Print Friendly and PDF

Seri Yasası (Law of Seriality), Doğum Günü Problemi

Bunlarada Bakarsınız


Elimizdeki kaynaklarda yer alan kapsamlı çalışmalar, tesadüf ve ihtimal (olasılık) kavramlarının bilim, psikoloji ve felsefe alanlarındaki kesişimlerini incelemekte ve bu incelemeler özellikle Seri Yasası (Law of Seriality), Doğum Günü Problemi ve aile bağlarının nesiller arası aktarımı konularında çarpıcı sonuçlar ortaya koymaktadır.

Bu konuların her biri, olayların neden-sonuç zinciriyle mi, yoksa gizli bir düzenin zorlamasıyla mı gerçekleştiği yönündeki temel tartışmaya derinlik katmaktadır.

I. Seri Yasası (Law of Seriality) ve Kümelenmeler

"Seri Yasası", Avusturyalı biyolog Paul Kammerer tarafından öne sürülmüş ve eşzamanlılık / synchronicity kavramının gelişimine zemin hazırlamış bir tezdir. Bu yasa, olayların nedensellikten bağımsız olarak zaman ve mekânda bir araya gelme, yani kümelenme eğiliminde olduğunu savunur.

  • Tanım ve Mekanizma: Kammerer'e göre, bu seri olgular; uzay ve zamanda yasal bir tekrarı veya kümelenmeyi ifade eder ve bu kümelenmeyi oluşturan bireysel üyeler, dikkatli bir analizle tespit edilebildiği kadarıyla, aynı etkin kaynak tarafından birbirine bağlanmazlar. Kammerer, bu kümelenmelerin, rastlantıyı o kadar hâkim kıldığını ileri sürmüştür ki, bu durum, "rastlantı kavramının kendisini bile geçersiz kılar". Bu teze göre, tıpkı asteroitlerin kütle çekimiyle bir araya gelmesi gibi, rastgele olaylar da bir tür yakınlık (affinity) ya da akausal/nedensiz bağlantı ilkesinin etkisi altında kümeler oluşturur.
  • İlahi Amaçtan Çok Örüntü: Kammerer, bu örüntülerin doğada var olan altta yatan bir uyumu veya mozaiği gösterdiğini varsaymıştır. Bu, "düşünceyi, duyguları, bilimi ve sanatı, onları doğuran evrenin rahmiyle birleştiren göbek bağı" olarak nitelendirilir.
  • Örnekler: Kammerer, yüzlerce olay kaydetmiştir; bunlardan biri, eşinin bir romanda "Bayan Rohan" adlı bir karakteri okuduğu gün, sokakta Prens Rohan'a benzeyen birini görmesi, sonrasında ise bir dükkân yardımcısının Weissenbach'ı sorması ve nihayet akşam Prens Josef Rohan'ın kendisinin ziyarete gelmesi olayıdır. Bu durum, kişinin yeni öğrendiği bir isme karşı duyarlılığının artmasından ziyade, akausal bir kuvvetin varlığını ileri sürer.
  • Eleştiri: Bilim çevreleri, Seri Yasası'nın sonuçlarının saf şanstan kaynaklanan rastgele kümelenmelerden (örneğin art arda tura gelmesi gibi) farklı olup olmadığını kanıtlamanın zor olması nedeniyle bu teze şüpheyle yaklaşmıştır.

II. Doğum Günü Problemi ve İhtimalin Sınırları

Doğum Günü Problemi, matematiksel olasılığın, insanın sezgisel ya da gündelik tahminleriyle (ahlaki kesinlik) ne kadar çeliştiğini gösteren klasik bir örnektir. Bu problem, istatistiksel açıdan nadir görülen olayların, yeterince büyük bir popülasyonda veya zaman diliminde aslında kaçınılmaz olduğunu kanıtlar.

  • Ahlaki Kesinlik vs. Matematiksel Kesinlik: Gündelik hayatta, insanlar kendilerini büyük tehlikelerden (örneğin trafik kazası) uzak hissederken, olasılık hesapları bunun tam tersini gösterebilir. Doğum Günü Problemi'nin dayandığı temel şaşırtıcı nokta şudur: Bir odadaki yalnızca 23 kişinin varlığı durumunda, o kişilerden herhangi ikisinin aynı doğum gününe sahip olma ihtimali %50'den daha fazladır. Sezgisel olarak, insanlar 365 günde bu kadar az kişinin denk gelmesinin çok zor olduğunu düşünse de (kendilerinin başkasıyla eşleşmesi yerine, herhangi iki kişinin eşleşmesine odaklanmadıkları için), matematik aksini ispatlar.
  • Uygulanabilirlik ve Sonuçları: Bu matematiksel prensip, yaşamın birçok alanına uygulanabilir. Örneğin, ABD başkanlarının ölüm tarihlerine bakıldığında, üçünün de 4 Temmuz'da ve ikisinin aynı yıl öldüğü görülür ki, bu durum Jung'un bahsettiği gibi "numenal / kutsal bir nitelik" uyandırır.
  • "Küçük Dünya Problemi" (Small World Problem): Bu problem, coğrafi olarak birbirinden uzak yaşayan iki kişinin, sadece birkaç aracı (tanıdık) vasıtasıyla birbirine bağlanma olasılığının matematiksel olarak yüksek olduğunu gösterir. Bu türden yüksek olasılıklı olaylar, bazen paranormal ya da akausal bağlantıların kanıtı olarak sunulsa da, istatistikçiler bunların büyük sayılar yasası uyarınca, rastlantısal olarak beklenmesi gerektiğini vurgular.

