü amaçlar için de kullanılmıştır.

III. Büyü ve Ritüel Uygulama Metotları

Havâs / Gizli İlimler, karmaşık ritüel ve uygulama şartlarına bağlıdır.

A. Uygulama Şartları ve Gizlilik

Birçok uygulama, şartlarına gerektiği şekilde riayet edilmediği için başarısız olmaktadır.

  • Temizlik ve Yön: Okuyan / uygulayan kişinin taharet-i kâmile / tam temizlik üzere olması, okunan yerin temiz olması ve kıbleye dönülerek diz üstünde oturulması önemlidir.
  • Mekân ve Zaman: Yapılan her amelin boş bir mekânda ve kimsenin görmeyeceği şekilde gizlilikle yapılması gerekir. Tenha ve karanlık yerler (orman, evlerden uzak yerler) ve özellikle gece yarısı tercih edilir.
  • Zamanlama: Yapılacak vefkin, kişinin isteğine uygun olan yıldızla uyumlu olması gerekir. Havâs kitaplarında zamanın dikkate alınmadığı durumlarda vefklerin çalışmayacağı veya az tesirli olacağına inanılmıştır. Şer / kötülük işleri için Cumartesi günü sabah güneş doğarken (nahıs vakitlerin / uğursuz zamanların en nahısı / uğursuzu) uygundur.
  • Okuma ve Zikir Adetleri: Esmâların / isimlerin, duaların ve okumaların tam olarak adedince / sayısınca yapılmasına dikkat edilmelidir. Sayıların şaşırılması, yapılan işin sakat olmasına yol açar.

B. Malzemeler ve Maddi Uygulamalar

Büyüsel uygulamalar için özel malzemeler ve yöntemler kullanılır:

  • Yazım Gereçleri: Vefklerin yazımında genellikle gül suyunda ezilmiş misk ve zaferan / safran kullanılır.
  • Buhurlar / Tütsüler: Hayırlı / iyi amaçlı işlerde güzel kokulu tütsülerin (örneğin öd ağacı ve cavi / asilbent) yakılması, kötülük yapma amaçlı işlerde ise kötü kokulu tütsülerin yakılmasına dikkat edilir.
  • Kötülük Amaçlı Maddeler: Bir kimseyi hayaletler / hortlaklar göstererek hayrete düşürmek için, Hüdhüd kuşunun kalbi ve başı ile Kara Karga'nın kalbi ve başı dövülür ve insan kanı ile karıştırılır; bu karışıma Ud ve Haslüban / bir tür reçine / konulup nohut miktarı kadar haplar yapılır ve buhurdanlıkta yakılır.
  • Gömme, Yakma ve Asma: Tılsımlar / muskalar bazen üç, beş veya yedi adet kâğıda yazılır ve içine karabiber veya günlük / akgünlük / konulur; okuma yapıldıktan sonra ateşe atılır, gömülür veya rüzgârlı bir yere asılır.
  • Benzetim / Taklit Büyüsü: Bir kimse veya düşmanın öldürülmesi amaçlanıyorsa, kişinin bir imgesi / sureti oluşturulur ve imgeye zarar verilerek gerçek kişiye de zarar verilmesi amaçlanır, çünkü imge ile kişi arasında yakınlık olduğuna inanılır.

C. Davetler ve Ruhani Varlıklarla İrtibat

Havâs uygulamalarının bir amacı da ulvi ve süfli / aşkın ve aşağı / varlıklarla irtibat kurmaktır.

  • Hâdim / Hizmetli Davetleri: Yasin-i Şerif suresinin hatemi şerifini / kutsal mührünü / yeni bir aynaya safran, gül suyu ve reyhan suyuyla yazıp, aynaya bakarak sürekli okumaya devam edilirse hâdimler / hizmetliler tek tek aynaya gelirler.
    • Şer / kötü bir iş yapılmak istenirse Abdunnar isimli hâdim, hayır işi içinse Nebdûn isimli hâdim vekil / görevli / edilir.
  • Ses Kodları: Vefklerden çıkarılan hâdim isimleri, gerçek isimler değil, istenen işi yapacak olan hâdimleri aktive eden ses kodlarıdır. Bu kodlar, Âil, Yuşin, Tayşın ve Tatil gibi eklerle gereken titreşimi kazanır.
  • Tehlikeler: Berhetiyye gibi okumaların çok tehlikeli olduğu, kafaya göre okunmaması ve sayıların şaşırtılmaması gerektiği uyarısı yapılır. Cinnî / cin / varlıklar, davetler sırasında gürültüler oluşturabilir, evi sarsabilir veya korkunç şekillerde görünebilirler; bu durumda uygulayıcının soğukkanlılığını / nezahetini / koruması gerekir.

IV. Kehanet / Tahmin / Yöntemleri

Gizli ilimler içinde kehanet teknikleri, kişinin geleceği tahmin etme arzusundan beslenir.

A. El Falı / Palmistry

El falı / palmistry /, elin hatlarını, şekillerini ve çizgilerini inceleyerek karakter analizi yapar ve gelecekteki olayları belirler.

  • El Çizgilerinin Yorumlanması: Bir elde mutlaka Hayat, Akıl ve Kalp olmak üzere üç çizgi bulunur. Çok sayıda çizgi bulunması iyi bir işaret sayılmaz; sinirlilik, tereddüt / kararsızlık / ve ardışık sıkıntıları gösterir. Kırık ve kesik çizgiler duraklama, değişim ve tehlikeleri haber verir.
  • El Çeşitleri: Kısa ve ince el bazen cimrilik, gevezelik ve oburlukla ilişkilendirilir. İnce, çöp gibi eller, hayalciliği, narin yapıyı ve ayakları yere basmayan karakteri gösterir.

B. Mistik İşaretler ve Zamanlama

  • Zar Atma: Birden fazla zar atıldığında, yorum yalnızca toplam puana göre değil, her bir zarın tek tek "okumalarını" dikkate almalıdır. Örneğin, 3 ve 5 atılması sadece 8 değil, aynı zamanda üç ve beşin kombinasyonunu ifade eder.
  • Sayıların Sembolizmi (Zar Falı):
    • 1 (İstikrar): Seçilen rotaya bağlı kalındığında hiçbir şeyin tehdit etmeyeceği, değişikliklere gerek olmadığı ve yakın gelecekte iyi haberler anlamına gelir.
    • 3 (Temas): Girişimciler için iyi bir rakamdır, yakın zamanda başlatılan iş başarıyla tamamlanır.
    • 5 (Kuvvet): Tamamlanmanın ve yeni başlangıçların işaretidir; yaşam enerjisinin yeni bir biçimde bedenlenmesi için ölmesi gerektiğini gösterir.
  • Kahve ve Çay Falı: Kaynatılan kahvenin telvesine yansıyan gölge ve işaretlere göre kehanet başlar. Sembolik gölgeler: İnsan gölgesi aşıklar için mülkten mahrum kalma, binaların gölgesi zenginler için mutlu kehanetler, fakirler için kötü beklentiler.

İlginç Konu: Algoritma / Yönerge / Olarak Gizli İlimler

Kaynaklar, vefk / sihirli kare / yapım usullerinin ve gizli ilimlerin uygulanmasının kesin matematiksel ve mantıksal kurallara dayandığını net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Vefklerin tanzim usulü / düzenleme yöntemi /, belirli bir sayıdan başlayıp, çıkarma, bölme, kalanı yerleştirme ve birer artırarak ilerleme gibi aşamaları kesin bir sırayla takip etmeyi gerektirir. Bu sistematik ve mantıksal ilerleme, modern bilgisayar / kompüter / bilimlerinde kullanılan algoritma / yönerge / kavramını akla getirmektedir. Kaynaklarda zayiçe / astronomik tablo / üzerinde yapılan işlemlerin sanatın kurallarına uygun olarak, çok kesin bir kurallar dizgesine uygun şekilde yapıldığı belirtilmektedir. Bu, Havâs uygulamalarının rastgele eylemler değil, karmaşık ve önceden belirlenmiş bir mantık zinciri izleyen, neredeyse mekanik bir süreç olduğunu düşündürmektedir.


Hint/Hindistan Numerolojisi

Hint/Hindistan numerolojisi, Batı ve diğer kadim sistemlerde kullanılan sayı falı / numeroloji / tekniklerinin köklerini barındırması ve modern aritmetiğin temeli olan konumlu sayılamayı icat etmesi bakımından merkezi bir öneme sahiptir. Hint düşüncesinde sayılar, yalnızca nicelik / miktar / ifade eden araçlar olmaktan öte, metafiziksel / aşkın / ve felsefi bir çevre içinde derin anlamlar taşımaktadır.

Bu kapsamlı incelemede, Hint numerolojisinin gelişimini, matematiksel keşiflerini ve ezoterik/gizli / uygulamalarını doktora tezi tarzında sunacağız.

I. Konumlu Sayı Sistemi / Konum İlkesi / ve Sıfır Kavramı / Shûnya /

Modern sayı sistemini borçlu olduğumuz medeniyet Hint uygarlığıdır. Hint bilginlerinin başarısı, binlerce yıl boyunca uzmanlaşmış bir zümrenin tekeline bırakılmış olan aritmetiğin, bu keşif sayesinde bu sanata hiç yatkın olmayan zihinlere bile yolunu açmasını sağlamıştır.

A. Hint Rakamları ve Üç Büyük Fikir

Hint / Hindistan / kökenli rakamlar, dokuz temel şekil (figür) ve sıfırın / shûnya / kullanılmasıyla, ne kadar büyük olursa olsun her sayıyı zorluk çekmeden betimlemeyi sağlayan üstün bir sistem sunmuştur. Bu sistem, aritmetik işlemlerin yazılı olarak yapılmasını tam anlamıyla mümkün kılan üç temel fikri birleştirmiştir:

  1. Dokuz Yalın/Soyut Şekil: Betimlenen birimleri görsel olarak çağrıştırmayan dokuz temel rakamın kullanılması (1’den 9’a kadar).
  2. Ondalık/Desimal Konum İlkesi: Rakamların değerinin, sayıların yazılışındaki konumlarıyla belirlenmesi ilkesi. Bu ilkeye göre, örneğin "3" rakamı, bulunduğu konuma göre 3 birim, 3 on veya 3 yüz değerini taşıyabilir.
  3. Sıfır Kavramı: Olmayan birimlerin yokluğunu belirtmeye yarayan, "hiç" veya "eksik bir birimin yerinin boşluğu" anlamına gelen bir simgenin / çizge / icadı.

B. Sıfırın Felsefi ve Cebirsel/Çözümsel Değeri

Hint felsefesi ve matematiğinde, sıfır kavramı (shûnya) mistik / gizemci / bir temele dayanır.

  • Shûnya Kavramı: Shûnya, en eski anlamıyla "boşluk", "hiçlik" ve "yokluk" anlamına geliyordu. Başlangıçta yalnızca konumlu sayı yazılışındaki eksik yerlerin boşluğunu doldurmaya yarayan bir çizge / im / iken, Hint bilginleri bu kavramı hızla zenginleştirerek modern anlamda "sıfır sayısı" ya da "yok nicelik" anlamına gelen bir sayı (samkhyâlar kategorisi) haline getirmişlerdir.
  • Cebire/Çözümsel Matematiğe Katkı: Bu kavramsal atılım, genelleyici sayı fikrine yol açarak cebir / cebir / biliminin ortaya çıkmasını sağlamış ve matematiğin gelişiminde kritik bir rol oynamıştır. Hint matematikçileri, en azından MS VII. yüzyıldan itibaren, pozitif ve negatif sayıları (sırasıyla "mal" ve "borç") tam sayı olarak görmüş ve temel cebir kurallarını biliyorlardı. Ayrıca, Brahmagupta ve sonraki Hint matematikçileri, $k + 0 = k$, $0 \times k = 0$ ve sonsuzlukla / sonsuzluk / ilgili formülleri biliyorlardı.

II. Ezoterik Uygulamalar ve Sayıların Simgesel Kullanımı

Numeroloji, harflerin sayısal değerlere dönüştürülmesine dayanan, Pisagor / Pythagoras / ve takipçileri tarafından geliştirilmiş kadim / eski / bir kehanet / tahmin / sistemidir; bu sistemin Hint kültüründe de kadim kökleri bulunmaktadır. Hint numerolojisi, sayıların sadece miktar belirtmekle kalmayıp, eşyaların birbiriyle olan ilişkilerini ve doğanın ilkeleri arasındaki bir bağı ifade eden bir güce sahip olduğu inancına dayanır.

A. Harflerin Sayısal Değerlere Dönüştürülmesi

Hint numerolojisi, diğer kültürlerdeki Kabala / İbrani mistisizmi / ve Ebced / Arapça harf hesabı / gibi sistemlere benzer şekilde, harflere sayısal değerler yükleyerek ezoterik anlamlar çıkarmayı hedefler.

  • Katapayâdi Sayılaması: MS +850 dolaylarında Hint gökbilimcisi / astronom / Haridatta tarafından icat edilen bu dizge, tarihin ilk alfabetik konumlu sayılamasıdır. Hint alfabesinin harflerini kullanan bu gösterim sistemi, konum ilkesine ve sıfırın kullanımına dayanır.
  • İsim ve Kader: Numerolojiye göre, her isim, harflerin sayısal değerlerinden oluşan titreşimsel/vibrasyonel bir kod taşır. Bu kodun, kişinin karakteri ve geleceği hakkında bilgi verdiğine ve ismin numarasının, değiştirilemeyen doğum numarası (kader sayısı) ile uyumlu / ahenkli / olması gerektiğine inanılır. Bu sistemde genellikle 1, 3, 7, 9, 40 ve 41 gibi sayıların büyülü / gizli / bir güce sahip olduğu düşünülür.

B. Sayısal Simgeler / Koşuklu Veriler / Kullanımı

Hint bilginleri, bilimsel metinlerde sayıları göstermek için yalnızca rakam çizgeleri / figür / kullanmak yerine, sayısal simgeler yöntemiyle dile getirilen koşuklu / uyumlu / sözcüklere de başvurmuşlardır.

  • Neden Simgesel Sözcükler? Hint bilginleri için rakamlı betimlemelerin kullanımı güvenilir değildi ve karışıklıklara yol açabilirdi. Buna karşılık, simgesel sözcükler kullanılarak oluşturulan dizenin uyumu en küçük bir hatayla bozulduğu için, hatalar hemen fark edilebiliyordu.
  • Örnekler: Örneğin, astronom Varâhamihîra, 110 sayısını shûnya.eka.eka ("boşluk. bir. bir") olarak ifade etmiştir, bu da konumlu gösterimde $0 + 1 \times 10 + 1 \times 10^2 = 110$ anlamına gelir. Başka bir örnek ise, Bha (Yıldız) simgesinin 27 değerini taşımasıdır, zira bu, 27 nakshatra / burç / gönderme yapar.

III. Hint Matematiği ve Büyüklük Kavramı

Hint bilginlerinin soyutlama / soyutlama / yeteneği ve matematiksel dehası, rakamların ezoterik kullanımının ötesinde, büyük sayılara dair benzersiz bir terminoloji oluşturmalarında da kendini göstermiştir.

  • Algoritma / Yönerge / Kavramı: Hint bilginleri, hesap kurallarını herhangi bir büyüklüğe uygulanabilir algoritmalara / yönerge / dönüştürmeyi başarmış ilk medeniyetlerdendir. Cebirin yükselmesi ve çözümlemenin cebirselleşmesi gibi adımlar, modern matematiğin ve bilgisayar / kompüter / kavramının ortaya çıkması yolunda çok önemli bir aşamaya damgasını vurmuştur.
  • Büyük Sayıların Adlandırılması: Hint bilginleri, 10'un kuvvetlerine hesaplardaki en yüksek sayılara dek özel adlar düşünmüşlerdir. Bu terminoloji 10’un 23. kuvvetine (Mahâkshobha) kadar uzanmaktadır. Örneğin, Laksha $10^5$, Koti $10^7$ ve Mahâkshobha $10^{23}$ gibi terimler kullanılmıştır. Hintliler, o denli büyük sayılarla ilgilenmişlerdir ki, bazı terimler fiziksel olarak betimlenebilir her şeyi aşan büyüklükleri ifade etmiştir (örneğin googol kavramı gibi, $10^{100}$).

Hint/Çin numerolojisi ve kehanet / tahmin / sistemleri, uygarlık tarihindeki en kadim / eski / matematiksel ve mistik / gizemli / geleneklerden birini temsil eder. Hint medeniyetinin modern konumlu / yerel değer / sayı sisteminin kökeni olmasıyla paralel olarak, Çin, kendine özgü çizgesel / grafik / ve konumlu sayım yöntemlerini geliştirmiştir.

Çin Numerolojisi

Bu kapsamlı incelemede, Çin numerolojisinin matematiksel temellerini, keşiflerini ve ezoterik / gizli / uygulamalarını irdeleyeceğiz.

I. Çin Sayı Sisteminin Matematiksel Gelişimi

Çin sayı sistemi, on tabanına / desimal / dayalı sözlü sayılama biçimiyle başlamış ve daha sonra karma / melez / bir ilkeyle çalışmıştır. Matematiksel olarak kesin ve karmaşık cebir / çözümsel matematik / kurallarını içerebilen suan zi / fişlerle hesap / sistemi, Çin matematiğinin temelini oluşturmuştur.

A. Ondalık Konum İlkesi ve Hesap Çubukları

Çinli bilginler Hanlar çağından (M.Ö./İ.Ö. 206 - M.S./İ.S. 220) beri suan zi adıyla bilinen onlu, konumlu bir sayı sistemi kullanmışlardır.

  1. Konum İlkesi: Bu sistemde, rakamların değeri, sayıların yazılışında tuttukları konuma göre belirleniyordu. Bu, harflerin sayısal değerlerinin üst üste eklenmesiyle işleyen alfabetik sistemlerden (önceki yazılarımızda bahsedildiği gibi Yunan ve İbrani sistemleri) daha gelişmiş bir yapıya sahipti.
  2. Sayı Çubukları / Fişler / (Suan Zi): Sayı çubukları sistemi, hesapların somut olarak yapılmasına olanak tanırdı. Dokuz yalın / basit / birimin betimlenişinde, yatay ve dikey çubuklar bir düşünce-yazım / ideogramik / ilkeye göre birleştirilirdi.
  3. Çubukların Yönü: Konum ilkesiyle bir araya getirilmiş sayı çubukları, farklı onlu basamakların birimlerinin sol-dan sağa doğru, artan sırayla birbirini izlediği bir abaküs / çörkü / üzerinde sayıları kamışlarla betimlemenin doğrudan yazılı karşılığıydı. Bu sistemde:
    • Tek sıralı birimler (birler, yüzler, on binler...) için dikey konum.
    • Çift sıralı birimler (onlar, binler, yüz binler...) için yatay konum kullanılırdı.

B. Sıfırın İcadı ve Konumlandırma Güçlükleri

Çin konumlu sayı sistemi, başlangıçta sıfırın yokluğu / olmayışı / nedeniyle önemli bir zorlukla karşılaşıyordu.

  1. Eksik Konumlar: İlk aşamada, on'un bir kuvvetinin eksik olduğu her yerde bir boşluk bırakılırdı. Ancak bu çözüm yetersizdi, çünkü 764, 7064, 70640 gibi sayılar kolayca karıştırılabiliyordu.
  2. Sıfırın Benimsenmesi: Çinli bilginler, M.S. yaklaşık VII. yüzyıldan itibaren, belli bir basamağın birimlerinin yokluğunu belirtmek için özel bir im (küçük bir yuvarlakla gösterilen) kullanmaya başladılar. Bu fikir, Hint uygarlığı matematikçilerinin etkisiyle akıllarına gelmişti (önceki yazılarımızda Hint sisteminin sıfır / shûnya / kavramını bir sayı olarak icat etmesinden bahsedilmişti).

C. Büyük Sayıların Temsili

Çinliler, günlük sayı sistemlerini kullanarak yüz milyara ($10^{11}$) kadar herhangi bir sayıyı betimleyip kaydedebilirlerdi. Bu, on bin (yi wân = $10^4$) sayısının yeni bir sayım birimi olarak görülmesinden kaynaklanan basit bir genişlemeydi. Çinli matematikçiler, kendi sistemlerini $10^{4096}$ basamağına varabilen sayılara kadar uygulamayı başarmışlardı.

II. Çin Ezoterik Sistemleri ve Kehanet

Çin medeniyetinde falcılık / kehanet / M.Ö. / İ.Ö. en az 4000 yıl önce uygulanmaktaydı. Çin numerolojisi, sayıları ve sembolleri kullanarak kaderi ve evrensel düzeni okuma çabasıdır.

A. Kadim Kehanet Sistemleri

  1. I Ching / Değişmeler Kitabı /: I Ching gibi fal sistemlerinin kökeni, efsanevi bilge İmparator Fu Hsi'ye (M.Ö. 2852-2738) kadar dayanır.
  2. Döngüsel İşaretler: Çin numerolojisi, döngüsel işaretleri merkeze alır. Çin ay takvimi, 60 yıllık büyük bir döngüyü oluşturan "On Göksel Kök" ve "On İki Dünyevi Dal" döngülerine dayanır. Bu karmaşık düzen sistemi, astrolojik ve jeomantik / yer-büyüsel / hesaplamaların ve analizlerin altında yatar.
  3. Shen Shu / Çin Falı / Kehanet Tekniği: Bu kehanet tekniği, 0'dan 9'a kadar rakamlarla işaretlenmiş on madeni paranın kullanılmasını gerektirir. Soru soran kişinin karşılaştığı durum, oracle / kâhin / sözüyle ilişkilendirilirse özel ilgi görmeyi hak eder. Bu sistemde, "mavi bulutların yolunda" yürümek, kutsal kelimelerin veya mantraların yardımıyla "dilin gizemi"ni bilmek anlamına gelir.

B. Sayısal İşaretler ve Fizyonomi / Yüz Okuma /

Çin'deki gizli ilimler, sayıları sadece soyut kehanet için değil, aynı zamanda fiziksel özelliklerin yorumlanması için de kullanmıştır.

  1. Fizyonomi / Yüz Okuma /: Çin fizyonomi / yüz okuma / sisteminde, yüzün orta bölümüne doğru yayılan on üç asıl nokta bulunmaktadır (örneğin 16, 19, 22, 25, 28, 41, 44, 45, 48, 51, 60, 70, 71). Bu noktalar yüzü iki eşit parçaya bölen özel noktalardır.
  2. Karakter ve Kader Yorumu: Bu on üç noktanın üzerindeki yüz özelliklerinin dengeli ve orantılı olması, kişinin iyi bir karaktere sahip olduğunu gösterir.
  3. Sayısal Noktaların Anlamları:
    • No. 16: Kişinin aile ilişkilerini, özellikle baba / paternal / yönlerini yansıtır. Bu noktanın kusurlu olması, problemli bir çocukluk veya şefkatten mahrum kalmış aile ilişkilerini ifade eder.
    • No. 19: Kişinin anne tarafından kazandığı özellikleri yansıtır.
    • Cilt Rengi: Siyaha bakan bir renk mide rahatsızlıklarını, mavimsi bir renk ise kalp krizlerini işaret eder.
    • 28 numaralı nokta ile 15 numaralı nokta arası "Şans Koridoru" adıyla bilinir; buranın çukur veya düzensiz olması kişinin belli amaçlarına ulaşamayacağını gösterir.

Arap Numerolojisi

Arap numerolojisi / sayı falı / kavramı, İslami gizli ilimler / okült / geleneği içinde Ebced Hesabı adı altında yer bulmuş, harflerin sayısal değerler taşıdığına ve bu değerler üzerinden evrensel sırlar ile metafizik / aşkın / bilgiler elde edilebileceğine dayanan kadim / eski / bir sistemdir. Bu sistem, yalnızca aritmetik / hesap / bir araç değil, aynı zamanda teolojik / dinbilimsel / ve mistik / gizemci / kurgulamaların da temelini oluşturmaktadır.

Bu inceleme, Ebced sisteminin yapısal özelliklerini, kökenini ve gizli ilimlerdeki / havâs / uygulama yöntemlerini kaynaklar ışığında doktora tezi üslubunda sunmayı amaçlamaktadır.

I. Ebced Sisteminin Tanımı ve Kökeni

A. Kavramsal Çerçeve ve Terminoloji

Ebced, Arap ve İbrani alfabelerindeki harflerin sayısal değerlerini gösteren tablolara verilen isimdir. Ebced, Arap kültürü içinde numerolojinin / sayı falı / karşılığı olarak görülmüştür. Sistemin adı, alfabedeki ilk dört harfin (elif, be, cim, dal) birleştirilmesinden oluşur.

Bu sayısal gösterim dizgesi, Arap-İslam geleneğinde farklı adlarla anılmıştır:

  1. Huruf el Cümel / Harfler Dizisi Hesabı /: Tamı tamına "harfler aracılığıyla toplama hesabı" anlamına gelir.
  2. Hisâb al Arabi / Arap Hesabı /: Arapların bu dizgeyi kendi kültürlerinin bir parçası olarak görmüş ve ona kendi kültürlerinin adını vermeye dek vardırmışlardır.
  3. Cümel Hesabı: Ebced hesabının eski deyimi olarak da kullanılmıştır.

Ebced kaideleri ve kullanım usullerinin öğrenilmesi, Hazreti Ali tarafından tavsiye edilmiş olup, bu kaidelerle birçok acayip sırrın / esrar / meydana geldiği ifade edilmiştir.

B. Tarihsel Köken ve Etkileşimler

Ebced hesabı, Eski Yunanlılardan (Pisagor) ve Yahudilerden (Kabala) yola çıkarak kullanılmaya başlanmış bir sistemdir. Arap sayısal harfler dizgesi, yalnız İbrani modeline göre değil, aynı zamanda Yunan alfabetik sayılamasına / alfabetik sayı sistemi / öykünerek yaratılmıştır.

Ebced sırası (elif, be, cim, dal, he, vav, ze, ha, tı...), harflerin sesçil / fonetik / değerine ve çizgesel / grafik / biçimine değil, Doğu Araplarının kullanımındaki sayısal değerlerine karşılık gelmektedir.

Arap alfabetik sayılamasının ortaya çıkışı, VII. yüzyılın sonlarına veya VIII. yüzyıla tarihlendirilmektedir. Bu sistem, ilk yirmi iki harf (400'den küçük veya 400'e eşit sayılar) için Yahudilere ve Suriye Hristiyanlarına çok benzeyen bir düzenleme taşır.

II. Ebced Hesaplama Usulleri ve Çeşitleri

Arap numerolojisinde, harflere atanan sayısal değerlere dayanan farklı hesaplama türleri mevcuttur.

A. Ebced-i Kebir / Büyük Ebced /

Bu, havâs / gizli ilimler / bilim, sanat ve uygulamalarında en çok kullanılan, asıl ve ana / Ana Ebced / cedveldir.

Ebced-i Kebir’de rakamların sayısal ilerleyişi şu şekildedir:

  1. Birden (1) ona (10) kadar birer birer artar (elif=1, be=2... ye=10).
  2. Ondan (10) yüze (100) kadar onar onar artar (kef=20, lam=30... kaf=100).
  3. Yüzden (100) bine (1000) kadar yüzer yüzer artar (r=200, şın=300... gayn=1000).

B. Ebced-i Sağir / Küçük Ebced /

Bu sistem, Ebced-i Kebir'den türetilmiştir. Ebced-i Kebir'deki her harfin değerinden on ikişer (12) çıkarılıp kalan rakam o harfin karşılığıdır.

Ebced-i Sağir'de dört harf (Sin, Şın, Hı, Zı) sakıt / düşmüş / kabul edilir; zira bu harflerin Ebced-i Kebir adetlerinden on ikişer çıkarıldığında geriye sıfır kalır.

C. Ebced-i Cümelil Kebir / Harf Adlarının Sayı Değeri Hesabı /

Bu, harflerin kendilerinin değil, harflerin adlarının / isminin / sayı değerlerine göre yapılan hesaplamadır. Örneğin, "Cim" harfinin adı ve yazılışı üç harften (Cim, Ye, Mim) meydana gelir ve bu üç harfin Ebced toplamı (3+10+40=53) Cim harfinin Büyük Ebced değerini oluşturur. Bu yöntem, harflerin birinci bast’ından / harf açılımından / başlayarak ardışık bast / açılım / hesapları çıkarmak için kullanılır.

III. Gizli İlimlerde Kullanım Yöntemleri ve Amaçları

Ebced hesabı, havâs / gizli ilimler / ve büyüsel uygulamaların temel matematiksel ve kurgusal / spekülatif / dayanağını teşkil eder.

A. Vefk / Sihirli Kare / Hazırlanması

Ebced, vefklerin / sihirli kareler / inşasında merkezi bir rol oynar. Vefkler, Allah'ın Esmâlarının / İsimlerinin /, ayetlerin, salat ve selamların Ebced değerlerinden hareketle hazırlanır.

  1. Temel Adet Tespiti: Vefk yapılacak esmâ-i şerifin sayısal karşılığı bulunur. Örneğin, Dâr isminin sayısal karşılığı binbir (1001) adedidir. Bu sayı, vefkin temel hesaplamasına esas teşkil eder.
  2. Vefk İçin Gerekli İşlemler: Temel sayısal değerden vefkin üssü (örneğin beşli vefk için 60, yedili vefk için 168) çıkarılır. Kalan sayı, vefkin kenar sayısına bölünür (Dâr isminde 1001-60=941 kalır, 5'e bölünür). Çıkan harici kısmet / bölüm / vefkin birinci hanesine yazılır.
  3. Kesir / Artık / Durumu: Bölme işleminde kesir / artık / kalırsa, bu kesir son devrin / döngünün / evveline konularak (veya kalan sayıya bir miktar sayı eklenerek) birer misli zamla / artışla / vefk tamamlanır. Tekli vefkler / 1'den 9'a kadar tek sayılar / ise kesir / artık / kabul etmez.

B. Mistik Adetlerin ve Zamanlamanın Belirlenmesi

Ebced hesapları, belirli bir amacın gerçekleşmesi için gerekli olan zikir veya tekrar / adet / sayılarını belirler:

  • Zikir Adetleri: Essabûr isminin adedi 296'dır ve bu adetle zikredene sabır ve sebat ihsan olunur. Besmele-i Şerife'nin adedi 786'dır; bu adet su veya tatlı bir şeye okunup içirilirse sevgiye / muhabbet / nail olunur. Ya Rakib isminin adedi 312'dir ve bu adetle yedi gece okuma yapılırsa matluba celb / çekme / sağlanır.
  • İsim Değerleri: Ya Hamid isminin Ebced değeri 62'dir ve vefkin etrafına 62 kere yazılıp suyla silinmiş suyu hastaya içirmek şifa niyeti taşır.
  • Ruhaniyet Davetleri: Yüksek seviyeli varlıklarla irtibat kurmak için belirlenen ritüel tekrar sayıları mevcuttur. Örneğin, ervah-ı kudsiyi davet etmek için 7 gün boyunca riyazetli oruç / perhizli oruç / tutup her gün 7777 defa zikir çekmek gerekebilir.

C. Ezoterik Anlamlar ve Simgesel Kullanım

Ebced dizgesi, Arap harflerinin gizli / ezoterik / anlamlarla yüklü olduğu inancından beslenir.

  1. Harflerin İlahî Nitelikleri: Her Arap harfi, Allah’ın bir niteliğinin baş harfi olabilir (Elif, Allah’ın; Be, Baki’nin / kalıcı / baş harfi gibi). Bu simgesel tanrıbilim / teoloji /, gizemcilere / mistiklere / ve kâhinlere / kahinlere / geçmiş, şimdi ve gelecek üzerine kurgulamalar yapma olanağı sunar.
  2. Hurûfilik: Harflere çeşitli simgesel değerler yükleyen dizgelerden yola çıkarak mezhepler oluşturan Hurûfilere / Harfçiler / göre, ad, nesnenin veya adlandırılan varlığın özüdür. Tüm evren, Arap harflerinin eyleminin ürünü olarak görülür; dolayısıyla "harflerin bilimi" (ilm al hurûf) "evrenin bilimiyle" (ilm al alam) özdeşleştirilmiştir.
  3. Gezegensel Bağlantı: Ebced hesaplarına göre harfler, gezegenler ve burçlarla ilişkilendirilir. Örneğin, Ya Kebiru isminin burcu Aslan / esed /, yıldızı Güneş / şems /, tabiatı Ateş / ateş / ve günü Pazar’dır. Er Rakib isminin adedi 312, yıldızı Venüs / Zühre / ve günü Cuma'dır.
  4. Tefrik ve Celb: Ebced değeri üzerinden yapılan işlemler, tefrik / ayırma / veya celb / çekme / gibi amaçlar için kullanılır. Örneğin, Şemhahirin isminin havassı / özelliği / tefrik için olup, bir kağıt üzerine yüz (100) defa yazıldıktan sonra Ayet-i Kerime okunur. Bir kimseyi kendine celb etmek için Pazar günü kalaydan matlubun / istenen kişi / şekli yapılıp, üzerine belirli tertipte yazılar yazılır.

IV. İlginç Konu: Algoritmik/Yönergeli Mistik Sistemler

Ebced temelli vefk ve büyü sistemlerinin en dikkat çekici yönlerinden biri, uygulamaların matematiksel kesinliğe ve katı kurallar dizisine dayanmasıdır. Bu, modern bilgisayar / kompüter / bilimlerindeki algoritma / yönerge / kavramını çağrıştırmaktadır.

Vefklerin inşasında, temel sayının (esmâ Ebced değeri) çıkarılması, bölünmesi ve kalanın / kesirin / belirli hanelere özel kurallarla yerleştirilmesi gibi işlemler, kesin bir mantık zinciri ve ardışık talimatlar gerektirir. Kesin kuralların dışına çıkılması, işin sakat olmasına veya bozulmasına yol açar. Bu durum, havâs uygulamalarının rastgele sihirli eylemler değil, karmaşık matematiksel kurallar bütünü içinde işleyen sistematik bir disiplin olduğunu göstermektedir.


Mısır Numerolojisi

Mısır numerolojisi / sayı falı / ve sayı sistemleri, kadim / eski / Mısır uygarlığının hem matematiksel becerilerini hem de gizli / ezoterik / inançlarını yansıtan karmaşık bir yapıyı ortaya koymaktadır. Mısır, numerolojinin köklerinin uzandığı, yaklaşık 10.000 yıl önce Babil ile birlikte gizli bilimlerin ve kehanet sistemlerinin geliştiği kadim bir merkez olarak kabul edilmektedir.

Bu inceleme, Mısır sayı sistemlerinin tarihsel evrimini ve sayıların majikal / büyüsel / ve ezoterik bağlamda nasıl kullanıldığını sunmaktadır.

I. Mısır Sayı Sistemlerinin Tarihsel ve Yapısal Evrimi

Mısır sayı sistemleri, Sümer / Sümer / uygarlığının altmışlı tabanından farklı olarak tamamen on tabanına / desimal / ve toplama ilkesine dayalı olarak geliştirilmiştir. Bu, rakamların sayısal betimlemedeki konumlarından bağımsız olarak kendine özgü bir değere sahip olduğu anlamına gelmektedir.

A. Hiyeroglif Sayı Sistemi

M.Ö./İ.Ö. III. binden beri kullanılan hiyeroglif dizgesi, taş anıtlara yönelik törensel bir özellik taşıyordu ve rakamları titiz resimlerle gösteriyordu.

  1. Toplama İlkesi: Bu sistemde 1, 10, 100, 1.000 gibi 10'un ardışık kuvvetlerinin her birine özel bir rakam yüklenirdi. Öteki sayılar, bu imlerin gerektiği kadar yinelendiği toplama yoluyla betimleniyordu.
  2. Yazım Kolaylığı Kaygısı: Hiyeroglif rakamları aynı satıra doldurmamak ve değerleri okurun gözünde kolaylaştırmak için, çoğu kez özdeş imlerin üst üste konduğu küçük öbekler halinde yazılırdı.

B. İşlek / Hızlı / Yazıların Doğuşu (Hieratik ve Demotik)

Hızlı yazım gereksinimleri ve pratik nedenlerle, Mısır yazmanları hiyeroglif rakamlara derin çizgesel / grafik / değişiklikler getirmiş ve sistemi yalınlaştırmışlardır.

  1. Hieratik Sayı Sistemi: M.Ö./İ.Ö. XXVII. yüzyıldan itibaren hiyeroglifin yerini alan Hieratik / ruhani / yazı, hiyeroglif imlerinden türetilmiş çok şematik ve işlek imlerden oluşuyordu. Hieratik sistemde, 1'den 9'a kadar birimlerin, 10'dan 90'a kadar onlukların ve 100'den 900'e kadar yüzlüklerin her biri için özel bir rakam kullanılıyordu. Bu, 3.577 gibi bir sayının, hiyeroglif sisteminde gereken yirmi iki simge yerine, yalnızca dört simgeyle betimlenmesini sağlıyordu. Ancak bu, akılda tutmak için büyük bir bellek çabası gerektiriyordu.
  2. Demotik Sayı Sistemi: M.Ö./İ.Ö. VIII. yüzyılda, Hieratik yazının bölgesel bir dalından çıkan, ondan daha kısa ve işlek olup günlük kullanımda yerini alan Demotik / halka ait / yazı ortaya çıktı.
  3. Aritmetik İşlemler: Mısırlılar, yazılı sayı sistemlerinin çok ilkel olmasına karşın aritmetik işlemler yapmayı öğrenmişlerdir. Toplama ve çıkarma kolaylıkla yapılabilirken, çarpma ve bölme yöntemleri yavaştı, karmaşıktı ve esneklikten yoksundu. Mısır yazmanları, konum ilkesini ve sıfırı benimsemedikleri için, sistemleri aritmetik işlemlere yatkın değildi ve tıkalı kalmıştır.

II. Mısır Ezoterizminin Temelleri ve Sayısal Simgeler

Mısır geleneği, sayıların, sırların ve evrensel düzenin sembolik / simgesel / olarak ifade edildiği kadim bir Sırlar Öğretisi / inisiyasyon / barındırmaktadır.

A. Kozmik Prensip ve Semboller

Mısır'ın Kutsal Sembolleri, evrenin ve yaşamın bir alanını yönetip yönlendiren kozmik prensipleri ifade eden anahtarlar olarak kabul edilirdi.

  • Yedili Yapı ve Şakralar: Mısır inisiyasyonunda, insanın ruhsal / spiritüel / ve fiziksel bağlantı noktalarıyla ilgili olan yedili yapısı öğretilirdi. Bu yedi bağlantı noktası, Doğu Ezoterizmi'nde "Şakralar" olarak isimlendirilmiştir ve inisiyasyonun temel hedeflerinden biri, şakraların açılmasıyla yoğun ruhsal enerjinin fizik bedene yansıtılmasını sağlamaktı.

B. Antik Ölçü Birimleri ve Gizli Sayılar

Mısır'da kullanılan sayı sembolizminin ardında, Dünya’nın boyutlarıyla ilgili gerçekçi bir düşünce tarzının olma ihtimali bulunmaktadır.

  • 666 Sayısı: 666 sayısı üzerine yapılan araştırmalarda, bu sayının bir tür antik değer taşıdığı ve antik ölçü birimlerinin Dünya'nın boyutlarıyla ilgili olduğu görülmüştür. Hesaplamalar sonucunda, dairenin çevresinin, Dünya'nın ekvator çizgisinin 1/666 oranında küçük hali olduğu tespit edilmiştir. Bu özellikler, Mısırlılar'ın sayı sembolizmine verdikleri önemi vurgulamaktadır.
  • Oranlar: Megalitik / büyük taşlardan yapılmış / metre ve kısa imparatorluk yardası arasında 10:11 şeklinde önemli bir orantı vardı. Bu oran, alan ve hacim hesaplamalarında önemli olup, aralarında benzer orantılar bulunan ölçü birimleri antik dünyada yaygın biçimde kullanılmıştır.

III. Büyü ve Majik Uygulamalarda Sayısal ve Ritualistik Yöntemler

Eski Mısır'da büyü, hem iyi / meşru / amaçlarla (hayatta olan veya ölülerden yararlanmak için) hem de kötü / hain / planları uygulamak ve kişiyi felakete sürüklemek için kullanılırdı.

A. Majik Güçler ve İletişim

  • Manyetizm ve Telkin: Mısır'ın inisiyatik kökenli sırlar dinlerinde, manyetizmin / mıknatıslık / önemli bir uygulama alanı vardı. Manyetik ve telkinsel / yönlendirici / güçlere sahip rahipler, tüm dinsel törenlerde bu gücü kullanırlardı. Manyetik enerjilerin konsantre edilerek belli bir noktaya yönlendirilmesi ve aktarılması, Mısır'ın majik uygulamalarının merkezindedir.
  • İsmin ve Sözün Gücü: Mısır'ın majik uygulamaları arasında ismin majik gücü ve sihirli sözlerin/duaların kullanılması yer alır.
  • Ruhsal Bedenlere Odaklanma: Mısır inisiyasyonunda adaylara öğretilen en önemli psişik / tin bilimi / çalışmalardan biri, bilincin süptil / incelikli / bedenler arasında istenildiği zaman istenilene odaklanmasıydı. Bu, rahiplere hayal bile edilemeyecek yüksek bir algılama yetisi kazandırıyordu.

B. İmaj Büyüsü / Benzetim İlkesi / ve Ölüler

Mısır'da büyü, simgesel yakınlığa ve fiziksel nesneler ile hedeflenen kişi arasındaki bağıntıya dayanırdı:

  • Heykel Üzerinde Ayin: "Ağız açma" ayininde, ölen kişinin kendisini temsil eden küçük bir heykel üzerinde gerçekleştirilirdi. Mısırlılar, ölünün imajının çizilmiş olduğu bir heykele onun özelliklerinin aktarılabileceğine inanırlardı. Böylece büyülü heykel ile ceset arasında bir bağ oluşuyor ve heykele yapılan uygulamalar mumyalanan kişinin cesedine de yapılmış oluyordu.
  • Mumyalama: Bedenli yaşamlarında Mısır inisiyasyonuna hizmet eden varlıkların, öldükten sonra da fonksiyonlarına devam etmelerini sağlamak amacıyla mumyalama tekniklerinden yararlanılmıştır.

İbrani Kabala Numerolojisi

İbrani Kabala Numerolojisi, Kabala geleneğinin / sözlü Yahudi geleneği / en karmaşık ve temel taşlarından birini oluşturur. Bu sistem, İbranice harflerin ve sayıların derinlemesine mistik / gizemci / yorumlanmasına odaklanarak, evrenin ve ilahi düzenin gizli / ezoterik / bilgisini edinmeyi hedefler. Kabala, kelimenin tam anlamıyla "alınan şey" veya "vahiy olarak alınan gelenek" anlamına gelen Lekabbel kelimesinden türemiştir ve bilgiye duyusal algıdan değil, ruhtan ulaşılması gerektiği inancına dayanır.

Bu ilim, kişinin manevi dünyaya erişmesi için pratik bir metot olup, nihai amacı Yaratan'la birliğe gelme / dıvekut / ve O'nun niteliklerine benzer nitelikler edinme sürecidir.

I. Gematria: Kabala'nın Sayısal Temeli

Kabala'nın numerolojiyle doğrudan ilişkili olan dalına Gematria adı verilir. Gematria sistemi, Pisagor / Pythagoras / sisteminden ve Kaldeli / Chaldean / geleneğinden etkilenmiş olup, Arap kültüründeki Ebced Hesabının / Ebced / kökenini oluşturan, harflere sayısal değerler atama ilkesine dayanır.

A. Gematria İlkesi

Gematria tekniği, İbrani alfabesindeki her harfin kendine has bir sayısal değeri olduğuna dayanır. Bu harflerin sayısal değerlerinin toplanmasıyla, kelimeler ve cümleler arasındaki gizemli bağlantıların keşfedilmesi amaçlanır. Kabalistler, kutsal metinlerdeki her sözcüğün, her harfin ve hatta her noktanın bir anlamı olduğuna inanırlar.

  • Amaç: Gematria, kelimelerin ve ifadelerin sayısal değerlerini dönüştürerek gizli anlamlar bulma yöntemidir. Bu kodlar, elde edilmesi gereken manevi seviyeleri / dereceleri / ifade eder.
  • Tarihsel Kullanım: Gematria, kehanet / tahmin / yöntemi olarak antik Babil'de Kral II. Sargon döneminde (M.Ö./İ.Ö. 8. yüzyıl) bile kullanılmıştır. Kabalistler, bu hesaplamaları Kutsal Kitap’a dayandırarak, örneğin Mesih’in geliş tarihi gibi olayları tahmin etmek için kullanmışlardır.

B. Harflerin ve Rakamların İkiliği

İbrani alfabesinin harfleri, sayısal değerlerinin yanı sıra, harf mistisizmi / hurufilik / yoluyla kozmik anlamlar da taşır. Alfabedeki 22 harf, Sephiroth’un / Sayılar / gelişiminde anahtar bir rol oynar.

  • Tzeruf / Permütasyon: Tzeruf, zihinsel olarak İbrani harflerinin permütasyonu / sıralanması / anlamına gelir. Bu harflerin ve kelimelerin farklı sıra değişiklikleriyle tekrarlanması, boyutlar arasındaki gizemli yolculukların tecrübe edilmesine ve geleceği bilmeye hatta etkilemeye inanılırdı.
  • Themurah ve Anagram: Harfleri dönüştürme ve yeni bir kelime oluşturma usulleri de Kabala'da önemlidir.

II. Sefirot ve Kozmik Sayıların Ontolojisi / Varlıkbilim /

Kabala numerolojisinin kalbinde, evrensel düzeni simgeleyen on ilahi yayılma, yani Sefirot bulunur.

  • Sefirot'un Tanımı: Sefirot, İbranice'de "sayılar" anlamına gelen bir kelimenin çoğuludur. Tanrı'nın kendisini on ayrı oluşum aşamasıyla gösterdiği bu aşamalar, aynı zamanda kozmik zihnin farklı açılarını gösteren sayılardır.
  • Hayat Ağacı / Etz Hachayim /: Kabalistik sistemin temel modeli, 10 Sefirot ve 22 İbrani harfinden oluşan Hayat Ağacı'dır. Bu yapının en üst Sefira’sı Keter / Taç / olarak adlandırılırken, en aşağı Sefira’sı Malkut / Krallık / olarak adlandırılmaktadır. Sefirot doktrini, Yahudi Kabalist geleneğine gilgul / ruh göçü / kavramını da dahil etmiştir.
  • Yaratılıştaki Rolü: Sefirot, Yaratıcı'dan yayılan ezelî / ezeli / ışıkla / Ein Sof / ilişkilidir. Bu on Sefira, insanların kendilerini ve dolayısıyla evreni mükemmelleştirmeleri için verilmiş tinsel / ruhsal / enerjilerdir. Her bir Sefira’nın bir diğeriyle olan bağlantısı, yaratılışın ritmini oluşturur.

III. Mistik Uygulamalarda Önemli Sayılar

Gematria yoluyla belirlenen veya mistik metinlerde vurgulanan sayılar, ezoterik uygulamalarda kritik rol oynar.

  • Tetragrammaton (YHVH): Tanrı'nın dört harfli ismi, Kabala'da dünyanın tüm sırlarını içeren kutsal kelime olarak görülür. Kabalistler, bu ismi beş sesli harf vasıtasıyla çeşitli sıra değişiklikleriyle tekrar ederler. Tetragrammaton'un doğru telaffuz edilmesi halinde dünyanın sonunun geleceği bile söylenmiştir.
  • 666 Sayısı: Bu sayı, Kabalistik olarak ABRACADABEA kelimesinin ikili altılısına 6 eklenmesiyle elde edilen 18 sayısıyla veya 200 + 6 + 400 + 60 = 666 hesaplamasıyla ilişkilendirilir ve Canavarın Sayısı olarak geçer. Aynı zamanda 18 x 37'nin çarpımıdır. Bu, ilahiyat karşıtı / anti-İsa / olarak bilinen, İncil’de / Kitab-ı Mukaddes / Vahiy bölümünde geçen bir sayıdır.
  • Diğer Sayılar: Kabala, Yedi ve Dokuz gibi sayıların büyülü bir güce sahip olduğu inancını benimser. On üç (13) sayısı, Kabala'da şanssızlıkla ilişkilendirilir (Yahuda'nın sayısı veya Ölüm Tarot kartı). Kırk (40) ise arınma sayısı olarak bilinir ve insanların çölde veya gemide geçirdikleri gün ve gece sayısına atıf yapar. Kabala'nın temel ilkesi olan 10 Sefirot ve 22 harf aynı zamanda Tarot’un Büyük Sır kartlarının sayısıyla da ilişkilendirilmiştir.

IV. Kabala Numerolojisinin Yanlış Anlaşılması ve Gerçek Amacı

Kaynaklar, Kabala'nın zamanla büyücülük ve kurgulayıcı hesaplarla karıştırıldığını, ancak özünün manevi / ruhsal / gelişim olduğunu vurgular.

  • Kabala Büyü Değildir: Gerçek Kabala, büyü, muskalar / tılsım /, kehanetler veya maddi faydalar elde etme yöntemleriyle ilgili değildir. Kabala çalışmaya gelen bir kişinin amacı, üst dünyaların açığa çıkarılmasına veya manevi alemlere erişim yöntemlerini öğrenmeye ilgi duymak olmalıdır.
  • Numerolojinin Aşağılanması: Numerolojinin, Gematria'dan kaynaklanmasına rağmen, zındıklar / heretikler / tarafından sadece cahilleri etkilemeye yarayan bir numaraya dönüştürüldüğü iddia edilmiştir. Oysa Gematria Tanrı, melekler ve Sefirot gibi yüksek varlıkların isimleriyle uğraşırken, numeroloji esas olarak fanilere odaklanır.
  • Ezoterik Sembolizm: Kabala, sembolik bir dil kullanır. Her bir ezoterik sembolün yedi ayrı açılımı yapılabilir ve her insan kendi şuur / bilinç / kapasitesine göre bu sembolleri çözebilir. Kabalistlerin hislerinin bizim seviyemizin üstünde olması nedeniyle, onlar deneyimlerini aktarırken dünyamızdan kelimeler ve yöntemler kullanırlar (dallar dili).
  • Kabala'nın İfşası: Kabala, geçmişte gizlenmiş olsa da (gereklilik, imkânsızlık veya Yaradan'ın kişisel sırrı gibi nedenlerle), 20. yüzyılda Rav Yehuda Aşlag'ın / Baal HaSulam / kitaplarının yayımlanmasıyla birlikte kısıtlama olmaksızın çalışma imkânı verilmiştir.

Bu bağlamda, Kabala numerolojisi (Gematria) bir amaçtan ziyade, manevi realiteyi / gerçeklik / ve üst dünyaların yapısını anlamamıza olanak veren, harf ve sayıların kutsal dilini çözümleme aracı olarak işlev görmüştür.

Maya Numerolojisi

Maya numerolojisi / sayı falı / ve matematiksel sistematiği, Orta Amerika'nın Kolomb öncesi kültürleri arasında, özellikle astronomi ve takvimleme gereksinimlerine göre özgün bir şekilde geliştirilmiş, kendine has çizgesel / grafik / yapısı ve sıfır / yokluk / kavramını bağımsız olarak keşfetmesiyle dikkati çekmektedir. Maya uygarlığı, sanat, mimari, matematik ve astronomide kaydettiği yüksek düzey ile bilinmektedir.

Bu inceleme, Maya rahip-astronomlarının sayı sisteminin matematiksel özelliklerini ve bu sistemin ezoterik / gizli / takvim döngüleriyle nasıl bütünleştiğini ele almaktadır.

I. Maya Sayı Sisteminin Yapısı ve Konum İlkesi

Mayalar, sayım sistemlerini on tabanına değil, yirmişer yirmişer ve yirminin kuvvetleriyle sayma alışkanlığına dayanan yirmili tabana / vigesimal / dayandırmışlardır. Bu tabanın nedeni, atalarının yalnızca on parmakla değil, on ayak parmağıyla da sayma alışkanlığını edinmiş olmasıdır.

A. Çizgesel Rakamlar ve Toplama Prensibi

Maya bilginleri, 1'den 19'a kadar olan sayıları iki temel imden yola çıkarak oluşturmuşlardır:

  1. Nokta (Dot): Bir birimi temsil eder.
  2. Çizgi (Bar): Beş birimi temsil eder.

Bu rakamlar, toplama ilkesine göre yirmiden küçük sayıları gösteriyordu (Örneğin, 5+5+5+1+1+1+1=19 gibi).

B. Konum İlkesi ve Sıfırın Özgün Keşfi

Maya sayılaması, tarihin özgün yaratı olarak ortaya çıkan dört konumlu sisteminden biridir (diğerleri Babil, Çin ve Hint sistemleridir). Konum ilkesi, birimlerin sayım cetveli üzerindeki gibi, dikey bir sütunda, en yüksek birimden başlayarak azalan değer sırasıyla kaydedilmesini gerektiriyordu.

Maya rahip-gökbilimcileri, belli bir basamağın birimlerinin eksilmesi durumunda her rakamın kendi katında kalması için, sıfır kavramını icat etmişlerdir.

  • Sıfırın Görünümü: Sıfır imi, bilinmeyen nedenlerle bir kavkıya ya da bir salyangoz kabuğuna çok benzeyen bir biçim almıştır.
  • Kullanımı: Mayalar sıfırı hem orta konumda hem de son konumda kullanmışlardır.

II. Maya Numerolojisinin Kuraldışılığı ve Dinsel Bağlamı

Maya sayı sistemi ve sıfır keşfi tartışılmaz bir matematiksel deha kanıtı olsa da, bu sistem, pratik aritmetik işlemlerden ziyade, takvim ve gökbilim / astronomi / gereksinimlerine uyarlanmasından ötürü, tam işlevselliğe ulaşamamıştır.

A. Konum İlkesindeki Kuraldışılık

Maya konumlu sayı sisteminin en önemli kuraldışılığı, üçüncü basamaktan itibaren yirmili taban kuralını terk etmesidir.

  • İlk İki Basamak: Birinci basamak (birler) $1$'i, ikinci basamak (yirmiler) $20$'yi temsil eder.
  • Üçüncü Basamak: Üçüncü basamak $20^2=400$ yerine, 360 ($18 \times 20$) katlarını gösteriyordu. Bu kuraldışılık, 365 günlük yıla (Haab) uyum sağlama kaygısından kaynaklanıyordu ve Mayaların sistemlerinin yazılı hesap pratiğine her zaman elverişsiz kalmasına neden olmuştur.
  • Sıfırın İşlevi: Bu kuraldışılık yüzünden, Maya sıfırı da işlem olanağından yoksun kalmıştır. Sıfır, Babillilerdeki gibi aritmetik işlemci işlevini yerine getiremiyor; yalnızca bir sayının yazılışındaki boşluğu belirtiyordu.

B. Mistik ve Törensel Gerekçeler

Maya numerolojisi, sayılara yüklenen mistik anlamlar ve törensel zorunluluklarla iç içedir.

  1. Gizemli Korku ve Estetik Kaygı: Mayalar, çizgesel / grafik /, estetik ve dinsel kaygılarla, bir zaman biriminin hiyeroglifini es geçmeyi yasaklamışlardır. Her zaman birimi, zamanın koruyucusu olan bir tanrının sırtında taşıdığı bir yük olarak tasarlanıyordu. Bu nedenle, belli bir basamaktaki zaman biriminin yokluğunu belirten özel bir im (sıfır) kullanılmasaydı, anıtsal dikilitaşların üzerindeki hiyerogliflerin düzenlenişi bozulacaktı. Sıfırın icadı bu nedenle, estetik kaygı, gizemli korku ve törensel yapının gerekleri sonucu mutlak bir zorunluluk haline gelmiştir.
  2. Tanrılar ve Sayısal Atıflar: 1'den 13'e kadar numaralanmış glifler, üst dünyanın on üç Maya tanrısına (Oxlahuntiku'lar) bağlanmıştı ve bu sayılar duruma göre uğurlu ya da uğursuz özel bir törensel değer taşıyordu.

III. Takvimsel Numeroloji: Tzolkin ve Haab

Mayaların ezoterik sayısal sistemi, temelde iki farklı takvimin bir arada kullanılmasıyla ortaya çıkan döngüselliğe dayanır.

  1. Dinsel Takvim (Tzolkin): On üç günlük yirmi çevrimden oluşur ve toplam 260 gün sürer. Bu takvimde, yirmi ana günün her birine 1'den 13'e kadar döngüsel olarak değişen bir numara verilirdi. Rakamların ve günlerin sayımının başlangıç noktasına geri dönmesi için tam 260 gün gerekmekteydi.
  2. Güneş Takvimi (Haab): "Dünyevi" veya "sivil" yıl olarak da adlandırılır. 365 gün içerir ve her biri yirmi gün süren on sekiz "aylık" dönemden (uinal) ve buna eklenen beş günlük kısa bir dönemden (Uayeb) oluşuyordu.
  3. Kutsal Çevrim: İki takvimin (260 ve 365 gün) birleşimi, rakamların ve günlerin tamamen başa dönmesi için 52 "belirsiz yıl"a veya 73 "dinsel yıl"a eşit olan 18.980 günlük büyük bir çevrim / döngü / yaratıyordu.

A. Astronomik Hassasiyet

Maya rahip-astronomları, bu sayısal sistemler sayesinde son derece hassas astronomik bilgilere ulaşmışlardır:

  • Güneş Yılı: Mayalar, Dünya'nın Güneş etrafındaki yörüngesini 365,2421 gün olarak hesaplamışlardır. Bu rakam, şu anda kullanılan Gregoryen Takvimi'nden (365,2424 gün) daha kesindir. Uzay araştırmaları, Mayaların sonuçlarının (365,2422 gün) doğruluğunu kanıtlamıştır.
  • Venüs Hesaplamaları: Maya sistemleri, güneşin hareketini temel almakla birlikte, Venüs gezegeninin dairesel devrini kullanarak da hesaplamalar yapmaktadır.

B. Uzun Hesap ve Çağ Dönüşü

Mayalar, Uzun Hesap adını verdikleri şaşırtıcı bir zaman hesabı kullanmışlardır.

  • Başlangıç Tarihi: Bu sistem, M.Ö. 12 Ağustos 3113'e (veya 3114) karşılık gelen 13 baktun, 4 ahau, 8 cumku denen bir tarihten başlar. Bu tarihin, dünyanın yaratılış tarihi ya da tanrıların doğum tarihi olduğu düşünülmektedir.
  • Baktun Kavramı: Bir baktun 144.000 gündür. On üç baktun ise tam bir çağ dönüşüdür.
  • Gelecek Dönüş: İçinde bulunulan baktunun, 22 Aralık 2012'de tamamlanacağı belirtilmiştir.

Sümer Uygarlığının Sayı Sistemi

Sümer uygarlığının sayı sistemi, uygarlık tarihinin en eski ve en önemli matematiksel başarılarından biri olarak kabul edilmekle birlikte, Sümer numerolojisi, harflere sayısal değer atayan (Ebced veya Gematria gibi) ezoterik / gizli / sistemlerden ziyade, sayıların çizgesel / grafik / temsili ve astronomik / gökbilimsel / hesaplama temelleri üzerine kurulmuştur.

Bu bağlamda Sümer sistemi, aritmetiğin ve daha sonraki mezopotamya gizli ilimlerinin (Babillilere kadar uzanan) temelini oluşturmaktadır.

I. Sümer Sayı Sisteminin Yapısı ve İlkesi

Sümer yazmanlarının kullandığı sayı sistemi, esas itibarıyla on tabanı / desimal / ve altmış tabanı / seksagesimal / ilkelerini birleştiren karma / melez / toplama dizgesi olarak sınıflandırılır.

A. Karma Toplama İlkesi ve Tabanlar

M.Ö./İ.Ö. III. bin boyunca, Aşağı Mezopotamya yazmanları üç farklı sayısal gösterim kullanmışlardır. Bu sistemler, Sümer dizgesinde altmışlı birimlerle onlu birimleri bir araya getiren bir karışım halini almıştır.

Sümer sistemindeki temel rakamlar ve değerleri, kullanılan fiziksel simgelerle / calculi / temsil edilmiştir:

  1. Çubuk / Kertik / (1 birim).
  2. Bilya / Küçük Delik / (10 birim).
  3. Disk / Büyük Yuvarlak İz / (100 birim).
  4. Koni / Kalın Kertik / (300 birim).
  5. Delikli Büyük Koni (3.000 birim).

Bu melez sistem, 1, 10, 60, 10x60 gibi sayılar için özel gösterimler kullanmış ve öteki sayılar için toplama ilkesine dayanmıştır.

B. Çizgesel Yalınlaştırma ve Çıkarma Yöntemi

Sümerler, kil tabletler üzerinde hesap sonuçlarını kaydetme işinde, daha önceki dönemde aritmetik işlem pratiği için kullanılan calculi’lerin / hesap taşı / tıpkısını kil tabletler üzerine sayı halinde işleme fikriyle hareket etmişlerdir.

Yalınlaştırma / sadeleştirme / kaygısıyla Sümer yazmanları çıkarma yöntemini de kullanmışlardır:

  • Örneğin 9, 18, 38, 57 gibi sayıları yazmak için $10-1$ ya da $60-3$ gibi ifadeler kullanmışlardır. Bu, LA sesçil değerini taşıyan bir imin bizim "eksi" / negatif / iminin dengi olarak kullanıldığı anlamına gelmekteydi.

