Devlet Yönetiminde Veya Toplumsal Yapının İdaresinde Sorunların Çözümü...
"Elimizdeki kaynaklarda yer alan felsefi,
sosyolojik ve bilimsel analizler, devlet yönetiminde veya toplumsal
yapının idaresinde sorunlar üzerinden anlık tepkiler vermek yerine, temel
ilkeleri sağlamlaştırmanın çok daha gerçekçi ve uzun vadeli sonuçlar
doğuracağını göstermektedir. Zira sorunlar, genellikle, ilkesel düzlemdeki
yapısal hataların yüzeye vuran sonuçlarıdır."
Bu çerçevede, bir yönetim anlayışının gündelik
sorunlara (semptomlara) mı yoksa temel ilkelere (yapısal düzene) mi odaklanması
gerektiği sorusu, üç ana başlık altında derinlemesine incelenmelidir: yapısal
sorunların sürekliliği, reaktif / tepkisel politikanın getirdiği sınırlamalar
ve yaratıcılığın ilkesel zorunluluktan ayrılma ihtiyacı.
1. Yapısal İlkelerin Önceliği ve Kalıcı
Sorunların Yönetilmesi
Kaynaklar, toplumsal sorunların büyük bir
çoğunluğunun münferit/rastlantısal olaylar değil, aksine kurumsal / yapısal
bir nitelik taşıyan ve nesiller boyu aktarılan düzenli örüntüler
olduğunu ortaya koymaktadır. Bu tür kalıcı sorunlarla mücadele edebilmek için,
yönetimin ilkeleri merkeze alması zorunludur.
A. Kilitlenmiş
Eşitsizlik İlkesi
Özellikle ırkçılık ve eğitim politikaları üzerine
yapılan eleştirel çalışmalarda, eşitsizliklerin tesadüfi olmaktan çıkıp,
tarihsel avantajlar ve ayrımcılıklar nedeniyle kendi kendini sürekli kılan, "kilitlenmiş
eşitsizlik" (locked-in inequality) haline geldiği
belirtilmektedir.
- Sistemin Amacı: Bu tür
yapıların, eşitsizliği ortadan kaldırmayı amaçlamadığı, bilakis bu
eşitsizliği "yönetilebilir seviyelerde" (manageable
levels) sürdürmeye çalıştığı ileri sürülür. Yönetim, her ne kadar eşitlikçi bir söylem
kullansa da, eğer kökleşmiş bu yapısal ilkelere dokunmazsa, eşitsiz
sonuçları yeniden üretmeye devam edecektir.
- İlkesel Çözüm Zorunluluğu: Bu
durum, basitçe bütçeyi artırarak veya tekil olaylara tepki göstererek
çözülemez. Kaynaklar, yalnızca toplumsal adalet ve bütüncül evrensel bir
düzene (Yazgıya / Destiny) hizmet eden niyetlerin, bireysel
ve kolektif yaşamda kalıcı değişim yaratma gücüne sahip olduğunu gösterir.
Bu bağlamda, sorunun temelindeki etik ve yapısal ilkeleri (adalet,
eşitlik) değiştirmek, rastlantısal olaylara tepki vermekten daha
önemlidir.
B. Sorunların
İllüzyonu (Karşıtlık Kapatan Vakalar)
Gündemdeki sorunlara odaklanmak, genellikle
politikanın asıl işlevinin önüne geçer. Toplumsal düzenin "adil" göründüğü cephesi
tehlikeye girdiğinde (örneğin Stephen Lawrence vakası gibi cinayetler sonrası)
yöneticiler, sorunu çözmek yerine, "karşıtlık kapatıcı vakalar"
(contradiction-closing cases) yaratarak sembolik çözümler üretir.
- Yanlış
Çözüm Vurgusu:
Bu tür reaktif eylemler, kamuoyunu tatmin eder ve sistemin ırkçılıktan
veya adaletsizlikten arınmış olduğu illüzyonunu korur. Ancak bu durum, gerçek
değişim yerine semantik (anlamsal) tartışmalara yol açar ve
adaletsizliği sürdüren temel ilkeler (kurumsal ırkçılık, kilitlenmiş
eşitsizlik) korunmuş olur. Bu, iktidarın kendi koyduğu ilkeleri bozmasına
rağmen varlığını sürdürme mekanizmasıdır.
2. Sorun Odaklı Yönetimin Kaçınılmaz
Sınırlamaları
Yönetimin tüm enerjisini sürekli olarak gündelik
olayların ardındaki "neden-sonuç zincirini" bulmaya harcaması,
bilimin ve felsefenin koyduğu temel sınırlar nedeniyle gerçekçi ve verimli
değildir.
A.
