“CİNNΔDEN
İbn Cinnî neseb
itibarıyla Arap değildir. Zira babası Yunan asıllı olup, Musul'un asil
ailelerinden birine mensup olan Süleyman b. Fahd b. Ahmed el-Ezdi (ö. 411.
H.1020). kölesi idi . Babasının adı olan
“Cinnî” Yunanca "Gennaius" kelimesinin Arapça söyleniş
şekli olup ,cömert, asilzâde, güzel fikirli ve saygın kişi" anlamlarına
gelmektedir , ibn Cinnî'nin de bu anlamları doğrular mahiyette babasının adının
Yunanca'da ,”saygın ve şerefli kişi" anlamına geldiğini söyledi
rivayet edilmiştir. İbn Cinnî'nin babasının Musul'a dışarıdan geldiği muhakkak
olmakla birlikte, buraya nereden, ne zaman ve hangi amaçla geldiği ve
efendisinin nezdindeki hizmetinin ne olduğu hususunda kaynaklarda bir malumata
tesadüf edilememektedir. Ancak onun sonradan İslâmî kabul edip müslüman
olduğunu söylemek mümkündür İbn Cinnî, Arap
asıllı olmayışının sosyal mevkiinde bir eksiklik ve kusur olarak telakki
edilmesi endişesinden olacak ki, bunu telafi sadedinde neseb olgusu yerine
ilimde işgal ettiği mevkii koymak istemişi.
**********
Ey vatanın her tarafında şimşek gibi parlayan !
Sen bana karşı şimşekten daha cömertsin .
**
Seksen sene
senden bir rahatlık yüzü görmedim.
Çünkü sen dünya
durdukça kalıcısın
**
Suçum olmadığı halde benden yüz çevirmen,
kötü bir niyetin işaretidir.
Hayatına yemin ederim ki ağlamaktan dolayı kalan
tek gözümü kaybetmekten korkuyorum.
Seni bir daha görmeme endişesi olmasaydı,
onu da terketmekte bir beis görmezdim.
Biz, aramızda yollarımızı ayırdık.
Ben iyiliği, sen de kötülüğü yüklendin.
**
Eğer sizce ben nesebsiz isem,
halk içinde benim nesebim ilmimdir.
Üstelik benim soyum şerefli ve asîl krallara dayanmaktadır.
Ki onlar konuştuklarında zaman
susar ve onlar hitabet sahibidirler.
Onlar Hz. Peygamberin hayır duasını almışlardır.
Bir Peygamberin duasını almak da şeref olarak yeter.
**
Kişinin iyi gençler zümresine girmesi
güzel ahlak sayesinde olur.
Vücut ve yüz güzelliğiyle değil.
**
O misafirlerin gelişi- öyle soğuk ve yağmurlu bir gecede
oldu ki ,
kopek bile onun karanlığından çadırın ipini göremiyordu.
Öyle bir vatan ki kötülük: bile oraya ancak bizim iznimizle
girebilir.
Ve biz düşmanlarımızdan- savaşmak için - sözleşme de talep
etmeyiz.
**
İki ölüm günümün hangisinden kaçayım ?
Onun takdir edilmeyeninden mi ?
Yoksa takdir edileninden mi ?
**
Sabah, akşam ve öğle vakti
başıma gelen dertlerime nasıl ağlamam.
**
Sonra, onu seviyor musun dediler,
evet damlalar, taşlar ve topraklar adedince dedim.
**
Allah iyilik yapanın iyiliklerinin mükafatını verir.
Onun indinde kötülük ise aynıyla karşılanır.
**
Ayrıldın ve bu
ayrılığı çok uzattın.
Bu denli uzun
ayrılık sonunda visal nadirdir.
**
Sahafın gümüş
dirhemleri kontrol için
sağa sola attığı
gibi, o (deve)
kızgın güneşte ön
ayaklarıyla taşları savuruyor.
**
Verdiği nimetler
ve yaptığı ihsanlardan dolayı Allah'a şükrettim.
Onun üzerimdeki
nimetleri yücedir.
Çünkü beni
başarılı kıldı ve bana iyilikte bulundu.
Beni gözetti ve
beni mal mülk sahibi yaptı.
Beni amaçlarıma
ulaştırdı ve beni meşhur etti.
*********
Nükte:
Ibn Cinnî bir gün divana gelir ve burada görevli memurlarla
sohbete dalar Bu esnada onun konuşma sırasında yaptığı mimik ve hareketler
kâtiplerden birinin dikkatini çeker ve İbn Cinniyi maymuna benzetir. Bunun
üzerine ibn Cinni bu benzetmeye kızar ve muhatabına çıkışır. Daha sonra kalkıp
yaptığı bu şakadan dolayı özür diler ve durumu düzeltmek için
“Ey ûstad. Haşa maksadım seni maymuna benzetmek değil,
bilakis maymunu sana benzetmekti' der.
Bu nükteden hoşlanan İbn Cinnî, mazereti kabul eder ve bu
hadiseyi daha sonraları bizzat kendisi başkalarına da anlatır.
Kaynak:
Mehmet YAVUZ, Cînnî Hayatı ve Arap Gramerindeki Yeri (Doktora Tezi), İ. Ü
Sosyal Bilimler Enstitüsü Arap Dili Ve Edebiyatı Bilim Dalı,1996, İstanbul
Not: Bazen Büyük Dosyaları tarayıcı açmayabilir...İndirerek okumaya Çalışınız.
Yorumlar