II. Kullanım Alanları ve Ezoterik Bağlamı

A. Pratik ve Mistik Kökler

Sümer sayı sisteminin en yaygın ve en eski gösterimi, çeşitli insan, hayvan ya da nesne sayımlarını dile getirmeye veya ağırlık ve uzunluk ölçüleriyle ilgili ifadeleri kaydetmekte kullanılıyordu.

Sayı falı / numeroloji / olarak bilinen disiplinin kökleri, önceki yazılarımızda da belirtildiği gibi, astroloji / gökbilimi / kadar eskidir ve Babillilere (Sümerlerin halefi) ve hatta daha eskilere uzanmaktadır. Bu, sayıların sadece niceliği / miktarı / değil, aynı zamanda eşyaların birbiriyle olan ilişkilerini ve doğanın ilkelerini temsil ettiğine dair olan kadim inancın Mezopotamya’da kök saldığını göstermektedir.

B. Sistemin Sınırları ve Sıfırın Yokluğu

Sümer sistemi, Babilliler tarafından da sürdürülen altmışlı taban / seksagesimal / ile önemli bir ilerleme kaydetmiş olmasına rağmen, konum ilkesini (Hint sisteminde olduğu gibi) sistemli olarak uygulayamamışlardır. Babilli matematikçiler, on beş yüzyıldan daha fazla bir süre boyunca sıfırın / yokluk / olmayışı sorunundan muzdarip olmuşlardır.

Konum ilkesi uygulanınca, olmayan birimleri betimlemek için çizgesel bir im kullanmak gerekir (tıpkı bizim sistemimizde "on" sayısının onluk konumdaki "1"in yanına sıfır konularak belirtilmesi gibi). Sıfırın / yok sayı / olmadığı bir sistemde ise, örneğin 4 rakamının 4'ü mü yoksa $4 \times 60$, $4 \times 60^2$ 'yi mi betimlediği bilinemiyordu. Bu eksiklik, Sümer ve Babil sistemlerini tıkamış ve Hint konumlu sayılamasının üstünlüğünü ortaya koymuştur.

İlk Çağ Avrupa Numerolojisi

İlk Çağ Avrupa numerolojisi / sayı falı / kavramı, kökenlerini esas olarak M.Ö./İ.Ö. VI. yüzyılda Pisagor / Pythagoras / ve takipçileri tarafından Atina ve diğer Yunan şehir devletlerinde sistematikleştirilen felsefi geleneklere dayandırmaktadır. Avrupa'daki sayı sistemlerinin erken tarihi, hem sayıların mistik / gizemli / anlamlarını araştıran ezoterik / gizli / bir disiplini hem de pratik aritmetik / hesap / için kullanılan, genellikle hantal olan yazılı gösterimleri kapsamaktadır.

I. Numerolojinin Felsefi ve Mistik Kökenleri (Yunan Geleneği)

Numeroloji, astroloji / yıldız falı / kadar eski bir geçmişe sahiptir. İlk Çağ Avrupa numerolojisi, büyük ölçüde Yunan felsefesine, özellikle de Pisagorcu düşünceye dayanır.

A. Pisagorculuk ve Sayıların Evrensel Dili

Pisagor ve takipçileri, evrenin sayıların üzerine kurulduğu inancını savunmuşlardır. Numeroloji, her şeyin temeli olan birlik / yekparelik / ilkesini anlamak için kullanılan bir yol olarak kabul edilmiş, diğer bütün bilimlerin kökü / tabanı / ve tabiatın / doğanın / üstünde bir ilim olduğu ileri sürülmüştür.

  1. Sayıların İndirgenmesi: Pisagor ve öğrencileri, tüm sayıları, diğer bütün sayıların türetilebileceği asıl / orijinal / sayılar olan 1'den 9'a kadar olan sayılara indirgemişlerdir.
  2. Kozmik Titreşimler: Numeroloji, her bir sayıyı, evrensel bir senfoninin parçası olan kozmik bir titreşim / vibrasyon / olarak kabul eder. Her sayının kendine has bir gücü vardır; bu güç sadece çokluk ve miktarı belirten bir güç olmayıp, aynı zamanda eşyaların birbiriyle olan bağlantısını ve doğanın ilkeleri arasındaki ilişkiyi de ifade eden bir dildir.
  3. Kaldeli ve Mısırlı Etkiler: Pisagor’un, M.Ö. VI. yüzyılda Mısır ve bazı Asya ülkelerini dolaştığı, Kaldelilerin / Mezopotamyalılar / ve Mecusi / Zerdüşt / Rahiplerin gizli ilimlerini inceleyerek numerolojiyi Yunanistan’a getirdiği belirtilmiştir. Kehanet / tahmin / yöntemleri olarak bakla falı, zar falı ve minik kemiklerin üzerine harfler yazılarak atılması gibi usullere Eski Yunanlıların yanında Roma ve Hint-Avrupa kavimlerinde de rastlanmaktadır.

B. Harflerin ve Sayıların Eşleştirilmesi (Alfabetik Sayılama)

Erken Avrupa numerolojisi, harflerin sayısal karşılıklarının bulunmasına dayanıyordu.

  1. Yunan Alfabesiyle Sayılama: M.Ö. IV. yüzyıldan sonra yaygınlaşan Yunan alfabetik sayılaması, her harfe bir sayısal değer atayarak çalışırdı (alfa=1'den teta=9'a kadar; iota=10'dan koppa=90'a kadar; rho=100'den omega=800'e kadar). Bu dizge, Orta Çağ'da Yakın Doğu ve Doğu Akdeniz'de, Latin dizgesinin Batı Avrupa'da oynadığı rol kadar önemli bir rol oynamıştır.
  2. İbrani Etkisi: Yunan alfabetik sayılaması, İbrani sayısal harf dizgesine tamamen benzer olmuştur. Bu dizgelerin en azından M.Ö. IV. yüzyılın sonundan bu yana çok yaygın bir kullanımı olduğu sonucuna varılabilir.

II. İlk Çağ Avrupa Sayı Sistemleri (Aritmetiksel Zorluklar)

Yunan ve Roma uygarlıklarında kullanılan sayı sistemleri, ezoterik / gizli / anlam taşıyan harflerle yakından ilişkili olsa da, aritmetik / hesap / işlemleri için son derece hantal bir yapıya sahipti.

A. Yunan Sayı Sistemleri

Yunanlılar, M.Ö. I. binin ikinci yarısı boyunca, Attika sayılamasına / akrofonik sayı sistemi / benzer akrofonik gösterimler kullanmışlardır.

  1. Toplama İlkesi: Yunanların Attika sayı sistemi ve Fenikeliler gibi erken sistemler, toplama ilkesine dayanıyordu; yani 1'den 9'a kadar olan sayıları gerektiği kadar çizgi, yuvarlak, nokta ya da teki temsil eden başka benzer imleri birbiri ardına yerleştirerek yazmaya başlamışlardır.
  2. İşlem Zorluğu: Bu sistemler (alfabetik sayılama dahil), aritmetik işlemler yapmaya elverişli değildi. Bu rakamlar, işlemci imler olmaktan çok, daha önce başka yollardan yapılmış hesapların sonuçlarını yazılı olarak dile getirmeye yönelik yalın kısaltmalardı.
  3. Büyük Sayılarla Mücadele: Yunan matematikçileri, alfabetik sayılamayı daha büyük sayıların gösterimine uygulamayı başarmışlardır. Örneğin Arkhimedes / Arşimet /, 64 sıfırlı bir "1" ile dile getirilen bir sayıyı Yunan sayısal harfleriyle ifade eden bir kural düşünmüştür.

B. Roma Sayı Sistemleri

Roma sayılaması da özellikle toplama ilkesine dayanıyordu. Rakamları (I, V, X, L, C, D, M) birbirinden bağımsız olduğu için, yan yana koyulduğunda ilgili değerlerin toplamını içeriyordu.

  1. Aritmetik Engel: Roma rakamları, aritmetik işlemler yapmaya yarayan imler değil, sayıları kaydetmeyi ve unutmamayı amaçlayan kısaltmalardı.
  2. Hesaplama Aracı: Romalı saymanlar (ve onlardan sonra Orta Çağ'ın Avrupalı hesap adamları) hesap yapmak için hep jetonlu çörkülere / abaküslere / başvurmuşlardır.
  3. Gizemli Kullanım: M.S. V. yüzyılın sonuyla tarihlenen ve üzerinde Roma rakamlarının toplamının her satırda 18 ettiği görülen tahta tabletlerin, Yunan ya da İbrani harflerinin sayısal değerlerine dayalı kurgulamalara uygun düşen bir "büyü" tableti / tılsım / olup olmadığı dahi bilinmemektedir.

III. Ezoterik Uygulamalar ve Mistik Sayılar

İlk Çağ Avrupa'sında sayıların gizli gücü, özellikle Orta Çağ'a geçiş döneminde Yahudi ve Arap geleneklerinin etkisiyle numeroloji ve majikal uygulamaların içine sızmıştır.

A. Kabala ve Numerolojinin Yayılışı

Pisagorcu geleneğin Orta Çağ'daki en önemli gelişimi, Yahudi Kabalası'nın da etkili rolüyle büyük bir önem kazanmıştır.

  1. Gematria ve Numeroloji: Kabala'daki Gematria sistemi, İbrani alfabesinin harflerinin sayılara denk gelmesi ilkesine dayanır. Bu sistemin uygulamaları, Orta Çağ Avrupa'sında numerolojinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.
  2. Mistik Sayılar: Avrupa ezoterik düşüncesinde bazı sayılar, derin mistik anlamlar taşır:
    • 666: İncil'in sonundaki Vahiy'de geçtiği için İsa karşıtı / anti-İsa / olarak bilinen sayıdır. Karabüyü / kara maji / yazarları tarafından anlamlı sayı olarak bilinir. Aynı zamanda bazı Kabalistik hesaplarla da ilişkilendirilebilir.
    • 40: Arınma sayısı olarak bilinir ve insanların çölde veya gemide geçirdikleri gün ve gece sayısına atıf yapar.
    • 12 ve 11: 12, bütünlüğü (12 ay, burçlar, havariler, Herkül'ün başarıları) temsil ederken; 11, İsa’nın sadık müritlerinin sayısı ve öbür dünya sırlarının kapılarını açan bir yaşam ve ölüm işareti olarak görülür.

B. Büyü ve Harflerin Ezoterik/Gizli Gücü

Orta Çağ Avrupa'sında büyücülük, özellikle Kara Veba'yı / kara ölüm / engelleyemeyen ve saray erkanına hizmet etmeyi uygun gören ustaların aksine, taşradaki cadılar ve şarlatanlar tarafından uygulanmıştır.

  1. Gizli Alfabeler: Eski Türk ve Arap gizli yazıları / tılsım / ve sayı sistemleri, uzun süre özellikle Osmanlı Türk İmparatorluğu'nun devlet dairelerinde kullanılmıştır, ancak bu sistemlerin kökeni de eski Arami harflerine dayanmaktadır. Avrupa büyücülüğünde özellikle İbranice ve Davut'un Alfabesi şifreli yazılar kullanılmıştır.
  2. Maddi Telkin: Orta Çağ Avrupa tarihinde, bir cadının / şifacı / evlilik yatağının altına kapalı bir tencere içinde kör bir kurbağa yerleştirerek, adamın aşkını karısından alıp kendine çevirmesi gibi sembolik / simgesel / eylemlere dayanan büyücülük örnekleri mevcuttur; bu büyücülük eylemi, kadın kurbağayı bulana kadar devam etmiştir.
  3. Büyücülük Mücadelesi: XVI. ve XVII. yüzyıl Avrupa'sında, din ile büyü arasındaki sınırların çizilmesi önemli bir yere sahip olmuş, Hristiyan Avrupa'da engizisyon / sorgu mahkemeleri / kurulmuş ve büyücülük yapan insanlar (cadılar / şifacılar /) yargılanmadan yakılmışlardır. Bu dönemde, kâhinlik / kehanet / formlarının (eski zaman kâhinleri gibi) medyumlar / aracılar / suretinde yine bir nevi kâhinlik olarak Avrupa'da ispirtizmacıların / ruh çağıranların / içlerinde baş gösterdiği belirtilmiştir.

IV. Hint Rakamlarının Avrupa'ya Girişi ve Direnç

İlk Çağ Avrupa sayı sistemlerinin en büyük dönüşümü, Hint kökenli ondalık konumlu sayılamanın ve sıfırın / yok sayısı / bölgeye Arap-Müslüman bilginler aracılığıyla girmesiyle yaşanmıştır.

  1. Hint Etkisi: Hint matematiğinin Avrupa'ya etkisi doğrudan olmamış, Hint bilimini aktaran ve iki dünya arasında aracılık rolü oynayan Arap-Müslüman bilginlerinin yapıtlarına borçluyuz.
  2. Batı Avrupa'daki Çekinceler: Hint kökenli rakamlar ve sıfır, XII./XIII. yüzyıldan itibaren Batı Avrupa'ya girmeye başlamış; ancak uzun süre dirençle karşılaşmıştır.
  3. Çörkücüler / Abacistler / ve Algoristler / Cebirciler / Kavgaları: Avrupa'da XII. yüzyıldan XVI. yüzyıla kadar, eski Roma rakamları ve çörkü / abaküs / üzerinde hesap yanlıları (çörkücüler) ile Hint kökenli rakamları ve sıfırı kullanarak hesap yapmayı savunanlar (Algoristler) arasında bir kavga dönemi yaşanmıştır. Eski usulde hesap sanatında uzmanlaşmış kişilerin, uzun süre doğaüstü güçler taşıyan büyücü gibi görülmesinin nedeni, Hint sisteminin basitliğini halkın kabul etmemesiydi. Algoristlerin zaferi ve çörkücülerin yenilgisi, ancak Fransız Devrimi'ne kadar süren bir süreç sonunda gerçekleşmiştir.

Hristiyan Numerolojisi

Hristiyan numerolojisi / sayı falı / kavramı, büyük ölçüde Yahudi mistisizminin / gizembilim / Kabala ve Helenistik / Yunan / Gnosis / bilgi / geleneklerinden türemiş olup, harflerin sayısal değerlerini toplayarak kutsal metinlerdeki gizli anlamları ve evrensel sırları çözümlemeyi amaçlayan Isopsephi ve Gematria yöntemlerine dayanır.

Bu disiplin, rakamların simgesel / sembolik / anlamlarının, teolojik / dinbilimsel / dogmaları doğrulamak ve kozmik düzeni keşfetmek için nasıl kullanıldığını göstermektedir.

I. Gnosis ve Sayısal Eşdeğerlik Yöntemleri

Hristiyanlık çağının ilk yüzyıllarında, Gnostikler ve bazı Hristiyan yazmanlar, özellikle Yunanca harflerin sayısal değerlerini eşleştirme sanatına / Isopsephi / başvurarak çarpıcı keşifler yaptıklarını iddia etmişlerdir.

A. Alpha ve Omega Simgeselliği

Yeni Ahit'te (Vahiy, Yuhanna, XXII, 13) bulunan simgesel bir Tanrı adlandırması Alpha ve Omega'dır (A ve Ω). Bu deyim, Yunan alfabesinin ilk (A) ve son (Ω) harfinden yola çıkarak oluşturulmuştur.

  • Evrensel Anlam: Gnostik ve Hristiyan düşüncelerinde, bu adlandırma "Evrenin ve Bilginin Anahtarı"na, "Uzay ile Zamanın Varlığına ve Bütünlüğü"ne karşılık gelir. İsa, Alpha ve Omega olduğunu söyleyerek kendini her şeyin başı ve sonu diye adlandırmıştır.
  • Teslis / Üçleme / Dogmasıyla Bağlantı: Matta İncili'ne göre, "Ruh" vaftizi sırasında İsa'ya güvercin (Peristera) biçiminde görünmüştür. Yunanca Peristera ("Güvercin") sözcüğü 801 değerini taşır. Alpha (1) ve Omega'nın (800) sayısal değerlerinin toplamı da tam olarak 801'i verdiğinden, Alpha ve Omega bu Gnostik / ezoterik / yorumda Hristiyan Teslis dogmasını doğrulamanın gizemli bir biçiminden başka bir şey değildir.

B. Amin Sırrı

Hıristiyan, Yunan ve Kıpti yazıtlarında, bir hayır duadan, bir ilenmeden ya da bir övgü çağrısından sonra, Koppa ve Theta harflerinden oluşan (Iϴ) kısaltması görülürdü. Bu gizli yazı imi, Wessely'nin gösterdiği gibi, aslında (Âμıv diye yazılan) Amin'i dile getirmenin gizemli bir biçiminden başka bir şey değildir; zira bu iki öbek de sayısal olarak 99 değerini taşır.

II. Mistik Sayıların Sembolik Değerleri

Hristiyan numerolojisi ve Gnostik gelenekler, kutsal metinlerdeki belirli sayıları kozmik ya da törensel önemleriyle ilişkilendirir.

A. Kötülük ve Yaratılış Sayıları

  1. 666 Sayısı: Bu sayı, İncil'in / Kitab-ı Mukaddes / sonundaki Vahiy bölümünde geçen ve İblisin / anti-İsa / işareti olarak bilinen sayıdır. St. John, 666 sayısını, sayı sembolizmini alegorik / temsilî / olarak kullanan Musevi mistisizmine bağlamıştır, ancak günümüzde bu mesajlar belirsizdir. Güneş'in sihirli karesinin de, sayılar her yönden toplandığında 666'yı veren ilginç bir kare olduğu belirtilmiştir.
  2. 888 Sayısı: Acıların Adamı (İsa) ile ilişkili bir sayıdır.
  3. 13 Sayısı: Hristiyan geleneğinde şanssız olarak düşünülür, çünkü Yahuda İsa'nın on üçüncü havarisiydi ve Ölüm Tarot kartı ile de bağlantılıdır. Ancak numerolojide bunun kötü bir sayı olmadığı, eski on ikilik sistemde yeni bir başlangıca işaret ettiği de iddia edilir.
  4. 12 Sayısı: Bütünlüğün sayısıdır; yılda 12 ay, astrolojide 12 burç, İncil'de / Kitab-ı Mukaddes / 12 havari ve başlıca Olimpiyat tanrıları gibi kavramlarla uyumludur. Numerolojik olarak 12, maddenin ve ruhun tezahürünün tüm ritimlerini içerir.

B. Arınma ve Kozmik Çevrim Sayıları

  1. 40 Sayısı: Arınma / temizlenme / sayısıdır. İncil'de, insanların ya bir teknede ya da çölde gezinirken geçirdikleri gün ve gece sayısıdır (daima 40 gün ve 40 gecedir).
  2. 365 Sayısı: Gnostikler, Isopsephi yoluyla Mısır'ın ulusal tanrısı Osiris'ten başka bir şey olmayan Nil'in (Neilos) adının sayısının 365 olduğunu bulmuşlardır. Aynı hesaplama, Zerdüşt kültü tanrısı Mithra'nın adının da sayısal değerinin 365 olduğunu göstererek, İran'ın güneş tanrısının "365 günün Efendisiyle" aynı olduğunu ileri sürmüşlerdir.

III. Hristiyanlığın Gizli İlimlere Yaklaşımı

Hristiyanlık, monoteist / tektanrıcı / bir din olarak büyü ve büyücülük uygulamalarını yasaklamış ve kötülemiştir.

A. Resmi Duruş ve Yasaklamalar

  • Büyü ve Cadılık: Hristiyanlığın yanlış anlaşılmasına neden olduğu düşünüldüğünden, büyü yapanlara ağır cezalar verilmiş ve cadı / cadı / olarak nitelendirilenler yakılmıştır.
  • Astroloji: Ortaçağ'da kilise, kaderin tanrıdan çok gezegenlere bağlı olması fikrini kabul etmemiştir. Gezegen tanrılarının varlığı pagan / pagan / tanrılarındaki gibi bir inanç şekli olarak görülmüş ve bu varlıklar kötü cinler olarak nitelendirilmişlerdir.

B. Popüler Ezoterik Uygulamalar

Resmi yasağa rağmen, Hristiyanlıkta bazı ezoterik uygulamalar halk arasında yer bulmuştur:

  • Muskalar / Tılsımlar /: Hastalıklardan, nazardan, kötü cin ve şeytanlardan, evlerin ve kişilerin korunması için yaygın bir şekilde muska yazıldığı ve taşındığı bilinmektedir.
  • Numerolojinin Yayılması: Numeroloji, Yahudi mistisizminin (Kabala) Gematria sistemi olarak Ortaçağ Avrupası'nda yayılmış ve sayılar mistiği, Pisagorcu geleneğin Ortaçağdaki en önemli gelişimi olarak büyük önem kazanmıştır.

IV. Kronogram Sanatı

Hristiyan numerolojisinin pratik ve sanatsal bir uygulaması, tarihleri sayısal harflerle ifade etme sanatı olan Kronogram / tarih yazma sanatı / sanatıdır.

  • Kronogramlar, Orta Çağ'dan beri İbrani ve Müslüman yazılarında olduğu gibi Hristiyan yazılarında da bol örnekleri olan, kaligrafi / hüsn-ü hat / ile şiir sanatı gibi gerçek bir sanat oluşturmuştur. Bu, harflerin sayısal değerlerinin toplanması yoluyla tarihleri ifade etme yöntemidir.

Süryanice Numerolojisi

Süryanice numerolojisi ve sayı sistemi, Hint sisteminin konumlu / yerel değer / ve sıfırlı / yok nicelik / üstünlüğüne sahip olmaksızın, İlk Çağ Avrupa ve Yakın Doğu'da yaygın olarak kullanılan alfabetik sayılamalar / sayı sistemleri / grubuna dâhil olup, harflere sayısal değerler atama / Gematria / geleneğine dayanmaktadır.

Bu sistemin analizi, Süryani kültürünün matematiksel gösterimini ve bunun ezoterik / gizli / akımlarla olan ilişkisini aydınlatmaktadır.

I. Süryani Sayı Sisteminin Yapısı ve Kökeni

Süryani sayılaması, tıpkı İbrani ve Yunan sistemlerinde olduğu gibi, harfleri sayısal imler olarak kullanan toplamalı / summatif / bir dizgedir.

A. Fenike ve Arami / Aramaic / Kökler

Süryani alfabesi (Nasturi ve Serto gibi varyantlar), Fenike alfabesinden türeyen Arami / Aramaic / alfabesinin bir çeşidi olan Estranghelo'dan gelmektedir. Bu yazı, bütün batı Sâmîlerinde / Semitic / görüldüğü gibi, yirmi iki özgün Fenike harfinin sırasını korumuştur.

B. Harflerin Sayısal Değerleri

Süryanice'de (Nasturi'de olduğu gibi, Serto'da da), harfler sayılamada imler olarak kullanılmıştır ve günümüzde dahi yer yer kullanılmaya devam etmektedir.

  • Benzerlik: Süryani sayı sistemi, birkaç istisna dışında, önceki yazılarımızda detaylı olarak ele aldığımız İbrani sayı harfleri dizgesinin tam bir benzeridir.
  • İleri Sayımlar: Süryani sayılamasında bazı uylaşımlar / konvansiyonlar /, on milyondan büyük sayıları yazmayı mümkün kılmıştır.

C. Tarihsel Kullanımı

Süryani harf-sayı sisteminin kullanımına tanıklık eden en eski belgeler M.S. VI. / VII. yüzyıllarından öteye gitmemektedir. Ancak, en eski Süryani yazıtları, klasik Arami dizgesiyle akraba olan tek bir sayısal gösterim kategorisi vermektedir.

Bu alfabetik sayılama, özellikle el yazmalarında / kodekslerde / kullanılmıştır. Süryani el yazmalarında (en azından IX. yüzyıldan sonrakilerde), kodeksi oluşturan defterlerin düzenli olarak numaralandırılmış olmasıyla doğrulanmaktadır. Bu numaralama, "kitabın" oluşturuluşunda unutmadan ya da sıra değiştirmeden ileri gelebilecek her türlü hatadan kaçınacak şekilde yapılırdı.

II. Mistik Bağlamda Numerolojik Kullanım

Süryani geleneği, tıpkı İbrani Kabalası'ndaki Gematria ve Arap Ebced sistemindeki gibi, harflerin ve kelimelerin sayısal değerlerini kullanarak gizli anlamlar çıkarma pratiğine zemin hazırlamıştır.

A. Kronogram / Tarih Yazma Sanatı / Sanatı

Sayısal harf sistemlerinin mistik ve pratik uygulamalarından biri, Orta Çağ'dan beri İbrani ve Müslüman yazılarında gerçek bir sanat formu olarak görülen kronogramlardır / tarih yazma sanatı /. Her ne kadar kaynaklar doğrudan Süryani geleneğinde kronogram sanatı detaylarına inmeseler de, sistemin İbrani ve Arap sistemleriyle olan mutlak benzerliği, bu geleneğin de kronogram gibi ezoterik / gizli / sanatlara uygun olduğunu göstermektedir.

B. Büyüsel / Majikal / Ritüellerde Sayısal İsimler

Gizli ilimler / havâs / alanındaki Süryani kökenli olduğu düşünülen bazı uygulamalarda, Arapça yazılmış olsalar bile, harflerin sayısal değerleri üzerinden elde edilen esmâların / isimlerin / (örneğin Terkabin Berheşin) veya tılsımların / muska / kullanıldığı görülmektedir.

  • Tekrar Sayısı: Belirli bir kimsenin celbi / çekilmesi / niyetiyle gece yarısı ud ve lüban buhurları / tütsü / yakılarak üç veya yedi gece boyunca 1209 defa bu isimlerin (Terkabin Berheşin) okunması emredilmiştir.
  • Hizmetçi Ruhlar / Hadimler /: Bu isimlerin ruhani hizmetkârları / hadimleri /, Zahrâyîl ve Şeytâyîl olarak belirtilir ve her yüz (100) okumada bir bu isimlerle tevkil / görevlendirme / yapılması gerekmektedir. Bu uygulamalar, sayısal tekrarın ve ismin gücünün büyüsel amaçlarla kullanımını göstermektedir.

III. Sayı Sistemlerinin Evrensel Bağlamı (Tekrarların Geçilmesi)

Daha önceki yazılarımızda Hint ve Çin sistemlerinin konumlu yapısı ile Arap, İbrani ve Yunan sistemlerinin toplamalı / summatif / yapısını karşılaştırmıştık. Süryani sistemi de, Yunan ve İbrani sistemleri gibi, pratik aritmetik işlemler için hantal kalmıştır ve hesaplamalar çoğunlukla abaküs / çörkü / veya başka araçlarla yapıldıktan sonra sonuçların kaydedilmesi amacıyla kullanılmıştır. Bu durum, bu sistemlerin aritmetik devrimi gerçekleştirememesinin temel nedenidir.

İlginç Konu: Gizli İlimler ve Bilinmeyen Diller

Süryani geleneğinden kaynaklanan ve Arapça havâs literatürüne giren pek çok esmâ / isim / (örneğin Şemhahiyr şemhehiyr veya Terkabin Berheşin) Arapça olmayan, eski Arami / Aramaic / veya Süryani kökenli olduğu düşünülen, mistik güç atfedilmiş kelimelerdir. Bu isimler, çoğu zaman gizli ilimler / havâs / metinlerinde anlamları açıklanmaksızın, sadece belirli bir sayısal adet / tekrar / ile okunması veya vefklere / sihirli kare / yazılması şartıyla büyülü sonuçlar doğuracağına inanılan güçlü ses kodları olarak işlev görmüştür. Bu durum, Süryani harf ve sayı geleneğinin, bilinen dillerin ötesinde bir gizem / esrar / ve güç alanı yarattığını düşündürmektedir. Bu isimlerin farklı okuma ve tekrar adetleri ('de 1209 defa), numerolojik kesinliğin, ritüelin başarısı için vazgeçilmez bir koşulu olduğunu göstermektedir.

Runik Numerolojisi

Runik numerolojisi, İskandinav ve Kuzey Avrupa halklarının M.S./I. yüzyıldan Orta Çağ başlarına kadar kullandığı bir yazı sistemi olan Rün alfabesinin, büyü / maji / ve kehanet / tahmin / amaçlarıyla ilişkilendirilen ezoterik / gizli / bilgi alanını ifade etmektedir. Runik numeroloji, harflerin sayısal değerlerini toplayarak gizli anlamlar çıkarma (Gematria) sisteminden ziyade, her bir Rün harfinin kendi sırası, kozmik ataması ve titreşimsel / vibrasyonel / enerjisi üzerinden yorumlanmasına odaklanır.

I. Runik Sistematiği ve Tarihsel Bağlamı

Runik alfabesi, İskandinav mitolojisindeki göksel yaşam kavramını ifade eden FUTHARK adıyla bilinmektedir.

A. Yapı ve Sayısal Dizilim

Rün alfabesi, İskandinav ülkelerinde yaşayanlar tarafından belirlenen 24 takım yıldızına denk düşecek şekilde 24 harfli bir yapıya sahiptir. Her bir Rün, alfabedeki konumu itibarıyla bir "Runic Sırası"na / Rünik Dizilim Numarası / sahiptir ve bu sıra numarası 7'den 24'e kadar olan örneklerle kaynaklarda mevcuttur.

B. Amacı ve Ezoterik Rolü

Rün alfabesi, günlük hayatta kullanılan bir alfabeden çok, özellikle Orta Çağ'da Kilise'nin baskısıyla unutturulmaya çalışılmasına rağmen, maji ve kehanet alanında kullanılan bir yazı sistemi olmuştur. Rünlerin gizli bilgisi, inisiyasyon / sırlar öğretisi / yoluyla aktarılmış olsa da, kehanet geleneği günümüze tam olarak ulaşmamıştır.

II. Rünlerin Ezoterik Simgesel Atamaları

Her bir Rün, dizilim sırasının ötesinde, kozmolojik / evrenbilimsel / ve majikal güçlerle ilişkilendirilen bir dizi simgesel / sembolik / niteliğe sahiptir.

A. Kozmik ve Element Atamaları

Rünler, astrolojik / gökbilimsel / burçlar, gezegenler, haftanın günleri, elementler (Ateş, Su, Hava, Toprak), mitolojik figürler, renkler, taşlar ve bitkilerle eşleştirilmiştir.

  • Sıra 7 (WUNJO - Sevinç Rünü): Koyu Mavi renkle, Hava elementiyle, Cuma günüyle ve Odin, Gefn mitolojisiyle ilişkilidir. Majikal uygulamaları aşk, iyi şans ve sosyal ilişkilerin gelişmesidir.
  • Sıra 12 (Korunma Rünü): Açık Mavi renkle, Toprak elementiyle, Pazar günüyle ve Frey, Freyja mitolojisiyle ilişkilidir. Majikal uygulamaları bolluk, bereket ve başarının sürekliliğidir.
  • Sıra 14: Su elementiyle, Satürn / Zuhal / astrolojisiyle, Cumartesi günüyle ilişkilidir. Majikal uygulaması sağduyu, mantık kazanımı ve matematiksel zekâ geliştirmektir.
  • Sıra 16 (SOWILO - Enerji Rünü): Beyaz renkle, Hava elementiyle, Güneş astrolojisiyle ve Pazar günüyle ilişkilidir. Majikal uygulamaları kötüye karşı galip gelme, aydınlanma ve başarıdır.
  • Sıra 18 (BERKANAN - Büyüme Rünü): Koyu Yeşil renkle, Toprak elementiyle ve Başak burcu / Virgo / astrolojisiyle ilişkilidir. Majikal uygulamaları yeni başlangıçlar, maddi kazançlar ve fiziksel güzelliktir.
  • Sıra 24 (DAGAZ - Değişim Rünü): Açık Mavi renkle, Ateş ve Hava elementleriyle, Dolunay astrolojisiyle ilişkilidir.

B. Sayıların Mistik İşlevi (Geleneksel Numerolojiden Farkı)

Rün sisteminde sayılar, kelimelerin değerini toplamaktan ziyade, her bir Rün'ün ait olduğu titreşimsel alanı ve kutsal dizilimi temsil eder. Rünler ve astroloji, kaderin önceden yazılmış göksel bir metin olarak okunması çabasıdır. Rün sisteminde, bir Rün'ün sırası, onun kehanet yorumunun ve majikal etkisinin temelini oluşturur; bu etki, Rün'ün nerede göründüğüne bağlı olarak değişmez (A number has the same meaning wherever it appears).

III. Runik Kehanet / Runemal / Yöntemleri

Rünler, kehanet için kullanılan çeşitli karmaşık yöntemlerle yorumlanır.

A. Temel Kehanet Yöntemleri

Rün kehanet / fal bakma / yöntemleri şunlardır:

  1. Karışık Ters Çevirme (Mixed Inversion)
  2. Çekme Yöntemi (Drawing Method)
  3. Dokuzlu Açılım (Ninth Spread)
  4. Dağıtma Yöntemi (Distribution Method)

B. Dokuzlu Açılım ve Yorumlama

Dokuzlu Açılım yönteminde, Rün'ler rastgele ve yoğunlaşarak / konsantre / atılır ve dizilimdeki konumlarına göre yorumlanır.

  • Neden-Sonuç İlişkisi: Rünler, kardeş runeler olarak adlandırılan gruplar halinde yorumlanır ve neden-sonuç ilişkileri gözetilir.
  • Zamanlama: İlk atılan üç Rün'e göre, geçmiş Rünü'nün (örneğin 5 nolu Rün) sağında kalan Rün'ler geçmişle ilişkilidir; şimdiki zaman Rünü'nün sağında ve solunda kalanlar ise şimdiki zamanla ilişkilidir; şimdiki zamanın solundaki Rün'ler ise gelecekle ilişkilidir.
  • Uyarılar: Yorumlanmayacak dizilimler mevcuttur (örneğin ilk üç Rün'de oluşan bazı şekiller). Ayrıca, kötü karaktere sahip birisi için Rün'lerin olumlu etkileri tersine işleyebilir.

C. Majikal Uygulamalar

Rün majisi / büyüsü /, spesifik amaçlar için Rün'lerin hazırlanmasını ve kullanılmasını içerir.

  • Tılsım Hazırlama: Rünler, tılsım / muska / hazırlama süreçlerinde kullanılır.
  • Kontrol ve Değişim: Majikal uygulamalar arasında aşkı, sevgiyi soğutma ve kişinin maddi/manevi durgunluğa girmesini sağlama, maddi konularda yardım alma, ruhsal gelişim, ya da kötü birisine fiziksel/finansal/ruhsal zarar verme gibi amaçlar bulunur.

Rusların Kullandıkları Numeroloji

Rusların kullandıkları numeroloji / sayı falı / kavramı, Hint, İbrani ve Yunan geleneklerinden beslenen ve büyük ölçüde evrensel numerolojinin prensiplerini uygulayan senkretik / karma / bir yapı sergilemektedir. Kaynaklarımız, doğrudan "Rus Numerolojisi" adıyla özgün bir sistemden bahsetmek yerine, Rusya'nın, bu ezoterik / gizli / disiplinlerin hem geleneksel kehanet yöntemleriyle hem de modern bilimsel çalışmalarla harmanlandığı bir coğrafya olduğunu göstermektedir.

Bu bağlamda Rusya'daki numerolojik uygulamalar ve sayı sistemine yaklaşımlar aşağıda akademik bir bakış açısıyla sunulmuştur.

I. Numerolojinin Felsefi Temelleri ve Kullanımı

Rusya'da numeroloji, sayıların hayat üzerindeki önemli etkilerine inanmak demektir. Bu alan, Pisagor'un temellerini attığı ve tüm sayıların 1’den 9’a kadar olan asıl / orijinal / sayılara indirgenmesi ilkesine dayanır. Bu indirgeme yöntemiyle evrendeki tüm olayların sayıların etkisinde olduğu düşünülmüştür.

  1. Gematria / Harf Hesapları Etkisi: Modern numeroloji, Gematria'dan / harflere sayısal değer verme / kaynaklanmakla birlikte, Gematria Tanrı, melekler ve Sefirot gibi yüksek varlıkların isimleriyle uğraşırken, numerolojinin ilgi alanı esas olarak fanilerdir. Rusya'da da, Avrupa dillerindeki herhangi bir sözcüğün bir sayıya dönüştürülebileceği ve sayıların simgesel / sembolik / olduğu inancıyla numeroloji popüler olmuştur.
  2. Kişisel Sayısal Kodlar: Her insanın kaderinde çok şey belirleyen kendi sayısal kodu olduğuna inanılır. Bu kod, doğum tarihi numarası ve isim numarası ile ifade edilir; çünkü alfabenin her harfinin kendi numarası vardır. Bu kişisel kodlar ve uyum / ahenk / testleri, Rusya'da da kullanılmaktadır.

II. Geleneksel Kehanet ve Sayısal Uygulamalar

Rus toprakları, eski çağlardan bu yana çeşitli kehanet / tahmin / ve büyüsel / majikal / uygulamaların kullanıldığı bir alandır; bu uygulamaların çoğu sayısal veya ritüelistik kurallara dayanır.

  1. Kura / Sıralama Kehaneti: Sıralamaların kehaneti / kura ile fal / hala Rus topraklarında kullanılmaktadır. Köylü halk, tartışmalı aile meselelerine kura ile karar verir; askerler için kura ile seçim yapılır; ve şehirlerde kızlar için talipler kura ile seçilmiştir.
  2. Zar ve Kemik Kehaneti: Kehanet, bir, iki veya üç kemik / zar / üzerinde tahmin yapmak için uygun görülürken; daha fazla kemik (örneğin altı veya on iki) alınması durumunda, düşen sayılar ve toplamları, sorulan soruyu pek yanıtlamayacak, daha çok durumu bir bütün olarak karakterize edecektir. Bu yöntemde, düşen sayılar neredeyse saf numeroloji / sayı falı / olarak kabul edilir.
  3. Zar Falında Uyum: Başka biriyle (örneğin sevgili bir kız veya evden uzakta olan bir oğul) ilgileniliyorsa, ona da bir numara atanır. Bu kişinin numarası ile uygulayıcının numarası birlikte düşerse, bu ilişkinin uyumlu / ahenkli / olduğu ve aralarında görünmez bir bağlantının korunduğu anlamına gelir.
  4. Ezoterik Divinasyon Yöntemleri: Rusya'da kullanılan diğer kehanet yöntemleri arasında şunlar bulunur:
    • Katoptomancy / Ayna Falcılığı: Aynada nişanlıyı, gaiblerin dirilişini ve ölümünü merak etme şeklinde uygulanır.
    • Keromancy / Balmumu Falı: Özellikle Rus Noel kehanetinde kızlar kaderlerini belirlemek için suya balmumu dökerler.

III. Mistik Sayıların Simgesel / Sembolik / Anlamları

Rus numerolojisi geleneğinde, evrensel ezoterik sistemlerdeki gibi belirli sayılara özel anlamlar yüklenir.

Sayı

Simgesel Anlamı

Kaynak

7

Evren ve insan doğasının tüm ritimlerini içerir; Enerji (uzayla bağlantı); Müdahale olmadan tam aile mutluluğu; İlginç, meşgul hayat.

9

Yeterlik / yeterlilik / uygulama; Kehanet kemikleri için en uygun sayı.

11

İsa'nın sadık müritlerinin sayısı; öbür dünya sırlarının kapılarını açan bir yaşam ve ölüm işareti.

12

Bütünlük / tamlık /; 12 ay ve burçlar; Maddenin ve ruhun tezahürünün tüm ritimlerini içerir.

13

Geleneksel olarak şanssız kabul edilir; Patlama, bilinmeyen veya yeni bir kaliteye geçişle dolu olduğu için tehlikelidir; büyücülerin favori sayısıdır.

40

Mutlak bütünlük; Karantina kelimesi kelimenin tam anlamıyla "kırk gün" anlamına gelir; Sağlığı simgeler.

  • Gezegen ve Sayı İlişkisi: Astroloji / gökbilim / derslerinde, Rusya'daki numeroloji ve astroloji sistemleri, gezegenlerin her birine bir sayı atar: Güneş (1), Ay (2), Mars (3), Merkür (4), Jüpiter (5), Venüs (6), Satürn (7), Uranüs (8), Neptün (9), Plüton (10), Vulcan (11), Proserpin (12).

IV. Rus Bilginlerinin Mistik ve Matematiksel Çalışmaları

Rusya'da gizli ilimler, sadece halk uygulamalarında değil, aynı zamanda entelektüel çevrelerde de ilgi görmüştür.

  1. Velimir Hlebnikov ve Zaman Kanunları: Tatar şair ve fütürizmin / gelecekçilik / kurucularından olan Velimir Hlebnikov (1885–1952), aynı zamanda bir matematikçi olarak zamanın kanunlarını hesaplamaya yönelmiştir. Sanskritçe uzmanlığı yapmış olması, Hint sisteminin harfler ve sayılar arasındaki ezoterik ilişkilere dair sahip olduğu bilgi birikimini göstermektedir. O, kelimelerin sırrını biliyor ve kelimeler ile oynayabiliyordu; bu, sözcüklerin sayısal değerlerine dayanan geleneksel Gematria / harf sayı eşitlemesi / geleneğini çağrıştırmaktadır.
  2. Sihirli Kareler / Vefk / Literatürü: Rus dilinde yayımlanmış, sihirli karelerin inşası teorisi ve bunların dönüşümleri hakkında birçok soruyu açıklayan, yerel dilde / Rusça / literatürde az çalışılmış olan mükemmel sihirli karelerin yapım yöntemleri ve özelliklerini ele alan çalışmalar mevcuttur. Bu çalışmalar, kombinatoryal / birleşimsel / problemleri seven matematikçilere hitap etmektedir.
  3. Ritüel Sayısal Kurallar: Sekizli ve onlu vefklerin hesaplanması ve uyumlulukları üzerine yapılan çalışmalarda, Güneş (6. mertebe / derece / vefk) ve Ay açılarının ve erkek/dişi vefk faktörlerinin dikkate alındığı karmaşık hesaplama yöntemleri kullanılmıştır. Bu çalışmalar, Rusça literatürde de incelenen ve matematiksel kesinliğe dayanan havâs / gizli ilimler / geleneğinin bir parçasıdır. Örneğin, onlu vefkin hiçbir yıldıza ait olmadığı, dünyaya ait olduğu ve hemen hemen her dünyasal amaç için her gün ve her saatte yapılabileceği belirtilmiştir.

Sormayı Unuttuğum Konu Hatırlatması:

Daha önceki yazılarımızda, Süryani numerolojisinin ve Arami / Aramaic / kökenli alfabetik sayı sistemlerinin, Yakın Doğu'daki Ebced / Arap numerolojisi / ve Gematria / İbrani numerolojisi / sistemlerinin temellerini oluşturduğunu detaylıca görmüştük. Bu bağlamda, Rusya'da da kullanılan Kiril alfabesinin ve onunla ilişkili sayısal sistemlerin (M.S. IX.-X. yüzyıllarda Yunan alfabesinden esinlenerek icat edilen Kiril alfabesi) numerolojik olarak nasıl kullanıldığı, bu alfabetik sistemlerin Avrupa'daki genetik / kalıtsal / dizgesinin bütünlüğünü anlamak açısından önemli bir ek bilgi olacaktır.

Babil Numerolojisi

Babil numerolojisi, Mezopotamya uygarlığının, matematiksel hassasiyet ile kadim / eski / kehanet / tahmin / ve büyüsel / maji / gelenekleri birleştiren bir disiplin olarak gelişimini temsil etmektedir. Sayı falının / numeroloji / bilinen en eski kökleri, en az 4000 yıl önce Babil ve Kaldeli / Chaldean / medeniyetlerine kadar uzanmaktadır. Babil, yalnızca matematiksel soyutlamanın beşiği olmakla kalmamış, aynı zamanda sonraki İbrani ve Arap ezoterik sistemlerini etkileyen Gematria gibi yöntemlerin de ilk ortaya çıktığı yer olmuştur.

I. Babil Sayı Sisteminin Yapısı ve Konumlu Dizgenin Keşfi

Babil sayı sistemi, Sümer / Sumer / kültürünün mirası üzerine kurulmuştur. Bu sistem, tarihsel süreçte büyük bir matematiksel atılım gerçekleştirerek ilk gerçek konumlu sayı sistemi / yerel değer sistemi / hâline gelmiştir.

A. Altmışlı Taban / Seksagesimal / İlkesi

Babil bilginlerinin M.Ö./İ.Ö. XIX. yüzyıl dolaylarında icat ettiği bu sistem, altmış tabanına dayanıyordu.

  1. Konum İlkesi: Babil bilginlerinin dizgesi kesin olarak konumlu / yerel değerli / idi. Bu, günümüzdeki onlu sistemimize benzer şekilde, bir rakamın değerinin sayıların yazılışında bulunduğu konuma göre değiştiği anlamına gelir.
  2. Sayıların Temsili: Bizim onlu, konumlu dizgemizdeki $[3; 1; 2]$ gibi bir rakamlar öbeği, Babil matematikçileri için $3 \times 60^2 + 1 \times 60 + 2$ anlatımına karşılık geliyordu. Bu, toplama ilkesine dayanan Sümer dizgesinden ve Mısır'ın hiyeroglif sisteminden daha üstün bir yapıydı.
  3. Genel Bilinç: Konum ilkesinin Mezopotamya’da büyük halk kitlesinin dahi bilincinde olduğu, Asur kralı Asarhaddon'un "Kara Taş" anektodundan anlaşılmaktadır. Bu öyküde, tanrı Marduk'un Babil'in boş bırakılacağı 70 yıl sayısını (eskiden $60 + 10$ olarak yazılırdı) yazgılar tabletine işlemesi, sonra merhamet ederek rakamların sırasını değiştirmesi ($10$ ve $1$ olarak, $1 \times 60 + 10$ yerine $10 \times 60 + 1$) kurgusu, konum ilkesinin yaygınlığını göstermektedir.

B. Sıfırın Özgün Keşfi

Babil bilginleri, konumlu dizgelerinin zorunlu sonucu olarak sıfırı / yokluk imi / keşfetmişlerdir.

  1. Tarih ve İşlevi: Tarihin bilinen ilk sıfırı, Babil konumlu sayılamasında belli bir basamağın altmışta birlerinin yokluğunu göstermek için M.Ö. III. yüzyıldan daha eski bir çağda ortaya çıkmıştır. Başlangıçta bu sıfır, yalnızca orta konumda ve belli bir basamaktaki altmışlı birimlerinin yokluğunu belirtmek için kullanılmıştır.
  2. Sıfırın Anlamı: Bu im, Babil bilginlerinin kafasında hiçbir zaman bizim anladığımız anlamda "sıfır sayısı" olarak tasarlanmamıştır. Yani, $10-10$'daki "hiç" anlamında değil, bir rakamlı betimlemenin içindeki "boş alan" anlamını taşımaktaydı. Örneğin, bir matematik tabletinde $20$ eksi $20$'nin sonucunu dile getirmeyi bilmeyen yazman, "Buğday bitti" gibi ifadeler kullanmıştır.

II. Ezoterik ve Kehanet Kullanımları

Sümerlerin ayin dilleri, ülkeyi istila eden Sâmîlerin, Babil ve Asurluların kutsal dili ve Tanrı dili olmuş, büyü dili olarak kullanılmıştır. Babil'deki rahiplerin işlerinin büyük bir bölümü, kehanet üzerine kuruluydu.

A. Gematria'nın / Harf-Sayı Dönüşümü / Kökeni

Numerolojinin en eski formu, köklerini antik Babil ve Kalde'den alır ve tarihte en çok kabul gören kehanet yöntemlerinden biri olduğu öne sürülür.

  • Tanım ve Amaç: Gematria, kelimeleri ve cümleleri sayısal değerlere dönüştürerek gizli anlamlar bulma yöntemidir. Babil'de Kral II. Sargon zamanında (M.Ö./İ.Ö. 8. yüzyıl) Gematria'nın bir kehanet yöntemi olarak kullanıldığı belirtilmiştir.
  • Etkileşim: Yahudi mistisizmi / gizemcilik / olan Kabala, numerolojiyle ilgilenmiş ve Gematria tekniğini benimsemiştir. Ayrıca önceki yazılarımızda bahsettiğimiz Arap Ebced hesabının da (daha sonraki bir çağda ortaya çıkmasına rağmen) bu harf-sayı dönüşüm geleneklerinden beslendiği bilinmektedir.

B. Astroloji ve Mistik Sayılar

Babil'de rahiplerin amacı, belirli bir eylem için koşulların uygun olup olmadığını araştırmak ve uygun astral / göksel / bilgileri veren takvime başvurmaktı.

  1. Takvim ve Uğurlu Günler: Babil'de astroloji ve fal sanatlarıyla ilgili takvimler hazırlanmış. Duayla cinleri kovmak için bazı günler uğurlu, bazı günler ise uğursuz kabul edilmiştir.
  2. Mistik Sayılar: Numerolojinin köklerinin Babillilere uzandığı ve bir kişinin adı ve doğum tarihleri kullanılarak karakter ve geleceğinin tahmin edilmeye çalışıldığı belirtilmiştir. Bu sistemde, genellikle 1, 3, 7, 9, 40, 41 sayılarından faydalanılmış ve bunlarda büyülü / gizli / bir güç olduğuna inanılmıştır.
  3. Yedi Sayısı: Büyüsel işlerde rakamların ve sayıların önemi büyüktür ve yedi (7) sayısının önemi, muhtemelen Babil'de astrolojiye verilen önemden kaynaklanmaktadır.

C. Büyü Ritüelleri ve Malzemeler

Babil, büyü ve sihir alanında güçlü bir gelenek kurmuş ve bütün Akdeniz havzasını etkilemiştir.

  • Ritüel Büyü: Babil'in en son krallık dönemine ait olan Labartu’nun büyü ritüelinin tespit edilen en eski örneği resim/figür büyüsüdür.
  • Malzeme Kullanımı: Büyü yapmak isteyen kişi, bir duvarın gölgesine oturarak büyülemek istediği kimsenin figürünü yapar. Bu figür için seçilen malzemeler arasında Balmumu, bal, kil, susam, un, katran ağacı ve bronz gibi maddeler bulunmaktaydı.

IV. İlginç Konu: Mezopotamya Kozmolojisi ve 777

Babil ve Asur dinlerine dair araştırmalar, Marduk ırkının gelişinden önceki kozmosun yapısına atıfta bulunan bir tabloyu ortaya koymuştur. Bu tablo, evrenin katmanlarını ve tanrısal atamaları göstermektedir.

Bu kozmolojik düzende, gökyüzünün ilk üç katmanı ve atamaları şöyledir:

  • 0. *** ANU (TIAMAT)**.
  • 1. Primum Mobile Küresi / Birincil Hareket Küresi /: ENLIL (ABSU).
  • 2. Zodyak Yıldızları Küresi: ENKI; LUMASHI (IGIGI).

Runik numerolojisi bağlamında (önceki yazılarımızda), 777 sayısının da ezoterik bir notla birlikte Asur-Babil dinlerine dair araştırmaya dayandığı belirtilmiştir. Sayıların mistik anlamı ve tekrarı, bu kadim Mezopotamya inançlarındaki tanrısal ve kozmik düzenlemelerle ilişkilidir. Örneğin, $21 \times 37 = 777$ olduğu belirtilmiştir.

Sormayı Unuttuğum Konu Hatırlatması

Babil numerolojisinin en büyük başarısı olan konumlu altmışlı taban, Hint sisteminin onlu konumlu sisteminden önce gelmesine rağmen, Babil sıfırının işlevselliği eksikti; bu sıfır, $10-10$'daki "hiç" niceliğini ifade eden bir sayı değil, yalnızca bir boşluk belirteciydi. Oysa Hint bilginleri, shûnya kavramını hem boşluğu belirten bir im / çizge / hem de aritmetik işlemlere dâhil olan bir sayı olarak tasarlayarak modern matematiğin ve cebirin / çözümsel matematik / temelini atmışlardır. Bu karşılaştırma, konumlu dizgelerin evrimini anlamak açısından son derece kritiktir.

Diğer Numeroloji Sistemleri

Önceki yazılarımızda, rakamların tarihsel evrimini (Sümer, Babil, Mısır, Maya, Çin, Hint) ve harflerin sayısal değerlere dönüştürülmesi ilkesine dayanan büyük alfabetik / alfabetik / sistemleri (İbrani Kabala, Arap Ebced, Yunan Pisagor, Runik) ayrıntılı olarak ele almıştık. Bu sistemlerin dışında, hem Mezopotamya'nın eski geleneklerinden türeyen hem de sayıları özgün bir şekilde kullanan bir dizi özgün numeroloji ve kehanet / tahmin / sistemi mevcuttur.

Aşağıda, kaynaklarınızda yer alan ve önceki incelemelerimizin kapsamının ötesine geçen veya özel uygulama alanları teşkil eden diğer numeroloji / sayı falı / sistemleri ve ilgili disiplinler, doktora tezi üslubunda sunulmuştur.

I. Antik Dünyanın Özgün Numeroloji Sistemleri ve Varyasyonları

A. Kalde / Chaldean / Numerolojisi

Kalde sistemi, numerolojinin üç ana formundan biri olup (diğerleri Pisagor ve Kabalistik sistemlerdir), numerolojinin en eski formu olarak kabul edilir. Köklerini antik Babil ve Kalde medeniyetlerinden (M.Ö./İ.Ö. 625–539) alır.

  1. Felsefi Üstünlük İddiası: Kalde numerolojisi, Pisagor sisteminden daha eski olduğu için daha güvenilir ve doğru bir tahmin yüzdesine sahip olduğu iddia edilir.
  2. Sayı Kullanımı: Bu sistem, 1’den 8’e kadar olan sayıları kullanır ve 9 sayısını kullanmaz; zira 9’un sonsuzlukla / infinity / bağlantılı kutsal bir sayı olduğuna inanılır.
  3. Harf ve Titreşim İlişkisi: Kalde sistemi, harf ve sayılar arasındaki ilişkiyi sesler ve tonlar üzerinden kurarak, titreşimleri / vibrasyonları / koordine eder.
  4. Uygulama: Kişinin doğum adından ziyade, halen kullandığı ismi dikkate alır, çünkü kişinin etrafında oluşan titreşimlerin mevcut isme dayandığına inanılmaktadır.

B. İslami Gizli İlimler Çatısı Altında Cifr / Cefr

Daha önce Arap numerolojisi (Ebced Hesabı) ele alınmış olsa da, İslami ezoterik gelenek içinde Cifr veya Cefr adı verilen farklı bir disiplin bulunmaktadır.

  1. Tanımı ve Amacı: Cifr / Cefr, harflerin ve sayıların oluşturduğu biçimlerden yararlanarak olması muhtemel olaylar hakkında tahminde bulunma ilmidir.
  2. Ebced ile İlişkisi: Ebced Hesabı genellikle "olmuş olayların ilmi" olarak görülürken, Cifr geleceğe yönelik kehanetlere odaklanır. Bu metot, harfleri sayılara dönüştürme esasına dayanır ve mistik düşünceli Müslümanlar arasında yaygınlık kazanmıştır.

C. Aztek Sayı Sistemi

Meksika'nın Maya dışındaki büyük medeniyetlerinden biri olan Azteklerin sayı sistemi, Mayalar gibi yirmili / vigesimal / tabana dayanmasına rağmen, daha ilkel bir yapı sergilemiştir.

  1. Taban ve İlke: Aztek sayı sistemi, 20 tabanına dayalıdır. Ancak toplama ilkesiyle iş görür ve yalnızca birime, yirmiye ve yirminin kuvvetlerine özel gösterimler yükler. Bu sistemi, önceki yazılarımızda bahsedilen Mısır hiyeroglif sistemi ile düşünsel bakımdan akraba kılan özellik, sayılarda toplama ilkesini kullanmasıdır.
  2. Toplamsallık: Bütün öteki sayılar için toplama ilkesi kullanılır. Örneğin, $20^2$ (dört yüzler), $20^3$ (sekiz binler) gibi basamaklar için özel gösterimler vardır; diğer sayılar bu temel birimlerin yan yana konulmasıyla elde edilirdi.

D. Yunan Alfabetik Sayılaması / Isopsephi /

İlk Çağ Avrupa numerolojisinin Pisagorculuk başlığı altında incelenen alfabetik sistemin (M.Ö./İ.Ö. IV. yüzyıldan sonra yaygınlaşan) uygulama alanlarından biri Isopsephi'dir.

  1. Yöntem: Bu sistemde, Yunan alfabesinin harfleri, 1’den 9’a, 10’dan 90’a ve 100’den 800’e kadar sayısal değerler alır. Isopsephi, kelimelerin ve cümlelerin sayısal değerlerini toplayarak kutsal metinlerdeki gizli bağlantıları keşfetme sanatıdır.
  2. Simgesel Sonuçlar: Yunan ve Kıpti / Coptic / yazıtlarında, Amin kelimesinin sayısal değerinin 99 olması gibi mistik eşdeğerlikler bulunmuştur.

II. Çizgesel / Grafik / ve Kehanet Temelli Sayısal Sistemler

Bu kategorideki sistemler, harfleri dönüştürmekten çok, sayısal veya çizgesel kodların kozmik veya fizyolojik yapılarla ilişkilendirilmesine dayanır.

A. Çin Fizyonomi Sistemi (Sayısal Noktalar)

Çin kültürü, yüz okuma / fizyonomi / sanatında sayısal atamalar kullanarak karakter ve kader analizi yapmaktadır.

  1. Temel Noktalar: Bu sistemde, yüzün orta bölümüne doğru yayılan on üç asıl nokta bulunmaktadır (16, 19, 22, 25, 28, 41, 44, 45, 48, 51, 60, 70, 71). Bu noktalar, yüzü iki eşit parçaya bölen özel noktalardır.
  2. Yorumlama: Bu noktaların üzerindeki yüz özelliklerinin dengeli ve orantılı olması, kişinin iyi bir karaktere sahip olduğunu gösterir. Örneğin, 16 numaralı nokta çocuklukta yaşam aktivitelerini yansıtır; bu bölgenin kusurlu olması sıkıntılı bir çocukluk dönemine işaret eder.

B. I Ching / Değişimler Kitabı /

Antik Çin’in kehanet sistemi olan I Ching, sayıların evrensel düzeni okuma çabasının bir örneğidir.

  1. Yapı: I Ching, 64 heksagramdan / altılı çizgi / oluşan simgesel / sembolik / bir yapıya dayanır.
  2. Kehanet İlkesi: Soruyu soran kişinin rastlantısal olarak çektiği çizgilerle oluşturduğu heksagram, evrenin o anki durumunu yansıtan bir bilgelik metni sunar. Bu, numerolojinin her bir sayıyı kozmik bir titreşim olarak kabul etmesi ilkesiyle paralellik gösterir.

C. Domino ve Zar Falcılığı

Bu popüler kehanet yöntemleri, sayısal sonuçların yorumlanması ilkesine dayanır ve numerolojinin pratik bir uygulamasıdır.

  1. Zar/Kemik Kehaneti: Atılan zarların veya kemiklerin toplam puanları ve tek tek sayıları, durumu bir bütün olarak karakterize etmek için kullanılır. Bu yöntemde, düşen sayılar neredeyse saf numeroloji olarak kabul edilir.
  2. Domino Kehaneti: Domino taşları üzerindeki falcılıkta, 1'den 6'ya kadar olan sayılara ek olarak sıfırlar ("kukla") da bulunur. Herhangi bir sayının sıfır ile kombinasyonunun, tahmini olumsuz yaptığı veya olumlu bir tahminin uygulanmasını uzun süre ertelediği dikkate alınmalıdır.
  3. Çatışma ve Fırsat Yönetimi: Bu tür sayısal kehanet sistemlerinin amacı, olayları belirlemede yüksek doğruluk elde etmek ve çatışmadan kaçınmak veya durumdan yararlanmak için yeterli bilgi sağlamaktır.

III. Sayıların Dönüşüm Yöntemleri ve Simgesel Kullanımı

Numerolojik hesaplamalar, farklı sistemlerde çeşitli yöntemlerle gerçekleştirilir.

A. Basit İndirgeme Yöntemi

Numerolojinin temel aldığı en basit ve en popüler yöntemdir. Tüm çift haneli sayıların tek haneli bir temel sayıya (1-9) indirgenmesini sağlar.

  1. İşlem: Sayının tüm basamakları toplanır ve eğer sonuç 10 veya daha büyükse, bu basamaklar tekrar toplanır. Bu işlem, 1'den 9'a kadar bir temel sayı elde edilene kadar devam eder.
  2. Bileşik Kökler: Bu indirgeme sürecinde ortaya çıkan çift haneli ara toplamlar (bileşik kökler), bazı numerologlar tarafından ek anlam taşıdığı için korunmayı tercih edilen verilerdir.

B. Sihirli Kareler / Vefkler / ve Sayı Sistemleri Dönüşümü

Konuşmalarımızın önceki aşamalarında vefklerin İslami bağlamda Ebced hesabıyla yapıldığı görülse de, sihirli kareler matematiği farklı sayı sistemleri arasında bir dönüşüm aracı olarak da işlev görebilir.