III. Aile Bağlarının ve Kuşaklararası Aktarımın Sonuçları

Elimizdeki kaynaklar, aile bağları ve geçmiş olayların sonuçları konusunda psikolojik ve genetik temelli çok güçlü bulgular sunarak, bireyin yaşamının kendi özgür iradesinden daha az özgür olduğu fikrini desteklemektedir.

A. Görünmez Sadakat ve Yıldönümü Sendromu

Psikanalist Anne Ancelin Schützenberger'in çalışmalarına göre, bireylerin yaşadığı olaylar, atalarının deneyimlediği travmaların ve çözülmemiş borçların tekrarı olabilir.

  • Görünmez Sadakat (Invisible Loyalty): Birey, bilinçli olsun veya olmasın, ailesine karşı duyduğu "görünmez bir sadakat" ile bağlıdır. Bu sadakat, nesiller arası liyakat ve borç muhasebesi sisteminin bir parçasıdır. Aile içinde adaletsizlik, sır veya çözülmemiş yas varsa, bu durum sonraki nesli bu yükü üstlenmeye ve olayı tekrar etmeye iter.
  • Yıldönümü Sendromu (Anniversary Syndrome): Bu durum, travmatik bir kaybın, hastalığın veya kazanın, sonraki nesillerde tam olarak aynı yaşta veya aynı tarihte tekrarlanmasıyla ortaya çıkan bir savunmasızlık periyodudur. Bir olayın tekrarı, sanki bir çeşit akausal "zaman kayması" / time collapse yaratır.
    • Çarpıcı Örnek: Bir hasta (Charles), testis kanseri nedeniyle 39 yaşında ölmek üzereyken, büyükbabalarından biri (baba tarafından) 39 yaşında testis bölgesinden deve darbesi almış ve ölmüş, diğeri (anne tarafından) ise 39.5 yaşında I. Dünya Savaşı'nda gazdan ölmüştür (akciğer). Hastanın kanseri de hem testis (dede ile bağlantılı) hem de akciğerlerinde (gaza bağlı ölen diğer dede ile bağlantılı) metastaz yapmıştır. Bu, bedensel bölgelerin, akausal ve anlamsal bir bağlamda, ataların travmalarıyla nasıl eşzamanlı / synchronous olarak örtüştüğünü gösterir.

B. Kript, Hayalet ve Genetik Kalıtım

  • Kript ve Hayalet (Crypt and Phantom): Ailede konuşulamayan, utanç verici veya travmatik bir sır (örneğin cinayet, intihar, akıl hastanesine yatış) bilinçdışında bir "kript" (gizli mezar) oluşturur. Bu sır, sonraki nesilde hayalet (phantom) olarak kendini gösterir. Hayalet, kişinin kendi bilincinde olmaksızın, atasına ait travmanın davranışsal veya somatik olarak tekrar edilmesine neden olur; bu durum sanki atanın ruhu, torunun bedenini bir vantrilok gibi kullanmaktadır.
  • Genetik ve Davranışsal Tekrarlar (İkiz Çalışmaları): Aile bağlarının en doğrudan sonucu, ikizler üzerinde yapılan genetik çalışmalardan gelmektedir. Genetik yapıların benzerliği (özellikle tek yumurta / monozygotik ikizlerde), sadece fiziksel özellikleri değil, aynı zamanda minik davranışsal tercihleri, fobileri, meslek seçimlerini ve hatta evlilikleri bile şaşırtıcı derecede benzer kılmaktadır. Kaynaklar, doğumda ayrılan ikizlerin bile; eşlerine aynı adları vermesi (Linda, Betty), aynı marka arabayı sürmesi (Chevrolet), aynı plajda tatil yapması, aynı sigara markasını içmesi (Salem) ve aynı hobileri paylaşması gibi çok sayıda rastlantısal benzerlik gösterdiğini ortaya koymuştur. Bu, genetik etkinin, görünüşteki rastgele küçük alışkanlıklar ve davranışlar üzerinde bile, nesiller boyunca etkili olduğunu düşündürmektedir. Kronogenetik bilimi, bu tür psikolojik gelişmelerdeki atılımların ve gerilemelerin genetik kontrol altında olduğunu öne sürer.
  • Transgenerasyonel Travma: Aileler, bilinçli bir niyet olmaksızın, travmatik deneyimlerin (savaş, soykırım) duygusal etkilerini aktarabilirler. Örneğin, soykırım kurbanlarının torunları, dedelerinin veya ninelerinin yaşadığı dehşeti yansıtan kâbuslar görebilir veya fiziksel semptomlar (anksiyete, solunum zorluğu) yaşayabilirler; bu durum, "söylenemeyen travma"nın bedende veya zihinde kendini ifade etme biçimidir.

 

Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.

Benzer Yazılar

Yorumlar