Öngörülemezlik ve Kaos
Modern bilimsel düşünce, katı bir belirlenimcilik
(determinism) arayışının, karmaşık sistemlerde imkânsız olduğunu
göstermiştir. Kaos
teorisi, en basit fiziksel sistemlerde dahi, başlangıç koşullarında yapılan
küçük bir hatanın veya sapmanın zamanla katlanarak büyük ve öngörülemez
sonuçlar doğuracağını kanıtlamıştır.
- Uygulama Alanı: Hava
tahmini gibi fiziksel olaylarda dahi öngörü sınırı iki haftayla
sınırlıyken, bireysel eylemlerin ve toplumsal ilişkilerin karmaşıklığı
hesaba katıldığında, toplumsal sorunların nedenlerini tam olarak bilmek ve
gelecekteki sonuçlarını öngörmek neredeyse olanaksızdır.
- Rastlantı (Tesadüf) Yönetilemez:
Rastlantı, bu bağlamda, basit bir bilgisizlik sonucu değil, fiziksel
dünyanın özünlü / temel bir niteliğidir. Yönetimin rastlantısal ve
kaotik sonuçlar üreten olayları (sorunları) kontrol etme girişimi, doğanın
temel yapısına aykırıdır. Bu nedenle, reaktif çözümler peşinde koşmak
yerine, sisteme esneklik kazandıracak genel ve sağlam ilkelere dönmek daha
güvenlidir.
B. Niyetin ve
İradenin Engellenmesi
Kişisel yaşamda dahi, bireyin özgür iradesiyle
(local mind / yerel zihin) belirlediği amaçlar, görünmez atalara sadakat
(kuşaklararası aktarım), genetik miras ve bilinçdışı eğilimler tarafından
kısıtlanır (önceki yazılarımızda). Toplumsal düzeyde de benzer bilinçdışı
faktörler işler.
- Görünmez Bağlar:
Toplumsal travmalar (soykırım, savaşlar, toplu ölümler) ve sırlar nesiller
arası hayaletler (phantom) yaratarak, çözülmemiş borçları ve
adaletsizlikleri tekrarlatır. Sorunlar, bireylerin hataları (kötü niyetli
eylemleri) benzemesinden dolayı tekerrür eder, çünkü yazgı (fate),
bu çözülmemiş meseleler etrafında dönmeye devam eder. Bu döngüyü kırmak
için, tekil hatalara odaklanmak yerine, derinlemesine psiko-sosyal
ilkelere (adalet, yüzleşme) odaklanmak gerekir.
3. Yaratıcılık ve Gelişim İçin İlkesel Ayrılmanın
Gerekliliği
Yönetimin sadece ilkeleri güçlendirmeye
odaklanması, teorik olarak istikrar sağlasa bile, mutlak bir durağanlığa
yol açar ve yaratıcılığı engeller. En gerçekçi yönetim, ilkelere dayanmalı,
ancak esnekliği korumalıdır.
- Dé-coïncidence (Uyumsuzluk) Kavramı: Felsefi
çalışmalar, bir sistemin (veya bir yönetimin) kendi ilkeleriyle kusursuzca
örtüşmesinin (coïncidence), o sistemi "sterilize"
ettiğini ve "imkânların tükenmesine" yol açtığını ileri
sürer. Yeni bir fikrin, sanatın veya özgür "varoluşun" (ex-istence)
ortaya çıkması, bu mevcut düzen içindeki küçücük bir "fissür"
/ çatlak veya "uyumsuzluktan" (dé-coïncidence)
kaynaklanır.
- Yaratıcılığın Kaynağı: Eğer bir
yönetim, mutlak bir kurala sıkı sıkıya bağlı kalırsa, "özgürlük"
ve "yeni olasılıklar" yaratma yeteneğini kaybeder. İktidarın
kendi koyduğu kuralları (ilkeleri) bozması, bir hata gibi görünse de,
sistemin dinamik kalması için içsel bir gereklilik olabilir.
Nitekim, bilardo örneği gösterildiği gibi, rastgele ve küçük bir sapma (clinamen)
bile, yeni bir çarpışmayı ve oluşumu başlatmıştır.
Sonuç
Devlet
yönetiminde gerçekçi ve uzun vadeli sonuçlar elde etmek için, odak noktası ilkeler
olmalıdır, zira ancak sağlam ve etik ilkeler üzerine kurulu bir yapı,
eşitsizliği ve adaletsizliği kalıcı olarak azaltabilir. Ancak bu ilkeler, katı
ve durağan bir dogmaya dönüşmemeli; sistem, yaratıcılığa ve yeniliğe izin
verecek şekilde, hataların ve uyumsuzlukların (sorunların) ortaya
çıkışını, ilerlemenin bir parçası olarak kabul etmelidir. Yönetimin görevi,
sorunlara anlık tepki vermek yerine, sistemin temel ilkelerini sürekli
sorgulayarak ve yenileyerek toplumsal yazgıyı aktif olarak ileriye
taşımaktır.
Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Yorumlar
Yorum Gönder