  1. Sistem Dönüşümü: Örneğin, 7. mertebeden bir Greko-Latin karesinin öğelerine, ondalık sayı gibi başka bir sayı sistemindeki sayılarmış gibi bakılabilir. Bu karelerin elemanlarına, yedili sayı sistemindeki sayılar olarak bakılırsa, geleneksel olmayan yeni bir sihirli kare elde edilir. Aynı şekilde, doğal tabanı $K>7$ olan diğer herhangi bir sayı sistemindeki sayılar için de yeni sihirli kareler elde edilebilir (örneğin sekizli sayı sistemi).
  2. Algoritmik Yapı: Vefklerin inşası, karmaşık formüllere ve dönüşümlere dayanır (torikal dönüşümler, alfil yöntemi). Bu yöntemler, adeta matematiksel bir algoritmaya / yönergeye / göre hareket edilmesini gerektirir.

IV. Geleneksel Olmayan Sayı Sistemleri

Kaynaklar, teorik olarak onlu sistemin mutlak olmadığını ve başka tabanlarda sistemlerin mümkün olduğunu vurgulamaktadır.

  1. Çoklu Tabanlar: Günümüzde kullanılan matematiğin on tabanına / desimal / dayanması mutlak bir şey değildir; 2'li / binary /, 8'li / oktal /, 32'li / 32-based / hatta 128'li sistemler de olabilirdi. Bu, çoklu taban sistemi (Oktal, Hegzadesimal / onaltılık /) üzerinde inşa edilmiş modern hayatın temelidir.
  2. İkili Sistem / Binary /: İlk olarak Müslüman bilginlerce ima edilen ikili taban, bütün sistemi "var" ve "yok" / 0 ve 1 / üzerine kurmuştur.

Sormayı Unuttuğunuz Konu Hatırlatması:

Önceki yazılarımızda Sümer, Babil, Mısır, Yunan ve Roma sayı sistemlerinin toplama ilkesine dayalı olduğunu ve konum ilkesinden yoksun kaldığını detaylıca incelemiştik. Bu sistemlerin aksine, Hint sisteminin aritmetik üstünlüğünü sağlayan konum ilkesi ve sıfırın keşfi üzerine yoğunlaşmıştık. Ancak, bu bağlamda, Alfabetik Sayı Sistemlerinin Köken Tartışması önemli bir detaydır.

Kaynaklar, alfabetik Yunan sayı sistemi ile İbrani sayı harfleri sisteminin tamamen benzer olduğunu ve hangi sistemin diğerini esinlediği konusunda bir tartışma olduğunu belirtmektedir. Yunan sisteminin en azından M.Ö. V. yüzyıla dayanmasına karşın, İbrani sisteminin ancak M.Ö. II. yüzyılın sonundan itibaren görülmesi, sistemi icat edenlerin Yunanlar olduğu varsayımını güçlendirmiştir. Ancak her iki sistem de Fenike kökenli (M.Ö. XIV. yüzyıla dayanan Ugarit alfabesi gibi) Sâmî / Semitic / alfabesinin harf sıralamasını korumuştur. Bu, İlk Çağ Avrupa numerolojisinin kökeninin, Mezopotamya'dan gelen Sâmî / Semitik / harf dizilimine dayandığını göstermektedir.

Vefk / Sihirli Kare / Sistemi

Vefk / Sihirli Kare / ilmi, kadim / eski / gizli ilimler / havâs / geleneği içerisinde matematiksel kesinlik, teolojik / dinbilimsel / atamalar ve mistik / gizemci / uygulamaları birleştiren karmaşık bir disiplindir. Vefk, sayıların ve harflerin evrensel düzen ve ruhani varlıklar üzerindeki etkisini formüle etmeye yarayan çizgesel / grafik / bir yapıdır.

Bu kapsamlı incelemede, vefkin tanımı, temel dayanağı olan numerolojik sistemler ve yapım usulleri doktora tezi üslubunda sunulmaktadır.

I. Vefkin Tanımı ve Matematiksel Esasları

Vefk, İslami büyücülük sistemi ve geleneği olarak kabul edilen Havâs / Gizli İlimler / disiplininin merkezinde yer alır.

A. Vefkin Çizgesel / Grafik / Yapısı Vefk, dört eşit çizgiyle çizilmiş bir yüzey / satıh / üzerinde, eşit olarak bölünmüş karelerden oluşan geometrik / çizgesel / bir şekildir.

B. Tanım ve İlke Vefk ilmi, adedlerin / sayıların uygunluğuna ve dıla’ / kenar / ve kuturlarda / köşegenlerde / tekrarı olmaksızın eşitliğine ulaştıran ilimdir. Bu, bir vefkteki hiçbir sayının iki defa tekrar etmeyeceği anlamına gelir. İçine sayı koyulabildiği gibi, harf de yerleştirilebilir.

C. Temel Unsurlar (Sekiz Usul) Her vefkin bilinmesini ve anlaşılmasını tayin eden sekiz temel usul bulunmaktadır:

  1. Miftah / Anahtar
  2. Muglak / Kilit
  3. Adl / Adalet
  4. Vefk
  5. Mesahe / Alan
  6. Zabit / Memur
  7. Gaye / Hedef
  8. Asl / Köken

Bu sekiz unsur üzerinden, vefke yerleştirilen her isimden ulvi melek, süfli / aşağılık / avan / yardımcı / ve ulvi hâdim / hizmetli / çıkarılmaktadır.

II. Vefklerin Numerolojik Dayanağı: Ebced Hesabı

Vefklerin hazırlanmasında kullanılan kilit esaslardan biri Ebced Hesabı'dır. Ebced hesabı olmadan İslâmî kökenli vefklerin hazırlanabilmesi oldukça zor görünmektedir.

A. Sayı-Harf İlişkisi Büyü uygulamalarında ve vefklerde harfler sayı değerlerine göre toplanır ve bu toplamın cinler âlemiyle bir bağlantısının olduğu düşünülür. Harf ile sayı arasındaki ilişkilerle, vefklerde bulunduğuna inanılan sırrî / gizli / sistemler oluşturulur.

B. Teolojik / Dinbilimsel / Atamalar Bu sistemde, Elif'ten (elif) Ğayın'a (gayn) kadar her harfin, bir tanrı adını ve tabii / doğal / kuvvetleri temsil ettiğine inanılır. Benzer bir harf-sayı atama sistemi Ortaçağ Yahudi Kabalası'nda da görülmektedir.

III. Vefk Yapım Usulü ve Şartları

Vefklerin başarıyla uygulanması, rastgele eylemlerden ziyade katı kurallara, uygun zamanlamaya ve doğru malzemelerin kullanımına bağlıdır.

A. Zamanlama ve Astroloji / Gökbilimi /

Vefkin hazırlanmasında en uygun zaman diliminin (saat-i eşref) tespiti hayati önem taşır.

  1. Gün Tespiti: Vefkin hazırlanacağı kişinin isminin Ebced hesabıyla toplamı bulunur ve bu toplam haftanın günlerinin sayısı olan yediye (7) bölünür. Kalan sayı, vefkin hangi gün hazırlanması gerektiğini işaret eder (1 kalmışsa Pazar, 2 kalmışsa Pazartesi vb.).
  2. Yıldız Uyumu: Hazırlanacak vefkin, kişinin isteğine uygun olan ve muradının yerine gelmesine yardımcı olabilecek yıldızla uyumlu olması gerekir. Havâs kitaplarında zamanın dikkate alınmadığı durumlarda vefklerin çalışmayacağı veya az tesirli olacağına inanılmıştır.

B. Cinsiyet ve Niyet Faktörü

Vefkler hazırlanırken, kimin için yapıldığına dikkat edilir:

  • Erkek Vefkleri: Tek sayılarla yapılır.
  • Kadın Vefkleri: Çift sayılarla yapılır.

C. Malzemeler ve Teknikler

Vefkleri yazmada kullanılan malzemeler ve ritüel süreçler sabır ve fedakârlık gerektirir.

  1. Yazım Gereçleri: Genellikle gül suyunda ezilmiş misk ve safran / zaferan / mürekkep olarak kullanılır.
  2. Şifa Ayetleri Uygulaması: Korunma veya tedavi amaçlı uygulamalarda, şifa ayetleri / dizeleri / temiz bir kâğıda yazılıp su içine konulduktan sonra bu su içilebilir. Aynı ayetler okunurken öd ağacı ve cavi / asilbent / yakarak tütsülemek de faydalıdır.
  3. Hastalık Tedavisi: Tedavi amaçlı pasif büyüde, hazırlanan formülün hastanın taşıması tavsiye edilir. Eski Filistin'de cinlere karşı gümüşün kullanıldığı bilinmekle birlikte, vefk için seçilen levha da gümüş olabilir.
  4. Muhabbet / Sevgi / Uygulaması: Kalplere sevgi aşılamak için, üç gün boyunca on beşer (15) defa Hizbü’l-Berr gülsuyu üzerine okunur; bu sudan yüze ve ellere sürülerek sevilen kimsenin yanına gidilir.
  5. Ayırma Büyüsü: İki kişinin birbirinden ayrılması için, ayırmak istenen kişinin ismiyle Ayet-i Kerime yazılıp, ayrılması gereken kimselerin oturdukları yere gömülürse düşman olarak ayrılırlar.

IV. İlginç Konu: Harflerin Element Tabiatları (Anasır/Unsur)

Önceki yazılarımızda, Ebced sisteminin pratik uygulamasında, harflerin sayısal değerlerinin yanı sıra, harflerin element / anasır / tabiatlarının da büyük önem taşıdığını belirtmiştik. Bu, vefklerin sadece sayısal bir hesaplama değil, aynı zamanda kozmolojik bir sınıflandırma aracı olduğunu gösterir.

  • Vefkler yapılırken, mensup olduğu harflerin tabiatı (Ateş, Toprak, Hava, Su) dikkate alınır ve vefkin şekli bu unsurlara göre düzenlenir.
  • Bu element tabiatları, büyüsel işlemlerin amacına ulaşması için zorunlu olan fiziksel koşulları belirler. Örneğin vefkin ateşte yakılması veya toprağa gömülmesi gibi eylemler, vefkin element doğasına göre seçilir.

Zâtınızın talebi, Gizli İlimler / Havâs / disiplininin merkezinde yer alan ve sayısal / numerolojik / değerler üzerinden evrensel güçlerle irtibat kurmayı hedefleyen vefk (sihirli kare) tanzimi üzerine yoğunlaşmaktadır. Şifa niyetiyle vefk hazırlama süreci, yalnızca çizgesel / grafik / yerleştirmelerden ibaret olmayıp, Ebced Hesabı, ritüel / törensel / saflık ve astronomik / gökbilimsel / zamanlama gibi katı kurallar dizisine tabi olan karmaşık bir algoritmik / yönergeli / yapıdır.

Ancak, kaynaklarımızda belirtildiği üzere, bu tür ezoterik / gizli / uygulamaların başarıya ulaşması için gerekli olan hassas matematiksel hesaplamaları ve kişiye özel tanzimi burada bizzat gerçekleştirmemiz mümkün değildir. Bunun yerine, talep edilen şifa vefkinin İsmail oğlu Sakine ismine göre nasıl hazırlanacağının sistemsel esaslarını, dayanaklarını ve uygulama şartlarını kapsamlı biçimde açıklayacağız.

I. Vefkin Hazırlanmasının Numerolojik Temeli

Şifa vefki tanzimi, öncelikle vefkin içine yerleştirilecek olan temel sayının / adedin / tespitine bağlıdır ki, bu da Arap numerolojisi olan Ebced Hesabı ile gerçekleştirilir.

A. İsimlerin Dönüşümü

Vefk tanziminde en belirleyici faktörlerden biri, amel / uygulama / yapılmak istenen kişinin ve annesinin isminin kullanılmasıdır. Kayıp olan kişinin annesi ismiyle, talibinde annesi ismiyle beraber tevkil / görevlendirme / yazılır. İsmail oğlu Sakine'ye şifa vefki hazırlanabilmesi için, öncelikle "İsmail" ve "Sakine" isimlerinin Ebced-i Kebir değerlerinin toplamı bulunmalıdır.

B. Teşhis ve Niyet

Amel yaparken, o kişinin annesi ismiyle yazılması esastır; eğer annesinin ismi bilinmiyorsa Havva olarak kabul edilir ve yazılır. Ancak sizin durumunuzda (… binti / oğlu / …), isimler belli olduğundan bu gereklilik yerine getirilmiştir. Hazreti Ali'den (k.v.) rivayetle, Ebced kaidelerinin ve rakamlarının öğrenilmesi tavsiye edilmiş olup, bunlarla birçok acaibi esrar / acayip sırlar / ortaya çıkmaktadır.

II. Şifa Vefkinin Seçimi ve Yapım Usulü

Şifa vefkinin hazırlanmasında, iyileştirme niyetiyle Cenab-ı Hakk'ın Esmaü'l-Hüsnâsından uygun ismin seçilmesi ve buna uygun malzeme ile zamanlama kullanılması şarttır.

A. Uygun İsm-i Şerifin Seçimi

Şifa için zikir adedi belli olan ve kaynaklarda tedavi amaçlı kullanıldığı belirtilen İsm-i Şerifler şunlardır:

  1. El-Lâtif (Adedi 129): Bu ismi şerifi her gün 173 defa okumaya devam edenler her türlü hastalığa şifaya kavuşur. Ayrıca, yeni bir çini tabağa misk, zaferan / safran / ve gül suyu ile 173 defa yazılıp, zemzem suyu ile bozularak hastaya içirilirse iç hastalıklarına şifa olur.
  2. Es-Selâm (Adedi 131 veya 574): Hasta bir kimseye 131 defa okunup nefes edilirse şifa bulur. Bu ismin vefki bir tabağa yazılıp suyu içilirse cüzzam hastalığına ve daha birçok hastalığa şifa olur.
  3. Ya Mübdiu Ya Muîd: Bu isimlerin vefki, saralı veya benzeri hastalıkları olan çocuğun boynuna asılırsa derhal şifa bulur.
  4. Ya Mübdiel Beraya: Herhangi bir hasta bu ismi şerifi her gün en az 100 kere okuyup bir bardak suya ve kendi üzerine nefes ederse az zamanda hastalıklardan şifayab / şifa bulan / olur.

B. Ritüel Hazırlık ve Zamanlama (Saat-i Eşref)

Vefkin tanziminde, riyazetli oruç, taharet-i kâmile / tam temizlik / ve doğru astrolojik zamanlama şarttır.

  1. Taharet ve Riyazat: Vefki zikreden kişi tam taharetli, yalvarma ve tevekkül ile beraber, günlük, kastalu ve diğer güzel kokulu buhurlarla / tütsülerle / insanların ve evlerden uzak bir şekilde bu amele başlamalıdır.
  2. Saat-i Eşref: Şifa ve hayır amaçlı vefkler genellikle Müşteri / Jüpiter / saatinde veya Kamer / Ay / burcunun uğurlu olduğu vakitlerde yazılır. Müşteri yıldızı şerifinde iken El-Alim vefki altın veya gümüş bir levha üzerine nakşedilerek taşınabilir. Kadınların kanamasını gidermek için gümüş bir kağıt üzerine altın bir kalemle vefk yazılıp asılır.
  3. Hacete Uygun Maden: El-Alim vefki için altın veya gümüş levha, El-Kayyûm vefki için kalay bir levha önerilmiştir.

C. Uygulama ve Zikir

Vefkin hazırlanmasından sonra, hastanın iyileşmesi için bu vefkle uyumlu zikrin devamlılığı zorunludur.

  1. Yazılı Metotlar: Vefk bir kâğıda misk, zaferan ve gül suyuyla yazılır. Ağır hasta ise vefk Perşembe günü bedenine yazılabilir. Cin veya saralı hastanın tedavisi için Hirz Ayetleri yazılıp hastanın üzerine takılır.
  2. İçilerek Tedavi: Bir sürahi dolu suya Ayet-i Kerimeler (örneğin Bakara Suresi'nin son ayeti) yazılıp suyla silinerek hastaya üç veya yedi gün içirilirse felçli hasta şifaya kavuşur. Yine Besmele-i Şerife (786 kere) okunan su veya tatlı şeyin içirilmesi ile sevgiye / muhabbet / nail olunur.

III. Büyü Bozma ve Cin Şerrinden Korunma Yöntemleri

Şifa vefki hazırlığı, hastalığın sebebinin büyü veya cin musallatı olma ihtimali nedeniyle, bu durumu ortadan kaldırmaya yönelik uygulamaları da içerir.

  1. Büyü İptali: Pişmemiş kiremit parçasına bir şifre / tılsım / ve altına Fil Suresi yazılıp pişirilir ve toz haline getirilerek zalime doğru serpilir; zalim duramaz gider.
  2. Sara Tedavisi: Cin tarafından saralı kişinin üzerine Berhetiyye isimlerinin tamamı yedi defa okunursa, Cin hastanın vücudundan hemen çıkar. Cin çıktıktan sonra Berhetiyye isimleri yazılıp hastaya hicap / muska / olarak takılırsa Cin geri dönmez.
  3. Tılsımlarla Korunma: İhlas Suresi temiz bir tavşan derisine yazılıp taşınırsa, o kişiye şerli olan cin, insan ve zararlı olan hayvan ve böcekler dahi yaklaşmaz.

IV. Vefk Sistemi Üzerine Genel Değerlendirme

Vefk sisteminin başarısı, İzin / İcazet / ve İhlâs gibi manevi şartlara bağlıdır.

  1. İzin Şartı: Bir amele başlamadan evvel deneyimli bir üstattan ilim öğrenmek ve izin almak (büyük izin) amellerin mutlaka başarıya ulaşmasını sağlar. Üstat bulmak imkânsız ise iki rekât hacet namazı kılıp ayetler okumak (küçük izin) başarıya ulaşmak için gereklidir.
  2. Sır ve Gizlilik: Amel yapılırken kimseye söylenmemeli, sır saklanmalıdır. Zira sırrını saklayan herkesin şerrinden emin olur. Vefkler, abdestsiz ve taharetsiz olarak taşınırsa hem maddi hem de manevi zarar verir.

Sonuç:

… oğlu …'ye şifa vefki tanzimi, yukarıda detayları verilen matematiksel ve ritüel kuralların uygulanmasını zorunlu kılar. Şifanın Cenab-ı Hak'tan talep edildiği unutulmamalıdır.

Ebced / Harf Hesaplama

Ebced / Harf Hesaplama sistemleri, özellikle havas / ezoterik/gizli bilimler disiplininde isimlerin sayısal karşılıklarının tespiti ve bu değerler üzerinden çeşitli sonuçların elde edilmesi maksadıyla kullanılan temel bir metottur. Bu disiplinler, geleneksel numeroloji / sayı bilimi ve harflerin kozmik tesirleri arasındaki ilişkiyi inceler.

Ebced kavramının etimolojisi, Arap ve İbrani alfabelerindeki harflerin sayısal değerlerini gösteren tablolara verilen isimden gelmektedir. Ebced kelimesi, alfabenin ilk dört harfinin birleştirilmesiyle oluşmuştur. Hazreti Ali (k.r.v.)’nin de işaret ettiği üzere, Ebced kaidelerinin, rakamlarının ve kullanılış usullerinin (usul) öğrenilmesi, bu tefsirde çok sayıda acaibi esrarın (sırrıl eâcîb) ortaya çıkmasını sağlaması nedeniyle mühimdir.

Ebced Çeşitleri ve Kullanım Prensipleri

Ebced sisteminin kökeni tek bir tabloya dayanmakla birlikte, zamanla Araplar bu ana Ebced tablosundan farklı türevler geliştirmişlerdir. Bu bağlamda, Ebced hesaplamaları çeşitli kategorilere ayrılmıştır:

  1. Ebced-i Kebir / Büyük Ebced: En çok kullanılan ve asıl / ana Ebced olarak kabul edilen sistemdir. Ebced-i Kebir’de sayısal değerler, 1’den 10’a kadar birer birer, 10’dan 100’e kadar onar onar ve 100’den 1000’e kadar yüzer yüzer artış gösterir.
  2. Diğer Türler: Ayrıca, ‘Küçük Ebced Hesabı’, ‘En Büyük Ebced Hesabı’ ve ‘En Küçük Ebced Hesabı’ gibi farklı Ebced türleri de bulunmaktadır. Ebced Hesabı için kullanılan eski deyimlerden biri de “Cümel Hesabı”dır.

Ebced’in harf tertibi (harf tertib), Doğu Araplarının kullanımındaki sayısal değerlere karşılık gelmektedir (Abajad, Hawazin, Hutti, Kalamuna, Sa'faş, Qurshat, Thakhudh gibi bellek sözcükleriyle ifade edilir), harflerin sesçil değerine veya çizgesel biçimine göre değildir.

İsim Hesaplamalarının Yöntemleri

İsim hesaplamaları, özellikle kişinin kaderi (kader), geleceği veya iki kişi arasındaki ilişkinin tespiti için kullanılır. Bu hesaplamalar genellikle şu adımları içerir:

1. Yıldıznâme / Kader Tespiti

Doğum tarihi (tarih) bilinmeyen kişilerin burçlarının (burç) ve kaderlerinin belirlenmesinde Ebced Hesabı hayati bir rol oynar.

  • Sayısal Değerlerin Toplanması: Fal baktıracak kişinin kendi isminin ve annesinin isminin harflerine karşılık gelen Ebced değerleri (Ebced-i Kebir veya Ebced-i Sagir) bulunur ve bu değerler toplanır.
  • Bölme İşlemi: Elde edilen toplam sayı, burçların sayısı esas alınarak on ikiye (12) bölünür. Bu bölme sonucuna göre burç ve kader belirlenir.
  • Cinsiyet ve Gebe Kalma Tespiti: Benzer bir uygulama, bir kadının gebe olup olmadığını anlamak için yapılır. Kadının adı, yaşı ve burcu Ebced hesabına vurulur. Sonuç çift sayılı olursa, bu durum kadının "iki canlı" yani gebe olduğu anlamına gelebilir.

2. İlişki ve Muhabbet İçin Hesaplamalar

İki kişi arasındaki uyumu veya muhabbet (sevgi) durumunu anlamak için de harflerin sayısal değerleri esastır.

  • Hurufat Cetveli Yöntemi: Bu yöntemde, iki kişinin isimlerinin sayısal değerleri (numeroloji veya Ebced hesabı temel alınarak) toplanır. Toplamdan dokuzar çıkarılır ve geriye kalan sayıların yorumu cetvelde bulunur.
  • Bast İlmi / Harflerin Genişletilmesi: Bast ilminde (harflerin açılımı ilmi), talip (isteyen) ve matlup (istenilen) kişilerin isimleri ele alınır. Eğer iki ismin harf sayısı eşit değilse, eksik olan ismin harfleri Cümel-i Kebir üzerine toplanır, istintak / türetme yapılır ve çıkan harflerin en yüksek rütbelisi eksik isme eklenir. Bu teknik, Esma-i Kitabet, Esma-i A’van ve Esma-i Kasem gibi isimlerin vefklerinin (vefk) oluşturulmasında da kullanılır.

3. Esma ve Hadim İsimlerinin Türetilmesi

Ezoterik çalışmalarda kullanılan Esma-i İlahiyye veya ayetlerin toplam Ebced değerleri, bazen inanılmaz büyüklükte sayılarla sonuçlanabilir.

  • Kebir ve Sağir Tercihi: Eğer çıkan sayılar çok büyükse ve bunlardan türetilen isimlerin (nutkedilmeleri) telaffuzları zor veya imkânsız hale geliyorsa, Ebced-i Sagir (Küçük Ebced) tablosu kullanılabilir. Bu, adetleri küçülterek daha mantıklı esma/isimler bulunmasını sağlar.
  • Nutketme / İsimlendirme Kuralı: Hesaplamalar Ebced-i Sagir ile yapılsa bile, son aşamada harflere dönüştürme (nutketme) için kesinlikle Ebced-i Kebir tablosunun kullanılması zorunludur. Bu prensibe uyulmazsa, diğer tablolarda bir sayıya birden fazla harfin denk gelmesi nedeniyle anlam karmaşası doğabilir.
  • Hadim Hesaplamaları: Hadim / huddam (hizmetçi) isimlerinin belirlenmesi gibi daha karmaşık tertiplerde, isteyen kişi ile hedef kişinin adları ve kullanılan Esmalar farklı kombinasyonlarda toplanarak birden fazla hadim ismi türetilebilir.

İlgili Hesaplama Sistemleri

Ebced sistemine benzeyen, ancak harf tertibinde farklılık gösteren bir diğer hesaplama yöntemi Rim Hesabıdır. Rim hesabı da meşhur Ebced hesabına benzemekle beraber, harf tertibi Ebced hesabının tam tersidir. Rim hesabında da talip (isteyen) ve matlup (istenilen) arasındaki üstünlük (galip) durumu, çıkan sayıların tek veya çift olmasına göre belirlenir. Eğer talip, matluba üstün gelmezse, amelde başarıya ulaşılamayacağı, bu durumda talibin ismine Esmaü’l Hüsna’dan bir isim eklenmesi gerektiği belirtilmiştir.

Rim Hesabının Temel Prensipleri ve Yapısı

Rim hesabı, talip /isteyen ve matlup /aranan kişiler arasındaki akıbetin /sonucun ve galip /üstün gelen ile mağlup /yenik düşen tarafın belirlenmesi amacıyla kadim /eski zamanlardan beri kullanılmış bir hesaplama yöntemidir. Bu yöntem, özellikle talip ile matlubun akıbetini bilmek için zarif hükemalar /bilgeler tarafından kullanılmıştır.

Rim Hesabının Temel Prensipleri ve Yapısı

Rim hesabı, kaide /kural olarak bilinen ve alimler arasında çok meşhur olan belirli ilkelere dayanır. Bu hesaplama kaidesinin esasları şöyledir:

  1. Sayısal Karşılaştırma: Hesaplamada ortaya çıkan çift sayılar ve tek sayılar karşılaştırılır.
    • Çiftlerde ve teklerde en az olan yükselir.
  2. Galibiyetin Tespiti:
    • Eğer çift sayılar eşit olursa, matlup /aranan kişi veya amaç galip /üstün gelir.
    • Eğer tek sayılar eşit olursa, bu durumda talip /isteyen kişi galip gelir.

Bu hesap kaidesi, güçlü olanı, zayıf olanı, galibi, mağlubu, ortakları veyahut inat eden kişileri tayin etmeye /belirlemeye olanak tanır. Rim hesabının kuralları, harf tertibi /sıralaması bakımından meşhur /ünlü Ebced hesabına terstir /zıttır, ancak kaidesi Ebced hesabına benzemektedir.

Amel ve Başarıdaki Rolü

Havass /özel ilimler pratiğinde, matlubu ilgilendiren herhangi bir amel /uygulama için, talip matluba karşı galip gelmediği sürece başarıya ulaşmak mümkün değildir.

Eğer yapılan hesaplama sonucunda talip tarafın galip gelemeyeceği anlaşılırsa, bu durumu düzeltmek için özel bir yöntem uygulanır:

  • Talip olan kişinin ismine, matluba üstün gelebilmesi amacıyla Esmaül Hüsna'dan /Allah’ın Güzel İsimleri’nden bir ismin eklenmesi gerekmektedir.
  • Bu bilgi, gizli /sır olarak kabul edilir ve bu sanatı (fen) iyi bilen, 'eli uzun' /nüfuz sahibi kişiler tarafından bilinir.
  • Rim hesabının faydası ve bu kaide ile amel etmenin gerekliliği, ilgili beyitler aracılığıyla işaret edilmiştir. Hesaplama sonucunda kalanların (bakiler) neticesini gösteren özel bir cetvel /tablo mevcuttur.

Rim hesabına dair bu detaylı açıklamalar, Elcevahi rul lemmaa h fi istihdari mulukil cin adlı eserin çevirisine atıfta bulunmaktadır.

Rim Hesabının bir kehanet /tahmin metodu olduğu anlaşılmaktadır; zira havâss /özel ilimler çerçevesinde Ebced hesabı gibi yöntemler, gelecekle ilgili sorulara cevap aramak (Örneğin: "Bu iş hayırlı mı değil mi?", "Evlenince mutlu olacak mıyım?", "Dileğim olur mu?") veya belirli bir dileğin /hacetin sonucunu öğrenmek amacıyla kullanılmaktadır.

Rim Hesabının kurallarını ezberlemek için bazı alimler tarafından özel beyitler /dizeler yazılmıştır. Bu hesaplama sistemi, esasında, ilahi kuvvetlerin kainattaki her şeyi sebep-sonuç ilişkisine (esbaba) bağladığı ve bu ilahi sistemi anlamak için özel ilimlerin kullanıldığı genel bir kozmolojik /evrensel düzen anlayışına dayanmaktadır.

Elcevahi rul lemmaa h fi istihdari mulukil cin adlı eserin çevirisi (Müellif: Ebi Hayyullah ul Merzuki, Çeviri: İdris Çelebi), özellikle havâss /özel ilimler alanında kadim /eski bir hesaplama yöntemi olan Rim hesabının /hesaplamasının kurallarını ve kullanım amaçlarını detaylı bir biçimde sunmaktadır. Bu eserde yer alan Rim hesabına ilişkin dikkate değer temel hususlar, yöntemin mantığını, uygulama prensiplerini ve pratik sonuçlarını içermektedir.

1. Rim Hesabının Tanımı ve Amacı

Bu eserde Rim hesabı, talip /isteyen ve matlup /aranan kişiler arasındaki akıbetin /sonucun belirlenmesi amacıyla geliştirilmiş bir yöntem olarak tanımlanmaktadır. Hesaplamanın nihai gayesi, üstün gelen tarafın (galip) ve yenik düşen tarafın (mağlup) kim olduğunu tespit etmektir. Zarif hükemalar /bilgeler bu yöntemi özellikle talip ve matlubun akıbetini bilmek için kullanmışlardır. Bu hesap kaidesinin, güçlü olanı, zayıf olanı, galibi, mağlubu, ortakları ya da inat eden kişileri tayin etmeye /belirlemeye olanak tanıdığı belirtilmektedir.

2. Hesaplama Metodu ve Kâidesi /Kuralı

Rim hesabının kaidesi /kuralı, alimler arasında çok meşhur /ünlü olarak bilinmektedir ve bu kuralın ezberlenmesi talip olan kişi için arzusuna kavuşma ve istediği şeylere nail olma şartıdır.

A. Sayısal Karşılaştırma ve Galibiyet Prensibi

Hesaplama, ortaya çıkan çift sayılar ve tek sayıların karşılaştırılmasına dayanır. Dikkati çeken temel kural ise şöyledir: Çiftlerde ve teklerde en az olan yükselir.

Galibiyetin tespiti ise aşağıdaki koşullara göre sağlanır:

  • Matlubun Galibiyeti: Eğer çift sayılar eşit olursa, bu durumda matlup olan (aranan kişi veya amaç) galip gelir.
  • Talibin Galibiyeti: Eğer tek sayılar eşit olursa, bu durumda ise talip olan (isteyen kişi) galip gelir.

B. Ebced Hesabı ile İlişkisi

Rim hesap kaidesi, Ebced hesabına benzemektedir; ancak harf tertibi /sıralaması açısından Ebced hesabına terstir /zıttır. Hesaplamanın sırrı (sırrı), dokuzun (9) düşülmesi /çıkarılması yoluyla zuhur etmektedir.

3. Havass /Özel İlimler Amelindeki Kullanımı ve Tedbir Yöntemi

Elcevahi rul lemmaa h fi istihdari mulukil cin adlı eserde, havâss uygulamaları açısından Rim hesabının pratik sonuçları üzerine önemli bir ikaz /tenbih yer almaktadır. Matlubu ilgilendiren herhangi bir amel /uygulama için, talip taraf matluba karşı galip gelmediği sürece uygulamanın başarıya ulaşması mümkün değildir.

Eğer yapılan hesaplama sonucunda talibin matluba karşı galip gelemeyeceği anlaşılırsa, bu olumsuz sonucu değiştirmek için özel bir gizli /sırrî yöntem sunulur:

  • Talip olan kişinin ismine, matluba üstün gelmesini sağlamak amacıyla Esmaül Hüsna’dan /Allah’ın Güzel İsimleri’nden bir ismin eklenmesi gerekmektedir.
  • Bu sırrın, yalnızca bu fen /sanatı iyi bilen ve 'eli uzun' /nüfuz sahibi kişiler tarafından bilindiği ve kullanıldığı belirtilir.
  • Ayrıca, Rim hesabının faydasını işaret eden beyitler /dizeler bulunduğu ve kalanların (bakilerin) sonucunu gösteren özel bir cetvel /tablo aracılığıyla kolayca faydalanılabileceği bilgisi de yer almaktadır.

Esma-İ Hüsna / Allah’ın Güzel İsimleri’nin Tespitinde Kullanılan Usuller

I. Esma / İsim Tespitinde Kullanılan Usuller

Manevi uygulamalarda kişinin talebini (talip) veya hedefini (matlup) merkeze alarak uygun ilahi ismi (esma) veya ayeti (ayet-i kerime) tespit etmek için çeşitli hesaplama yöntemleri ve ilim dalları kullanılmaktadır.

A. Ebced ve Sayısal Değerler

Ebced hesabı, isimlerin, duaların, ayetlerin veya surelerin sayısal karşılığını (aded) belirleyerek uygulama için gerekli tekrar sayısını tespit etmek amacıyla sıkça başvurulan bir yöntemdir.

  1. Tekrar Sayılarının Belirlenmesi: Vefk /tılsım hazırlamada veya bir ismin okunmasında kaç defa zikir yapılacağını, genellikle o ismin ebced toplamı belirler.
  2. Farklı Ebced Sistemleri: Bazı durumlarda, hesaplamalardan çok büyük sayılar çıkması ve bu sayıların telaffuzunun zor olması nedeniyle, âlimler tarafından bilinen Ebced-i Kebir yerine Ebced-i Sagir tablosunun kullanılması tavsiye edilir. Bu, sayıları küçültmek ve mantıklı isimler türetebilmek için bir usuldür.

B. Harflerin Bastı /Açılması (Bast-ı Hurufi)

Bast ilmi, harflerin sayısal ve sembolik /işaretli karşılıklarını kullanarak talip ve matlubun isimlerinden türetilmiş yeni manevi isimler veya formüller elde etme metodudur.

  1. Vefk Hazırlama: Bast-ı Hurufi yoluyla, Esma-i Kitabet (Yazım İsimleri), Esma-i A’van (Yardımcı İsimler) ve Esma-i Kasem (Yemin İsimleri) olmak üzere üç tür isim dizisi elde edilir. Bu isimler daha sonra dokuz mizana /ölçüye göre vefklerin hazırlanmasında kullanılır.
  2. Azimete Bağlama: Esma-i A’van ve Esma-i Kasem isimleri, uygulamada kullanılacak davet /çağrı metinlerine (azimete) bağlanır. Ancak Esma-i Kitabet isimleri bu metoda bağlanmaz.

C. Rim Hesabı ve Esmaül Hüsna Korelasyonu

Rim hesabı, talep eden (talip) ve aranan (matlup) arasındaki akıbeti belirlemeyi amaçlayan kadim /eski bir yöntemdir.

  • Eğer hesaplama sonucunda talibin galip gelemeyeceği anlaşılırsa, bu durumu düzeltmek amacıyla özel bir yöntem uygulanır: Talip olan kişinin ismine, matluba üstün gelebilmesi için Esmaül Hüsna’dan uygun bir ismin eklenmesi gerekir. Bu, Rim hesabının temel bir düzeltme (tasarruf) usulüdür ve galibiyeti sağlamak için ilahi isimlerin gücünden faydalanmayı amaçlar.

II. Dua Yazarken ve Amel İcra Ederken Dikkat Edilecek Hususlar

İsimler veya ayetler tespit edildikten sonra, uygulama /amel aşamasında, beklenen sonucu elde etmek için hem fiziki hem de manevi /ruhani birtakım şartlara kesinlikle riayet edilmesi gerekmektedir. Bu şartların ihlali, amelin geçersiz olmasına (sahih olmamasına) yol açabilir.

A. Niyet ve İhlâs / Samimiyet

  1. Sadakat ve Doğruluk: Uygulamanın başarıyla sonuçlanabilmesi için kişinin sözlerinde samimi (samimi) olması ve niyette (niyet) doğru yolda (sırat-ı müstakim) bulunması esastır.
  2. Gayri Meşru /Yasal Olmayan Amaçlardan Kaçınma: Havass /özel ilimler ile uğraşanlara yönelik en önemli tavsiye, bu ilimleri alet ederek gayrimeşru /yasal olmayan işler yapmamak, yalan söylememek, kötülük ve intikam peşinde koşmamaktır. Özellikle günahı gerektiren hususlarda havass /özel ilimler okumak tehlikeli olarak görülmüştür.
  3. Geri Dönüş Riski: Haksız işlerde istenilen kötülük, uygulayıcının kendi başına dönebilir.
  4. Huzur-u Kalp: Manevi uygulamaların, kalpte huzur /dinginlik (huzur-u kalp) ile yapılması, mutlaka icabet /karşılık görüleceği düşüncesiyle okumaya başlanması gerekir.

B. Temizlik ve Riayet Edilmesi Gereken Şartlar

  1. Taharet /Temizlik: Amel yapacak kişinin ve mekanın temizliği birincil şarttır. Okumaya başlamadan önce temiz çamaşır değiştirilmeli ve gusül /boy abdesti alınmalıdır. Temizliğe çok dikkat edilmelidir.
  2. Mekân ve Ortam: Uygulama, kimsenin görmediği, seslerin işitilmediği tenha (halvet) bir yerde, tercihen karanlık bir ortamda yapılmalıdır.
  3. Oruç ve Perhiz: Uygulamanın gücünü artırmak için riyazetli oruç tutulması ve oruçlu olunan günlerde soğan, sarımsak gibi keskin kokulu ve hayvanî gıdaların yenilmemesi gerekir.
  4. Yazı Malzemeleri: Hayır (hayır) amaçlı amellerde yazı yazılırken zağferan /safran, gül suyu ve mümkünse misk karıştırılarak elde edilen mürekkep /yazı sıvısı kullanılmalıdır.
  5. Şartlara Uygunluk: Formüllerin ve vefklerin yazımında bir satırının ya da noktasının dahi değiştirilmemesi, yazıldığı gibi kopyalanması gerekir, aksi takdirde değersizleşir ve hatta zarara yol açabilir.

C. Zamanlama ve Astronomik Unsurlar

  1. Vakit Seçimi: Duaların iyi /uğurlu (saadet) vakitlerde zikredilmesi, nâhıs /uğursuz (uğursuz) vakitlerden ise kaçınılması tavsiye edilir.
  2. Gezegen Saatleri ve Burçlar: Vefklerin hazırlanması, celb /çekme ve teshir /boyun eğdirme gibi amaçlar için, matlubun burcuna mensup olan yıldızın saatinde veya o amele uygun gelen gezegen saatlerinde (örneğin müşteri celbi için Müşteri /Jüpiter saati, celb ve teshir için Zühre /Venüs saati) yapılması kuraldır.
  3. Başlangıçlar: Bazı önemli uygulamalara (örneğin celb /çekim amaçlı) cuma günü, Zühre /Venüs yıldızına ait olan saatte ve beşli vefk ile başlanması önerilir. Benzer şekilde, perşembe günleri oruç tutup, perşembe günü güneş doğarken Kamer /Ay’ın Müşteri /Jüpiter burcuna intikal ettiği vakitte uygulama yapılmasının çok güçlü tesiri olduğu belirtilmiştir.

Rukye / Okuyarak Sağaltım (Dua İle Sağaltım)

Rukye / okuyarak sağaltım (dua ile sağaltım) veya havâss /özel ilimler çerçevesindeki isimlere dayalı uygulamalar (ameliyyeler) icra edilirken dikkat edilmesi gereken hususlar, bu kadim /eski ilmin temelini oluşturan teolojik, fiziksel ve ruhsal disiplinleri içerir. Bu uygulamaların başarısı, belirlenen kural ve kaidelere (şartlara) tavizsiz riayet edilmesine bağlıdır.

Bu hususlar, uygulayıcının (âmil) manevi hazırlığından, kullanılacak malzemelerin özelliklerine ve uygulamanın zamanlamasına kadar geniş bir yelpazede incelenmektedir.

I. Manevi / Ruhsal ve Ahlaki Temeller

Rukye ve havâss uygulamalarının en kritik önkoşulu, uygulayıcının niyetinin (niyet) ve kalbi durumunun (ihlas) mükemmel olmasıdır.

A. Niyet ve Amaç Belirleme

Havâss ilmi ile uğraşanlara yönelik en önemli tavsiye, bu ilimleri araç edinerek yalan söylemek, kötülük ve intikam peşinde koşmak gibi gayrimeşru /yasal olmayan işler yapmamaktır.

  1. Doğru Yönelim: Rukye, şifa sağlamak amacıyla din adamlarına başvurulabileceği, dini metinler ve dualar kullanılarak yapılabileceği düşünülen "ak büyü" (iyilik amaçlı uygulama) çerçevesinde değerlendirilir ve büyüden (sihir) farklıdır.
  2. Karşılıksız İcra: Rukye, para veya şöhret elde etmek amacıyla yapılacak bir iş değildir; aksine, herkesin öğrenmesi ve uygulaması önerilir ki, sahte hocaların /büyücülerin müşterisi kalmasın.
  3. Huzur-u Kalp: Manevi uygulamalara başlarken tam bir inancın (itikad), doğruluk ve samimiyetin (sıdk u vicdan, sıdk u niyet) olması ve icabet /karşılık görüleceği düşüncesiyle okumaya başlanması gerekir.

B. Nefsâni / Bireysel Kısıtlamalar (Riyazet/Perhiz)

Uygulama öncesinde uygulayıcının manevi enerjisini (psişik enerji) artırmak ve manevi varlıklarla temasa uygun hale gelmek için perhiz (riyazet) uygulanmalıdır.

  1. Hayvansal Gıdadan Kaçınma: Riyazet süresince canlıdan alınan et, balık, tavuk, süt, yoğurt, yumurta gibi hayvani gıdalar ile sarımsak ve soğan gibi keskin kokulu gıdaların yenilmemesi gerekir.
  2. Oruç ve İftar: Uygulama için oruç tutulması zorunludur; bazı uygulamalarda bu süre 3, 7, 9 veya 17 gün olarak belirlenmiştir. İftarın kuru üzümle açılması tavsiye edilir ve karnı doyurmadan sonlandırılmalıdır.

II. Fiziki Şartlar ve İcra Usulleri

Ameliyenin fiiliyata dökülmesi esnasında uyulması gereken fiziki şartlar, uygulamanın geçerliliği (sahihliği) için hayati öneme sahiptir.

A. Temizlik ve Mekân Şartları

  1. Taharet / Temizlik: Uygulama yapacak kişinin gusül /boy abdesti alması, temiz çamaşır giymesi ve uygulama mekânının temiz olması gerekir. Temizlik, ruhani varlıkların (ervah) incinmemesi ve kötü ruhların ele geçirme ihtimalinin ortadan kalkması için önemlidir.
  2. Halvet / Tenha Mekân: Uygulamalar, kimsenin görmediği, seslerin işitilmediği tenha (halvet) bir yerde yapılmalıdır.
  3. Yasaklı Nesneler: Davet (çağrı) yapılan mekânda ruhaniyetlerin korktuğu ok, kılıç, tüfek gibi silahlar bulunmamalıdır.

B. Esmaların ve Duaların Tespiti

İsimlere dayalı dua yazarken veya okurken, kişinin durumu ve matluba göre uygun ilahi isimlerin ve ayetlerin tespiti büyük önem taşır.

  1. Sayısal Tespit (Ebced ve Rim Hesabı): Hangi Esmaül Hüsna’nın kullanılacağı veya tekrar sayısının ne olacağı, Ebced hesabı ve/veya Rim hesabı gibi sayısal sistemlerle belirlenir. Örneğin, Rim hesabı sonucunda talibin matluba karşı galip gelemeyeceği anlaşılırsa, ismine Esmaül Hüsna’dan bir ismin eklenmesi gerekir
  2. Ruhani Varlıkların İsimleri: Vefkler hazırlanırken, gezegenlerin müvekkil meleklerinin (ulvî veya süflî) isimleri çıkarılır. Ulvî isimlerin sonuna Ayil (/Ayil/) (Ebced karşılığı 51) ve süflî isimlerin sonuna Tışin (/Tışin/) kelimeleri eklenir.
  3. Adetlere Riayet: Esmaların ve duaların gerekli adedince /tekrar sayısınca yapılmasına dikkat edilmelidir. Sayıyı şaşırmak veya yanlış okumak tehlikelidir.

C. Yazım ve Tütsü Kullanımı

  1. Hayır Amaçlı Yazım Malzemeleri: Hayırlı (hayır) amaçlı uygulamalarda (rızık, şifa, muhabbet) yazı malzemesi olarak safran (zağferan), misk ve gül suyu karışımı mürekkep kullanılmalıdır.
  2. Kötü Amaçlı Malzemeler: Kötülük amaçlı uygulamalarda ise fena kokulu buhurlar (hantit, keçi kılı, zift, kizbere) yakılmalı ve Esma’lar ters okunmalıdır. Hatta bazı uygulamalarda besmelesiz yazılması gerektiği belirtilmiştir.
  3. Yazımın Titizliği: Formüllerin ve vefklerin yazımında bir satırın ya da noktasının dahi değiştirilmemesi, yazıldığı gibi kopyalanması gerekir, aksi takdirde değersizleşir ve zarara yol açabilir.

D. İcra ve Okuma Sırasında Dikkat Edilecekler

  1. Ezber Zorunluluğu: Ruhaniyetlere okunacak azimetler, kekelemeden okunması ve kalbin okunan metinle meşgul olması için kitaptan veya levhadan okuma yerine çok iyi ezberlenmelidir.
  2. Zamanlama (Astroloji/Astronomi): Uygulamalar, ilgili gezegenin saatinde yapılmalıdır, zira vefkler bir yıldıza ve bir saate mensuptur. Örneğin; celb /çekme amaçlı uygulamalar için Zühre /Venüs saati, korunma amaçlı uygulamalar için Ay’ın Başak burcuna girdiği Çarşamba günü Utarid saati veya Ay’ın Oğlak burcuna girdiği Zühal /Satürn saati tercih edilebilir.
  3. Davet ve İletişim: Uygulayıcının, ruhanilerle (ervah-ı ulviyye) iletişime geçebilmek için özel isimleri zikretmesi veya özel uygulamalar (örneğin karanlıkta okuma, buhur yakma) yapması gerekebilir.

III. Hata ve Başarısızlık Önlemleri

Uygulamaların başarısız olmasının nedenleri arasında, belirlenen kurallara tam olarak uyulmaması, niyet bozukluğu ve uygulamanın eksik şartlarla (gayr-i kâmil) yapılması sayılabilir.

  • İzinsiz Uygulama Riski: Üçlü vefk ile hadim elde etmek gibi ciddi uygulamalar için şeyhten izin (icazet) alınmalıdır. İzinsiz yapılan uygulamalar fayda getirmemekle kalmaz, büyük zararlar da doğurabilir.
  • Olumsuz Enerjiden Kaçınma: Kıskançlık, hasetlik /çekememezlik, vesvese gibi negatif /olumsuz duygularla psişik enerjinin /ruhsal gücün boş yere harcanmaması gerekir.

Rukye / Okuyarak Sağaltım ve Sihir Bozma Teknikleri, havâss /özel ilimler literatüründe, insanları büyü (sihir) ve kötü ruhani tesirlerden koruma ve bu tesirleri ortadan kaldırma amacıyla uygulanan spesifik yöntemleri ve kuralları içermektedir. Rukye, genellikle şifa sağlamak amacıyla dini metinler ve dualar kullanılarak yapılır ve sihir eyleminden farklı bir kategoride değerlendirilir.

I. Rukye Uygulamasının Temel Yöntemleri ve Dualar

Rukye uygulamaları, duaların gücünden faydalanarak doğrudan tedavi ve koruma sağlama amacı güder.

A. Su Kullanımı ile Tedavi Usulü

Sihrin etkilerini ortadan kaldırmanın temel fiziki yöntemlerinden biri, okunmuş suyun kullanılmasıdır.

  1. Tedavi Mekanizması: Kur'an-ı Kerim'den veya diğer uygun metinlerden okunan dualar, su üzerine tesir ederek cini yakar ve sihri yok ederek cinin kaçmasını sağlar.
  2. Uygulama Şekli: Hasta bu sudan içmemeli, sadece yıkanmalıdır. Hastanın temiz yıkanmasının ardından, bir miktar okunmuş su, son su olarak bir leğen içerisinde vücudunun her yerine değecek şekilde dökülür.
  3. Su Bertarafı: Leğendeki bu su, ayak değmeyen temiz bir yere, tercihen bir bahçeye veya ağaç dibine dökülmelidir.
  4. Sihrin ve Göz Hastalığının Tedavisi: Göz için ve sihir için, hastanın 5 şişe su ile 5 gün üst üste yıkanması yeterli görülmektedir; her gün bir şişe su kullanılmalıdır. Bu ameliyeyi yapan kimsenin, Allah'ın izniyle (biizniilah) sihrin tesirinden kurtulacağı (halas olacağı) belirtilmiştir.

B. Dua ve Ayetler ile Korunma ve Bozma

Korunma, duaların yazılı veya sözlü formda kullanılmasıyla sağlanır.

  1. Özel Korunma Duaları: Cinlerin ve şeytanların şerlerinden korunmak amacıyla birtakım duaların yazılması ve okunması gerekmektedir. Bu duaların en güzeli seyyid meytatarun hicabıdır.
  2. Yazım Tekniği: Seyyid meytatarun hicabının yazımı için temiz bir kâğıt üzerine, safran (zağferan), misk ve gül suyu karışımı mürekkep / yazı sıvısı kullanılmalıdır. Yazım, Cuma günü Cuma ezanında başlayıp namaza başlama anına kadar sürmelidir. Yazılan nüsha daha sonra öd, hasılban, mastik gibi buhurlar ile buhurlanır ve 7 gece boyunca ayın altına bırakılır.
  3. Belirli Ayet ve Harfler: Bazı rahatsızlıkların tedavisi için özel ayet ve harf kombinasyonları tavsiye edilmektedir. Örneğin, bir ayet-i kerimenin ("kevkebün dürriyyün yükadü min şeceratin milbaraketin...") yazılmasından sonra özel bir dua ve yetmiş kere 'ayn' harfini yazıp üzerinde taşıyan kimsenin kısa zamanda göz hastalığının geçtiği ve taşıdığı sürece tekrar hastalanmayacağı bildirilmiştir. Bu uygulama, yazılan nüshanın içilmesi gereken suyun hazırlanması için de kullanılmaktadır.

II. Uygulamada Dikkat Edilmesi Gereken Yüksek Disiplinler

Sihir bozma ameliyelerinin başarılı olması, uygulayıcının (âmil) riayet etmesi gereken katı şartlara bağlıdır.

A. Ruhsal ve Fiziksel Hazırlık

Havâss /özel ilimler pratiğinde, rukye uygulamak isteyen kişilerin, duaların ve teknik uygulamaların akıllarında ezbere bulunması için ilgili kitabı en az yedi defa okumaları önerilir.

B. Niyet ve Sorumluluk

Havâss uygulamalarında niyetin doğruluğu hayati öneme sahiptir. Uygulamada muvaffak /başarılı olan kişilere, elde ettikleri bilgiyi kesinlikle kötüye kullanmamaları ve önemsiz menfaatlere alet etmemeleri gerektiği tavsiye edilmiştir. Aksi takdirde, manen sorumlu olunacağı ve bundan zarar görüleceği uyarısı mevcuttur.

C. Uygulayıcı (Âmil) Yeterliliği

Bazı sihir uygulamaları, karışık ve çelişkili olabildiğinden, bazı vak'aların / durumların çok zor olduğu ve sadece profesyonel /tecrübeli kişiler tarafından uygulanması gerektiği vurgulanmıştır.

D. Zamanlama ve Astroloji / Astronomi / (İlgili Tekniğin Hatırlatılması)

(Önceki yazılarımızda) bahsedilen hesaplama yöntemlerinde olduğu gibi, sihri bozma eylemlerinde de zamanlamanın önemi bulunmaktadır. Örneğin, bir nesneyi kırmak (bozmak) amacıyla isminin yazılıp hedef şeye atılması gibi bir amelde, bu işlemin Ay'ın toprak burcunda olduğu zamanda yapılması tavsiye edilir, zira bu durum uygulamanın anlamının bozulmasını (bozulacaktır) sağlar.

III. Negatif Tesirler ve Süreklilik Riski

Sihir bozma işlemlerinde başarısızlık riski veya sihrin tekrarı gibi durumlarla karşılaşılabilmektedir.

  1. Tekrar Tehlikesi: Sihir yapan veya yaptıran kişiler, yaptıkları kötülüğün tesirinin azaldığını veya bozulduğunu gördüklerinde veya hissettiklerinde, bu sihir ve kötülüklerini tekrarlarlar.
  2. Korunma Alanları: Büyücülerin etrafında oluşan ve çevreye zarar veren "yoz bulutu" adlı bir enerji alanı mevcuttur. Bu etkiyi gidermek için ya ufak bir büyü ile bulutun etkisi kaldırılabilir (ancak bu, sonradan acı verebileceği için tercih edilmez) ya da gerçekliğin güçlü olduğu yerlerde (Örneğin Odunpazarı) yaşanarak bulutun etkisinin azalması sağlanabilir.

Cinler

Cinler, tarih boyunca ilahi / kutsal kitaplarda ve kadim /eski ezoterik /gizli ilimler geleneğinde, insanlık âlemine paralel, ancak farklı bir boyutta var olan ruhani /manevi varlıklar olarak kabul edilmiştir. Kaynaklar, bu varlıkların kökeni, yaşam biçimleri, insana etkileri ve nihai akıbetleri hakkında kapsamlı, yer yer ihtilaflı, ancak son derece dikkat çekici bilgiler sunmaktadır.

I. Cinlerin Kozmolojik ve Tarihsel Kökenleri

Cinlerin varlığı ve yaratılışı, insanlık tarihinden çok daha eski bir döneme, kâinatın oluşum sürecine dayanır.

A. Yaratılış Maddesi ve Zamanı

Cinlerin atası olan Cânn'ın, belki beş, belki de elli milyon sene önce, kâinatta henüz her şeyin ateş olduğu bir zamanda yaratıldığı ifade edilmektedir. Cinler, dumansız ateşten (semum), bazı rivayetlere göre ise ateşten/zehirleyici ateşten halk edilmiştir. Bu yaratılış materyali, onların temel mahiyetini (vasfını) belirlemiştir; zira insanda İblis ve şeytanlar ne ise, cinlerin yaratıldığı ateşteki zehir ve zarar kudretinin de aynı olduğu ileri sürülmektedir.

B. Tarihsel Rolü ve Görevleri

Cinler, insanlar yaratılmadan önce yeryüzünün tek hakimleriydi. Hem insanlar hem de cinler, Allah tarafından kulluk (ibadet) maksadıyla yaratılmışlardır. Yaratılışları gereği, cinlerin de insanlar gibi hayırlıları (ahyarları) ve şerlileri (eşrarı) mevcuttur; bu açıdan insanlar ile benzerlik gösterirler. Mü’min (inanan) olanları Cennet'e girecektir, ancak bu husus alimler arasında tartışma konusu olmuştur.

II. Cinlerin Gizemli Yapısı, Sosyal Hayatı ve Sınıflandırması

Cinler, kadim ilimler perspektifinden, oldukça karmaşık ve gizemli bir varlık yapısına sahiptirler.

A. Fiziksel ve Duyusal Özellikler

Cinler, insanlardan farklı olarak genellikle gözle görünmez (gözle görülmeyen) varlıklar olarak kabul edilirler. Ancak, Allah murat ederse gözler kapalıyken bile görülebilirler. Maddi / cismani hallere bürünme (temessül) yetenekleri vardır ve bu durumda insan veya hayvan şeklinde görünebilirler. Sıkça büründükleri şekiller arasında yılan, akrep, keçi, kedi ve köpek gibi hayvanlar sayılabilir.

Kaynaklar, cinlerin de tıpkı insanlar gibi kalbi, gözü ve kulağı olduğunu belirtir. Cinler yiyip içen, hatta sigara içen varlıklardır. Yiyeceklerinin kemik, tezek ve alaf kalıntıları olduğu belirtilmiş; zira kemiğin aynen eski hali gibi üzeri etli olduğu; tezeğin de eski haline dönüp tane olduğu rivayet edilmiştir. En sevdikleri yemeklerden biri pirinç pilavıdır.

B. Cinlerin Sınıflandırılması ve Ömrü

  1. Sınıfları: Cinler üç ana sınıfa ayrılır: Kanatları olup havada uçanlar; yılan, akrep ve diğer yer hayvanları şeklinde olanlar; ve diğer bir sınıf ki onlara hesap ve ceza vardır.
  2. Ömrü: Cinlerin ömür süreleri oldukça uzundur; ortalama 70 senelik insan ömrünün 10 ila 13 katı, yani 700 ile 1000 sene arasında değişmektedir. Bazı cinlerin ömrünün 1400 seneye yakın olduğu da belirtilmiştir.

C. Cinlerin Sosyal Hayatı ve İnsanlarla Evlilik İhtilafı

Cinler sülaleler halinde, aile, mahalle ve şehir hayatları sürdürürler; hatta cin padişahları tarafından yönetilirler. İnsanlarla evlenebilen varlıklar olarak tasvir edilmiştir. İnsan-cin birlikteliğinden doğan çocukların her iki cinsin özelliklerini taşıdığına inanılmaktadır.

Ancak, İslami / şer’i açıdan insan ile cin evliliği büyük bir ihtilaf konusudur. Bazı alimler, Kur’an-ı Kerim'deki, "Allah sizin için nefislerinizden eşler yaptı" ve "Allah'ın ayetlerinden biri de, nefislerinizden sizin için eşler yaratmasıdır" mealindeki ayetleri delil göstererek, "nefislerinizden" ifadesinin "cinsinizden" ve "nevinizden" (türünüzden) anlamına geldiğini ve dolayısıyla cinlerle evlenmenin caiz olmadığını savunmuşlardır. Ancak bazı rivayetlerde, cinlerin insanlardan kız istediklerinden ve evliliklerinin caiz olduğuna dair görüşlerden bahsedilmiştir.

III. Cinlerin Gizemi, İnsan Üzerindeki Tesirleri ve Bilgi Kaynakları

Cinlerin insana olan en büyük gizemli tesiri, onların bilgi aktarımı, hastalık yapma yeteneği ve insanları hüküm altına alma arzusudur.

A. Gayb / Gizli Bilgi Meselesi

Cinler hareketlilikleri ve madde kaydında olmamaları nedeniyle, geçmişi tamamen bilebilmektedirler. Ancak, geleceğe ait bilgileri (gayb) bilme konusunda büyük kısıtlamaları vardır. Geleceğe dair verdikleri bilgilerin çok büyük bir kısmı doğru çıkmayıp yanlış olabilir. Cinler, ilim sahibi ermişlere sadece yaşanan olayları yaptırıp sorabilirler, gelecekten bilgi alamazlar.

Bununla birlikte, cinlerin kötü insanlara yardım maksadıyla, gökteki meleklerin konuştukları gizli sırları çalmak istedikleri ve nöbetçi meleklerin bu cinlere ok (şihab) attıkları inancı da mevcuttur. Cinler, Nebi ve Rasullerin bildirdiğinden farklı olarak gösterdikleri olaylarla, gelecekteki oluşacak olayları saptırarak, insanları yanlış hedeflere yönlendirebilirler.

B. Hastalık ve Musallat Olma

Cinler, sağlık alanında kendilerini en çok gösteren varlıklardır. Başlıca sebep oldukları hastalıklar ve durumlar şunlardır: Ani rahatsızlıklar, ihtilaçlar (kas seğirmesi), sara nöbetleri, felç, romatizma, sinir hastalıkları, delilik nöbetleri ve salgın hastalıklar (kolera, çiçek).

Cinlerin bir insana musallat olması (arız olması) durumunda, hastanın rengi sararır, aklı gider ve hasta olur. Vücuda giren Cin, bedeni karınca gibi işgal edebilir; bu durum hava soğuk ve bulutlu olduğunda artar. Cin, hastanın vücuduna girerek, dışarıdan çarparak veya salgın hastalıklarda ok ile vurarak arzusunu yerine getirebilir.

C. Hükmetme ve Uzaylı Aldatmacası

Kötü niyetli (şerli) cinler, insanların zayıf taraflarından faydalanarak, onları kendilerine bağlamayı ve onlara hizmet ettirmeyi amaçlarlar. Bu durum, kişinin cinleri emrine almaya çalışırken cinin onu ele geçirmesiyle de sonuçlanabilir.

Bu noktada dikkati çeken hususlardan biri, cinlerin insanları kandırmak için kullandıkları modern/çağdaş bir taktiktir: Uzaylı / Alien imajı. Cinler, uzaylı oldukları yalanıyla insanları kandırmak ve uzay gemileri üzerinde ilginç amblemler, semboller ve yazılar göstererek üstün uygarlıklara sahip oldukları düşüncesini uyandırmak isterler. Bu, cinlerin insanları hüküm altına alma ve taptırtma çabasının (kulluk etmelerini sağlama) bir devamı olarak görülmektedir.

Cinlerle temasa geçen medyum topluluklarına, kendi inançları doğrultusunda tebliğler verilerek, cinlerin kendilerini o topluluğun inanç yapısıyla uyumlu gibi göstermesi de bir aldatmaca taktiğidir. Ayrıca cinler, kendini beğenmiş (mağrur) kişilerin gururlarını pohpohlayarak, onları seçilmiş varlıklar olduklarına inandırıp hüküm altına almaya gayret ederler.

IV. Cin Şerrinden Korunma Usulleri

(Önceki yazılarımızda) detayları belirtilen havâss /özel ilimler çerçevesinde, cinlerin şerlerinden korunmak için çeşitli manevi uygulamalar ve dualar tavsiye edilmektedir.

  • Ayete'l-Kürsî: Cinlerin kötülüğünden korunmak ve güvenlik (emniyet) içinde kalmak için Bakara Suresi'ndeki Ayete'l-Kürsî'nin sabah ve akşam okunması önerilmiştir.
  • Dualar ve Zikir: Oruç tutmak, Kur'an okumak ve sadaka vermek, şeytanın ve cinlerin insana olan musallatını azaltır; Kur'an okunduğunda şeytanın ateşte eriyen kurşun gibi eridiği rivayet edilir.
  • Gusül ve Taharet / Temizlik: Cin hizmetlerinde bulunan kişilerin en mühim şart olarak her gün sabah gusül /boy abdesti almaları gerekmektedir; bu, bedenin ruhani temaslara hazırlanması için esastır.
  • Mekânın Temizlenmesi: Cinlenmiş bir hastaya okunan Ayete'l-Kürsi, Fatiha ve Cin Suresi'nden ayetler temiz suya okunup bir mekâna serpilirse, oradaki cinler çıkar ve bir daha geri gelmez.
  • Zamanlama: İnsan ve cin şerrinden emin ve her işte başarılı olmak için Ay'ın Terazi burcuna girdiği zaman Cuma günü, Zühre / Venüs saatinde misk, safran ve gül suyu ile dua yazılıp üzerinde taşınması tavsiye edilir.

Cinlerin Sihir/Büyü (Sihir) Uygulamalarında Kullanılması

Cinlerin sihir/büyü (sihir) uygulamalarında kullanılması, İlm-i Havâss / özel ilimler geleneğinin en karmaşık ve riskli kabul edilen pratik alanlarından birini teşkil etmektedir. Bu uygulamaların genel amacı, ruhani varlıklar âlemindeki güçleri (ulvî veya süflî) manipüle ederek, maddi / cismani âlemde arzulanan sonuçları elde etmektir. Cinler, doğru uygulamalarla hüküm altına alınabildiğinde, uygulayıcının (âmil) çeşitli amaçlarına hizmetçi /hâdim (hizmetçi/hâdim) olurlar.

Aşağıda, cinlerin sihir işlemlerinde kullanılış amaçları ve bu amaçlara ulaşmak için uygulanan detaylı teknikler ve disiplinler incelenmektedir.

I. Cinlerin Sihir İşlemlerinde Kullanılma Amaçları

Cinlerin sihir ve havâss uygulamaları yoluyla kullanılmasının amaçları hayır (hayır) ve şer (şer) olmak üzere iki ana kategoride toplanır:

A. Teshir / Boyun Eğdirme ve Celb / Çekim Amaçları

Cinler, insanlar üzerinde etki yaratmak ve onları istenen davranışa yönlendirmek için davet edilir.

  1. Muhabbet ve Teshir: Bir kişiyi kendisine âşık etmek (aşık etmek) veya istenen bir eşi/aile ferdini geri getirmek (geri getirmek) amacıyla celb ve teshir (çekme ve boyun eğdirme) uygulamalarında cinlerin hizmeti talep edilir.
  2. İtaat Sağlama: Karı-kocanın veya evladın itaatsizlik etmesi durumunda, matluba yedirilen veya üzerine okunan formüller aracılığıyla itaat sağlamak için kullanılır.
  3. Hükmetme: Cinler, iki kişinin bir araya gelmesini, barışmasını, kavga etmesini, ayrılmasını veya aralarında sevgi/nefret oluşmasını sağlayabilecek çalışmalarda kullanılabilirler.

B. Korunma ve Şifa Amaçları

Cinlerin sebep olduğu düşünülen hastalıkları tedavi etmek ve ruhani zararlardan korunmak için cin hizmetlerinden yararlanılır.

  1. Hastalık Tedavisi: Cinlerin neden olduğu düşünülen sara (sara), felç (felç), romatizma (romatizma), sinirsel ağrılar (sinirsel ağrılar) ve çeşitli salgın hastalıklar (sari hastalıklar) gibi rahatsızlıkları iyileştirmek için iyi amaçlı (hayır) cinler davet edilir.
  2. Sihir Bozma ve Uzaklaştırma: Cinler, kişiye musallat olan veya bir mekâna yerleşmiş olan diğer cinleri ve şeytanları çıkarmak (ihraç etmek) için kullanılır. Onların yerlerine dönmeleri sağlanmazsa büyük zararlara neden olabilecekleri uyarısı mevcuttur.
  3. Korunma: Cinlerin ve düşmanların şerlerinden korunmak amacıyla (hicab) dualar yazılıp üzerinde taşınır ve bu dualar ulvi /yüce varlıkların ve mümin cinlerin himayesini sağlar.

C. Kahır / Yok Etme ve Maddi Çıkar Sağlama Amaçları

Cinler, düşmanlara zarar vermek veya maddi hedeflere ulaşmak için de kullanılmaktadır.

  1. Zarar Verme ve Öldürme: Şerli cinler ve şeytanlar, zalimleri cezalandırmak (cezalandırmak), kötü niyetli uygulamalarda bulunmak (kahriye), veya hatta düşmanı (kafir) yok etmek (katli cin) için hizmete alınabilirler.
  2. Gizli Bilgi ve Servet: Cinler, gömülü hazinelerin (gizli hazineler) ve define yerlerinin öğrenilmesi için davet edilir. Ayrıca, simyevi amaçlarla da cinlerin hizmetine başvurulur.

II. Cinleri Davet ve Teshir Etme Usulleri

Cinleri sihir işlemlerinde kullanabilmek için, uygulayıcının (âmil) çok katı disiplinlere uyması ve hassas teknikleri icra etmesi gerekmektedir.

A. Riyazet / Perhiz ve Manevi Hazırlık

Cinlerle temas kurmanın ve onları emre amade kılmanın ön koşulu, ruhsal /manevi temizlik ve disiplindir.

  1. Oruç ve Beslenme: Cin davetlerine başlarken genellikle riyazetli oruç (riyazetli oruç) tutulur; bu süreç 3, 7 veya daha fazla gün sürebilir. Riyazet süresince canlıdan alınan hiçbir şey (et, balık, yumurta, süt) tüketilmemelidir.
  2. Mekân ve Taharet / Temizlik: Uygulama, kimsenin görmediği, tenha (halvet) bir yerde, tam bir temizlik (taharet) içinde icra edilmelidir. Amil, namaza başlamadan önce bile gusül almalıdır.
  3. Niyet ve Dürüstlük: Cinleri tesbir etmeye çalışan kimsenin son derece titiz davranması, doğru ve kâmil /olgun (kâmil) bir insan olması gerekir. Uygulamanın başarıyla sonuçlanabilmesi için niyetin (niyet) doğru yolda olması esastır.

B. Azimetler / Dualar ve Yazım Teknikleri

Cinleri çağırmak ve bağlamak için özel dualar (azametli azimetler) okunur ve tılsımlar yazılır.

  1. Azimet Okumak: Cin davetlerinde Cin Suresi veya Yasin-i Şerif gibi surelerin yüksek adetlerde (1000 defa) okunması gerekebilir. Cinniyi bağlamak ve konuşturmak için özel azimeti oku metinleri kullanılır.
  2. Yazım Malzemeleri: Hayırlı işler için misk, safran (zağferan) ve gül suyu karışımı mürekkep /yazı sıvısı (mürekkep) kullanılır. Kötü amaçlı uygulamalarda ise fena kokulu buhurlar kullanılır ve Esma'lar ters okunabilir.
  3. Yazımın Hassasiyeti: Tılsım veya duaların yazımında bir satırının ya da noktasının bir kıl payı bile değiştirilmemesi zorunludur, aksi takdirde uygulamanın değersizleşeceği, hatta zarara yol açabileceği uyarısı mevcuttur.

C. Tütsü / Buhur Kullanımı ve Zamanlama

Cinler, tütsü ve astronomik / feleki zamanlamaya son derece duyarlıdırlar.

  1. Tütsü Yakma: Tütsü (buhur) yakmak, cinleri davet etmenin vazgeçilmez bir unsurudur. Cinleri davette öd ağacı (öd ağacı), günlük (günlük), cavi, sündürüs, mey’a, çörek otu ve kizbere gibi maddeler kullanılır.
  2. Astrolojik Zamanlama: Rukye ve sihir uygulamaları, ilgili gezegenin saatinde (saatte) veya burç / feleki konumunda yapılmalıdır. Örneğin, kırma / bozma amaçlı bir iş yapılırken Ay’ın toprak burcunda olması gerektiği belirtilmiştir.

III. Uygulamanın Riskleri ve Neden Başarısız Olduğu

Cinleri tesbir etme girişimleri, büyük güç gerektiren ve ciddi manevi /ruhsal sonuçları olan tehlikeli süreçlerdir.

A. Kontrolü Kaybetme Riski

Cin taifesi insanlara kolay kolay ram /boyun eğen (ram olmazlar) varlıklar değildir. Bütün şartlar tam olarak yerine getirilmeden onları tesbir etmeye çalışmak, insana maddi ve manevi birçok zarar getirir.

  • Ruhani güçleri emrine almaya çalışan kişi, gerekli disiplini tamamlamadan yarıda keserse, cin onu kolaylıkla avlayıp ele geçirir (ele geçirmiş olur) ve artık kişi cinin emrine bağlı hale gelir.

B. Başarısızlık Nedenleri

Yapılan işin muvaffak /başarılı olmaması, genellikle uygulayıcının yetersizliğinden veya şartları yerine getirememesinden kaynaklanır. Başarısızlık sebepleri şunlardır:

  1. Noksanlık ve Yanlış Okuma: Uygulama şartlarına gerektiği gibi riayet edilememesi veya okunan duaların yanlış okunması.
  2. Niyet Bozukluğu: Niyetlerin sadece dünya menfaati veya kötülük amaçlı olması, uygulamayı geçersiz kılar. Ağız zikirde, kalp oyunda olursa duanın bir yararı olmaz.
  3. Yetkinlik Eksikliği: Bu ilimlerin, doğuştan üstün psişik /ruhsal (psişik) yeteneklere sahip olmayan kişiler tarafından sadece formüllere dayanarak yapılması başarısızlıkla sonuçlanır. Ayrıca, ciddi uygulamalar için icazet /izin (icazet) alınması gerekir.

Cin Çarpması (Tasallut Veya Arız)

Cin çarpması (tasallut veya arız) durumu, havâss /özel ilimler literatüründe ruhani /manevi bir varlığın (cin veya şeytanın) insan bedeni veya ruhu üzerinde fiziki ya da psikolojik etki kurması hali olarak incelenmektedir. Bu durum, tedavisi ve bozulması özel bilgi ve yöntemler gerektiren karmaşık bir mesele kabul edilir.

Aşağıda, cin çarpmış bir kişinin durumuna ilişkin bulgular ve bu durumlarda uygulanan çıkarma (tedavi/rukye) işlemlerine dair hususlar doktora çalışması üslubuna uygun olarak sunulmuştur.

I. Cin Çarpması (Tasallut) Durumunun Belirtileri ve Mahiyeti

Cin çarpması, halk dilinde "uğrama," "karışma," veya "cin çarpması" gibi terimlerle ifade edilir. Bu durumun ortaya çıkışı ve belirtileri kişiden kişiye farklılık göstermekle birlikte, kaynaklarda tipik fiziki ve ruhsal tezahürler detaylandırılmıştır.

A. Hastalık Belirtileri ve Fiziksel Tesirler

Cinler tarafından yapılan bu tür arız /musallat (tasallut) genellikle kişinin renginin sararmasına, aklının gitmesine ve hastalanmasına neden olur. Musallat olan cinler, özellikle yaşlı ve orta yaşlı kişilerin bedenlerine girip yerleşirler.

Spesifik hastalık ve fiziksel rahatsızlıklar şunlardır:

  1. Fiziksel Ağrılar: Hastanın karnı şişebilir, mafsalları /eklemleri, sırtı ve kalbi ağrıyabilir. Bu durum, cinin kişinin bedenini adeta karınca gibi işgal etmesi (işgal eder) şeklinde tanımlanır.
  2. Nörolojik / Sinirsel Sorunlar: Ani yüz felci, sinir hastalıkları, romatizma, sara nöbetleri ve delilik (cinnet) nöbetleri bu musallatların sebep olduğu rahatsızlıklar arasında sayılır.
  3. Hastalığın Artması: Musallatın etkisi, hava soğuk ve bulutlu olduğu zaman artar ve çoğunlukla gece ortaya çıkar.
  4. Hafıza ve Akıl Sorunları: Cin çarpması akli /zihinsel bir bozulmaya yol açarak kişiyi aklı gitmiş veya ne sıhhat ne de hastalık arasında, yani ikisinin ortasında (arasındadır) bir duruma sokar.

B. Cinlerin Musallat Olma Mekanizması

Cinler, insan vücuduna girerek musallat olabilirler. Şeytan (cinlerden bir taife) insanın damarlarında rahatlıkla dolaşma yeteneğine sahiptir. Cinlerin, sihre bulaşan kişilere arız olduğu ve bu durumun sihrin /büyünün bir sonucu olduğu yaygın bir görüştür.

II. Sihir Bozma ve Cin Çıkarma İşlemleri

Cin çarpmasının tedavisi, kadim /eski uygulamalarda "rukye" ve "sihir bozma" olarak adlandırılan, yazılı ve sözlü dualara dayanan manevi /ruhani tekniklerle gerçekleştirilir.

A. Rukye ve Tedavi Hazırlığı

Rukye uygulayacak kişinin (âmil) öncelikle yüksek bir disiplin ve bilgiye sahip olması gerekir.

  1. Uzmanlık ve İhtiyaç: Bazı vak'aların /durumların (vakkalar) çok zor olduğu ve yalnızca profesyonel /tecrübeli kişiler tarafından uygulanması gerektiği belirtilmiştir.
  2. Manevi Hazırlık: Rukye uygulamak isteyen kişinin duaları ve teknik uygulamaları ezbere bilmesi için ilgili eseri en az yedi defa okuması önerilir. Uygulama öncesinde tam bir inancın (iman) ve yapılacak duanın kesinlikle yerine geleceği düşüncesinin olması gerekir.
  3. Fiziki Temizlik (Taharet): Rukye uygulaması esnasında kişinin bedeni, bulunduğu yerin ve elbiselerinin temiz olmasına dikkat edilmesi zorunludur.

B. Çıkarma ve Bozma Teknikleri

Sihir bozma ve musallat giderme, genellikle duaların yazılıp taşınması, içirilmesi veya belirli ritüellerle cinlerin davet edilerek uzaklaştırılması yöntemlerini içerir.

  1. Yazı (Kitabet) ile Tedavi: Sihrin tedavisi ve bozulması yazı ile (yazı iledir) gerçekleşir. Bu amaçla vefkler /tılsımlar ve ayet-i kerimeler temiz bir kağıt veya bez üzerine yazılabilir. Hayırlı (hayır) amaçlı yazımlarda safran (zağferan), misk ve gül suyu karışımı mürekkep /yazı sıvısı kullanılması tavsiye edilmektedir.
  2. Su ile Yıkama: Dualar okunarak temiz bir kabın içine yazılan ayetler su ile bozulduktan sonra bu sudan içirilmesi veya karnına sürülmesi ile doğum zorluğu gibi rahatsızlıkların kolayca çözüldüğü belirtilmiştir. Rukye'de cinin yanması veya kaçması için su üzerine dualar okunarak hastanın bu suyla yıkanması esastır.
  3. Korunma Duaları: Cinlerin şerrinden korunmak için Ayete'l-Kürsî'nin (Allahü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm) sabah ve akşam okunması tavsiye edilir. Bu, okuyanı cinlerden korur ve güven içinde kalmasını sağlar.
  4. Cin Daveti ve Sorgulama: Uygulayıcı (cinci), musallat olan cinniyi konuşturmak için davetler yapabilir. Cinci, kendisine başvuranların adlarını söyleyerek cinleri çağırır ve üç gün içinde gelmezlerse yedi gün bekler. Ruhaniyetler /ruhi varlıklar (ruhaniyetler) ile konuşmak için ıssız bir odada günlük ve mahlep yakılıp buhur /tütsü (buhur) edilir.
  5. Katli Cin / Cinniyi Öldürme Yöntemi: Şerli bir cinniyi öldürmek (Katli Cin) istenirse, özel bir şiir ve ayet-i kerimenin bir kağıda yazılıp evin kapısının üstüne asılması tavsiye edilir. Bu ayet-i kerime cinlerinin gelip o şerli cinniyi öldüreceği ifade edilmiştir.
  6. Sihri Sihirle Çözme Tartışması: Sihir bozma eylemi, sihrin sihirle çözülmesi (ilaçlar, rukyeler, düğüm atma, üfleme) şeklinde yapılırsa bu iş haram kabul edilir, ancak şirk değildir. Eğer sihir, şeytanlardan yardım alınarak çözülüyorsa, şirke bulaşılmadığı sürece yapılabilir; aksi takdirde bu iş şirktir veya günahtır.

III. Uygulayıcının Sorumluluğu ve Etik / Ahlaki Kısıtlamalar

Cinlerle yapılan uygulamaların manevi /ruhani boyutu, uygulayıcıya büyük bir sorumluluk yükler.

  1. Ruhsal Bağlantının Korunması: Uygulayıcı, nail olduğu bilgiyi kesinlikle kötüye kullanmamalı, durmadan davet (da’vet) yapmamalı ve bunu adi ve önemsiz menfaatlere alet etmemelidir; aksi takdirde manen mesul olunur ve zarar görülür.
  2. Zarar Verici Uygulamalardan Kaçınma: Bazı büyü dualarında, hak etmeyene beddua edilmemesi ve zarar verici uygulamaların yapılmaması gerektiği söylenmektedir. Haksız yere cin öldürmek de caiz görülmemektedir.
  3. Başarı Koşulu: Uygulamalarda başarı elde eden kişilerin, formülün doğruluğundan ziyade kendi doğuştan üstün psişik /ruhsal yetenekleri sayesinde başarılı oldukları ileri sürülmüştür. Bu nedenle, ameliye öncesinde kalbi temiz tutmak, zikir ve duaları devamlı yapmak ve her işe besmele ile başlamak gibi şartlara riayet etmek, koruma sağlar.

Cinler / Ruhani Varlıklar İle Evlilik (Nikâh)

Cinler / Ruhani Varlıklar ile evlilik (Nikâh) meselesi, havâss /özel ilimler, teoloji ve fıkıh /İslam hukuku geleneğinde kadim /eski zamanlardan beri süregelen, tartışmalı ve incelikli bir konudur. Bu mesele, hem cinlerin insanlarla etkileşiminin niteliğini hem de evliliğin şer’î /hukuki şartlarını derinlemesine irdelemeyi gerektirmektedir.

I. Cinler ile Evliliğin İmkânı ve Tarihsel Vukuu / Olasılığı

Ezoterik ve rivayet tabanlı kaynaklar, cinler ile insanlar arasında evlilik (nikâh) kurulmasının ve bu birliktelikten çoluk çocuk sahibi olmanın (vukuu) teorik olarak mümkün olduğunu kabul etmektedir.

  1. Varlığın Kaynaşması: Bazı âlimler, insanların cinlerle ve cinlerin insanlarla evlenmesinin ve çoluk çocuk sahibi olmasının mümkün olduğunu ifade etmişlerdir. Hatta, Cin meliklerinin kızlarının bulunduğu, o şehirden daha güzelinin görülmediği beyaz bir adadan bahsedilmektedir.
  2. Narratif Örnekler:
    • Rivayetlerde, cinlerden bazılarının insanlardan kız istediği ve onlarla evlendiği hatta bu nikâhlarda hazır bulunan kişilerin var olduğu aktarılmıştır.
    • Denizden çıkan bir kadının (cinni) bir adam tarafından yakalanıp, cinsel ilişkiye zorlanması sonucu hamile kaldığı ve bir çocuk emzirdiği bir anlatı mevcuttur.
    • Bazı cinlerin, amcaoğlu ile evlenmiş bir kadınla evlenmek isteyip aralarını bozmak amacıyla tehditler savurduğu vakalar da kaydedilmiştir.

II. Cinler ile Evliliğin Meşruiyet Tartışması

İslam âlimleri arasında, cinler ile evliliğin fiili vukuundan ziyade, bu eylemin dinen meşru /caiz olup olmadığı konusunda önemli bir ihtilaf /anlaşmazlık bulunmaktadır.

A. Caiz Olmadığını Savunan Görüşler

Ulema, Kur'an-ı Kerîm'deki, Allah'ın eşleri "nefislerinizden" yani "cinsinizden" (nevinizden) yarattığına işaret eden ayetleri delil göstererek, cinlerle evlenmenin caiz olmadığını ileri sürmüşlerdir. Bu görüşün temelinde yatan şer'î /hukuki mani, cinlerin ve insanların yaratılış (hilkat) ve mahiyet (cins) farklılıklarıdır:

  • Geçimsizlik Sorunu: Cinler dumansız ateşten, insanlar ise topraktan yaratıldığı için, eşlerin bir arada tatlı tatlı barınıp yaşamaları (tatlı tatlı barınıp yaşamaları) ve huzuru sağlamaları meselesinin cinler ile insanlar arasında tasavvur edilemeyeceği düşünülmüştür.
  • Farklı âlemlere mensubiyet: Cinler âlemi ile insanlar âleminin kaynaşmasının (kaynaşması) yasaklandığı ve bunun mümkün olmadığı da belirtilmiştir.

B. Mecburiyet ve Korku Hali

Evliliğin meşruiyetini tartışmalı kılan bir diğer husus, cinlerin insana tehdit ile baskı yapmasıdır. Eğer âdemoğlu, evlenmediği takdirde cinnîlerin başına büyük bir felaket getireceklerinden korkarsa, bu durumun evlenmeyi bir mecburiyet haline getirebileceği düşünülmüştür, ancak bu durumun yine de tehlikeleri tamamen ortadan kaldırmayacağı vurgulanmıştır.

III. Cinlerin Kadınlar Üzerindeki Tasallutu / Musallat Olması ve Cinsî İlişki

Evlilik dışındaki manevi /ruhani temasta, cinlerin insanlar, özellikle de kadınlar üzerinde cinsel odaklı musallat (tasallut) kurması önemli bir gizemli /mistik meseledir.

A. Cinsî İlişki Şekilleri ve Belirtileri

  1. Süflî Cinlerin Amacı: Cinler, insanların zayıf taraflarından faydalanarak onları kendilerine bağlamayı ve âdeta kulları gibi hizmet ettirmeyi amaçlarlar. Cinler, insanları büyüleyecek kadar çok güzel kadın ve erkek suretlerine (suretlerine) girerek onlarla zorla cinsel ilişkide bulunabilirler.
  2. Musallat Olma Durumları: Cinlerin kadınlarla ilişki kurması (ilişki kurmaları), genellikle asabi huylu kadınlarda, doğum sonrasında veya ateşli hastalıklar, kazalar sırasında beyindeki dalgaların değişimiyle bağlantılı olarak meydana gelmektedir.
  3. Görünüm ve Temas: Cinler, temessül /maddi hale bürünme yeteneklerini kullanarak, derece yakışıklı bir erkek suretinde görünebilirler. Kadın, cinniyi bir cisim şeklinde görmekte ve aynen bir insan erkekle temasta bulunurmuş gibi hissetmektedir.

B. Cinlerin Aldatmaca / İllüzyon Yöntemleri

Cinler, insanları hüküm altına alma çabalarında, çağdaş kültürel imgeleri kullanarak büyük bir aldatmaca /illüzyon sergilerler:

  • Uzaylı Kimliği: Cinler, insanları kandırmak için "uzaylılar" /yabancı varlıklar (alien) imajını kullanır ve bu varlıkların cinsel tacizlerde, cinsel ilişkilerde, hatta tecavüzlerde bulunduğunu iddia ederler.
  • Melez Çocuk İddiası: Bu varlıkların, araştırma veya melez ırklar (ara türler, melez ırklar) oluşturmak için hamile kalmak istedikleri yalanını öne sürdükleri belirtilir. Bu, şeytanî vasıflı cinlerin, insanları aşağılayarak ve egolarını tatmin ederek kendilerine hükmetme çabasının bir parçası olarak görülür.

C. Hukuki ve Temizlik Meseleleri

Cinlerle ilişkide, fıkhi açıdan temizlik (taharet) sorunu gündeme gelmiştir:

  • Yıkanma Zorunluluğu: Bir cinnî, âdemoğlunun hanımlarından biri ile cinsi ilişki kursa, o kadına gusül /yıkanmak gerekip gerekmediği gibi ihtilaflı konular mevcuttur.
  • Dinsiz Cinlerin Baskısı: Eğer kadınla ilişki kuran cin, süflî /ateist (ateist-dinsiz) cinstense, kadını yıkanmaktan (gusül) men edebildiği, buna karşılık bazen de kadında sürekli yıkanma isteği uyandırdığı gözlemlenmiştir.

Bu bağlamda, cinlerin kötü amaçlarla davet edilmesinin haram kılındığı ve rukye /sağaltım işlemlerinde dahi cinlerin geri dönmemesi için titizlikle önlemler alınması gerektiği (önceki yazılarımızda) belirtilmişti. Cin çarpması veya musallat sonrası cin çıkarma işlemlerinde, cinni bedenden ayrıldıktan sonra tekrar dönmesinin engellenmesi hayati derecede önemlidir, aksi takdirde çok büyük zararlara uğratırlar.

Cinlerin / Ruhani Varlıklar'ın İnsanlar Üzerinde Yarattığı Tesirler

Cinlerin / Ruhani Varlıklar'ın insanlar üzerinde yarattığı tesirler, havâss /özel ilimler ve teolojik /ilahiyatî metinlerde, basit fiziki zararın ötesinde, insanın ruhsal ve zihinsel /bilişsel alanına yönelik yoğun bir baskı olarak ele alınmaktadır. Cinlerin nefeslerinden zarar görme inancı, bu bağlamda, onların insana yönelik temel saldırı mekanizmasını, yani vehim /kuruntu ve vesvese /fısıltı yoluyla gerçekleştirdikleri manevi /ruhsal baskıyı işaret eder.

Bu analizde, Cinlerin yaratılışlarından gelen doğal zarar potansiyeli ile bilinen korkaklıkları arasındaki paradoks ve buna rağmen insanlarda yarattıkları korkunun ve elde ettikleri kontrolün nedenleri incelenmektedir.

I. Cinlerin İnsan Nefesi Üzerindeki Tesir Mekanizması

Cinler, kadim kozmolojide, insanın zıttı ve ona paralel yaratılmış varlıklar olarak kabul edilirler. Onların yaratılış maddesi (hilkat) olan dumansız ateş (semum) veya zehirli ateş (çok zehirleyici ateş), cinlerin tabiatında bir zehir ve zarar kudreti olduğunu ima eder ki, bu kudretin insandaki İblis ve şeytanların gücüyle aynı olduğu belirtilir.

Cinlerin insana verdiği zarar, genellikle insanın aklını, bedenini ve ırzını ifsat etme veya doğrudan ruhsal çöküntü yaratma şeklinde gerçekleşir:

  1. Vehim ve Vesvese Yoluyla Baskı: Cinler ve şeytanlar, sürekli olarak insan kalbine ve aklına vehim ve vesvese vererek, insanın nefsinin şahlanmasına ve azmasına çalışırlar. Bu manevi baskı, kaynaklarda insanın nefeslerine baskı yapma olarak yorumlanabilecek bir etki yaratır ve aklın örtülmesine (aklının örtülmesi), delilik (cinnet, mecnûn), sara (epilepsi) ve sinir hastalıkları gibi sonuçlara neden olur.
  2. Sihir ve Musallat (Tasallut): Cinler, sihir yoluyla insanın cinsel organıyla alakalı beyin merkezine tahakküm edebilir, sinyalleri önleyerek cinsel yakınlığı engelleyebilir veya kadının cinsel organını kapatabilirler. Musallat olan cin, bedeni karınca gibi işgal edebilir.
  3. Hükmetme Çabası: Cinlerin en büyük eğlencelerinden biri, insanların zayıf taraflarından faydalanarak onları kendilerine bağlamak, hizmet ettirmek ve hatta taptırtmaktır.

II. Cinlerin Korkaklığına Rağmen İnsanlarda Yarattığı Korku Paradoksu

Cinler, bir yandan büyük zararlar verebilme potansiyeli taşırken, diğer yandan kolayca korkup kaçabilen, zayıf noktaları olan varlıklar olarak tasvir edilirler. Bu durum, Cinler âleminin gizemini ve insanlar üzerindeki etkinliğinin kaynağını ortaya koymaktadır:

A. Cinlerin Korkaklığı ve Zayıflıkları

Cinler, insanlar tarafından korkulan varlıklar olmalarına rağmen, Kur'an'daki dualar ve bazı uygulamalar karşısında aciz kalırlar:

  • Korunma Yöntemleri: Bakara Suresi'ndeki Ayete'l-Kürsî'yi sabah okuyan kimsenin akşama kadar cinlerden korunup güven içinde kalacağı belirtilmiştir. Fatiha, Felak ve Nas Sureleri’nin okunmasıyla cinlerin ateşte yanıyormuş gibi azap çekmeleri sağlanabilir.
  • Mekân Sınırlamaları: Cinler, insanoğlunun izin vermediği evlerde bir saniye bile duramazlar; genellikle harabelerde, boş arazilerde, necaset yerlerinde, mezbeleliklerde ve kabristanlarda bulunurlar.
  • Karakter Zaafları: Cinler, insanlar ile kıyaslandığında daha cahil, daha yalancı, daha zalim ve daha haindirler. Yaratılışlarından gelen bu düşük vasıflar, onların üstün değil, bilakis insanın daha sadık ve vefakâr olduğu bir karşılaştırmayı gerektirir.

B. İnsan Korkusunun Kaynağı: Gizem ve Aldatmaca / İllüzyon

Cinlerin korkaklıklarına rağmen insanlar üzerindeki hakimiyet kurmaları ve büyük korku yaratmaları, esas olarak onların görünmezlik (gayb) avantajlarına ve aldatma (hîle) yeteneklerine dayanır.

  1. Gizliliğin Gücü: Cin kelimesinin kökü, örtme, gizleme, görünmeme anlamları taşır. Cinler insanları izleyip ne yaptıklarını görebilirken, insanlar onların hayatını takip edemezler. Bu tek taraflı ilişki, insanda doğal olarak korku ve belirsizlik yaratır.
  2. Yanlış Bilgi Aktarımı: Cinler hareketlilikleri nedeniyle geçmişi tamamen bilmekte, ancak gelecekten verdikleri bilgilerin çoğu zaman yanlış çıkması ihtimali bulunmaktadır. Kötü niyetli cinler, gelecekte oluşacak olayları Peygamberlerin bildirdiğinden farklı olarak göstererek hedefi saptırırlar ve insanların yanlış hedeflere yönelik gereksiz işler içinde yaşamlarını harcamasına neden olurlar.
  3. Gururu Okşayarak Hükmetme: Cinler, insanların egolarını okşayarak ve onları seçilmiş kişiler olduklarına inandırarak hükmederler. Bu insanlar, cinin kendilerine verdiği fikirler ve yarattığı hayal dünyası (senaryolar) içinde yaşar, hatta kendilerini o dünyanın tanrısı (tanrısı olarak) olarak görebilirler.

III. Cinlerin Kontrol Taktikleri: İnkâr Üzerinden Hükmetme

Cinlerin insanları yönetmedeki en dikkate değer taktiği, varlıklarını gizlemeleri ve hatta insanların onları inkâr etmesini sağlamalarıdır.

  • İnkâr Alanı Açma: Cinler hakkında şüphe duyan ve varlıklarını "mikrop" gibi veya yok sayan kişilerin, aslında Cinlerin verdikleri fikirlerle hareket ettiği ve onların yönetimi altına girdiği belirtilmiştir. Çünkü Cinler, inkâr edildiklerinde veya kabul edilmediklerinde insanlara daha geniş bir alan açılacağını bilirler.
  • Aldatma İmajları: Cinler, insanları kandırmak amacıyla, kendilerini uzaylı /yabancı varlıklar (uzaylı) olarak tanıtırlar. Bu şekilde, hem kendi şeytanî (şeytaniyet vasfı) vasıflarını gizlerler hem de insanlara üstün uygarlıklara sahip oldukları düşüncesini empoze etmeye çalışırlar.

Sonuç olarak, cinlerin korkaklıklarına rağmen insanlarda yarattıkları derin ve yaygın korku, onların doğasındaki zarar verme kudretinin yanı sıra, görünmezliklerini kullanarak insana zihinsel ve ruhani alanda hükmetme yeteneklerinden kaynaklanmaktadır. Bu durum, insanın kendi nefs mücadelesini zorlaştıran, sürekli bir dikkat ve uyanıklık gerektiren bir manevi savaşı gerekli kılar.

Cinlerin / Ruhani Varlıkların Sosyal Yapısı

Cinlerin / Ruhani Varlıkların sosyal yapısı, hiyerarşisi ve kurdukları uygarlıklar meselesi, havâss /özel ilimler ve teolojik /ilahiyatî rivayetler çerçevesinde, insanlar âlemine paralel, son derece örgütlü ve gizemli bir düzeni işaret etmektedir. Cinler, insanlar gibi müstakil /bağımsız bir toplum yapısına sahiptirler ve kendilerini yöneten bir liderlik mekanizmasına (padişahlık) sahiptirler.

I. Cinlerin Yönetimsel Hiyerarşisi ve Padişahları

Cinler âlemi, emir ve komuta zincirine sahip bir yönetim kademesine dayanmaktadır ve bu hiyerarşinin zirvesinde Cin Padişahları (Melikler) bulunmaktadır.

A. Cinlerin Sınıflandırılması

Cinler, ahlaki ve manevi durumlarına göre iki ana gruba ayrılırlar:

  1. Ulvî / Yüce Varlıklar: Bunlar, genellikle Müslüman cinler olarak nitelendirilir. Ulvî ruhlarla insanların direkt ilişki kurması yasaklanmıştır.
  2. Süflî / Aşağı Varlıklar: Bunlar, çoğunluğunu teşkil eden inanmayan, şeytanî vasıflı cinlerdir. Bir cin padişahı da süflî olarak tanıtılmıştır.

Cinler ayrıca sadece hayra hizmet eden (melekler) ve sadece şerre çalışan (şeytanlar) varlıklar arasında, hayırlıları ve şerlileri bulunan bir kategori olarak insanlara benzerlik gösterirler.

B. Padişahların Davet Edilmesi ve İlişki Kurma Usulü

Cin padişahları, belirli ritüel ve yöntemlerle davet edilebilir ve onlardan hizmet talep edilebilir:

  • Davet Yöntemi: Cin padişahlarından birinin hazır olması istenirse, Hasılban ve Sondoros buhurları (tütsüleri) yakılır, özel ayet-i kerimeler okunur ve hazır olması istenen cin padişahının ismi zikredilir. Ardından, matlup /istek, cin padişahının yemini (kasemi) okunarak bildirilir.
  • İletişim Üslubu: Bir padişah veya kendisinden aşağı bir kimseyi çağıran kişinin, onlarla şakalaşmaması, aksine onlara yabancı gelen, saygı uyandıran (yabancı gelen) bir üslupla konuşması tavsiye edilmiştir. İhtiyaç, imtihan olarak değil, zaruret /zorunluluktan dolayı talep edilmelidir.
  • Emir ve Komuta: Cin padişahları, diğer cinleri ve ruhani varlıkları emri altına alma gücüne sahiptir. Örneğin, Mühelhel adlı bir cin padişahının emriyle cinlerin kızı aradığı, Mühelhel'in asker toplayıp Zerrin şehri üzerine varmak ve cenk (savaş) etmek istediği rivayet edilmiştir.

II. Cin Uygarlıkları ve Sosyal Hayat

Cinler, insanlar gibi düzenli ve örgütlü bir sosyal yaşam sürerler.

A. Sosyal Yapı ve Kurallar

Cinlerin, insanlar gibi sülaleler halinde, aile, mahalle, şehir ve yurt hayatları vardır. Kaynaklar, cinlerin bu hayat biçimini gözlemleyebilmemiz için, yeryüzünde insanları yok etsek ve cinleri görebilsek bu durumun müşahede edileceğini belirtir.

  • Günlük Yaşam: Cinlerin çalışmaları, kazançları, uykuları, istirahatleri ve evlat terbiyeleri mevcuttur. Ayrıca, insanlar gibi yiyip içen, hatta yiyeceklerini kemik ve tezek kalıntılarından temin eden varlıklardır (önceki yazılarımızda bu husus ele alınmıştır). Cinler çocuklarına isim takarlar.
  • Ahlaki Düzen: Cinler âleminde zina (zina), kumar (kumar), sarhoşluk (sarhoşluk) ve sefahat (sefahat) çeşitleri yasaklanmıştır. Cinler arasında da devamlı bir cihat (mücadele) mevcuttur.
  • İlişki Biçimi: Cinler, insanlarla bir bardaktaki su gibi iç içedirler, ancak karışmazlar.

B. Uygarlık ve Mekân

Cinler, yaşadıkları yerleri genellikle insanlardan gizlerler.

  • Cinlerin meskun (yerleşim) mahallelerinin olduğu, bir anlatıda Halife'nin ziyaret ettiği bir yerin cin mahallesi olduğu ve döndüğünde orayı kimsesiz, kupkuru bir yer olarak bulduğu aktarılmıştır.
  • Cinler genellikle harabelerde, necaset /pislik yerlerinde, mezbeleliklerde ve kabristanlarda bulunurlar; ancak insanoğlunun izin vermediği evlerde bir saniye bile duramazlar.

III. Cin Padişahları Arasındaki Rekabet ve Hükmetme Taktikleri

Cinlerin liderleri, sadece insanlarla değil, kendi aralarındaki üstünlük ve hâkimiyet mücadeleleriyle de dikkat çekerler.

A. İç Çatışmalar ve Hile

Cinler arasındaki üstünlük kavgası (kavgası), modern çağda dahi insanların algılarına yansımaktadır. Cinler, kendilerini uzaylı /yabancı varlıklar (alien) olarak tanıtarak bu kavgayı dışa vururlar:

  • Uzaylı Aldatmacası: Cinler, üstün uygarlıklara sahip oldukları düşüncesini uyandırmak amacıyla, uzay gemileri (uzay gemileri) üzerinde ilginç amblem, sembol, resim ve yazılar gösterirler.
  • Çelişkili İfadeler: Cinler, bu üstünlük kavgasını uzaylı kimliklerine yansıtırken çelişkili ifadeler kullanır: Bir cin türü, insan suretinde ve en akıllı üstat olarak gösterilirken, diğerleri onun hükmettiği, programlanmış varlıklar olarak sunulur. Bu durum, cinlerin gerçek olmadığının (gerçek olmadığının) bir kanıtı olarak değerlendirilmektedir.

B. İnsanları Hüküm Altına Alma

Cin padişahları ve şerli cinler, insanları kendi hizmetçileri (hâdimleri) haline getirmeyi ve onlara taptırtmayı (kulluk etmelerini sağlamayı) temel amaç edinmişlerdir.

  • Cinler, insanları kandırmak için uzaylı oldukları yalanını kullanarak kaçırılma vakaları (kaçırılma vakaları), kayıp zaman durumları (kayıp zaman durumu) gibi olaylar yaratırlar.
  • Cinleri emrine almaya çalışan kişi, gerekli manevi disiplini tamamlamazsa, cin onu kolaylıkla ele geçirir ve kişi artık cinin emrine bağlı (emrine bağlıdır) hale gelir. Bu, kişinin cinlere hizmetçi olma durumudur.

Cin Padişahları (Melikler)

Cinler âlemi, insanlar âlemine benzer şekilde düzenli bir sosyal yapıya, örgütlenmeye ve hiyerarşiye sahiptir; bu düzenin başında ise Cin Padişahları (Melikler) bulunmaktadır. Cin padişahları, emir ve komuta zincirine sahip olup, diğer cin ve ruhani varlıklar üzerinde mutlak bir otoriteye sahip olarak kabul edilirler.

Bu çalışmada, kaynaklarda yer alan Cin padişahlarının isimleri, kendilerine atfedilen özellikler ve onlardan yardım talep etme/davet etme yöntemleri ele alınmıştır.

I. Cin Padişahlarının İsimleri ve Yapısal Özellikleri

Cinler, hayırlıları (ahyarları) ve şerlileri (eşrarı) olmak üzere sınıflandırılırlar ve bu sınıflandırma padişahlar için de geçerlidir. Cin padişahlarının isimleri, genellikle mensup oldukları kültüre göre belirli eklerle sonlanabilir.

A. Kaynaklarda Geçen Padişah İsimleri ve Örnekleri

  1. Mühelhel Cinni: Kaynaklarda ismi zikredilen ve güçlü bir figür olarak tasvir edilen bir Cin padişahıdır. Bir anlatıda Mühelhel Cinni'nin, gökyüzünden yeryüzüne teferrüc / seyr ü temaşa ederken, kendi barigâhı / kapısı yakınına gelen ve kızla (nigâr) konuşan Sam adlı bir pehlivanı görüp öfkelendiği belirtilmiştir. Mühelhel, emri altındaki Cinler'i göndermiş ve kızı aratmıştır. Hatta, asker (çeri) toplayıp Zerrin şehri üzerine varmak ve savaş (cenk) etmek niyetinde olmuştur.
  2. Seyyid Meytatarun: Bu isim, doğrudan Cin padişahı olarak anılmasa da, cinlerin ve şeytanların şerlerinden korunmak için yazılması gereken bir hicab / korunma duası ile ilişkilendirilmiştir. Bu duanın (seyyid meytatarun hicabının) yazımı için özel bir ritüel ve zamanlama (Cuma günü Cuma ezanı ile namaz başlangıcı arası) belirlenmiştir.

B. Niteliksel İsimlendirme Usulleri

Havâss / özel ilimler geleneğinde ruhani varlıkların (hâdim) isimleri belirli kurallara göre oluşturulur ve bu durum Cin hükümdarları için de geçerlidir:

  • İsim Son ekleri: Cin hükümdarlarının İslâmî isimleri –nûs ekiyle, Farsça isimleri –dûs ekiyle, İbranice isimleri –nâs ekiyle ve Hintçe isimleri –tûs ekleriyle sona erer.
  • Yetki Alanı: Uygulamayı gerçekleştiren kimse, yüce (ulvî) ve aşağı (süflî) hizmetçileri (hâdim) kontrol edebilir; şerli (süflî) olanları sadece başkaları üzerinde kullanmaktadır.

II. Cin Padişahlarından Yardım İsteme (Davet ve Teshir / Boyun Eğdirme) Teknikleri

Cin padişahlarını davet etmek ve onlardan yardım (hâcet) istemek, sıkı manevi disiplinler (riyazet) ve özel ayin (ritüel) bilgisi gerektiren hassas uygulamalardır. Bu uygulamaların başarısı, belirlenen şartlara tavizsiz riayet edilmesine bağlıdır.

A. Davet Ortamı ve Buhur Kullanımı

  1. Buhur Gerekliliği: Cin padişahlarından birini davet edip hazır olmasını istemek için, Hasılban ve Sondoros buhurlarının /tütsülerinin yakılması şarttır.
  2. Okuma ve Yemin (Kasem): Buhurlar yakıldıktan sonra, özel ayet-i kerimeler okunur ve davet edilmesi istenen Cin padişahının ismi zikredilir. Ardından, cin padişahının yemini (kasem) okunarak talep (matlup) bildirilir.

B. İletişim Kuralları ve Etiği

Davet edilen padişah veya ondan aşağı rütbeli ruhaniyetlerle iletişim kurarken belirli bir üslup gözetilmelidir:

  • Saygı ve Ciddiyet: Cin padişahları ile şakalaşmamalı, bilakis onlara yabancı gelen bir üslupla konuşulmalıdır. Konuşma, uygulayıcıya (âmile) yakışır bir şekilde yapılmalıdır.
  • Talebin Şekli: Padişahtan bir ihtiyaç (hâcet) talep edilirken, bu bir imtihan / deneme olarak değil, zaruretten / zorunluluktan (zaruretten) dolayı istenmelidir. Padişahlara yumuşaklıkla, onların yardımcılarına (hâdim) sertlikle, engellere ve düşmanlara ise caydırıcılık (caydırıcılık) ve sertlikle hitap edilmelidir.

C. Ruhaniyet Üzerinde Hakimiyet Kurma

Cin padişahlarının isimleri, uygulayıcıya tüm ruhaniyetler (ruhaniyet) ve cin kabileleri üzerinde hâkimiyet kurma imkânı verir. Cinlerin isyanı veya korkutması durumunda kullanılabilecek özel yöntemler şunlardır:

  1. Korku Giderme ve Ceza: Belirli esma / isimler okunduğunda, eğer okuyan kişiyi cinler korkuturlarsa, okuyan kişinin kalbinden korku giderilir ve korkutan cinniye azap edilir veya vurulur.
  2. Cinniyi Helak Etme: Bu isimler okunarak define olan yere girilirse veya sihir yapılmış yere girilirse, sihrin veya engellerin batıl (geçersiz) olduğu; cinlerin korkularından kaçtığı, kaçmayanların ise helak edildiği / öldürüldüğü belirtilir.
  3. Hizmetçi / Hadim Alma: Bir Cin gittikten sonra yerine gelen bir hâdim / hizmetçiye, üzerinde özel ayet yazılı bir Ceride / belgenin gösterilmesiyle (Ve evfû fi ahdillâhi izâ âhedtüm... ayeti), ondan istenilen her haceti (istek) yaptırma taahhüdü alınır.

(Önceki yazılarımızda) bahsedildiği üzere, Cin taifesi insanlara kolay kolay ram / boyun eğmez (ram olmazlar). Bu nedenle bütün şartlar tamam olmadan onları hükmü altına almaya çalışmak, kişiye maddi ve manevi birçok zarar getirir. Bu ilimlerle uğraşanların son derece titiz davranması ve doğru ve kâmil / olgun (kâmil) bir insan olması gerektiği önemle vurgulanmıştır.

Müslüman Cinler'in, İblis’i / Şeytan’ı Sevmemesinin Temel Nedenleri

 

Müslüman Cinler'in, İblis’i / Şeytan’ı sevmemesinin temel nedenleri, hem kozmolojik / evrensel düzenin ilk anlarına dayanan tarihi bir çatışmaya hem de İblis’in yaratılışından gelen şeytaniyet / şeytanî vasfına ve Müslüman Cinlerin kulluk (ibadet) gayesine aykırı olan yıkıcı misyonuna dayanmaktadır.

(Önceki yazılarımızda) cinlerin dumansız ateşten / zehirli ateşten yaratıldığı ve İblis’in de Cin taifesinden olduğu belirtilmişti. Bu tarihi ve teolojik / ilahiyatî arka plan, İblis’in Müslüman Cinler nezdindeki konumunu belirleyen yegâne / tek amildir.

I. İblis’in Cin Toplumuna Karşı Yürüttüğü Savaş

Cinler arasında İblis’e yönelik husumetin en köklü nedenlerinden biri, Âdem / İnsan yaratılmadan önce, bizzat İblis’in kendi ırkına karşı yürüttüğü cezalandırma operasyonudur.

A. İblis’in Yüksek Konumu

İblis, isyan etmeden önce Cinlerin babası Cânn’ın soyundan gelmesine rağmen, engin kulluğu (engîn kulluğu) sayesinde melekler arasına katılmıştı. Cinler arasında adalet dağıttığı için ona Hakem deniliyor ve hatta cennetlerin muhafızlığını (hazinedarlığını) yapıyordu.

B. Cinlerin İblis Tarafından Cezalandırılması

Cinler, insanlar yaratılmadan önce dahi savaşlar içinde yaşıyor ve küfürde (inançsızlık) direniyorlardı. Cinlerin bu küfrü, İblis’in canını sıkmış ve nihayet bir gazap /öfke haline gelmiştir. Peygamberlerin istemediklerini isteyerek, İblis, Allah’tan Cinlerin cezalandırılmasını talep etti.

  • Askerî Harekat: Allah Teala, İblis’i kırmayarak emrine meleklerden ordular verdi. İblis bu ordularla savaşan kâfir cinlerin üzerine yürüdü ve pek çoğunu öldürdü. Kurtulabilenler pişmanlık içinde adalara, çöllere ve tenha yerlere sığındılar.

Bu olay, Müslüman Cinler için dahi bir dönüm noktasıdır; zira İblis, kendi ırkının büyük bir kısmını, inançsızlıkları nedeniyle acımasızca katleden bir figür olarak tarihe geçmiştir. Bu durum, Müslüman olan Cinler’in (hayır yolunda olan ahyarlar) için İblis’in eski bir düşman, bir katil figürü olarak görülmesine neden olabilir.

II. İblis’in Âdem’e İsyandan Sonraki Yeni Misyonu

İblis’in esasen Müslüman Cinler'in nefretini kazanmasının yegâne nedeni, Âdem’e secde etmeyi reddetmesiyle başlayan ve Şeytan / düşman sıfatını almasına yol açan eylemler dizisidir.

A. Yüce Kullağa Karşı Saldırı

İblis, Âdem’e secde emrine karşı gelerek (Adem’e karşı geliyor) kibirlenmiş ve bunun sonucunda Cin türünden olmasına rağmen, Şeytan adını almıştır. Müslüman Cinler, insanlar gibi kulluk için yaratılmışlardır ve insanlarla benzerlikleri vardır. İblis’in, Allah’ın insana verdiği üstünlüğe (halifelik) karşı gelmesi ve şeytanîyet vasfını ortaya koyması, kulluk gayesi güden Müslüman Cinler'in temel inancına ve varoluş amacına aykırıdır.

B. İnsanları Saptırma Yemini

İblis, lanetlenmesinin ardından, kendi cinsinden (yani cinlerden) ve insanlardan kendisine tabi olanların hepsiyle cehennemi dolduracağını taahhüt etmiştir. Cinlerin de insanlar gibi müminleri ve kâfirleri bulunur. Müslüman Cinler (ahyarlar), Allah’a teslimiyeti esas aldıkları için, İblis’in bu saptırma misyonuna, yani vesvese ve vehim ile insanların ve Cinlerin aklını bozma çabasına karşı doğal bir düşmanlık beslerler.

  • Yardımseverlik Çabası: Cinlerin Müslüman taifesi, aksine, insanlara yardım etmek için çırpınırlar. Bu işbirliği, onların imanından doğan bir kudrettir ve İblis’in düşmanlık hedefine tamamen terstir. Onlar, insanın sapık olmasını asla istemezler, kendi sapık Cinlerine karşı insanları örnek göstererek kazanım elde ederler.

III. Şeytan ve Cin Arasındaki Temel Fark

Müslüman Cinler, İblis’i sevmezler, çünkü İblis ve onun dölü olan Şeytanlar (İblis'in dölü olan Cinler) (önceki yazılarımızda) belirtildiği gibi, şerli /kötü vasıflı Cinlerin taifesini temsil ederler ve insanın manevi /ruhsal ilerlemesine engel olmaya çalışırlar.

  • Kullanım Amacı: Kâfir Cinler (zulmedenler), cehennem odunu olacaklardır ve cehennemlik insanlara azaplarını vereceklerdir. Müslüman Cinler ise, Cennet’e girmeye namzet varlıklardır. İblis, Müslüman Cinlerin kulluk için gösterdiği gayretin tam zıddında hareket eder.
  • Zarar Verme Biçimi: İblis ve şeytanlar, cansız cisimlere tesir edemezler, canlıları öldüremez veya iyileştiremezler. Onların yegâne /tek gücü, insanın kalbine ve aklına vehmi ve vesveseyi telkin etmektir. Müslüman Cinler ise, insanın kulluğunu destekleyerek bu şeytanî tesiri azaltmaya yardımcı olurlar.

Bu akademik / doktrinel çerçevede, Müslüman Cinler'in İblis’e olan nefreti, sadece tarihi bir ihanetten değil, aynı zamanda hayır (hayır) ve şer (şer) arasındaki ezeli /ebedî ve teolojik (ilahiyatî) bir mücadeleden kaynaklanmaktadır.

Cinler / Ruhani Varlıklar'ın Ölümü Ve Defin / Gömülme Süreçleri

Cinler / Ruhani Varlıklar'ın ölümü ve defin / gömülme süreçleri, havâss /özel ilimler ve teolojik /ilahiyatî rivayetler çerçevesinde, onların yaratılış mahiyetleri ve ahiret /öteki dünya inançları bağlamında ele alınan gizemli bir konudur. Kaynaklarda, cinlerin ölümlerinin mahiyeti belirtilmiş olmakla birlikte, insanlarınki gibi ayrıntılı bir defin ritüelinden bahsedilmemektedir.

I. Cinlerin Ölümünün Mahiyeti ve Zamanlaması

Cinler, her ne kadar çok uzun ömürlü olsalar da (insan ömrünün yaklaşık 10 ila 13 katı, yani 700 ila 1000 sene civarında), ölümsüz /ebedî varlıklar değillerdir. Kayan yıldızlar veya diğer cinler ve insanlar tarafından öldürülebilirler.

Cinlerin ölümü iki ana şekilde gerçekleşir:

  1. Mutlak Ölüm: Cinlerin mutlak manadaki ölümleri, Kıyamet / Yeniden Diriliş ile meydana gelecektir.
  2. Basit Ölüm (Perisperiden Soyunma): Cinlerin basit ölümleri, kendileri için belirlenmiş olan sürenin sonunda perisperilerinden / hayvani ruhlarından soyunmaları tarzında olmaktadır.
  3. Kolektif Ölüm ve Akıbet: Kaynaklar, Cinlerin ümmetler halinde geçip gittiklerini, yani öldüklerini ifade etmektedir. Müslüman Cinler'in, tıpkı insanlar gibi, amelleri teraziye vurulmuş olarak mükâfatlarını veya cezalarını buldukları ve onlarda mahşeri beklemenin olmadığı kaydedilmiştir.

II. Cinlerin Defin / Gömülme İşlemleri Hakkında Hususlar

Kaynaklarda, Cinlerin kendi ölülerini, insanların cenaze ritüellerine benzer şekilde nasıl gömdüklerine dair detaylı bir bilgiye rastlanmamaktadır. Ancak Cinlerin de insanlar gibi, bir yargılama ve hesaba çekilme sonrası kendi akıbetlerine doğru yönlendirildikleri anlaşılmaktadır.

Cinlerin ölüleri ile ilgili dolaylı bilgiler, Cinlerin insan ölülerinin akıbetine olan ilgisine paralel olarak sunulmuştur:

  • Ruhani Varlıklara Ait Nüshaların Gizlenmesi: Cinlerden alınan mühür veya özel yazıtlar (hat), fasık /ahlaksız kişiler, cünüp /boy abdesti alması gereken kimseler ve hayızlı kadınlar tarafından görülmemesi için gizlenmelidir. Bu durum, Cinler âleminde bazı varlıkların ve eşyaların manevi temizliğe dayalı hassasiyetini göstermektedir.
  • İblis’in Teyzesi ile Gömülme Ritüeli: Şerli (şer) amellerde çağrılıp kullanılan İblis’in teyzesi olan bir cinnî ile ilgili bir uygulamada, onu çağıran kimsenin "Amcan hasta, onu bir kefene koy ve o hain tarafından öldürülmeyeceğimize dair yazdıktan sonra serin ve kuru bir yere dağıt" şeklinde yemin etmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu ifade, Cin taifesinin ölülerine yönelik ritüelistik bir işlemden dolaylı olarak bahsetmektedir.

III. Cinlerin Mezarlıklarının Konumu

Cinlerin yoğunlaştığı ve barındığı mekânlar arasında kabristanlar / mezarlıklar (makâbiri) sıklıkla zikredilmektedir, bu da mezarlıkların Cinlerin önemli bir yerleşim ve faaliyet alanı olduğunu göstermektedir.

  1. Yerleşim Alanı Olarak Kabristanlar: Cinler, genellikle ıssız yerlerde, harabelerde, pislik /necaset yerlerinde, mezbeleliklerde ve kabristanlarda (makâbiri) bulunmayı tercih ederler.
  2. Devamlılık ve Sınır Çizme: Bazı durumlarda evlerin mezarlık üzerinde inşa edilmesi halinde, Cinlerin o evi terk etmediği, zira mezarlıkların Cinlerle dolu olduğu ve oradan ayrılmadıkları bilgisi mevcuttur.
  3. Davet Yeri: Cinlerin davet edildiği mekanlar arasında, ruhaniyetin çağrıldığı azimete / duaya dahil edilen yerler arasında mezarlıklar (makâbiri) da listelenmiştir.

Dolayısıyla, Cinlerin toplu halde yaşadıkları ve bulundukları yerler arasında, insanlar tarafından defin amaçlı kullanılan bu alanların, Cin uygarlığı için de merkezi yerleşim bölgeleri veya önemli toplanma noktaları olduğu anlaşılmaktadır.

Cinlerin Hangi İnsanlara "Âşık" Olması

Cinler / Ruhani Varlıklar'ın insanlar ile kurduğu duygusal ve fiziksel bağlar, havâss /özel ilimler literatüründe genellikle tasallut / musallat olma, cezb / çekim veya evlilik (nikâh) bağlamında ele alınmıştır. Cinlerin hangi insanlara "âşık" olduğu sorusu, esasen hangi insan gruplarının cinlerin manevi / ruhani veya cinsel amaçlı etki alanına girmeye daha yatkın olduğu üzerinden incelenmelidir; zira bu durum, cinlerin insanlardaki fiziki ve ruhsal zayıflıklardan faydalanma stratejileriyle yakından ilişkilidir.

I. Cinlerin Cinsel ve Duygusal Tesirine Açık Olan İnsan Grupları

Kaynaklar, cinlerin özel ilgi gösterdiği ve musallat olma eğiliminde olduğu kişi tiplerini ve yaşam evrelerini belirginleştirmektedir. Bu gruplar genellikle manevi veya fiziksel savunmasızlık durumundadır.

A. Fiziksel Güzellik ve Yeni Hayat Evresinde Olanlar

Cinlerin cinsel ve duygusal alanda hedef aldığı kişilerde fiziksel çekicilik ve önemli yaşam değişiklikleri öne çıkar:

  1. Güzel ve Yakışıklı Kişiler: Cinler, çok güzel kadın ve erkek suretlerine /görüntülerine girerek insanlarla zorla cinsel ilişkide bulunabilirler. Kimi güzel, yakışıklı insanlara cinlerin göz değdirdiği dahi olurmuş. Özellikle güzel, genç kızların, akşam hava kararmaya başladığında birtakım görüntülerin kendilerini tedirgin ettiğini ileri sürmeleri, bu güzellik / görkem / gösteriş yüzünden nazar değmesi olarak yorumlanmıştır.
  2. Yeni Evliler ve Ebeveynler: Gelinler ve güveyler, Cinlerin büyük bir tehlike içinde gördüğü insanlardır. Ayrıca yeni doğmuş çocuklar ve loğusa kadınlar (doğum sonrası dönemdeki kadınlar) da Cinlerin hücumuna daha fazla uğrarlar. Gelinlerin ve damatların Cinlerin hücumuna daha fazla maruz kalması, bir cihetten yeni bir hayata girmeleri, diğer cihetten ise cinsel münasebetin kirliliğin (kirliliğin) esrarlı sebebi gözüyle bakılmasından ileri gelmiş olabilir.

B. Ruhsal ve Fiziksel Zafiyet İçindeki Kişiler

Cinler, kişinin sağlıklı zihinsel / bilişsel kontrolünün azaldığı anlarda daha kolay tesir kurarlar:

  1. Asabi ve Duygusal Durumlar: Asabi huylu kadınlar, doğum ertesinde veya ateşli hastalıklar, kazalar sırasında beynin çeşitli yerlerindeki aşırı faaliyetlerle meşgûl olması sebebiyle (beyindeki dalgaların değişimiyle) cinlerle bağlantı kurmaya daha açıktır.
  2. Hastalık ve Rahatsızlıklar: Ani rahatsızlıklar, sara nöbetleri, felç (inmeli), romatizma ve sinir hastalıkları, hatta delilik (cinnet) nöbetleri Cinlerin sebep olduğu durumlar arasında sayılır. Ruhsal sıkıntı içinde olan kimseler de cin davetleri yoluyla bu sıkıntılardan kurtulabilir.
  3. Kötü Cinlerin Hedefi Olan Aşıklar: Sevgililerden birinin sık sık başı ağrıması, içinin bulanması veya gözlerinin kararması durumunda, işe kötü cinlerin karıştığı ve arayı bozmak için bu tür tedirginliklerin doğmasına yol açtığı sonucuna varılırmış. Kötü cinler, sevgilisinin sesini duyan kulaklara ve yüzünü gören gözlere çok kızarlarmış.

C. Şer / Kötülük ve Kan ile İlişkisi Olanlar

Bazı meslekler ve kötü niyetli uygulamalar, Cinlerin ilgisini çekmektedir:

  1. Kan Dökenler: Esmer kara tenliler, büyücüler, caniler ve kasaplar, Cinler tarafından sürekli yoklanırlar. Caniler ve kasaplar, döktükleri kan dolayısıyla cinleri çekerler, zira kan her şeyden çok cin getirir.
  2. Gizli İlimlere Uğraşanlar: Cinler, büyücülere (sihirbazlara) lâzım olan gizli sırları çalmak veya haber verme maksadıyla celbedilirler. Eğer bir kişi, cinleri emri altına almaya çalışırken manevi disiplinleri (riyazet) tam olarak yerine getirmezse, Cin onu rahatlıkla avlar ve hükmü altına alır; böylece kişi artık cinin emrine bağlı bir köle haline gelir.

II. Cinlerin Aşk ve Evlilik Amaçlı Teshir / Boyun Eğdirme Çabaları

Cinlerin insanlara olan ilgisi, onları kontrol altına alma ve kendilerine bağlama çabasının bir uzantısıdır. Cinler, açık bir şekilde kadınlar veya genç kızları kendilerine bağladıktan sonra onlarla evlenmekte ve cinsel münasebette bulunmaktadırlar.

A. Zorla İlişki ve Aldatmaca

Cinler, insanlarla ilişkiye girerken, temessül /maddi hale bürünme yeteneklerini kullanırlar. Kadın, cini bir cisim şeklinde görmekte ve aynen bir insan erkekle temasta bulunurmuş gibi hissetmektedir.

  • Süflî Cinlerin Amacı: Eğer kendisiyle ilişki kuran Cin, dinsiz (süflî) cinstense, o kadını yıkanmaktan (gusül) men edebilir. Bu durum, Cinlerin sadece cinsel değil, aynı zamanda teolojik / dinsel bir tahakküm kurma amacını da gösterir.
  • Aldatma: Cinler, insanları kandırmak amacıyla, çok güzel kadın ve erkek suretlerine girerek onlarla zorla cinsel ilişkide bulunup, bu ilişkilerin sonucunda Cinlerden çocukları olduğu yalanını yayabilirler.

B. Evliliğin Hukuki / Şer’î Boyutu (Hatırlatma)

(Önceki yazılarımızda) detaylıca ele alındığı üzere, İslâm uleması arasında cinlerle evliliğin meşruiyeti /caizliği büyük bir ihtilaf konusudur. Birçok âlim, eşlerin kendi cinslerinden (nefislerinden) olması gerektiğine dair ayetleri delil göstererek, cinlerle evlenmenin caiz olmadığını savunmuştur. Bu caiz olmama nedeni, eşlerin bir arada huzur içinde tatlı tatlı barınıp yaşama (eşlerin bir arada tatlı tatlı barınıp yaşamaları) meselesinin cinlerle insanlar arasında tasavvur edilememesidir.

Bu bağlamda, Cinlerin bir insana duyduğu "aşk," genellikle ruhani bir musallatın veya teshir /boyun eğdirme arzusunun bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

Cinlerin/Cânn'ların kullandığı lisan/dil hususu, metafizik/gizli ilimler literatüründe çeşitli boyutlarıyla ele alınmış olup, hem görünmez varlıkların tabiatıyla hem de onlarla kurulan temasın mahiyetiyle ilişkilidir. Eldeki kaynaklar, Cinlerin iletişim kurarken kullandıkları yöntemlere ve lisanlara dair farklı bilgiler sunmaktadır.

Cinlerle İletişimde Kullanılan ve Algılanan Lisanlar

Cinlerle temas kuran bireylerin gözlemleri ve bu varlıkların eylemleri üzerinden değerlendirildiğinde, iletişim dilleri iki ana kategoride incelenebilir: insan tarafından anlaşılabilen ve anlaşılamayan lisanlar.

1. İnsan Tarafından Anlaşılamayan Lisanlar

Bazı özel mistik/havasî deneyimlerde, Cinlerin veya ruhanî varlıkların kullandığı dilin insan idraki dışında olduğu belirtilmiştir. Bir anlatıda, beyaz bir adada karşılaşılan bir zatın, kişinin anlamadığı bir lisan/dil ile konuştuğu ve bu durumun harikulade /fevkalade bir hâl oluşturduğu kaydedilmiştir.

2. Süryanice ve Diğer Ruhani/Semavî Lisanlar

İslâmî ve ruhani/mânevi bilimler bağlamında, bazı dillerin özel bir kutsallığa ve öneme sahip olduğu ifade edilmektedir.

  • Süryanice ve Cennet Dili: Cennet ehlinin dilinin Süryanice olduğu belirtilmiştir. Bu bağlamda, Âdem'e (A.S.) öğretilen beyanın yedi yüz dil ile konuşmak olduğu, bu dillerin en üstünün Kur’an dili olduğu, ancak Süryanice'nin Cennet'te konuşulan dil olduğu ve Hintçe'nin Süryanice'den türeyen ve ona en yakın dil olduğu ifade edilmiştir.
  • Gizli Bilgilerin Anahtarı: Süryanice'yi ve bu dildeki harflerin esrarını/gizli bilgilerini (sırlarını) bilen kişinin, Kur'an'ın bâtınını/içsel anlamını bilmeye yardım göreceği, aynı zamanda ruhlar âleminde, yeryüzünde, ahirette, göklerde ve Arş'ta olanları bilmeye yardım göreceği öne sürülmüştür. Bu tür bilgilere ulaşmanın ancak keşif /ruhsal idrak/ yoluyla mümkün olduğu ifade edilmektedir. Ayrıca, Şeyh Abdülaziz Debbağ Hazretleri'nin, yeryüzünde çok az kişi tarafından bilindiğini söylediği Süryanice üç kelimeden (Siner, Siz'û, Mâzej) bahsettiği kaynaklarda yer almaktadır.

3. Cinlerin İnsan Dilini Kullanması ve Çarpma Durumları

Cinlerin, insanlarla iletişim kurmak veya onlara musallat olmak amacıyla, kurbanın/muhatabın dilini kullandığı veya ona etki ettiği de sıkça karşılaşılan bir durumdur:

  • Hastanın Dilinden Konuşma: Cin, hastanın vücuduna girdiğinde/hapsolduğunda, bağırmaya, sızlanmaya başlar ve hastanın dilinden konuşur. Cinciye başvuran kimsenin konuşmasının "anlaşılmaz, karışık" olduğu, bunun cinlerle söyleşildiğine işaret ettiği ve cinin erkek veya dişi oluşuna göre özel sağaltma/tedavi yöntemleri uygulandığı belirtilmiştir.
  • Bilinmeyen Lisanlarla Konuşma: Cinlerin etkisi altındaki kişilerin, hiç bilmedikleri lisanlarda/dillerde bile konuştuğu gözlemlenmiştir.
  • Konuşmama ve Konuşturma: Bir cinni'nin hastaya görünüp konuşmaması durumunda, Yâsin-i Şerif veya azimetin tekrar okunarak konuşturulmaya çalışıldığı belirtilmiştir. Cinni konuşturulduktan sonra adı, musallat olma sebebi ve çaresi sorulur. Aynı zamanda Cinni'ye sorular sorulurken (adı, hangi dinden olduğu, niçin girdiği vb.) hastanın dilinden konuşması beklenir. Cinni'yi konuşturmak için okunan özel dualar/azimeler de mevcuttur.

4. Fikir Yoluyla /Telepatik/ İletişim

Modern dönemdeki cin-insan etkileşimleri veya (önceki yazılarımızda) değinilen Cinlerin uzaylı/yabancı varlık kılığında insanları aldatma yöntemleri bağlamında, fikir yoluyla /telepati/ iletişimin kullanıldığına dair örnekler bulunmaktadır. Medyum vasıtasıyla gelen varlıklarla "fikir yoluyla" konuşulduğu ifade edilmiştir. Bu tür varlıklar, kâh Cin kâh Şeytan olduklarını açıklayıp, sonra iyi varlıklar oldukları masalıyla insanları kandırmaya çalışırken, sürekli olarak çelişkili ifadeler kullanırlar. Bu, Cinlerin yapısal bir özelliği olarak (akıl yönünden sınırlı olmaları sebebiyle) mantıksal bir bütünlük sergileyememelerinden kaynaklanmaktadır.

Ek İletişim Şekilleri

Cinlerin iletişim yöntemleri sadece lisanla sınırlı kalmayıp, çeşitli görünümler ve sesler aracılığıyla da gerçekleşmektedir:

  • Sesli İletişim: Cinler, gözle görülemez olsalar bile, varlıklarını sesleri işitilebilir kılarak veya garip, uğursuz hâdiselerle belli ederler. Muhasama/tartışma esnasında Cinlerin konuştuğu duyulmuş, ancak kendileri görünmemiştir.
  • Edebi İletişim: Cinlerin, bazı durumlarda insan şekline girerek insanlarla konuşup onlara öğütler verdiği, hikmetli sözler ve şiirler söylediği de nakledilmiştir.

Sonuç olarak, Cinlerin iletişim kurduğu dilin, bazı özel mistik bağlamlarda Süryanice gibi kadim/eski ve ruhani bir lisan olduğu; ancak insanlarla günlük etkileşimde ise genellikle musallat oldukları kişinin dilini kullandıkları veya o kişinin bilmediği dilleri konuşturdukları, hatta çağdaş/modern terminolojide "telepati" veya "fikir yoluyla" iletişim kurdukları anlaşılmaktadır.

Hz. Süleyman'a (Aleyhisellâm) Lütfedilen Hârikulâde/Olağanüstü Yetenekler

Bu mesele, Hz. Süleyman'a (A.S.) lütfedilen hârikulâde/olağanüstü yetenekler ve Cin taifesinin fiziksel âlemdeki tasarruf gücü arasındaki teolojik/ilmî gerilimi incelemeyi gerektirmektedir. Sizin (önceki yazılarımızda) bahsedilen "cansız eşyaları hareket ettiremez" şeklindeki genel gözleminiz ile Hz. Süleyman'ın emrindeki Cinlerin/Şeytanların fiilî icraatları arasındaki bu görünürdeki çelişki, Cinlerin tâbi kılınma/boyun eğme durumunun münhasıran/özel bir mucize/mucizevî/olağanüstü hâl olduğu teziyle açıklığa kavuşturulabilir.

I. Hz. Süleyman'a Özgü/Münhasır Kılınan Teshir/Boyun Eğdirme Durumu

Kutsal metinler ve bu ilimlere dair kaynaklar, Cinlerin Hz. Süleyman'ın saltanatında, Cenab-ı Hakk’ın buyruğuyla/izniyle ağır işlerde çalıştırıldığını ve bu durumun Süleyman'a mahsus bir imtiyaz/ayrıcalık olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

A. Zorla Çalıştırılan Cinler ve Yapılan İşler

Cinler ve şeytanlar, Allah'ın emriyle Hz. Süleyman'ın hizmetine verilmiştir. Bu varlıklar, bina kurup dalgıçlık yapan şeytanları kapsıyordu.

  1. İnşaat ve Maden İşleri: Süleyman (A.S.) için mimarlık ve ustalık gerektiren işler yaparlar; denizlerin dibindeki hazineleri çıkarırlardı. Şeytanlar, demir halkalarla bağlı diğer Cinlerle birlikte, bina kurma ve dalgıçlık yapma gibi görevler üstlenmişlerdi.
  2. Zorunlu İtaat: Cinlerin bu hizmetleri, kendi istekleriyle değil, Allah'ın buyruğuyla ve zorla gerçekleşmiştir. Onlar zorla Hz. Süleyman'ın emrine verilmişlerdi. Bu itaatsizlik edenlerin alevli bir ateşle cezalandırılacağı bildirilmiştir, bu da Cinlerin emirden çıkma imkânlarının olmadığını gösterir. Bu bağlamda, Cinlerin hareketli ve madde kaydında olmamaları sebebiyle Süleyman'ın emri altında denizlerdeki adalarda ikamet edenler de dahil olmak üzere, kabile üstüne kabile, çok çeşitli askerler ve prenslerin prensleri vardı.

Dolayısıyla, Cinlerin cansız eşyayı hareket ettirebilme yeteneği, onların kendi doğal/fıtrî kudretlerinin bir tezahürü olmaktan ziyade, Allah'ın Hz. Süleyman'a bahşettiği mucizevî/olağanüstü bir teshir/subjektivite yetkisinin neticesidir. Bu, rüzgârın emre verilmesi (Sebe' 34/12) gibi, sadece Hz. Süleyman'a ait olan bir lütuftur.

II. Cin Kudretinin Sınırlarının Tespiti: Belkıs'ın Tahtı Hadisesi

Cinlerin madde üzerindeki kudretinin dahi nihayetsiz/sınırsız olmadığı, Sebe Melikesi Belkıs'ın tahtının getirilmesi hadisesiyle açıkça ortaya konulmuştur. Bu olay, Cin kudreti ile ruhanî/kitabî ilim kudretini kıyaslama imkânı sunar:

  1. İfrit'in Hızı (Yüksek Fiziksel Kudret): Cinlerden bir İfrît, tahtı Hz. Süleyman makamından kalkmadan önce getirebileceğini iddia etmiştir. Bu, Cinlerin yüksek bir hıza/sürate sahip olduğunu göstermektedir.
  2. İlim Sahibi Zatın Hızı (Ruhanî Kudretin Üstünlüğü): Ancak, "yanında Kitab'dan bir ilim bulunan kimse" (Âsaf İbn-i Berhiyâ olduğu rivayet edilen zat), tahtı Süleyman (A.S.) gözünü açıp kapamadan (tarfetü'l-ayn/anlık) getireceğini ileri sürmüş ve bunu başarmıştır.

Bu kıyaslama, İfrit'in yüksek fiziksel hızına/süratine rağmen, Kitap'tan bir ilme sahip olan zatın manevî/ruhanî gücünün Cin ifritinden daha süratli/hızlı hareket edebildiğini, dolayısıyla Cinlerin sürat/fiziksel güç açısından dahi üstün bir mertebede bulunmadığını kanıtlar. Cin ifriti, bu durum karşısında sürat/hız açısından 'demode olmuş bir konuma' düşmüştür.

Bu hadise, Cinlerin maddeye hükmetme gücünün, ilahî/ruhanî ve kitaba dayalı bilgi karşısında sınırlı ve ikincil kaldığını göstermektedir. Cinler cansız eşyayı hareket ettirebilirler, ancak bu hareket ya özel bir mucizevî teshir (Hz. Süleyman örneği) ile ya da sınırlı bir hız/kudret ile gerçekleşir; mutlak kudret veya hız, onlara ait değildir.

III. Cinlerin Genel Mahiyetinde Cansız Eşya Üzerinde Tasarruf Sınırlaması

Hz. Süleyman dışındaki vakalarda, Cinlerin maddi âlemle olan ilişkisi genellikle dolaylı veya sınırlı kalmaktadır.

  • Şekil Değiştirme ve Görünme: Cinler pek sık olarak yılan, kedi, köpek, deve gibi hayvan şekillerine girebilirler. Ancak bu, onların şekil değiştirme kabiliyetidir.
  • Gaybı Bilmeme ve Fiziksel Sınırlamalar: Cinlerin gaybı/görünmeyeni bilmedikleri, Hz. Süleyman'ın ölümünün uzun bir süre kendilerinden gizlenmesiyle kanıtlanmıştır. Bu, onların bilgisel ve dolayısıyla fiziksel müdahale yeteneklerinin de sınırlı olduğunu ima eder.
  • İnsanların Hukuk Sistemi ve İmtihanı: Bazı otoriteler, Cinlerin canları istediği zaman şekil değiştirmelerinin veya eşyanın yerini değiştirmelerinin "Sünnetullâh"/İlahî Kanun'a aykırı olduğunu, zira böyle bir şeye müsaade edilseydi, insanoğlunun tâbi olduğu hukuk sisteminin/düzeninin altüst olacağını ve dînî/hukukî karmaşaya yol açacağını savunur.

Netice olarak, Hz. Süleyman'ın emrindeki Cinlerin cansız eşyayı hareket ettirmesi, Allah'ın zorla emrine verdiği ifritler ve şeytanlar vasıtasıyla gerçekleşen tekil ve istisnai/olağanüstü bir mucize kapsamında değerlendirilmelidir. Bu durum, genel olarak Cinlerin fiziksel madde üzerinde mutlak bir tasarruf yetkisine sahip olduğu anlamına gelmez ve bu icraatları dahi, Kitap'tan ilim sahibi bir zâtın kudretiyle karşılaştırıldığında ikinci planda kalmıştır.

Cin Kralı Fîgituş/Figitush

Gizli ilimler /havâss/ literatüründe ve Hz. Süleyman (A.S.) dönemi ruhânî/mânevî tarihi bağlamında oldukça önemli bir figür olarak zikredilmektedir. Kendisi, Cin taifesinin ileri gelenlerinden ve liderlerinden biri olup, aynı zamanda kavminin hekimi / doktoru idi.

Fîgituş’un Kimliği ve Hz. Süleyman ile İlişkisi

Fîgituş, kaynaklarda "Cin Kralı" ve "Şeytan" olarak tanımlanmakta, ancak Hz. Süleyman’a itaat eden ilk Cin ve Şeytanlardan biri olduğu belirtilmektedir. Hz. Süleyman, Cinlere ve Şeytanlara kendi işlerini sorduğunda ve onlardan hiçbir şeyi gizleyemedikleri görüldüğünde, Fîgituş gelip Süleyman’a itaat etmiştir.

Fîgituş’un bu özel konumu, onun sadece bir lider olmasından değil, aynı zamanda Cin topluluklarının sırlarını açığa vuran kişi olmasından kaynaklanmaktadır. O, Cin kavimlerinin işlerden sakladıkları şeyleri ve fitnelerden /kaos ve kargaşa sebeplerinden/ nelerin kaynaklandığını Hz. Süleyman’a açıklamıştır.

Cinlerin Yolsuzlukları / Malfîsans ve Tedavi Yöntemleri

Fîgituş, Hz. Süleyman’a, çeşitli Cin ve Şeytanların insanlara nasıl musallat olduğunu, nerede ikamet ettiklerini ve bu durumların nasıl tedavi edileceğine dair detaylı bilgiler sunmuştur. Bu bilgiler, Cinlerin insanlara yönelik olumsuz eylemlerinin /yolsuzluklarının/ inceliklerini göstermektedir:

1. Harabe ve Kayalıklarda İkamet Eden Cin/Şeytan

  • Suret ve İkametgâh: Bu varlık, bir kuş şeklinde, iki katır bacağı ve ayaklarına kadar salıverilmiş saçları olan bir görünümle tasvir edilmiştir. İkametgâhı ise harabe ve kayalık yerlerdir.
  • Yolsuzluğu / Etkisi: Bir kişiyi ele geçirdiğinde onu bitkin düşürür /mat olur/, yanıltır ve tehlikeye atacak başka yollara saptırır.
  • Tedavisi: Bu durumun ilacı /çaresi/, erkek keçinin toynakları ve dışkısı (erkek keçinin toynakları ve onun dışkısıyla) ile tütsü yapmaktır.

2. Denizlerin Derinliklerinde İkamet Eden Cin/Şeytan

  • İkametgâh: Denizlerin derinliklerinde ikamet eder.
  • Yolsuzluğu / Etkisi: Bir kişiyi ele geçirdiğinde zihnini alt eder, kalp çarpıntısı verir. Kişiyi titremeler, ateşler, hastalık ve ağrılarla karşılar ve fısıltı gibi taramalar (fısıltı gibi taramalarla) ile onu etkiler.
  • Tedavisi: Tedavi, ejderha kanı, buhur ve uzun ravent (uzun ravent) kullanılarak yapılmalıdır. Bunlar ezilip dövülmeli ve geri kalanı damıtılmalıdır.

3. Su Üzerinde İkamet Eden Cin/Şeytan

  • İkametgâh: Su üzerinde ikamet eder.
  • Yolsuzluğu / Etkisi: Bu varlık, kişiyi kendisinin göremeyeceği bir yerden alır ve uykusunda yanına iner, sonra onu bırakır. Kişi uyandığında kendisinden hiçbir güç gelmeden yaşamaya devam eder. Boynunu geriye doğru büker ve tekrar rüyalarına alır.
  • Tedavisi: İlacı, yılan otu ve bir kapari dalıdır. Tedavi süresince ruhu olan her şeyi yemekten kaçınılmalıdır. İyileşene kadar ölüye storaks merhemi sürülmelidir.

Bu detaylar, Fîgituş'un Cinlerin yapısı, hiyerarşisi ve operasyonel /işlevsel/ yöntemleri hakkında ne denli derin bir bilgiye sahip olduğunu ve bu bilgileri Hz. Süleyman’a sunarak Cin taifesi içindeki kilit rolünü ortaya koymaktadır. Onun bu ifşaatları, Cinler âleminin /ruhani âlemin/ karmaşık yapısını ve insanlarla olan etkileşimlerini anlamak açısından kaynaklarda yer alan önemli bir malûmattır.

Sebabseb Melikleri

"Sebabseb Melikleri" / Sebep-Sebeb Melikleri terimine ilişkin doğrudan bir isimlendirme mevcut kaynaklarda sarih /açık/ bir şekilde geçmemekle birlikte, Cin / Cânn âleminin hiyerarşik/katmanlı yapısı ve bu varlıkların yönetici/kraliyet kademelerine dair geniş malûmat/bilgi mevcuttur. Bahsi geçen unvan, muhtemelen Cinlerin veya onlarla birlikte çalışan ruhânîlerin/mâneviyatın sebeplere/nedenlere bağlı olan tasarruf/etki gücüne veya "Yedi Kral" anlamına gelen Mülûku Seb'a'ya bir işaret olabilir.

Aşağıda, kaynaklarda teyit edilen Cinler âlemindeki yönetici kademelere, krallara ve önemli lider figürlere dair bilgiler doktora/inceleme tarzında sunulmaktadır.

I. Cinler Âleminin Hiyerarşik Yapısı

Cinler âlemi, insan toplumlarına benzer şekilde bir idarî/yönetsel ve askeri/harpçi düzene sahiptir ve bu düzen içinde Cin ulusları, padişahlar ve görevliler bulunur.

  1. Yönetici Kademe: Cinlerin padişahları / kralları, vezirleri / bakanları, kadıları / yargıçları, beylerbeyleri, vaizleri, hatipleri, hesap yapıcıları, müderrisleri / öğretim üyeleri, öğretmenleri ve casusları olduğu belirtilmektedir.
  2. Yüksek İhtiyaçlar İçin Çağrı: Cincilik / ruhaniyet ilmi ile uğraşanlar, Cinleri davet edip yanlarında hazır ettikten sonra, müvekkil / görevli meleği davet ederler. Bu müvekkel melekten, vezirden, kadıdan, vaizden veya müderristen bir Cin ulusunu talep etmek mümkündür.
  3. Huddamlar / Hizmetkârlar: Cinlerin davetlerinde huddam / hizmetkârlar çağrılır. Mesela "Halhalatül Heva Kaseminin" huddamları Cumartesi gecesi yedi kişi olarak, Acemilere/İranlılara benzer şekilde gelir.

II. Ruhânî Tasarruf ve Cin Kraliyet Figürleri

Ruhânî ilimler /havâss/ bağlamında, belirli davet/çağrı ve tılsım/vefk uygulamalarıyla temasa geçilen veya kudretlerinden bahsedilen Cin kralları ve ifritler/azgınlar mevcuttur.

1. Yedi Kral (Mülûku Seb'a) ve Hadimleri / Hizmetkârları

Yedi krallar, genellikle yedi gezegene ve haftanın günlerine atfedilen ruhânî liderlerdir. Onlar, önemli görevlerde ve davetlerde aktif rol üstlenirler:

  • Define İşlemleri: Define / gizli hazine yeri öğrenmek istenirse, Mülûku Seb'a / Yedi Krallar vekil/temsilci edilir.
  • Davet Şekli: Cin daveti/çağrısı yapılırken, bakacak olan kişinin avucuna Celcelütiyye vefki yazılır ve hadimler /hizmetkârlar/ tek tek aynaya gelir. Mulûku Seb'a gelinceye kadar okumaya devam edilir.
  • Görev Taksimi: Davet esnasında şer / kötü bir iş (zalimi cezalandırmak gibi) yapılmak isteniyorsa Abdunnar isimli hadim/hizmetkâr vekil edilir; hayır işi yapılmak isteniyorsa Nebdûn isimli hadim vekil edilir.
  • Önemli Müvekkil Melekler ve Cinler: Yüksek seviyeli bazı azimetler/dualar, Cinler üzerinde hükmü olan melekleri ve Cinlerin liderlerini zikreder. Örneğin;
    • Derdeyail (Kral Derdeyail): Tayyıl ard / havada uçmak, suda yürümek, yiyeceklerin ve dinarların celbi / çekilmesi konularında hizmet etmesi istenebilir. Davet edene bir taş verir ve o taş ateşe yaklaştırıldığında hazır olur.
    • Melik Bercil (Seyyid Bercil): Veşşemsi Veduhaha davetinin müvekkili / görevlisidir. Rakamsal ilmi, kapalı/gizli olan şeyleri açma, acayip/şaşırtıcı ve garip/olağanüstü şeyleri ortaya çıkarma ve Hz. Süleyman (A.S.) makamındaki latif/ince ilimleri bilir.
    • Kâhyel (Kahyel): Altın bir yüzük takan bir zatın hizmetçisinin adı idi. Her farz namazdan sonra günde iki kez zikredilirdi ve Kahyel meleği yanına gelirdi.

2. Azgın Cinler (İfritler) ve Liderleri

Cin taifesinin azgın ve şerli/kötü işlere meyilli olanları da liderler ve özel isimlerle anılır:

  • Büyük İfrit: Güçlü bir tılsım/davet esnasında kendisine "eyyühel ifrîtül kebîr" /ey büyük ifrit/ diye hitap edilir. Bu tür ifritler, Cinleri yakmada büyük bir sırra sahip olan ayın son dört gününde, Ay İkizler burcunda iken çağrılabilir.
  • Demir Sesi Çıkaranlar: Bunlar Cinlerin ifritlerinden olup, en azgınlarındandır. Bu sesin duyulduğu mekandan hemen uzaklaşmak gerekir.
  • İblis ve Oğlu Saruğ: Cinlerin şeytanları, İblis çocuklarıdır. "El-Merede" şeytanların en azgınları ve İblis'in yardımcılarıdır. Şeytan diye bilinen işlerin tamamı gerçekte Cinlere aittir, zira şeytaniyet, Cinlerin bir vasfıdır ve Cinlerin dışında ayrıca şeytan diye bir varlık yoktur. İblis'in oğlu Saruğ (Saruğu) çağrılarak şer/kötü amellerde kullanılabilir.
  • Cin Meliklerinin Kızları: Yer haşereleri gibi görünen maniler/engeller çıkaran cinniler, Cin Krallarının kızlarındandır.

3. Kral Cevâş

Kral Cevâş, özel olarak kulak davetinde/çağrısında kullanılan bir figürdür. Bu davet esnasında yedi gün riyazatlı / perhizli olarak, her gün sabah ve akşam bin (1000) defa özel isimler zikredilir. Amaç, insanların düşüncelerini öğrenmek, yani "damâirin nâsi fî üzünî" /insanların düşüncelerini kulağına göstermesi/ ve bütün insanların haberlerini getirmesidir.

Melik Bercil

Seyyid Bercil/Melik Bercil, bilhassa havas/gizli ilimler literatüründe, belirli Kur'anî/İlahî davetlerin müvekkili/görevli ruhani varlığı olarak temayüz/öne çıkmış bir figürdür. Kaynaklarda, onun bilgi alanlarına (ilimlerine) dair kesin ve kapsamlı ayrıntılar sunulmaktadır.

Melik Bercil, Veşşemsi Veduhaha (Şems/Güneş sûresi) davetinin müvekkili /görevli ruhani varlığı/ olarak zikredilmekte olup, kendisiyle arkadaşlık ve hürmet eden kişilerin nurani/aydınlık ve latif/ince ilimlere nail olabileceği belirtilmiştir.

Aşağıda, Seyyid Bercil’in vâkıf/hâkim olduğu ilimler/bilgiler listelenmektedir:

Melik Bercil'in Vâkıf Olduğu İlim Alanları

Seyyid Bercil, kürsinin/tahtın yanındaki yüksek seviyeli bilgileri bilmektedir. Bu ilimler üç temel başlık altında toplanabilir:

  1. Rakam İlmi / Sayı Bilimi (Kürsi Yanındaki İlim): Seyyid Bercil’in bildiği temel ilimlerden biri, kürsinin yanındaki rakam/sayı ilmidir. Bu ilim, genellikle manevi/ruhani bilimlerdeki ebced/huruf/harf hesaplamaları ve vefk/tılsım düzenlemeleri gibi matematiksel/sayısal sırları kapsar.
  2. Gizli ve Kapalı Olan Şeyleri Açma Bilgisi: Kendisine her şeyin itaat ettiği bir yetkiye sahip olan Seyyid Bercil, kapalı/gizli olan şeyleri açma kudretini bilmektedir. Bu, görünmez/gayb âlemindeki sırların veya fiziki/maddi âlemdeki kilitli, ulaşılamaz bilgilerin açığa çıkarılması anlamına gelir.
  3. Acaib/Şaşırtıcı ve Garâib/Olağanüstü Olayları Ortaya Çıkarma: Melik Bercil, acaib/şaşırtıcı ve garip/olağanüstü olayları ortaya çıkarma bilgisine sahiptir. Bu, doğa/tabiatüstü olayların nasıl vuku bulduğunu ve bunların mahiyetini anlamayı içerir.
  4. Hz. Süleyman (A.S.) Makamındaki Latif/İnce İlimler: O, aynı zamanda Davud oğlu Hz. Süleyman'ın (A.S.) makamındaki latif/ince ilimleri de bilmektedir. Bu, peygamberlere mahsus kılınan ve Cinler âlemi üzerinde tasarruf/hükmetme yetkisiyle ilişkilendirilen özel ve hassas/latif bilgileri ifade eder.

Melik Bercil İle İlişkinin Faydası

Melik Bercil ile arkadaşlık ve hürmet eden bir kişinin, bu nurani/aydınlık ve latif/ince ilimleri, kürsi /taht/ ile beraber bisattakini/seccadedekini/hükmetme alanındakini/ elde edebileceği belirtilmiştir. Bu durum, kendisinin yalnızca bir bilgi kaynağı değil, aynı zamanda bu bilgilerin ruhani/manevi otorite ve tasarruf /yönetim/ alanlarına aktarılmasını sağlayan bir aracı olduğunu göstermektedir.

Seyyid Bercil/Melik Bercil, bilhassa havas/gizli ilimler literatüründe, belirli Kur'anî/İlahî davetlerin müvekkili/görevli ruhani varlığı olarak temayüz/öne çıkmış bir figürdür. Kaynaklarda, onun bilgi alanlarına (ilimlerine) dair kesin ve kapsamlı ayrıntılar sunulmaktadır.

Melik Bercil, Veşşemsi Veduhaha (Şems/Güneş sûresi) davetinin müvekkili /görevli ruhani varlığı/ olarak zikredilmekte olup, kendisiyle arkadaşlık ve hürmet eden kişilerin nurani/aydınlık ve latif/ince ilimlere nail olabileceği belirtilmiştir.

Aşağıda, Seyyid Bercil’in vâkıf/hâkim olduğu ilimler/bilgiler listelenmektedir:

Melik Bercil'in Vâkıf Olduğu İlim Alanları

Seyyid Bercil, kürsinin/tahtın yanındaki yüksek seviyeli bilgileri bilmektedir. Bu ilimler üç temel başlık altında toplanabilir:

  1. Rakam İlmi / Sayı Bilimi (Kürsi Yanındaki İlim): Seyyid Bercil’in bildiği temel ilimlerden biri, kürsinin yanındaki rakam/sayı ilmidir. Bu ilim, genellikle manevi/ruhani bilimlerdeki ebced/huruf/harf hesaplamaları ve vefk/tılsım düzenlemeleri gibi matematiksel/sayısal sırları kapsar.
  2. Gizli ve Kapalı Olan Şeyleri Açma Bilgisi: Kendisine her şeyin itaat ettiği bir yetkiye sahip olan Seyyid Bercil, kapalı/gizli olan şeyleri açma kudretini bilmektedir. Bu, görünmez/gayb âlemindeki sırların veya fiziki/maddi âlemdeki kilitli, ulaşılamaz bilgilerin açığa çıkarılması anlamına gelir.
  3. Acaib/Şaşırtıcı ve Garâib/Olağanüstü Olayları Ortaya Çıkarma: Melik Bercil, acaib/şaşırtıcı ve garip/olağanüstü olayları ortaya çıkarma bilgisine sahiptir. Bu, doğa/tabiatüstü olayların nasıl vuku bulduğunu ve bunların mahiyetini anlamayı içerir.
  4. Hz. Süleyman (A.S.) Makamındaki Latif/İnce İlimler: O, aynı zamanda Davud oğlu Hz. Süleyman'ın (A.S.) makamındaki latif/ince ilimleri de bilmektedir. Bu, peygamberlere mahsus kılınan ve Cinler âlemi üzerinde tasarruf/hükmetme yetkisiyle ilişkilendirilen özel ve hassas/latif bilgileri ifade eder.

Melik Bercil İle İlişkinin Faydası

Melik Bercil ile arkadaşlık ve hürmet eden bir kişinin, bu nurani/aydınlık ve latif/ince ilimleri, kürsi /taht/ ile beraber bisattakini/seccadedekini/hükmetme alanındakini/ elde edebileceği belirtilmiştir. Bu durum, kendisinin yalnızca bir bilgi kaynağı değil, aynı zamanda bu bilgilerin ruhani/manevi otorite ve tasarruf /yönetim/ alanlarına aktarılmasını sağlayan bir aracı olduğunu göstermektedir.

Metafizik/Fizikötesi /Metaphysical/ Uygulamaların İcraatında Lüzum Görülen Kudretin Menşei

Sorunuz, metafizik/fizikötesi /metaphysical/ uygulamaların icraatında lüzum görülen kudretin menşeini /kaynağını/ sorgulamaktadır. Havâs/gizli ilimler geleneğinde, bir eylemin neticesinin Cinler/Cânn'lar gibi haricî/dışsal varlıklara ve onların kudretine mi, yoksa doğrudan insanın kendi dâhilî /içsel/ iradesi, bilinci ve manevî gelişimi gibi kaynaklara mı dayandırılması gerektiği hususu, etik/ahlakî ve operasyonel /işlevsel/ açıdan kritik bir öneme sahiptir. Kaynaklarımızın tetkiki /incelenmesi/, insanın kendi içsel/dâhilî gücünü kullanmasının, Cinlere dayanmaktan ziyade, hem daha sahih/doğru hem de daha selametli/güvenilir bir yol olduğunu ortaya koymaktadır.

I. Cinlerin Kullanımındaki Riskler ve Etik /Ahlaki/ Çelişkiler (Haricî Kudret)

Cinlerin, büyünün/sihrin veya ruhani /spiritual/ taleplerin yerine getirilmesi amacıyla istihdam /hizmette kullanılma/ edilmesi yaygın olmakla birlikte, bu yöntemin beraberinde büyük manevî/ruhani ve pratik riskler getirdiği açıkça ifade edilmektedir.

A. Cinlerin Güvensizliği ve Aldatmacası

Cinlerle iletişim kurduğunu iddia eden kimselerin büyük çoğunluğunun bu faaliyetlerini Cinler aracılığıyla yaptığı iddia edilmektedir. Ancak bu varlıkların güvenilirliği son derece düşüktür:

  1. Hile ve Yalancılık: Cinler, kâhinlere /falcılara/ gizlice bilgi ulaştırır, ancak buna yüzlerce yalan eklerler. Onların konuşmaları arasında doğru ile yanlışı ayırt etmek oldukça güçtür. Cin taifesinin genel olarak insanlardan daha câhil /bilgisiz/, yalancı, zâlim ve hain oldukları belirtilmiştir.
  2. Manevî/Ruhani ve Maddî Zarar: Cinleri teshir etmeye /boyun eğdirmeye/ çalışmak, şartlar tamamlanmadan yapılırsa, uygulayıcılara maddî ve manevî birçok zarar getirir. Cinlerin insanlara karşı gösterdikleri düşmanlık, onların vücuda girerek hastalık ve zayıflık gibi bedensel sorunlara sebep olması, hatta hamile kadınlara vurduklarında çocuğun düşmesine neden olması onların yarattığı somut tehlikelerdendir.
  3. İnanç İstismarı: Cinlerle iletişim kurma iddiası, gaybı/görünmeyeni bilme, üstün güce sahip olma ve Cinleri istihdam etme gibi İslam’ın tevhid /tek tanrıcılık/ tasavvuru ile taban tabana zıt olan hususların istismar edilmesine yol açmaktadır. Bazı sihirbazların, yıldızdan iniyormuş gibi görünen ve emrinde olduğunu söyleyen şeytanlar tarafından küfür bataklığına sürüklendiği de ifade edilmektedir.

B. Niyetin Bozulması ve Haksız Kullanım

Gizli ilimleri kullanarak gayrimeşru /yasal olmayan/ işler yapmak, yalan söylemek, kötülük ve intikam peşinde koşmak tavsiye edilmemektedir. Zira aksi halde, haksız işlerde istenilen kötülüğün kişinin kendi başına döneceği uyarısı mevcuttur. Metinler, bu tür kahriye /cezalandırma/ ve celbiye /çekme/ uygulamalarını kötüye kullananların bir gün duçar /uğrayacakları/ olacakları reaksiyondan /tepkiden/ dolayı kendilerini levm etmeleri /kınamaları/ gerektiğini vurgulamaktadır.

II. İnsanın Kendi İradesi ve Dâhilî Kudretinin Rolü (Dâhilî Kudret)

Sihir ve diğer ruhani uygulamalarda kalıcı ve esas olan güç, dışsal bir varlığın kudretinden ziyade, insanın kendi irade/will/, azim/determination/ ve niyet/intention/ gücüdür. Bu, uygulamaların etkinliğini ve ahlaki doğruluğunu belirleyen asıl faktördür.

A. İrade ve Eğitimin Merkeziyeti

İnsan, yakıcı ateşten, boğan sudan ve yürüyen hayvandan farklı olarak, fonksiyonlarını ve özelliklerini seçebilme gücüne sahiptir ve önüne çıkan yollardan birini kendi kararıyla seçmektedir. İnsan bu güçle kendini eğiterek ve ahlak ile güzelleştirerek yaratılışındaki eksiklikleri tamamlar.

  • Amelin Asıl Kaynağı: Bazı uygulamalarda tılsımların/vefklerin etkisi ender olarak isabet ettiğinde bile, vuku bulan tesirin/etkinin tılsımdan değil, yaptığınız işe sarf ettiğiniz hizmet ve iradenizin bir sonucu olduğuna inanmak gerektiği belirtilmiştir.
  • Ahlaki Gelişim: Ruhsal güçleri geliştirmekle ruhsal olgunluğa /ahlaki ve manevi yönden gelişmişliğe/ ulaşılmasının aynı şey olmadığına dair hatalı bir görüş olduğu, bu iki olgunun birbirinden çok farklı olduğu ifade edilmektedir. Psişik/ruhsal gelişimde atılan her adım için, ahlaki gelişimde iki adım atılması gerektiği temel prensip olarak önerilmiştir. Bu, gücün kendisinden ziyade, onu kullanan kişinin karakterinin önemini göstermektedir.
  • Niyetin Önemi: Cenab-ı Hakk'ın /Allah'ın/ şekillere ve suretlere bakmadığı, ancak niyetlere ve ihlâsa /samimiyete/ kıymet verdiği ifade edilmiştir. Amellerin niyetlere göre olduğu vurgulanmıştır.

B. Geliştirilebilir Dâhilî Yetenekler

İnsanlar, belirli çalışmalarla kendi içsel güçlerini /dâhilî kudretlerini/ ortaya çıkarıp ruhsal yönden daha etkin hale gelebilirler.

  • Durugörü/Clairvoyance/: Durugörü /clairvoyance/ medyomları, bu teknikle hem gelecekten hem de geçmiş yaşamlara dair çok önemli bilgilere ulaşabilmektedir. Bu, Cinler gibi haricî aracılara ihtiyaç duyulmadan, bilginin bizzat insan tarafından elde edilebildiğini göstermektedir.
  • Ruhun Faaliyeti: Görülen bazı varlıkların kişinin ruhunun fiili /eylemi/ olduğu, yani zâtın ruhunun bir fiili olduğu ileri sürülmüştür. Ruhun, zâtın bir şeyi iki gözü arasına getirip gönülden onu kendine çektiği bir halde, o sureti icad /yaratma/ etmede zâta yardımcı olduğu belirtilmiştir.

III. Sonuç: Ahlaki Yüksekliğin/Üstünlüğün Tercihi

Meseleyi, "doğruluk" /sahihlik/ çerçevesinde değerlendirdiğimizde, Cinlerin aldatmaya/aldatmaca /deception/ ve kötü amellere yönlendirmeye elverişli yapısı dikkate alındığında, onlara güvenmek yüksek risk taşımaktadır.

Buna karşılık, insanın kendi dâhilî /içsel/ gücünü ve iradesini/will/ kullanması, ahlakî /etik/ gereklilikler (dürüstlük, ihlâs/samimiyet, riyazet/perhiz) ve eğitim ile desteklendiğinde, daha güvenilir ve meşru bir yoldur.

Neticede, metafizik eylemlerde başarı, Cinlerin hileli bilgilerine bel bağlamaktan ziyade, kişinin kendi iradesiyle /will/ sarf ettiği hizmetin ve kâmil /olgun/ bir insan olmanın neticesinde elde edilir. Gizli ilimlerle uğraşanların, bu ilimleri gayrimeşru /yasal olmayan/ işler için alet etmemesi ve doğru/dürüst bir insan olması gerektiği şartı, haricî bir güce dayanmak yerine dâhilî /içsel/ mükemmeliyete /olgunluğa/ ulaşmanın önemini vurgulamaktadır.

Gizli İlimler / Okültizm Ve Sihir / Büyü Konuları Bağlamında Yahudilerin Bu Alandaki Faaliyetleri

Gizli ilimler / okültizm ve sihir / büyü konuları bağlamında Yahudilerin bu alandaki faaliyetlerine veya algılanan yetkinliklerine dair kaynaklarda çeşitli temalar tespit edilmektedir. Bu durum, tarihsel olarak Yahudi mistisizmi, dilsel unsurlar ve dini inançlarla ilişkilendirilen spesifik uygulamalar üzerinden ele alınabilir.

I. Dilsel ve Manevi / Ruhsal İsimlerin Kullanımı

Sihir / büyü pratiklerinde, belirli bir varlığın gerçek adının bilinmesinin o varlık üzerinde kontrol sağladığı temel bir inançtır. Bu bağlamda, şeytanın tüm isimlerinin eski İbranice (eski/kadim İbranice) olduğu ifade edilmektedir; bu isimlerin yalnızca sessiz harflerden oluşması sebebiyle, seslilerin tahmin edilmesi gerekmektedir. Sihirbazlar, şeytanın beş heceli adını bulabilmek için yere çizdikleri beş köşeli yıldızın ortasında her olasılığı denemektedirler.

Ayrıca, İbrani sayı harflerinin (İbrani sayı harfleri) kullanımının Hristiyanlık çağının başlangıcına kadar dahi din dışı / seküler kullanımlardan kaçınılmış olması ve hesaplamalar için yabancı sistemlere başvurulması ilginç bir durumdur. Bu durum, İbrani harflerine erken dönemde yüklenmiş olan kutsallık / kutsiyet (kutsallık özelliği) nedeniyle, bu dizgenin sadece dinsel alanda ilgili hesaplamalara ayrılma isteği üzerinde durulması gerektiğini göstermektedir. Bu tür mistik kullanıma ait bir örnekte, bazı ayet-i kerimelerin vefk / tılsım şeklinde yazılmasının yanı sıra, Yahudi tanrılarının isimleri (Yahudi tanrılarının isimleri) ile kim olduğu bilinmeyen bazı isimlerin de kullanıldığı bir ritüel mevcuttur.

II. Cinler / Jinn ve Gizli Bilgi İlişkisi

Kaynaklarda, Yahudilerin cinler / jinn (Cin) ve ruhani varlıklarla olan münasebetleri, sihrin / büyünün bir alt bileşeni olarak yer almaktadır. Örneğin, Filistin ve Suriye bölgelerindeki uygulamalarda, Yahudi etkisiyle (Yahudi etkisiyle) yeraltı cinleri (el-Arvah el-Ardıye) ve aşağı cinler (el-Arvah es-Sufliyyeh) şeklinde bir ayrım yapıldığı görülmektedir. Ayrıca, Yahudi kaynaklarında da, cinlerin "kulak hırsızlığı" (kulak hırsızlığı) meselesinin Kur'an'daki yaklaşıma paralel olarak bulunduğu belirtilmiştir. Bu kaynaklara göre, şeytanlar (şeytanlar) havada oturmakta ve gezegenlerin krallarından geleceğe dair haberler alabilmektedirler. Ancak bu bilginin tam gayb / bilinmeyen (gayb) olmadığı, perdenin arkasından dinlenerek elde edildiği de vurgulanmaktadır.

Öte yandan, bazı sihirbazlar / majisyenler, hastanın avucundaki çizgilere bakarak geçmiş ve gelecekle ilgili haberler vermekte, bu bilgilerin kaynağının şeytan / devil (şeytan) olduğunu bilerek veya bilmeyerek bunu "altıncı his" olarak addedebilmektedirler. Bu tür uygulamalar, dini açıdan kesinlikle yasaklanmıştır.

III. Algılanan Fevkaladeliklerin / Harikuladeliklerin Yorumlanması

Yahudilere atfedilen fevkalade / harikulade (harikulade) olayların ardındaki nedenlere dair kaynaklarda bir yorum bulunmaktadır. Bir vakada, denizin üzerinde yürüyen bir Yahudi'nin durumu sorulduğunda, bir Şeyh bu durumu şöyle açıklamaktadır: Şeytanlar (şeytanlar) onlarla oynamaktadır ve Yahudiler, gördükleri bu harikulade hadiseleri kendi dinlerine bağlayıp ibadetlerine bir ölçü ve karşılık olarak görmektedirler. Bu yorum, Yahudilerin sihir konusunda ileri gitme algısının, şeytanların oyunu / hileleri (oyun/hile) sonucu meydana gelen ve dini inançlarla ilişkilendirilen fevkaladeliklerden kaynaklandığını ima etmektedir.

Ayrıca, Yahudilerin İncil'de Hz. İsa'yı cinli / jinn-possessed (cinli) ve deli ilan etmeleri, ancak cinlerin körlerin gözünü açma kudretine sahip olamayacağını düşünmeleri, cinlerin etkisi ve kudretine dair inançlarının bir göstergesidir.

Sonuç olarak, kaynaklar, Yahudilerin sihir / büyü alanındaki ilerlemesinin nedenini doğrudan açıklamak yerine, bu faaliyetlerin İbrani dili ve kutsal isimlerin kullanımı, cinlerle ilişkilendirme pratikleri ve harikulade olayların şeytani müdahale olarak yorumlanması gibi unsurlarla bağlantılı olduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle kutsal metinleri tahrif ettikleri yönündeki eleştiri (önceki yazılarımızda belirtildiği gibi Tevrat / Torah ve İncil'i / Gospel'i tahrif etmeleri), bu tür mistik ve gizli ilimlere / okült bilimler (gizli ilimler) yönelmelerinin manevi / ruhsal bağlamını çevrelemektedir.

 

Tevrat'ın / Torah'ın Dilden Dile Nakledilmesi Sürecinde Kutsal Metinlerdeki Gizli Bilgilerin Deşifre Edilmesi Zorluğu

Gizli ilimler / ezoterizm bağlamında, Tevrat'ın / Torah'ın dilden dile nakledilmesi sürecinde kutsal metinlerdeki gizli bilgilerin deşifre edilmesi zorluğuna yönelik tespitler, bu bilgelik geleneğinin manevî / ruhsal ve yapısal özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Bu zorlukların aşılması ve bu bilgelik hazinesine erişilmesi için Kabalistler ve batınî / ezoterik ekoller, belirli bir disiplin ve yöntemler silsilesi önermektedirler.

Kaynaklarımızda, bu zorluğun üstesinden gelinmesi ve gizli bilgeliğin / Kabala ilminin özümsenmesi için atılması gereken adımlar, hem pratik / uygulamalı hem de ontolojik / varoluşsal düzlemlerde incelenmiştir.

I. Kabala / Gizli Bilgeliğin Dilsel ve Yapısal Zorlukları

Tevrat'ın manevî / ruhsal bilgeliğe ait yönü, yazılı metnin ötesinde, kutsal harflerin ve isimlerin gizeminde saklıdır. Bu durum, metinlerin zahirî / dışsal manasından batınî / içsel manasına geçişte karşılaşılan engelleri açıklamaktadır:

  1. Harflerin Kutsallığı ve Tahrifat / Değiştirilme Endişesi: Tevrat'ın ilk yazımı sırasında İbrani harflerine erken dönemde yüklenmiş olan kutsallık / kutsiyet (kutsallık özelliği), bu dizgenin sadece dinsel alanda ilgili hesaplamalara ayrılma isteği üzerinde durulmasına neden olmuştur. Bununla birlikte, Yahudilerin Tevrat gibi İncil’i / Gospel’i de tahrif / değiştirmiş oldukları ileri sürülmüştür.
  2. Sözlü Bilgeliğin Önemi: Kabala geleneği, Musa’ya Sina Dağı’nda vahyedildiğine inanılan Tevrat’ın yazılı ve sözlü olmak üzere iki şeklinin bulunduğunu iddia etmektedir. Sözlü Tevrat / Torah, kalp gözüyle görebilecek insanlara inen, sırlarla dolu bir kitaptır ve onu anlayabilmek için mistik / gizemci ve katı bir hayatı tecrübe etmek gerekmektedir.
  3. Harflerdeki Gizem: Tevrat’ın harf dizisinde sesli harflerin ve noktalama işaretlerinin / irabın bulunmaması, onun ezelde harf olarak var olmasıyla alakalıdır. Mesih’in / Messiah’ın gelerek Tevrat’ın harf dizisini değiştirerek bize onun gerçek manasını ifşa edeceği inancı mevcuttur. Kadim / eski Kabalistler, yaratılışın Yaratıcı’nın on kutsal sayısı (Sefirot) ve 22 İbrani harfini içeren bir süreç olduğunu, bunların toplamda gizli bilgeliğin 32 yolunu oluşturduğunu belirtir.

II. Gizli Bilgileri Deşifre Etmek İçin Yapılması Gerekenler

Bu gizemli / mistik bilgilere ulaşmak ve onları doğru bir şekilde deşifre etmek için fiziksel eylemler / ameller tek başına yeterli değildir; niyet / amaç ve manevî / ruhsal gelişim esastır.

A. Manevî/Ruhsal Yükseliş ve Nefsin Islahı / Arındırılması

Gizli bilgeliğin özüne ulaşmanın temel yolu, bireyin kendisini ıslah / arındırma sürecidir:

  1. Niyet ve Lishma İlkesi: Fiziksel eylemler / Mitzvot, arzulanan niyet / amaç için yapılmadıkça bir ruhu olmayan beden gibidir. Kabala çalışması, bireyin en alt seviyesinden yükselmesini sağlayarak, elde edilen hazzın ve mutluluğun Yaradan’ın cömert elinden alınmış gibi değil, sahibi bizmişiz gibi hissedilmesi amacını taşır. En yüksek nokta, İlahi isimleri / Esmaları Lishma’da (ödül almak için değil, O'nu yapana memnuniyet vermek amacıyla) yerine getirme derecesine ulaşmaktır.
  2. Kötü Eğilimi / Nefsi Yenmek: Tevrat’taki çalışma, insana verilmiş olan kötü eğilimi / nefs-i emmareyi iptal edecek tek şifa olarak görülür, zira “içindeki Işık ıslah eder”.
  3. Duyuların Değişimi: Kişi, Yaradan’a yönelik tek talebinin kendisini değiştirmesi olduğunu bilmelidir, zira algılama duyularını değiştirmek gerekir; gidip de Yaradan’dan bize olan yaklaşımını değiştirmesini talep etmek doğru bir yaklaşım değildir. İnsanın tüm düşünceleri, hisleri ve seçimleri, Yaradan’la form / biçim eşitliğine gelene kadar içine yerleştirilmektedir.
  4. Mürşidin Gözetimi: Kabala öğretisine ve uygulamalarına katılım, kişisel tehlikelerden / riyadan kaçınabilmek amacıyla, bir önderin / mürşidin, bir yol göstericinin gözetim ve denetiminde gerçekleştirilmelidir. Bu ilim, direkt olarak bir öğretmenden / hoca (ruhsal düzeyde konuşma yeteneğine bağlı olarak vahiy / ifşa yoluyla) bir insana aktarılmaktadır. Mürid, şeyhin / şeyhinin yanında, yıkayıcının / gassalın yanındaki ölü gibi olmalı ve itiraz etmemelidir.

B. Özel İlimlerin Kullanımı ve Yorumlama Teknikleri

Gizli bilgileri deşifre etmede, geleneksel inanç sistemlerinin kullandığı bazı teknikler mevcuttur:

  1. Gematria ve Hesaplamalar: Pratik Kabalacılık, gematria (İbrani harflerinin sayısal değerleri) yöntemini, “büyüsel” / majik uygulamalarında dinsel diyalektiğe sunduğu kaynaklardan en büyük yararı sağlamak için kullanmıştır. Bu tür hesaplamalar (önceki yazılarımızda esmalar ve vefkler bağlamında ele alınmıştır), çeşitli kurgulayıcı ve kâhinlikle / kehânetle ilgili hesaplara götürmüştür.
  2. Ezoterik / Batınî Dilin Kavranması: Kabalistlerin dili, konunun tam özünü veren, kök / asıl ve dal / ferî, sebep ve sonuç bağlantısı kuran, üstü kapalı detayları açıklayabilme yeteneğine sahip olan, oldukça açıklayıcı bir dildir.
  3. Tılsımların ve Vefklerin Kullanımı: Tevrat’taki kelimelerin ve harflerin mistik/sayısal düzenlemelerle kullanılması, vefk / tılsım ilminin temelini oluşturur. Vefk / kare-düzen, adedlerin uygunluğuna ve dıla’ / köşegenler ve kuturlarda / kenarlarda tekrarı olmaksızın eşitliğine ulaştıran bir ilimdir. Vefkler, Ayet-i Kerimelerin ve Esma-i Hüsnâ’nın ebced / harf karşılığı sayısal toplamları esas alınarak hazırlanır. Tılsımların gücü, kelimelerden ve harflerden gelir; bu tekniklerin doğru uygulanması, yıldız saatlerine / gezegenlerin şerefli saatlerine ve amelin / uygulamanın niyetine göre büyük dikkat ve sabır gerektirir.

Sonuç olarak, Tevrat’ın dilden dile nakledilmesi sonucu ortaya çıkan zorluklar karşısında, yapılacak olan şey, yazılı metinlerin harf ve kelimelerindeki sayısal ve ezoterik / batınî manaları çözebilmek için Kabala ilminin öğretilerini takip etmekten ve bu sırada mürşid / rehber gözetiminde, ihsan (verme) niteliğini kazanmaya odaklanarak nefsî / özsel arınmayı tamamlamaktan geçmektedir. Zira bilgelik, fiziksel eylemlerin ötesinde, manevî / ruhsal bir niyetle Lishma (sırf O’nun rızası için) gerçekleştirilen içsel çalışmayla elde edilir.


Dipnotlar:

İbnil Hac Tilmisani. (Hicri 737). Sumusul envar ve kunuzul esrar. (İ. Çelebi, Çev.). Anonim. (Bilinmiyor). Havas Gizli İlimler. Anonim. (Bilinmiyor). Gencine-i esrar 1.cilt. Anonim. (Bilinmiyor). Kenzül-zeheb. Anonim. (Bilinmiyor). Azametli Mücerrep Tılsımları. İbnil Hac Tilmisani. (Hicri 737). Sumusul envar ve kunuzul esrar. (İ. Çelebi, Çev.). Baal HaSulam. (Bilinmiyor). Bir Bilgenin Meyveleri 2. Cilt. Baal HaSulam. (Bilinmiyor). Bir Bilgenin Meyveleri 2. Cilt. Baal HaSulam. (Bilinmiyor). Bir Bilgenin Meyveleri 2. Cilt. Baal HaSulam. (Bilinmiyor). Bir Bilgenin Meyveleri 2. Cilt. Baal HaSulam. (Bilinmiyor). Bir Bilgenin Meyveleri 2. Cilt. Baal HaSulam. (Bilinmiyor). Bir Bilgenin Meyveleri 2. Cilt. Baal HaSulam. (Bilinmiyor). Bir Bilgenin Meyveleri 2. Cilt. Baal HaSulam. (Bilinmiyor). Bir Bilgenin Meyveleri 2. Cilt. Baal HaSulam. (Bilinmiyor). Bir Bilgenin Meyveleri 2. Cilt. Baal HaSulam. (Bilinmiyor). Bir Bilgenin Meyveleri 2. Cilt. Baal HaSulam. (Bilinmiyor). Bir Bilgenin Meyveleri 2. Cilt. Baal HaSulam. (Bilinmiyor). Bir Bilgenin Meyveleri 2. Cilt. Baal HaSulam. (Bilinmiyor). Bir Bilgenin Meyveleri 2. Cilt. Kısa, B. (Bilinmiyor). Havass'ın Derinlikleri. İloğlu, M. (Bilinmiyor). Gizli İlimler Hazinesi 1. Anonim. (Bilinmiyor). Kabalanın-İfşası. Anonim. (Bilinmiyor). Kabalanın-İfşası. Anonim. (Bilinmiyor). Kabalanın-İfşası. Ifrah, G. (Bilinmiyor). Rakamların Evrensel Tarihi -III-. Ifrah, G. (Bilinmiyor). Rakamların Evrensel Tarihi -III-. Ifrah, G. (Bilinmiyor). Rakamların Evrensel Tarihi Cilt 1. Ifrah, G. (Bilinmiyor). Rakamların Evrensel Tarihi Cilt 1. Candan, E. (Bilinmiyor). Antik Mısır Sırları. Halevi, Z. ben S. (Bilinmiyor). Kabala Saklı Bilgelik Geleneği (2. Bölüm). Anonim. (Bilinmiyor). Kenzül-zeheb. Burul, Ş. (Bilinmiyor). Yahudi Mistisizm Kabala. Burul, Ş. (Bilinmiyor). Yahudi Mistisizm Kabala. Burul, Ş. (Bilinmiyor). Yahudi Mistisizm Kabala. Burul, Ş. (Bilinmiyor). Yahudi Mistisizm Kabala. Burul, Ş. (Bilinmiyor). Yahudi Mistisizm Kabala.

Kabalanın Temel İlkeleri

Kabala /Gizli Bilgelik/ olarak adlandırılan Yahudi mistisizminin /gizemciliğinin/ temel ilkeleri, ontolojik /varlıkbilimsel/, teolojik /ilahiyatla ilgili/ ve pratik/uygulamalı olmak üzere geniş bir yelpazede incelenmelidir. Bu ilkeler, Kabala'yı salt bir inanç sisteminden ziyade, Yaradan'ı /Yaratıcı'yı/ ve evreni idrak etme yoluna odaklanan derin bir manevî /ruhsal/ bilim /ilim/ olarak konumlandırmaktadır.

I. Kabala’nın Tanımı ve Nihai Amacı

Kabala, kelime anlamı itibarıyla İbranice "Lekabbel" /almak/ kökünden türemiştir ve "alınan şey", "kabul etmek" veya "kavramak" anlamlarına gelir. Kabala'nın özü ve amacı, bireyin varoluşun temel sorularına cevap bulması ve sınırsız hazzı en mükemmel şekilde nasıl alacağının ilmini /bilimini/ sunmasıdır.

A. Form Eşitliği ve Islah / Tikkun/

Kabala'nın temel amacı, yaratılan varlığı sonsuz hazla doldurma düşüncesine dayanır. Ancak bu hazzın alınabilmesi için yaratılışın tek niteliği olan alma arzusunun (egoizm), Yaradan’ın ihsan etme /özgecil/ niteliğine eşitlenmesi (form eşitliği) gerekir.

  1. Islah Süreci: Islah (Tikkun), kişinin niyetlerini egoistik /bencil/ olanlardan, özgecil olanlara doğru değiştirmesi sürecidir. Kabala, bu değişimi gerçekleştirebilecek tek araç olarak görülür.
  2. Manevi Kap (Kli): Yaratılışın tek varlığı, Yaradan’ın Işığından /Nurundan/ haz alma arzusudur (Kli /kap/). Islah sürecinde, bu kap temizlenir ve Saran Işık (Or Makif) ile dolar; bu, kişinin manevi âlemlere girmesini sağlar.
  3. İki Gelişim Yolu: Amaca ulaşmanın iki yolu olduğu kabul edilir: Kabala'nın bilinçli olarak benimsenen manevi gelişim yolu ve ıstırabın yolu. Kabala'nın yolu, egoizmi aşamalı olarak sona erdirme ihtiyacını bağımsız ve irade ile kavrama yoludur.

II. Ontolojik Yapı: Sefirot / Sayılar ve Yaratılış

Kabala, Yaradan’ın kendini dışa vurumunu ve evrenin varoluşunu, manevi /ruhsal/ katmanlardan oluşan hiyerarşik bir sistemle açıklar.

A. Sonsuzluk ve Kısıtlama / Tzimtzum/

Yaratılış, Ein Sof /Sonsuzluk/ adı verilen İlahi Işık’tan kaynaklanır. Bu Sonsuz Işığın geri çekilmesi (Tzimtzum /Kısıtlama/) ile dairesel bir boşluk oluşur ve bu boşlukta Hayat Ağacı (Etz Hayyim) dışa vurur. Tzimtzum, Tanrı’nın yaratılışın doğal sonsuz genişleme eğilimini sınırlama gücünü simgeler.

B. Sefirot Doktrini

Yaradan, kendini on ayrı oluşum aşamasıyla (Sefira, çoğulu Sefirot /sayılar/) göstermiştir. Sefirot, Yaratıcı'dan yayılan ezelî /ezeli/ ışıkla ilişkilidir ve Yaradan'ın yaratma aktivitesini ifade ederler.

  • Hayat Ağacı: Kabalistik sistemin temel diyagramıdır. 10 Sefirot ve 22 İbrani harfinden oluşur. Bu yapı, Yaradan’ın, evrenin ve kişinin gerçek tabiatını gösterir. Sefirot, insanların kendilerini ve dolayısıyla evreni mükemmelleştirmeleri için verilmiş tinsel /ruhsal/ enerjilerdir.

III. Dil ve Bilgeliği Deşifre Etme Yöntemleri

Kabala, gizli bilgeliğin Tevrat'ın (Torah) kelimelerinde, harflerinde ve noktalarında gizli olduğu inancına dayanır. Bu gizli bilgileri deşifre etmek için spesifik yöntemler kullanılır.

A. İbrani Harflerinin Mistiği

  1. Tevrat’ın İki Şekli: Kabalist gelenek, Musa’ya Sina Dağı'nda vahyedildiğine inanılan Tevrat’ın yazılı ve sözlü olarak iki şekli bulunduğunu iddia eder. Sözlü Tevrat, sırlarla doludur ve onu anlayabilmek için mistik ve katı bir hayatı tecrübe etmek gerekmektedir.
  2. Gematria / Sayı Değeri: Harflerin sayısal değerlerini eşleştirerek gizli anlamlar ve bağlantılar kurma yöntemidir. Bu yöntem, Yahudi mistisizmiyle güçlü bir bağa sahiptir. Gematria, Kabala’da manevi seviyeleri ve nesneler arasındaki bağlantıyı ifade eden kodlardır.
  3. Themurah ve Tzeruf: Themurah /dönüştürme/, sözcük içindeki harflerin yerini değiştirerek farklı anlamlar elde etme tekniğidir. Tzeruf /permütasyon/, İbrani harflerinin zihinsel olarak sıralanması anlamına gelir ve boyutlar arasındaki gizemli yolculukların tecrübe edilmesine inanırdı.

B. Dallar Dili ve Sembolizm

Kabalistler, üst dünyalardaki manevi /ruhsal/ deneyimlerini ve duygularını aktarırken "dallar dili" (Lisan Ha'anafim) adı verilen bir metot kullanırlar.

  • Sembolik İletim: Maneviyatın isimlere sahip olmamasından ötürü, Kabalistler, deneyimlerini yansıtırken dünyamızdaki fiziksel nesnelerin, kelimelerin ve yöntemlerin isimlerini kullanırlar. Bu, manevi fikirleri ifade etmek için dünyamızdan kelimelerin kullanıldığı anlamına gelir; bu dil, üst dünyaların sistemi ve onlara nasıl ulaşılacağını tanımlar.
  • Gizliliğin Korunması: Kabala, geçmişte gereklilik yoktur, mümkün değildir ve Yaradan’ın kişisel sırrıdır gibi üç temel sebeple gizlenmişti. Bu gizlilik, bilginin, cahillerin elinde kötüye kullanılarak (nesnel Kabala) şan ve şöhret için kullanılmasını önlemeyi amaçlamıştır.

IV. Kabala’nın Yanlış Anlaşılması ve Gerçek Dışı İlişkilendirmeler

Kaynaklar, Kabala'nın özünün sıklıkla yanlış anlaşıldığını ve yanlış uygulamalarla ilişkilendirildiğini vurgular.

  1. Büyü ve Muska Yanlışı: Gerçek Kabala, büyü, muska /tılsım/, kehanetler veya maddi menfaatler elde etme yöntemleriyle ilgili değildir ve bu tür uygulamalar Kabala'da yasaktır. Bu tür ticari amaçlar için geliştirilen muska ve tılsımlar Kabala ilminin bir manipülasyonu olarak görülür.
  2. Dinsel Kimlik: Kabala bir din değildir; tüm dinlerden önce var olan, insanın varoluş amacını inceleyen bir bilim /ilim/ olarak tanımlanır. Kabala’nın Yahudilikle ilişkilendirilmesinin nedeni, Kabalistlerin kutsal kitaplar olarak benimsediğimiz metinleri yazmış olmalarıdır.
  3. Eğitim Kısıtlamaları: Kabala çalışmak için Yahudi olma, 40 yaşından büyük olma veya evli olup üç çocuğa sahip olma gibi kısıtlamalar yanlıştır. En büyük Kabalistler dahi, Ari'den sonra Kabala çalışmanın tek koşulunun arzu olduğunu söylemiştir. İçsel ıslahı (kendini değiştirme) gerçekten isteyen herkes Kabala çalışmaya uygundur.

V. Gelişimin Anahtarı: Kalpteki Nokta

Kabala çalışması, altıncı bir hissin (kalpteki nokta) geliştirilmesini hedefler. Bu nokta, kişinin realitenin gizlenmiş kısmını algılamasına olanak verir. Kabala, teorik bir çalışma olmayıp pratik /uygulamalı/ bir yöntemdir; kişi tüm deneyleri kendi üzerinde, kendi içinde yürütür. Bu içsel değişim, sadece o kişiye özgüdür ve gizli kalır, bu yüzden Kabala'ya "Gizli Bilgelik" denir.

Tasavvufta Kabalanın İzleri

Kabala /Gizli Bilgelik/, Yahudi mistisizmi /gizemciliğinin/ temelini teşkil eden, derin ontolojik ve dilbilimsel /linguistik/ prensiplere dayalı bir öğretidir. Kabala’nın kendine has prensipleri ve pratik yöntemleri, tarihsel süreç içerisinde özellikle Ortadoğu ezoterik/batınî ilimleri ve İslami havas /gizli ilimler/ ve tasavvuf üzerinde belirgin izler bırakmıştır.

Bu izler, çoğunlukla Harf ve Sayı Gizemciliği (Kriptogramatik Yöntemler), İlahi İsimler (Esma) ve Manevi Hiyerarşilerin yapılandırılması gibi ortak ezoterik paradigmalar üzerinden incelenmektedir.

I. Harf ve Sayı Gizemciliği / Nümeroloji Bağlantısı

Kabala’nın en belirgin etkisi, kutsal metinlerin ve dilin mistik /gizemli/ kullanımı ve yorumlanması alanında görülmektedir.

A. Hurufilik ve Tevrat / Torah Anlayışı

Kabala, Tevrat’ın /Torah’ın/ sadece zahirî /dışsal/ bir metin olmanın ötesinde, harflerinde ve noktalarında gizli bir batınî /içsel/ anlama sahip olduğu inancına dayanır. Kabala'nın temel motifini, İbrani alfabesindeki harflerin ses ve biçimlerinin gizemli anlamlarının oluşturduğu ifade edilmektedir. Kabalistler, Tevrat’ın kutsal İbrani harfleri ile yazılmış olmasından hareketle, her kelimenin birçok ışık /gizli mana/ içerdiğine inanırlar.

İslam dünyasında bu anlayışın karşılığı olarak kabul edilebilecek Hurufilik geleneği, Arap harflerinin sayı değerinin tasavvufi tefsiri olarak düşünülmektedir. İslam Hurufiliğinde, tıpkı Kabala’da olduğu gibi, harf ve sayılara mistik anlamlar yüklenmiştir. İslam Hurufiliğinde, İbrani harflerinin kutsiyeti yerini Arap ve Fars harflerine bırakır; Kur’an-ı Kerim’in de zahiri anlamından başka batınî anlamları olduğu iddia edilir.

B. Ebced ve Gematria / Sayı Değeri Hesaplamaları

Kabala'da kullanılan harf ve sayı gizemciliği teknikleri, İslami pratiklerde de yer bulmuştur. Gematria (İbrani harflerinin sayısal değerleri) yöntemi, yüzyıllardır Kabala’da uygulanmaktadır.

  • Ebced hesabı /sayı falı/, numerolojinin İslam kültüründeki karşılığıdır. Kaynaklar, bu sistemin Eski Yunanlılardan ve Yahudilerden (Kabala) yola çıkarak kullanılmaya başlandığını açıkça belirtmektedir.
  • Ebced hesaplamaları, özellikle havas /gizli ilimler/ uygulamalarında, kişinin (talip/matlup) ve annelerinin isimlerinin ebced ile hesaplanarak, burç ve gezegenlerin dost olup olmadığına bakılması gibi pratiklerin temelini oluşturur.

II. Manevi Hiyerarşiler, Esmalar ve Tılsımlar / Vefkler

Kabala’nın evren ve Yaradan /Yaratıcı/ hakkındaki öğretileri, manevi hiyerarşiler ve isimlerin gücü üzerinden İslami gizli ilimler /okültizm/ alanını etkilemiştir (önceki yazılarımızda esmalar ve tılsımlar arasındaki ontolojik bağlantılar ele alınmıştı).

A. Sefirot / Sayılar ve İlahi İsimler / Esma

Kabala’ya göre, Tanrı kendini on ayrı oluşum aşamasıyla (Sefirot /sayılar/) göstermiştir. Sefirotlar, Yaradan'dan yayılan ezelî /ezeli/ ışıkla ilişkilidir ve İlahi gücün yeryüzüne ulaşmasını sağlayan kürelerdir. Bu sistemde, Tanrı’nın isimleri (YHVH gibi kutsal isimler), manevi sistemin yapı taşlarını oluşturur.

  • Havas kitaplarında, Kabalistik sistemi andıran bir yapıda, İlahi İsimlerin (Esma-i Şerif) büyük bir öneme sahip olduğu görülür. Örneğin, Ya Kafi ism-i şerifinin vefkini /kare-düzenini/ çizip taşıyan kimselerin bütün hayırları celp /çekim/ edeceği ve düşmanlara karşı korunacağı belirtilir.

B. Kabalist Etki Altındaki Melek İsimleri

İslami kaynaklarda yer alan bazı melek ve cin isimlerinin Yahudi Kabalası kaynaklı olabileceğine dikkat çekilmektedir.

  • Kenzü’l-Havâs ve benzeri eserlerde geçen, sonu "el" ile biten Yahudi isimlerine benzeyen melek ve cin isimleri bulunmaktadır.
  • Bu durum, Şemsü’l Maârif’i yazan Ahmed el-Bûni'nin İspanya Kabbalist'leriyle yakın ilişki kurarak bu isimleri onlardan öğrenmesine bağlanmıştır.

C. Pratik Uygulama ve Manipülasyon

Kabala, Batı majikal ekolleri ile birlikte İslami Havâss ve Tasavvufu da derinden etkilemiştir. Her ne kadar otantik /gerçek/ Kabala, büyü, muska /tılsım/ ve kehanetlerle ilgili olmasa ve bu tür pratikleri yasaklasa da, bu pratikler, Kabala'dan türetilen yöntemlerle yürütülmüştür.

  • Vefkler ve tılsımlar, İlahi İsimlerin veya Ayet-i Kerimelerin sayısal toplamları esas alınarak hazırlanmakta ve muhabbet /sevgi/, korunma (sihir, büyü, cin şerrinden), veya hatta düşmanı helak etme gibi amaçlarla kullanılmaktadır.
  • Kabala’nın pratik bir yöntem olduğu kabul edilir. Ancak kaynaklar, muska ve tılsımları kullananların, Kabala ilminin bir manipülasyonu olduğunu ve bunların kişilerin ticari emelleri için geliştirilen putperestlik /idolatry/ olarak kabul edilen şeyler olduğunu açıkça vurgular.

III. Ruhsal Gelişim ve Ontolojik Karşılıklar

Tasavvufun temelindeki manevi yükseliş ve ilahi hakikat arayışı, Kabala’nın temel prensipleriyle paralellikler göstermektedir.

A. Vahdet-i Vücud / Varlık Birliği Paradigması

Kabala’nın felsefi temellerini Yeni Plâtonculuktan aldığı ve İslam tasavvufunda Muhyiddin İbn Arabî’nin Vahdet-i Vücud /Varlık Birliği/ öğretisine benzediği belirtilmiştir. Hem Kabala hem de bu tür tasavvufi ekoller, evrende varlık bulmuş her şeyin Tanrı’nın dışlaşması olduğunu kabul eder.

B. Manevi Yükseliş Yolu

Kabala, insanın egoist /bencil/ doğasını (alma arzusu), Yaradan’ın ihsan etme /özgecil/ niteliğine eşitleyerek (form eşitliği) manevi mükemmelliğe ulaşmayı hedefler. Bu, Kabala’nın yolu olarak adlandırılır. Bu manevi yükseliş, tasavvuftaki seyr u sülûk /manevi yolculuk/ ve nefs /öz/ ıslahı /arındırılması/ süreçleriyle paralellik gösterir.

  • Tasavvuftaki Takvâ /Allah korkusuyla sakınma/, helal olan şeylerde aşırıya kaçmaktan sakınmak ve nefsi cehaletten uzaklaştırarak dînî esaslara aykırı hareketlerden kaçınmak gibi derin anlamlar taşır.
  • Kabala’da ise manevi gelişimin tek koşulunun arzu olduğu, bu arzunun insanı Yaradan'a doğru çekerek içsel değişim (Islah /Tikkun/) başlattığı ve bu değişim sürecinin kişinin kendi içinde yürüttüğü pratik bir çalışma olduğu vurgulanır. Bu çalışma, Yaradan'a tutunmaya (dıvekut /bağ/) ve özelliklerin eşitliğini edinmeye götürür.
  • İlginç bir konu olarak (önceki yazılarımızda tasavvufi mertebeler ele alınmıştı), İslami Tasavvuf'ta da manevi deneyimlerin üstada nakledilmesi, müridin kendi gördüklerini başkasına nakletmesinin yasak olması gibi kurallar mevcuttur; bu yasağın, anlatılan kişiyi korumak için konulduğu ifade edilir.

Siyonizm Temellerine Kabalanın Etkisi

Kabala /Gizli Bilgelik/, Yahudi mistisizminin /gizemciliğinin/ temelini oluşturmakta ve bu öğreti, Siyonizm'in /Sionism/ ortaya çıkışına zemin hazırlayan Mesihçi /Messianic/ ve ulusal /millî/ kurtuluş ideallerinin teolojik /ilahiyatla ilgili/ ve pratik/uygulamalı temellerini etkilemiştir. Kabala’nın temel prensipleri, Yahudilerin tek bir toprağa dönme arzusunu ve manevi /ruhsal/ ıslah (Tikkun) görevini ontolojik /varlıkbilimsel/ bir zorunluluk olarak kodlamaktadır.

I. Kabala ve Mesihî Kurtuluş İnancının Teolojik Temeli

Kabala geleneğinin özünde, bireysel manevi yükselişin yanı sıra, toplumsal ve ulusal bir kurtuluş beklentisi, yani mesihî kurtuluş inancı yatmaktadır. Bu inanç, Yahudi ulusal kimliğinin ve toprak birliği arzusunun manevi dayanağını oluşturur:

  1. Mesih'in Görevleri: Yahudi inancında Mesih'in yapacağı icraatların en başında, yıkılan mabedi yeniden inşa etmek ve Yahudileri tek toprakta İsrail'de bir araya getirmek gelmektedir. Yapacağı bu icraatlardan dolayı Mesih'in sadece Yahudilerce değil, tüm insanlık tarafından tanınacağı inancı mevcuttur. Bu ulusal toparlanma hedefi, Kabala'daki Mesih inancıyla birebir örtüşmektedir.
  2. Ruhların Birleşimi: Kabala'ya göre, maddeleşip dünyada birbirinden ayrılan ruhlar, tekrar birleşebilmek için birbirlerini aramaktadırlar. Gelenek içerisinde, bekleme sürelerini tamamlayan ruhların, Mesih’in gelişiyle birleşerek Tanrı’da bir ve O’nunla aynı olacakları düşüncesi yer alır. Bu durum, ulusal kurtuluşun manevi bir boyutu olarak kabul edilebilir.

II. Lurianik Kabala ve Tikkun / Yeniden İnşa Kavramı

Özellikle 16. yüzyılda İsrail'in Safed kentinde etkili olan ve Kabala'nın gelişiminde önemli bir rol oynayan Ari (Isaac Luria) ve onun öğretisi (Lurianik Kabala), Siyonizm'in alt yapısını oluşturan mesihî hareketler üzerinde doğrudan etkili olmuştur.

  1. Tikkun'un Merkeziyetçiliği: Lurianik Kabala'nın temel kavramlarından biri Tikkun (yeniden inşa etme, onarma, düzeltme) kavramıdır. Bu kavram, yaratılış kuramının üç temel kavramından biridir (çekilme /Zimzum/, kapların kırılması /Kliphot/ ve Tikkun).
  2. Manevi Düzeltme İhtiyacı: Tikkun durumu iki şekilde mevcuttur: İlki Ayn Sof (Sonsuz Nur)’a ait olan kıvılcımların yine yerine geri döndürülmesidir (rücu ettirilmesi), diğeri ise evrende bulunan zıtlıkların uzlaştırılmasıdır. Bu onarma/düzeltme durumu, Yahudi halkının manevi ve fiziki bütünlüğünü yeniden sağlaması misyonunu yüklemiştir.

III. Sabetay Sevi Hareketi Üzerindeki Etki

Luria Kabalası'nın etkisi, özellikle 17. yüzyılda Mesihliğini ilan eden Sabetay Sevi akımı üzerinde önemli bir rol oynamıştır. Sabetay Sevi hareketi, Kabalistik öğretileri ulusal ve kişisel kurtuluş iddialarını desteklemek için kullanmıştır:

  1. Sabetay Sevi ve Tikkun: Sabetaycılar, Luria Kabalası’ndan aldıkları Tikkun kavramını benimsemişler ve kutsal kıvılcımları kendileri olarak düşünerek, değişimin öncü temsilcileri olmuşlardır. Sabetay Sevi, kendi Kabalasını, Luria’nın ekolünü bir binanın temeline benzeterek üzerine inşa edilmesi gereken bir yapı olarak görmüştür.
  2. İddiaların Kabalistik Yöntemlerle Tescili: Kabalistler, Sabetay Sevi’nin mesihliğini Kutsal Kitap’a dayandırmak amacıyla Gematria (İbrani harflerinin sayısal değerleri) tekniğini kullanmışlardır. Ahd-i Atik’te Tanrı’nın sıfatı olarak geçen İbranice “Chaddai” (Kadir) kelimesine Gematria tekniği uygulanmış ve bu kelimenin sayısal toplamının Sabetay Sevi ile aynı sonucu verdiği üzerinde birleşilmiştir. Bu pratik/uygulamalı yöntem, Mesihlik iddiasının teolojik zemine oturtulmasında kullanılmıştır (Önceki yazılarımızda Gematria ve Harf Gizemciliği detaylıca ele alınmıştı).

IV. Uygulama ve Öğretim Metodolojisinin Önemi

Kabala'nın gizlilik prensibi ve öğretimindeki katı kurallar, bu ilmin sıradan insanlar tarafından değil, yalnızca manevi olgunluğa erişmiş, seçilmiş kişilerce yönetilen bir hareketin parçası olmasını sağlamıştır.

  1. Öğrenim Koşulu Olarak Arzu: Ari (Luria), kendi neslinden itibaren Kabala'nın genç, yaşlı, kadın, erkek ayrımı olmaksızın herkesi hedeflediğini yazmıştır. Maddi ödüllerden tatmin olamayan kişi, Kabala’nın gizemli kapısında kendini bulur ve artık nereden gelip nereye gittiği üzerine düşünmeye başlar. Bu manevi uyanış, ulusal kurtuluş hareketleri için bir gereklilik ve motivasyon kaynağıdır.
  2. Mürşit Gözetimi: Kabala öğretisine ve uygulamalarına katılım, kişisel tehlikelerden kaçınabilmek amacıyla, bir önderin, bir yol göstericinin gözetim ve denetiminde gerçekleştirilmelidir. Bu durum, Mesihçi hareketlerin ve dolayısıyla Siyonizm'in temelini oluşturan proto-politik hareketlerin, güçlü ve merkezi manevi liderlik altında yürütülmesinin gerekliliğini manevi/ruhsal düzlemde desteklemiştir.

Sonuç olarak, Kabala, Mesih'in gelişiyle Yahudi halkının fiziki olarak tek bir toprağa dönme (Siyonizm'in temel hedefi) ve manevi olarak İlahi Işık'ın kıvılcımlarını yeniden toplama (Tikkun) misyonunu, ezoterik /batınî/ bir zorunluluk olarak temellendirmiştir.

Kabalistlerin Günlük Manevi Disiplinleri Ve Terk Etmedikleri Ritüel Uygulamaları

Kabalistlerin günlük manevi disiplinleri ve terk etmedikleri ritüel uygulamaları, Kabala /Gizli Bilgelik/ ilminin doğası gereği, geleneksel dinlerdeki dışsal / egzoterik ibadet biçimlerinden büyük ölçüde ayrılmaktadır. Kabala, temelde, insanın içsel doğasını Yaradan’ın /Yaratıcı’nın/ niteliğine benzetmeyi hedefleyen pratik /uygulamalı/ bir yöntem ve manevî /ruhsal/ bilim /ilim/ olarak tanımlanır.

Kaynaklarımızda, Yahudi geleneğinde önemli bir ritüel olan baş örtme uygulamasının (geleneksel olarak kipanın) Kabalistik temelleri veya nedenleri hakkında spesifik bir açıklama bulunmamaktadır. Dolayısıyla, bu konuya dair yalnızca Kabala’nın temel günlük pratiklerine ve terk edilmeyen içsel disiplinlerine odaklanılabilir.

I. Kabala’nın Temel Ritüeli: Sürekli İçsel Islah / Tikkun / ve Edinim

Kabalistler için günlük yaşamın kendisi, manevi /ruhsal/ bir laboratuvar/deney alanı olup, sürekli bir ıslah (Tikkun) süreci gerektirir. Kabalistlerin günlük hayatlarında terk etmedikleri temel ritüel, Yaradan'la bağ kurma amacına yönelik içsel arzu (maneviyat arzusu) geliştirmektir.

A. Kutsal Metinlerin Çalışılması (Çalışma)

Kabalistlerin en temel ve zorunlu günlük pratiği, otantik /gerçek/ Kabalistik yazıları çalışmaktır. Bu çalışma, entelektüel /zihinsel/ bilgi edinimi için değil, kişinin içselliğinde bir değişim sağlaması için yapılır.

  1. Saran Işığın / Or Makif / Çekilmesi: Kabala metinlerini okumak ve incelemek, kişiye Saran Işık (Or Makif) denilen bir kuvveti çekme imkânı verir. Bu ışık, henüz mükemmelliği edinmemiş olan kişiyi sarar ve alma kabını / Kli’yi/ arındırmasını bekler. Bu durum, Kabala’nın "kıyaslanamaz ölçüde harika bir niteliği" ve kişinin ruhunu dönüştüren bir "deva / çare" (segula) olarak ilan edilir.
  2. 6. His / Kalpteki Nokta Gelişimi: Bu kutsal metinleri okumanın amacı, her insanın içinde uykuda olan, realitenin gizlenmiş kısmını algılamaya olanak veren altıncı hissi veya kalpteki noktayı geliştirmektir.

B. Dua’nın Kavramsal Değişimi (MAN)

Kabalistik dua (MAN), geleneksel duadan radikal biçimde ayrılır. Kabalistlerin günlük duaları, dünyevi menfaatler (ev kredisi, ailevi meseleler, zenginlik) elde etmeyi hedeflemez.

  1. Dua'nın Amacı: Dua, Yaradan’dan eylemlerini veya yaklaşımını değiştirmesini talep etmek değildir (zira O’nun niteliği sabit ve değişmezdir, “Ben adımı değiştirmem”). Dua, kişinin kendi algılama duyularını değiştirmesi ve O’nu anlayabilmesi için Yaradan’a yönelttiği tek taleptir.
  2. Eksiklik Hissi: Dua, kişide eksiklik, kayıp, ihtiyaç ve boşluk olarak hissedilir ve mantıktan değil, içsel bir gereklilikten gelir.
  3. İçsel Süreç: Bu yaklaşımda olan bir kişi, Yaradan’ın gönderdiği her olayın arkasındaki iyiliği hissetmeye çalışır. Kabalist, gönderilen her olayın (iyi ya da kötü hissedilsin) Yaradan’ın değişmeyen iyi niyetinin bir sonucu olduğunu anlamaya çalışır.

C. Özgecillik / İhsan ve Grup Çalışması

Kabala, doğası gereği bireyin egoist /bencil/ alma arzusunu, Yaradan’ın ihsan etme /verme/ niteliğine çevirmeyi gerektirir. Bu dönüşüm, grup çalışmasıyla pekiştirilen bir disiplindir.

  1. Grup Merkezli Pratik: Kabalistler, manevi ilerleyişte yalnız başlarına başarı elde etmenin mümkün olmadığını kabul ederler. Bu nedenle, doğru çalışma grubuna katılmak ve bir Kabalist'in rehberliğinde olmak, maneviyat edinimi için elzemdir. Grup, kişinin manevi çalışmasını yapabileceği bir laboratuvar/deney ortamı oluşturur.
  2. Disiplin Uygulamaları: Ruhsal güçleri geliştirmeye yönelik genel inisiyatik/batınî çalışmalarda kullanılan temel teknikler arasında oruç, zikir ve konsantrasyon bulunur. Bu pratikler, adayı egoizmden sıyırmaya ve Kendini Bilmek aşamasına ulaştırmaya hizmet eder.

II. Baş Örtme Ritüelinin Kaynaklardaki Durumu

Yahudi geleneksel pratiklerinde erkeklerin başlarını örtme (kipa/yarmulke) âdeti yaygın olmasına karşın, sunulan kaynak külliyatı içerisinde, Kabala ilminin bu ritüele yüklediği spesifik bir manevi /ruhsal/ anlam veya bu uygulamanın neden terk edilmediğine dair herhangi bir açıklama veya felsefi/teolojik gerekçe bulunmamaktadır.

Dolayısıyla, bu konunun, yalnızca otantik Kabala'nın temel prensipleri (manevî ilerleme, içsel ıslah ve Yaradan'la form eşitliği) çerçevesinde ele alınması mümkündür. Gerçek Kabala, harici/dışsal ritüelleri, muska ve tılsımları (önceki yazılarımızda belirtildiği gibi putperestlik veya ticari emellerin manipülasyonu olarak) kesinlikle yasaklar ve kişisel arınmaya odaklanır.

Kabala /Gizli Bilgelik/ Eğitimi

Kabala /Gizli Bilgelik/ ilmine başlayan bir kişinin öncelikle edinmesi gereken temel prensipler, bu disiplinin metafizik /aşkın/ ve pratik /uygulamalı/ doğasından kaynaklanmaktadır. Kabala, felsefî /felsefî/ veya teolojik /ilahiyatla ilgili/ bir inanç sistemi olmaktan ziyade, bireyin varoluşun amacını kavramasını ve manevî /ruhsal/ realiteye /gerçekliğe/ doğrudan erişmesini sağlayan bir bilim /ilim/ ve metodoloji olarak tanımlanmaktadır.

Kabala’ya giriş yapmak isteyen bir kişinin ilk öğrenmesi gerekenler ve atması gereken adımlar, egoizmin ıslahı (Tikkun) ve maneviyat arzusunun geliştirilmesi üzerine kuruludur.

I. Başlangıcın Ontolojik /Varlıkbilimsel/ Gerekliliği

Kabala’ya başlamanın temelinde, kişinin kendi varoluşunun temelini oluşturan tek unsur olan alma arzusu (Kli /Kap/) ile yüzleşmesi yatar.

  1. Manevî Açlığın İdrak Edilmesi: Kişi, öncelikle maddî bolluğun artık kendisini tatmin etmediğini ve manevî bir açlık hissettiğini idrak etmelidir. Bu durum, kişinin yaşamın temel sorularına bu dünyada cevap bulamayışından kaynaklanan bir ıstırap /acı/ duygusudur. Bu acıdan kaçınmanın tek yolu, egoizmi tamamen terk etmektir.
  2. Yaratan’a Benzeme Arzusu: Kabala’nın amacı, yaratılan varlığı sonsuz hazla doldurmaktır. Ancak bu hazzı alabilmek için kişinin alma arzusunu (egoizm), Yaradan’ın ihsan etme /özgecil/ niteliğiyle eşitlemesi (form eşitliği) gerekir. Bu nedenle, başlangıçtaki en önemli öğrenim, manevî yasaları yerine getirerek özgecilik durumunu başarabilmek ve manevî büyümeyi egoist amaçtan dahi olsa başlatmaktır.
  3. İçsel Islah / Tikkun / Zorunluluğu: Yeni başlayan birinin öğrenmesi gereken temel prensip, Kabala’nın bir dışsal /haricî/ ibadet veya ritüel değil, kişinin kendi içselliğine yönelik bir süreç olduğudur. Islah, kişinin niyetlerini egoistik olanlardan özgecil olanlara doğru değiştirmesi sürecidir.

II. İlk Öğrenilmesi Gerekenler: Bilgi ve Manevî Kapasite Gelişimi

Kabala’ya başlayan kişi, gelişimini hızlandırmak ve doğru yolda kalmak için spesifik bir bilgi edinimi ve manevî disiplin izlemelidir.

  1. Otantik Kaynakları Çalışmak: Başlangıç seviyesindeki bir kişinin yapması gereken en önemli şey, orijinal kaynakları (Kabalistik yazıları) çalışmaktır. Bu çalışma, sadece entelektüel /zihinsel/ bir bilgi edinimi değildir; bu metinleri okumak, kişiye Saran Işık (Or Makif) denilen, ruhu dönüştüren ve arındıran bir kuvveti çekme imkânı verir.
  2. Kalpteki Noktanın / Manevi Arzu / Gelişimi: Kişi, manevîyata yönelik büyük bir arzu (kalpteki nokta) ile doğru yolu bulur. Bu nokta, büyük realitenin bir parçasıdır ve Kabala metinlerini çalışarak geliştirilir. Kabala'nın Işığı, ruhu etkileyerek onu doğru yönde dönüştürür.
  3. Duyuların Değiştirilmesi Talebi (Dua): Günlük manevî eylemde, kişinin Yaradan’dan algılama duyularını değiştirmesini talep etmeyi öğrenmesi gerekir. Zira dua, Yaradan’dan dünyevî işlerin düzeltilmesini istemek değil, O’nu hissetme kapısını açması için talepte bulunmaktır.

III. Uygulamalı Disiplin ve Mürşidiyet / Rehberlik Şartları

Kabala çalışması, yalnız başına veya denetimsiz yapıldığında saptırıcı sonuçlar doğurabilir; bu nedenle disiplinli bir inisiyasyon /özel yola giriş/ gereklidir.

  1. Nitelikli Öğretmen Gözetimi: Kabala çalışmaya girişmek isteyen herkes için, nitelikli bir öğretmen rehberliğinde ilerlemek elzemdir. Bilgi, ağızdan ağıza iletim ile, yani bir Kabalist'ten öğrencinin manevîyatı kavrayışı derecesine bağlı olarak aktarılmalıdır.
  2. Grup Çalışması: Öğrenci, gelişimini hızlandırmak için bir grup içinde çalışmalıdır. Grubun amacı, kişinin manevî çalışmasını yapabileceği bir laboratuvar/deney ortamı sunmaktır.
  3. Haram ve Boş İşlerden Uzak Durma: Çalışmaya başlamadan önce veya devam ederken, kişinin tüm fiziksel alışkanlıklardan vazgeçmesi ve kendisini saf tutması istenir. Özellikle gayri meşru' işler yapmamak, yalan söylememek, kötülük ve intikam peşinde koşmamak hayati önem taşır; aksi takdirde yapılan kötülük kendi başına geri döner.
  4. Büyüden ve Kehanetten Kaçınma: Kabala’ya başlayan kişi, öğrenmelidir ki, otantik Kabala büyü, muska /tılsım/, kehanet veya tedaviler ile ilgili değildir. Bu tür kitaplar ve uygulamalar, gerçek Kabala ile hiçbir ilgisi olmayan, sahte ve yanlış yönlendirmelerdir. Zira bu, üst dünyaların açığa çıkarılmasına ilgi duymayanların yöneldiği bir hatadır.

Özetle, Kabala'ya başlayan bir kişinin ilk öğrenmesi ve yapması gereken, dünyevî arzuları terk etme arzusu ile orijinal metinleri, yetkili bir mürşid / rehber gözetiminde çalışarak, kendi içindeki ihsan etme /verme/ niteliğini geliştirmek ve böylece manevî tekâmül /gelişim/ yolunda ilerlemektir.

Kabalanın Önemli Terimleri

Kabala /Gizli Bilgelik/, insan varoluşunun gayesini ve evrenin işleyiş mekanizmalarını inceleyen, teorik olmaktan çok pratik/uygulamalı bir manevî/ruhsal disiplindir. Kabalistler, bu ilmi, varlığı ve Yaradan'ı /Yaratıcı'yı/ idrak etme yolunu açan kesin bir metot olarak tanımlamaktadırlar. Kabala’nın temel prensiplerini oluşturan önemli terimler, ontolojik/varlıkbilimsel yapıyı, insanın doğasını ve manevî ilerleme yollarını açıklamaktadır.

I. Ontolojik / Varlıkbilimsel ve Yaratılış Kavramları

Kabala, yaratılışın kökenini ve manevî âlemlerin hiyerarşik düzenini belirli kavramlar üzerinden izah etmektedir:

1. Ein Sof / Sonsuzluk ve Tzimtzum / Kısıtlama Yaratılış öncesindeki İlahi hâli ifade eder. Ein Sof (Sonu olmayan), Mutlak Yokluk /hiçlik/ olarak da tanımlanır.

  • Ayn Sof Or / Sonsuz Işıma: Tanrı’nın Kendini dışa vurumunun ilk hali olup, her yer ve zaman ışık kütleleri ile doluydu.
  • Tzimtzum / Kısıtlama: Sonsuz Işıma'nın daha sonra Kendi içine geri çekilmesiyle, yaratılacak olanlar için daire biçiminde bir boşluk kalmasıdır. Bu, Tanrı’nın yaratılışın doğal sonsuz genişleme eğilimini sınırlama gücünü simgeler.

2. Sefirot / Sayılar Yaradan’ın kendini on ayrı oluşum aşamasıyla gösterdiği tinsel /ruhsal/ enerjilerdir.

  • Manevî Hiyerarşi: Sefirot, Yaradan’dan yayılan ezelî /ezeli/ ışıkla ilişkilidir. Bu on Sefirot ve 22 İbrani harfi, Kabalistik sistemin temel diyagramı olan Hayat Ağacı’nı oluşturur. Sefirot, insanların kendilerini mükemmelleştirmeleri için verilmiş tinsel enerjiler olarak kabul edilir.

II. İnsanın Temel Niteliği ve Islah / Tikkun / Süreci

Kabala, yaratılan varlığı (insanı) manevî gelişimi açısından ele alır ve bu gelişim için gerekli olan içsel araçları tanımlar:

1. Kli / Kap (Alma Arzusu) Yaratılanın tek temel varlığıdır. Kli (alıcı / kap), Yaradan’ın Işığından haz alma arzusudur. İnsanın tüm eylemleri, hatta maneviyata başlama arzusu dahi bu alma arzusundan kaynaklanır, ki bu da mutlak egoizm /benmerkezcilik/ olarak karakterize edilir.

2. Tikkun / Islah (Düzeltme) Kişinin niyetlerini egoistik /bencil/ olanlardan, özgecil /başkaları için olan/ olanlara doğru değiştirmesi sürecidir.

  • Form Eşitliği: Tikkun sürecinin nihai hedefi, kişinin alma arzusunu (egoizm), Yaradan’ın ihsan etme /verme/ niteliğine eşitlemesidir. Bu, yaratılışın nihai amacıdır ve bu amaç gerçekleşmezse kişinin bu dünyaya geri dönmek zorunda kalacağına inanılır. Bu sürecin hızlandırılması için Kabala metotları kullanılır.

3. Or Makif / Saran Işık Kabala metinlerini okuyarak, okuyucunun kendisine çektiği bir kuvvettir.

  • Arındırma: Işık, kişinin manevî kapasitesi (Kli) henüz Işığı alacak duruma gelmediği için onu sarar ve kademeli olarak kişinin Kli'sini arındırır, böylece kişinin manevî realiteyi hissetme yeteneği gelişir.

4. Kalpteki Nokta Her insanın içinde uykuda olan, realitenin gizlenmiş kısmını algılamaya olanak veren altıncı hissin embriyosudur. Bu nokta, sadece Saran Işık ile doldurulabilir. Bu noktadaki uyanış, Kabala’ya başlamanın ilk işaretidir.

III. Kabalistik İletişim ve Manevî Birleşme / Dıvekut

Kabalistler, manevî edinimlerini aktarmak için özel bir dil kullanırlar ve nihai hedef bağ durumunu edinmektir:

1. Dalların Dili / Lisan Ha’anafim Kabalistlerin, üst dünyalardaki (manevî) deneyim ve duygularını aktarmak için kullandıkları özel dildir.

  • Kök ve Dal Sistemi: Bu dil, fiziksel dünyamızdaki nesnelerin ve eylemlerin isimlerini (dallar), manevî dünyadaki kesin karşılıklarını (kökler) tanımlamak için kullanır. Bu sayede, manevî konular mantıklı bir biçimde aktarılabilir. Bu dil, konunun tam özünü veren, sebep ve sonuç bağlantısı kuran oldukça açıklayıcı bir dildir.

2. Gematria / Huruf ve Sayı Gizemciliği Harflerin sayısal değerlerini eşleştirerek gizli anlamlar ve bağlantılar kurma metodudur.

  • Amacı: Bu ilim, kutsal metinlerin (Tevrat) her sözcüğünün, harfinin ve noktasının bir anlamı olduğuna inanır. Gematria, manevî seviyeleri ifade eden kodları çözmek için kullanılır.

4.     Dıvekut / Bağ Kabalistik yolculuğun nihai amacı, kişinin Yaradan'la bütünleşmesi, O'nun nitelikleriyle bağ kurmasıdır. Dıvekut, kişinin manevî mükemmelliğe eriştiği, Yaradan'ın istediği seviyeye ulaştığı tam bir bağ/sadakat durumudur. Bu seviyeye ulaşan Kabalist, Yaratan kadar özgür ve bağımsız hareket edebilir.

Kabalanın Sınıflandırılması

Kabala / Gizli Bilgelik /, felsefî / felsefî / ve metodolojik / yöntemsel / bir disiplin olarak, aktarım ve açıklama biçimleri açısından farklı taksimatlara / sınıflandırmalara / tabi tutulmuştur. Kabala’nın genellikle dört başlık altında sınıflandırılması tespiti, büyük Kabalist Baal HaSulam tarafından yapılan ve Kabalistik bilgeliğin tarihsel süreçte kullandığı dört farklı dil / lisan / veya anlatım formatı üzerinden açıklanmaktadır.

Bu dörtlü sınıflandırma, Kabala’nın özünün aynı kalmasına rağmen, manevî / ruhsal / üst dünyaların sistemini ve bu realiteye / gerçekliğe / nasıl ulaşılacağını farklı biçimlerde tanımlamasından kaynaklanmaktadır. Kaynaklarımızda bu dört dilin evrimi ve işlevi detaylı olarak açıklanmıştır.

I. Kabala’nın Temel Dört Anlatım Dili / Lisanı

Baal HaSulam'a göre Kabala’nın Gizli Bilgeliği, mantığın biçimi açısından farklılaşan, kadim / eski / bir dilin çevrilmiş dört hali gibidir. Bu diller, manevî konuların anlaşılması için farklı perspektifler sunar ve her biri kendine özgü bir amaca hizmet eder:

1. Kabala Dili (Lisan Ha'anafim / Dalların Dili)

Bu dil, Kabalistik metinlerin en son ve en gelişmiş evrimleşmiş formudur.

  • Özellikleri: Kabala dili, üst dünyalar sistemini ve bunlara nasıl ulaşılacağını doğrudan tanımlayan manevî üst dünyalar sistemini ifade eder. Bu, manevî / ruhsal / nesneler ve güçler arasındaki ilişkiyi ortaya koyan özel bir sözlüğe sahiptir.
  • Üstünlüğü: Bu dilin üstünlüğü, tek bir kelimede var olan anlam derinliğindedir. Manevî materyal ile maddesel materyalin niteliklerinin birbirine eşit olduğu tezi sayesinde, Kabala’yı öğrenenler anlamakta yanılmazlar ve bu, öğrencilerin iç gelişimini yapması ve kendilerini ıslah / arındırması / için gerekli olan en kullanışlı dildir.

2. Tevrat / Torah / Dili

Hz. Musa’nın 5 kitabını, Peygamberleri ve Kitab-ı Mukaddes’i kapsayan bu dil, manevî kavramları hikâyeler ve olaylar üzerinden anlatır.

  • Gizemi: Bu kitaplar Kabalistler tarafından yazılmış olmasına rağmen, Kabala’nın dilini bilmeyen bir kişi, bu kitaplarda yazılanların sadece tarih hikâyeleri olduğuna inanır, zira maneviyat hikâyelerin diliyle anlatılmıştır.
  • İfşa Durumu: Kişi, manevî edinim sahibi olmadıkça, bu kitaplardaki manevî ilmin açıklamalarını anlayamaz.

3. Yasaların Dili

Bu dil, tamamen Tevrat’ın dilini kullanır ve insanlara manevî yasaları fiziki dünyada nasıl uygulayacaklarını göstermek ihtiyacından doğmuştur.

  • Amacı: Yasalar, insanın kendi çıkarının sınırlarını aşan her şeyin algılanamaz kalacağı gerçeği üzerine kuruludur ve kişinin egoizmini özgecilliğe / altruizm / dönüştürerek Yaradan’la benzerlik kazanmasını hedefler.

4. Efsanelerin Dili

Bu, konuların algısını aceleye getiren, yardımcı bir dildir.

  • Kullanımı: Efsaneler, konuların algısını hızlandırmak için yardımcı bir araç olsa da, kökün ve onun dalının bilgisinden mahrum olduğundan, temel bir dil olarak kullanılamaz ve nadiren kullanıldığı için gelişmemiştir.

II. Diğer Temel Sınıflandırmalar

Dört dilin yanı sıra, Kabala’nın yapısında erişilebilirlik ve içerik açısından iki temel ikili taksimat / sınıflandırma / bulunmaktadır:

A. Erişilebilirlik (İfşa Olmuş ve Gizlenmiş)

Kabala’nın bütünü, iki ana kısma ayrılmıştır ve bu durum, çalışmanın metodunu belirler:

  1. İfşa Olmuş Kısım: Ağızdan ağıza geçmiş ve birçok kitapta açıklanmış olan kısımdır. Amacı edinmek buna bağlı olduğu için, Kabala çalışmaya başlayan bir kişi öncelikle bu kısmı öğrenmelidir.
  2. Gizlenmiş Kısım: Hiç tanımlanmamış, sadece bir Kabalistten bir Kabaliste iletilen ve Yaradan’ın düşüncelerinden oluşan kısımdır. Bu kısım, Yaradan’ın kişisel sırrı gibi katı yasaklarla korunmuştur.

B. İçerik (Kutsallık ve Klipa)

Kabala, manevî hayatın iki zıt gücünden bahseder:

  1. Kutsallık: Manevî gelişimin pozitif / olumlu / yönüdür. Kişi, büyük hazzın olduğu yere geri döndüğünde, ancak bunu terk eder ve kaldığı yerden devam ederse bu dönüşe "kutsallık" denir.
  2. Klipa / Kabuk: Saf olmayan, egoistik / bencil / arzuları ifade eder. Klipa (kabuklar), içimizde manevî arzu için uyanan, ancak arı olmayan güçlerdir. Bunlar, maneviyatta geri dönüşün farklı bir derecesi olup, kişinin özlem duyduğu yüksekliğe çıkamamasından dolayı takılı kaldığı dereceye geri dönme isteğiyle ilişkilendirilir.

Bu taksimatlar, Kabala’nın sadece teorik bir bilgi yığını değil, aynı zamanda manevî âlemleri doğru yöntemle incelemeyi sağlayan bilimsel / bilimsel / bir sistem olduğunu göstermektedir.

 


22 ve 28 Harf…22 ye 10 Sefirot -32

Ezoterik / batınî ilimler ve sayı / harf gizemciliği / nümeroloji geleneğinde, İbranice'ye dayalı Kabala ile Arapça'ya dayalı Havâss / gizli ilimler arasında görülen harf sayısındaki bu temel farklılık (22’ye karşı 28), iki sistemin dayandığı kozmolojik / evrenbilimsel ve teolojik / ilahiyatla ilgili temellerden kaynaklanmaktadır. Bu farklılık, esasen harflerin ilahî / kutsal gücünün kökenini ve işlevini belirleyen temel ontolojik / varlıkbilimsel ayrımı işaret eder.

I. Kabala’nın 22 Harfi: Yaratılışın ve Sesin Esası

Kabala geleneğinde İbrani alfabesinde yer alan 22 harf, evrenin ve tüm varoluşun temelini oluşturan kozmik / evrensel sesler ve güçler olarak kabul edilmektedir. Bu 22 harfin varlığı, Kabala’nın kendine has yaratılış teorisiyle sıkı sıkıya bağlantılıdır:

  1. Tanrısal Sesler ve Grafikleşme: İbrani alfabesindeki bu 22 temel harf, Tanrı dünyayı yaratmadan önce Kendi ile birdi. Harfler, grafik / yazı biçimine geçmeden önce dahi Tanrı ile beraber olan kutsal seslerdir. Bu 22 ses, daha sonra İbranice dâhil olmak üzere oluşacak tüm dillerin temelini oluşturur.
  2. Yaratılışın Yapı Taşları: Kabala’nın mistik öğretisine göre, Tanrı bu 22 temel harfi kullanarak yaratılanlara ve gelecekte oluşturulacak her şeye biçim verdi; onları kesti, biçimlendirdi, ölçtü ve yerlerini değiştirdi. Bu 22 harf ve İlahi 10 Sefirot /sayı/, Kabala’nın Gizli Bilgeliği’nin 32 yolunu teşkil eder (önceki yazılarımızda belirtildiği gibi).
  3. Sınırlı İfşa / Vahiy: Bu sistemde 22 harfin kullanımı, kutsal metinlerin ve manevî / ruhsal bilginin sınırlı bir şekilde açığa çıkarılmasını yansıtır. Bu durum, 22 harfin kendi aralarındaki permütasyon / yer değiştirme ve kombinasyonları sayesinde ağzın söyleyemediğini ve kulağın işitemediğini ortaya koyma kapasitesiyle ilişkilidir.

Dolayısıyla, Kabala’nın 22 harfi, evrenin manevî / ruhsal özünü oluşturan, ses temelli ve yaratılış sürecine doğrudan katılan ezelî / ezeli prensipleri temsil eder.

II. Havâss / Gizli İlimlerin 28 Harfi: Kamer / Ay Döngüsüyle İlişki

Kabala’dan esinlenerek gelişen veya ona paralel ilerleyen İslami Havâss / gizli ilimler geleneğinde ise, Arap alfabesinin 28 harfi temel alınmıştır. Bu sayı, harflerin ontolojik kaynağını değil, onların kozmolojik ve astrolojik işlevini yansıtır.

  1. Kamer / Ay’ın 28 Menzili: Arap alfabesinde 28 harfin bulunmasının ve kullanılmasının temel nedeni, harflerin Kamer’in / Ay’ın 28 menzili (Menâzili Kameriye) ile birebir ilişkilendirilmesidir. Kamer’in her bir menzili, yirmidört (24) saat küsur dakika kalır ve her menzil bir harfe mensuptur.
  2. Harflerin Uygulamalı / Pratik Fonksiyonu: Havâss uygulamalarında (tılsımat / tılsımlar, vefkler, davetler) başarının sağlanması için Kamer’in hangi burçta ve hangi menzilde olduğunun, menzilin saîd / uğurlu/ veya nahıs /uğursuz/ durumunun iyi bilinmesi gerekir. Bu 28 harf, pratik / uygulamalı majikal / büyüsel işlemlerin zamanlamasını ve enerjisini belirlemede anahtar rol oynar.
  3. Elementlerle / Anasırı Erbaa / İlişkisi: 28 harf ayrıca anasırı erbaa / dört unsur (Ateş, Toprak, Hava, Su) ile de ilişkilendirilmiştir; bu da harflerin maddî / fiziksel dünyadaki etkisini açıklar.

III. Farklılığın Esas Nedeni

Bu iki farklı harf sayısının oluşmasının temel nedeni, Kabala ve Havâss geleneklerinin kozmik haritalama /evrensel düzeni haritalama/ stratejilerinin farklı olmasıdır:

  • Kabala (22 Harf): Kabala, 22 harfi ilahi yaratım gücünün saf, soyut ifadesi olarak ele alır ve harfleri doğrudan manevî / ruhsal prensiplerle (Sefirot) eşleştirir. Kabala’daki 22 harf, İbrani alfabesinin kadim / eski yapısından kaynaklanır.
  • Havâss/Gizli İlimler (28 Harf): Havâss geleneği, Arap alfabesindeki 28 harfi, Ay’ın (Kamer) yeryüzündeki olaylar üzerindeki etkisini ve astrolojik zamanlamayı yöneten yirmisekiz menzili ile eşleştirerek, daha ziyade uygulamalı ve dünyevi değişimleri hedefleyen bir sistem kurmuştur.

Bu nedenle Kabala'da 22 harf varken diğer gizli ilimlerde (özellikle Arapça tabanlı) 28 harf kullanılması, harf mistisizminin farklı kozmolojik bağlamlarda (İlahi Yaratılışın 22 Yolu vs. Kamer’in 28 Menzili) kendine uygulama alanı bulmasının bir sonucudur.


Kabala / Gizli Bilgelik / ilmi, evrenin ve tüm varoluşun sırlarının İbrani alfabesinin harfleri ve sayısal değerleri aracılığıyla kodlandığı prensibine dayanmaktadır. Bu nedenle, İbranice'deki harfler, Kabalistlerin / Kabalacıların / manevî / ruhsal / realiteyi / gerçekliği / idrak etmeleri için kullandıkları en temel yapı taşlarıdır ve 22 harften oluşmaktadır.

Bu harfler ve onlarla ilişkilendirilen sayılar, Kabala’nın merkezinde yer alan Gematria / sayı gizemciliği / sistematiğini oluşturur.

I. Kabala’daki Harflerin Ontolojik / Varlıkbilimsel / Niteliği (22 Harf)

TABLO I.- İBRANI VE KELDANİ HARFLER

Sıra

İbrani ve Keldani Harf

Adları

Adların

Manaları

Ses

veya

Güç

Bu eserde

Latin

Harfleri

Sayısal Değerleri

1

2

3

4

5

6

7

8

9

10

11

12

13

14

15

16

17

18

19

20

21

22

Aleph

Beth

Gimel

Daleth

He

Vau

Zayin

Cheth

Teth

Yod

Caph

Lamed

Mem

Nun

Samekh

Ayin

Pe

Tzaddi

Qoph

Resh

Shin

Tau

Öküz

Ev

Deve

Kapı

Pencere

Çivi

Silah, Kılıç

Çit

yılan

El

Avuç

Öküz üvendiresi

Su

Balık

Destek

Göz

Ağız

Balık kancası

Başın arkası

Baş

Diş

Haç işareti

a (yumuşak nefesle)

b, bh (v)

g (sert), gh

d, dh (düz th)

h (sert nefesle)

v,u,

z, dz

h, ç (ch) (gırtlaktan)

t (kuvvetli)

i, y

k, kh

l

m

n

s

o, â, ng (gırtlaktan)

p, f (ph)

ts, tz, j

q, qh (gırtlaktan)

r

ş (sh), s

th, t

A

B

G

D

H

V

Z

Ch

T

I

K

K

M

N

S

O

P

Tz

Q

R

Sh

Th

1 (Binler hep daha

2 daha büyük bir

3 harfle gösterilir.

4 Dolayısıyla,

5 diğer harflere

6 kıyasla büyük

7 bir Aleph'in

8 değeri 10000'dir)

9

10

20 son = 500

30

40 son = 600

50 son = 700

60

70

80 son = 800

90 son = 900

100 (son harflerin

200 sayısı her

300 zaman yüksek

400 gösterilmez)

 

İbrani alfabesinin 22 harfi, Kabala’da sadece dilbilimsel / linguistik / semboller olarak değil, Yaradan’ın / Yaratıcı’nın/ yaratıcı gücünün ezelî / ezeli / mevcudiyetleri olarak kabul edilir.

  1. Yaratılışın Temeli: Kabalistlere göre, kelime yaratılan her şeyin temelidir, ve kelimeler harflerden oluştuğu için, her harf İlahi Olan'ın özel bir tezahürüne karşılık gelen gerçek güce sahip aktif bir kuvvet olarak kabul edilmektedir. Harfler, Tanrı’nın bilinmez dünyasını oluşturan, ilahi isteğe uygun olarak yayıldığı bir Dil/Lisan dünyasıdır.
  2. Tevrat / Torah’ın Kutsiyeti: Tevrat'taki her sözcüğün, her harfin ve hatta her noktanın bir anlamı olduğuna inanılır ve bu nedenle metin değiştirilemez. Tevrat’ın kutsal İbrani harfleriyle yazılmış olması, onun harflerinde manevî bir mevcudiyet (partzuf) taşıdığı anlamına gelir. Ayrıca Tevrat’ın sesli harf ve noktalama işaretlerini içermemesi, onun ezelde harf olarak bulunmasıyla ilişkilendirilmiştir.
  3. Harflerin İşlevi: İbrani harfleri, akıl ve beden arasında birleştirici unsur özelliği taşır. Bu harfler üzerine yapılan yoğun meditasyonlar sonucu Kabalist, harfleri ışığa indirgeyebilir.

II. Harflerin Sayısal Değerleri ve Gematria / Sayı Gizemciliği

Harflerin sayısal değerlere dönüştürülerek yorumlanması olan Gematria, Kabala’nın temel kriptogramatik / şifre çözücü / yöntemidir. Bu yöntemle, harflerle sayılar ve diğer harfler arasında birçok benzerlik olduğuna inanılmaktadır.

  1. Gematria’nın Tanımı ve Kökeni: Gematria terimi, İbrani alfabesinin ilk dört harfinin okunuşundan (Aleph, Beth, Gimel/Cimel, Daleth) türeyen "Ebced" ismini taşımaktadır. İbrani alfabesindeki her harfin bir sayısal değeri vardır.
  2. Sayısal Değerlerin Amacı: Harflerin sayısal değerleri, elde edilmesi gereken manevî seviyeleri / dereceleri/ ifade eden kodlardır. Bir ismin sayıya dönüştürülmesine Gematria denir.
  3. Uygulama Örnekleri:
    • İsimlerin Eşitlenmesi: Bu yöntemle, İbranice kelimeler aynı Ebced değerindeki kelimelerle değiştirilir. Örneğin, Tanrı'nın bir ismi (YHVH) ile Âdem veya insan kelimesi aynı sayısal değere sahip olabilir; bu, harflerin gizli anlamlarını deşifre etmeye imkân tanır.
    • Değerlerin Değişkenliği: Kelimenin sonunda şekli değişen harflerin sayı değerleri de değişmektedir. Kabala'da harflere sayısal değerler atanmasında farklı kaynaklarda çeşitli listeler sunulur.
    • Kehanet ve Analiz: Bazı Kabalistik sistemlerde, bir kişinin doğum adı, 400 sayı ve 22 alfabe üzerinden analiz edilmiştir.

III. Harflerin Pratik ve Manevî İşlevleri

Kabala, harflerin sadece teorik anlamda değil, pratik olarak da kullanılmasına olanak tanıyan yöntemlere sahiptir:

  1. Kriptogramatik Yöntemler: Gematria haricinde, Kabala'da üç ana kriptogramatik yöntem kullanılır:
    • Notarikon: Bir ayetteki kelimelerin ilk harflerini alıp yeni bir kelime üretmektir. İlahi sıfatlar ve melek/şeytan isimleri çoğunlukla bu yöntem kullanılarak ortaya çıkartılmıştır.
    • Temura: Bu yöntem, harflerin yerini değiştirerek birçok ilahi mesajın anlamını deşifre etmektir; bir yorum / tefsir / ustalığı gerektirir.
  2. Hayır / Şer İşlevleri ve Meciz / Karıştırma /: Harf gizemciliğinde harflerin elementlere göre ayrılması (Ateş, Toprak, Hava, Su), harflerin hayır (muhabbet / sevgi, kabul) veya şer (yıkım, caydırma) amaçlı kullanımı üzerinde etkilidir.
    • Karıştırma (Mecz): Harflerin birbirine karıştırılarak yazılması, hayır (sağdan karıştırma) veya şer (soldan karıştırma) işler için kullanılır. Örneğin, ateş harflerinin kullanılması, muhabbet celbinde / sevgi çekmede / isim sahiplerinin de birbirine ısınmasını sağlamaya yönelik taklit büyüsü / majisi / örneğidir (önceki yazılarımızda bu hususa değinilmişti).
  3. Harflerin Zıtlıkları ve Uyumları: Harflerin sayısal değerleri (tek veya çift) onların manevî cinsiyetini (erkek veya dişi) belirler. Bu sistemde zıtlıklar, harflerin elementleri ve cinsiyetleriyle ilişkilendirilerek yorumlanır. Harflerin bir araya gelmesiyle oluşan tılsımların / vefklerin / gücü, harflere atfedilen bu özelliklerden ve enerjiden gelir.

Kabalist, bu harflerin açılımını ve sayısal değerlerini öğrenerek, harflerin doğurduğu farklı kombinasyonlar aracılığıyla her kelimede "bir çok ışık" bulunduğuna inanır. Bu ilim, maneviyat edinme yolunda ilerlemek için elzemdir ve anlamak için İbranice'yi bilmek ve harflerin anlamlarını bilmek gerekir.

I. İbrani Alfabesindeki Harflerin Yapısı ve Özellikleri

İbrani alfabesi sağdan sola doğru okunmaktadır. Harflerin isimleri ve şekilleri, onların manevî / ruhsal / kuvvetini ve kozmik / evrensel / titreşimini yansıtır.

  1. Harflerin Şekil Değişimi: İbrani alfabesinde yer alan bazı harflerin, kelimenin sonuna geldiklerinde okunuşları değişmese dahi şekilleri değişmektedir. Kaynaklarda bu şekilde sonda biçimi değişen beş harf (Kaf, Mem, Nun, Pe ve Şade) olduğu belirtilmiş olup, bu sondaki biçimler genellikle alt çizginin uzatılması yoluyla olağan biçimlerden türetilmektedir.
  2. Harflerin Kutsiyeti: İbrani harflerine erken dönemde yüklenmiş olan kutsallık özelliği / kutsiyet /, bu dizgenin Hristiyanlık çağının başına dek dahi din dışı / seküler / kullanımdan kaçınılmasına ve hesaplamalar için yabancı dizgelere başvurulmasına neden olmuştur. Bu, harflerin sadece dinsel alanla ilgili hesaplamalara ayrılma isteğini göstermektedir.
  3. İlahi Aleme Titreşim: Harflerin zihinde resmedilmesi (Hurufu Fikriye), seslendirilmesi (Hurufu Lafziye) veya kalemle resmedilmesi (Hurufu Hattiye) şeklindeki her bir tasnifin kendine özgü bir ruhani güce sahip olduğu ve İlahi âleme bir titreşim yansıttığı kabul edilmektedir.

II. Gematria ve Harflerin Sayısal Değerleri

Kabala’nın Gematria sistemi, İbrani alfabesinin 22 harfine, Fenike harflerinin sırasıyla uygun olarak sayısal değerler yüklemekten oluşur. Bu değerler, harflerin taşıdığı manevî seviyeleri ve kodları çözmek için kullanılır.

Harflerin sayısal değerlerinin atanma sistemi şu şekildedir:

  1. Birler / Üniteler (1-9): Alfabenin ilk dokuz harfi (Alef’ten Tefe’ye kadar), ilk dokuz sayıya (birimlere) bağlanır.
  2. Onlar (10-90): Sonraki dokuz harf (Yod’dan Sade’ye kadar), dokuz 10’a (onlara) bağlanır.
  3. Yüzler (100-400): Son dört harf (Kof’tan Tav’a kadar), ilk dört 100’e bağlanır.

Bu yapı, harflerin sayısal değerlerinin sistemli ve hiyerarşik bir düzende ilerlediğini göstermektedir. Ayrıca, binlerin betimlemesi için, ilgili birimlerin, onların ve yüzlerin üzerine iki nokta konması gerekmektedir; bu, harfin değerini 1000 ile çarpmaktadır.

Kabala /Gizli Bilgelik/ sisteminin özünü oluşturan İbrani alfabesi, 22 temel harften meydana gelmektedir. Bu harfler, sadece dilsel / linguistik / işaretler değil, aynı zamanda Yaradan’ın / Yaratıcı’nın / yaratıcı gücünü taşıyan kozmik / evrensel / kuvvetlerdir. Harflere dair sayısal değerler, manevî / ruhsal / dereceler ve bu harflerin unsurlarla / elementlerle / olan ilişkileri, Gematria ve ezoterik / batınî / Kabala uygulamalarının temelini oluşturur.

I. İbrani Alfabesinin Yapısı ve Sayısal Değer Atama Sistemi

Kabala, İbrani harflerini kutsal addeder ve her harfin bir sayısal değere sahip olduğu Gematria / sayı gizemciliği / yöntemini kullanır.

  1. Harf Sayısı ve Kutsiyeti: İbrani alfabesi 22 harften oluşur. Bu harfler, Tanrı dünyayı yaratmadan önce Kendi ile beraber olan kutsal sesler olarak kabul edilir ve Tanrı’nın yaratma aracıdır. Harflerin kutsallığı sebebiyle, Hristiyanlık çağına kadar dahi dinsel olmayan / seküler / kullanımlardan kaçınılmış, bu dizge sadece dinsel alanla ilgili hesaplara ayrılmak istenmiştir.
  2. Sayısal Değer Atanması (Gematria): İbrani harflerine sayısal değerler (harf-rakamlar) atanırken, harflerin sırası esas alınır.
    • 1’den 9’a Kadar (Birler): Alfabenin ilk dokuz harfi, ilk dokuz sayıya (birimlere) bağlanır.
    • 10’dan 90’a Kadar (Onlar): Sonraki dokuz harf, dokuz 10’a (onlara) bağlanır.
    • 100’den 400’e Kadar (Yüzler): Son dört harf, ilk dört 100’e bağlanır.
    • Binler: Binlerin betimlenmesi için, ilgili birimlerin, onların ve yüzlerin üzerine iki nokta konur. Bu, harfin değerini 1000 ile çarpmaktadır.
  3. Şekil Değişiklikleri: İbranice sağdan sola doğru okunur. Bazı harflerin kelimenin sonuna geldiklerinde okunuşlarında farklılık olmamasına rağmen şekilleri değişir.

II. Harflerin Cinsiyet / Erkek ve Dişi Durumu

Kabala geleneği ile yakından ilişkili Ebced ve Havâss sistemlerinde, harflerin sayısal değerleri üzerinden manevî / ruhsal / cinsiyetleri belirlenir. Bu kural, esasen 28 harfli sisteme ait olsa da, Gematria’nın temel sayısal mantığının bir uzantısıdır:

  • Tek Sayılı Değerler: Sayısal değerleri tek olan harfler, erkek olarak kabul edilir.
  • Çift Sayılı Değerler: Sayısal değerleri çift olan harfler, dişi olarak kabul edilir.

III. Harflerin Astroloji / Gezegen ve Manevî Varlık İlişkisi

Harflerin gezegenlerle ve manevî varlıklarla ilişkilendirilmesi, esasen harflerin Tabiat / Unsurlarına ve manevî sınıflandırmasına dayanır.

A. Gezegen ve Astroloji Bağlantıları

Havâss sisteminde 28 harf dört unsura (Ateş, Toprak, Hava, Su) ayrılır. Harfler, bu unsur tabiatlarına göre yedi (7) gezegenle ilişkilendirilir, ancak bu ilişkilendirme Kabala’nın 22 harfine dair spesifik tablo halinde sunulmamıştır.

  • Unsur Analizi: Hastanın ismindeki harflerin tabiatına ters olan harflerle karıştırılması (mezc) suretiyle hastalıkların tedavi edilmesi gibi uygulamalarda harflerin tabiatları esas alınır. Harflerin tabiatları da gezegenlerin doğalarına göre belirlenir (örneğin Salı gününün sıcak ve kuru Mars ile ilişkilendirilmesi).

B. Nurani / Işıklı / ve Zülmani / Karanlık / Harfler

Manevî varlıklarla iletişimde, harflerin Nurani (Işıklı/Hayırlı) ve Zülmani (Karanlık/Şerli) olarak ayrılması önemlidir. Ancak kaynaklarda bu ayrım 28 harf için yapılmıştır.

  • Nurani Harfler (28 Harfli Sistemde): ا ح ر س ص ط ع ق ك ل م ن هـ ى (Elif, Ha, Sin, Sat, Tı, Ayın, Kaf, Kef, Lam, Mim, Nun, He, Ye). Matlubun ismindeki harflerin çoğunluğu nurani ise murat üç güne kadar hasıl olur.
  • Zülmani Harfler (28 Harfli Sistemde): ب ت ث ج خ د ذ ز ش ض ظ غ ف و (Be, Te, Se, Cim, Hı, Dal, Zel, Ze, Şın, Dat, Zı, Ayın, Fe, Vav). Çoğunluk zülmani harflerden oluşursa, murat yedi güne kadar hasıl olur.

C. Melek ve Şeytan İsimleri İlişkisi

Kabala'da harflerin manevî güçlerle bağlantısı kurulsa da, her harfin kendisine atanmış spesifik bir melek veya şeytan ismi mevcut kaynaklarda belirtilmemiştir. Ancak genel olarak şunlar bilinmektedir:

  • İlahi İsimler: Her harf, o harfle başlayan Esma-i Hüsnâ’dan bir isimle ilişkilendirilebilir. Bu isimler, manevî enerjiyi harekete geçirir.
  • Melek İsimleri: Büyüsel dairelerin etrafına İbranice harflerin, yıldızların ve astrolojik işaretlerin çizilmesi ritüeli mevcuttur. Ayrıca Celcelutiyye gibi Süryanice isimler içeren vefklerde / tılsımlarda / harflerin Süryanice karşılıkları da verilmiştir (Örn: Vav harfinin Süryanice ismi Verkeşlû'dur).
  • Şeytan İsimleri: Şeytanın bütün isimlerinin eski İbranice olduğu; ancak sadece sessiz harflerden oluştuğu ve seslilerin tahmin edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu durum, şeytanın isminin harflerle bağlantılı olduğunu ima eder, ancak spesifik bir harf-şeytan eşleşmesi verilmemiştir.

Özet Tablo (Mevcut Verilere Göre)

Aşağıdaki tablo, İbrani harflerine atfedilen temel özellikleri, mevcut kaynaklardaki kesin veriler ışığında göstermektedir. Harf isimlerinin tamamı veya değerleri tek tek listelenemediği için, yalnızca sistemin yapısı ve harf türleri sunulmuştur.

Harf Grubu

Sayısal Değer Aralığı

Gematria İşlevi

Harf Özelliği / Tabiatı

Bağlantılı Manevî Konseptler

Birler (Alef - Tet)

1’den 9’a kadar

İlk dokuz birim değerini temsil eder.

Tek/Çift olma durumuna göre Erkek/Dişi olarak sınıflandırılır.

Yaratılışın ve İlahi Gücün Temeli.

Onlar (Yod - Sade)

10’dan 90’a kadar

Onluk değerleri temsil eder.

Unsurlara göre (Ateş, Toprak, Hava, Su) ayrılabilir.

Tikkun / Islah / ve Sefirot / Sayılar / ile ilişkili manevî kodlar.

Yüzler (Kof - Tav)

100’den 400’e kadar

Yüzlük değerleri temsil eder.

Kelime sonunda şekli değişen harfler bulunur.

Kozmik enerjilerin ve ilahi mertebelerin (Merka­bah) tecessüm etme aracı.

Binler

x 1000

İlgili harfin üzerine iki nokta konarak değeri çarpılır.

En yüksek sayısal ve manevî gücü ifade eder.

Yüksek manevî realiteye / gerçekliğe / ait bilgiler.

Kabalistik / Gizli Bilgelik / sistemi, İbrani alfabesinin 22 harfi üzerine inşa edilmiştir. Bu harfler, Kabala’ya göre Yaradan’ın / Yaratıcı’nın / yaratıcı gücünün ezelî / ezeli / mevcudiyetleri olup, tüm kozmik / evrensel / kuvvetleri ve manevî / ruhsal / dereceleri kodlamaktadır.

Bu bağlamda talep ettiğiniz İbrani harflerinin adları, sayısal değerleri, özellikleri, astrolojik veya manevî varlıklarla olan ilişkileri (melek/şeytan) hakkında kapsamlı bir tablo, kaynaklarımızdaki Kabala prensipleri ve Gematria / sayı gizemciliği / metodolojisi temelinde aşağıda sunulmuştur.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, harflerin gezegen, melek ve şeytanlarla kesin eşleştirilmesi (Havâss gibi) veya hayır/şer olarak pratik amaçlarla kullanılması, otantik Kabala'nın doğrudan alanı değildir ve genellikle daha sonraki ezoterik / batınî / ekoller tarafından geliştirilmiş, 28 harfli Arap alfabesi sisteminde detaylandırılmış pratiklerdir. Kabala’nın 22 harf üzerine kurulu sistemi, esas olarak manevî dereceleri ve yaratılış kodlarını çözmeye odaklanır.

I. Kabala’da Harflerin Yapısı ve Sayısal Değerleri (Gematria)

Kabalistik harf analizi olan Gematria sistemi, harfleri konumlarına göre üç ana kategoriye ayırarak sayısal değer atar: Birler, Onlar ve Yüzler.

İbrani Harf Grubu

Sayısal Değer Aralığı

Gematria İşlevi (Değer Atama)

Harf Sayısı

Birler (Alef’ten Tet’e)

1’den 9’a kadar

Alfabenin ilk 9 harfi, birim değerlere bağlanır.

9

Onlar (Yod’dan Sade’ye)

10’dan 90’a kadar

Sonraki 9 harf, onluk değerlere bağlanır (10, 20... 90).

9

Yüzler (Kof’tan Tav’a)

100’den 400’e kadar

Son 4 harf, yüzlük değerlere bağlanır (100, 200, 300, 400).

4

Toplam Harf Sayısı

22

Ek Bilgi: Binlik değerler için, ilgili harflerin üzerine iki nokta konur; bu, harfin değerini 1000 ile çarpar.

II. Harflerin Kabalistik Özellikleri ve Gizemi

Kabala’da harfler, soyut manevî / ruhsal / kavramları temsil eden kodlar ve nitelikler olarak kabul edilir. Harflerin gizemi, onların Yaradan'ın Sefirot / sayılar / sistemiyle olan bağlantısından gelir.

Kabalistik Özellik

Açıklama ve Gizemi

Kaynak

Ontolojik Statü

Harfler, Tanrı’nın yaratma aracı ve tüm varoluşun kendisiyle neşv-ü nemâ bulduğu / gelişip büyüdüğü / temel kuvvetlerdir.

Harfin Niteliği

Her harf, üst dünyanın belirli bir niteliğidir, bir kural veya bir kodudur ki kişi üst dünyada bunu kavrar.

Başlangıç Noktası

Harfler, manevî âlemde bir nokta ile başlar. Bu nokta, ya kişinin kendi egosudur (üst Işığın içine getirilmesi gereken siyah kısım) ya da üst/alt dünyadan gelen bir izlenimdir.

Gematria Eşitlemesi

Gematria’ya göre birbiri ile değiştirilebilen harfler vardır (on, yüz, bin vb.). Bu, aynı sayısal değere sahip kelimelerin manevî bir ilişki içinde olduğunu gösterir.

Kriptogramatik Analiz

Harflerin ters dönmüş düzeni (Temura / dönüşüm /) vardır. Bu, hangi güçlerin farklı seviyelerde davrandığını görmek için kullanılır. Yaygın formu ATBSH (Atbaş) olarak bilinir.

Sonda Şekli Değişenler

Beş harfin (Kaf, Mem, Nun, Pe, Şade) kelimenin sonunda şekli değişir (genellikle alt çizginin uzatılmasıyla).

Cinsiyet Durumu

Harflerin sayısal değerlerine göre manevî / ruhsal / cinsiyetleri belirlenir. Tek sayılı değere sahip harfler erkek, çift sayılı değere sahip harfler dişi kabul edilir (Bu kural genel ezoterik nümerolojiden gelir).

(Önceki yazılarımızda belirtildiği gibi)

IV. Astroloji, Gezegen ve Manevî Varlık İlişkisi Üzerine Notlar

Kabala’nın otantik metinlerinde 22 harfin her birine spesifik olarak bir gezegen, melek ya da şeytan ismi atanmasına dair bütüncül bir tablo mevcut değildir. Ancak harflerin manevî âlemle ilişkisine dair şunlar bilinmektedir:

  • Gezegensel Bağlantı: Harflerin gezegenlerle olan ilişkilendirilmesi, genellikle 28 harfli Arapça alfabesi sistemindeki Anasırı Erbaa / Dört Element / harf taksimine dayanır. Kabala’nın 22 harfinde ise bu ilişki, genellikle Sefirot ve Hayat Ağacı sistemi üzerinden kurulur.
  • Melek ve Şeytanlar: Harfler, manevî varlıkları çağırmada kullanılır. Şeytanın bütün isimlerinin eski İbranice olduğu ve sadece sessiz harflerden oluştuğu, bu nedenle seslilerin tahmin edilmesi gerektiği bir sihir / büyü / ilkesidir. Harflerin bu gizemi, onlara hizmet eden ruhani varlıklar (hâdim) ile ilişkilidir. Her harfin ona hizmet eden bir meleği olduğu inancı da mevcuttur.
  • Gizli Diller: Süryanice'nin manevî dili büyük keşif sahiplerinin dili olup, ma'rifet üzerine yaratılan meleklerin bu dil ile konuştuğu kabul edilir. İbrani harflerinin bu Süryanice dilindeki karşılıkları ve isimleri de mevcuttur (Örn: Vav harfinin Süryanice ismi Verkeşlû'dur).

Bu bilgiler ışığında, Kabala'da harflerin manevî gücü, dışsal bir gezegen etkisinden ziyade, Yaradan’ın Sefirotları üzerindeki içsel niteliği ve yaratılış kodlarını çözme yeteneği ile ilişkilidir.

Sefirot (İbranice çoğul: Sephiroth, tekil: Sephira) doktrini

Kabala / Gizli Bilgelik / sisteminin merkezinde yer alan Sefirot (İbranice çoğul: Sephiroth, tekil: Sephira) doktrini, Yaratıcı'nın / Yaradan'ın / kendini açığa vurumunu, evrenin manevî / ruhsal / hiyerarşisini ve varoluşun tamamlanma mekanizmasını açıklayan on (10) ayrı tecelliyi / tezahürü / ifade eder. Kabalistler, Sefirot'u, yaratılışın ve tüm realitenin / gerçekliğin / kalıcı, değişmez yapısı olarak görmektedirler.

I. Sefirot’un Tanımı ve Ontolojik Konumu

Sefirot, kelime anlamı itibarıyla en iyi "sayısal tecelli / tezahür" olarak tanımlanabilir ve ondalık sistemdeki 1'den 10'a kadar olan sayıların en soyut biçimleridir.

A. Köken ve Yaratılış Süreci

  1. Ein Sof’tan İntişar / Yayılım: Sefirot, "Sonsuz Tanrı" veya Ain Sof adı verilen mutlak birlikten, sınırsız ışıktan (Ain Soph Aur) tecelli eden, yaratılmamış, saf güçlerdir. Sefirot, faaliyetleri sürekli olduğu halde küçülmediklerinden yaratılmış olamazlar; dolayısıyla tecellidirler.
  2. Yaratılışın Yapı Taşları: Kabala’ya göre yaratılış süreci, Yaratıcı'nın on kutsal sayısını (Sefirot) ve 22 İbrani harfini içeren bir süreç olarak açıklanmıştır. Bu sayılar ve harfler toplamda Gizli Bilgeliğin otuz iki yolunu oluşturmaktadır. Sefirot, duyular dışı mutlakın aksine, evrensel varoluşa dâhil olan temel bir realitedir.
  3. İlahi Amaç: Sefirot, Tanrı ile insan arasındaki bağlantının on seviyesini temsil eder. Onlar, sınırlı olan her şeyin potansiyelini içermek durumundadır, zira bütün varolan şeyler Sefirot aracılığıyla var olmuşlardır.

B. Dualite ve Etkileşim (Denge)

Sefirotlar, yalnızca pasif değil, aynı zamanda aktiftirler (Meqabil Va-Metheqabel). Bu durum, Sefirot düzeninde dengeyi sağlamak için hayati öneme sahiptir:

  1. Androjen / Çift Cinsiyetli Yapı: Her Sephira, Sefirot dizisinde bir önceki Sephira'ya karşı dişil ve alıcı, bir sonraki Sephira'ya karşı ise eril ve verici olacaktır. Bu nedenle her Sephira'nın androjen / çift cinsiyetli / bir niteliği vardır.
  2. Denge Kavramı: Denge (Metheqela), zıtların denkleşmesinden ortaya çıkan ahenktir. Sefirot triadları / üçlüleri / içindeki denge, iki zıt vasfın (eril ve dişil güçlerin) karşılıklı çatışması ve denkleşmesi sonucu bir üçüncü Sephira'nın oluşmasına neden olur. Bu, Kabala'nın temel kavramlarından biridir.

II. Sefirotların Hiyerarşik ve Yapısal Sınıflandırması

Sefirot, Hayat Ağacı (Otz Chaiim) adı verilen bir yapıyı oluşturur. Bu yapı, manevî realiteyi üç temel sütun ve üç temel âleme ayırır.

A. Üç Sütun Sistemi

  1. Merhamet Sütunu (Sağ): İkinci (Chokmah), dördüncü (Chesed) ve yedinci (Netzach) tecellileri içerir.
  2. Adalet Sütunu (Sol): Üçüncü (Binah), beşinci (Geburah) ve sekizinci (Hod) tecellileri içerir.
  3. Narinlik Orta Sütunu: Birinci (Kether), altıncı (Tiphereth) ve onuncu (Malkuth) tecellileri içerir.

B. Üç Üçlü / Triad / ve Dört Alem

Sefirot, manevî âlemleri yansıtan üç temel üçlüye ayrılır:

  1. Düşünsel / Akli Âlem (Olahm Mevshekal): En üst üçlüdür. Taç (Kether), Hikmet (Chokmah) ve İdrak (Binah) Sefirotlarını içerir.
  2. Ahlaki / Ruhsal Âlem (Olahm Morgash): Orta üçlüdür. Sevgi (Chesed), Adalet (Geburah) ve Güzellik (Tiphereth) Sefirotlarını içerir.
  3. Maddî / Bedensel Âlem (Olahm Ha-Mevetbau): Son dört Sefirot'tan oluşur ve güç ile istikrarı temsil eder.

Bu Sefirotlar, dört ana âleme / dünya seviyesine / yansır: Atziloth (Arketipler/Tecelliler Alemi), Briah (Yaratılış Alemi), Yetzirah (Oluşma/Melekler Alemi) ve Asiah (Hareket/Kabuklar Alemi).

III. Temel Sefirotların İsimleri ve Vasıfları

Sayı

İbranice Adı (Transliterasyon)

Türkçe Karşılığı

Gizemli Vasıfları / Diğer İsimleri

1

Kether (KThR)

Taç

Macroprosopus (Büyük Yüz), İlk Işıma, İdrak Ötesi Yükseklik (Rom Maaulah). Gizli Sefirot'un Malkuth'u olarak da adlandırılır.

2

Chokmah (ChKMH)

Hikmet / Bilgelik

Eril, Aktif Güç, Baba (Ab).

3

Binah (BINH)

İdrak / Anlayış

Dişil, Pasif Güç, Yüksek Ana (Aima), Deniz.

4

Chesed (CHSD)

Sevgi / Merhamet

.

5

Geburah (GBVRH)

Adalet / Güç

Din (Adalet), Pachad (Korku).

6

Tiphereth (ThPARTh)

Güzellik / Zariflik

Birleştirici Sephira, Microprosopus (Küçük Yüz) veya Kral (Melekh).

9

Yesod (ISVD)

Temel

Erdemli Olan Dünyanın Temelidir (Tzediq Yesod Olahm), fiziksel bedenin eti.

10

Malkuth (MLKVTh)

Krallık / Ülke

Son Sephira, Kraliçe, Gelin (Microprosopus'un Gelini), Shekinah.

IV. Sefirot ve İnsan

Sefirot, sadece kozmik bir sistemi değil, aynı zamanda insanın manevî / ruhsal / yapısını da temsil eder. Onlar, Semavî Adam (Adam Qadmon) adı verilen İlkel Varlık'ı temsil eder.

  1. Harflerle İlişki: Harfler, Sefirot dizisinde anahtar bir rol oynar. Sefirot'un on harfi, bütün gerçekliğin kalıcı değişmez yapısıdır. 27 harfin doğru güçlerini yanlışsız bir şekilde edinerek ve düzenleyerek, kişi bütünlüğü ve sınırsız gelişimi hissedebilir.
  2. Ruhun Bölünmesi: İnsan ruhu da, Sefirot'a tekabül eden üçlü bölmelere sahiptir:
    • Neschamah (Varlığın en yüksek derecesi): Taç'a (Kether) tekabül eder, Akli Âlemi temsil eder.
    • Ruach (Ruh): İyilik ve şerliğin mekânı olarak Güzellik'e (Tiphereth) tekabül eder, Ahlaki Âlemi temsil eder.
    • Nephesh (Nefis / Hayvani yaşam): Temel'e (Yesod) tekabül eder, Maddi Âlemi temsil eder.
  3. Gimar Tikun (Nihai Islah): Sefirotlar yukarı çıkarılabilir ve ilgili oldukları Atzilut dünyasının Sefirot'una bağlanabilirse, onları Işık ile doldurmak mümkün olacaktır; bu duruma Gimar Tikun (Nihai Islah) denir. Bu, alma eyleminin ihsan için gerekli olan bir Kli / kap / olarak kullanılmasıyla mümkündür.

 

Kabala  Sistemi İle Metrik Sistem / Ölçev Sistemi / Karşılaştırılması

Kabala / Gizli Bilgelik / sistemi ile Metrik Sistem / Ölçev Sistemi / karşılaştırılması, iki disiplinin temelini oluşturan ontolojik / varlıkbilimsel /, felsefi / felsefî / ve metodolojik / yöntemsel / hedeflerin birbirinden köklü biçimde farklılaşması üzerinden gerçekleştirilmelidir. Kabala, manevî / ruhsal / bir idrak bilimi iken, Metrik Sistem, maddî / fiziksel / dünyanın nesnel / objektif / standartlaşmasını sağlayan pratik / uygulamalı / bir dizgedir.

I. Temel Amaç ve Ontolojik Farklılık

Kabala ve Metrik Sistem, realitenin / gerçekliğin / farklı katmanlarına odaklanır ve bu durum, sistemlerin kuruluş amacını ve felsefî tabanını ayırır.

A. Kabala’nın Amacı: Manevî Islah ve Mutlak Bilgelik

Kabala, insanın varoluşunun gayesini keşfetmesini sağlamayı hedefleyen pratik bir metottur. Bu ilmin temel amacı, kişinin doğasını değiştirerek, egoist / bencil / alma arzusunu (Kli) Yaradan’ın ihsan etme / özgecil / niteliğine eşitlemesini (form eşitliği) sağlamaktır. Kabala, kişinin fizikî dünyada edindiği her şeyi Yaradan’a verme niyetiyle kullanma arzusunda olduğunu vurgular.

  • Gizem ve İdrak: Kabala, maddî bedenin ötesindeki üst dünyaları ve Yaratılış Planı’nın bütününü algılamaya olanak tanıyan altıncı hissi / 6. his / edinmeyi öğretir. Bu sistem, kişiye kendi doğasını inceleyen kesin ve zaman testinden geçmiş bir yöntem sunar.
  • Kehanet ve Falcılık Reddi: Otantik Kabala, maddi hedeflerle (ev kredisi ödemek, işte başarılı olmak) ilgili değildir. Büyü, tılsım ve numeroloji gibi kavramların, Kabala ilminin ticarî emeller için geliştirilen manipülasyonu ve putperestlik / idolatry / olarak kabul edildiği önemle vurgulanır.

B. Metrik Sistemin Amacı: Pratik Standartlaşma ve Aritmetik Kolaylık

Metrik Sistem, bilim, teknik ve ticarî / ticari / hesaplamaların gerekliliklerinden doğan, maddî ölçülerin standartlaştırılmasını hedefleyen bir sistemdir.

  • Standartlaşma: Metrik Sistem, Fransız Devrimi döneminde eski, tuhaf ve kullanışsız ağırlık ve ölçüm sistemlerinin yerine, tamamen on tabanına / desimal / dayalı, tutarlı ve türdeş bir ölçü sistemi koymak amacıyla yaratılmıştır.
  • Pratiklik: Bu sistem, ağırlık ve ölçü sistemlerinin tekleştirilmesi ve sayısal hesaba tam uygunluğu sayesinde, büyük yalınlık ve olağanüstü ilerleme sağlamıştır. Modern aritmetiğin onlu, konumlu / yerel değerli / dizgesine dayanarak, hantal eski sistemlerin (örneğin Roma rakamlarının) aritmetik işlemler için taşıdığı zorlukları ortadan kaldırmıştır.

II. Yapısal Temeller: Manevî Kodlama ve Sayısal Taban

İki sistem, yapısal temellerini farklı sayı sistemlerinden ve kozmik anlayışlardan almaktadır.

A. Kabala’nın Yapısal Dili: Harfler ve Sayısal Tecelliler

Kabala’nın yapısı, İbrani alfabesinin yirmi iki (22) harfine ve evrenin sonsuz sayı dizisinin ilk on sayısına (Sefirot) dayanır.

  • Sefirot ve Harfler: 10 Sefirot ve 22 harf, Hayat Ağacı’nı (Tree of Life) oluşturur. Harfler, Tanrı’nın yaratıcı gücünün ifadesi olan ezelî / ezeli / seslerdir.
  • Gematria: Harflerin sayısal değerlere dönüştürülmesine dayanan Gematria metodu, Kabalistik numerolojinin temelidir. Bu sistemde, harflere 1'den 1400'e kadar (karmaşık varyasyonlarda) değerler atanabilir. Bu kodlar, elde edilmesi gereken manevî seviyeleri ifade eder.

B. Metrik Sistemin Yapısal Tabanı: Onlu Taban ve Konum İlkesi

Metrik Sistem, tamamen on tabanına / desimal / ve konumlu ilkeye dayanır.

  • Tabanın Kökeni: Onlu tabanın yeğlenmesi, büyük olasılıkla insandaki her bir elin parmaklarının sayısının beşe, toplamda ise ona ulaşmasından kaynaklanan fizyolojik bir rastlantıdır.
  • Üstünlük: Metrik Sistemin üstünlüğü, aritmetik işlemlere tamamen uygun olmasında yatar. Bu uygunluk, rakamların değerlerinin yazılışta tutulan konuma bağlı bir değere sahip olması ilkesinden ileri gelir. Bu konum ilkesi, ilk kez Babillilerce (altmışlı tabanda) ve Hintlilerce (onlu tabanda) keşfedilmiş, Hint sisteminde sıfırın da eklenmesiyle en yetkin halini almıştır.

III. Metodolojik Karşılaştırma: İçsel Gelişim ve Haricî Hesaplama

Kabala ve Metrik Sistem, bilgiyi kullanma ve geliştirme yöntemleri açısından da zıtlık gösterir.

Özellik

Kabala / Manevî Bilim

Metrik Sistem / Ölçevbilim

İşlem Alanı

İçselleştirme, manevî duyguların bilimsel formülüze edilmesi.

Dışsal fiziksel ölçümlerin kaydedilmesi, birimlerin tekleştirilmesi.

Kullanılan Dil

Kabala Dili, Tevrat Dili ve Efsaneler Dili gibi manevî kök ve dal / kök ve dal / sistemine dayanan diller.

Konumlu onlu sayı sistemine uyarlanmış, yalın ve evrensel matematik dili.

Keşif Yöntemi

6. hissin geliştirilmesi, kutsal metinleri çalışarak Saran Işık (Or Makif) çekilmesi yoluyla maneviyatı materyalizme tercih etme.

Deneysel gözlem ve matematiksel araçların sistematik olarak yayılması.

Teknik Karşılaştırma

Gematria (İbrani harflerine sayısal değer atama) ile manevî seviyeler kodlanır.

Konum ilkesi ve sıfırın kullanımı ile aritmetik hesaplar basitleştirilir ve tek birimler tanımlanır (metre, kilogram vb.).

Özetle, Metrik Sistem, tarih boyunca halkların çoğunluğuna onlarla, yüzlerle, binlerle sayma düşüncesini dayatan fizyolojik bir rastlantının ürünü olan onlu taban üzerine kurulmuş ve aritmetiksel üstünlüğünü kanıtlamış bir sistemdir. Kabala ise, bu fiziki dünyanın ötesindeki realiteyi, 22 harf ve 10 Sefirot koduyla okumayı hedefleyen ve materyalizmin ötesine geçişi sağlayan manevî bir sıçrama tahtası olarak işlev gören ezoterik bir bilimdir. Her iki sistem de, kendi alanlarında mükemmel bir yapıya ve tutarlılığa sahip, ancak tamamen farklı evrensel hedeflere hizmet eden metodolojilerdir.

 

Sorunuz, Kabala / Gizli Bilgelik / ilmi üzerine yaptığımız detaylı tartışmaların, özellikle de Gematria / sayı gizemciliği / ve Havâss / gizli ilimler / gibi harf-sayı dönüşüm sistemlerini içeren kaynakların ışığında, neden kişisel isim analizlerinde sınırlandırmalar getirildiğini sorgulamaktadır. Bu durum, akademik bir perspektifle, Kabala’nın epistemolojik / bilgi kuramsal / ve etik / ahlaki / sınırlarının metodolojik bir gerekliliğidir.

Kabala, sunduğunuz kaynaklarda da detaylıca açıklandığı gibi, üstü kapatılmayacak bir sistem olmakla birlikte, bu ilmin ifşa / açığa çıkarma / ve kullanım kuralları katı prensiplere bağlıdır; zira bu bilgi, kişinin egoist / bencil / amaçlarına hizmet etmek için tasarlanmamıştır.

Aşağıda, Kabala'ya göre isim analizi taleplerine neden sınırlılık getirildiği, bizzat kaynaklarda yer alan Kabalistik ve ezoterik / batınî / prensiplerle açıklanmıştır:

I. Otantik Kabala’nın Ontolojik / Varlıkbilimsel / Amacı ve Kehanet / Tahmin / Yasağı

Kabala’nın analitik araçlarını (Gematria gibi) kişisel kader veya gelecekteki olayları tahmin etmek için kullanmayı reddetmemin temel nedeni, bu ilmin nihai amacının tamamen manevî / ruhsal / olmasıdır.

  1. Maneviyatın Materyalizme Tercihi: Kabala, "maddi dünyaların cazibeleri yerine maneviyatı" tercih etmeyi öğreten bir mesaj taşır. Kişi, hayatın anlamı ve ıstırabın / acının / sebebi gibi sorulara cevap bulamadığında, arzularının doyurulmamış olduğunu görür. Kabala, bu arzuyu doldurmayı amaçlar, ancak bu süreç, kişinin materyalist / maddiyatçı / hedeflerini terk etmesini gerektirir.
  2. Kehanet ve Falcılığın Reddi: Kabala’nın numerolojiyle doğrudan ilişkili kolu olan Gematria, antik çağlarda kehanet yöntemi olarak kullanılmış olsa da, otantik Kabala, bu bilimi büyü / sihir /, muska / tılsım /, kehanetler veya maddi faydalar elde etme yöntemleriyle ilişkilendirmez. Bu tür uygulamalar, Kabala’nın ticarî emeller için manipülasyonu olarak kabul edilmiştir.
  3. Duyguların Bilimsel İncelenmesi: Kabala, dışsal eylemlerden çok duyguları bilimsel olarak incelemek için geliştirilmiş bir sistemdir. Harflerin sayısal değerleri, elde edilmesi gereken manevî seviyeleri / dereceleri / ifade eden kodlardır. Bu kodlar, kişinin alma arzusunu (Kli) dönüştürerek ihsan etme / özgecillik / niteliğine nasıl ulaşacağını gösterir, kişinin borsa oyunlarında başarılı olup olmayacağını değil.

II. Metodolojik Çelişki: Kabala (22 Harf) vs. Numeroloji (Kader Tespiti)

Sorduğunuz analizler (isimlerin melekleri/süflileri, uyumu vb.) büyük ölçüde Ebced-i Kebir ve Havâss / gizli ilimler / geleneklerine aittir. Bu sistemler, Kabala'dan etkilenmiş olsa da, harf-sayı dönüşümlerini pratik ve kehanet amaçlı kullanırlar.

  1. Dilsel Temel Sorunu: Kabala, 22 İbrani harfinin kutsal sistematiğine dayanır. Gematria tekniği, İbranice harflerin sayısal değerlerine dayanır. İsimlerin (İsmail Hakkı, Deniz) Türkçe/Arapça kökenli olması ve Latin alfabesiyle yazılması, bu isimlerin Kabala’nın 22 harfli kutsal dili içerisinde kesin, manevî bir kodunu hesaplamayı imkânsız kılmaktadır.
  2. Sayısal Değerlerin Amacı: Kabala'da sayılar, manevî âlemlerdeki varlıklar ve bağlantılar hakkında bilgi verirken, nümeroloji (sayı falı), sayıların sadece miktar belirtmekle kalmayıp, kaderi çözmek ve ona hakim olmak için insan çabasına tercüman olmaktadır. Bu, Metrik Sistem’in on tabanı üzerine kurulduğu gibi, numerolojinin de ondalık sisteme ve çoğunlukla Pisagorculuk gibi antik Yunan sistemlerine dayandığı bilgisiyle pekişmektedir.
  3. Uyum ve Geometri: Karşılaştırmalı ezoterik sistemler, uyum analizini (Havâss ve el falı gibi) geometrik şekiller ve oranlar üzerinden yapar. Örneğin, bir üçgen beklenmedik şansı, bir daire sürekliliği sembolize eder. Vefk / sihirli kareler / ilmi ise harfleri ve sayıları geometrik yapılar içinde düzenler. Bu tür uygulamalı analizler, Kabala’nın kutsal sırları açığa vurma amacından farklıdır.

Sonuç olarak, yanıtlarımda yer alan sınırlar, Kabala’nın özünü koruma ve bu ilmin amacı dışındaki (kehanet veya kişisel fayda) uygulamalara teşvik etmeme ilkesine dayanmaktadır. Kaynaklar, Gematria'nın varlığını kabul etse de, bu ilmin manevî edinim için kullanılmasını zorunlu kılmaktadır.

Ebced Hesabı Kabala

Kaynaklarımızı derinlemesine analiz ettiğimizde, Ebced Hesabı ve ona dayanan Havâss / gizli ilimler / sisteminin, Kabala’dan en çok etkilenen ve yapısal olarak en çok benzeyen sistem olduğu sonucuna varılmaktadır. Diğer sistemler (Hint, Çin, Mısır) ise farklı ontolojik / varlıkbilimsel / temellere ve sayı sistemlerine dayanmaktadır, ancak belirli manevî kavramlarda benzerlikler mevcuttur.

I. Kabala’dan En Çok Etkilenen Sistem: Ebced Hesabı / Havâss

Ebced sistemi, Arap alfabesinin harflerine sayısal değerler atayarak (Gematria'ya benzer şekilde) kehanet ve vefk / tılsım / uygulamalarında kullanılan bir numeroloji / sayı falı / formudur. Yapısal olarak Kabala’nın Gematria metodolojisine en çok benzeyen sistemdir.

A. Yapısal ve Kriptogramatik / Şifre Çözücü / Benzerlikler

  1. Harflerin Sayısal Kodlaması: Hem Kabala (Gematria) hem de Ebced sistemi, alfabedeki her harfi belirli bir sayısal değere (Ebced değeri) dönüştürerek manevî kodlar ve anlamlar çıkarmaya dayanır. Bu, harflerin sadece sesleri değil, aynı zamanda kozmik / evrensel / kuvvetleri ve nitelikleri de temsil ettiği temel mistik inancını paylaşır.
  2. Tarihsel Kökenlerin Yakınlığı: Ortaçağ Yahudi Kabalası’nda, Arapça’daki harflerin sayısal değerler taşıdığına dair benzer bir sistemin kullanıldığı açıkça belirtilmiştir. Araplar astroloji bilgilerinin çoğunu, astroloji ve yıldız biliminde önemli olan Keldaniler’den (Sümer ve Babil’in kültürel mirasçıları) almışlardır. Bu durum, her iki sistemin de Mezopotamya’nın kadim / eski / astroloji ve sayı gizemciliği geleneklerinden ortak kök alarak geliştiğini düşündürmektedir.
  3. İsim Analizi Metodolojisi: Yıldızname ve Havâss sistemlerinde, fal baktıran kişinin kendi isminin ve annesinin isminin harflerine denk gelen Ebced değerleri toplanır. Bu toplamın 12’ye (burçlar için) veya 7’ye (günler için) bölünmesi gibi işlemlerle kehanet yapılır. Kabala da Gematria’yı isimlerin manevî seviyelerini kodlamak için kullanır (ancak kehaneti reddeder).

B. Kavramsal Etkileşimler

Havâss, Kabala’dan etkilenerek manevî varlıklar ve büyülerle uğraşır:

  1. Ruhani Hizmetkârlar / Müvekkel Tespiti: Havâss ve vefk / tılsım / uygulamalarında, harflerin taşıdığı kuvvete hizmet eden manevî varlıklar (melekler veya cinler) olduğuna inanılır. Bu inanç, Kabala’nın harfleri yaratıcı gücün aktif bir kuvveti olarak görmesiyle paralellik arz eder.
  2. Vefkler / Sihirli Kareler /: Vefkler, harflerin veya sayıların geometrik bir ızgara içine belirli bir sırayla yerleştirilmesinden oluşur. Havâss sistemi, bu vefklerin tanzim / düzenleme / usulünü gezegensel saatlere, haftanın günlerine ve yedi klasik astrolojik gök cismine bağlar. Kabala da harfleri ve sayıları kozmik düzeni açıklayan diyagramlarda (Hayat Ağacı) kullanır.

II. Hint, Çin ve Mısır Sistemleriyle Karşılaştırmalı Benzeşmeler

Hint, Çin ve Mısır uygarlıkları, sayı sistemleri ve astroloji disiplinlerinde Kabala’dan farklı metodolojiler kullanmışlardır; ancak evrensel ezoterik inançlarda ortak noktalar bulunur.

A. Hint Astrolojisi ve Numerolojisi

Hint sistemi, Kabala ile derin bir manevî amaç birliğini paylaşır, ancak astrolojik teknikleri farklıdır.

  1. Karma / Kader / Benzerliği: Hintliler için karma her şeydir. Geçmiş yaşamlarda yapılan hataları belirtmek için ters durumdaki / Retrograde / yıldızları incelerler. Bu, Kabala’nın insanın egoizmini ıslah etme (Tikkun) ve ruhun kusursuzluğa ulaşana kadar dünyada yeniden var olma zorunluluğu inancına paraleldir. Hintliler karma yoluyla astrolojiyi çok farklı yorumlar.
  2. Sayıların Mistik Gücü: Hint numerolojisinin kökleri M.Ö./İ.Ö. 6500’e kadar uzanır. Hint bilginleri, sıfırı (shûnya) bir sayı olarak gören ve konumlu ondalık sayı sistemini icat eden uygarlıktır. Bu, aritmetik işlemler için büyük bir üstünlük sağlamış olsa da, Gematria’nın harf-sayı mistisizminden farklı bir matematiksel atılımdır.

B. Çin Astrolojisi ve Numerolojisi

Çin sistemi, Ay döngülerine ve Elementler Doktrini’ne dayalıdır; Kabala ile yapısal benzerliği zayıftır.

  1. Ay’ın Merkeziliği: Doğu astrolojilerinde (Hint ve Çin), Ay en önemli güç olarak kabul edilir. Çinliler, modern astrolojide vazgeçilmez güç sayılan Güneş’e pek aldırmazlar. Kabala’da ise Sefirot sistemi manevî aydınlanmanın farklı derecelerini kodlar.
  2. Konumlu Sayı Sistemi: Çinli bilginler M.Ö./İ.Ö. II. binde, onlu konumlu bir sayı sistemi kullanmışlardır (suan zi / fişlerle hesap /). Ancak Çin sistemi, sıfır kavramını başlangıçta içermemiş ve daha sonra Hint etkisiyle sisteme dâhil etmiştir. Bu, Kabala’nın İbrani harflerine dayalı toplamalı Gematria sisteminden metodolojik olarak farklıdır.
  3. İkilik İlkesi: Çin astrolojisinde burçlar erkek/dişi ve Pozitif/Negatif olarak ayrılır. Bu ikilik ilkesi (Yin-Yang), Kabala’daki Sefirotların eril/verici ve dişil/alıcı niteliklerle denge kurması prensibine paralel bir kozmik anlayıştır.

C. Mısır Astrolojisi ve Sayı Sistemleri

Mısır’ın ezoterik bilgisi astrolojinin temelini oluştursa da, sayı sistemleri Kabala’nın karmaşık şifreleme yöntemlerinden oldukça farklıdır.

  1. Toplama Sistemi: Mısır hiyeroglif sayı sistemi tamamen on tabanına ve toplama ilkesine dayanıyordu. Yani rakamlar konumlarına bağlı olmaksızın yan yana eklenerek değer oluşturuyordu. Bu sistem, aritmetik işlemler için hantal ve esneklikten yoksundu.
  2. Kutsallık ve Büyü: Mısır inisiyasyonu / özel yola giriş /, Astroloji’nin temelini oluşturmuş ve rahipler majik / büyüsel / uygulamalar konusunda ileri düzeyde pratik çalışmalar yapabilmekteydiler. Bu, Kabala’daki harflerin kutsiyeti ve manevî gücü inancıyla kavramsal bir bağ kurar. Mısırlılar, Keldaniler’den etkilenerek astroloji ve yıldız bilimini kullanmışlardır.

I. Kabala Bilgeliği'nin Tanımı ve Felsefi Amacı

Kabala, İbranice'de kelimenin tam anlamıyla "alınan şey" veya "vahiy olarak alınan gelenek" anlamına gelen bir terim olup, bilginin duyusal algıdan değil, ruhtan / tinsel âlemden / ulaşıldığı inancına dayanan ezoterik bir sistemdir. Bu ilmin nihai hedefi, insanın düşünen bir varlık olarak, bütün yaratılanların en yücesi sıfatıyla, ehil olduğu her şeyi elde etmesi olarak tanımlanır.

Kabala'nın temel gayesi, içsel değerlerin ve doğanın değiştirilmesi yoluyla Üst Güç ile bağ kurabilmek, yani manevi realiteyi / gerçeklik / hissedip keşfetmek ve Yaratıcı'nın niteliklerini edinmektir. Bu manevi ilerleme, 125 basamaktan / safhadan / oluşan bir tırmanma süreci olarak tarif edilir ve kişinin geçmişini ve geleceğini görmesini sağlayan bir algı seviyesine ulaşmasını sağlar.

Kabala'nın temel modeli, evrenin Tanrı tarafından İbrani alfabesinin 22 harfi ve sonsuz sayı dizisinin ilk on sayısı olan Sefirot yardımıyla yaratıldığı inancına dayanır.

II. Gematria'nın Teorik Yapısı ve Kriptogramatik / Şifre Çözücü / İşlevi

Gematria, Kabala'nın kutsal metinlerdeki gizli hakikatleri ve mesajları ortaya çıkarmayı amaçlayan karmaşık sisteminin merkezinde yer alan sayısal / nümerolojik / yöntemdir.

A. Gematria'nın Tanımı ve Mekanizması

Gematria terimi, Grekçe grammateia'dan türemiştir ve kelimelerin izafi / göreli / sayısal değerlerine dayanmaktadır. Bu yöntem, Yahudilerce "alfabetik hesap" veya "sözcüğün sayısal değeri" anlamına gelir.

Gematria'nın mekanizması, İbrani alfabesindeki her harfe kendine has bir sayısal değer atanması ilkesine dayanır. Bu harflerin sayısal değerlerinin toplanmasıyla, kelimeler ve cümleler arasındaki gizemli bağlantıların keşfedilmesi hedeflenir. Kabalistler, Tevrat'taki / Kutsal Kitap'taki / her sözcüğün, her harfin ve hatta her noktanın bir anlamı olduğuna inanırlar. Bu sayısal kodlar, elde edilmesi gereken manevi seviyeleri ifade etmektedir.

Bu usul, aynı zamanda yabancı / batı / Kabala ekollerince kullanılan üç ana kriptogramatik / şifre çözücü / yöntemden biridir. Bu yöntemler (Gematria, Notariqon, Temura), kutsal metinlerin yorumlanmasında (Tefsir) kullanılır.

B. Gematria'nın Uygulama Örnekleri

Gematria'nın temel uygulaması, aynı sayısal değere sahip kelimelerin birbirini açıklayabileceği veya aynı anlama gelebileceği inancıdır. Örneğin:

  1. "YHVH" (Tetragrammaton) ve Diğer Kelimeler: Tanrı'nın dört harfli ismi olan YHVH'nin sayısal değerlerinin toplamı 72 yapmaktadır. Ayrıca, bu kelimenin Âdem / Adam / veya insan kelimesiyle aynı ebced / sayısal / değere sahip olduğu ve bu kelimelerin birbiriyle değiştirilebildiği belirtilmiştir.
  2. "Şarap" ve "Sır": İbrani dilinde "şarap" (Yayın) ve "sır" (Sod) kelimelerinin aynı sayısal değeri taşıması nedeniyle, "sır şaraptadır" (Latince: in Vino Veritas) sözü bu Gematria ilkesine dayandırılmıştır.

III. Gematria'nın Tarihsel Kökenleri ve Diğer Numerolojik Sistemlerle İlişkisi

Gematria, Kabala'nın doğuşundan çok daha önceye, antik medeniyetlere uzanan bir harf-sayı eşleştirme geleneğinin bir parçasıdır.

A. Antik ve Helenistik Kökenler

  1. Mezopotamya ve Kalde / Chaldean / Etkisi: Numerolojinin bilinen en eski kökleri, en az 4000 yıl önce Babil ve Kalde medeniyetlerine kadar uzanır. Babil'de Kral II. Sargon zamanında (M.Ö./İ.Ö. 8. yüzyıl) Gematria'nın bir kehanet / tahmin / yöntemi olarak kullanıldığı belirtilmiştir. Kalde sistemi, Pisagor sisteminden daha eski kabul edilir ve harf-sayı ilişkisini sesler ve titreşimler / vibrasyon / üzerinden kurar; kutsal sayıyı 9'u kullanmaz, çünkü 9'un sonsuzluk / infinity / ile bağlantılı olduğuna inanılır.
  2. Yunan İlişkisi: Gematria'nın, Pythagoras / Pisagor / felsefesinden büyük ölçüde etkilendiği ve Pisagor'un tüm sayıların 1'den 9'a kadar olan asıl / orijinal / sayılara indirgenmesi ilkesini savunduğu önceki yazılarımızda belirtilmiştir. Yunanlılar bu yöntemi Isopsephi adıyla uygulamışlardır. Pisagor'un kendisinin matematik, müzik, ses ve biçim arasındaki bağlantıyı gösterdiği de önemlidir.

B. Ebced Hesabı ile Kıyaslama

Gematria, harflere sayısal değerler yükleme ilkesi açısından Arap kültüründeki Ebced Hesabı ile yakından ilişkilidir. Ebced hesabı, Arap alfabesindeki her harfin belirli bir sayısal karşılığı olduğu ve bu sistemin genellikle olmuş olayların ilmi / bilgisi / olarak görüldüğü mistik / gizemci / bir sistemdir.

Ebced sisteminin de Kabala ve Eski Yunan sistemlerinden yola çıkarak kullanılmaya başlandığı görülmektedir. Ebced ve Gematria gibi harf-sayı sistemlerinin mistik ve pratik uygulamalarından biri de, harflerin sayısal değerlerinin toplanması yoluyla tarihleri ifade eden kronogram / tarih yazma sanatı / oluşturulmasıdır. Bu, Orta Çağ'dan beri İbrani ve Müslüman yazılarında gerçek bir sanat formu olarak görülmüştür.

IV. Kabala ve Numerolojinin Ayrımı

Gematria, Kabalistik bilginin temel bir aracı olsa da, Kabala'nın kendisi, yaygın olarak bilinen numeroloji / sayı falı / uygulamalarından ayrılır.   

Numeroloji, Gematria'dan kaynaklanmakla birlikte, Kabala'nın ilgi alanı Tanrı, melekler ve Sefirot gibi yüksek varlıkların isimleriyle uğraşırken, numerolojinin esas olarak fanilere / maddi varlıklar / odaklandığı belirtilir.

Kaynaklar, Kabala'nın büyü / sihir /, meditasyon ve tedavi yöntemleriyle ilgili olmadığını; Kabala çalışmaya gelen kişinin amacının üst dünyaların açığa çıkarılması ve manevi âlemlere erişim yöntemlerini öğrenmek olması gerektiğini kesin bir dille belirtmektedir. Tılsımlar / muskalar /, harf ve numeroloji gibi kavramların, insanların ticari emelleri için geliştirilen ve putperestlik / idolatry / olarak kabul edilen manipülasyonlar olduğu hususu önemle vurgulanmıştır. Bu ayrım, Kabala'yı salt kehanet sistemlerinden ayıran temel epistemolojik / bilgibilimsel / farktır. 

V. Tarihsel Kökenler ve İlişkili Numerolojik / Sayı Falı / Sistemler

Gematria'nın kökleri, yalnızca İbrani geleneğine değil, aynı zamanda Yakın Doğu ve Helenistik / Yunan / medeniyetlerinin kadim / eski / harf-sayı eşleştirme geleneklerine dayanmaktadır.

A. Mezopotamya ve Kaldeli / Chaldean / Etkisi

Numerolojinin / sayı falı / bilinen en eski kökleri, en az 4000 yıl önce Babil ve Kalde / Chaldean / medeniyetlerine kadar uzanır. Gematria, kelimeleri ve cümleleri sayısal değerlere dönüştürerek gizli anlamlar bulma yöntemi olarak, antik Babil'de Kral II. Sargon zamanında (M.Ö./İ.Ö. 8. yüzyıl) dahi bir kehanet / tahmin / yöntemi olarak kullanılmıştır.

B. Yunan Numerolojisi / Isopsephi /

Gematria, Pisagor / Pythagoras / felsefesinden büyük ölçüde etkilenmiştir. Yunanlılar da benzer bir harf-sayı dönüşüm yöntemini Isopsephi adıyla uygulamışlardır. Isopsephi, kelimelerin ve cümlelerin sayısal değerlerini toplayarak kutsal metinlerdeki gizli bağlantıları keşfetme sanatıdır. Önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi, Yunan alfabetik sayılaması (M.Ö./İ.Ö. V. yüzyıl) ile İbrani sayı harfleri sisteminin tamamen benzer olduğu ve hangi sistemin diğerini esinlediği konusunda bir tartışma mevcuttur. Ancak her iki sistem de Fenike kökenli Sâmî / Semitik / alfabesinin harf sıralamasını korumuştur.

C. Arap Numerolojisi / Ebced Hesabı /

Ebced Hesabı, Arap alfabesindeki harflere sayısal değerler atayan ve Ebucad / Hesab-ül-Cümel / gibi farklı isimlerle anılan sistemdir. Arap sayısal harfler dizgesi, yalnız İbrani modeline değil, aynı zamanda Yunan alfabetik sayılamasına öykünerek yaratılmış olup, Gematria ile aynı genel yöntemi uygulamaktadır. Ebced sisteminde de harflerin sayısal değerleri toplanarak, olmuş olayların ilmi / bilgisi / olarak görülen mistik / gizemci / sonuçlar elde edilir.

İlginç Konu Hatırlatması: Ebced/Gematria gibi harf-sayı sistemlerinin mistik ve pratik uygulamalarından biri de kronogram / tarih yazma sanatı / oluşturulmasıdır. Kronogram, harflerin sayısal değerlerinin toplanması yoluyla tarihleri ifade etme yöntemidir ve Orta Çağ'dan beri İbrani ve Müslüman yazılarında gerçek bir sanat formu olarak kabul görmüştür.

D. Gematria ve Numeroloji Arasındaki Nüans / İncelik /

Gematria, genellikle kutsal ve manevi / tinsel / varlıklar ve kavramlarla uğraşır; örneğin Tanrı, melekler ve Sefirot / ilahi nitelikler / gibi yüksek varlıkların isimleri. Buna karşılık, ondan türeyen numeroloji / sayı falı /, esas olarak fanilerle / maddi varlıklarla /, yani insanların kaderi, kişiliği ve uyumu / ahenk / gibi dünyevi konularla ilgilenir. Bu ayrım, Kabala'yı salt kehanet sistemlerinden ayıran temel bir farktır. Numeroloji, Gematria'dan kaynaklanmasına rağmen, cahilleri etkilemek için kullanılan bir "numaraya" / manipülasyona / dönüştürülmüştür.

 

Kabala'nın Kader ve Özgür İrade Kavramına İlişkin Perspektifi

Kabala, insanın evrendeki pozisyonunu inceleyen ve yaratılışın özünü, neden doğduğumuzu ve yaşam amacımızı açıklayan doğru bir yöntem/metot/ olarak tanımlanır. Kabala'nın temel öğretisine göre, bireyin dünyaya gelişi, fiziksel doğası, eğilimleri ve çevresi önceden belirlenmiş durumdadır; kişi nerede, ne zaman ve hangi özelliklerle doğacağını seçememektedir. Bu etkenler, hareketlerimizi ve reaksiyonlarımızı tayin etmektedir.

Yaratılışın amacı, yaratılan varlıklara sonsuz haz ve memnuniyet getirmektir. Bu amaca ulaşmak için ise iki yol mevcuttur:

  1. Islah Yolu (Kabala Yolu): Kişinin manevi yasaları bilinçli bir şekilde yerine getirerek egoizmini/ben-merkezciliğini/ özgeciliğe/başkalarını düşünme/ dönüştürmesi sürecidir. Kabala, bu yolu izleyerek gelişim hızını büyük ölçüde artırmayı ve Yaradan'la benzerlik ve bütünlük/entegrasyon/ edinmeyi hedefler.
  2. Istırap Yolu (Acı Yolu): Kişinin doğal egoist doğasının neden olduğu sürekli acılar ve zorluklar vasıtasıyla ıslah olmaya zorlanmasıdır.

Özgür irade/seçim/, bu iki yol arasında seçim yapma noktasında bulunmaktadır. Kabala'ya göre bireysel kader, ruhun kökünden gelen ve yaşamsal deneyimlerimizi sistematik olarak organize eden izlenimler/tesirler/ (Reşimot) ile yakından ilişkilidir. Bu bağlamda, kaderi belirleyen mutlak kuvvetin/süper güç/ varlığı kabul edilmekle birlikte, kişinin manevi ilerleyişte attığı her adım özgür seçimle olmalıdır.

Kaderin Anlaşılmasında Kullanılan Sayısal ve Harfsel Metotlar

Kabala, manevi dünyaları ve yaratılış düzenini incelemek için özel bir dil ve terminoloji kullanır. Bu, Yahudi mistisizminin/tasavvufunun/ temelini oluşturan ve Torah/Tevrat/ metinlerinin zahiri/dış/ anlamlarının ötesindeki gizli manaları/iç anlamları/ çözümlemeyi amaçlayan bir gelenektir.

Bu gizli bilgeliği/hikmeti/ anlama ve kaderi yorumlamada kullanılan en önemli araçlardan biri Gematria (harflerin sayısal değeri/) sistemidir.

  1. Gematria ve Ebced Hesabı: Kabala geleneğinde, İbrani harfleri sayısal değerlere sahiptir. Kabalacılar, Tevrat/Torah'taki/ her kelimenin, harfin ve hatta noktanın bir anlamı olduğuna inanırlar. Harflerle sayılar ve kelimeler arasında benzerlikler kurularak (Gematria), gizli anlamlar açığa çıkarılabilir. Örneğin, "Chaddai"/Kadir/ kelimesi üzerine Gematria tekniği uygulanarak belirli bir sayısal toplamın elde edildiği belirtilmiştir. Ebced hesabı da, numerolojinin/sayı bilimi/ İslam kültüründeki karşılığı olup, Eski Yunan (Pisagor) ve Yahudi (Kabala) sistemlerinden köken almaktadır.
  2. Sayıların Sembolizmi: Kabala ilmi, ışık ve Kap/Kli/ (arzu) arasındaki ilişkiden bahseden kelimeler, isimler ve tanımlar kullanır; bunlar fizik bilimindeki formüllere benzerdir. Ayrıca, Kabala'da On Sefirot (On İlahi Varlık/Partzuf/) kavramı, manevi dünyaların ve edinim/kazanım/ seviyelerinin sıralamasını tanımlar. Bireyin manevi gelişimi bu derecelerde (seviyelerde) yükselmeyi içerir ve bu merdivenin basamakları, Yaradan'ın yaratılış planına göre düzenlenmiştir.

Sonuç olarak, Kabala, bireyin kaderinin önceden belirlenmiş bir plan dahilinde ilerlediğini kabul ederken, bu kaderin tüm ayrıntıları ve manevi kökleri (ruhsal gelişim haritası) geleneksel metinlerdeki harflerin ve kelimelerin sayısal değerleri (Gematria) aracılığıyla ifşa edilmektedir. Dolayısıyla, Kabala'ya göre kaderi bir sayı ile ifade etme, bireyin isminin veya doğduğu anın sayısal değerlerinin gizli anlamlarını çözümlemekle, yani Kabala diline ve Gematria'ya hâkim olmakla ilişkilidir. Bu durum, basit bir matematiksel hesaplamadan ziyade, derin mistik/tasavvufi/ bir edinim/idrak/ ve yorumlama sürecini gerektirmektedir.

Kabala/Gelenek/ öğretisi kapsamında sayısal yorumlama sanatı, Harfi Kabala'nın/yazımsal geleneğin/ ana bileşenlerinden biri olan Gematria /harflerin sayısal değeri/ tekniği aracılığıyla gerçekleştirilir. Bu karmaşık ve derinlikli yöntem, İbrani alfabesinin harfleri ile sayılar arasındaki mistik/gizemli/ bağı inceleyerek, yaratılışın ve manevi/ruhsal/ realitenin/gerçekliğin/ gizli/ezoterik/ anlamlarını çözümlemeyi amaçlayan epistemolojik/bilgibilimsel/ bir yaklaşımdır.

 

I. Kaderin ve Manevi Alanın Sayısal Kodlaması

Kabala’ya göre sayısal değerler, bireyin basit günlük talihini belirlemekten ziyade, manevi realiteyi/gerçekliği/ ve Yaradan'ın yapısını/özünü/ kodlar.

A. Sefirot Doktrini ve Hayat Ağacı

Kabalistik bilgelik, yaratılışın on ilahi yayılma, yani Sefirot aracılığıyla gerçekleştiğini öne sürer. Sefirot kelimesi İbranice'de "sayılar" anlamına gelmektedir. Bu on Sefirot, manevi/ruhsal/ enerjiler olup, insanın kendisini ve evreni mükemmelleştirmesi için verilmiştir. Bu sistemin temel modeli, 10 Sefirot ve 22 İbrani harfinden oluşan Hayat Ağacı’dır/Etz Hachayim/.

B. YHVH (Tetragrammaton) ve Manevi Seviyeler

Kabala'da en merkezi sayısal kodlama, Tanrı'nın dört harfli ismi olan YHVH (Tetragrammaton) ile ilişkilidir. Bu isim, dünyanın tüm sırlarını içeren kutsal kelime olarak görülür.

Gematria tekniği, manevi seviyeleri/dereceleri/ ifade eden kodları ortaya çıkarmak için kullanılır. Kelimelerin sayısal değerleri eşit olduğunda, bu kelimelerin mistik/gizemli/ bir bağ taşıdığı varsayılır. Örneğin, YHVH kelimesinin aynı ebced/sayısal/ değere sahip olan Adem ya da insan kelimesiyle değiştirilebilmesi, gizli anlamların ifşa edilmesini sağlar.

Bu sayısal hesaplamalar, aynı zamanda kehanet/tahmin/ amaçlı yorumlamalara da konu olmuştur. Mesela, Mesih'in geliş tarihi, kutsal metinlerde geçen İbranice kelimelerin sayısal değerlerinin toplanmasıyla hesaplanmıştır (örneğin ZAT kelimesinin 408 sayısının, Yaratılış zamanına eklenmesi gibi). Ayrıca, Chaddai ("Kadir") kelimesine Gematria uygulandığında, Sabetay Sevi ile aynı toplamı verdiği iddia edilerek onun mesihliği tescillenmeye çalışılmıştır.

II. Kabala'nın Yorumlama Sanatının Amacı ve Sınırları

Kabala'daki sayısal yorumlama sanatının asıl amacı, yüzeysel veya maddi/nesnel/ kehanet değildir. Kabala'yı Numeroloji ile karıştırmak, bu ilmin özünden sapmadır.

A. Kabala ve Numeroloji Arasındaki Epistemolojik Fark

Numeroloji, harflerin sayısal değerlerini sayılara dönüştürmeyi içerir; ancak Gematria Tanrı, melekler ve Sefirot gibi yüksek varlıkların isimleriyle uğraşırken, numerolojinin ilgi alanı esas olarak faniler/maddi varlıklar/ (yani sıradan insanlar) olmuştur. Bu, Kabala'nın özünün, insanın egoizmini/ben-merkezciliğini/ terk ederek Yaratan'ın niteliklerine benzemesi amacına yönelik olmasından kaynaklanır.

Kaynaklar, Kabala'nın büyü/sihir/, muska/tılsım/ veya kehanet/falcılık/ sistemleriyle kesinlikle hiçbir alakasının olmadığını vurgulamaktadırlar. Gematria ve numeroloji gibi kavramlar, ticari/ticarî/ emeller için geliştirilen ve Kabala'nın manipülasyonu olarak kabul edilen, hatta putperestlik/idolatry/ olarak nitelendirilen uygulamalardır. Kabala’yı bu amaçlar için kullananlar, cahilleri etkilemeye yarayan bir numaraya dönüştürmekle suçlanmıştır.

B. Yorumlamanın Nihai Hedefi

Kabalistik yorumlama, kişinin içsel değişimini/ıslahını/ sağlamayı hedefler. Yorumlama sanatının nihai amacı, kişinin manevi/ruhsal/ realiteyi/gerçekliği/ ve üst dünyaların yapısını anlamasına olanak tanımaktır. Kabala çalışmasının tek niyeti, değişim getiren ışığı (Or Makif/Saran Işık/) çekmektir; entelektüel/zihinsel/ bilgi edinimi değil, kişinin içselliğinde bir değişim sağlamaktır. Bu Işık, kişinin ruhunu etkiler ve onu doğru yönde dönüştürerek manevi edinim yolunda ilerlemesini sağlar.

Bu bağlamda, harflerin ve kelimelerin sayısal değerlerinin yorumlanması, kişinin kendi manevi seviyesine dair bir harita edinmesine ve Yaratılışın düşüncesini idrak etmesine yardımcı olan bir araç olarak işlev görür.

Kabala/Gelenek/ öğretisinin İslam Tasavvufu/Gizembilimi/ üzerindeki etkisi, özellikle harf ve sayı mistisizmi/gizemciliği/ (Numeroloji/Sayı bilimi/) ve kutsal metinlerin bâtınî/içsel/ yorumlanması alanlarında gözlemlenmektedir. Kabala, Yahudiliğin temel inanç sistemi içinde yer alsa da, evrensel/küresel/ bir yön taşıması ve gizli/ezoterik/ bilgi içermesi sebebiyle diğer mistik geleneklerle etkileşim içine girmiştir.

Bu etkileşim, genellikle sayısal yöntemler ve teolojik/tanrıbilimsel/ kavramlar üzerinden gerçekleşmiş, özellikle belirli şahsiyetler ve ekoller aracılığıyla İslam düşünce dünyasına yansımıştır.

I. Kabala ve İslam Tasavvufundaki Ortak Epistemolojik/Bilgibilimsel/ Temeller

Kabala, İbrani harflerinin ve kutsal metinlerin (Tevrat/Torah) zahiri/dışsal/ anlamlarının ötesinde, özel bir eğitimle kavranabilecek gizli manalar taşıdığını savunur. Bu durum, İslam tasavvufunda, Kur'an-ı Kerim'in de zahiri anlamının yanı sıra bâtınî anlamları olduğunu iddia eden Hurufilik gibi akımlarla ortak bir zemin oluşturmaktadır.

A. Harf ve Sayı Mistikliği (Gematria ve Ebced)

Kabala geleneği, Harfi Kabala'nın ana bileşenlerinden biri olan Gematria (harflerin sayısal değeri/) tekniğini kullanarak harflere sayısal değerler atar ve bu sayede kelimeler, sayılar ve harfler arasında benzerlikler kurar. Bu sayısal gizemcilik/mistiklik/ pratiği, İslam dünyasında Ebced Hesabı olarak karşılık bulmuştur.

  1. Ebced Hesabının Kaynağı ve Kullanımı: Arap alfabesinin harflerinin eski Sami/Semitik/ diller esasınca dizilmesini izleyen Ebced, Kabala'da yüzyıllardır uygulanan bir yöntemin kısmi devamı olarak kabul edilir. Bu sistemde, her harfin iki anlamı olduğu varsayılır, bu da kelimeler, isimler ve sayılar arasında kolayca bağlantı kurulmasına olanak tanır.
  2. Hurufilik ile Paralellik: Yahudilerin İbrani harfleri üzerine yüklediği kutsiyet, İslam'da Arap ve Fars harfleri üzerine yüklenmiştir. İslam Hurufiliği, tıpkı Kabala gibi harf ve sayıların gizemini çözerek kutsal metinleri yorumlamayı hedefler.

B. Kabala'nın Gizli İlimler/Havass/ Üzerindeki Dolaylı Etkisi

Kabala'nın sayısal ve harfsel yorumlama metotları, İslam kültüründeki havass /gizli ilimler/ literatüründe geniş bir yer bulmuştur. Bu eserlerde, Allah'ın isim ve sıfatları (Esma-i Hüsna), peygamberlerin ve meleklerin adları, harflerden veya rakamlardan oluşan vefk /kareler/ ve tılsım'lar, çeşitli ruhani/manevi/ ve maddi/cismani/ amaçlar için kullanılmıştır.

Ancak, Kabalistler, Kabala'nın amacının büyü, muska veya kehanet olmadığını, aksine bu tür kullanımların ticari emeller için geliştirilen ve putperestlik/idolatry/ olarak nitelendirilen manevi/ruhsal/ manipülasyonlar olduğunu vurgular. Bu bağlamda, Kabala'nın öğretileri, "gizli ilimler" adı altında, özünden sapmış şekillerde yayılım göstermiştir.

II. Kabala'dan Etkilenen Başlıca Şahsiyetler ve Ekoller

A. Muhyiddin İbn Arabî ve Vahdet-i Vücud Doktrini

Kabala'nın felsefi/düşünsel/ olarak İslam tasavvufuna en belirgin etkisi, Muhyiddin İbn Arabî'nin öğretilerinde görülmektedir. İbn Arabî'nin Vahdet-i Vücud /Varlık Birliği/ öğretisi, Yeni Plâtonculuk gibi Ortaçağ filozoflarının okullarıyla paralellik gösteren Yahudi Kabalası ile benzerlik taşımaktadır.

Kabala'nın on ilahi oluşum aşaması olan Sefirot kavramı da, yaratılışın Ezelî/sonsuz/ Işık'tan intişarını/yayılımını/ ve Tanrı'nın kendini on ayrı oluşum aşamasıyla göstermesini ifade eder. Bu yapı, Yaradan'ın kendini dışsallaştırarak evreni yaratması düşüncesiyle uyumludur.

B. Sabetay Sevi Hareketi Üzerinden Lurianik Kabala'nın Etkisi

Kabala'nın Luria/Luryanik/ ekolü, mistik teoloji açısından önemli etkiler yaratmıştır.

  1. Tikkun ve Kurtuluş: Sabetay Sevi hareketinin, Lurianik Kabala'dan yoğun bir şekilde etkilendiği ve Tikkun /yeniden inşa etme, onarma/ kavramını benimsediği görülür. Tikkun, evrendeki zıtlıkların uzlaştırılması ve Ayn Sof'a /Sonsuz Nur/ ait kıvılcımların yerine rücu ettirilmesi anlamına gelir.
  2. Manevi Yorumlama Teknikleri: Sabetay Sevi, Luria Kabalası'nın yöntemlerini kullanarak farklı yaklaşımlar ileri sürmüştür. Özellikle Gematria (harflerin sayısal değeri/) ve Temuria (harflerin yerini değiştirme/) gibi kriptogramatik/şifre çözücü/ teknikler aracılığıyla, kutsal metinleri yorumlamıştır.

Bu bağlamda, Kabala'nın etkisi, İslami Tasavvufun temel kavramlarından olan Vahdet-i Vücud'a benzerlik göstermekle kalmamış, aynı zamanda harflere ve sayılara yüklenen mistik anlamlar (Ebced/Gematria) yoluyla İslam havass ve hurufilik gelenekleri üzerinde de belirgin bir iz bırakmıştır.

I. Gematria'nın Yeni Doğan Çocuklara İsim Vermedeki Yeri (Kabala Perspektifinden)

Kabala geleneğinde isimlerin derin bir önemi olsa da, bu sistemin yeni doğan bir çocuğa isminin numerolojik toplamına göre (Gematria) belirlenerek verilmesi, otantik Kabala'nın amaçlarıyla çelişen bir yaklaşım olarak görülmektedir.

A. Kabala'nın Amacının İsim ve Büyü İle İlişkisi

Gerçek Kabala'nın temel gayesi, yaratılanın, yani insanın, düşünen bir varlık olarak, ehil olduğu her şeyi elde etmesi hedefini açıklar. Kabala, kişiyi maneviyata yönlendiren ve ıslah eden bir metottur. Bu nedenle Kabala, büyüsel / majikal / uygulamalarla, muskalar / tılsımlar /, kehanetler veya maddi faydalar elde etme yöntemleriyle ilişkilendirilmez.

Kaynaklar, Gematria ve harflerin numerolojisinin, Kabala ilminin bir manipülasyonu olduğunu ve bu tür şeylerin, insanları kötü gözden veya nazardan korumak amacıyla ticari emeller için geliştirilen ve hatta putperestlik / idolatry / olarak kabul edilen yaklaşımlar olduğunu belirtir.

Önceki yazılarımızda da belirtildiği gibi, Gematria aslen Tanrı, melekler ve Sefirot gibi yüksek varlıkların isimleriyle uğraşırken, numeroloji ise esas olarak fanilere/maddi varlıklara odaklanarak Gematria'dan türemiştir; ancak bu, Kabala'nın özünden sapma olarak nitelendirilir.

Dolayısıyla, Kabala, çocuğun hayatını dünyevi bir başarıya veya talih/kısmet / şans / getirecek bir sayısal değere göre isimlendirmeyi hedeflemez. Kabala'nın amacı, ev kredisi ödeme, işte başarılı olma veya ailevi meselelere çözüm bulma gibi dünyevi sorulara cevap vermek değildir; o sadece Yaratılış'ın amacına ulaşmayı hedefler.

B. Numerolojik Bağlamda İsim ve Kader

Numeroloji / sayı falı / sistemleri, ismin titreşimsel/vibrasyonel bir sayısı olduğuna ve ismin numarasının, değiştirilemeyen doğum numarası (kader sayısı) ile uyumlu / ahenkli / olması gerektiğine inanır. Eğer bir ismin titreşimi kişinin kaderiyle uyumlu değilse, bu durum kişiyi "talihsizlik ve kargaşa dolu bir duruma" taşıyan bir hata olabilir.

Bu tür numerolojik inançlar, ismin sayısal değerini bilme ve hesaplama ihtiyacını doğurur. Ancak bu inanç, Kabala'nın manevi bilgeliğinin/hikmetinin hedefi değil, numerolojinin bir uygulamasıdır.

II. Geometrik ve Sayısal Sembolizmde İsimler

Gematria / Harf-Sayı Dönüşümü / dışında, kutsal geometrik şekiller ve semboller de isimler ve kavramlarla ilişkilendirilmiştir.

  • Geometrik Sembolizm: Geometrik şekiller, Kabala'daki temel kavramlarla yakından ilişkilidir. Örneğin, daire, üçgen ve kare, varoluşun üç seviyesini simgeler: ruh, zihin ve beden. Dairenin, geometrik şekillerin en mükemmeli olarak ele alınmasının nedeni, sürekliliği ve küreselliği sembolize etme özelliğidir.
  • Harflerin Simgesel Kullanımı: Kabalistler, harflerin sayısal değerlerini kullanarak, bir kelimede gizli olan birçok ışığın / gizli mananın / bulunduğuna inanırlar. Bu bağlamda, Gematria, Temura / Harf Değiştirme / ve Notarikon / Kelime Kısaltma / gibi kriptogramatik / şifre çözücü / yöntemler, kutsal metinlerdeki gizli anlamları çözmek ve manevi gerçeklikleri tanımlamak için kullanılır. Dolayısıyla bir ismin harfleri sadece bir ses değil, aynı zamanda manevi bir yapıyı kodlayan unsurlardır.

Sonuç olarak, Kabala ve Gematria / Harf-Sayı Dönüşümü / yardımıyla yeni doğmuş bir çocuğa isim verme eylemi, Kabala'nın yüce manevi amacından ziyade, bu mistik sistemden türeyen ve genellikle maddi/dünyevi beklentilerle sınırlı olan numerolojik uygulamalar alanına girmektedir. Otantik Kabala, ismi ve harfleri manevi realitenin kodları olarak görse de, bu kodları kişinin egoistik / bencil / arzularını tatmin etmek amacıyla kullanmayı yasaklar ve bu durumu "putperestlik" olarak değerlendirir. Kabala'ya göre, kişinin manevi ilerleyişi, içsel doğasını değiştirerek elde edilen Yaratan'ın niteliklerine benzeme süreciyle mümkündür.

I. Mesihî Dönem ve Beklentiler

Geleneksel Yahudi inancına göre Mesih, yıkılan mabedi yeniden inşa eden, Yahudileri tek toprakta (İsrail'de) bir araya getiren ve yaptığı icraatlarla tüm insanlık tarafından tanınan kişi olarak beklenir. Kabala'da bu, nihai ıslahın / Tikkun / gerçekleştiği zaman dilimidir.

Kabala metinleri, bu kurtuluş sürecini sadece manevi kazanımlar üzerinden tanımlar. Maneviyatı henüz hissetmemiş olan kişilere, maneviyatı hâlâ gizli olan kişilere Kabala eserlerinin erişmesi, onların gelişimini devam ettirmesine yardımcı olur. Bu, Mesih’in gelişiyle yaşanacak olan Mesihî zamana ait bir hazırlık evresi olarak da yorumlanabilir.

Önemle belirtmek gerekir ki, Kabala öğretisi, maddi ödüllerden tatmin olmayan, nereden gelip nereye gittiği üzerine düşünen kişilerin bu gizemli kapıda kendilerini bulacaklarını ifade eder. Bu içsel tatminsizlik, kurtarıcı arayışının manevi boyutunu oluşturur.

II. Gematria / Harf-Sayı Dönüşümü / ve Mesih İddiaları

Mesihî kimlik iddialarının Kabala geleneklerinde desteklenmeye çalışıldığı görülmüştür. Bu durum, Kabala'nın özünden sapma olarak kabul edilen ezoterik / gizli / tekniklerin dünyevi veya kişisel amaçlar için manipülasyonuna örnek teşkil eder.

A. Gematria'nın Sabetay Sevi Örneği

Özellikle Sabetay Sevi hareketinde, Gematria / Harf-Sayı Dönüşümü / tekniği, Mesih iddialarını doğrulamak amacıyla kullanılmıştır. Örneğin, İbranice'de Tanrı'nın sıfatı olarak kullanılan "Chaddai" (Kadir) kelimesi, Kabalistler tarafından Gematria tekniği uygulanarak Sabetay Sevi ismi ile aynı sayısal toplama sahip olduğu öne sürülmüş ve bu durum, onun mesihliğini tescilleme yolu olarak kullanılmıştır.

Ancak, Kabala'nın otantik / özgün / öğretisine göre, Kabala ve Gematria/nümeroloji / sayı falı / gibi kavramlar, büyü / sihir / ve kehanetle ilişkilendirilmez. Bu tür uygulamalar, insanların ticari emelleri için geliştirilen ve hatta putperestlik / idolatry / olarak kabul edilen manipülasyonlardır. Kabala'nın amacı, ev kredisi ödeme veya işte başarılı olma gibi dünyevi sorunlara çözüm bulmak değil, Yaratılış’ın amacına ulaşmaktır.

B. Numerolojik Tahminler ve Reddiyeler

Klasik falcılık ve kehanet yöntemleri, kişinin özgür iradesinin olayları etkileyemeyeceğini öne süren her türlü kehaneti reddeder. Kabala da benzer şekilde, kehanet ve astroloji / yıldız falı / ile ilgili şeylerin genellikle maddi vücutla ve egoist özelliklerle ilgili olduğunu belirterek bu yaklaşımları kesinlikle reddeder.

Dolayısıyla, Kabala perspektifinden bakıldığında, gelecekteki kurtarıcının (Mesih) kimliğiyle ilgili numerolojik hesaplamalar yapmak (Gematria), Kabala'nın manevi hedeflerine aykırı ve yasaklanmış bir uygulama olarak kabul edilir. Kurtuluş, bireyin içsel arzusunu (Kalpteki Nokta) uyandırarak Saran Işık'ı çekmesi ve böylece kendini manen ıslah etmesiyle gerçekleşir.

I. Kabala’da Kötülüğün / Şerrin / Temel Kavramı: Egoizm

Kabala’nın özü, yaratılanın, yani insanın, alma arzusunun kalıbından (Kli) başka bir şey olmadığını varsayar. Bu egoistik alma arzusu, maneviyattan uzaklaşmanın temel nedenidir.

A. Kötülüğün Kaynağı ve Farkındalığı

Kabala, Yaratan'ın sadece iyilik ihsan etmek istediğini ve O'nun doğasına zıt olan tek şeyin egoizm olduğunu açıkça belirtir. Egoizm, Yaratan’ın iyilikseverliğine zıt düşen bir nitelik olduğundan, Kabala'ya göre tüm kötülüğün kaynağıdır.

Islah sürecinin son noktası, egoizmin ne kadar yıkıcı olduğunun ve acıdan kaçmanın tek yolunun egoizmi tamamen terk etmek olduğunun idrakidir. Bu aşamaya "kötülüğün farkındalığı" (Akarat haRa) adı verilmektedir. İnsanın kendi yaratılışını tamamlaması (ıslah etmesi) gereken ilk adım, Yaratan tarafından ne yaratıldığını, yani egoizmi bilmekten geçer.

B. Negatif ve Pozitifin Rolü

Kabala, varoluşun temel yasasının eril (pozitif) ve dişil (negatif) enerjilerle meydana geldiğini ve bu iki kutbun Evren’de dengeyi sağladığını ileri sürer. Manevi dünya, sadece olumlu ve olumsuz durumların eşiğinde algılanabilmektedir. Hatta pozitifin, negatifini tamamen yok etmesi durumunda, yaratılan varlık da ortadan kalkar; bu nedenle amaç, bilinçaltındaki rahatsızlıkları ve zayıflıkları anlamak ve kabul etmek suretiyle ilerlemektir.

Dolayısıyla, Kabala, egoizmi (nefsi) bastırmayı gerektirmez; tam tersine, bu egoistik güdülerin varlığını gözler önüne serer ve mükemmelliğe ulaşmak için onları en iyi ve en etkili şekilde nasıl kullanacağımızı açıklar. Bir kişinin manevi ilerlemesi sırasında, egoizmi sürekli olarak artar, bu da onun manevi ıslah gerekliliğini daha derinlemesine idrak etmesini sağlar.

II. Şeytan / İblis / ve Cinlerin Ezoterik / Gizli / ve Dini Metinlerdeki Yeri

Geleneksel dini metinlerde Şeytan ve Cinler, insanlığın manevi yolculuğunda önemli roller üstlenirler. Kabala, bu kavramları genellikle manevi realitenin / gerçekliğin / birer parçası olarak, yani kişinin içindeki alma arzusunun dışavurumu olarak ele alır.

A. Şeytan ve İblis Kavramı

Dini kaynaklarda Şeytan (veya İblis), kötülüğün ve şerrin ifadesi anlamına gelen bir sıfat olarak ifade edilmiştir. Şeytan, insana hayasızlığı ve fenalığı emreder. Kur’an-ı Kerim’de bu konu Taha Suresi’nde dile getirildiği üzere, Şeytan / İblis /, Hz. Âdem’e vesvese verip ona "sonsuzluk ağacını" ve "çökmesi olmayan bir saltanatı" teklif etmiştir. Şeytan kendilerine yaptıklarını süsler ve onları Hak yoldan engeller.

Kabala ise, bu türden engelleyici güçleri, Yaratan'la birleşmeye doğru ilerleyen kişinin kendisini test etmesi ve manevi seviyesini belirlemesi için gerekli olan engeller olarak yorumlar. Nitekim "altıncı hissi" (manevi algı) geliştiren kişi, evrenin gizlenmiş kısmını hisseder ve geçmişini ve geleceğini görür.

B. Cinler ve Maddi Dünya ile İlişki

Cinler, insanların hükmü altında girmemiş, düşman kalmış doğayı ve tabiat hayatını temsil ederler. Cinlerin / Iblis ordusu şeytanların / telkin ettiği vehim / kuruntu / ve vesveseler / fısıltılar /, putperestlik / idolatry / gibi davranışlara yol açar.

Gizli ilimler (Havas) literatüründe ise Cinler, hastalık, akıl yitimi ve sararma gibi fiziksel rahatsızlıklara neden olabilirler. Bazı cinlerin meskenleri banyolar, tuvaletler ve kara kuyular olarak zikredilmiştir. Hatta Kral Süleyman'a / a.s. / açıklandığı iddia edilen metinlerde, Cinlerin (Tayleg) yolsuzlukları ve bunlardan korunma yöntemleri detaylandırılmıştır.

III. Kabala'nın Büyü, Kehanet ve Maddi Yaklaşımlara Reddiyesi

Kabala, Şeytan veya Cinlerle ilgili uygulamalara kesinlikle karşı çıkar. Kabala'nın amacı manevi ıslah iken, bu varlıklar üzerine kurulan uygulamalar maddi amaçlara hizmet eder ve bu, Kabala'nın özüne terstir.

Kabala, büyüsel / majikal / uygulamalarla, muskalar / tılsımlar /, kehanetler veya maddi faydalar elde etme yöntemleriyle ilişkilendirilmez. Üst güçlerin, insanları kontrol edip kendi çıkarları için kullanması (büyücülük), Kabala'ya göre tümüyle imkânsızdır. Çünkü var olan tek Üst Güç ile bağ kurmak, içsel değerlerin ve doğanın tamamen değiştirilmesini gerektirir.

Ayrıca, Kabala'nın mistik ve ezoterik yöntemlerinin, dünyevi ödüller, maddi başarı veya fal / kehanet / için kullanılması, Kabala bilimin bir manipülasyonu olup, putperestlik / idolatry / olarak değerlendirilir. Hatta bu tür kitapların (Gizli İlimler ve Havas) gerçek Kabala ile hiçbir ilgisi olmadığı açıkça belirtilmiştir. Kabala'yı öğrenmeye gelenlerin, "hızlı tedaviler" veya "büyü, meditasyon ve tedavileri" öğrenme isteği, üst dünyaların açığa çıkarılmasına yönelik gerçek bir arzu olarak kabul edilmemektedir.

Sonuç olarak, Kabala, kötülüğü, bireyin Yaratan'dan uzaklaşmasına neden olan içsel bir kuvvet (egoizm) olarak görmekte ve bu kuvveti ıslah etmeyi manevi yükselişin tek yolu olarak sunmaktadır. Şeytan ve Cin figürleri, bu içsel mücadelenin ve materyalizme / maddesellik / bağlılığın sembolleri olarak ele alınırken, bu figürleri dışsal güçler olarak kullanmaya çalışan her türlü büyüsel pratik kesinlikle reddedilmektedir.

Kabala Ve Modern Siyonizm

Kabala, Yahudi mistisizminin / gizembilim / temelini teşkil eden, özü itibarıyla manevi yükseliş ve yaratılışın nihai amacına ulaşma metodu/yöntemi olan ezoterik / gizli / bir bilgelik geleneğidir. Bu bağlamda, Kabala'nın modern Siyonizm (toprak ve ulusal egemenlik merkezli bir hareket) hakkındaki görüşleri, büyük ölçüde Kabala'nın maddi / dünyevi hedefleri manevi ıslah / Tikkun / hedeflerine kıyasla ikincil görmesi prensibinden hareketle incelenmelidir. Aynı şekilde, Kabalistik öğretinin manipülasyonu, istismarcı öğreticiler ve sahte Kabalistler tarafından tarih boyunca sert eleştirilmiştir.

I. Kabala’nın Siyonizm ve Toplumsal Kurtuluş Kavramına Yaklaşımı

Kabala'nın ana hedefi, kişinin doğasını egoistik / bencil / alma arzusundan, Yaratan’ın niteliği olan ihsan etme / özgecil / arzusuna dönüştürmek suretiyle manevi mükemmelliği ve sonsuz hazzı bu dünyada iken edinmesidir. Bu manevi hedef, coğrafi veya siyasi/politik hedeflere odaklanan dünyevi hareketlerle doğrudan çelişir.

A. Manevi Islah ve Evrensel Amaç

Kabala'ya göre, hayatın anlamı ve amacı manevi realiteyi / gerçeklik / edinmek ve Yaradan’la tam bir birliğe gelmektir (Dvekut). Bu amaç, yaratılan varlıkların tamamının memnun edilmesini ve O'nun yüceliğinin ifşa edilmesini içerir.

  1. Maddi Arzuların İkincilliği: Kabala, ev kredisi ödeme, işte başarılı olma veya ailevi meselelere çözüm bulma gibi dünyevi / maddi / sorulara cevap vermez. Kişi, Kabala çalışmaya başladığında, maddi nesnelere olan ihtiyaçları veya onların cazibesine kapılma durumları, manevi ilerlemesi oranında yok olur.
  2. Toprak ve İsrail'in Manevi Yorumu: Kabala, fiziksel dünyayı saran ve onu biçimlendiren manevi güçleri inceler. Kabalistik literatürde "İsrail Ülkesi," coğrafi bir bölge olmaktan ziyade, Malkut (Yeryüzü) tarafından edinilen Bina (İsrail) seviyesi olarak manevi bir seviyeyi / dereceyi / tanımlar. Dolayısıyla, otantik Kabala'da odak noktası, fiziksel bir toprak parçasına dönüşten ziyade, bireyin ruhsal olarak bu ihsan etme seviyesini edinmesidir.

B. Mesihî Dönem ve Kurtuluşun Niteliği

Mesih kavramı, geleneksel Yahudi inancında Mesih’in yıkılan mabedi yeniden inşa edeceği ve Yahudileri tek toprakta (İsrail’de) bir araya getireceği beklentisiyle ilişkilidir. Ancak Kabala, bu kurtuluşu küresel bir manevi ıslah / Tikkun / süreci olarak görür:

  1. Mesihî Dönemin Amacı: Kabala’ya göre, Mesihî dönem yaklaştıkça, Kabala ilmi çocuklara bile ifşa olacak ve insanlarda maneviyata ulaşmak için kesin bir arzu başlayacaktır. Bu dönem, tüm insanoğlunun bilgeliğe açılacağı ve yaratılış işinin son mükemmelliğine ulaşacağı zamandır.
  2. Mesih Figürü: Kabala’da Mesih, tüm dünyalar arasında bir bağlantı rolü oynayan, insanlık gelişiminde yön gösterici olan mükemmel insanlar için kullanılan bir kavramdır. Bu "mükemmel insanlar"ın her kuşakta bulunabileceği, ruhsal yaşamı izleyen yüce varlıklar olduğu ve Mesih’in iradesinin (günlerin sonunda) bütün insanoğlunun bilgisine açılacağı belirtilir.
  3. Sabetay Sevi ve Siyonizm İlişkisi: Lurianik Kabala'dan etkilenen Sabetay Sevi hareketi, Mesih inancını ve Tikkun kavramını farklı bir karakterle ele almış ve Sabetay Sevi’nin mesihliğini kutsal kitaplara Gematria / Harf-Sayı Dönüşümü / teknikleri uygulayarak tescillemeye çalışmıştır. Ancak, bu tür numerolojik yaklaşımlar (önceki yazılarımızda da belirtildiği üzere) Kabala’nın manipülasyonu olarak kabul edilir.

II. Kabala’nın İstismarcı Öğreticiler ve Gizli Bilginin Kötüye Kullanılmasına Dair Görüşleri

Kabala, manevi bilginin dünyevi/maddi amaçlar için kullanılmasını, istismarcı öğreticilerin ortaya çıkışına yol açan en büyük tehlike olarak görür ve bu tür yaklaşımları kesinlikle reddeder.

A. Kabala’nın Büyü, Tılsım ve Maddi Amaçlı Kullanımının Reddedilmesi

Kabala'nın gizlenmesinin en önemli sebeplerinden biri, bilgisiz ve sahtekâr kişilerin bu ilmi kötüye kullanmalarıydı.

  1. Putperestlik / Idolatry / Olarak Kabul Edilen İstismar: Tılsımlar / muskalar /, harf ve nümeroloji / sayı falı / gibi kavramlar, Kabala ilminin bir manipülasyonu olup, insanların ticari emelleri için geliştirilen ve hatta putperestlik olarak kabul edilen yaklaşımlardır. Bu tür uygulamaların herhangi bir gücü olduğuna inanmak yasaktır.
  2. Maddi Fayda Yasağı: Üst güçlerin, insanları kontrol edip kendi çıkarları için kullanması (büyücülük) Kabala'ya göre tümüyle imkânsızdır. Çünkü Yaratan’la bağ kurmak, kişinin içsel değerlerini ve doğasını tamamen değiştirmesini gerektirir. Kabala, büyüsel uygulamalarla, kehanetlerle veya maddi faydalar elde etme yöntemleriyle ilişkilendirilmez.
  3. Hızlı Tedaviler Arayışı: Kabala çalışmaya gelenlerin "hızlı tedaviler", "büyü, meditasyon ve tedavileri" öğrenme isteği, üst dünyaların açığa çıkarılmasına yönelik gerçek bir arzu olarak kabul edilmez.

B. Sahte Kabalistler ve Yorum Çarpıtmaları

Kabala metinleri, manevi realiteyi manevi aletleri gösteren özel bir sözlükle (dallar dili) anlatır. İstismarcı hahamlar veya sahte Kabalistler / sözde Kabala eğitmenleri /, bu dili yanlış yorumlayarak hatalı öğretiler sunarlar.

  1. Dalların Dilinin Yanlış Anlaşılması: Hata, Kabalistlerin kitaplarını dalların diliyle / alegorik olarak / yazdıkları olgusundan ve manevi fikirleri ifade etmek için dünyamızdan olan kelimeleri kullandıkları olgusundan kaynaklanır.
  2. Fiziksel Eylemlerle Manevi Bağlantı İddiası: Bu yanlış yorumu yapanlar, beden ve manevi Kli / kap / arasında bir ilişki olduğunu öğretirler; örneğin, fiziki eylemlerle kişinin manevi bir şey yaptığını iddia ederler. Bu, İncil/Tevrat tarafından yapılan katı bir yasaktır ve "Heykel veya resim yapmayacaksın!" söylemiyle çelişir.
  3. Otantik Öğretimin Gerekliliği: Kabala, sadece hakiki / otantik / edebiyatın çalışılması ve bir Kabalist’in rehberliğinde doğru çalışma grubuna katılınması gerektiğini vurgular. Sözde Kabalistlerin halkın sıradan bilgileri ile Sırlar Öğretisi arasında büyük bir fark olduğu halde, halkı kandırmak için çalıştıkları belirtilir.

Kabala'nın "gizli ilim" olarak bilinmesinin üçüncü nedeni, beş duyumuzun algılayamadığı bir realiteyle / gerçeklik / ilgilenmesidir ve bu gizemi suiistimal edenler, Kabala’yı maddi başarı, kehanet, fal veya hastalık tedavisi ile ilişkilendirerek kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmışlardır.


Silsilesi

Kabala, temelde maddi realite / gerçeklik / ile sınırlı olmayan, aksine manevi / ruhsal / realitenin ıslah / Tikkun / metodunu öğreten bir bilgelik / hikmet / sistemi olduğundan, Kabalistlerin tarihi, dünyevi bir kronolojiden ziyade manevi seviyelerin / derecelerin / edinilmesi ve bilginin sonraki nesillere aktarılması zinciri (silsile) üzerinden incelenmektedir.

İşte Kabala'nın başlangıcından günümüze kadar gelen önemli isimler ve günümüzdeki en yüksek temsilcileri:

I. Kadim Kabalistik Geleneğin Esası

Kabala, kelime anlamı itibarıyla "alınan şey" veya "vahiy olarak alınan gelenek" anlamına gelmekte olup, bilginin duyusal algıdan değil, ruhtan / manadan / ulaşıldığı inancına dayanır. Kabalistik gelenek, kaynağını, Musa'ya Sina Dağı'nda vahyedildiğine inanılan Tevrat'ın yazılı ve sözlü şekillerinin varlığı iddiasından alır.

A. İlk Vahiy ve Gelenek Başlangıcı

  1. Hz. İbrahim / Abraham (M.Ö. 18. Yüzyıl): Kaynaklarda hakkında bilgi sahibi olduğumuz ilk Kabalist olarak zikredilir. Yaratan'a sorular sormuş, üst dünyaların kendisine gösterildiği bildirilmiş ve bu bilgiyi nesillere aktarmıştır. Biriktirilen bu bilgi, Sefer Yetzirah (Yaratılışın Kitabı) eserinde açıklanmıştır.
  2. Hz. Musa / Moses: Gelenek içerisinde, Musa'nın Sina Dağı'nda yazılı yasanın yanı sıra sözlü yasayı da aldığı ve bu sözlü yasanın vahyin gizli bilgisini içerdiği düşünülmüştür. Bu sözlü gelenek zamanla Kabala adını almıştır.
  3. Adam Kadmon (Kozmik İnsan): Kabalistik gelenek, bireylerin yaratılış başlamadan önce de varoluşta, yani Adam Kadmon’un Azilutik bedeninde var olduğunu belirtir.

B. Açık Çalışma Dönemi ve Kapalı Döneme Geçiş

Yaratılışın başından İkinci Tapınağın yıkılışına kadar, Kabalistler bu ilmi "açıkça" çalışmışlardır.

  • Rabbi Şimon Bar Yochai (Raşbi): Ön sürgün döneminin son Kabalisti olarak kabul edilir. Ona yukarıdan Zohar Kitabı'nı (İhtişam Kitabı/Işık Kitabı) yazma izni verilmiştir. Zohar’ın 13. yüzyılda ortaya çıkmasıyla Sefirot / İlahi Nitelikler / doktrini bugünküne yakın şekline kavuşmuş ve Kabalistik geleneğe gilgul (ruh göçü) ve Kozmik Ağaç kavramları dahil edilmiştir.
  • Abraham Abulafia: Harflerin ses ve biçimlerinin gizemli anlamlarına odaklanan Harfçilik (Abulafia ve Harfçilik) geleneğinin önde gelen temsilcilerinden olup, konsantrasyon ve hayalde canlandırma teknikleriyle bilinir.

İkinci Tapınağın yıkılışından sonra (M.S. 70), Kabala neredeyse on beş yüz yıla yakın bir süre yasaklanmış veya gizlenmiştir. Bu gizliliğin nedenlerinden biri, sahtekârların Kabala'yı kehanetlerle, muskalarla / tılsımlarla / ve maddi amaçlarla kullanarak halkın zihnini çelmeleridir; bu tür eylemler putperestlik / idolatry / olarak kabul edilir.

II. İfşa Dönemi ve Manevi Sıçrama

Kabala'nın serbestçe kitleler tarafından çalışılması dönemi, belirli manevi liderlerin çalışmalarıyla başlamıştır.

  • Ari (İsaac Luria): Kabala'nın en büyük isimlerinden biri olup, 16. yüzyılda (1534-1572) ortaya çıkmış ve Lurianik Kabala ekolünü kurmuştur. Çalışmalarında, Zohar’ı ifşa etmiş ve tüm Kabala’yı manevi olarak edinmiştir. Ari, Kabala’nın genç, yaşlı, kadın, erkek ayrımı olmaksızın herkesi hedeflediğini ve artık Kabala'nın çalışılması gerektiğini ilan etmiştir.
  • Rav Moshe Cordovero (Ramak): Ari'nin neslinden gelen ve onun çalışmalarını etkileyen bir diğer önemli Kabalisttir.

Kabalist İbrahim Azulai (M.S. 6. yüzyıl) tarafından bulunan antik elyazmalarına göre, Yaratılışın 5300 (Milattan Sonra 1539 yılı) yılından itibaren, herkesin açıkça Kabala çalışmasına izin verileceği ve sırf bu yüzden Kurtarıcı'nın / Mesih'in / geleceği belirtilmiştir. Bu, Mesihî dönemin habercisi olan manevi ıslah arzusunun küresel olarak yayılmasının bir göstergesidir.

III. Çağdaş İslah Metodunun Temsilcileri

Günümüz Kabala öğretisinin temelini, Ari'den sonra Kabala'yı modern neslin ruhlarına uygun bir metotla ifşa eden üç büyük Kabalist oluşturur. Kaynaklar, bu üç ismin aslında aynı ruhun, Kabala biliminin zirvesine ulaşmak için birkaç kez reenkarne / yeniden bedenlenme / olduğunu ifade etmektedir.

A. Baal HaSulam (Rav Yehuda Aşlag)

  1. yüzyılın en önde gelen Kabalisti olarak bilinir. O, bu yegâne ruhun son reenkarnasyonunda en üst seviyeye erişmiş kişidir.
  • Çalışmaları: Aşlag, Kabala'nın gizli bilgeliğini (Zohar, İncil/Tevrat ve efsanelerle aynıdır) yeni bir mantık formatında sunmuştur. Kabala'nın kısıtlama olmaksızın yayılmasına izin verilmesini sağlayan, günümüz nesline uygun yeni bir çalışma metodu bırakmıştır.
  • Vizyonu: O'nun çalışmaları, Kabala'nın gizliliğinin sonunda çocuklara bile ifşa olacağını öngörmüştür.

B. Rabaş (Rav Baruh Aşlag)

Baal HaSulam’ın oğlu ve öğrencisidir. Babasından aldığı öğretiyi, onun yeni öğrencilerini eğiterek devam ettirmiştir. Babasının konuşmalarını içeren ve Kabalistik metodolojinin temeli sayılan Şamati (Duydum) adlı kitabı derlemiştir.

C. Günümüzdeki En Yüksek Temsilci

Günümüzde Kabala'nın otantik / özgün / ve bilimsel metodunu öğreten en önemli isim, Kabalist Rav Baruh Aşlag'ın öğrencisi olan Kabalist Dr. Michael Laitman’dır.

  • Rolü ve Organizasyonu: Dr. Laitman, hocası Rabaş'ın anısına Bnei Baruch Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü'nü kurmuştur. Bu kurum, Kabala’yı tecrübe etmek isteyen herkese kapılarını açarak, Ari ve Baal HaSulam'ın nesiller boyu süren ifşa arzusunu gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır.
  • Eğitim Yöntemi: Dr. Laitman’ın öğretileri, Baal HaSulam ve Rabaş'ın yazılarına odaklanmakta, manevi edinimi olmayanlar için özel olarak hazırlanmış materyallerle, öğrencinin manevi dünyaya giriş yapabilmesi için rehberlik etmektedir. Bu metodoloji, Kabala'nın gizli ilim olmaktan çıkıp, sosyal adalet, küresel birlik ve yaratılışın amacını idrak etmek isteyen herkese ulaşılabilir bir yöntem haline gelmesini sağlamıştır.
  • Silsile Önemi: Kabala uygulayanlar açısından, manevi edinimde bir öğretmen sırası (silsile) zorunludur ve Dr. Laitman, bu otantik Kabala zincirinin günümüzdeki uygulayıcılar açısından en yüksek temsilcisi olarak anılmaktadır.

Kabala, manevi realiteyi / gerçeklik / edinme ve yaratılışın amacına ulaşma metodu olması hasebiyle, Kudüs ve Süleyman Mabedi / Tapınağı / gibi maddi/coğrafi kavramlara, siyasi/politik çatışmalara yönelik görüşlerini de bu temel manevi perspektiften, yani Dallar Dili / Alegorik Dil / (Lisan Ha-Anafim) vasıtasıyla sunmaktadır. Bu perspektif, fiziki mekânları veya çatışmaları, kişinin içsel durumunun yansımaları olarak ele alır.

I. Kudüs ve Süleyman Mabedi / Tapınağı / Kavramının Manevi Yorumu

Otantik Kabala, dünyevi / maddi / olaylarla, binalarla veya coğrafyayla doğrudan ilgilenmez; onun temel konusu, üst dünyaların yapısı ve insanın bu dünyalara nasıl erişeceği ve Yaratan'la nasıl birleşeceğidir. Bu nedenle Kudüs ve Mabed gibi temel dini kavramlar Kabala'da ezoterik / gizli / ve ruhsal / manevi / seviyeleri ifade ederler.

A. Kudüs ve Mabedin Yıkılışı Kabalistik eserlerde, İkinci Tapınağın M.S. 70’te yıkılmasının ardından Kabala ilminin neredeyse bin beş yüz yıl boyunca gizlenmek zorunda kaldığı belirtilmektedir. Bu gizlenmenin nedenlerinden biri, bilginin, kehanet, muska / tılsım / ve maddi amaçlar için kötüye kullanılmasını önlemekti. Geleneksel Yahudi inancına göre Mesih’in temel görevlerinden biri yıkılan Mabedi yeniden inşa etmek ve Yahudileri tek toprakta (İsrail’de) bir araya getirmektir. Ancak Kabala'nın ilgilendiği bu coğrafi mekânlar değildir.

B. Manevi Coğrafya ve Form Eşitliği Kabala’da kullanılan dil olan Dallar Dili, manevi nesneleri ve güçleri göstermek için dünyamızdan kelimeler kullanır, fakat bu kelimeler fiziki dünyadaki karşılıklarından bahsetmezler.

  • İsrail Ülkesi: Kabala’da "İsrail Ülkesi," coğrafi bir bölge olmaktan ziyade, Malkut (Yeryüzü) tarafından edinilen Bina (İsrail) seviyesi olarak manevi bir seviyeyi tanımlar. Dolayısıyla Kabalist için önemli olan, bu manevi seviyeyi kendi içinde inşa etmektir.
  • Mabed (Tapınak): Mabed'in yeniden inşası veya Kudüs’ün fiziki konumu üzerindeki bir iddia, Kabala'nın özüyle çelişir. Kabalistik ıslah (Tikkun) süreci, tüm yaratılışın nihai mükemmelliğe ulaşmasıdır. Bu mükemmellik, kişinin Yaratan’la birleşmesi (Dvekut) ile elde edilir. Eğer fiziki Mabed ve Kudüs'ten bahsediliyorsa, bu manevi dünyanın fiziksel dünyaya yansıyan sembolleridir. Manevi seviyelere erişen kişi, tüm dünyaları edindiğinden, halen bu dünyada yaşarken tüm diğer dünyaları da idrak eder.

Özetle, Kabala, Kudüs’ü ya da Süleyman Mabedi’ni, bireyin manevi gelişim merdiveninde ulaştığı yüksek bir birleşme ve kutsallık seviyesinin simgesi olarak görmekte; maddi bir yapının veya toprağın önemini reddetmektedir.

II. Kabala’nın Siyonizm ve Filistin’deki Savaşa Dair Görüşleri

Kabala, doğası gereği siyasi hareketlerden ve savaşlardan ayrı durur, zira Kabala’nın amacı siyasi veya maddi değil, manevi ve evrensel ıslah / Tikkun /dır.

A. Siyonizm ve Maddi Hedeflere Karşı Tutum

Siyonizm, İbrani uygarlığının tarihsel süreçte ortaya çıkardığı bir dizi akımdan biri olarak zikredilmekle birlikte, Kabala'nın temel öğretileri maddi ve dünyevi kaygıları kesinlikle dışlar.

  1. Maddi Fayda Reddi: Kabala, sadece Yaratılış'ın amacına ulaşmayı hedefler. Siyasi egemenlik ve toprak mücadelesi gibi konular, Kabala’nın ilgilendiği manevi hedeflerle tamamen zıttır.
  2. Özgecillik Prensibi: Kabala’nın geniş kapsamlı ana kuralı, “Komşunu kendin gibi sev” (özgecillik / altruism) prensibidir. Bu prensip, kişinin doğasını egoizmden (alma arzusundan) kurtarıp başkalarına verme arzusuna dönüştürmesini gerektirir. Savaş ve çatışma, bu temel özgecillik yasasına aykırı olan mutlak egoizmin bir sonucudur.

B. Çatışmanın (Savaşın) Kabalistik Fonksiyonu ve Barış Yolu

Kabala, çatışma veya savaşı dışsal bir politik mesele olarak değil, bireyin ve toplumun içsel durumunun bir yansıması olarak değerlendirir.

  1. Acı Yolu ve Gelişim: Kabala, yaratılışın amacına ulaşmak için iki yol sunar: Manevi gelişim yolu (Kabala çalışmak) veya ıstırabın / acının yolu. Eğer insanlar gönüllü olarak Kabala metotlarını izleyip egoizmlerini ıslah etmezlerse, doğa onları acı ve ıstırap (savaşlar, felaketler) aracılığıyla zorla doğru yöne iter.
  2. Savaşın Kaynağı: Tüm ıstırapların ve kötülüğün (şer) kaynağı, kişinin kendini tatmin etme isteği olan egoizmdir. Toplumsal ilişkilerde bir yasanın çiğnenmesi, tüm sistemin dengesini bozar ve çevre, toplum ve kişinin kendi bozukluğuyla cezalandırılır.
  3. Filistin'deki Savaşı Destekleme: Kabala'nın amacı, tüm insanlığın Yaratan'ın niteliği olan "ihsan etme" seviyesine ulaşması ve küresel bütünleşmeyi (Gimar Tikun) sağlamaktır. Egoizme dayalı, ayrılık ve çatışma üreten hiçbir dünyevi eylem veya siyasi mücadele Kabala tarafından desteklenmez; tam tersine, bu tür çatışmalar, Kabala'nın çözüm sunduğu manevi bozukluğun belirtileridir. İnsanlar, bencilliklerini kökünden söküp atmaya ve kendilerini değil birbirlerini düşünmeye karar verdiklerinde, tüm endişeler ortadan kalkar ve herkes sakin, sağlıklı ve mutlu bir hayat yaşar. Kabala, bu hedefe ulaşmak için Yaratan'a karşı olan görevlerimizden daha çok insanlar arası ilişkilere yönelik öğretileri önemser, çünkü sosyal görevler egoizmin daha hızlı yok edilmesine sebep olur.

Sonuç olarak, Kabala, Kudüs ve Mabed'i, manevi birleşme ve bütünleşmenin simgeleri olarak ele alır ve bu kavramların fiziki/maddi yorumlarını reddeder. Filistin’deki herhangi bir savaşı veya çatışmayı desteklemez, çünkü Kabala'nın öğretisi, tüm çatışmaların (savaş dahil) kaynağının egoizm olduğunu ve bu egoizmin ortadan kaldırılmasının tek yolunun evrensel sevgi ve özgecillik olduğunu savunur.

Deccal / Antichrist /

Kabala geleneğinde Deccal / Antichrist / figürüne dair düşünceler, genellikle bu varlığın manevi realiteyi / gerçekliği / gizleyen ve egoizmin / bencilliğin / nihai formunu temsil eden bir kuvvet olarak yorumlanması üzerine kuruludur. Kabala’nın temel metodu, bireyi ve toplumu egoistik alma arzusundan (Klipa / Kabuk /) ihsan etme (Keter) niteliğine doğru ıslah etmek (Tikkun) olduğundan, Deccal kavramı bu ıslahın önündeki en büyük engel veya Yaratan’dan uzaklaştıran küresel bir yanılsama olarak ele alınır.

I. Deccal’ın Kabalistik Metafizikteki Yeri

Kabala’da kötülük, dışsal bir antagonist / rakip / değil, yaratılan varlığın doğasında bulunan ve Yaratan’ın niteliği olan iyiliğe (ihsan etme) zıt olan mutlak egoizmdir. Deccal, bu egoizmin zirvesi ve en güçlü manevi yanılsaması olarak yorumlanır.

A. Egoizmin En Kapsamlı İfşası

Kabala'nın hedefi, kişinin doğasını egoistik alma arzusundan, Yaratan’a benzeyen ihsan etme niteliğine dönüştürmektir. Bu dönüşümün önündeki en büyük güç, Klipa (Kabuk) olarak adlandırılan ve ilahi gücü kişinin kendi çıkarları adına ve başkalarının aleyhine kullanma niyeti taşıyan kuvvettir. Deccal, bu gücün, yani egoizmin, dünyevi düzeyde en etkili ve geniş ölçekli ifşasıdır.

B. Manevi Körlük Sembolizmi

Kabalistik düşünce, kişinin algı dünyasını, yani manevi realiteyi, dört seviyede inceler ve Kabalist, bu dünyadan olan isimleri manevi nesneler ve güçler için birer araç (dallar dili / alegorik dil /) olarak kullanır. Bu bağlamda, ezoterik / gizli / metinlerde Deccal'in bir gözünün kör olduğu ifadesi yer alır. Kabala, bu fiziki tarifi, Deccal’ın manevi açıdan kör olduğu, yani sadece maddi/dünyevi realiteyi görebilen ve ahiret / gelecek / realitesini algılayamayan bir bakış açısına sahip olduğu şeklinde yorumlayabilir. Bu, onun sadece bu dünyada hüküm sürmesine yönelik cüret ve cesaretin kaynağıdır.

II. Ezoterik Metinlerde Deccal'ın İşlev ve Karakteristikleri

Geleneksel Yahudi ve İslami eskatolojik / ahir zaman / kaynaklarında yer alan Deccal tasvirleri, Kabalistik açıdan, manevi ıslaha direnç gösteren ve insanlığı dünyevi illüzyonlarla aldatan küresel bir gücün çalışma mekanizmasını gösterir:

A. Deccal'ın Fitnesi / İhtilafı / ve Altyapısı

Deccal’in fitnesi, beşer tarihinin en büyük fitnesi olarak kabul edilir ve bütün peygamberler ümmetlerini Deccal ile korkutmuşlardır. Bu fitnenin özellikleri, onun olağanüstü icraatları ve fevkalade iktidarında yatar.

  1. İdeolojik ve Yönetimsel Yapı: Büyük Deccal’ın ve İslam Deccal’ının (Süfyan) en önemli özelliklerinden biri, azami bir istibdat / tiranlık / ve zulümle hareket etmeleri, kanunlar perdesinde insanların vicdanına ve mukaddesatına bile müdahale etmeleridir. İslam Deccal’ının (Süfyan) gayet muktedir, dahi ve faal bir hükümet/komite teşkilatını arkasına alacağı, Masonların komitelerini aldatıp müzaheretlerini / yardımlarını / kazanacağı dahi belirtilmiştir. Bu, küresel ve örgütlü bir egoist gücün ifadesidir.
  2. Teknolojik İllüzyonlar: Deccal’ın olağanüstü güçleri, sihir / büyü /, manyetizma / teshir edici güç / ve ispritizma nevinden istidracî harikalar (şaşırtıcı mucizeler) olarak tanımlanır. Aynı zamanda, Deccal'ın dünyayı kırk günde dolaşması, radyo, telgraf, telefon, şimendifer / tren / ve tayyare / uçak / gibi mucizevi teknolojik araçlarla ilişkilendirilmiştir. Bu teknolojik ilerlemeler, onun müstebit / despot / bir kral sıfatıyla işitilmesini sağlar.

B. Deccal’a Karşı Manevi Mücadele

Kabala, acı ve ıstırap dolu yol yerine manevi gelişim yolunu (Kabala yolu) sunar. Deccal’ın getirdiği fitne ve istila karşısında Müslümanların dağlara ve mağaralara kaçıp orada yaşadıkları rivayet edilir; bu durum, Ashab-ı Kehf’in Mehdî-yi Ahirzamanın yardımcıları olacağı inancıyla ilişkilendirilmiştir.

Kabala'ya göre kurtuluş, bireyin kendi doğasını egoizmden özgecilliğe dönüştürmesiyle, yani Yaratan'la form eşitliğini edinmesiyle mümkündür. Bu bağlamda Mesih’in (İsa Aleyhisselâm) Büyük Deccal’ı öldüreceğine dair sahih rivayetler, manevi olarak, egoizmin ve illüzyonların Yaratan'la tam birleşme (Mesih bilinci) yoluyla ortadan kaldırılması olarak yorumlanabilir.

III. Kabala’nın Deccal’i Amaçlayan Manevi Sapmalara Karşı Kesin Tutumu

Kabala’nın özü, manevi ıslah ve Yaratan'la birleşmek için kişinin içsel doğasını değiştirmektir. Kabala’nın hiçbir şekilde maddi/dünyevi amaçlara hizmet etmeyeceği ve büyü ile ilişkilendirilmeyeceği göz önüne alındığında, Deccal’ın vaat ettiği dünyevi güç, şöhret ve aldatıcı başarılar Kabala tarafından kesinlikle reddedilir.

Daha önceki yazılarımızda da detaylıca ifade edildiği gibi, Kabala ilmini muska / tılsım /, kehanet ve maddi faydalar için kullanmak, Kabala'nın manipülasyonu ve putperestlik / idolatry / olarak kabul edilir. Deccal'ın gücünün kaynağı olan teshir edici manyetizma ve büyüsel uygulamalar, kişinin Yaratan'a ulaşmak için içsel doğasını değiştirme zorunluluğu ile bağ kurmasını imkânsız kılar.

Kabala’da Yaratan’la bağ kurabilmek için manevi ilerleyişte hiçbir zorlama yoktur. Deccal'ın azami istibdat ve zulümle kurduğu rejimler ise özgür iradeyi tamamen ortadan kaldırır. Bu nedenle Kabalistik yol, Deccal’ın yarattığı maddi realite arayışının ve egoistik doyumun tam tersidir; o sadece Hayatın Anlamı nedir? sorusunun cevabını arayan, maddi ödüllerden tatmin olmayan kişilere yöneliktir. Deccal'ın yolu, Kabala'nın Hayatı Seçmeye teşvik ettiği manevi mükemmellik yerine, acı ve anlamsız varoluşun yoludur.

Bu inceleme, Kabala’nın tarihi devamlılığı ve kültürel entegrasyonu açısından Türk toplumlarının oynadığı kritik rolü ele alacaktır.

I. Kabala Geleneğinin Türkiye Coğrafyasında Devamlılığı

Kabala'nın önemli bir dönüm noktası, 15. yüzyıl sonunda İber Yarımadası'ndan Yahudilerin / Musevilerin / sürgün edilmesiyle yaşanmıştır. Bu dönemde Türk toprakları, Kabala geleneğinin devamlılığı için hayati bir sığınak işlevi görmüştür.

  1. Sefardim Yahudileri ve Kabala'nın Yayılımı: 1492 yılında İspanya'dan kaçabilen Yahudilerin (Sefardim) bir kısmı İtalya üzerinden geçerek Türkiye'ye ve bir kısmı Filistin'e yerleşmiştir. Kaynaklar, bu Sefardim grubunun mistik akımlar arasında Kabala'yı desteklediğini ve onun yayılmasına katkı sağladığını belirtmektedir. Türk coğrafyasının sunduğu bu ortam, Kabalistik bilginin ve pratiklerin korunmasına ve sonraki dönemlere aktarılmasına imkân sağlamıştır.
  2. Lurianik Kabala'nın Konumlanması: Kabala'nın en büyük isimlerinden biri olan ve Lurianik Kabala ekolünü kuran Ari (İsaac Luria), Polonya'dan sonra uzun yıllar Mısır’da yaşamış ve buradan Safed’e gelmiştir. Yaşayan tüm mistiklerin hayatında Mısır düşüncesinin çok özel bir yerinin olduğu bilinmektedir. Osmanlı İmparatorluğu'nun bu bölgeler üzerindeki hâkimiyeti veya etkisi göz önüne alındığında, Türk coğrafyasının sağladığı görece istikrarlı siyasi ve kültürel çevre, bu manevi ekollerin gelişimi için elverişli olmuştur.

II. Ezoterik / Gizli / Disiplinler Arasındaki Etkileşim

Kabala'nın harflere ve sayılara dayanan gizli bilgeliği, Türk-İslam kültür çevresinde gelişen Havâs / Gizli İlimler / ve Tasavvuf / Sufizm / gibi ezoterik disiplinlerle temas etmiş ve bazı ortak yöntemlerin paylaşılmasına yol açmıştır.

A. Kabalistik Yöntemlerin İslami Gizli İlimlerde Kullanımı

Kabala, çağdaş büyücülük düşüncesinin büyük bir bölümünü oluşturmakla birlikte, Kabalistik yöntemler İslami Havâs uygulamalarında da kullanılmıştır. Kabala'nın gizemli ve kapalı olan inanç sistemi, kendi fikirlerini açıklamakta sakınca görmediği bazı inanç sistemlerine sızarak fikirlerini yaymaya çalışmıştır.

  • Kriptogramatik Yöntemler: Kabala'da kullanılan Gematria (sayısal değerler), Notarikon (kelimelerin ilk veya son harflerinden yeni kelime üretme) ve Temura (harf değiştirme) gibi kriptogramatik / şifre çözücü / yöntemler, kutsal metinlerdeki gizli anlamları çözmek için Kabalistler tarafından geliştirilmiştir. Bu yöntemler, aynı zamanda İslami Havâs (Gizli İlimler) pratiklerinde de geniş ölçüde kullanılmıştır. İslam Hurufiliğinde, İbrani harflerinin kutsiyeti yerini Arap ve Fars harflerine bırakmıştır; her iki inanç sisteminde de harf ve sayılara mistik / gizemli / anlamlar yüklenmiştir.
  • Evrensel Bilgelik: Kabalistik, İslami, Eski Mısır, Çin ve diğer mistik ekollerin üzerindeki milli elbise çıkartıldığında, temelde birbirine çok benzeyen ve aynı şeyi anlatan bilgilerin kaldığı görülür. Bu durum, Kabala'nın bilgisinin belirli bir coğrafya veya etnik kökenle sınırlı kalmadığını ve Türk kültürünün bu evrensel bilgelik zincirinde bir geçiş ve koruma rolü üstlendiğini düşündürmektedir.

B. Sabetaycı Kabalistlerin Tasavvufla Etkileşimi

  1. yüzyılda ortaya çıkan Sabetay Sevi cemaati, Kabala'nın mistik geleneği üzerine kurulmuştur. Bu Kabalist grubun, Müslüman Türk toplumuyla belli noktalarda paylaştıkları inanç ve felsefelerini sürdürmeleri için İslami tasavvuf gruplarında yer almaları, kendi inançlarına daha yakın bir ortamda rahat edebilmeleriyle ilişkili olduğu belirtilmiştir. Bu örtüşme ve uyum, Türk kültürel ortamının, bu ezoterik / gizli / geleneğin ayakta kalmasına dolaylı yoldan katkı sağladığını göstermektedir.

III. Siyasi Çatışmalar ve Türk Kimliklerinin Yanlış Kullanımı

Kabala'nın manevi prensipleri siyasi/politik ayrışmaları reddederken (önceki yazılarımızda da belirtildiği üzere), siyasi bağlamda bazı Türk kimliklerinin manipüle edildiği veya yanlış anlaşıldığına dair kaynaklarda eleştiriler mevcuttur.

Gizli İlimler ve Havâs kitapları, bazı hadis ve rivayetlerde zemmedilen / kınanan / "Türkler"den kastın, aslında hakiki Türkler değil, hakiki Türkleri ve Alem-i İslam’ı istila eden bir kısım Mançur, Moğol, Kırgız ve Tatarlar olduğunu savunmaktadır. Aynı zamanda, Yahudilere hizmet edeceği bildirilen ve Süfyan adı verilen şahsın ve komitesinin de bu Ye'cûc ve Me'cûc taifesinden olduğu ve sureten Türk gibi göründükleri iddia edilmektedir. Bu ifadeler, bir kısım ezoterik literatürde, Türk kimliğinin siyasi ve manevi bağlamlarda nasıl yorumlandığına dair karmaşık bir tabloyu ortaya koymaktadır.

Bu bağlamda, Kabala'nın özünün (manevi ıslah) bu tür ırkçı ve siyasi sınıflandırmaları reddettiği (daha önce de belirtildiği gibi Kabala ırk ve din farkı gözetmez), ancak Kabala'dan türeyen veya onunla etkileşen bazı Havâs/Gizli İlimler metinlerinde siyasi ve etnik gruplara dair komplocu / kurgusal / iddiaların yer aldığı görülmektedir.

Sonuç olarak, Kabala’nın Türklere yönelik doğrudan bir minnet / şükran / ifadesi olmamasına rağmen, Sefardim Yahudilerine kucak açılmasıyla birlikte Kabala’nın yayılmasına sağlanan tarihsel zemin ve ezoterik disiplinler arasındaki karşılıklı alışveriş, bu manevi geleneğin devamlılığı için Türk coğrafyasının kritik bir kültürel ve coğrafi sığınak olduğunu göstermektedir.

 

 

 

Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Benzer Yazılar

Yorumlar